nurunalanur
Well-known member
UYKUYU SEVİYORUM
Çalışmam gerek. Elimdeki kitabı bitirmeliyim. Daha hızlı ve dikkatli okumalıyım. Kendimi kitaba vermeye çalışıyorum. Üzerimde tonlarca yük var sanki. Bir an şüpheleniyorum. Şöyle bir üzerime bakıyorum. Elbisemden başka bir yük yok. Gözlerimi kitaba dikiyorum. Daha bir açıyorum. Yük daha ağırlaşıyor. Amansız bir mücadele içindeyim. İstediğim zaman açıp kapayabildiğim göz kapakları beni dinlemiyor şimdi. Ağırlığın ondan geldiğini anlıyorum. Geriniyorum. Uyumamam gerek.
Zamana ihtiyacım var. Gidip yüzümü yıkıyorum. İstemeden esniyorum. Bütün gücümü, kuvvetimi topluyorum. Çalışmaya devam ediyorum. Çalışıyorum.
Tamam artık. Göz kapaklarına söz geçirdim. Kafam birden yana düşüyor. Aniden sıçrıyorum. Dalmışım. Göz kapakları yarı açık, yarı kapalı.
Harfler birbirine karışıyor. Kelimeler zar zor seçiliyor. Dünya sanki üzerime biniyor. İstemeden uykunun tatlı cazibesi altındayım. İradem dışı bir iştiyak, bir arzu doğuyor.
Uyku dayanılmaz cazibesiyle kendine çekiyor. Kendimi bırakıyorum. Ve altı saat kırkbeş dakika sonrası. Uyanıyorum.
Hayretler içindeyim. Hani ben uyumayacaktım. Uyumuşum işte. Göz kapaklarının dayanılmaz ağırlığı üzerime binmiş ve ben altında kalakalmışım.
İşte bu benim yıllar yılı yaşadığım bir hikayedir. Uyku ile aramda yaşadığım ve sonuçta çoğunlukla hep böyle sonuçlanan bir hikaye bu.
Değişik zamanlarda değişiklikler gösterdi. Mesela isteyerek yattığım günler de çoktu. Veya kimi zaman sabahlara kadar görevim gereği hiç uyumadığım zamanlar da.İçeriği ne olursa olsun bu hikaye hep zihnimi kurcalamıştı.
Bana uyku insandan çalınan saatler gibi gelmişti hep, pasif geçen saatler gibi gelmişti uyku; iş yapılmayan, çalışılmayan saatler.
Uykusuz bir hayat düşledim hep, ama hayatım da uyku ile uyanıklık arasında dönüp durdu. Bir uyanık yaşıyorum, bir uykulu. Bir tekerleğin dönmesi gibi bu. Tekerleğin içindeyim ve tekerlek hızla akıp gidiyor. Uykuda geçen saatleri akşam yatıp sabah kalkmak olarak algılıyorum.
Başlangıcı ve bitişi ve bir de zihnimde kalan hatırlayabildiğim rüyalar.
İşte uyku bu yönüyle bir gerçeği yüzüme çarptı: “hayatın da bir uyku gibi gelip geçecek. Hayatı öylesine hızlı yaşarsın ki dikkat et, bir de bakmışsın son noktadasın. Akşam yatıp sabah kalkmak gibi, bir de bakmışsın, doğmuş ve ölmüşsün. Uzun sandığın ömrün kısacık.”
Uyku anlatmaya devam etti. O anlattı ben dinledim. Onu dinlerken uyukladım: “Bir bedene bile söz geçiremiyorsun değil mi? Uyumak istemediğin halde uyuyorsun. Göz kapaklarının ağırlığı altında eziliyorsun. Bedenin senin keyfine göre hareket etmiyor. İhtiyarın cüz’î, iktidarın zayıf. Vücut sana verilmiştir. Sahibi sen değil, başkasıdır.”
Uykuyla artık barışığız. Artık hayatımdan çalınmış saat değil uyku. Bana benim sahibimi anlatan saatler. Dahası var. Her uyku sonrası, gündüz ki hayata yeniden yeniye başlayış. Düşünmeye daha hazır bir zihin, dinlenmiş bir beden. Zihnin önüne tap taze bir sayfa açılmıştır. Bu yenilenme yeni yaşayacağım gün içindir. Her yeni gün yeni bir âlemin kapısıdır. Her gün yaşadığım âlem yenilendiği gibi, ben de yenileniyorum. Ve bu yenileniş Rabbim tarafından uykuda yapılıyor. O günkü kâinattaki müşahidlik görevime hazırlanıyorum. Rabbimi tanıma, bilme, anlama görevimi daha bir dikkatli, daha bir itinalı yerine getirmek için yine Rabbimin beni yeni güne hazırlayışı uyku.
İşte bu yüzden, O’nun adına uykuyu seviyorum.
Çalışmam gerek. Elimdeki kitabı bitirmeliyim. Daha hızlı ve dikkatli okumalıyım. Kendimi kitaba vermeye çalışıyorum. Üzerimde tonlarca yük var sanki. Bir an şüpheleniyorum. Şöyle bir üzerime bakıyorum. Elbisemden başka bir yük yok. Gözlerimi kitaba dikiyorum. Daha bir açıyorum. Yük daha ağırlaşıyor. Amansız bir mücadele içindeyim. İstediğim zaman açıp kapayabildiğim göz kapakları beni dinlemiyor şimdi. Ağırlığın ondan geldiğini anlıyorum. Geriniyorum. Uyumamam gerek.
Zamana ihtiyacım var. Gidip yüzümü yıkıyorum. İstemeden esniyorum. Bütün gücümü, kuvvetimi topluyorum. Çalışmaya devam ediyorum. Çalışıyorum.
Tamam artık. Göz kapaklarına söz geçirdim. Kafam birden yana düşüyor. Aniden sıçrıyorum. Dalmışım. Göz kapakları yarı açık, yarı kapalı.
Harfler birbirine karışıyor. Kelimeler zar zor seçiliyor. Dünya sanki üzerime biniyor. İstemeden uykunun tatlı cazibesi altındayım. İradem dışı bir iştiyak, bir arzu doğuyor.
Uyku dayanılmaz cazibesiyle kendine çekiyor. Kendimi bırakıyorum. Ve altı saat kırkbeş dakika sonrası. Uyanıyorum.
Hayretler içindeyim. Hani ben uyumayacaktım. Uyumuşum işte. Göz kapaklarının dayanılmaz ağırlığı üzerime binmiş ve ben altında kalakalmışım.
İşte bu benim yıllar yılı yaşadığım bir hikayedir. Uyku ile aramda yaşadığım ve sonuçta çoğunlukla hep böyle sonuçlanan bir hikaye bu.
Değişik zamanlarda değişiklikler gösterdi. Mesela isteyerek yattığım günler de çoktu. Veya kimi zaman sabahlara kadar görevim gereği hiç uyumadığım zamanlar da.İçeriği ne olursa olsun bu hikaye hep zihnimi kurcalamıştı.
Bana uyku insandan çalınan saatler gibi gelmişti hep, pasif geçen saatler gibi gelmişti uyku; iş yapılmayan, çalışılmayan saatler.
Uykusuz bir hayat düşledim hep, ama hayatım da uyku ile uyanıklık arasında dönüp durdu. Bir uyanık yaşıyorum, bir uykulu. Bir tekerleğin dönmesi gibi bu. Tekerleğin içindeyim ve tekerlek hızla akıp gidiyor. Uykuda geçen saatleri akşam yatıp sabah kalkmak olarak algılıyorum.
Başlangıcı ve bitişi ve bir de zihnimde kalan hatırlayabildiğim rüyalar.
İşte uyku bu yönüyle bir gerçeği yüzüme çarptı: “hayatın da bir uyku gibi gelip geçecek. Hayatı öylesine hızlı yaşarsın ki dikkat et, bir de bakmışsın son noktadasın. Akşam yatıp sabah kalkmak gibi, bir de bakmışsın, doğmuş ve ölmüşsün. Uzun sandığın ömrün kısacık.”
Uyku anlatmaya devam etti. O anlattı ben dinledim. Onu dinlerken uyukladım: “Bir bedene bile söz geçiremiyorsun değil mi? Uyumak istemediğin halde uyuyorsun. Göz kapaklarının ağırlığı altında eziliyorsun. Bedenin senin keyfine göre hareket etmiyor. İhtiyarın cüz’î, iktidarın zayıf. Vücut sana verilmiştir. Sahibi sen değil, başkasıdır.”
Uykuyla artık barışığız. Artık hayatımdan çalınmış saat değil uyku. Bana benim sahibimi anlatan saatler. Dahası var. Her uyku sonrası, gündüz ki hayata yeniden yeniye başlayış. Düşünmeye daha hazır bir zihin, dinlenmiş bir beden. Zihnin önüne tap taze bir sayfa açılmıştır. Bu yenilenme yeni yaşayacağım gün içindir. Her yeni gün yeni bir âlemin kapısıdır. Her gün yaşadığım âlem yenilendiği gibi, ben de yenileniyorum. Ve bu yenileniş Rabbim tarafından uykuda yapılıyor. O günkü kâinattaki müşahidlik görevime hazırlanıyorum. Rabbimi tanıma, bilme, anlama görevimi daha bir dikkatli, daha bir itinalı yerine getirmek için yine Rabbimin beni yeni güne hazırlayışı uyku.
İşte bu yüzden, O’nun adına uykuyu seviyorum.
alıntı