Yıldızname ( Dursun Ali Erzincanlı )

TaLHa

Nur-u Aynım
Yönetici
[GOOGLEVID]-6130737533895125801[/GOOGLEVID]

[Bir vakit Barla'da Çam Dağında yüksek bir mevkîde, gecede semânın yüzüne baktım. Gelecek fıkralar, birden hutûr etti. Yıldızların lisân-ı hal ile konuşmalarını hayalen işittim gibi bu yazıldı. Nazım ve şiir bilmediğim için şiir kaidesine girmedi. Tahattur olduğu gibi yazılmış. Dördüncü Mektup ile Otuz İkinci Sözün Birinci Mevkıfının âhirinden alınmıştır.]


YILDIZLARI KONUŞTURAN BİR YILDIZNÂME

Dinle de yıldızları şu hutbe-i şîrînine,

Nâme-i nûrunu Hikmet, bak ne takrîr eylemiş.

Hep beraber nutka gelmiş, hak lisâniyle derler:

"Bir Kadîr-i Zülcelâlin haşmet-i Sultanına.

Birer bürhan-ı nurefşânız vücud-u Sânia,

Hem vahdete, hem kudrete şâhidleriz biz.

Şu zeminin yüzünü yaldızlayan

Nâzenin mu'cizatı çün melek seyrânına;

Bu semânın arza bakan, Cennete dikkat eden

Binler müdakkik gözleriz biz. Haşiye

Tûbâ-i hilkatten semâvât şıkkına, hep, Kehkeşân ağsânına;

Bir Cemîl-i Zülcelâlin, dest-i hikmetle takılmış pek güzel meyveleriyiz biz.

Şu semâvât ehline birer mescid-i seyyar, birer hâne-i devvar, birer ulvi âşiyâne;

Birer misbâh-ı nevvar, birer gemi-i Cebbâr, birer tayyareleriz biz.

Bir Kadîr-i Zülkemâlin, bir Hakîm-i Zülcelâlin birer mu'cize-i kudret,

Birer hârika-i san'at-ı Hâlıkâne, birer nâdire-i hikmet, birer dâhiye-i hilkat, birer nur âlemiyiz biz.

Böyle yüz bin dil ile, yüz bin bürhan gösteririz; işittiririz insan olan insana.

Kör olası dinsiz gözü, görmez oldu yüzümüzü, hem işitmez sözümüzü; hak söyleyen âyetleriz biz.

Sikkemiz bir, turramız bir; Rabbimize musahharız. Müsebbîhiz; zikrederiz âbidâne.

Kehkeşânın halka-i kübrâsına mensup birer meczuplarız biz." dediklerini hayalen dinledim.


Haşiye: Yani Cennet çiçeklerinin fidanlık ve mezrâcığı olan zeminin yüzünde hadsiz mu'cizât-ı Kudret teşhir edildiğinden Semâvât âlemindeki melâikeler o mu'cizât-ı, o hârikaları temâşâ ettikleri gibi, ecrâm-ı semâviyenin gözleri hükmünde olan yıldızların dahi, güyâ, melâikeler gibi, zemin yüzündeki nâzenin mesnuâtı gördükçe, Cennet âlemine bakıyorlar. O muvakkat hârikaları bâki bir surette Cennette dâhi müşâhede ediyorlar gibi, bir zemine, bir Cennete bakıyorlar. Yani o iki âleme nezâretleri var demektir.
 
Üst