Huseyni
Müdavim
Soru
Belki, madde-i nurdan, hattâ zulmetten, hattâ esir maddesinden, hattâ mânâlardan, hattâ havadan, hattâ kelimelerden zîhayat, zîşuuru kesretle halk eder ki. . manalardan halk edilmiştir derken neyi kastediyor? ve bu maddelerden bahsederken seyyalat-ı latife maddeleri diyor? peki hayvanların sudan yaratıldığını biliyoruz. su da seyyalat-ı latife maddelerinden değil mi?
Cevabımız
Değerli Kardeşimiz;
Cenab-ı Hak kainatta milyonlarca tür yaratmıştır. Bu türlerin de zahiri sebepleri vardır. Allah’ın ilim, irade ve kudreti sonsuz olduğu için, basit ve ehemmiyetsiz sebeplerden ve maddelerden çok önemli ve kıymetli mahlukatı yaratabilir. Hayvanat olsun, insan olsun, hepsinin yaratılış sebebi basit bir sudur. Su gibi basit bir maddeden milyonlarca canlı türünü yaratan Allah, diğer maddelerden de hayat ve şuur sahibi varlıkları yaratması hikmetinin gereğidir.
Kainatta cinsleri ve kayıtları birbirinden farklı çok alemler vardır. Bazı alemler kayıt ve kesafet noktasından maddidir ve maddeye özel kuralları vardır. Bazı alemler nurani ve latiftir. Maddi alemlerin kayıt ve hantallıkları bu alemde geçerli değildir. Bir alemin kayıtlarının mahkumu olup, o alemin penceresi ile diğer alemlere bakarsak, çok şeyleri anlamakta ve kabullenmekte zorlanırız. Bu yüzden her alemi kendi şart ve kayıtları içinde değerlendirmek gerekir.
Bu farklı alemler içinde lafız, maddi alemlere yakın bir kavramsa, mana da latif ve nurani alemlere yakın bir kavramadır. Nasıl lafız ile bir yazı, bir kitap, bir dergi yazmak mümkün ise, lafzın ruhu ve esası hükmünde olan manalardan da ona münasip şuur ve hayat sahibi nurani varlıkların yaratılması gayet mümkün ve makuldür. Hatta manalar lafzın özü ve esası olmasından dolayı, lafızdan daha kavi, daha rasihdir ki, bir manaya bazen çok lafızlar tahsis edilmiştir. Yani Allah, nasıl sudan, canlıları yaratıyorsa, latif ve nurani olan manalardan da şuur ve hayat sahibi varlıkları yaratabilir ve yaratmıştır.
Alem-i lafızdan nasıl dergi, kitap, makale, cümle, kelime oluşuyorsa, alem-i manadan da ona münasip belki onun hüviyetinde latif ve nurani varlıklar oluşturuluyor.
Seyyalat-ı latifenin tabir olarak çerçevesi geniştir. Bu çerçeve içine maddi aleme yakın olan su da girer, latif alemlere yakın olan diğer nurani mahluklar da girer. Bu yüzden bu tabiri sadece akıcı, maddi unsurlara tahsis etmek, çerçeveyi daraltır, diğer nurani ve latif mahlukatı tabirin dışına atar. Bu yüzden seyyalat-ı latif denilince, suyu da anlarız, nurani ve latif mahlukları da anlarız. Mesela yağmur damlasına nezaret eden bir melek, yağmur damlası gibi seyyal ve latif bir fıtrata sahip olabilir. Zira her mahluka nezaret eden meleklerin nezaret ettiği şeye mütemessil olduğu, hem hadislerde hem de Risale-i Nurda vardır.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale-i Nur Editör
Belki, madde-i nurdan, hattâ zulmetten, hattâ esir maddesinden, hattâ mânâlardan, hattâ havadan, hattâ kelimelerden zîhayat, zîşuuru kesretle halk eder ki. . manalardan halk edilmiştir derken neyi kastediyor? ve bu maddelerden bahsederken seyyalat-ı latife maddeleri diyor? peki hayvanların sudan yaratıldığını biliyoruz. su da seyyalat-ı latife maddelerinden değil mi?
Cevabımız
Değerli Kardeşimiz;
Cenab-ı Hak kainatta milyonlarca tür yaratmıştır. Bu türlerin de zahiri sebepleri vardır. Allah’ın ilim, irade ve kudreti sonsuz olduğu için, basit ve ehemmiyetsiz sebeplerden ve maddelerden çok önemli ve kıymetli mahlukatı yaratabilir. Hayvanat olsun, insan olsun, hepsinin yaratılış sebebi basit bir sudur. Su gibi basit bir maddeden milyonlarca canlı türünü yaratan Allah, diğer maddelerden de hayat ve şuur sahibi varlıkları yaratması hikmetinin gereğidir.
Kainatta cinsleri ve kayıtları birbirinden farklı çok alemler vardır. Bazı alemler kayıt ve kesafet noktasından maddidir ve maddeye özel kuralları vardır. Bazı alemler nurani ve latiftir. Maddi alemlerin kayıt ve hantallıkları bu alemde geçerli değildir. Bir alemin kayıtlarının mahkumu olup, o alemin penceresi ile diğer alemlere bakarsak, çok şeyleri anlamakta ve kabullenmekte zorlanırız. Bu yüzden her alemi kendi şart ve kayıtları içinde değerlendirmek gerekir.
Bu farklı alemler içinde lafız, maddi alemlere yakın bir kavramsa, mana da latif ve nurani alemlere yakın bir kavramadır. Nasıl lafız ile bir yazı, bir kitap, bir dergi yazmak mümkün ise, lafzın ruhu ve esası hükmünde olan manalardan da ona münasip şuur ve hayat sahibi nurani varlıkların yaratılması gayet mümkün ve makuldür. Hatta manalar lafzın özü ve esası olmasından dolayı, lafızdan daha kavi, daha rasihdir ki, bir manaya bazen çok lafızlar tahsis edilmiştir. Yani Allah, nasıl sudan, canlıları yaratıyorsa, latif ve nurani olan manalardan da şuur ve hayat sahibi varlıkları yaratabilir ve yaratmıştır.
Alem-i lafızdan nasıl dergi, kitap, makale, cümle, kelime oluşuyorsa, alem-i manadan da ona münasip belki onun hüviyetinde latif ve nurani varlıklar oluşturuluyor.
Seyyalat-ı latifenin tabir olarak çerçevesi geniştir. Bu çerçeve içine maddi aleme yakın olan su da girer, latif alemlere yakın olan diğer nurani mahluklar da girer. Bu yüzden bu tabiri sadece akıcı, maddi unsurlara tahsis etmek, çerçeveyi daraltır, diğer nurani ve latif mahlukatı tabirin dışına atar. Bu yüzden seyyalat-ı latif denilince, suyu da anlarız, nurani ve latif mahlukları da anlarız. Mesela yağmur damlasına nezaret eden bir melek, yağmur damlası gibi seyyal ve latif bir fıtrata sahip olabilir. Zira her mahluka nezaret eden meleklerin nezaret ettiği şeye mütemessil olduğu, hem hadislerde hem de Risale-i Nurda vardır.
Selam ve dua ile...
Sorularla Risale-i Nur Editör