NuruAhsen
Sonsuz Temâþâ
Yetimhanedeyiz.
Sırayla giyeriz tek çift çorapları.
Saçımız yamuk kesilir.
Üzerimize dökülür dün akşamın lapa papatyaları.
Duvar tarafında yatan arkadaşım Ali,bilir ülkemdeki bütün ağaçların neden yıkıldığını
Bilir zarflara doldurulan kumların üzerinde pul diye sırıtan düşman suratsızlığını.
Bizi dağıttılar…
Yere yalın ayak basan güneşimizi odaya alıp kırbaçladılar
Şak şak seslerinden bir çuval dolusu bayat kurabiye,
Güm seslerinden bir göz dolusu bozulmuş yıldızlar yapıp
bizi göğe dağıttılar.
Üçümüz saklanıyoruz bir askerin dolabında
tanklar için dikilmiş pantolonları yırtıyoruz.
Bize gelen mektupları doğramışlar mermi külahlarının içine…
Ağlıyoruz…
En ufağımızın yaşı kaç olur diye soruyoruz birbirimize.
En ufağımız kaç yaşında ölmüş olur diye çekiyoruz çamların kanını.
kapı deliklerinden iplik geçirip
Bombalanacak yerler haritasının dişini çekiyoruz.
Bu kadar haylazlığı çok görmeyin bize…
Çorbamızdan çıkan taşlarla kin kalesi dikiyoruz
En güzeli benimki!
En yükseği benimki!
En erken yıkılacak olan kale bizimki!
Yetimhanedeyiz…
İsim şehir ülke oynayacak Gazze’miz kalmadı.
Üç kişilik sohbetlerde sokak arası kemik yiyen ayaklarımızı çağırıyor kedi kafesleri.
Elinize bizden alın,
Ve bakın ölüm sergisinde simsiyah boya akıtan suratlarınıza.
Öldükçe hatırlanacaksak
“Ölelim” diyor bir çocuk
Gazze’nin hatrına…
-Esra Elönü-