molla_zehra
Well-known member
Benim sesim:
Senin yıldızının altında uyumak istedim sabaha kadar.
Başımı eğerek, büyük bir sabırla dikerek gözümü üşüyen gözlerine...
İnadına sevmek gibi bir şey bu, karanlık geceleri
Ve zorlukları yaşamak delicesine...
Yağmalanmış ruhumdan geriye bir tek sen kaldın.
Ne varsa pörsümüş yanlarımdan attın denizine.
Korkularıma üşüşen yoksulluklarda,
Birbirini tamamlayan çiçekler açtı her hıçkırdığında...
Dostluklar beyazlaştı
Ben en çok da bu beyazdan tanıdım sesini.
Güneşi, üşüyen avuçlarına koydum gece boyu
Gök gürültüsü nöbetlerinden kaçırdım telaşlı bedenini...
Çıldırdığım günlerin izini aradım senin tenhanda
Gizlediğim korkuları, koştuğum umutları.
Koro:
Kaldık yanınızda,
Bilerek kaldık.
Daldık uykusuz gözlerinizden akan ırmağa...
Sizi soluduk yağmur sonrası sokaklarda
Nereye dönsek siz oldu her yanımız...
Benim sesim:
Yalnızlıkta boğuluyorum
Ne dağ dağlığını biliyor bana karşı, ne deniz denizliğini
Yollar, çıkmaz sokaklara dönüyor ufukta
Saniyelerin adı yıl oluyor
Günler asır burada.
Yalancı tebessüm provaları çoğalıyor yüzlerde
Alıp gidiyorlar beni bir sensizlik köyüne...
Eli ayağı olmayan kabuslar arasında kalıyorum
Uykuyla uyanıklık arasında...
Bütün dünya öpüyor göz bebeklerimden
Çözüyor ipini zalim talih
Milyon karınca düşüyor gökteki yıldızlardan
Ben bir yoksul gerçeğim, düşüm donmuş bir çiçek.
Işıklı tepelerde yarın saatinin sesi
Gök kubbede gitmeye hummalı bir hazırlık
Soğuk...
Alabildiğine soğuk!
Muhteşem bir titreme geçiyor bedenimden
Geceyi bölen sesleri dinlemiyorum
Yorgunluk akıyor damarlarımdan bir de aşk
Aşk olsun bana!
Koro:
Aşk olsun size, alevli yanınıza ve kutsal ruhunuza
İlhamınıza aşk olsun!
Beyaz bir peri masalı sayıklıyorsunuz umutsuz zamanlarda
İçtiğiniz derin ve koyu şaraplara aşk dolsun
Sessizce ördüğünüz sır kozasına aşk dolsun
Kuru ve kavruk gülüşünüze aşk vursun
Gerçek olan sevginize şair, aşk olsun!
Benim sesim:
Yüzümde bir fesleğen nefesi açtırıyor hayalin
Çünkü vahşetten çıkmışım, gecenin güneşinden kaçmışım
Yalnız sana terk ettiğim gururlardan geçmişim
Lekesiz, körpe ve beyaz eline vermişim yüreğimi
Yiğit ve hür güzelliklerin hazinesini bağlamışım yoluna
En ergin tohumlarımı sana saklamışım
Ölümlü dünyadan sevimli bir yalanla geçmişim
Resmetmişim özgürlüğü sade ve sonsuz ahenkle sana
İsteyince birer birer yıkmışım tüm barikatları
Kır demiş Rabbim, parçalamışım bütün isyan putlarını...
Ama billur gecelerde söz geçirememişim kendime.
Hizmetine seçtiğin kalp benim kalbim, bunu da hissetmişim
Yumuşacık elinle okşamışım gece saçlarımı
Gölgeni vahşi ihanetlerden kaçırmışım doğama
Birbiriyle didişen yılanlardan korumuşum seni
Sevgi ile yıkamışım meleklerle yarışan hayalini
Sönmeyen alevlerde uyumuşum narin bedenini...
Koro:
Susun! İnceliyor sabır denen yaratılmışın zarı
Meydan okuyor size keskin bakışlı kartallar
Denizi bir şal gibi atın yoksul omzunuza, yaklaşıyor sevginin kıyameti
Yasalardan ve sistemlerden ve hırslardan oluşan karanlıklarda, bileğinize kementler atıyoruz güzel yaratılmışı görmeniz için
Bir bahçeden geçiriyoruz sizi, başınızı eğin!
Elinize barbar haykırışlar üflüyoruz
Sevin!
Hep sevin!
Yine sevin!
Benim sesim:
Şimdi şu kayalıkta, mükemmel bir şarkı söylüyorsun sen
Sesinin yankısı eritiyor ihtiras denen şeytanın zevkini
Hep zenginleşen bir dev gibi yutuyorsun henüz tamamlanmamış güzellikleri
İşte, yenik savaşlardan kalan kanatların ve işte sapasağlam duruşunla
Okşuyorsun kalbimi...
Koro:
Ucuz adamlar girdi hayatınıza, ucuz kadınlar; ucuz kalabalıklar
Fakat daha yükseğe atıldı hedef dediğiniz çıta
Kırılgan ve ateşli savaşlardan çıkmış yüreğinizle üflediniz onlara
Durmadan kustular, gece gündüz kustular zehirlerini
Kolay zaferlerinize şaştılar, gece-gündüz şaştılar.
Alıştılar şerefinizle ördüğünüz sevginin şiirine
Büyülü bir şaşkınlık içinde afyonladılar kendilerini
Çekilip büyüyen kinlerinin kınlarına girdiler,
Gerildiler, coştular kendi içlerine doğru.
Benim sesim:
Bak, alnından ateşler fışkırıyor, güzel tepelerinden özlem
Çağıldayarak akan gecede nefesine tutunuyorum
Parlayan dudaklarına asıyorsun gümüş renkli gülüşlerimi
Yoksul içime serin bir yaz meltemi gibi doluyor varlığın
Bütün aynalar bize dönük, terazimiz hassas dengelerle boğuşuyor
Bu ölümlü ülkede bitimsiz bir zaferi yudumluyoruz
Değişmeden giriyoruz, bütün kusursuz yanımızla özlüyoruz sesimizi
Üstümüzden atıyoruz şalını rezil ayrılığın
Gri bir enginlikte mis kokulu barut oluyoruz
Ağlıyorsak da, sevince inat ağlıyoruz...
Koro:
Bir hayalden süzdük sizi
Dağlardan topladık demet demet nefesinizi
Kendi ömrümüzü üfledik sizin surunuza
Ama dinmeyecekse kutsal acınız
Ve sevgi eğer yoksulluksa
Yoksulluk içinizde...
(Not: Yoksulluk İçimizde, Mustafa Kutlu’nun öykü kitaplarından birinin adı)
Özcan ÜNLÜ
Senin yıldızının altında uyumak istedim sabaha kadar.
Başımı eğerek, büyük bir sabırla dikerek gözümü üşüyen gözlerine...
İnadına sevmek gibi bir şey bu, karanlık geceleri
Ve zorlukları yaşamak delicesine...
Yağmalanmış ruhumdan geriye bir tek sen kaldın.
Ne varsa pörsümüş yanlarımdan attın denizine.
Korkularıma üşüşen yoksulluklarda,
Birbirini tamamlayan çiçekler açtı her hıçkırdığında...
Dostluklar beyazlaştı
Ben en çok da bu beyazdan tanıdım sesini.
Güneşi, üşüyen avuçlarına koydum gece boyu
Gök gürültüsü nöbetlerinden kaçırdım telaşlı bedenini...
Çıldırdığım günlerin izini aradım senin tenhanda
Gizlediğim korkuları, koştuğum umutları.
Koro:
Kaldık yanınızda,
Bilerek kaldık.
Daldık uykusuz gözlerinizden akan ırmağa...
Sizi soluduk yağmur sonrası sokaklarda
Nereye dönsek siz oldu her yanımız...
Benim sesim:
Yalnızlıkta boğuluyorum
Ne dağ dağlığını biliyor bana karşı, ne deniz denizliğini
Yollar, çıkmaz sokaklara dönüyor ufukta
Saniyelerin adı yıl oluyor
Günler asır burada.
Yalancı tebessüm provaları çoğalıyor yüzlerde
Alıp gidiyorlar beni bir sensizlik köyüne...
Eli ayağı olmayan kabuslar arasında kalıyorum
Uykuyla uyanıklık arasında...
Bütün dünya öpüyor göz bebeklerimden
Çözüyor ipini zalim talih
Milyon karınca düşüyor gökteki yıldızlardan
Ben bir yoksul gerçeğim, düşüm donmuş bir çiçek.
Işıklı tepelerde yarın saatinin sesi
Gök kubbede gitmeye hummalı bir hazırlık
Soğuk...
Alabildiğine soğuk!
Muhteşem bir titreme geçiyor bedenimden
Geceyi bölen sesleri dinlemiyorum
Yorgunluk akıyor damarlarımdan bir de aşk
Aşk olsun bana!
Koro:
Aşk olsun size, alevli yanınıza ve kutsal ruhunuza
İlhamınıza aşk olsun!
Beyaz bir peri masalı sayıklıyorsunuz umutsuz zamanlarda
İçtiğiniz derin ve koyu şaraplara aşk dolsun
Sessizce ördüğünüz sır kozasına aşk dolsun
Kuru ve kavruk gülüşünüze aşk vursun
Gerçek olan sevginize şair, aşk olsun!
Benim sesim:
Yüzümde bir fesleğen nefesi açtırıyor hayalin
Çünkü vahşetten çıkmışım, gecenin güneşinden kaçmışım
Yalnız sana terk ettiğim gururlardan geçmişim
Lekesiz, körpe ve beyaz eline vermişim yüreğimi
Yiğit ve hür güzelliklerin hazinesini bağlamışım yoluna
En ergin tohumlarımı sana saklamışım
Ölümlü dünyadan sevimli bir yalanla geçmişim
Resmetmişim özgürlüğü sade ve sonsuz ahenkle sana
İsteyince birer birer yıkmışım tüm barikatları
Kır demiş Rabbim, parçalamışım bütün isyan putlarını...
Ama billur gecelerde söz geçirememişim kendime.
Hizmetine seçtiğin kalp benim kalbim, bunu da hissetmişim
Yumuşacık elinle okşamışım gece saçlarımı
Gölgeni vahşi ihanetlerden kaçırmışım doğama
Birbiriyle didişen yılanlardan korumuşum seni
Sevgi ile yıkamışım meleklerle yarışan hayalini
Sönmeyen alevlerde uyumuşum narin bedenini...
Koro:
Susun! İnceliyor sabır denen yaratılmışın zarı
Meydan okuyor size keskin bakışlı kartallar
Denizi bir şal gibi atın yoksul omzunuza, yaklaşıyor sevginin kıyameti
Yasalardan ve sistemlerden ve hırslardan oluşan karanlıklarda, bileğinize kementler atıyoruz güzel yaratılmışı görmeniz için
Bir bahçeden geçiriyoruz sizi, başınızı eğin!
Elinize barbar haykırışlar üflüyoruz
Sevin!
Hep sevin!
Yine sevin!
Benim sesim:
Şimdi şu kayalıkta, mükemmel bir şarkı söylüyorsun sen
Sesinin yankısı eritiyor ihtiras denen şeytanın zevkini
Hep zenginleşen bir dev gibi yutuyorsun henüz tamamlanmamış güzellikleri
İşte, yenik savaşlardan kalan kanatların ve işte sapasağlam duruşunla
Okşuyorsun kalbimi...
Koro:
Ucuz adamlar girdi hayatınıza, ucuz kadınlar; ucuz kalabalıklar
Fakat daha yükseğe atıldı hedef dediğiniz çıta
Kırılgan ve ateşli savaşlardan çıkmış yüreğinizle üflediniz onlara
Durmadan kustular, gece gündüz kustular zehirlerini
Kolay zaferlerinize şaştılar, gece-gündüz şaştılar.
Alıştılar şerefinizle ördüğünüz sevginin şiirine
Büyülü bir şaşkınlık içinde afyonladılar kendilerini
Çekilip büyüyen kinlerinin kınlarına girdiler,
Gerildiler, coştular kendi içlerine doğru.
Benim sesim:
Bak, alnından ateşler fışkırıyor, güzel tepelerinden özlem
Çağıldayarak akan gecede nefesine tutunuyorum
Parlayan dudaklarına asıyorsun gümüş renkli gülüşlerimi
Yoksul içime serin bir yaz meltemi gibi doluyor varlığın
Bütün aynalar bize dönük, terazimiz hassas dengelerle boğuşuyor
Bu ölümlü ülkede bitimsiz bir zaferi yudumluyoruz
Değişmeden giriyoruz, bütün kusursuz yanımızla özlüyoruz sesimizi
Üstümüzden atıyoruz şalını rezil ayrılığın
Gri bir enginlikte mis kokulu barut oluyoruz
Ağlıyorsak da, sevince inat ağlıyoruz...
Koro:
Bir hayalden süzdük sizi
Dağlardan topladık demet demet nefesinizi
Kendi ömrümüzü üfledik sizin surunuza
Ama dinmeyecekse kutsal acınız
Ve sevgi eğer yoksulluksa
Yoksulluk içinizde...
(Not: Yoksulluk İçimizde, Mustafa Kutlu’nun öykü kitaplarından birinin adı)
Özcan ÜNLÜ