topraktoprak
Talebe
Avucunu açarak sizden bir şey isteyen birisine, istediğini vermek üzere davrandığınızda mutlaka elinizin onun elinin üzerinde olduğuna şahit olmuşsunuzdur. Bu uygulamanın böyle olması gayet doğaldır ve şaşılacak bir tarafı da yoktur. Çünkü; Kainatın efendisi, vahiyle özel terbiyeye tabi tutulmuş, heva ve hevesiyle hareket etmeyen, örnek modelimiz Hz Muhammed (sav) “Veren el, alan elden üstündür.” demiş olması ile vermenin maddi ve manevi boyutuna ışık tutmuştur.
Veren el ile alan elden kasıt, ikisinin de insan olmasıdır. Ancak, veren insanın daha bir üstünlüğü vardır. Neden mi? Verebilmek için önce insanın kalbinde fırtınalar eser. Melek cömertliği, imanı, ahireti hatırlatırken, şeytan da kazanılan servetin zor şartlar altında elde edildiğini dişiyle, tırnağıyla kazanıldığını nice akıllı ve mantıklı yorumlarla izahını yapar. Bu ikilemi aşarak verebilmek başlıbaşına bir üstünlük değilmidir? Bunları kavramanın yolu felsefi düşünme şeklinde hiç olmamalıdır.
VEREN EL KALİTELİDİR.
Bu ifadelerimize itirazı olanların bir deney yapması gerekir. İnsan bir şeyi vermek istediğinde kırk tane şeytan ona musallat olurmuş, öyle söylerler. Camide veya dışarıda vermenin erdemliliği üzerine bir sohbet dinlediğiniz o an için, gönlünüzden en yüksek rakamı vermek geçer. Ancak; anlatımların tesiri azaldıkça, gayri ihtiyari vereceğiniz meblağın oranı da azalmaya yüz tutar. Gerçekten Ahirette ayrıcalık kazanmak ve üstün görünmek istiyorsak bu dünyada “veren el” olmak konumunda olmalıyız.
Kendimizi ve çocuklarımızı vermeye alıştırmamız gerekir ki kalite kazanalım. Bir fıkrada anlatılır; Adamın biri hayatında hiç vermeyip, hep almayı hedeflemiştir. “köşe dönme, akıllı geçinme” felsefesi içerisindedir. Bir gün bu adam göle düşer, kendisine yardım için koşan insanların “ver elini” demelerine rağmen, kesinlikle kurtulmak için elini uzatmaz. O anda bilge birisi boğulmakta olan bu cimri insanın ruh yapısını bildiğinden “al elimi” diye seslenir, seslenmez hemen elini uzatır ve sahile çıkarılır.
VEREN EL ERDEMLİDİR.
Yardım eden bir kişinin erdemli oluşunun vurgulanması, toplum içinde yoksullara ve muhtaçlara yardım edilerek onların aciz konumdan çıkarılmaları hedeflenmiştir. Böylece sıkıntılarını atlatanlar da çalışıp kazanacak, ekonomi canlanacak ve erdem (fazilet) yarışı başlayacaktır. Çünkü; Efendimiz (sav) bir vesile ile bizlere hayırda yarışmamızı önermiş ayrıca, "Kuvvetli mümin, zayıf müminden hayırlıdır." diyerek yoksula, yetime ve muhtaçlara dağıtmamızı önermiştir.
Hatta veren ellerin sayısı arttıkça vermek öyle bir mecraya ulaşır ki, ülke dışındaki müslümanlara da yardım eli uzatılır ve onların da hayır, duaları kazanılır. Hatta ülke borç almaktan kurtulup, borç verir duruma dahi geçebilir. Bu yaklaşım hiçbir zaman ütopya değildir. Emevi Halifesi Ömer bin Abdulaziz dönemi bu manzaranın en somut örneklerinden olmuştur. "Hiç kimse kendi elinin emeğinden daha hayırlı bir yemek asla yememiştir" Hadis’i Şerif’i de, yine çalışmamızı teşvik etmektedir.
HAKTAN ALIP, HALKA DAĞITMAK
Toplum yararına, yardım isteğinde bulunanlar “Ne verirsen elinle, o gider seninle.” diyerek konumuzu özetlemişlerdir. Çünkü; Cenab’ı Allah bizlere akıl, rızk ve öğüt gibi nice sayılamayacak kadar nimetler vermektedir. Almadan vermek ancak Allah’a mahsustur. Bizler de Allah’dan aldığımızı O’nun kullarına vermemiz gerekiyor. Mevlevilerin dönüşlerindeki sol el avucu yukarıya, sağ el avucu aşağıya yönelik tutmalarındaki hikmet “Hakk’tan alıp, halka dağıtmalarıdır.” Duada hep ellerimiz Allah’ü Teala’dan istemek için semaya kalkarken arada, sırada dağıtmak için de cebe girebilmelidir.
Veren el; para, taşınır ve taşınmaz mal, hizmet, zaman, yardımlaşma ve dayanışma için bedenini ortaya koyar ve kendini bu uğurda vakfetmiş görür. Veren el Allah’ın sınavına tabi tutulduğunu bilir, Yaratandan dolayı yaratılmışları sever ve sevgisinin bedeli olarak da sürekli verir de verir. Verme duygusunun kaynağı sağlam bir inanç sahibi olmaktır. Ne mutlu ki bu dünyada “veren el” olup da Cennet’in o güzel nimetlerinden yararlanabilen bahtiyar müminlere.
VEREN EL TEMSİLCİSİ: Ebu zer Gıfari (ra)
Kendi mal varlığını elinde tutmayıp, yoksula ve muhtaçlara dağıtmasıyla tanınmış gökyüzü yıldızlarından bir sahabe Ebu zer Giffari (ra). Altın ve gümüş, mal ve mülk yığmasını sevmeyip eline geçen irili, ufaklı bütün birikimlerini hep yoksullarla paylaşmasını, onlara vermesini çok sevmesi, eserlerde kayıtlıdır.
Onun içindir ki, bazı sosyalist fıraksiyonlar Ebu zer Gıfari (ra)’ı üstat ve önder kabul etmişlerdir. Hatta bu konuyla ilgili olarak günümüze ulaşan pek çok menkıbeleri vardır. Veren el olmak için bu sahabeyi daha yakından tanımak gerekir. Öyle ki, O vefatında geriye harab bir ev ile üç koyun ve birkaç keçiden başka birşey bırakmamıştı.
Veren el konusunda, Ebu zer Gıfari (ra)’ı etkileyen Ayet’lere bir bakalım.
Al’i İmrân:14- “Kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının geçimliğidir. Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır.”
Tevbe: 34 – “Ey iman edenler! Hahamlardan ve rahiplerden birçoğu, insanların mallarını haksız yollarla yiyorlar ve Allah’ın yolundan alıkoyuyorlar. Altın ve gümüşü biriktirip gizleyerek onları Allah yolunda harcamayanları elem dolu bir azapla müjdele.”
Ve yazımızı bir Hadis’i Şerif ile noktalayalım. “Allah’ım! faydasız ilimden, ürpermeyen kalbden, doymayan nefsten, kabul olmayan duadan sana sığınırım.”
ALINTI...
Veren el ile alan elden kasıt, ikisinin de insan olmasıdır. Ancak, veren insanın daha bir üstünlüğü vardır. Neden mi? Verebilmek için önce insanın kalbinde fırtınalar eser. Melek cömertliği, imanı, ahireti hatırlatırken, şeytan da kazanılan servetin zor şartlar altında elde edildiğini dişiyle, tırnağıyla kazanıldığını nice akıllı ve mantıklı yorumlarla izahını yapar. Bu ikilemi aşarak verebilmek başlıbaşına bir üstünlük değilmidir? Bunları kavramanın yolu felsefi düşünme şeklinde hiç olmamalıdır.
VEREN EL KALİTELİDİR.
Bu ifadelerimize itirazı olanların bir deney yapması gerekir. İnsan bir şeyi vermek istediğinde kırk tane şeytan ona musallat olurmuş, öyle söylerler. Camide veya dışarıda vermenin erdemliliği üzerine bir sohbet dinlediğiniz o an için, gönlünüzden en yüksek rakamı vermek geçer. Ancak; anlatımların tesiri azaldıkça, gayri ihtiyari vereceğiniz meblağın oranı da azalmaya yüz tutar. Gerçekten Ahirette ayrıcalık kazanmak ve üstün görünmek istiyorsak bu dünyada “veren el” olmak konumunda olmalıyız.
Kendimizi ve çocuklarımızı vermeye alıştırmamız gerekir ki kalite kazanalım. Bir fıkrada anlatılır; Adamın biri hayatında hiç vermeyip, hep almayı hedeflemiştir. “köşe dönme, akıllı geçinme” felsefesi içerisindedir. Bir gün bu adam göle düşer, kendisine yardım için koşan insanların “ver elini” demelerine rağmen, kesinlikle kurtulmak için elini uzatmaz. O anda bilge birisi boğulmakta olan bu cimri insanın ruh yapısını bildiğinden “al elimi” diye seslenir, seslenmez hemen elini uzatır ve sahile çıkarılır.
VEREN EL ERDEMLİDİR.
Yardım eden bir kişinin erdemli oluşunun vurgulanması, toplum içinde yoksullara ve muhtaçlara yardım edilerek onların aciz konumdan çıkarılmaları hedeflenmiştir. Böylece sıkıntılarını atlatanlar da çalışıp kazanacak, ekonomi canlanacak ve erdem (fazilet) yarışı başlayacaktır. Çünkü; Efendimiz (sav) bir vesile ile bizlere hayırda yarışmamızı önermiş ayrıca, "Kuvvetli mümin, zayıf müminden hayırlıdır." diyerek yoksula, yetime ve muhtaçlara dağıtmamızı önermiştir.
Hatta veren ellerin sayısı arttıkça vermek öyle bir mecraya ulaşır ki, ülke dışındaki müslümanlara da yardım eli uzatılır ve onların da hayır, duaları kazanılır. Hatta ülke borç almaktan kurtulup, borç verir duruma dahi geçebilir. Bu yaklaşım hiçbir zaman ütopya değildir. Emevi Halifesi Ömer bin Abdulaziz dönemi bu manzaranın en somut örneklerinden olmuştur. "Hiç kimse kendi elinin emeğinden daha hayırlı bir yemek asla yememiştir" Hadis’i Şerif’i de, yine çalışmamızı teşvik etmektedir.
HAKTAN ALIP, HALKA DAĞITMAK
Toplum yararına, yardım isteğinde bulunanlar “Ne verirsen elinle, o gider seninle.” diyerek konumuzu özetlemişlerdir. Çünkü; Cenab’ı Allah bizlere akıl, rızk ve öğüt gibi nice sayılamayacak kadar nimetler vermektedir. Almadan vermek ancak Allah’a mahsustur. Bizler de Allah’dan aldığımızı O’nun kullarına vermemiz gerekiyor. Mevlevilerin dönüşlerindeki sol el avucu yukarıya, sağ el avucu aşağıya yönelik tutmalarındaki hikmet “Hakk’tan alıp, halka dağıtmalarıdır.” Duada hep ellerimiz Allah’ü Teala’dan istemek için semaya kalkarken arada, sırada dağıtmak için de cebe girebilmelidir.
Veren el; para, taşınır ve taşınmaz mal, hizmet, zaman, yardımlaşma ve dayanışma için bedenini ortaya koyar ve kendini bu uğurda vakfetmiş görür. Veren el Allah’ın sınavına tabi tutulduğunu bilir, Yaratandan dolayı yaratılmışları sever ve sevgisinin bedeli olarak da sürekli verir de verir. Verme duygusunun kaynağı sağlam bir inanç sahibi olmaktır. Ne mutlu ki bu dünyada “veren el” olup da Cennet’in o güzel nimetlerinden yararlanabilen bahtiyar müminlere.
VEREN EL TEMSİLCİSİ: Ebu zer Gıfari (ra)
Kendi mal varlığını elinde tutmayıp, yoksula ve muhtaçlara dağıtmasıyla tanınmış gökyüzü yıldızlarından bir sahabe Ebu zer Giffari (ra). Altın ve gümüş, mal ve mülk yığmasını sevmeyip eline geçen irili, ufaklı bütün birikimlerini hep yoksullarla paylaşmasını, onlara vermesini çok sevmesi, eserlerde kayıtlıdır.
Onun içindir ki, bazı sosyalist fıraksiyonlar Ebu zer Gıfari (ra)’ı üstat ve önder kabul etmişlerdir. Hatta bu konuyla ilgili olarak günümüze ulaşan pek çok menkıbeleri vardır. Veren el olmak için bu sahabeyi daha yakından tanımak gerekir. Öyle ki, O vefatında geriye harab bir ev ile üç koyun ve birkaç keçiden başka birşey bırakmamıştı.
Veren el konusunda, Ebu zer Gıfari (ra)’ı etkileyen Ayet’lere bir bakalım.
Al’i İmrân:14- “Kadınlar, oğullar, yük yük altın ve gümüş, salma atlar, davarlar ve ekinler gibi nefsin şiddetle arzuladığı şeyler insana süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının geçimliğidir. Oysa asıl varılacak güzel yer ancak Allah’ın katındadır.”
Tevbe: 34 – “Ey iman edenler! Hahamlardan ve rahiplerden birçoğu, insanların mallarını haksız yollarla yiyorlar ve Allah’ın yolundan alıkoyuyorlar. Altın ve gümüşü biriktirip gizleyerek onları Allah yolunda harcamayanları elem dolu bir azapla müjdele.”
Ve yazımızı bir Hadis’i Şerif ile noktalayalım. “Allah’ım! faydasız ilimden, ürpermeyen kalbden, doymayan nefsten, kabul olmayan duadan sana sığınırım.”
ALINTI...