Yaratılanı Sevelim, Yaratandan Ötürü

uður1

Well-known member
Cevap: Türkiye'nin yapabilecekleri!

Gençlik; İğneli beşik...
08 Ağustos 2011 Pazartesi 04:40
Evet, cesedin genç iken latif, zarif ve güzel gül çiçeğine benzerse de ihtiyarlığında kuru ve uyuşmuş kış çiçeğine benzer ve tahavvül eder. (Mesnevî-i Nuriye) Daha önce belki defalarca üstünden geçtiğim bu cümle son okumamda yıldırım çarpmışçasına tesir etti duygu dünyama. Zira gençliğin en güzel devrinde ve onu seven biriydim. Risale-i Nur’a öteden beri ciddi ya da gayr-i ciddi muhataplık gençliğe ve onun yol arkadaşları olan letâfet, zarafet ve güzelliğin zevaline dair bir şuur hâsıl etmişti biiznillah ancak onlara duyulan sevda maniydi “an”larıma bu şuuru katmaya. Gençlik; insanın kendi için takdir olunan ve bu âleme göz açmasıyla kendisine emaneten verilen nimetleri kendi mülkü zannettiği ve hodperestane istimal ettiği en kritik devre... Gençlik; en kesif yönlerimizin, cemalperest ve suretperest arzularımızın tezayüd ettiği bir devre... Gençlik; kaşığıyla yedirip sapıyla göz çıkaran, bir üzüm verip on tokat vuran, oyalayan, kandıran, aldatan, ani ve fani bir devre... Eğer gölgeye talip olup, aslına müşteri olunmazsa... Surete yapışıp, zahire perestiş edilirse... İnsan bazen cemale duyduğu fıtri ihtiyacın, cemale sadece ayinedarlık eden, hiçbir zaman cemal-i bizzat olmayan aynalarda tatminini bekler. Kâh sureten güzelin peşine düşerek kâh güzelliği suretten ibaret bilerek. Gençlik bu beklentilerin ve sanıların en yoğun olduğu bir dönemdir. Hiç bitmeyeceğini sandığımız bu çağda en büyük yatırımımız suretlerimize, daha modern adıyla imajlarımıza yaptığımız yatırımlarımızdır. Öyle bir yanılgının içindeyizdir ki oysa. Bir bilsek uğruna nice kayıplar vermeyi göze aldığımız suretimize olan düşkünlüğümüz asli vazifemizi hatırlamamızın önünde ne muazzam bir handikap. Bir bilebilsek iddiasında bulunduğumuz mevcudiyet ve malikiyet, Vâcib-ül Vücûd ve Malik-ül Mülk ile aramızda ne kalın bir perde aslında. Kimi zaman, büyüklerimizin -maslahatmışçasına- “gençliğin tadını çıkarma” yönündeki tavsiyeleri işimize gelir, içimizde hiç ukdesi kalmamacasına yaşar, ihtiyarlığı hatıra getirmeyiz. Bizim için en önemli olan şey bu çağda, her şeyin kendisine musahhar olduğunu sandığımız gençliğimizin ve onun yol arkadaşlarının takdir olunması, beğenilmesi ve değer görmesidir. Bir ihtiyarın derinliğine sahip olmanın bahtiyarlığından bihaberizdir. Hakikatleri flu olarak görmek de yeter bize. Çünkü önümüzde daha çok zamanlar vardır. Bir zaman gelecek, tıpkı bir derviş gibi yaşayacağızdır. İçinde hiçbir heves kalmamış, gençliğini doya doya yaşamış bir derviş gibi... Ama şimdi... Vakti değildir ihtiyara benzeyen bir genç olmanın... Her şey zamanında güzeldir. Gençlik... Kur’anın şiddetle men ettiği sanemperestlik marazının bir nev’i taklidi olan suretperestliğin* müptelası olunan bir devre. Batılın hakikate, zahirin batına tercih edilme riskinin olduğu bu devrede Kur’anın verdiği terbiye ile müteyakkız olan bir genç, bu emanetullahın sırrını keşfetmiştir. Ebedperest kalbi, kaybolup gidene razı olmaz. Kışıra tenezzül etmez, bırakıp gitmeyeni ister.. Hele ki Risale-i Nur gibi muazzam bir nimetle perverde olunan bir genç kendisine verilen güzellik her ne ise bunun mühim bir ticaretin metaı olduğunu bilir. Bilir ki, kıymetini tayin eden şey latif ve zarif olan cismani mahiyeti değil, belki ona ebedi bir letafet, zerafet ve güzellik kazandıracak olan kulluğu ve kalp ayinedarlığıdır. Bilir ki, varlığı, tarz-ı istimali nisbetinde kıymettardır. Zamanın ilerlemesi, cesedinin letafetini yitirmesi onu hüzünlere gark etmez Tüm bunları ve daha fazlasını düşününce gaflet içinde uyumak isteyenler için gençlik, iğneli beşik diyor insan. Daim rahatsızlık veren, acıtan bir beşik. Onu Rahmani sınırların ve kuralların daha fazla güzelleştirdiğine ve değer kattığına inananlar içinse durum bambaşka. Ya Rab! Gençliğimizi bize sonunda gözlerimizi ihtiyarlığın gülen ve ölümü sevdiren yüzüne açacağımız hayırlı bir beşik eyle. Âmin. *bknz: 25.söz
 

aciz_kul

Member
Cevap: Lüksün pençesinde kıvranan müminler olarak...

''...Gerçekten ben, mal sevgisini Rabbimi zikretmekten dolayı tercih ettim...'' (Sad suresi 32)

Bir müslüman bunu söylemedikçe ölünce o malların hesabını verecek hafizanallah... Mübarek bir insan vardı çok zengin ölmeden tüm malını islam yolunda harcadı ve yoksula bağışladı sebebi ise o malların hesabını vermekten korkuyordu. Şöyle baktığımda müslüman israf ediyor, lüks yaşıyor ehli dünyayı örnek alıyor Allah sonumuzu hayır etsin.
 

uður1

Well-known member
Cevap: Günün ayeti

Kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler
15 Ağustos 2011 / 05:00
Günün Ayet-i Kerime meali...

Bismillahirrahmanirrahim
Cenab-ı Hak, Bakara Sûresi 264. Ayetinde mealen şöyle buyuruyor:
Ey iman edenler! Allah'a ve ahiret gününe inanmadığı hâlde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi, sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan ve maruz kaldığı şiddetli yağmurun kendisini çıplak bıraktığı bir kayanın durumu gibidir. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah, kâfirler topluluğunu hidayete erdirmez.
 

uður1

Well-known member
Cevap: Günün ayeti

Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın. Şüphesiz Rabbin, dilediğine rızkı bol bol verir ve (dilediğine) kısar. Çünkü O, gerçekten kullarından haberdardır ve onları görmektedir.

{İsra Suresi 17:29-30}
 

uður1

Well-known member
Bülbülzade

Bülbülzade
19 Ağustos 2011 Cuma 04:50
Bülbülzade Abdullah Edip, Gaziantep savunmasının kahraman ve sembol isimlerinden biridir. Fransızlara karşı büyük bir direniş gösteren Ayıntap Cemiyet-i İslamiye kurucusu olan Abdullah Edip, temel İslami bilimler konusunda çok iyi yetişmiş ve aynı zamanda önemli eserler de vermiş bir âlimdir.
Bu cemiyet daha sonraları Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adını almış ve Fransız işgaline karşı Anteplilerin organize edilmesinde çok önemli çalışmalar yapmıştır. 1855 yılında Gaziantep’in Çukur Mahallesinde dünyaya gelen Bülbülzade Efendi, 1927 yılında fail-i meçhul ve şaibeli bir suikast sonucu şehit edilmiştir.
Babası Hacı Mustafa Efendi de büyük bir âlimdi. Birçok şehirde yaptığı tahsilden sonra Gaziantep’e dönmüş ve müderrislik yapmaya başlamıştır. Özellikle hadis ilminde çok önemli bir otorite haline gelen Hacı Mustafa Efendi, Kur’an’ı, hadisleri ve diğer dini metinleri bülbül gibi ve çok etkileyici bir dille okuduğu için halk arasında ‘’Bülbül Hoca’’ lakabı ile meşhur olmuş ve oğlu Abdullah Edip’e de bu yüzden ‘’Bülbülzade’’ lakabı takılmıştır.
İlk tahsilini babası Hacı Mustafa Efendi’nin yanında alan Abdullah Edip, daha sonraları Maraş’ta tahsiline devam etmiş ve İstanbul’da tamamlamıştır. İlmi ve zekâsı ile kendini İstanbul âlimlerine kabul ettiren Abdullah Edip Efendi, Fatih Medreselerinde Müderris olarak ders vermeye başlamıştır. Ancak daha sonraları babası ve ailesinin ısrarı üzerine Antep’e dönmüş ve Müderrislik vazifesine burada devam etmiştir.
Çok kuvvetli Arapçası olan, hitabet ve belagat sanatında büyük ün yapan Bülbülzade, eserlerini şiir olarak ve aruz vezniyle yazmıştır. Hatta hayatını aruz vezniyle yazdığı bir kitabı da mevcuttur. Özellikle ilmi ve fenni çalışmalara çok önem veren Bülbülzade, talebelerini bu konularda teşvik etmiştir.
Gaziantep’te, böyle önemli hizmetlere imza atan kahraman bir din âliminin adına kurulmuş ve çok hayırlı çalışmalar yapan bir vakıf bulunmaktadır: Bülbülzade Eğitim Sağlık ve Dayanışma Vakfı. Bir yardım ve iyilik hareketi olarak kurulan vakıf, kısa sürede çok önemli hizmetlerde bulundu.
Hayatın neredeyse her alanında ve her kesime hitap eden komisyonlar kurarak geniş kapsamlı bir hizmet anlayışı ile hareket eden Bülbülzade Vakfı, her yıl binlerce dar gelirli vatandaşa ulaşarak gıda, elbise ve para yardımı yapmaktadır.
Gaziantep’te şehrin en kalabalık yerinde bulunan vakıf merkezi, hareketli bir uğrak yeri konumunda. Ev hanımlarına dönük çok sayıda eğitim ve kurs da, vakıf bünyesinde planlanmakta. Bugüne kadar düzenlenen çok sayıda Kadın Buluşmasında, “Kadın Emeği ve Üretkenliği, Engeller, Tecrübeler, Fırsatlar ve Öneriler” gibi konular işlenmiş ve çok sayıda kadına yeni fırsatlar sunulmuştur.
Akademik çalışmalar destek verilmekte, bilimsel toplantılar, konferanslar, seminerler ve çalıştaylar organize edilmektedir. Öğretmenlere ve akademik personele de dönük destek ve teşvik çalışmalarında bulunmaktadır.
Özellikle fakir ve yardıma muhtaç öğrencilere dönük çok değerli çalışmalara imza atılmakta. Bu kapsamda yapılmakta olan 160 kişilik öğrenci yurdunun önümüzdeki yıl hizmete girmesi için yoğun bir çalışma yapılmaktadır.
Uçurtma şenliklerinden, evde karakter eğitimlerine; gençlere dönük motivasyon çalışmalarından, esnaf organizasyonlarına; halka açık kütüphane hizmetlerinden bülten yayınına kadar çok farklı alanlarda hayırlı hizmetlere imza atan Bülbülzade Vakfı, bundan sonraki çalışmalar için hedef büyüterek yoluna devam ediyor.
Birkaç gün önce Sistemli Market’in teras katında bulunan Çam Dağı Restaurant’ta beş yüz civarında davetlinin katıldığı iftar yemeğinde bir araya gelme fırsatı bulduğumuz Bülbülzade gönüllüleri ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri ile bu güzel hizmet haberlerini ve müjdelerini paylaşmak gerçekten çok güzeldi.
Vakıf Başkanı değerli dostum Turgay Aldemir’in üstün gayretleri ve giderek artan hizmet aşkı ve heyecanı ile bize anlattığı güzel haberleri ve çalışmaları iştiyak ile dinledik.
Temennimiz böyle önemli hizmetleri realize eden ve önemli projelerle yoluna devam eden Bülbülzade Eğitim Sağlık ve Dayanışma Vakfı’nın, gayret ve başarılarının artarak devam etmesidir.
Böyle gönüllü hayır ve iyilik hareketlerine en içten başarı dualarında bulunmayı bir görev telakki ediyoruz.
 

uður1

Well-known member
Cevap: Günün ayeti

Hani o gençler mağaraya sığınmışlardı da, “Ey Rabbimiz! Bize katından bir rahmet ver ve içinde bulunduğumuz şu durumda bize kurtuluş ve doğruluğa ulaşmayı kolaylaştır” demişlerdi.
{Kehf Suresi 18:10}
 

uður1

Well-known member
Cevap: Günün ayeti

Sadaka ve zekat kimlere verilir
24 Ağustos 2011 / 03:00
Günün Ayet-i Kerime meali...

Bismillahirrahmanirrahim
Cenab-ı Hak, Tevbe Sûresinin 60. ayetinde mealen şöyle buyuruyor:
Sadakalar (zekatlar), Allah’tan bir farz olarak ancak fakirler, düşkünler, zekât toplayan memurlar, kalpleri İslam’a ısındırılacak olanlarla (özgürlüğüne kavuşturulacak) köleler, borçlular, Allah yolunda cihad edenler ve yolda kalmış yolcular içindir. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
 

uður1

Well-known member
Urfa, Bediüzzaman Mevlidine hazır

Urfa, Bediüzzaman Mevlidine hazır
24 Ağustos 2011 / 08:40
Urfa Bediüzzaman Mevlidi 25 Ağustos 2011 Perşembe günü (yarın) yatsı namazından sonra yapılacak

İbrahim Mert'in haberi:
RİSALEHABER-Bediüzzaman Said Nursi'nin 23 Mart 1960 yılında vefatından sonra kesintisiz olarak her Ramazan ayında yapılan geleneksel Urfa Bediüzzaman Mevlidi 25 Ağustos 2011 Perşembe günü (yarın) yatsı namazından sonra yapılacak.
Tamamen Şanlıurfalı gönüllüler tarafından organize edilen mevlide başta Bediüzzaman'ın talebeleri olmak üzere Türkiye ve dünyanın dört bir yanından misafirler geliyor.
Risale Haber'e bilgi veren gönüllüler, mevlidin başta Peygamber Efendimiz (asm), bütün peygamberler, sahabeler, evliyalar olmak üzere vefatının 51. yılı münasebetiyle Bediüzzaman Said Nursi, vefat eden tüm müslümanlar için okutulacağını ifade ettiler.
Her Ramazan ayında Kadir gecesinden bir gece önce terip edilen Mevlid Nur talebelerinin biraraya gelerek görüşmelerine de vesile oluyor.
Şanlıurfalı gönüllüler, "ne kadar gelirse gelsin, tanıyalım tanımayalım herkesi evlerimizde misafir ediyoruz bu yıl da edeceğiz. Bediüzzaman'ın misafirleri bizim de misafirlerimizdir" şeklinde konuştular.
 

uður1

Well-known member
Kadir gecesinde dehşetli hastalık hissettim

Kadir gecesinde dehşetli hastalık hissettim
26 Ağustos 2011 / 00:01
Günlük Risale-i Nur dersi

Bismillahirrahmanirrahim
Aziz, sıddık kardeşlerim,
Âlem-i İslâmda Leyle-i Kadir telâkki edilen bu Ramazan-ı Şerifin yirmi yedinci gecesinde bir nev’i tesemmümle şiddetli bir mide hastalığı içinde sinirlerimi ve vicdan ve kalbimi istilâ eder gibi bir diğer dehşetli hastalık hissettim.
Bu maddî ve mânevî iki dehşetli hastalık içerisinde şefkat hissiyle bütün zîhayatların elemleri hâtıra geldi. Şahsî hastalığımdan daha ziyade elîm bir hâlet-i ruhiyeyi hissettim. Bununla beraber seksen küsur seneye varan ömrümün sonunda seksen sene mânevî bir ibadeti kazandıran en son Leyle-i Kadre lâyık çalışamayacağım diye, sabık iki dehşetli hastalıktan daha şiddetli, hazîn bir meyusiyet içinde âsâba gelen ve nefs-i emmarenin vazifesini gören bir elîm his beni ezdiği aynı zamanda, Âyet-i Hasbiyenin bir sırrı imdadıma yetişti.
Bu üç hastalığı izale edip, Cenâb-ı Hakka hadsiz şükür olsun ki, hilâf-ı me’mul bir tarzda dayandım. Bu üç hastalığıma da böyle üç merhem sürüldü. Maddî hastalığın—Hastalar Risalesinde isbat edildiği gibi—bir saat hastalık, sâbir ve mütevekkil insanlara, hiç olmazsa on saat ibadet ve Leyle-i Kadirde ise daha ziyade ibadet hükmüne geçtiği gibi, benim de bu Leyle-i Kadirdeki hastalığım, iktidarsızlığımla yapamadığım Leyle-i Kadirdeki hizmetin yerine geçmesiyle, tam şifa verici bir merhem oldu.
Ve bütün zîhayatın hastalık ve elemlerinden şefkat sırrıyla bana gelen teellüm marazını birden rahîmiyet-i İlâhiyenin tecellîsi ile, yani, mahlûkları yaratanın şefkat ve rahîmiyeti ve rahmeti tam kâfi olmasından, onların elemlerini onlar için bir nev’i lezzete veya mükâfata çevirdiğinden, o rahmet-i İlâhiyeden daha ileri şefkati sürmek mânâsız ve haksız olduğundan, şefkatten gelen elemi, bir mânevî sürura ve lezzete çevirdi. Yalnız merhem değil, belki şifa da verdi.
Ve en son ömrümde en ziyade kıymettar mânevî bir hazineyi kaybetmekteki mânevî eleme karşı, Nur’un has şakirtlerinin her birisi şirket-i mâneviye sırrıyla umum namına dahi dua ile ve amel-i sâlihle çalıştıklarından, hem el-Hüccetü’z-Zehra’da, hem Nur Anahtarı’nda izah edilen; teşehhüdde ve Fatihada bütün mevcudat ve zîhayat cemaatinin dualarına ve tevhiddeki dâvâlarına iştirak sûretiyle, hususan toprak, hava, su ve nur unsurları birer dil olmasıyla, topraktan çıkan bütün hayat hediyeleri ve sudan mübârekât ve tebrikât ve havadan şükür ve ibadetin temessülleri ve nur unsurundan maddî-mânevî tayyibatlar, güzellikler tarzında, teşehhüdde ve Fatihada, kâinattaki bütün nimetlerden gelen şükürler ve hamdler ve bütün mahlûkatın, hususan zîhayatların küllî ibadetleri ve bütün istiâneleri ve doğru yolda giden bütün ehl-i hakikate ve ehl-i imanın yolundan gidenlere, mânevî refakat etmekle onların dualarına ve dâvâlarına tasdik sûretinde âminlerle iştirak ederek, âmin demekle hissedar olmanın küllî sırrı o gece imdadıma geldi.
Gayet hasta, zaif, meyus bir halde, cüz’î bir hizmet edememekteki mânevî elîm hastalığıma öyle bir tiryâk oldu ki, ben hakikaten en sağlam hallerimde ve en genç zamanlarımda, en zevkli ve lezzetli evradımda bulamadığım bir mânevî süruru hissettim. Ve hadsiz şükür edip, o dehşetli hastalığıma razı oldum.
“Her zamanda gelen bütün Ramazan aylarının âşireleri adedince Allah’a hamd olsun” dedim (Nurun İlk Kapısı sh. 155)
Bediüzzaman Said Nursi
Sözlük:
acip : acayip, şaşırtıcı, tuhaf
âlem-i İslâm : İslâm âlemi
amel-i salih : dinin emir ve yasaklarına uyan amel, iş
âsâb : sinirler
Âyet-i Hasbiye : Âl-i İmrân Sûresinin 173. âyeti olan “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir, koruyucu ahiptir.” mânâsındaki âyet
aziz : çok değerli, izzetli
Cenâb-ı Hak : Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
cüz’î : ferdî, küçük
dâvâ : ülkü, iddia
ehl-i hakikat : doğru ve hak yolda olan kimseler, Kur’ân ve Sünnet yolundan gidenler
ehl-i iman : Allah’a ve Allah’tan gelen her şeye inanan kimseler, mü’minler
elem : acı, keder
el-Hüccetü’z-Zehra : parlak ve güzel delil; On Beşinci Şuâ
elîm : acı ve sıkıntı veren
evrad : virdler; zikirler
Fatiha : Kur’ân’ın ilk sûresi olan Fatiha Sûresi
hadsiz : sınırsız, sonsuz
hakikaten : gerçekten
hâlet-i ruhiye : ruh hâli
hamd : övgü, teşekkür, minnet
has şakirt : özel talebe, Risale-i Nur’un önde gelen talebesi
Hastalar Risalesi : Yirmi Beşinci Lem’a
haşiye : dipnot
hâtime : son, son söz, sonuç
hazîn : hüzün veren
hilâf-ı me’mul : beklenilenin aksine
hissedar : pay sahibi
hususan : özellikle
ilhak : katma, ekleme, ilâve etme
istiâne : yardım dileme
iştirak : ortak olma, katılma
izale etmek : gidermek
kâinat : evren
kanaat : görüş, düşünce
kıymettar : kıymetli, değerli
küllî : genel, kapsamlı; bir sınıfın bütün fertlerini içine alan
Leyle-i Kadir :
mahlûk : yaratılmış
mahlûkat : yaratılmışlar, varlıklar
makbuliyet : kabul edilmiş olma, geçerlilik
maraz : hastalık, illet
mevcudat : varlıklar, var edilenler
meyusiyet : ümitsizlik
mübarek : hayırlı, değerli
mübârekât : bereketli şeyler, mübarekler
mütevekkil : Allah’a güvenip, Onu vekil kabul eden
nefs-i emmâre : hazır zevke düşkün ve insanı devamlı kötülüğe sevk eden duygu
nev’i : tür, çeşit
nimet : iyilik, lütuf, ihsan
Nur Anahtarı : “Nur Âleminin Bir Anahtarı” isimli risale
rahîmiyet : Allah’ın her bir varlıkta yansıması görülen merhamet edicilik sıfatı
rahîmiyet/rahîmiyet-i İlâhiye : Allah’ın her bir varlıkta yansıması görülen merhamet edicilik sıfatı
rahmet : İlâhî şefkat ve merhamet
Ramazan-ı Şerif : mübarek Ramazan ayı
refakat : arkadaşlık
sabık : bahsedilen
sâbir : sabreden, dayanan
sıddık : çok doğru ve bağlı
sürur : mutluluk
şefkat : içten ve karşılıksız sevgi, merhamet
şirket-i mâneviye : mânevî şirket, ortaklık
şükür : Allah’a karşı minnet duyma, teşekkür etme
tayyibat : iyi ve güzel işler, hareketler, ibadetler
tebrikât : mübârek kılmalar, kutlamalar
tecellî : görünme, yansıma
teellüm : elem, acı
telâkki edilen : kabul edilen
temessül : görünme, belirme
tesemmüm : zehirlenme
teşehhüd : namazda Tahiyyat duasını okuma
tevhid : birleme; herşeyi bir olan Allah’a ait kılma
tiryâk : güçlü derman, ilâç
umum : bütün
unsur : madde
zîhayat : canlı
 

uður1

Well-known member
Risale-i nurda leyle-i kadir hakikati اَجِرْنَا اِرْحَمْنَا وَا

Leyle-i Kadir Tebrik Mesajı


RİSALE-İ NURDA LEYLE-İ KADİR HAKİKATİ
اَجِرْنَااِرْحَمْنَاوَاغْفِرْلَنَاوَوَفِّقْنَاوَاهْدِنَا
وَاجْعَلْلَيْلَةَالْقَدْرِفِىهذَاالرَّمَضَانَخَيْرًافِىحَقِّنَامِنْاَلْفِشَهْرٍ


Aziz, sıddık kardeşlerim!

Bu parça hem Lâhika’ya, hem İ’caz-ı Kur’an’ın âhirine yazılacak. Birkaç gün sonra ehemmiyetli bir parçayı da göndereceğiz.
Mübarek Ramazan’ın Leyle-i Kadir sırrıyla, seksenüç sene bir ömr-ü manevî kazandırması sırr-ı hikmetiyle ve Risale-i Nur’un şakirdlerindeki sırr-ı ihlasla tesanüd ve iştirak-i a’mal-i uhrevî düsturuyla herbir sadık şakird, o fevkalâde manevî kazancı elde edeceğine gayet kuvvetli bir delili budur ki: Bu daire içinde kırkbin, belki yüzbin hâlis, hakikî mü’minlerin içinde hakikat-ı Leyle-i Kadr’i elde edecek bir-iki, on-yirmi değil, belki yüzlerin elde etmesi ihtimali kavîdir.
Sırr-ı ihlasla ve iştirak-i a’mal-i uhrevî düsturunun sırrıyla biz ve siz bu hakikata müteveccihen, bu Ramazan-ı Şerif’te herbirimiz umumun hesabına ve umum arkadaşları içinde kendini farzedip, nun-u mütekellim-i maalgayr, yani daima
اَجِرْنَااِرْحَمْنَاوَاغْفِرْلَنَاوَوَفِّقْنَاوَاهْدِنَا
وَاجْعَلْلَيْلَةَالْقَدْرِفِىهذَاالرَّمَضَانَخَيْرًافِىحَقِّنَامِنْاَلْفِشَهْرٍ

gibi kelimelerde نَا içinde umum kardeşlerini niyet etmektir. Ve bilhâssa en zaîf olan bu kardeşinizi, ağır vazifesinde o hususî niyetle yardım etmektir.Kastamonu lahikası
Râbian: Şu mübarek Şehr-i Ramazan, Leyle-i Kadr’i ihata ettiği için, kendisi de ömür içinde bir leyle-i kadirdir ki, muvaffak olanın ömrüne bin ömür katar. Dakikası bir gündür. Saati iki ay, günü birkaç sene hükmünde bir ömr-ü bâkidir. Barla lahikasından Altıncı Nükte: Ramazan-ı Şerifin sıyamı, Kur’an-ı Hakîm’in nüzulüne baktığı cihetle ve Ramazan-ı Şerif, Kur’an-ı Hakîm’in en mühim zaman-ı nüzulü olduğu cihetindeki çok hikmetlerinden birisi şudur ki: Kur’an-ı Hakîm, madem Şehr-i Ramazan’da nüzul etmiş; o Kur’anın zaman-ı nüzulünü istihzar ile o semavî hitabı hüsn-ü istikbal etmek için Ramazan-ı Şerifte nefsin hacat-ı süfliyesinden ve malayaniyat hâlattan tecerrüd ve ekl ü şürbün terkiyle melekiyet vaziyetine benzemek ve bir surette o Kur’anı yeni nâzil oluyor gibi okumak ve dinlemek ve ondaki hitabat-ı İlahiyeyi güya geldiği ân-ı nüzulünde dinlemek ve o hitabı Resul-i Ekrem (A.S.M.)dan işitiyor gibi dinlemek, belki Hazret-i Cebrail’den, belki Mütekellim-i Ezelî’den dinliyor gibi bir kudsî halete mazhar olur. Ve kendisi tercümanlık edip başkasına dinlettirmek ve Kur’anın hikmet-i nüzulünü bir derece göstermektir. Evet Ramazan-ı Şerifte güya âlem-i İslâm bir mescid hükmüne geçiyor; öyle bir mescid ki, milyonlarla hâfızlar, o mescid-i ekberin kûşelerinde o Kur’anı, o hitab-ı semavîyi Arzlılara işittiriyorlar. Her Ramazan شَهْرُرَمَضَانَالَّذِىاُنْزِلَفِيهِالْقُرْآنُ âyetini, nuranî parlak bir tarzda gösteriyor. Ramazan, Kur’an ayı olduğunu isbat ediyor. O cemaat-ı uzmanın sair efradları, bazıları huşu’ ile o hâfızları dinlerler. Diğerleri, kendi kendine okurlar. Şöyle bir vaziyetteki bir mescid-i mukaddeste, nefs-i süflînin hevesatına tâbi’ olup, yemek içmek ile o vaziyet-i nuranîden çıkmak ne kadar çirkin ise ve o mesciddeki cemaatın manevî nefretine ne kadar hedef ise; öyle de Ramazan-ı Şerifte ehl-i sıyama muhalefet edenler de, o derece umum o âlem-i İslâmın manevî nefretine ve tahkirine hedeftir. Yedinci Nükte: Ramazanın sıyamı, dünyada âhiret için ziraat ve ticaret etmeğe gelen nev’-i insanın kazancına baktığı cihetteki çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki: Ramazan-ı Şerifte sevab-ı a’mal, bire bindir. Kur’an-ı Hakîm’in nass-ı hadîs ile herbir harfinin on sevabı var; on hasene sayılır, on meyve-i Cennet getirir. Ramazan-ı Şerifte herbir harfin, on değil bin ve Âyet-ül Kürsî gibi âyetlerin herbir harfi binler ve Ramazan-ı Şerifin Cum’alarında daha ziyadedir. Ve Leyle-i Kadir’de otuzbin hasene sayılır. Evet herbir harfi otuzbin bâki meyveler veren Kur’an-ı Hakîm, öyle bir nuranî şecere-i tûbâ hükmüne geçiyor ki; milyonlarla o bâki meyveleri, Ramazan-ı Şerif’te mü’minlere kazandırır. İşte gel, bu kudsî, ebedî, kârlı ticarete bak, seyret ve düşün ki: Bu hurufatın kıymetini takdir etmeyenler ne derece hadsiz bir hasarette olduğunu anla! İşte Ramazan-ı Şerif âdeta bir âhiret ticareti için gayet kârlı bir meşher, bir pazardır. Ve uhrevî hasılât için, gayet münbit bir zemindir. Ve neşvünema-i a’mal için, bahardaki mâh-i Nisandır. Saltanat-ı rububiyet-i İlahiyeye karşı ubudiyet-i beşeriyenin resm-i geçit yapmasına en parlak, kudsî bir bayram hükmündedir. Ve öyle olduğundan, yemek-içmek gibi nefsin gafletle hayvanî hacatına ve malayani ve hevaperestane müştehiyata girmemek için oruçla mükellef olmuş. Güya muvakkaten hayvaniyetten çıkıp melekiyet vaziyetine veyahut âhiret ticaretine girdiği için, dünyevî hacatını muvakkaten bırakmakla, uhrevî bir adam ve tecessüden tezahür etmiş bir ruh vaziyetine girerek; savmı ile, Samediyete bir nevi âyinedarlık etmektir. Evet Ramazan-ı Şerif; bu fâni dünyada, fâni ömür içinde ve kısa bir hayatta bâki bir ömür ve uzun bir hayat-ı bâkiyeyi tazammun eder, kazandırır. Evet birtek Ramazan, seksen sene bir ömür semeratını kazandırabilir. Leyle-i Kadir ise, nass-ı Kur’an ile bin aydan daha hayırlı olduğu bu sırra bir hüccet-i katıadır. Evet nasılki bir padişah, müddet-i saltanatında belki her senede, ya cülûs-u hümayûn namıyla veyahut başka bir şaşaalı cilve-i saltanatına mazhar bazı günleri bayram yapar. Raiyetini, o günde umumî kanunlar dairesinde değil; belki hususî ihsanatına ve perdesiz huzuruna ve has iltifatına ve fevkalâde icraatına ve doğrudan doğruya lâyık ve sadık milletini, has teveccühüne mazhar eder. Öyle de: Ezel ve Ebed Sultanı olan yirmisekiz bin âlemin Padişah-ı Zülcelal’i; o yirmisekiz bin âleme bakan, teveccüh eden ferman-ı âlîşanı olan Kur’an-ı Hakîm’i Ramazan-ı Şerifte inzal eylemiş. Elbette o Ramazan, mahsus bir bayram-ı İlahî ve bir meşher-i Rabbanî ve bir meclis-i ruhanî hükmüne geçmek, mukteza-yı hikmettir. Madem Ramazan o bayramdır; elbette bir derece, süflî ve hayvanî meşagılden insanları çekmek için oruca emredilecek. Ve o orucun ekmeli ise: Mide gibi bütün duyguları; gözü, kulağı, kalbi, hayali, fikri gibi cihazat-ı insaniyeye dahi bir nevi oruç tutturmaktır. Yani: Muharremattan, malayaniyattan çekmek ve her birisine mahsus ubudiyete sevketmektir. Meselâ: Dilini yalandan, gıybetten ve galiz tabirlerden ayırmakla ona oruç tutturmak. Ve o lisanı, tilavet-i Kur’an ve zikir ve tesbih ve salavat ve istiğfar gibi şeylerle meşgul etmek… Meselâ: Gözünü nâmahreme bakmaktan ve kulağını fena şeyleri işitmekten men’edip, gözünü ibrete ve kulağını hak söz ve Kur’an dinlemeğe sarfetmek gibi sair cihazata da bir nevi oruç tutturmaktır. Zâten mide en büyük bir fabrika olduğu için, oruç ile ona ta’til-i eşgal ettirilse, başka küçük tezgâhlar kolayca ona ittiba ettirilebilir. Mektubat
Birinci Sualiniz: Mü’minin mü’mine en iyi duası nasıl olmalıdır? Elcevab: Esbab-ı kabul dairesinde olmalı. Çünki bazı şerait dâhilinde dua makbul olur. Şerait-i kabulün içtimaı nisbetinde makbuliyeti ziyadeleşir. Ezcümle: Dua edileceği vakit, istiğfar ile manevî temizlenmeli, sonra makbul bir dua olan salavat-ı şerifeyi şefaatçı gibi zikretmeli ve âhirde yine salavat getirmeli. Çünki iki makbul duanın ortasında bir dua makbul olur. Hem بِظَهْرِالْغَيْبِ yani “gıyaben ona dua etmek”; hem hadîste ve Kur’anda gelen me’sur dualarla dua etmek. Meselâ: اَللّهُمَّاِنِّىاَسْئَلُكَالْعَفْوَوَالْعَافِيَةَلِىوَلَهُفِىالدِّينِوَالدُّنْيَاوَاْلآخِرَةِ رَبَّنَاآتِنَافِىالدُّنْيَاحَسَنَةًوَفِىاْلآخِرَةِحَسَنَةًوَقِنَاعَذَابَالنَّارِ gibi câmi’ dualarla dua etmek; hem hulûs ve huşu’ ve huzur-u kalb ile dua etmek; hem namazın sonunda, bilhâssa sabah namazından sonra; hem mevâki’-i mübarekede, hususan mescidlerde; hem Cum’ada, hususan saat-ı icabede; hem şuhur-u selâsede, hususan leyali-i meşhurede; hem ramazanda, hususan leyle-i kadirde dua etmek kabule karin olması rahmet-i İlahiyeden kaviyyen me’muldür. O makbul duanın ya aynen dünyada eseri görünür veyahut dua olunanın âhiretine ve hayat-ı ebediyesi cihetinde makbul olur. Demek aynı maksad yerine gelmezse, dua kabul olmadı denilmez; belki daha iyi bir surette kabul edilmiş denilir. Mektubat
Hem meselâ: İnsafsız ehl-i ilhadın mübalağa zannettikleri hattâ muhal bir mübalağa ve mücazefe tevehhüm ettikleri biri de, amellerin sevabına dair ve bazı surelerin faziletleri hakkında gelen rivayetlerdir. Meselâ: “Fatiha’nın Kur’an kadar sevabı vardır.” “Sure-i İhlas sülüs-ü Kur’an”, “Sure-i İza Zülziletil-ardu, rubu’” “Sure-i Kul ya eyyühel-kâfirûn rubu’”, “Sure-i Yâsin on defa Kur’an kadar” olduğuna rivayet vardır. İşte insafsız ve dikkatsiz insanlar demişler ki: “Şu muhaldir. Çünki Kur’an içinde Yâsin ve öteki faziletli olanlar da vardır. Onun için manasız olur.” Elcevab: Hakikatı şudur ki: Kur’an-ı Hakîm’in herbir harfinin bir sevabı var, bir hasenedir. Fazl-ı İlahîden o harflerin sevabı sünbüllenir, bazan on tane verir, bazan yetmiş, bazan yediyüz (Âyet-ül Kürsî harfleri gibi), bazan binbeşyüz (Sure-i İhlas’ın harfleri gibi), bazan onbin (Leyle-i Berat’ta okunan âyetler ve makbul vakitlere tesadüf edenler gibi) ve bazan otuzbin (meselâ haşhaş tohumunun kesreti misillü, Leyle-i Kadir’de okunan âyetler gibi). Ve o gece bin aya mukabil işaretiyle, bir harfinin o gecede otuzbin sevabı olur anlaşılır. İşte Kur’an-ı Hakîm, tezauf-u sevabıyla beraber elbette müvazeneye gelmez ve gelemiyor. Belki asıl sevab ile bazı surelerle müvazeneye gelebilir. Meselâ: İçinde mısır ekilmiş bir tarla farzedelim ki, bin tane ekilmiş. Bazı habbeleri yedi sünbül vermiş farzetsek, herbir sünbülde yüzer tane olmuş ise, o vakit tek bir habbe bütün tarlanın iki sülüsüne mukabil oluyor. Meselâ: Birisi de on sünbül vermiş, herbirinde ikiyüz tane vermiş, o vakit birtek habbe asıl tarladaki habbelerin iki misli kadardır. Ve hâkeza kıyas et. Şimdi Kur’an-ı Hakîm’i nuranî, mukaddes bir mezraa-i semaviye tasavvur ediyoruz. İşte herbir harfi asıl sevabıyla birer habbe hükmündedir. Onların sünbülleri nazara alınmayacak. Sure-i Yâsin, İhlas, Fatiha, Kul ya eyyühel-kâfirûn, İza zülziletil-ardu gibi sair faziletlerine dair rivayet edilen sure ve âyetlerle müvazene edilebilir. Meselâ: Kur’an-ı Hakîm’in üçyüzbin altıyüzyirmi harfi olduğundan, Sure-i İhlas besmele ile beraber altmış dokuzdur. Üç defa altmışdokuz, ikiyüzyedi harftir. Demek Sure-i İhlas’ın herbir harfinin haseneleri, binbeşyüze yakındır. İşte Sure-i Yâsin’in hurufatı hesab edilse, Kur’an-ı Hakîm’in mecmu-u hurufatına nisbet edilse ve on defa muzaaf olması nazara alınsa şöyle bir netice çıkar ki: Yâsin-i Şerif’in herbir harfi takriben beşyüze yakın sevabı vardır. Yani o kadar hasene sayılabilir. İşte buna kıyasen başkalarını dahi tatbik etsen, ne kadar latif ve güzel ve doğru ve mücazefesiz bir hakikat olduğunu anlarsın. Sözler
Leyle-i Kadir’de ihtar edilen bir mes’ele-i mühimme

Evvelâ: Leyle-i Kadir’de kalbe gelen pek uzun ve geniş bir hakikata pek kısaca bir işaret edeceğiz. Şöyle ki: Nev’-i beşer bu son harb-i umumînin eşedd-i zulüm ve istibdad ile ve merhametsiz tahribat ile ve bir düşmanın yüzünden yüzer masumu perişan etmesiyle ve mağlubların dehşetli me’yusiyetleriyle ve galiblerin dehşetli telaş ve hâkimiyetlerini muhafaza ve büyük tahribatlarını tamir edememelerinden gelen dehşetli vicdan azablarıyla ve dünya hayatının bütün bütün fâni ve muvakkat olması ve medeniyet fantaziyelerinin aldatıcı ve uyutucu olması umuma görünmesiyle ve fıtrat-ı beşeriyedeki yüksek istidadatın, mahiyet-i insaniyesinin umumî bir surette dehşetli yaralanmasıyla ve ebedperest hissiyat-ı bâkiye ve fıtrî aşk-ı insaniyenin heyecan içinde uyanmasıyla, ve gaflet ve dalaletin, en sert, sağır olan tabiatın, Kur’anın elmas kılıncı altında parçalanmasıyla ve gaflet ve dalaletin en boğucu, aldatıcı en geniş perdesi olan siyasetin rûy-i zeminde pek çirkin, pek gaddarane hakikî sureti görünmesiyle elbette ve elbette hiçbir şübhe yok ki: Şimalde, garbda, Amerika’da emareleri göründüğüne binaen nev’-i beşerin maşuk-u mecazîsi olan hayat-ı dünyeviye böyle çirkin ve geçici olmasından, fıtraten beşerin hakikî sevdiği ve aradığı hayat-ı bâkiyeyi bütün kuvvetiyle arayacak. Ve elbette hiç şübhe yok ki: Bin üçyüzaltmış senede, her asırda üçyüzelli milyon şakirdi bulunan ve her hükmüne ve davasına milyonlar ehl-i hakikat tasdik ile imza basan ve her dakikada milyonlar hâfızların kalbinde kudsiyet ile bulunup lisanlarıyla beşere ders veren ve hiç bir kitabda emsali bulunmayan bir tarzda, beşer için hayat-ı bâkiyeyi ve saadet-i ebediyeyi müjde verip bütün beşerin yaralarını tedavi eden Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ın şiddetli, kuvvetli ve tekrarlı binler âyâtıyla, belki sarihan ve işareten onbinler defa dava edip haber verip sarsılmaz kat’î delillerle, şübhe getirmez hadsiz hüccetlerle hayat-ı bâkiyeyi kat’iyyetle müjde ve saadet-i ebediyeyi ders vermesi, elbette nev’-i beşer, bütün bütün aklını kaybetmezse ve maddî ve manevî bir kıyamet başlarında kopmazsa; İsveç, Norveç, Finlandiya ve İngiltere’nin Kur’anın kabulüne çalışan meşhur hatibleri ve din-i hakkı arayan Amerika’nın çok ehemmiyetli cem’iyeti gibi rûy-i zeminin kıt’aları ve hükûmetleri Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ı arayacaklar ve hakikatlerini anladıktan sonra bütün ruh u canlarıyla sarılacaklar. Çünki bu hakikat noktasında kat’iyyen Kur’anın misli yoktur ve olamaz ve hiçbir şey bu mu’cize-i ekberin yerini tutamaz. Sâniyen: Madem Risale-i Nur o mu’cize-i kübranın elinde bir elmas kılınç hükmünde hizmetini göstermiş ve en muannid düşmanları teslime mecbur etmiş. Hem kalbi, hem ruhu, hattâ hissiyatı tam tenvir edecek ve ilâçlarını verecek bir tarzda hazine-i Kur’aniyenin dellâllığını yapan ve ondan başka me’haz ve mercii olmayan bir mu’cize-i maneviyesi bulunan Risale-i Nur o vazifeyi yapıyor ve aleyhinde dehşetli propagandalara ve gayet muannid zındıklara tam galebe çalmış ve dalaletin en sert ve kuvvetli kal’ası olan tabiatı, “Tabiat risalesi”yle parça parça etmiş ve gafletin en kalın ve boğucu ve geniş daire-i âfâkında ve fennin en geniş perdelerinde Asâ-yı Musa’daki Meyve’nin Altıncı Mes’elesi ve Birinci, İkinci, Üçüncü ve Sekizinci Hüccetleriyle gayet parlak bir tarzda gafleti dağıtıp nur-u tevhidi göstermiş. Elbette bizlere lâzım ve millete elzemdir ki; şimdi resmen izin verilen din tedrisatı için hususî dershaneler açılmasına ve izin verilmesine binaen, Nur şakirdleri mümkün olduğu kadar her yerde küçücük dershane-i Nuriye açmak lâzımdır. Gerçi herkes kendi kendine bir derece istifade eder, fakat herkes herbir mes’elesini tam anlamaz. Hem iman hakikatlarının izahı olduğu için; hem ilim, (Haşiye) hem marifet, hem ibadettir. Eski medreselerde beş-on seneye mukabil, inşâallah Nur medreseleri beş-on haftada aynı neticeyi temin edecek ve yirmi senedir ediyor. Ve hem hükûmet ve millet ve vatan, hem hayat-ı dünyeviyesine ve siyasiyesine ve uhreviyesine pek çok faidesi bulunan bu Kur’an lemaatlarına ve dellâlı bulunan Risale-i Nur’a değil ilişmek, tamamıyla terviç ve neşrine çalışmaları elzemdir ki; geçen dehşetli günahlara keffaret ve gelecek müdhiş belalara ve anarşistliğe bir sed olabilsin.
Sikke-i tasdik-i gaybi
Aziz, sıddık kardeşlerim! Evvelâ: Yarın gece Leyle-i Kadir olmak ihtimali çok kuvvetli olmasından bir kısım müçtehidler o geceye Leyle-i Kadr’i tahsis etmişler. Hakikî olmasa da, madem ümmet o geceye o nazarla bakıyor, inşâallah hakikî hükmünde kabule mazhar olur…Şualar
 

uður1

Well-known member
Kadir gecesi.........

Kadir gecesi.........


Selamlarin en güzeli ile Esselamü Aleyküm,


"Her kim, imanından dolayı ve mükafatını yalnız Allah'tan umarak Kadir Gecesi'ni ihya ederse, geçmiş günahları affedilir"
(Hadis-i Şerif)


Kadir Geceniz Mübarek Olsun...



Rabbimiz Yüce Kitabımız Kuran-ı Kerimde Kadir Gecesi için şunları bizlere söylüyor:

Şüphesiz biz, (Kuran'ı) Kadir gecesiindirdik. Kadir gecesinin ne oldugunu sana bildiren nedir ?
Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır.
Melekler ve ruh (Cebrail), Rabbi'nin
izni ile her iş icin o gece iner.O gece, tan yerinin ağarmasına kadar bir esenliktir.''

(Kadr Suresi 1,2,3,4,5)


Peygamber Efendimiz (s.a.v)'de Kadir Gecesi hakkında şöyle buyurmuşlardır:


Hz. Aişe (r.ah.) Efendimiz (s.a.v)'in Kadir gecesinin son on gecesinde tek rakamlı günlerinde aranmasını söylediğini rivayet etmiştir. (Buhari)

Kadir gecesini Ramazanın son on gününde arayın. (Müslim)



Kadir Gecesinin en önemli özelliği, cin ve insanlara iki cihan saadeti bahşeden, kâinat kitabının ezelî bir tercümesi olan yüce kitabımız Kur'ân-ı Kerimin bu gecede ilk olarak dünya semasına indirilmesidir. Daha sonra ise ihtiyaca göre âyet âyet veya sûreler halinde vahyin mazharı Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselama Cebrail (a.s.) vasıtasıyla takdim edilmiş olmasıdır.
Yine bu mübarek gecede insanlığın ebedî refahına sebep olacak, ona bereketli bir ömrü kazandıracak bir fırsat verilmektedir. Bu geceyi dua, zikir ve ibadetle geçiren kişi, ancak seksen sene gibi uzun bir ömürde kazanabileceği ecir ve sevabı bir gecede elde etme bahtiyarlığına ermiş olacaktır.


Bin aydan hayırlıdır denmesinin hikmeti nedir?


"Bin ay" seksen üç sene dört aylık bir süreye tekabül eder. Geçmişteki salih kimselerin bir ömür boyu kazandıkları manevi mertebeyi bir gece içinde elde etme fırsatıdır. Resulullah (a.s.m.) sahabilere İsrailoğullarından bir kimsenin Allah yolunda bin ay boyunca silâhlı olarak cihat ettiğini anlatmıştı. Sahabiler bunu duyunca şaşırdılar ve kendi amellerini az, gördüler. Bunun üzerine Kadir Suresi indirildi.


Başka bir rivayette Peygamberimiz Sahabilere İsrailoğullarından dört kişinin seksen sene boyunca hiç günah işlemeden ibadet ettiklerini anlattı. Sahabiler bunu hayretle karşıladı. Cebrail Aleyhisselâm geldi, "Yâ Muhammed, ümmetin o birkaç kişinin seksen sene ibadetinde hayrete düştüler. Allah sana ondan daha hayırlısını indirmiştir" diyerek Kadir Suresini okudu ve, "İşte bu senin ve ümmetinin hayran kalışından daha hayırlıdır" buyurdu.


Diğer bir rivayette Resulullah’a bütün ümmetlerin ömürleri gösterilmişti. Kendi ümmetinin ömrünü kısa görünce, ömrü uzun olan ümmetlerin amellerini düşündü. Kendi ümmetinin bu kısa ömürlerinde yaptıkları amellerle onlara ulaşamayacakları endişesi içinde üzüldü. Yüce Allah da Habibine, bu üzüntüsüne mukabil Kadir Gecesini vererek diğer ümmetlerin bin yılından daha hayırlı kıldı.

Kadir Suresi bu hadiseler üzerine nazil olmuştur. Bu sure, Sahabilerin üzüntüsünü hafifleten bir suredir.







Neden "Kadir" Gecesi?


Kadir Gecesi hüküm gecesi demektir. Duhan Suresinde açıklandığı üzere İlâhi takdirce belirtilen hükümler Kadir Gecesinde ayırd edilir. Bu anlamda Kadir Gecesine takdir gecesi diyenler de vardır. Aslında eşyanın, işlerin ve hükümlerin miktar ve zamanları ezelde takdir edildiği için burada söz konusu olan takdir, önceden tespit edilen kader programının yerine getirilmesiyle ilgili planların hazırlanmasıdır.

"Kadr" kelimesinde "tazyik" manası da vardır. Buna göre o gece yeryüzüne o kadar çok melek iner ki, dünya onlara dar gelir.

Bir hadiste, "O gece yeryüzüne inen meleklerin sayısı çakıl taşlarının sayısından çok daha fazladır" buyurularak buna işaret edilir.

Kadir Gecesinin Ramazan'ın hangi gecesine rastladığı hususunda pekçok rivayet olmakla birlikte, Ramazan'ın son on gününde aranması tavsiye edilmiştir. Bazı hadis-i şeriflerden de 27. gecesine denk geldiği bildirilmektedir. "Onu yirmi yedinci gecede arayınız" mealindeki hadis bu hususa işaret etmektedir.



Kadir Gecesi Yapılacak Duâ

"Allahumme inneke afuvvun kerîmun tuhibbul afve fa'fu annî."

Anlamı:
"Allah'ım, şüphesiz sen affedicisin, ikram sahibisin, affetmeyi seversin, beni affet." (Tirmizi, Daavat, 12)




 

uður1

Well-known member
Kadir gecesi nedir? Bu gece nasıl dua edilir?

Kadir gecesi nedir? Bu gece nasıl dua edilir?


Kur'ân'da adı geçen tek ay Ramazan ayıdır; tek gece de Kadir Gecesidir



En nurlu ve feyizli geceyi Kadir Gecesinde idrak ederiz. Kur'ân'da adı geçen tek ay Ramazan ayıdır; tek gece de Kadir Gecesidir. Bu bereketli saatlerin şeref ve kıymetini Kâinatın Rabbi Sevgili Habibine haber vermektedir. Bu gecenin faziletine o kadar değer verilmektedir ki, o vakitlerde tecelli edecek rahmetin ve ruhanî hâdiselerin anlatılması için müstakil bir sûre inmiştir. Bu sûre Kadr Süresidir.
Yine Cenâb-ı Hak bu gecenin kudsiyetini bildirmek için beş âyetli bir sûrede üç defa "Leyletü'l-Kadr" ifadesini açıkça zikretmektedir:
"Şüphesiz, o Kur'ân'ı Kadir Gecesinde indirdik. Bilir misin, Kadir Gecesi nedir? Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır."
Ulvî hâdiseler de sûrenin sonunda şöyle ifade buyurulur :
"O gecede melekler ve Cebrail Rablerinin izniyle her iş için arka arkaya iner. O gece, tan yerinin aydınlanmasına kadar bir selâmettir."
Kadir Gecesinin en önemli özelliği, cin ve insanlara iki cihan saadeti bahşeden, kâinat kitabının ezelî bir tercümesi olan yüce kitabımız Kur'ân-ı Kerimin bu gecede ilk olarak dünya semasına indirilmesidir. Daha sonra ise ihtiyaca göre âyet âyet veya sûreler halinde vahyin mazharı Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselama Cebrail (a.s.) vasıtasıyla takdim edilmiş olmasıdır.
Yine bu mübarek gecede insanlığın ebedî refahına sebep olacak, ona bereketli bir ömrü kazandıracak bir fırsat verilmektedir. Bu geceyi dua, zikir ve ibadetle geçiren kişi, ancak seksen sene gibi uzun bir ömürde kazanabileceği ecir ve sevabı bir gecede elde etme bahtiyarlığına ermiş olacaktır.
Bu gecedeki İlâhî ziyafete ve Kur'ânî sofraya başta Kur'ân-ı Mübini Resulullah Aleyhissalâtü Vesselama vahiy yoluyla getiren Cebrail olmak üzere melekler de inerek şenlendirirler. Kalb ve basîreti açık olan mü'minlere uhrevî âlemden manzaralar sergilenir. Meleklerin pey der pey inmesiyle yeryüzü manevî bir tazyike maruz kalır. Dünya adetâ onlara dar gelmeye başlar. Mü'minlerin etrafını kuşatarak onlara Rablerinin bağış ve rahmetini müjdelerler. Tan yeri ağarıncaya kadar devam eden bu ulvi tecelli, ümmet-i Muhammed'in gönüllerine engin bir huzur ve saadet dalgası estirir.
Kadir Gecesinde böyle nurlu hâdiselerin yıldönümlerini idrak ederiz. Onun kadrini bilmekle de feyiz ve bereketinden, dünyayı kuşatan nuranî havasından istifade etmiş oluruz.
Bin aydan hayırlıdır denmesinin hikmeti nedir?
"Bin ay" seksen üç sene dört aylık bir süreye tekabül eder. Geçmişteki salih kimselerin bir ömür boyu kazandıkları manevi mertebeyi bir gece içinde elde etme fırsatıdır. Resulullah (a.s.m.) sahabilere İsrailoğullarından bir kimsenin Allah yolunda bin ay boyunca silâhlı olarak cihat ettiğini anlatmıştı. Sahabiler bunu duyunca şaşırdılar ve kendi amellerini az, gördüler. Bunun üzerine Kadir Suresi indirildi.
Başka bir rivayette Peygamberimiz Sahabilere İsrailoğullarından dört kişinin seksen sene boyunca hiç günah işlemeden ibadet ettiklerini anlattı. Sahabiler bunu hayretle karşıladı. Cebrail Aleyhisselâm geldi, "Yâ Muhammed, ümmetin o birkaç kişinin seksen sene ibadetinde hayrete düştüler. Allah sana ondan daha hayırlısını indirmiştir" diyerek Kadir Suresini okudu ve, "İşte bu senin ve ümmetinin hayran kalışından daha hayırlıdır" buyurdu.(1)
Diğer bir rivayette Resulullah'a bütün ümmetlerin ömürleri gösterilmişti. Kendi ümmetinin ömrünü kısa görünce, ömrü uzun olan ümmetlerin amellerini düşündü. Kendi ümmetinin bu kısa ömürlerinde yaptıkları amellerle onlara ulaşamayacakları endişesi içinde üzüldü. Yüce Allah da Habibine, bu üzüntüsüne mukabil Kadir Gecesini vererek diğer ümmetlerin bin yılından daha hayırlı kıldı. (2)
Kadir Suresi bu hadiseler üzerine nazil olmuştur.
Bu sure, Sahabilerin üzüntüsünü hafifleten bir suredir.
Kadir Gecesinin Bu Kadar Faydalı Olmasını Nasıl Açıklarsınız?
Evet bir tek Ramazan, seksen sene bir ömür semeratını kazandırabilir. Leyle-i Kadir ise, Kur'an'ın bildirmesiyle bin aydan daha hayırlı olduğu bu sırra kat'i bir delildir. Evet nasılki bir padişah, saltanatında belki her senede, ya tahta geçme merasimi namıyla veyahut başka bir şaşaalı cilve-i saltanatına mazhar bazı günleri bayram yapar. Halkını, o günde umumî kanunlar dairesinde değil; belki hususî ihsanatına ve perdesiz huzuruna ve has iltifatına ve fevkalâde icraatına ve doğrudan doğruya lâyık ve sadık milletini, has teveccühüne mazhar eder. Öyle de: Ezel ve Ebed Sultanı olan onsekiz bin âlemin Padişah-ı Zülcelal'i; o onsekiz bin âleme bakan, teveccüh eden ferman-ı âlîşanı olan Kur'an-ı Hakîm'i Ramazan-ı Şerifte indirmiş. Elbette o Ramazan, mahsus bir bayram-ı İlahî ve bir meşher-i Rabbanî ve bir meclis-i ruhanî hükmüne geçmek, Cenab-ı Hakkın hikmetinin muktezasıdır. Madem Ramazan o bayramdır; elbette bir derece, adî ve hayvanî meşguliyetten insanları çekmek için oruca emredilecek.
Neden "Kadir" Gecesi?
Kadir Gecesi hüküm gecesi demektir. Duhan Suresinde açıklandığı üzere İlâhi takdirce belirtilen hükümler Kadir Gecesinde ayırd edilir. Bu anlamda Kadir Gecesine takdir gecesi diyenler de vardır. Aslında eşyanın, işlerin ve hükümlerin miktar ve zamanları ezelde takdir edildiği için burada söz konusu olan takdir, önceden tespit edilen kader programının yerine getirilmesiyle ilgili planların hazırlanmasıdır. (3)
"Kadr" kelimesinde "tazyik" manası da vardır. Buna göre o gece yeryüzüne o kadar çok melek iner ki, dünya onlara dar gelir.
Bir hadiste, "O gece yeryüzüne inen meleklerin sayısı çakıl taşlarının sayısından çok daha fazladır" buyurularak buna işaret edilir. (4)
Kadir Gecesinin Ramazan'ın hangi gecesine rastladığı hususunda pekçok rivayet olmakla birlikte, Ramazan'ın son on gününde aranması tavsiye edilmiştir. Bazı hadis-i Şeriflerden de 27. gecesine denk geldiği bildirilmektedir. "Onu yirmi yedinci gecede arayınız" mealindeki hadis bu hususa işaret etmektedir. (5)
Bu rivayetlerin ışığında, İslâm âlimleri Kadir Gecesinin Ramazan'nın yirmi yedinci gecesi olarak kabul etmiş ve böylece Müslümanlar o geceyi Kadir Gecesi niyetiyle ihya edegelmişlerdir.
Bunun için mü'minler mümkün mertebe, vakit ve imkânları ölçüsünde Kadir Gecesini değerlendirmeye çalışırlar. Uyku ve istirahatla geçirmemeye gayret ederler. Çünkü bu gecede herbir Kur'ân harfine otuz bin sevap verilmektedir. Diğer ibadetlerin sevabı da o nisbette artış göstermektedir.
Kadir Gecesini değerlendirmek ve o vaktin feyiz ve bereketinden istifadeyi arttırmak için namaz kılınır, Kur'ân okunur, Kur'ân tefsirleri mütâlâa edilir. Zikredilir, salavat-ı şerife getirilir. Dualar edilir, Allah'a niyaz ve tazarruda bulunulur. Fakir ve kimsesizler doyurulur, bol bol sadaka verilir. Hâsılı her vesileyle vakit nurlandırılır. Kadir Gecesinin getireceği büyük kazanç hakkında rivayet edilen hadisler en güzel teşvik mahiyetini taşımaktadır.
"Kim inanarak, sevabını ancak Allah'tan bekleyerek Kadir Gecesinde kıyam üzere olursa (uyanık kalıp ihya ederse) geçmiş günahları affedilir." (6)
Bu gecede nasıl dua edelim?
Bunu da Hazret-i ÂiŞe (r.a.) vasıtasıyla yine Peygamberimizden, öğrenelim:
"Dedim ki, 'Yâ Resulallah, Kadir Gecesine rastlarsam nasıl dua edeyim?'
Resulullah Aleyhissalâtü Vesselam "Allahümme inneke afüvvün tuhibbü'l-afve fa'fu annî (Allah'ım, Sen affedicisin, affetmeyi seversin, beni de affeyle) dersin' buyurdu"
Kaynaklar
1) Hak Dini Kur an Dili. 6:4592
2) Muvatta. ıtikâf:6
3) Duhan Suresi, 3.
4) Hak Dîni Kur'ân Dili, 9:5970.
5) Müsned, 2:27.
6) Buhari, Siyam: 71, ıbni Mâce, Dua
www.sorularlaislamiyet.com
 

uður1

Well-known member
Dua ve tövbelerin kabul edildiği gece

Dua ve tövbelerin kabul edildiği gece
26 Ağustos 2011 / 05:45
Peygamber Efendimiz (sas), Kadir Gecesi için "Faziletine inanarak karşılığını Allah'tan bekleyerek değerlendiren kişinin geçmiş günahları bağışlanır." der.

Bu gecede Cebrail (as) ve melekler fevc fevc yeryüzüne iner.Kadir Gecesi, kudret gecesidir. O, bin aydan daha hayırlı bir gecedir. Allah Teâlâ, "kutlu bir gece" olduğunu haber verdiği Kadir Gecesi'nin önemini özel bir sûre ile, Kadir Sûresi ile belirtmiş ve bu geceyi, ayların hayrı ile mukayese etmiştir (Kadr, 1-5). Zira, Allah'ın insanlığa son İlahi mesajı olan Kur'an-ı Kerim bu gecede indirilmeye başlanmıştır. Özellikle Kur'an'ın bu gecede indirilmesinin geceyi şereflendirdiğini ve kadrini yücelttiğini ifade etmek üzere ona bu isim verilmiştir.
Bu sûre inmeden önce gecenin böyle bir ismi yoktu. Duhân Sûresi'nde "Biz onu mübarek bir gecede indirdik." (44/3) buyurularak bu gecenin bereketli, hayırlı, uğurlu, önemli ve kutsal bir gece olduğu açıkça ifade edilmiştir. Bakara Sûresi'nde ise (2/185) Ramazan ayında indirildiği belirtilmiştir. Buna göre Kadir Gecesi'nin Ramazan ayında olduğu açıktır.
Kadir Gecesi'nin Ramazan'ın hangi gecesine denk geldiği konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Ancak İslâm alimlerinin büyük bir çoğunluğu, Peygamberimiz'in bu konudaki hadislerinde geçen bilgileri dikkate alarak Kadir Gecesi'nin Ramazan'ın yirmi yedinci gecesi olduğu kanaatine varmışlardır. Kadir Gecesi'nin kesin olarak bildirilmemesi, insanların ona güvenip diğer zamanlarda kulluk görevlerini ihmal etmemelerinin hedeflenmesi gibi bazı hikmetlerle açıklanmıştır.
Bu gecenin önemine dair Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: "Faziletine inanarak karşılığını Allah'tan bekleyerek değerlendiren kişinin geçmiş günahları bağışlanır" (Buharî, "İman", 28). Dua ve tövbelerin kabul edildiği bir gece olan Kadir Gecesi'nde sabaha kadar melekler ve Cebrâil yeryüzüne iner. Ayrıca bu gecenin esenlik ve mutluluk gecesi olduğu belirtilmiştir. Zira melekler gecenin başından itibaren tan yeri ağarıncaya kadar gruplar halinde inerek müminlere selam verirler. Bu durum gecenin karanlığı çekilinceye kadar devam eder. Allah Teâlâ'nın Rahman ismiyle tecelli ettiği bu gecede ibadet ve duayla geçirip dileklerimizi ve isteklerimizi O'na arz etmek için değerli bir fırsattır. Hz. Peygamber, Ramazan'ın son on gününe girildiğinde dünyevî işlerden uzaklaşarak mescide itikâfa çekilir, vaktini daha çok ibadet ve tefekkürle geçirirdi (Buhârî, İtikâf, 1).
Kadir Gecesi'nde ne yapılabilir?
Hz. Âişe radıyallahu anhâ bu gecenin nasıl ihya edileceğini Hz. Peygamber'e sormuş, O da "Allah'ım! Sen affedicisin, affı seversin, beni affet! de." şeklinde cevap vermiştir (Tirmizî, Da'avât", 84). Şu halde bu gece Rabb'imizle dost olup gecenin feyzinden istifade etmeliyiz. Mü'minler namaz kılıp dua ve istiğfar ederek, tefekkür ve zikirde bulunarak, Kur'an okuyarak bu geceyi ihya edebilir.
Muhtaçlara yardım etmek, sıla-i rahimde bulunup yakın akrabaları arayıp sormak, ziyaret etmek, gönüllerini almak gibi ameller en güzel değerlendirme yollarıdır. Resulullah bunların hepsini yaptığına göre bu geceyi değerlendirmek isteyenler de aynı yolu izlemelidirler. Bu gecenin feyzinden yoksun kalmak istemeyen mü'min, hiç değilse yatsı (teravih) ve sabah namazlarını cemaatle kılmaya gayret etmeli, din kardeşleri ile birlikte yapılan dualara katılmalıdır.
Haber7
 

uður1

Well-known member
Kadir Gecesini Kimler Bilir?

[h=2]Kadir Gecesini Kimler Bilir?[/h] Yazar: Dr. Furkan Aydıner 2007-10-07


Bu soru Hz.Peygamber’den bu yana her Ramazan’da birçok müslümanın gündeminde yer alagelmiştir. Kur’an ayeti ile bin aydan hayırlı diye haber verilen bir geceyi aramanın heyecanıdır insanı bu soruya sevkeden. Birçok soru gibi bu sorunun da tek bir cevabı yok. Kimilerine göre cevap iki şıktan oluşacak kadar basittir: evet veya hayır. Kimilerine göre ise sorunun kesin bir cevabı olamaz. Kuantumdaki belirsizlik ilkesi gibi olasılıkla tahmin edilebilir, ancak kesin olarak bilinmez. Kimileri de Allah’ın sevgili kullarının bir nevi ilhamla bu geceyi bileceklerini iddia eder. Kimileri ise bu denli müstesna bir gecenin fizik aleminde kainat çapında bir alameti olduğuna inanır ve atomlardan ta galaktik sisteme kadar bu geceye işaret eden bir fiziki hadiseyi aramaya koyulur. Hasılı arayış metotları farklı da olsa hepsi bir gaye için çırpınır: Kadir Gecesini bulmak. Bu arayışa katılanlardan biri olarak, geçmiş bir Ramazanda yaşadığım bir serüveni sizinle paylaşmak istiyorum. Kadir Gecesini ararken ilginç bir hakikatle karşılaşmıştım. Kadir Gecesini bilip bilmediğimi Allah bilir, ancak Kadir Gecesini bilenleri biliyorum artık. Kimler mi? İşte hikayesi...

Kadir Gecesi arayışına çıkarken fark ettiğim ilk şey Türkiye’deki müslümanlar ile diğer müslümanlar arasında bu gece ile ilgili farklı telakkilerin varlığıydı. Hadislerde Kadir Gecesini son on gecede ve hususan tekli gecelerde arayın denilmesine rağmen Türkiye’de yirmiyedinci gece Kadir Gecesi olarak idrak edilegelmiştir. Oysa Amerika’da karşılaştığımız diğer Müslümanlar tek gece yerine, hadisin manasına uygun olarak, son on geceye odaklanmayı daha uygun buluyor. Bir kısmı bu geceyi elden kaçırmamak için son on günde itikafa çekilmeyi bile tercih ediyor. Kadir Gecesinin kadrini bilenler herbir geceyi Kadir gecesi olabilir diye değerlendirirken, onun kadrinin idrak etmeyenler ise herbir geceyi Kadir gecesi olmayabilir diye ihyadan içtinap ediyor. Bu iki yaklaşım da Kadir Gecesinin bir imtihan eseri olarak saklı tutulmasının sırrını işaret ediyor.

Kadir Gecesi arayışına devam ederken şahit olduğum başka birşey ise arama metotlarının farklılığıyla alakadar. Kimileri bulutlu bir gecede okyanusa gidip sabaha kadar balık arar gibi arıyor. Kimileri yüksek ücretli yeni bir iş arar gibi arıyor. Kimileri Bayram arefesinde kārını maksimum kılmak için uygun bir pazar arayan tüccar gibi arıyor. Kimileri dünyanın en değerli hazinesini arar gibi arıyor. Kimileri fizik alemindeki olağandışı haberlerin içinde arıyor onu. Kimileri rüyalarda arıyor. Kimileri şeyhinden veya üstadından gelecek bir mesajda arıyor. Hasılı senede bir gelen Kadir Gecesini insanlar binbir farklı yollarla arıyor.
Geçenlerde bir akşam üstü iftardan sonra birkaç arkadaşın balık avına çıkmak üzere hazırlık yaparken konuştuklarına kulak misafiri oldum. Hepsi bir gaye etrafında odaklanmıştı: mümkün olduğu kadar çok balık yakalamak. Yaklaşık iki saat uzaklıktaki okyanusa gidip oltayla balık yakalayacaklardı. Biri “kocaman okyanusta balıklar bula bula bizim oltayı mı bulacak” diye kuşkusunu dile getirirken, bir diğeri “kocaman okyanusta da balık bulamazsak başka nerde bulabiliriz” diye ümitvar olduğunu beyan ediyordu. Gerçi halk arasında balık gibi avlanmak diye bir tabir kullanılsa da, dinlediğim kadarıyla balıklar öyle kolay avlanılmazmış. Hava durumu, kullandığın yem, gittiğin bölge ve gidiş zamanı gibi birçok farklı faktörü dikkate almak gerekiyormuş başarılı olmak için. Bulutlu havada ve gece vaktinde balık bulmak kuvvetle muhtemelmiş. Balıkçı arkadaşlar bu noktalarda fikir birliğine vardıktan sonra yola çıkmaya karar verdiler. Gerçi uykularından fedakarlık yapacaklardı. Bütün gece ayakta kalmakla kendilerine bir nevi eziyet edeceklerdi. Bu olumsuzluklar akıllarına geldiğinde, ellerininin arasına alacakları büyük balıkları hayal ediyorlardı. Rasyonel bireyler olarak, alacakları mükafat karşısında, uykusuzluk gibi bir maliyet ödemeye razıydılar. Belki de onlara göre gündüz vakti balığa gitmek irrasyoneldi. Onların tatlı müzakerelerine kulak verirken, hayalim beni başka bir arayışa götürmüştü: Kadir gecesi arayışı. Nefsim Ramazan okyanusunda Kadir Gecesini aramak için bir gece dahi olsa rahatından vazgeçip arayışa çıkmama razı olur muydu acaba? Hem bu dünya okyanusunda yakalanan balıklar bir öğünlük olmasına rağmen, sonsuz öğünlerde soframa gelecek balıkların avına çıkmak daha rasyonel değil miydi? Hem sonsuz gecelerde rahata kavuşmak için bir gecelik rahatı feda etmek çok mu ağırdı? Bu mülahazalar nefsimi bir derece ikna etmekle beraber tam kafi gelmiyordu. Başka bürhan istiyordu.

Ramazan’ın yirminci günüydü, bir fizikçi arkadaşla Kadir gecesi sürecinden bahsediyorduk. Ben aramak için hazırlığa başlarken, o bana bu gece Kadir gecesi olabilir dedi fiziki bir olaya dayanarak. Bu denli kıymettar bir gecenin Kainat ölçeğinde fiziki bir olayla irtibatı olmalıydı onun anlattığına göre. Üyesi olduğu fizikçi grubundan aldığı habere göre bu gece Andremoda galaksisinin tutulması hadisesi yaşınıyordu. Galaktik ölçekte büyük bir hadise. Daha da ilginci bu olay her yıl Ramazan’ın son on gecesinde cereyan ediyormuş. Tıpkı Kadir Gecesi gibi hangi gecede olduğunu bilinemiyormuş. Argümanlar pek ikna ediciydi. Geçen sene bu hadise Ramazan’ın yirmi sekizinde olmuş bu sene ise bu geceye tekabül etmiş. Bilime olan güvenimin etkisiyle söylenenlere hayli inandım. Bu gece Kadir gecesi olabilir diye sabaha kadar ihya etmeye karar verdim. Bu kararımda akşama doğru sanal dünyadan aldığım bir haberinde etkisi olmuştu. İnternet üzerinde sohbet ettiğim dost yazar bir dostuma duyduklarımı hikaye ederken ilginç bir cevap aldım. “Biliyor musun!” dedi muhatabım, “bugün Kadir Gecesi’yle ilgili bir haber aldım.” “Bir okuyucum bana gündüz bir mesaj attı. Tanıdığı veli bir zattan bu gecenin Kadir gecesi olduğunu öğrenmiş.” Eh, dostlara düşen bu muazzam fırsattan birbirlerini haberdar etmekti. Kadir Gecesi sırrını çözen bir Allah dostu, bunu haber vermiş kendi dostuna.. biz de dostun dostundan duymuş olduk.. Bu iki hadise karşısında hem akıl hem de kalp cevabını bulmuş gibi bir derece sevinmişti. “Nefsim bile sabahlamaya razı olur,” diye düşünmüştüm. Gel gör ki, geceyi bir nebze ihya etmek için gayret gösterdikten sonra, içimden yükselen karşı argümanların etkisiyle soluğu yatakta almıştım. Saat gecenin ikisini gösteriyordu yattığımda. “Allah bereket versin. Bu kadar yeter demişti” içimdeki nefsani ses. Çok geçmeden dehşetli bir rüya ile uyanırken aklıma gelen ilk şey: bu gece gerçekten Kadir Gecesi mi yoksa? Bir süre daha uyanık durdum. Ancak, gafil nefsim olup bitenleri unuturup, yine beni yana devirdi.

Günler birbirini kovalarken yirmiyedinci geceye ulaşmıştım. Arayışım devam ediyordu. Bu gece Kadir Gecesi olması kuvvetle muhtemeldir diye nefsimi iknaya çalıştım. Gecenin ilerleyen saatlerinde nefsimden yükselen kuşkulu sesler karşısında aklım tatmin edici bir bürhan aradı. Ramazan Risalesindeki bir teşbihten hareketle birkaç arkadaşa telefon etmeye karar verdim. Aslında onlara bir hakikatı anlatmakla, nefsime ders vermek istiyordum. Tıpkı, kızım sana söylüyorum, gelinim sen dinle misali gibi. Hem onlarla bir hakikatı paylaşacaktım, hem de nefsimi iknaya çalışacaktım. Oyuncak helikopter satan tüccar bir arkadaşı aradım önce. Selam ve tebrikten sonra asıl konuya geldim.

“Helikopterlerini kaça satıyorsun?”

“Tanesini 10 dolara.”

“Senenin belirli bir zamanında gece vakti açılacak bir pazarda onların tanesini 1000 dolara satmak imkanı olursa ve daha da ötesi pazara götürebildiğin malların hepsinin satın alınacağı garantisi varsa ne yaparsın?”

“Bir sene öncesinden hazırlıklarımı yaparım. Fabrika ile irtibata geçip azami miktarda ürünle pazara katılırım.”

“Peki bir gece vakti tanesine 30 bin dolar veren bir Pazar olursa ne yaparsın”

“Hiç tereddütsüz tüm geceyi pazarda geçiririm.”

Ahizeyi indirdikten sonra kendi kendime sordum: Böyle pazarlarda en karlı ticareti yapıp bütün dünyanın maliki bile olsan, Ramazan pazarında kazanacaklarımızın yanında bir kıymet ifade eder miydi? Rad suresinde Cenab-ı Hak gök gürültüsü şiddetinde bir sesle bu soruya cevap veriyordu: “Ona(Rabbinin emrine) uymayanlara gelince, eğer yeryüzünde olanların tümü ile bunun yanında bir misli daha kendilerinin olsa, (cehennemden kurtulmak için) onu mutlaka feda ederler.”(Ra’d, 18)

O halde nefsimi karlı dünya pazarına tereddütsüz razı edip, ahiret pazarından uzaklaştıran neydi acaba?

Telefonun tuşlarına bir daha bastım. Bu sefer Amerika’nın kuzeyinde bilgisayarda doktora yapan bir arkadaş vardı karşımda. Hoşbeşten sonra ona da asıl konuyu açtım.

“Bildiğime göre okulda asistan olarak çalışıyorsun. Saat ücretin kaç dolar?”

“15 dolar”

“Burada hayli yüksek ücret veren bir iş imkanı var. Başvurmayı düşünür müsün?”

“Neymiş bu?”

“Bilgisayarla alakalı bir iş.”

“Kaç dolar verecekler.”

“Hayli fazla ücret veriyorlar, ancak bir şartları var. Gece çalışacaksın.”

“Ne kadar verecekler?”

“Saati 100 dolar”

“Deme ya, bu kadar yüksek ücret verdiklerine göre bir istedikleri vardır”

“İstedikleri şey projeyi kısa sürede bitirmek için gece boyunca çalışman. Düşünüyorsan sana iş ilanını göndereyim.”

“Olur. Gönder bakalım.”

“Uykusuz kalırsın.”

“Önemli değil ya! Gündüz uyuruz, gece de çalışırız. Yeter ki, yapabileceğimiz bir iş olsun.”

Konuşma bu minval üzere devam ederken, nefsime Bediüzzaman'ın şu sözlerini hatırlattım: "Şu mübarek şehr-i Ramazan, leyle-i Kadri ihata ettiği için, kendisi de ömür içinde bir leyle-i Kadirdir ki, muvaffak olanın ömrüne bin ömür katar. Dakikası bir gündür. Saati iki ay, günü birkaç sene hükmünde bir ömr-i bâkîdir… Ramazan-ı Şerifte sevab-ı a'mâl(amellerin sevabı), bire bindir. Kur'ân-ı Hakîmin, nass-ı hadisle, herbir harfinin on sevabı var; on hasene sayılır, on meyve-i Cennet getirir. Ramazan-ı Şerifte herbir harfin on değil, bin; ve Âyetü'l-Kürsî gibi âyetlerin herbir harfi binler; ve Ramazan-ı Şerifin Cumalarında daha ziyadedir. Ve Leyle-i Kadirde otuz bin hasene sayılır."

Kadir gecesini arama serüvenimin sonunda çok önemli bir hakikatı bulmuştum: Yazının başlığındaki soruda bir yanlışlık vardı. Kadir gecesinin kadrini biliyor muyuz? Diye sormak gerekir. Hem Kur’an’ın kendisi de böyle sormuyor muydu? Bu soruya cevap bulanlar aslında başlıktaki soruya da cevap bulmuş oluyordu. Çünkü Kadir Gecesini bilenler, onun kadrini bilenlerdir. Kaldı ki, bir Ramazan’da Kadir Gecesi’ni bilip, tamamıyla ihya etmek zor olabilir. Ancak, her Ramazan’da son on veya onbeş gecenin dört saatini ihya eden, üç senede bir kesin olarak bir Kadir Gecesi’ni tam olarak ihya etmiş olur. Ömründe altmış altı defa Ramazan ayına ulaşan biri toplam 22 defa Kadir Gecesi’ni ihya etmiş olur. Bu da, Kadir Süresi’nin verdiği müjdeye göre 22 bin ay, yani 1833 senelik ibadet sevabına denk gelir. O halde, vaadinden dönmesi muhal olan sonsuz rahmet sahibinin açtığı bu “semavi kampanya”yı kaçırmak akıl karı mıdır?
 

uður1

Well-known member
İşte Kadir Gecesi için 'özel dua'

İşte Kadir Gecesi için 'özel dua'
26 Ağustos 2011 Cuma 06:10
Bütün âlemleri yaratan ve ayakta tutan Rabb'imize, zerrât-ı kâinat adedince hamd ve şükür, Peygamberler Serveri Efendimiz'e, diğer enbiya-i izâma, melâike-i kirama, ehl-i beyte ve Hakk'ın bütün sadık kullarına da deryalardaki su damlaları, çöllerdeki kum taneleri adedince salât ü selam olsun.

Ey Yüceler Yücesi Rabb'imiz, işte yüce dergâhına geldik; boyun büküyor, huzurunda kemerbeste-i ubûdiyet içinde elpençe divan duruyor, affına iltica ediyoruz. Eğer biz kullarını kapından uzaklaştırırsan, biz gidip hangi kapıya sığınabiliriz?! Şayet huzurundan kovacak olursan biz kime yalvarırız?!

Ey en büyük günahları bile bağışlayan ve en büyük kusurları, eksikleri bile sarıp sarmalayan Rabb'imiz! Senden, en kahredici günahlarımızı bile bağışlayıp yok saymanı, yüzümüzün karası suçlarımızı örtmeni, kıyamet gününde affının ve gufranının serinliğinden ve bağışlayıcılığının güzelliğinden bizleri mahrum etmemeni diliyoruz.

Bahtına düştük, ey biricik Matlûb'umuz, Maksûd'umuz, Mahbûb'umuz; ne olur, tevbelerimizi kabul, kalblerimizi de ihya buyur! Buyur ki, günahlarımızı affedebilecek, yaralarımızı sarıp tedavi edebilecek Sen'den başka hiçbir kimse bilmiyoruz.

Ey güç ve kuvvetin yegane sahibi olan Yüce Allah'ımız! Sen Kavî'sin, biz ise Senin zayıf, aciz ve muhtaç kapıkullarınız. Zayıf ve acizleri Senden başka kim koruyup kollayabilir ve ihtiyaçlarını giderebilir! Ne olur, salih kullarını sevindirdiğin gibi bizi de sürpriz lütuflarınla sevindir ve üzerimizdeki nimetlerini tamamla! Bize ve yeryüzünün değişik yerlerinde hizmet eden bütün kardeşlerimizden tasa ve elem sebebi olan kötülüklerin hepsini bertaraf et!

Ya Rabbenâ ve ya İlâhenâ! Günahlara tevbe etmenin karşılığı gönülden duyulan nedametse şayet, Sana yemin ederiz ki, yapıp ettiklerimizden bin kere, yüz bin kere pişmanız. İstiğfarda bulunup Senden bağışlanma dilenmek hataların defterden silinmesine bir vesileyse şayet, yürekten istiğfarda bulunuyor, bu nâçar kullarını da yarlığayacağını ümid ediyoruz. Evet, ümidimiz budur ve hoşnutluğunla gönlümüze sürûr salacağın âna kadar da bu kapıyı asla terk etmeyeceğiz.

Ey ızdırar içerisinde hafakanlar yaşayan muzdarr kullarının niyazlarına icabet buyuran.. ey zararları kaldırıp telâfi eden.. ey iyilikleri karşılıksız ve en büyük olan.. ey gizli gizli cereyan eden işlere de nigehbân olan Yüceler Yücesi Allah'ımız! Huzuruna sermayesiz geldik; nâçâr, Senin cömertliğine ve keremine sığınıyor, rahmet denizlerinden hissedar olmak istiyoruz. Dualarımıza icabet buyur ve bizi ümitlerimizde, dileklerimizde haybet ve hüsrana uğratma.. tevbe ile teveccühümüzü karşılıksız bırakma!

Ey Kudreti Sonsuz, merhameti nihayetsiz, bütün âlemlerin yegane sahibi Yüceler Yücesi Rabb'imiz! Sen'in dinine, Kitab'ına, Peygamber'ine ve masum kullarına düşmanlık besleyen cahil, kaba, insanlık ve medeniyet mahrumu zalim birtakım insanlar göz göre göre zorbalık ve derebeyliği yapıyorlar. "La havle ve lâ kuvvete illâ billah" hazinelerinin tek sahibi Sen'sin. Ne olur Yüce Mevlâ'mız, düşmanlık hisleriyle oturup kalkan, inanan insanlar aleyhine sürekli komplo üstüne komplolar kuran o kimselerin düşmanlık hislerini kalplerinden söküp at. Bu haddini bilmez, insafsız tipler şayet salah yolunu seçmezler, fitne ve fesatlarına devam ederlerse, Sen onların ellerini, kollarını bağla.. ayaklarına prangalar vur. İnananların aleyhine kullandıkları ne kadar yol-yöntem, imkân ve malzeme varsa, hepsini ellerinden çekip al.. menfur emellerine ulaşmalarına fırsat verme ve bizi o tiran bozması zalimlerle karşı karşıya bırakma.. nusretinle, hıfz u inayetinle bu aciz ve çaresiz kullarını te'yid buyur!

"Bunlar da bendendir" der misin Yâ Resûlallah!

Resûl-i Ekrem'den on dört asır uzakta bulunduğumuz için cürümlerimize bakmayarak, rahmetinle bizleri affeyle Ya Rabbi! Ya İlahe'l-Alemîn ve Ya Ekrame'l-Ekramin! Biz Seni bilemedik.. Kur'an'ın hakikatine akıl erdiremedik.. Peygamberi tanıyıp yoluna giremedik.. İşte bizim dualarımızı İlm-i İlahi'nle bilirken, Sem'i Sübhani'nle dinlerken, bu kadar perişan ve bu kadar sergerdanların duasını dinleme lütfûyla lütfedip dinle Ya Rabbi!

Ya İlahe'l-Âlemin ve Ya Ekrame'l-Ekramin! Senin lütfedip, bahşedip bizlere gönderdiğin Ramazan-ı Şerif ayını idrak ettik. Reyyan kapısından girmeye inşaallah liyakat kazandık. Dünyanın dört bir yanında senin dinine hizmet eden bahtiyarların duaları içinde ellerimizi kaldırıyor, Kadir Gecesi'dir diyen, Ramazan'dır diyen saflaşmış insanlarla beraber sana dua ediyoruz. Dualarımızı kabul eyle Ya Rabbi! Bizi hâib ve hâsir eyleme Ya Rabbi!

Ey yüceler yücesi Rabb'imiz! Hadiseler bizi boğacak hale geldi. Üstesinden kalkamaz hale geldik. Şahit olduğumuz her manzara artık gırtlağımızda hıçkırığımızı düğümletecek hale geldi. Bir tarafta senin mü'minlerin açlığın ve sefaletin pençesinde kıvranırken, diğer yanda modern çağın firavunlarının elinde katliamlara maruz kalıyorlar. Sen bu vaziyette bizi daha fazla devam ettirme Ya Rabbi! Keremin ve lütfun engindir Senin.

Dünyanın dört bir yanındaki mazlumlar, mağdurlar gözünü bu milletin üzerine dikmiş, kendilerine uzanacak yardım elini bekliyorlar. Sen milletimize lütfedip kerem ve lütfunla muamele eyle Ya Rabbi! Bu millet ki Ya Rabbi! Bir zamanlar Senin yüce adını bayraklaştırıp âfâk-ı âlem'de dolaştırıyor ve ölürken en büyük ümniye ve ideal olarak Senin mübarek adının âfak-ı âlem'de şehbal açmasını istiyordu. Bu millet, onların torunu ki Balkanlar'da sinesinden yediği hançerle Sana doğru kanat çırpıp yükselirken, "Attan inmeyesüz, Allah'ın adını âfâk-ı âlem'de gezdiresüz." diyordu. Onların ahfadı olan bizleri de aynı şerefle şerefyab eyle Ya Rabbi!

Biraz da bizim vatanımıza gel Yâ Resûlallah!

Ey Rahmeti Sonsuz! Son şiire kafiye koymak istiyoruz, yaban ellerde gezen Hazreti Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)'in atının zimamından tutup dokuz asır boyunca Türk'ün yağız delikanlısının koşturup durduğu Anadolu'da dolaştırmak istiyoruz. "Biraz da bizim vatanımıza gel Yâ Resûlallah!" diyoruz. Sen bu yağızları Malazgirt'ten, Çanakkale'den, Belgrad'dan çok iyi bilirsin. Bingazi'den, Maraş'tan, Gaziantep'ten bilirsin Yâ Resûlallah! Palandöken'de elinde satırıyla koşturan ninesiyle bilirsin. Duvağını atıp Çanakkale'ye koşan geliniyle bilirsin. "Kafir tarafından işgal edilmiş vatanda yaşamak benim neyime" diyen genç kızıyla ve mert delikanlısıyla bilirsin. Bütün bunları neslimiz ve milletimiz adına Zat-ı Nübüvvet'ine sadaka olarak takdim ediyoruz. Ve bununla, Medinelilerin davet ettiği gibi Seni yurdumuza davet ediyoruz. "Ne zaman geleceksin?" diyoruz. Canımız dudağımıza geldi. Gayri artık dayanamayacağız. Sensiz olan bir dünyayı da istemiyoruz.

Sen bir sultansın. Sultana sultanlık, dilenciye dilencilik yakışır. Gel, bağlı ellerimizi çözüp dağılmış kakülümüzü okşayıver, toz toprak içinde kalmış zülüflerimize mübarek elini gezdiriver. Gayba doğru uzanan ellerimizle Akabe'dekiler gibi elini sıkmak istiyoruz. Ya Resûlallah, elini uzat, elimizi sık. Anadolu'nun yağız delikanlısı sana Medine'nin ensarı gibi el uzatacaktır. Başımızı okşa, kırık kalplerimizin kırıklığını gideriver.

Bir zamanlar Ali'lerin, Ebubekir'lerin, Osman'ların çektiği zimamı, Anadolu'nun yağız delikanlısının eline veriver. Türk'üyle, Kürt'üyle, Çerkez'iyle, Boşnak'ıyla, Arnavut'uyla bir Anadolu milleti göğüslerini gerip Senin için dayandılar Ya Resûlallah! Mescidlerini koruyup minareler yaptılar, her şeye rağmen günde beş defa "Muhammedür Resulullah" dediler ve bunu demeye azmettiler Ya Resûlallah!

Ve bugün yaptıkları her şeyi şart-ı âdi olarak vesilen ve vasıtanla dergâh-ı nezd-i ahadiyete takdim etmek istiyoruz. Huzur-u rabbül-âleminde "Bunlar da bendendir" der misin Yâ Resûlallah! Bizleri Havz-ı Kevser'in başından kovulanlar içinde kovulma zilletine maruz kalmaktan masun ve mahfuz eyle Yâ İlâhe'l-âlemin! Bizlere şefaat elini uzat, elimizden tutup evc-i kemali insaniyete çıkar Yâ Resûlallah!

Yâ ilâhe'l-âlemin ve Yâ Ekrame'l-Ekramîn! Seyyidimiz ve pişdârımız; Rehnüma ve rehberimiz; Muktedây-ı kül ve rehber-i ekmelimiz Hazreti Muhammed aleyhi's-salatü ve's-selama dehalet ederek dergâh-ı nezd-i ahadiyetine girmek istiyoruz. Kirli yüzlerimizle doğrudan doğruya sana müracaatı sû-i edeb saydık. Habîb-i edibin vesâyâsı altına girmek istedik. Gönlümüzü evvela ona teslim edelim dedik. Ve sonra da onun gölgesi altında Senin huzuruna çıkalım. O da yüzümüze baksın. Ellerini yüceler yücesi Sana kaldırsın. Desin ki "Bu da bizdendir Yâ İlahe'l-âlemin." Bu lütfu bizden esirgeme Yâ Rabbi!

Sana sadık olmaya söz veriyoruz; gecemizi gündüz eyle Ya Rabbi. Kışımızı bahar eyle Yâ Rabbi! Neslimize can ve dirilik ihsan eyle Ya Rabbi! Bükük belimizi doğrult Ya Rabbi! Kaddimize istikamet, dizlerimize derman ihsan eyle Ya Rabbi! Bugece Kadir gecesi Ya Rabbi! Senin kadrini bilenlerin, kadir bilenlerin, kadrini bilip kadirşinaslık içinde huzuruna gelenlerin gecesi Yâ Rabbi!

Dualarımızı dergah-ı Zat-ı uluhiyyetinde birini bin eyle ya Rabbi! Bir dileğimizde bin lütufta bulun ya Rabbi! Bir arpa boyu hizmetiyle senin yoluna hizmet edenleri azîz ve şerif eyle ya Rabbi! Topyekün vatanımızı da güldür ya Rabbi!

Senin kapının tokmağında boynu bükük dilencileriz

Ey günahlarla kirlenmiş kimseleri hemen cezalandırmayan, haddini bilmezlerin ayıplarını görmezlikten gelerek onlara manevi kirlerinden arınma fırsatı veren merhametliler merhametlisi! Bizler, hemen hepimiz ellerimiz Senin kapının tokmağında boynu bükük dilencileriz. -Allah bu dilenciliği sonsuza kadar devam ettirsin.- Dualarımızla Seni mırıldanıyor, içlerimize çekiyor ve vereceğin cevabı bekliyoruz. Bugüne kadar Senden başka bizi duyan, yüzümüze bakan ve şefkatle başımızı okşayan olmadı. Ne bulduk ne gördükse Sende bulduk, Sende gördük ve Sana inancımız sayesinde hayretten, dehşetten, gurbetten ve yalnızlıktan kurtulduk.

Bütün benliğimizle bir kez daha Sana yöneliyor, af ve mağfiret dileniyoruz. Kalb katılığından, gafletten, başkalarına şer olmaktan, aşağılıktan, aşağılanmaktan, miskinlikten, cehaletten, doymak bilmeyen nefisten, kabul edilmeyen duadan, nimetlerinin zeval bulmasından, lütuflarının değişip başkalaşmasından, ansızın bastıran azabından, gelip çatan gazabından Sana sığınıyoruz. Senden her zaman yalvaran diller, haysiyetle ürperen gönüller istiyoruz. Tevbelerimizi kabul buyur, bizi günahlardan arındır, dua ve isteklerimize cevaplar lütfeyle! Delil ve burhanlarımızı hedefine yönlendir, kalblerimizin ufkunu aç, dilimizi doğruluğa bağla ve gönüllerimizi temizle!

Allah'ım, Senden her işimizde sebat, Kur'an yolunda kararlılık ve nimetlerine karşı da duyarlılık hissi bekliyoruz. Kapına yönelenleri boş çevirme. İtaatte bulunanlara bol bol karşılık ver, Sana başkaldıranlara da doğru yolu göster. Muzdariplerin dualarını lütfunla şâd eyle. Hasta ruhlara hususi muamelede bulun, küfür ve ilhad içinde bocalayanlara da nurunu göster; göster de kalmasın hiçbir yerde muzlim bir nokta!..

Ey güç ve kuvvetin yegâne sahibi olan Yüce Allah'ımız! Sen Kavî'sin, biz ise Senin zayıf, aciz ve muhtaç kapıkullarınız. Zayıf ve acizleri Senden başka kim koruyup kollayabilir ve ihtiyaçlarını giderebilir! Ne olur, salih kullarını sevindirdiğin gibi bizi de sürpriz lütuflarınla sevindir ve üzerimizdeki nimetlerini tamamla! Bize ve yeryüzünün değişik yerlerinde hizmet eden bütün kardeşlerimizden tasa ve elem sebebi olan kötülüklerin hepsini bertaraf et!

Ey yoluna gönülden baş koymuşları her zaman vuslat neş'esiyle serfiraz kılan ve adanmış ruhlardan merhametini hiçbir zaman esirgemeyen ve onları katiyen yalnız bırakmayan Rabb'imiz! Bizi de dünyanın geçici ve zevâle mahkûm güzelliklerine aldanıp da Rabbilerini unutanlardan olmaktan muhafaza buyur.. gözlere aydınlık, gönüllere de sürûr veren sürpriz lütuflarınla bu muhtaç kullarını da sevindir.. tasamızı, gamımızı, kederimizi izâle eyle.. bizi her türlü musîbet ve belalardan koru ve sâlih ibâdının kalblerine yerleştirdiğin gibi bizim kalblerimize de Seni delicesine sevme duygusunu yerleştir!..

Ey Rabb'imiz! Biz kullarını Senin sevmediğin ve hoşnut olmadığın vadilerde dolaşmaktan muhafaza buyur.. Senin nezdinde anlamsız sayılan ne kadar meşguliyet varsa bizi onlardan uzak tut.. nereden gelirse gelsin, bütün bulanık düşüncelerden ve kirli hayallerden zihnimizi ve kalbimizi koru.. enbiyâ ve mürselîn efendilerimizi donattığın gibi, onların yollarından yürümeye azmetmiş bu muhtaç bendelerini de değişik ve sürpriz mevhibelerinle donat!

Ey bütün varlık ve varlık ötesi elinde bulunan.. ey hayat sahibi Hayy.. ey varlığının asla bir başlangıcı olmayan Kadîm.. ey kendisi için ölüm katiyen söz konusu olmayan Bâkî! İhtiyaçlarımızı gider.. bize lütfunla muamelede bulun.. başımızdaki bütün belaları def eyle.. bizim yanımızda ol, aleyhimizde olma.. bizi dînî ve dünyevî musibetlerden koru.. dünyayı en büyük derdimiz, tasamız ve kendisi için en fazla gayreti sarf ettiğimiz bir meta kılma...

Ey güç ve kuvvetin yegâne sahibi Yüce Allah'ımız! Sen Kavî'sin, biz ise Senin zayıf, aciz ve muhtaç kapıkullarınız. Bizi Senden başka kim koruyup kollayabilir! Ne olur, salih kullarını sevindirdiğin gibi bizi de sürpriz lütuflarınla sevindir ve üzerimizdeki nimetlerini tamamla! Bize ve yeryüzünün değişik yerlerindeki bütün inananlara, özellikle de zulme ve haksızlığa uğratılmış mazlumlara dünya ve ukbada tasa ve elem sebebi olan kötülüklerin hepsini bertaraf et!

Sen'i bize sevdireni başımızdan eksik etme Ya Rabbi!

Ey biricik Koruyan'ımız! Dinimize ve dünyaya müteallik bütün işlerimizde insî ve cinnî şeytanların, durmadan kötülüğü emredip duran nefs-i emmarenin vereceği zararlardan, inanan kullarına karşı kalbleri kin ve nefret duygularıyla dopdolu düşmanların saldırgan davranışlarından bizi muhafaza et. Onların tuzaklarından, komplolarından bizi ve gönlünü Senin dinine vermiş bütün inananları himaye eyle.

Ey Kudreti Sonsuz, bize Seni ve Kitab'ını tanıtan, Efendimiz'i ve ashabını sevdiren, irşadıyla hayatımıza anlam kazandıran Muhterem Hoca'mızı başımızdan eksik etme. Ona hayırlı, bereketli, sıhhat ve afiyet içinde uzun ömürler ihsan eyle. Kendisine yakîn-i tâm, ihlas-ı etemm ve zühd-ü tâm lütfeyle. Onu dahilî, haricî, insî ve cinnî her türlü düşmanın ve şeytanın şerrinden muhafaza eyle. Bulunduğu her yerde ve zamanda kendi katından bir ruh ile onu te'yid buyur. Dünyada ve ahirette bizi O'ndan ayırma. Gösterdiği istikamette son nefesimize kadar koşturmayı, bu şekilde ruhumuzu teslim etmeyi, O'nla beraber haşrolmayı, Cennet'te Efendimiz'e birlikte komşu olmayı nasip eyle. Üstad'ımızla ve Hoca'mızla kalbî irtibatımızı kuvvetlendir. Onları daha iyi anlamaya bizleri muvaffak eyle. Hasenatımıza kat kat fazlasıyla onları şerik eyle. Bizi onlara karşı mahcup olacağımız hatalara düşmekten, yanlışlar yapmaktan muhafaza eyle!

Ey Allah'ımız! Bize düşmanlık yapanlara karşı Sen bizim muînimiz ol.. haddini aşıp hukukumuza saldıran mütecavizlerin şerlerini üzerimizden defet. Aleyhimizde fitne ateşini körükleyenlerin ocaklarını söndür. Ey şefkati ve merhameti varlığı bütünüyle kucaklamış Rabb'imiz! Hakkında beslediğimiz hüsn ü zanda bizi tasdik et.. et de, biz çaresiz kullarını her türlü endişe, gam, üzüntü, keder ve sıkıntıdan halâs eyle! Efendimiz Hazreti Muhammed'e, aile fertlerine ve bütün ashabına salât u selam ederek bunları Senden dileniyoruz, Rabb'imiz...

Her zaman engin lütuflarıyla, buhranlı zaman dilimlerinin peşinden de aydınlardan daha aydınlık bayram günlerini yaratan Rabb'imize, ağaçların yaprakları, denizlerin dalgaları ve yağmurların damlaları adedince hamd ve şükür; hürmetine kâinatın yaratıldığı, sünnetine bütün varlığın hayran kaldığı Efendimiz'e, insanlık âleminin yüz akları olan âline ve ashabına da sonsuz salât ü selamlar ediyor, günlerin nevbahara döneceği demlerin heyecanıyla ümitle bekliyoruz.

Duamızın evvelinde salât ü selamla kaldırdığımız ellerimizi bir kere daha Efendimiz'i, O'nun tertemiz, dupduru, pırıl pırıl aile fertlerini, yıldızlar kadar yükseklerde dolaşan ashabını hayırla yâd ederek indiriyor ve bizi ellerimizi boş ve hüsran içinde geri çevirmemeni diliyoruz Rabb'imiz! Amin...
Zaman
 

uður1

Well-known member
Cevap: İşte Kadir Gecesi için 'özel dua'

Ellerin rahmet kapısının tokmağına uzandığı bu gece
26 Ağustos 2011 Cuma 06:00
Cemâlî sıfatların Celâlî bir şümulle tecellî ve sırr-ı ehadiyetin nur-u tevhid içinde inkişaf ettiği bu gece, eller rahmet kapısının tokmağına uzandığında, mahzun gönüllerin hazîn yakarışlarına bir lâhika olmak ümidiyle yazılmıştır.

Ya Rabb'el-Alemîn, âlem rabbisini unutmuş, birileri birilerini erbâb telakki eylemiş. Bu şirk-i cehrîden diktatörler, derin devletler, terör örgütleri, oligarşik azınlıklar, aşiret ağaları, siyaset babaları türemiş. Bunların hepsini Sana havale ediyor ve Senden bizi Sana kul olma hürriyetiyle şerefyab etmeni diliyoruz. Hür kıl Müslümanları ya Râb! Biz Sana hakkıyla boyun eğemedik, kader bizi diktatörlerin, cuntaların, emperyalistlerin, teröristlerin önünde boyun eğdirdi. Önceki gün Mısır'ın Tahrir Meydanı'nda, dün Trablus'un Yeşil Meydan'ında özgürlük için ayaklananlara, yarın Şam'ın Emeviye Meydanı'nda özgürlüğü kutlayacaklara asıl hürriyetin Sana kullukta olduğunu hatırlat Allah'ımız! Müstebidlere karşı kıyama kalkanlara, Senin karşında rükûya ve secdeye varmanın huzurunu bahşet.

Rezzak-ı Rahîm'imiz, Somali'de, Kenya'da, Etiyopya'da ve sair memalik-i Afrika'da susuzluk ve kıtlıkla boğuşan insanların üzerine sağanak sağanak bereket yağdır! Onları Rezzakiyetinin sonsuz hazinelerinden besle. Selametli bir yağmurla susuzluklarını dindir. Ey mideler kadar kalpleri de kafaları da iman ve irfan rızıklarıyla rızıklandıran Rabb'imiz! Cehaletin kol gezdiği bu kardeş memleketleri tam iman, tam ihsan, tam irfan nimetleriyle rızıklandır. Bizleri de bu işte istihdam eyle. Milletimizi bu dirilişte istihdam eyle. Bizi susuzlar için sâkiler, açlar için tablacılar, cahiller için muallimler kıl. Allah'ımız, bizi müttakilere imamlar eyle!

Allah'ımız, inanan insanların kalplerini birbirleriyle telîf eyle. Mevlâ'mız, Hazreti Muhammed Mustafa'nın ism-i Celîl'ini âlemin dört bir yanına taşımak için koşuşturan cemaatleri birbirlerine sevdir. Cemaatimize, adını bildiğimiz bilmediğimiz bütün ehl-i sünnet cemaatleri sevdir. Onlara da cemaatimizi sevdir. Bizler ve bizlere yaptırdığın hizmetler yüzünden kimseyi imtihan eyleme. Ey bizi bizden daha iyi bilen Allâm'ül-Ğuyûb! Bizim yüzümüzden Müslümanları gıybete, dedikoduya, iftiraya sevk etmektense canlarımızı al. Alnı secde görenler ahiretlerini bizimle uğraşarak kaybedeceklerine, biz razıyız, bize yüklediğin hayırlı hizmetleri, bizi kıskananlara yaptır. Bilinip de akılları bulandıracaksak, bizi kimselere bildirme Allah'ımız!

Ey Mukallib'el-Kulûb, milletimizi bütün milletlere şefîk ve refîk eyle; bütün milletlerin kalbine milletimize karşı bir muhabbet, bir uhuvvet, bir mehabet duygusu yerleştir. Allah'ım, bin yılı aşkın bir süre İslam'ın sancaktarlığını yapmış bu milleti zelil ve melûl eyleme. Bizi, dünyada torunların atalarıyla övündükleri bir millet yaptığın gibi, ahirette de ataların torunlarıyla fahirlendikleri bir millet eyle! Rabb'imiz bizim hatalarımız yüzünden insanlar İslam'dan soğuyacaklarsa bizim canımızı al. Mahmûd u Muhammed olan Habib'ine bizim yüzümüzden dil uzatılacaksa bizi toprak eyle. Ama bizi Seni ve O'nu sevdirmekte istihdam edeceksen, bu da Senin keremindendir. Bizden keremini esirgeme Allah'ımız. Bu milleti halklara sevdir; bu millete olan sevgi vesilesiyle İslam'ı halklara sevdir; İslam'a olan sevgi vesilesiyle Habib'in Muhammed Mustafa'yı insanlığa mahbûb eyle. Bu milletin evlatlarını Nâm-ı Celîl-i Muhammedî hamalları kıl.

Rabb'imiz, başta Suriye'deki Müslüman Sünnî kardeşlerimiz olmak üzere dünyanın neresinde olurlarsa olsun zulme uğrayan Müslümanların üzerine sağanak sağanak sabır yağdır! Sahibimiz, maruz kaldıkları zulümleri onlar hesabına hayra kalbeyle! İmtihanlarını onlar için iyi bir mürebbi kıl. Şehitlerini milletleri adına şefaatçi yap. Korkularını Hesap Günü'nün korkusundan tenzil eyle. Kimsesizliklerinde Sen onların Kimsesi ol. Ey Hayrü'l-Mâkirîn, sırf 'Rabb'im Allah'tır' dedikleri için öldürülenleri, 'Rabb'iniz de, Sahibiniz de, Refikiniz de benim!' diyerek al Cennetine; ve Mevla'mız, bizleri zulmün ve zalimlerin karşısında tarafsız kalanlardan eyleme! Ne olur bizleri bîtaraf kalıp bertaraf olanlardan eyleme!

Allah'ımız, zulüm karşısında kükremeyen yöneticilerden, söz söylemeyen dilden, buğz etmeyen kalpten Sana sığınırız. Bizi adresi belli olmayanlardan eyleme. Bahtına düştük, bizleri Müslümanların yaşadıkları zulümlere bigâne kalanlardan eyleme!

Amin...
 

uður1

Well-known member
Generaller de öfkelenir...

Generaller de öfkelenir...
25 Ağustos 2011 Perşembe 06:06
Şaşkınlık sürüyor. Genelkurmay Başkanlığı’ndan emekli Org. Işık Koşaner’in bir iç değerlendirme toplantısında yaptığı iddia edilen konuşma şaşkınlığa sebep oldu. Söyledikleri yanlış olduğu için değil, TSK mensuplarından işitmeye alışık olmadığımız türden bir özeleştiri olduğu için bu şaşkınlık...

O şaşkınlığı yaşayanlardan biriyim. İlk gün gözlerime inanamadım ve yalanlanmasını bekledim. Metnin manşetlere çekildiği dün de ilgilisinden ses çıkmayınca, şaşkınlığımın yerini sevinç aldı.

İtiraz etmeden önce neden sevindiğimi anlatmama müsaade edin...

Bir gazete, dün, Org. Koşaner’in ‘özeleştiri’ mahiyetindeki tespitlerini şu ara başlıklarla sundu okurlarına: “Kontrolsüz mayın döşedik... / Emir komuta birliği zaten yok... / Tim komutanım mevziden kaçarsa... / Kendi erimizi alnından vurduk... / Karakollar hatalı, Hantepe de öyle... / Halimiz tam bir kepazelik...”

Hayli ileri eleştiriler bunlar... Daha önceleri, bundan daha yumuşak eleştirileri dillendirenleri mahkemeye sevk ediyordu TSK... Genelkurmay Başkanlığı internet sitesi, daha masum eleştirilere kurum adına verilen olağanüstü sert açıklamalarla dolu...

Şimdi asker kendi içine dönük bir değerlendirmede böylesine sert bir dili kendisi kullanıyor. “Halimiz tam bir kepazelik” öfkesini yansıtacak sertlikte bir dil bu. Emir-komuta birliği yoksunluğundan tim komutanının mevziden kaçtığına, erlerin canını alan mayınların kendimize ait olabileceğine uzanan itiraflar, bir asker-kişinin ağzından ilk kez duyuluyor...
Kısa süre öncesine kadar ordunun en tepe yöneticisi bir askerin ağzından...

Söylediklerinin başka kulaklara gitmeyeceğine güvenerek bu denli açık konuşmuş olmalı komutan; kamuoyu önünde sergilenen ‘kol kırılır, yen içinde kalır’ resmi çizgisinden hayli uzak bir üslup çünkü... Beni “Doğru olmayabilir” tereddüdüne düşüren, yalanlanmayınca sevindiren de olayın bu yönü zaten...

Askerin kendisini değerlendirirken böylesine öfkeli bir üslubu benimseyebilmesi, lâfı eğip bükmeden sorunlarla yüzleşebilmesi başlı başına hoş bir yenilik...

Muhtemelen bizler için yenilik... Büyük ihtimalle, askerler, kendi aralarında konuşurken, bireysel ve kurumsal hatalarını bu açıklıkla masaya yatırıp kıyasıya eleştiriyorlar... Geçmişte olmasa bile şimdi böyle yaptıklarını, artık hepimizin malumu haline gelen Org. Koşaner’in internete düşen konuşmasından biliyoruz.
Bir yıl erken istifasının gerçek sebebi bu öfke olmasın?

‘Hata yapmadığı’ kanaatinde olan ya da ‘hatasını itiraf etmeyen’ bir anlayıştan, özeleştiri yapabilen bir anlayışa geçmesi TSK’nın, doğru yolda olduğumuzun göstergesidir. Kendisini eleştirebilen, eleştirilere tahammül edebilen kişiler, kurumlar, örgütler daha az hata yaparlar çünkü...

Pek çok şirket, kurum, örgüt, kendisini izleyip hatalarını tespit etsin diye bu alanda ihtisaslaşmış kişilere etek dolusu para ödüyor bugünün dünyasında. Devletler ‘ombudsman’, gazeteler ‘okur temsilcisi’ atıyorlar hatalar gözden kaçmasın diye... Askerlerin Meclis ve Sayıştay denetimini bile gereksiz gördüklerini unutmayalım...

Kendisine karşı acımasız davrananlardan korkmam ben; onlar için artık endişelenmem gerekmeyeceği için, üstelik sevinirim.

Sizler de sevinin.
Star
 

uður1

Well-known member
Cevap: İşte Kadir Gecesi için 'özel dua'

Bu gece Mübarek Kadir gecesi
26 Ağustos 2011 / 09:00
Bütün okuyucularımızın Kadir Gecesi'ni tebrik eder, bu gecenin bütün insanlığa hayırlar getirmesini dileriz...

Kadir gecesi

Sual: Kadir gecesinin önemi nedir?
CEVAP
Ramazan-ı şerif ayı içinde bulunan en kıymetli gecedir. Bazı âlimlere göre Mevlid gecesinden sonra en kıymetli gecedir. Kadir Gecesi, bu ümmete mahsustur. Başka peygamberlere böyle faziletli bir gece verilmemiştir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Allahü teâlâ, Kadir gecesini ümmetime hediye etti, başka ümmete vermedi.) [Deylemi]

Resulullah’a, kendisinden önceki insanların ömürlerinin ne kadar olduğu bildirilince, kendi ümmetinin ömürlerini kısa buldu, uzun ömürlü olan diğerlerinin işledikleri salih amelleri işleyemezler diye düşününce, Allahü teâlâ Ona bin aydan hayırlı olan Kadir gecesini ihsan etti. Allahü teâlâ, (Kadir gecesi senin ve ümmetinindir) buyurup Habibini ferahlandırdı. (İ. Malik)

Resulullah efendimiz, (Benî İsrail peygamberlerinden 80 yıl hep ibadet eden oldu) buyurunca, Eshab-ı kiram hayret etti. Cebrail aleyhisselam gelip, (Ya Resulallah, ümmetin o peygamberlerin, [diğer işlerin dışında] 80 yıl hep ibadet etmesine şaşıyorlar. Allah sana ondan iyisini verdi) diyerek, (Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır) mealindeki âyeti okudu. (Rıyad-ün-nasıhin)

Baliğ olarak 50 yıl yaşayan kimse, 50 tane Kadir gecesi geçirir. Bir gece, 80 yıl değerinde olunca, 50x80=4000 yıl eder. 4 bin yıl ibadet etmiş gibi sevaba kavuşur. Kadir gecesi hakkındaki hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:
(Dört gecenin gündüzü de gecesi gibi faziletlidir. Allahü teâlâ, o günlerde dua edenin isteğini geri çevirmez, onları mağfiret eder ve onlar bu günlerde bol ihsana nail olurlar. Bunlar, Kadir gecesi, Arefe gecesi, Berat gecesi, Cuma gecesi ve günleri.) [Deylemi]

(Sevabını Allah’tan umarak, Kadir gecesini ihya edenin geçmiş günahları affolur.) [Buhari, Müslim]

(Kadir gecesinde, bir kere Kadir suresini okumak, başka zamanda Kur’an-ı kerimi hatim etmekten daha sevabdır. Kadir gecesinde bir Sübhanallah, bir Elhamdülillah, bir La ilahe illallah söylemek 700 bin tesbih, tahmid ve tehlilden kıymetlidir. Bu gece koyun sağımı müddeti kadar [az bir zaman] namaz kılmak, ibadet etmek, bir ay bütün geceleri sabaha kadar ibadet etmekten daha kıymetlidir.) [Tefsir-i Mugni]

(Kadir gecesi üç defa “La ilahe illallah” söyleyen müslümanın, birincisinde bütün günahları bağışlanır. İkincisinde Cehennemden kurtulur, üçüncüsünde Cennete girer.) [Tefsir-i Mugni]

Ramazan ayının 27. gecesi
Sual: Kadir gecesinin 27. gece olduğu kesin midir?
CEVAP
Hayır, kesin değildir. Kadir gecesi Ramazan ayı içindedir. Kadir gecesinin hangi gece olduğu, kesin olarak belli değildir. Âlimlerimiz, (Allahü teâlâ, rızasını taatte, gazabını günahlarda, orta namazı beş vakit namazda, evliyasını halk arasında, Kadir gecesini Ramazan ayı içinde gizlemiştir) buyuruyorlar.

O halde Allahü teâlânın rızasına kavuşmak için, hiçbir iyiliği küçük görmemeli! Gazabı günahlar içinde saklı olduğu için, hiçbir günahı küçük görmemeli; orta namazı kaçırmamak için, beş vakit namazı vaktinde kılmalı; evliya halk arasında gizli olduğu için herkese iyi muamele etmeli. Her geleni Hızır, her geceyi Kadir bilmelidir.

Ramazan-ı şerif ayının 27. gecesini ihya etmek çok sevabdır. Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:
(Kadir gecesini ramazanın son on gününde arayın!) [Müslim]

(Kadir gecesini, ramazanın son on gününün 21, 23, 25, 27 ve 29 gibi tek gecelerinde veya ramazanın son gecesinde arayın! Sevabını umarak Kadir gecesini ibadetle geçirenin günahları affolur.) [İ. Ahmed]

(Kadir gecesi ramazanın 27. gecesidir.) [Ebu Davud]

İmam-ı a'zam hazretleri, Kadir gecesinin, ramazanın 27. gecesine çok isabet ettiğini bildirmiştir. (Kadir gecesine rastlamış olan bir geceyi ihya eden, Kadir gecesini ihya etmiş gibi sevab kazanır) hadis-i şerifini düşünerek, sık sık vaki olan 27. gece ihya edilirse, o gece Kadir gecesi olmasa bile, büyük sevaba kavuşulur. Kadir gecesini soran bir zata, Peygamber efendimiz, (Bu yıl Kadir gecesi ramazanın ilk gecesiydi, geçti. 27. geceyi ihya et! Ramazanın 27. gecesini ihya edene, vücudundaki kıllar sayısınca, hac, umre, şehid ve gazi sevabı verilir) buyurdu. Başka birisine de, (Bu yıl Kadir gecesi geçti, fakat Ramazanın 27. gecesini ihya et! Kadir gecesi sevabına kavuşursun. Şefaatten nasipsiz kalmazsın) buyurdu. Hazret-i Âişe validemize de, (13. geceydi, geçti. Kadir gecesini kaçırdıysan, 27. geceye kavuşursun. O geceyi ihya edersen, ahiret yolculuğu için, azık olarak, o geceki ibadet sana yeter) buyurdu. Hazret-i Âişe validemiz de, (Resulullah, ramazanın son on gününde çok ibadet ederdi) buyuruyor. [V. Necat]

Mübarek vakitlerde, günahlardan titizlikle uzak durmalı, taatları, ibadetleri ve her çeşit hayratı artırmalıdır. Zira Allahü teâlâ, tarafından sevilen kimse, faziletli vakitlerde faziletli amellerle meşgul olur. Buğzettiği kul ise; faziletli vakitlerde kötü işlerle meşgul olur. Kötü işlerle meşgul olanın bu hareketi azabının daha şiddetli olmasına ve Allahü teâlânın, ona daha çok buğzetmesine sebep olur. Çünkü o, böyle yapmakla vaktin bereketinden mahrum kalmış ve onun hürmet ve şerefini çiğnemiş olur.

Bu geceyi ihya için ilim öğrenmeli, mesela ilmihal okumalı, kaza namazı kılmalı, Kur’an-ı kerim okumalı, dua, tevbe etmeli, sadaka vermeli, Müslümanları sevindirmeli, bunların sevaplarını ölü diri bütün müminlere göndermeli! Kadir gecesini ihya edenin, Ramazan orucunu tutanın, haccı kabul olanın, bütün günahları affolursa da, namaz, oruç ve kul borçları ödenmiş olmaz. Bunları kaza ederek, ödeyerek borçtan kurtulmak gerekir.

Resulullah efendimiz, Kadir gecesinde, (Allahümme inneke afüvvün kerimün tühıbbül afve fa’fü anni) duasını okumayı bildirmiştir. (Ya Rabbi, sen affedicisin, kerimsin, affı seversin, beni de affeyle) demektir.
Bin aydan faziletli, ne kadar kadri yüce!
Sayısız günahkâr kul, affa uğrar bu gece.

Sual: Kadir gecesinde bir günlük kaza namazı kılanın bin aylık kaza namazı borcunun ödeneceği söyleniyor. Hiç namaz kılmayıp sadece Ramazanda her gece bir günlük kaza kılan Kadir gecesini bulur. Bin aylık [83 yıllık] namaz borcu ödenmiş olur mu?
CEVAP
Mirac gecesinde yüz rekat nafile namaz kılanın bütün namaz borçlarının ödeneceği de söylendi. Muteber kitaplardan nakledilmezse, böyle büyük hatalara düşülür. Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
(Kabul olan hac, geçmiş günahları yok eder.) [Beyheki]

Kadir gecesini ihya edenin, Ramazan orucunu tutanın, haccı kabul olanın, bütün günahları affolursa da, namaz, oruç ve kul borçları ödenmiş olmaz. Bunları kaza ederek, ödeyerek borçtan kurtulmak lazımdır. (Hadika)

Günahların affolması için Ehl-i sünnet itikadına sahip olmak, bid’at işlememek lazımdır. Bu geceyi ihya için kaza namazı kılmalı, Kur’an-ı kerim okumalı, dua, tevbe etmeli, sadaka vermeli, müslümanları sevindirmeli, bunların sevaplarını ölü diri bütün müslümanlara göndermelidir!

Sual: Kadir gecesinin alametleri nelerdir? Özellikle Kadir gecesine rastlamak için Ramazanın gecelerini nasıl değerlendirmeli?
CEVAP
Ramazanın her gecesini Kadir gecesi bilerek hareket edilirse Kadir gecesine rastlanmış olur. Her gün en az şunlar yapılmalı:
1- Yatsı namazında zammı sure olarak Kadir suresini okumalı.
2- Kadir gecesi okunacak duayı okumalı.
3- Bir iki sayfa Kur'an-ı kerim okumalı.
4- İlmihalden bir iki sayfa okumalı.
5- Az da olsa sadaka vermeli.
6- Gece seher vakti, iki rekat namaz kılıp, silsile-i aliyyeyi okuyarak, o âlimlerin hürmetine dua etmelidir.
7- Gündüzü de gecesi gibi kıymetli olduğu için gündüzleri de değerlendirmelidir.

Kadir gecesin alametleri
Kadir gecesi, açık ve sakin olur, ne sıcak, ne de soğuk olur. Ertesi sabah güneş, kızıl olup, şuasız doğar. Kadir Gecesinde köpek sesi duyulmaz diyen âlimler de olmuştur. Ubeyd bin Ömer hazretleri anlatır: Kadir gecesi denizde idim, denizin suyunu içtim, tuzlu değildi, tatlı ve hoş idi.
Hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Kadir gecesi açık ve mülayim olur. Soğuk ve sıcak değildir, sabahında da güneş zaif ve kızıl olarak doğar.) [Taberani]

(Kadir gecesi açık olur, sıcak ve soğuk değildir. Bulut yoktur. Yağmur ve rüzgar yoktur. O gecenin sabahının alameti güneşin şuasız doğmasıdır.) [Taberani]

(Kadir gecesi sabahı güneş şuasız olarak doğar. Yükselinceye kadar sanki büyük bir tabak gibidir.) [Müslim]

Sual: Kur’an-ı kerimin Kadir gecesinde indirildiği Kadr suresinde bildiriliyor. Şimdi, bu gece niye her sene aynı güne gelmiyor da Ramazan ayı içinde değişik günlere geliyor? Niye hep aynı gece olmuyor? Mesela, Kur’an-ı kerimin indirilmeye başlanması, Ramazanın 26’sını 27’sine bağlayan gece vaki olduysa, Kadir gecesinin hep bu gece olması gerekmez mi? Bir de kameri aylar da böyle. Ramazan yaza geldiği gibi kışa da gelebiliyor. Niye hep aynı zamanda olmuyor da yılın bütün aylarını dolaşıyor?
CEVAP
Biri diğerinden farklı sualdir. Allahü teâlâ, kameri [gökteki ayı] bütün seneyi dolaşacak şekilde yaratmıştır. Kameri sene 354 gündür. Şemsi yıla göre 10 veya 11 gün azdır. Bunun için her sene kameri ay, 10 gün önce gelir. Böylece bütün senenin aylarını dolaşır. Allahü teâlâ böyle istemiştir. Ramazan orucu, böylece senenin en uzun ve en kısa, en soğuk ve en sıcak günlerine geliyor.

İslamiyet, bir bölgeye değil, bütün dünyaya gelmiştir. Her coğrafyadaki, her mevsimdeki insanlara hitap eder. Sıcak ve soğuk ülkeler var. Gündüzleri veya geceleri kısa ve uzun yerler var. Hepsi için tek ve aynı tarih olsaydı müslümanların işi güç olurdu. Bunun gibi daha bir çok hikmeti olabilir.

Allahü teâlâ, Kadir gecesini gizlemiş, yani Ramazan ayının çeşitli günlerine koymaktadır. Bu sene Ramazanın birine koyarsa öteki sene Ramazanın yedisine koyabilir, Kadir gecesi o gece olur. Diğer geceler gibi falanca ayın belli bir günü yapmamış, bu geceyi gizlemiştir. Bu gecenin aylarla ilgisi yok, gece ile ilgisi var. Kadir gecesi Ramazanın 27. gecesinde Kur'an-ı kerim inmiş ise, bu sene de Kadir gecesi Ramazanın üçüne alınmış olabilir. Demek ki bu mübarek gece Ramazanın üçüne geldi. Ay mefhumundan sıyrılmak gerekir. Diğer geceler ayla ilgili, Kadir gecesi ayla ilgili değil, gece ile ilgilidir. Allahü teâlâ dileseydi her aya bir tane koyardı ve her ayda Kadir gecesi olabilirdi. Kur'an-ı kerimin indiği bu geceyi de her ay kutlardık.

İlk defa Kur’an-ı kerimin nazil olduğu gecenin hususiyetini, faziletini ve bereketini Allahü teâlâ her sene başka bir geceye veriyor. Yani her sene değişik bir gecenin o kıymet ve fazileti taşımasını irade buyuruyor. Kur’an-ı kerimin nazil olduğu o mübarek gecenin her sene-i devriyesinde aynı gecenin o fazileti taşıması icap etmiyor. Başka bir gece o fazileti taşıyabiliyor.

Kadir gecesi ne zaman?
Sual: İmam-ı Şa’rani hazretlerine göre Kadir gecesi hangi güne denk geliyor?
CEVAP
İmam-ı Şa’rani hazretleri, kendi keşfini bildirmiş ve (Ramazan, pazar günü başlarsa, Kadir gecesi 29. gecedir. Salı başlarsa 27. gece, perşembe başlarsa 25., cumartesi başlarsa 23., pazartesi başlarsa 21., çarşamba başlarsa 19., cuma başlarsa 17. gecedir) buyurmuştur.

Ebül Hasan Harkani hazretleri de buyuruyor ki: Büluğ çağımdan beri Kadir gecesini hiç kaçırmadım. Ramazan ayının ilk günü pazar günü başladığında, Kadir gecesi 29. gece olurdu. Pazartesi günü başladığında, 21. gece olurdu. Salı günü başladığında, 27. gece, çarşamba günü başladığında, 19. gece, perşembe günü başladığında, 25. gece, cuma günü başladığında, 17 gece, cumartesi günü başladığında, 23. gece olurdu. (Mişkat-ül-envar, Şir’a-tül-İslam)

Görüldüğü gibi iki büyük âlim de, aynı şeyi keşifleriyle bildiriyorlar.

Ramazan Ayvallı - Türkiye Gazetesi

Bu gece mübârek Kadir gecesidir

Büyük âlim ve velîlerden İmâm-ı Rabbânî’nin (kuddise sirruh), Peygamber Efendimizden naklen bildirdiğine göre, ramazân ayı, bütünü itibâriyle çok kıymetli ve şerefli bir aydır. Ramazân ayında yapılan bütün nâfile ibâdetlere verilen sevâp, başka aylarda yapılan farz ibâdetlere verilen sevâp gibidir; bir farza verilen sevâp ise, başka aylardaki yetmiş farza verilen sevâp gibidir. Bu ayda ibâdet ve iyi iş yapabilenlere, bütün sene boyunca da bu işleri yapmak nasip olur.
“Kadir gecesi”, çok kıymetli, şerefli, mübârek bir gecedir. Kur’ân-ı Kerîm’de medhedilen en kıymetli gecedir. Kur’ân-ı Kerîmin, Resûlullah Efendimize gelmeye, vahyedilmeye başladığı ve ramazân ayı içinde olan “Kadir gecesi”nin fazîleti (üstünlüğü), bin aydan daha hayırlı [fazîletli, kıymetli] olduğu Kur’ân-ı Kerîm’de “Kadir sûresi”nde bizzât Allahü teâlâ tarafından açıkça bildirilmektedir. Hadîs-i şerîfte de buyuruldu ki: “Allahü teâlâ indinde en kıymetli gece, Kadir gecesidir.”
Aslında Cenâb-ı Hak, kullarının çok ibâdet yapmaları, duâ ve tevbe etmeleri için böyle gece, gün ve ayları birer sebep kılmıştır. Sevgili Peygamberimiz buyurdular ki: “Kim, [fazîletine] inanarak ve sevâb umarak Kadir gecesini ibâdetle geçirirse, geçmiş ve gelecek bütün günâhları affolur.”
Bilindiği üzere, bazı zamanlar benzerlerine nazaran daha kudsî, mukaddes ve mübârektir. 26 Ramazân’ı 27 Ramazân’a bağlayan gece, mübârek “Kadir gecesi”dir.

KADİR GECESİNİN ZAMANI

Şüphesiz ki, Kadir gecesi ramazân ayı içindedir; ama Kadir gecesinin hangi gece olduğu kesin olarak bildirilmemiştir. Bu husûstaki hadîs-i şerîflerden bazıları şöyledir: “Kadir gecesini ramazânın son on gününde arayınız” (Müslim); “Kadir gecesini, ramazânın son on gününün tek gecelerinde [21, 23, 25, 27 ve 29 gibi] veya ramazânın son gecesinde arayınız. Sevâbını umarak Kadir gecesini ibâdetle geçirenin geçmiş ve gelecek günâhları affolur” (İmâm Ahmed); “Kadir gecesi ramazânın 27. gecesidir.“ (Ebû Dâvud)
Hazret-i Âişe vâlidemiz (radıyallahü anhâ) buyurdu ki: “Resûlullah, ramazân ayının son on gününde her zamankinden daha fazla ibâdet ederdi.“ (Tirmizî)
“(Daha önce) Kadir gecesine rastlamış olan bir geceyi ihyâ eden, Kadir gecesini ihyâ etmiş gibi sevâb kazanır“ hadîs-i şerîfini düşünerek, sık sık vâki olan 27. gece ihyâ edilirse, o gece Kadir gecesi olmasa bile, yine de büyük sevâba kavuşulur.

KADİR SÛRESİNİN
SEBEB-İ NÜZÛLÜ

Resûlullah Efendimize, kendisinden önceki insanların ömürlerinin ne kadar olduğu bildirilince, kendi ümmetinin ömürlerini kısa buldu; “Uzun ömürlü olan diğer ümmetlerin işledikleri sâlih amelleri benim ümmetim işleyemezler” diye düşündü. Bunun üzerine Allahü teâlâ, ona, bin aydan hayırlı olan “Kadir gecesi”ni ihsân etti. (İmâm Mâlik)
Başka bir rivâyete göre, bir gün Peygamber Efendimiz, önceki ümmetlerden bir mü’minin, 1000 (bin) ay, durmadan, gece-gündüz Allah yolunda cihâd ettiğini anlatınca, orada hâzır bulunan Eshâb-ı Kirâmdan bazıları: “Biz, bu kısa ömrümüzle buna nasıl kavuşuruz? O mü’minin yaptığı bu ibâdeti nasıl yapabiliriz? Zâten ömrümüz buna yetmez” diye üzülmüşlerdir.
İşte bu sırada Cebrâîl aleyhisselâm, Peygamberimize “Kadir sûresi”ni getirmiştir. Böylece Allahü teâlâ, “Kadir gecesi senin ve ümmetinindir” buyurup Habîbi’nin kalbini kuvvetlendirmiştir. Onun ümmetine, önceki ümmetlerin bin ayda (takrîben 83 senede) yaptıkları ibâdetlerin sevâbını, bir gecede ihsân etmektedir. Hem de Kadir gecesi her sene, her ramazân ayında gelir. “Kadir gecesi”, Muhammed aleyhisselâmın ümmetine mahsûs bir gecedir. Başka Peygamberlere böyle bir gece verilmemiştir.

Eshâb-ı kirâm, “Kadir gecesinin bin aydan daha hayırlı, kıymetli olduğu” Kur’ân-ı kerîmde bildirilince, o kadar sevinmişlerdir ki, bir başka şeye bu kadar sevinmemişlerdir.

Mehmet Said Arvas - Türkiye Gazetesi

Bu ümmete mahsus bir gece!..

Kadir Gecesi, Kur’ân-ı kerimin ilk nazil olduğu gecedir. Yeryüzü, yaratıldığından beri böyle mübarek bir geceye şahit olmamıştır...

Rahmet, mağfiret ve ateşten kurtuluş gecesidir. Bundan daha mübarek bir gece yoktur, olamaz da. Bir gece ama, bin aydan daha hayırlı! Nice bin aylar geçmişti fakat bu gecenin verdiklerini verememişti...
Kadir Gecesi bize mahsustur. Ümmet-i Muhammed’e... Diğer ümmetlerin böyle bir gecesi yoktu. Bize mahsus büyük bir ihsan-ı ilâhidir.

Sevgili Peygamberimiz aleyhisselâm, yaratılmışların en şereflisi olduğu gibi; ümmeti de ümmetlerin en hayırlısıdır. Al-i İmran suresi, 110. ayet-i kerimede meâlen şöyle buyuruluyor: “İnsanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten meneder ve Allah’a iman edersiniz!”

Hazreti Ali radıyallahü anh buyuruyor ki: “Rabbimiz Ümmet-i Muhammed’e azap vermek isteseydi, onlara ramazanı ve içindeki Kadir Gecesini vermezdi!”

Kadir Gecesi, ramazan ayı içindedir. Son on günün tek gecelerinden birinde olması kuvvetle muhtemeldir. Yirmi yedinci gecede olması ise daha da kuvvetli ihtimaldir...

Abdullah bin Abbas hazretleri bu görüşü destekliyor ve buyuruyor ki: Kadir Gecesini ve üstünlüklerini bildiren Kadir sure-i celilesi otuz kelimeden ibarettir. “Hiye” (O gece) kelimesi ise yirmi yedinci kelimedir. Ayrıca “Leyletül kadr” ifadesi de dokuz harf olup; üç defa geçmektedir. Bu da yirmi yedinci geceyi işaret etmektedir.

O halde bu geceyi (yirmi yedinci gece) diğer gecelerden daha farklı bir şekilde ihya etmeye gayret etmeliyiz...

KABİRLERİ DE ZİYARET EDELİM!

30 Ağustos Salı bayramın birinci günü... Bayram, bir ay boyunca kulluk şuuru içinde ibadetlerini yapan, imanlı gönüllerin hasat günüdür, çok mübarek bir gündür. Bugünlerde bize düşen birçok vazife var; büyüklerimizi, akrabayı ve dostlarımızı ziyaret etmek, bayramlarını tebrik etmek, dualarını almak gibi... Onları hatırlar ve sevindirirsek, Rabbimiz de bizi sevindirir.

Bayramlaşmalar, yalnız yaşayanlarla olmamalı, kabir ziyaretlerini de yapmalıyız, onlara okumalıyız. Bizim gıdaya olan ihtiyacımızdan daha çok onların duaya ve okumaya ihtiyaçları vardır...

Bayramın sevincinden fakirleri mahrum etmemeliyiz, onlara yardım etmeliyiz. Hele, yetim çocuklar varsa onlara daha çok ilgi göstermeliyiz...

Bir bayram günü sevgili Peygamberimiz (aleyhisselam) mescitten çıktıktan sonra, yolda oynayan çocuklara rastlar. Çocuklar çok neşeli, sevinçle oynuyorlardı... Hepsi bayramlık yeni elbiseler giymişlerdi, neşe içindeydiler. Yalnız içlerinden biri eski ve yırtık elbiseleri içinde üzgün bir şekilde onları seyrediyordu. O çocuğun bu hali Peygamber efendimizin dikkatini çekti, çocuğa yaklaştı ve sordu:

-Yavrum sen niçin arkadaşlarınla gülüp oynamıyorsun? Çocuk cevap verdi:
-Ben hem yetimim, hem de öksüzüm. Babam şehit oldu, annem başkasıyla evlendi!..

Âlemlere rahmet olarak gönderilen efendimiz, şefkatle çocuğun elinden tutup hane-i seadetlerine götürdü. Sevgi ile saçlarını okşayarak buyurdu ki:

-Yavrum, ister misin baban ben olayım, Âişe annen olsun, Hasan ve Hüseyin kardeşlerin olsun... Yetim çocuk, sevinçten neredeyse uçacaktı ve;

-Nasıl istemem, kim istemez ki, diye cevap verdi...

Çocuğun karnı doyuruldu, elbiseleri yenilendi, daha sonra oynayan çocukların saflarına katıldı. Onlardan daha çok neşe ile oynamaya başladı. Çocuklar etrafına toplanıp sordular:

-Nedir sendeki bu hal? Çocuk cevap verdi:

-Biraz önce aç idim, şimdi karnım tok, elbiselerim eski idi, şimdi yeni. Önce yetimdim, Peygamber aleyhisselam babam oldu...

Bu manzaraya şahit olan çocuklar dediler ki:

-Keşke biz de yetim olsaydık, biz de böyle nimetlere kavuşsaydık...

NEFİS İLE MUHAREBEYİ KAZANMAK!

Büyük cihat olarak tarif edilen nefis ile olan muharebeyi kazanan biri olarak bayram yapmak hakkımızdır. Yememizi içmemizi, nefsimizin arzu ettiği diğer şeyleri, bizleri yaratan Rabbimizin emri olduğu için bir ay boyunca terk etmemiz bize dünyada bayram yaptırdığı gibi, ahirette de bayram yapmamıza vesile olur inşaallah.

Bu vesile ile; yarın kavuşacağımız Kadir Gecesinin ve salı günü idrak edeceğimiz bayramın, şimdiden cümlemize, bütün Müslümanlara ve bütün insanlara hayırlar getirmesini ve daha nice bayramlara kavuşmamızı nasip etmesini yüce Rabbimizden niyaz ederim...
İhlas
 

uður1

Well-known member
Cevap: Günün ayeti

Kalk, birazı hariç olmak üzere geceyi; yarısını ibadetle geçir. Yahut bundan biraz eksilt. Yahut buna biraz ekle. Kur’an’ı ağır ağır, tane tane oku. Şüphesiz biz sana (sorumluluğu) ağır bir söz vahyedeceğiz. Şüphesiz gece ibadetinin etkisi daha fazla, (bu ibadetteki) sözler (Kur’an ve dua okuyuşlar) ise daha düzgün ve açıktır. Çünkü gündüzün sana uzun bir meşguliyet vardır.
{Müzzemmil Suresi 73:2-3-4-5-6-7}
 
Üst