Yorumlar sizden

1- YURTSEVERLİK
Günümüzde insanlar, bilhassa doğrudan, bazen yurtseverlik davasına, bazen de milliyetçilik davasına düşmüşlerdir.
Doğuda yaşayan milletler, batılıların izzet ve şerefe dokunu-cu, hürriyet ve istiklâlleri ortadan kaldırıcı davranışlarını gör­müşler ve mallarını, canlarını sömürdüklerini müşahade etmiş­lerdir (tanık olmuşlardır).
Batılıların boyunduruğu altında kıvranan bu milletler, güçle­rinin yettiği her şeyle, batılıların zorbalıklarından kurtulmaya ça­lışmaktadırlar. Liderler durmadan nara atıyor, basın durmadan yazıp çiziyor, yazarlar yazıyor, hatipler nutuk çekiyor, herkes yurtseverlik namına ve milliyetçilik uğruna bas bas bağırıyor.
Bütün bunlar hoştur, güzeldir. İyi olmayan acı tarat" şudur ki: Müslüman olan doğu milletlerine, yurtseverliğin ve milliyetçi­liğin İslâm dininde; Avrupalıların söyleyip yazdıklarından da­ha mükemmel, daha temiz, daha üstün, daha muazzam bir şe­kilde mevcut olduğunu anlatmaya çalışsan, bu Müslüman do­ğulular seni dinlemezler. Kör taklitçiliklerinde devam ederler. İsi âmin bu fikirlerden uzak olduğunu sanarlar. Hatta bir kısmı İslâmın millet birliğini parçalayacağını, gençler arasındaki bağ­ları zayıflatacağını zannetmektedirler.
İşte bu yanlış anlayış, her yönüyle Doğu milletleri için bü­yük bir tehlikedir. Bu anlayışın doğru olmadığını aydınlatmak için Müslüman Kardeşler davasının yurtseverlik fikrine karşı tutumunu açıklamayı arzu ettim.
Yurtseverlik birkaç kısımdır:
A) SEVGİYE DAYANAN YURTSEVERLİK
Şayet yurtseverliği iddia edenler, bu davalarıyla "vatanı sevmeyi ve ona karşı merhametli olmayı" kastediyorlarsa, bu davaları bütün insanların yaratılışında mevcuttur. Hem de İs-
lâm dinince emredilmiş bir hükümdür.
Misal mi isliyorsun? İşte her şeyini, inancı ve dini uğrunda feda eden Bilal-i Habeşi (ra)... Bu zat hicret dolayısıyla Medi­ne'de bulunduğunda Mekke'yi özlediğini ifade eden şu manidar beyitleri söylemişti:
Mekke vadisinde bir gece kalabilecek miyim?
Etrafımda güzel otları yaseminleri görebilecek miyim?
"Mecinne" suyuna bir daha varabileek miyim?
"Şame ve Tufeyl" dağlarını bir daha görebilecek miyim?
İşte Resulullah (sav), Mekke'nin Usey-el-kıfarı (ra) tarafın­dan methedildiğini işitince gözlerinin yaşını tutamamış ve şöy­le buyurmuştur: "Ey Useyl!.. Bırak kalpleri, tasdik etsinler!"
B) HÜRRİYETÇİ YURTSEVERLİK
Şayet yurtseverlik iddia edenler, yurtseverlik ile "memleke­ti düşmanlardan kurtarmak için bütün güçle çalışmayı, memleketi istiklâle kavuşturmayı ve vatandaşlara hür ve aziz olma fikirlerini aşılamayı" kastediyorlarda, biz onlarla beraberiz.
Bu tip yurtseverliği İslâm dini çok önemli saymış ve çok sı­kı tutmuştur. Misal mi istiyorsunuz? İşte Allah'ın kelâmı:
"İzzet ve şeref, ancak Allah'ın, Resulü'nün ve mü'minle-rindir. Fakat münafıklar bunu bilmezler."(ll)
"Allah, mü'minler aleyhine kâfirlere asla hakimiyet ver­meyecektir." (12)
C) CEMİYETÇİ YURTSEVERLİK
Yurtseverlik davasında bulunanlar bu davaianyla "bir memleket fertlerinin aralarındaki bağı kuvvetleştirmek ve
■11) Münafikun Sûresi: 8 12) Nisa Sûresi: 141
o ülkenin insanları arasındaki bağı cemiyet menfaatine kul­lanmayı öğretmek" içinse, biz bunların da taraftarıyız. İslâm, bu çeşit yurtseverliği dini bir borç saymıştır. Hz. Peygamber bir hadisi şeriflerinde şöyle buyurur: "Ey Allah'ın kulları!.. Kar­deş olun!.."
Kur'an-ı Kerim, bir ayeti celilede şöyle buyurur: "Ey iman edenler!.. Sizden olmayanları yakın dostlar edinmeyin. Onlar sizi sapıtmaktan geri kalmazlar. Sıkıntı­ya düşmenizi isterler. Düşmanlıkları ağızlarından taşmak­tadır. Sinelerinde gizledikleri ise daha büyüktür. Size ayet­lerimizi açıkladık, eğer bilirseniz." (13)
D) FÜTUHATÇI YURTSEVERLİK
Eğer "Yurtseveriz!" diyenler, yurtseverlik ile "memleket­ler fethetmeyi, yeryüzünde aziz olmayı" kastediyorlarsa, İs­lâm bunu farz kılmış, fatihleri en mübarek ve en faziletli fetih­lere yöneltmiştir.
Misai olarak şu ayeti celüeyi okuyun: "Dinsizlerle savaşın. Böylece hiçbir şirk kalmasını. Yeryüzünde Allah'ın dini ha­kim olsun." (14)
E) PARTİZAN YURTSEVERLİK
Yurtsever olduklarını ileri sürenler, bu vatanperverlik ile "milleti birbiriyle savaşan fırkalara ayırmak, birbirine sö­vüp sayan, birbirini suçlayan, birbirinin ayağı altına kar­puz koyan cemaatlere bölmek, şahsi çıkarların ve nefsi ar­zuların tesiri altında yapılan metodlara uyan gruplara ayır­mak" istiyorlarsa; bu çeşit vatanperverlik asaletsiz, çürük bir iddiadan ibarettir.
! 13) Al-i İmran Sûresi: I 18 (14) Bakara Sûresi: 193
Bundan hiçbir kimse için bir hayır beklenilemez. Çünkü düşmanlar milletin bölünmesini istismar eder. Aralarındaki an­laşmazlığı daha da alevlendirir. Milleti hakikat olmayan husus­larda birleştirir. Doğru olan şeylerde ihtilâfa düşürür. Milletin birbiriyle yardımlaşmasına mani olur.
İşte düşmanlar bundan yararlanarak milleti etrafına toplar, istediklerini gerçekleştirmiş olurlar. Elbette ki böyle bir yurtse­verlik manasızdır, köksüzdür, faydasızdır.
Yukarıda yaptığımız izahattan da anlaşılacağı gibi, millet ve vatan için faydalı olan her çeşit yurtseverlikte, en aşırı yurtse­verlikler kadar, "biz de yurtseveriz."
Yurtseverlik davası her şeyiyle İsiâmm emrinden başka bir şey değildir.
F) BİZİM YURTSEVERLİK ANLAYIŞIMIZ
Bizimle yurtseverlik iddia edenler arasındaki fark şudur:
"Biz vatanımızın hudutlarını inanç ve iman ile çizeriz Onlar ise coğrafi hudutlar koyarlar. "Lâ ilahe illallah, Muham-med'ür-ResuluIlah" diyen her Müslümamn bulunduğu yer, bi­zim için hürmete lâyık, mukaddes, uğrunda cihad edilecek bir vatandır.
Yeryüzünde bulunan her Müslüman bizim ailemiz ve karde-şimizdir. Aynı hisleri paylaşırız. Aynı duygularla yaşarız. On­lara gereken ehemmiyeti gösteririz.
"Kuru vatanseverler" ise böyle geniş düşünemezler. Yer­yüzünde sadece belirli bir yere önem verirler. Aramızdaki fark fiilen şu hallerde ortaya çıkar:
Bir millet başka bir milletin sırtından geçinerek kuvvetlen­mek isterse, biz buna razı olmayız. Bir Müslüman ülkesinin, di­ğerinin sırtından geçinerek gelişmesini kabul etmeyiz. Hepimi­zin birlikte kuvvetli olmasını isleriz.
"Kuru vatanseverler" ise bunda bir sakınca görmezler. Bunun içindir ki, Müslümanlar arasındaki bağlar çözülmüş, kuvvetleri zayıflamış, İslâm düşmanları, Müslümanları birbi­riyle savaştırmıştır.
G) YURTSEVERLİKTEKİ ASIL GAYEMİZ
Kuru yurtseverlerin en büyük gayeleri, memleketlerini hür­riyete kavuşturmak, ondan sonra memleketini geliştirmek için çalışmaktır. Nitekim Avrupa bugün bu sistemi tatbik etmekte­dir.
Bizim gayemiz ise bunlardan daha ileri, daha şerefli bir ga­yedir. Biz Müslümanın boynunda bir emanet bulunduğuna iman ediyoruz. Bu emaneti ehline teslim etmek, bu vazifeyi ye­rine getirmek için Müslümanın canını, malını feda etmesinin gerekli olduğuna inanıyoruz. Bu vazife; "Bütün insanlığı İs­lâm nuruna kavuşturmaktır, İslâm bayrağını yeryüzünde her tepeye dikmektir."
Müslüman bunu yaparken ne malda gözü vardır, ne şerefte. Ne saltanat ister, ne de tahakküm. Müslümanın bütün arzusu Allah'ın rızasını kazanmak, dünyayı Allah'ın dini ile mes'ud et­mek ve Allah'ın dinini yüceltmektir.
Selef-i Salihini, dünyayı hayrete düşürecek o muazzam fütu­hata sevkeden sebepler bunlardı. O fütuhat, tarihte en adaletli, en faziletli ve en üstün fetihlerdi.
H) BİRLİK VE BERABERLİK
İslâmı tatbik etmenin çeşitli dinlerden oluşan cemiyeti par­çalayacağını iddia eden görüşlerin yersiz olduğunu, bu fikrin ortadan kalktığını, beyan etmek isterim.
İslâm birlik dinidir.
İslâm eşitlik dinidir.
Birlik ve eşitlik bağlarını herkes için sağlamaya kefildir. Ye-
r- ki insanlar hayırlı hususlarda yardımlaşsınlar. Mukaddes kitabımız Kur'an şöyle buyuruyor: "Allah sizin-
v din uğrunda savaşmayan, sizi yurdunuzdan çıkarmayan-ara iyilikte bulunmanızı ve adil davranmanızı yasaklamaz.
Doğrusu Allah adil olanları sever."(15)
Artık İslâmın neresinde bölücülük vardır? Yukarıda gördü-
2_n gibi, memleketin menfaati için çalışmakta, istiklâli için ci-
--A etmekte, ilerlemesi için elden geleni yapmakta, en aşırı . rtseverlerle müttefikiz.
Şu iyi bilinmelidir ki; yurtseverlik, sadece memleketi hürri-c-tc kavuşturmak, izzet ve şerefini yeniden iade etmekse, Müs-. man Kardeşler bunu vatanperverliğin sadece bir merhalesi sa-irlar. Bu merhaleden sonra İslâm bayrağını yeryüzünde her te-
:ry; dikmeye çalışma ve Kur'an sancağını her yerde dalgalan-
: -maya çalışma merhalesi gelir.
2- MİLLİYETÇİLİK
Şimdi sana milliyetçilik ideolojisine karşı tutumumuzu an-:maya çalışacağım. Bizde milliyetçilik birkaç çeşittir:
A) ECDAT MİLLİYETÇİLİĞİ
Milliyetçilikle şeref duyanlar, şayet bununla "Nesillerin iz-/tt ve şeref sahibi olmakta atalarının yollarını tutmalarını, ^u yönden atalarının kendilerine örnek olmalarını, ecdadı-nın güzel vasıflarına sımsıkı sarılmalarını ve ondan şeref duymalarını" ileri sürüyorlarsa, biz bunu hoş karşılıyoruz. Bunu teşvik ediyor ve bu fikri kabulleniyoruz. Zaten günü­ndeki insanları uyarmak için ecdadının şerefli vasıflarını ha--amaktan başka ne gibi vasıtalara başvurabiliriz ki?
- Münıtehine Sûresi: 8
Belki de Resullullah şu hadisi şerifiyle bu konuya işaret bu­yurmuştur: "İnsanlar madenler gibidir. Cahiliyet devrinde üstün olanlar İslâmiyet devrinde de üstünlerdir. Yeter ki, anlayışlı olsunlar." (16)
Görüyorsun ki, İslâm dini, faziletli ve dürüst olan bu tip mil­liyetçiliğe mani değildir.
B) AKRABA MİLLİYETÇİLİĞİ
Şayet milliyetçilik ile "kişinin yakınlarına ve milletine iyilik etmeyi benimsemesi" kastedilirse, bu da doğrudur, ye­rindedir.
Kim, aralarında büyüdüğü akrabalarını ve milletini başkala­rına tercih etmez, akrabaları için elinden geleni yapmaz?..
C) TEŞKİLAT MİLLİYETÇİLİĞİ
Milliyetçilikle "hepimizin çalışması, cihad etmesi, her ce­miyetin kendine düşen vazifeyi yerine getirmesi ve böylece zafer meydanında birleşmemiz" kastediliyorsa, bu fikre biz de katılırız.
Doğu milletlerini Harekete geçirecek, her birini ordular ha­linde cihada sevkedecek, sonunda kurtuluş sahasında birleştire­cek böyle bir fikir elbette ki, güzeldir.
Bütün bu tip milliyetçiler hoştur, güzeldir. Ölçümüz olan İs­lâm bunları yasaklamaz. Bizler bunları kabul ediyoruz. Bunla­rın benimsenmesini teşvik ediyoruz.
D) IRKÇI MİLLİYETÇİLİK
Şayet milliyetçilikle "kaybolmuş cahiliyet âdetlerini di­riltmek, kokmuş hatıraları anmak, yerleşmiş menfaatli me­deniyeti silmek, İslâm inancından sıyrılıp çıkmak, milliyet-
(16) Bu hadisi şerifi, Buhari, Müslim ve İmamı Ahmcd rivayet etmişlerdir.
çilik iddiasıyla ırkçılık gütmek" kastediliyorsa, bu, felâkete giden bir milliyetçiliktir.
Birtakım İslâm devletleri, bu cehalet milliyetçiliğini kabul etmiş, İslâmın her alametini ve gayesini yıkmış, hatta Arapça isimleri, harfleri ve kelimeleri kökünden kazımaya çalışmış, kokmuş cahiliyet âdetlerini tekrar diriltmek için uğraşmıştır.
İşte milliyetçilikte kötü olan tip budur. Bu çeşit milliyetçili­ğin sonu vahimdir. Bütün şark memleketlerini düzeltmesi mümkün olmayan bir zarara sürüklemektedir.
Bu çeşit milliyetçilik güdenler, ellerindeki servetleri kaybe­diyorlar. Kendilerini düşünüyorlar.
En büyük hususiyetlerini yitiriyorlar.
Bu tutumlarıyla, Allah'ın hak dini olan İslama elbette ki hiç­bir zarar veremezler.
Dilersen sen de gel benimle birlikte şu ayeti dinle: "Eğer İs-lâmdan yüz çevirirseniz, yerinize sizden başka bir kavim setirir, sonra da onlar sizin benzeriniz olmazlar. İslama sımsıkı sanlırlar."(17)
E) SALDIRGAN MİLLİYETÇİLİK
Eğer milliyetçilikle "ırkçılık güdülürse, kendi ırkını yü­celtmek için diğer ırkları kurban etmek, izzet ve şerefini yo-ketmek" istenirse, elbette böyle bir milliyetçilik insanlıktan .ok uzaktır.
Nitekim Almanya'da, Nazizm, İtalya'da Faşizm hareketleri : ırkının diğer ırklardan üstün olduğunu iddia eden benzeri illiyetçilikler, bu tip bir milliyetçilik gütmüşlerdir. Bunun manası, insan cinsinin birtakım batıl inançlar uğrun-.-. birbirin kesip yoketmesi demektir.
Ytuluımmcd (Kıtal) Sûresi: 38
F) İSLAM ÜMMETİNİN DAYANDIĞI İKİ ESAS
-Bütün insanlar Hz. Adem'den gelmişlerdir. Bu sebeple bü­tün insanlar eşittir.
-İnsanlar birbirlerinden ancak çalışmakla ve takva ile üstün olabilirler.
Müslüman Kardeşler, "düşmanlık güden milliyetçiliği" reddederler. Biz ne Fir'avunculuk. ne Arapçılık, ne Fenikecilik, ne de Suriyecilik güderiz.
Biz Müslüman Kardeşler, insanlara hayrı öğreten, en mü­kemmel mürşit olan Resulullah (sav)'ın mübarek kelâmına iman ederiz.
Bakın Resulullah bu çeşit milliyetçilikleri nasıl tanıtıyor: "Şüphesiz ki, Allah sizlerden cahiliyet devri gururlarını, babalarla övünmeyi kaldırmıştır. Bütün insanlar Hz. Adem'in nesündendir. Hz. Adem de topraktan yaratılmış­tır. Arabın Arab olmayana üstünlüğü ancak takva ile­dir." (Tirmizi)
Bu hadisi şerif ne muazzam, ne güzel, ne üstündür!
Bütün insanlar Hz. Adem'den gelir. Bunun içindir ki hepsi eşittir. İnsanlar ancak amelleriyle birbirlerinden üstün olurlar. Onlara düşen, hayırlı şeylerde yarışa girmektir.
İşte, sarsılmaz iki esas!.. Şayet insanlık bunlar üzerine ku­rulsa, beşeriyet semalara kadar yükselir.
1) İnsanlar, Hz. Adem'den geldikleri için kardeştirler. Öyleyse birbirleriyle yardımlaşmaları, birbirleriyle barışmaları, birbirlerine merhamet etmeleri, birbirlerine hayrı göstermeleri gerekir.
2) Üstünlük, sarfedilen gayrete göredir. Öyle ise, insanlı­ğı yüceltmek için herkesin kendi sahasında çalışması icabeder.
Acaba insanlığı yüceltmek isteyen bu İslâmi esaslardan baş­ka hangi nizamlar bunların derecesine erebilir? Hangi terbiye bu İslâmî terbiyeden daha üstün olabilir?
G) HER MİLLETİN KENDİNE AİT HUSUSİYETLERİ VARDIR
Bununla beraber her milletin, kendine ait birtakım hususi­yetleri bulunduğunu, ahlâki meziyetleri olduğunu inkâr etmiyo­ruz. Her milletin az-çok fazilet ve ahlâktan nasibi olduğunu bi­liyoruz.
Keza fazilet ve ahlâkta birbirlerinden üstün olduklarını da biliyoruz. Arapların da bu meyanda büyük bir nasipleri olduğu­na inanıyoruz. Fakat hiçbir zaman bu meziyet, bu hsusiyet baş­kalarına saldırmak için bir vasıta yapılmamalıdır. Bilâkis her­kes meziyetini insanlığı kalkındırmak ve İslâm nimetine kavuş­turmak için kullanmalıdır. Bu mefhumu Resulullah (sav)'ın sa­habesinden meydana gelmiş o İslâm ordusundan daha iyi hiçbir kimse anlayamamıştır.
-Burada bir mevzuyu bırakıp diğerine geçtim. Mevzu bunu icap ettirmişti. Fazla uzatmak istemiyorum. Önce anlattığım mevzuya dönmek istiyorum-
H) AKİDE RABITASI (İNANÇ BAĞI)
İyi bilinmelidir ki, Müslüman Kardeşler kendilerine karşı insanları iki kısımda incelerler.
Birinci kısım: Müslüman Kardeşlerin iman ettikleri Al­lah'ın dinine, kitabına, peygamberine ve peygamberlerinin ge­tirdiklerine iman edenlerdir. Bu kısmı, sizlere, en mukaddes bir bağ olan, inanç rabıtası bağlar. Bizce inanç bağı kan ve vatan bağından daha mukaddestir. Bu inançta olanlar sevdiğimiz, kendileri için çalıştığımız, mukaddesatını müdafaa ettiğimiz (nerede olursa olsunlar, hangi ırktan gelirlerse gelsinler) can ve
mallarımızı kendileri için feda ettiğimiz akrabaları m iz ve mil­letimizdir.
ikinci kısım: Kendileriyle inanç bağımız bulunmayanlardır. Şu tip insanlar, bize değmedikçe biz de onlara değmeyiz. Bize düşmanlık yapmadıkça kendileri için iyilik temenni ederiz.
Keza bunlarla da aramızda Hakka davet etme ilişkisi bulun­maktadır.
Bize düşen, onları da bizim inandığımız davaya çağırmaktır. Çünkü bütün insanlığın iyiliği ancak bundadır.
İslâm dininin çizdiği yolda yürüyerek davamızın başarısı için çalışmaktır.
Şayet bize karşı gelirlerse, saldırganların düşmanlığı en gü­zel ne ile önlenebiliyorsa, onların düşmanlığını o güzel yolla önleriz.
Çok iyi belirttiğimiz bu fikirlere dair Kur'an-ı Kerim'den de­lil istersen şu ayetleri oku ve düşün:
"Mü'minler ancak kardeştir. Öyle ise iki kardeşinizin arasını ıslah edin." (18)
"Allah, sizinle din uğrunda savaşmayan, sizi memleketi­nizden çıkarmayanlara iyilikte bulunmanızı ve adil davran­manızı yasaklamaz. Doğrusu Allah adil olanları sever."(19)
"Allah, yalnız sizinle din uğrunda savaşanları, sizi yurt­larınızdan çıkaranları ve çıkarılmanıza yardım edenleri dost edinmenizi yasaklar." (20)
Zannedersem bu izahtan sonra, bütün davalara karşı Müslü­man Kardeşlerin davasının ne tutumda olduğunu hiçbir şüphe kalmaksızın öğrenmiş oldunuz.
(18) Hucurat Sûresi: 10
(19) Mümtehine Sûresi: 8
(20) Mümtehine Sûresi: 9
 

Elif_Gibi

Well-known member
F) BİZİM YURTSEVERLİK ANLAYIŞIMIZ
Bizimle yurtseverlik iddia edenler arasındaki fark şudur:
"Biz vatanımızın hudutlarını inanç ve iman ile çizeriz Onlar ise coğrafi hudutlar koyarlar. "Lâ ilahe illallah, Muham-med'ür-ResuluIlah" diyen her Müslümamn bulunduğu yer, bi­zim için hürmete lâyık, mukaddes, uğrunda cihad edilecek bir vatandır.
Yeryüzünde bulunan her Müslüman bizim ailemiz ve karde-şimizdir. Aynı hisleri paylaşırız. Aynı duygularla yaşarız. On­lara gereken ehemmiyeti gösteririz.
"Kuru vatanseverler" ise böyle geniş düşünemezler. Yer­yüzünde sadece belirli bir yere önem verirler. Aramızdaki fark fiilen şu hallerde ortaya çıkar:
Bir millet başka bir milletin sırtından geçinerek kuvvetlen­mek isterse, biz buna razı olmayız. Bir Müslüman ülkesinin, di­ğerinin sırtından geçinerek gelişmesini kabul etmeyiz. Hepimi­zin birlikte kuvvetli olmasını isleriz.
"Kuru vatanseverler" ise bunda bir sakınca görmezler. Bunun içindir ki, Müslümanlar arasındaki bağlar çözülmüş, kuvvetleri zayıflamış, İslâm düşmanları, Müslümanları birbi­riyle savaştırmıştır.
Biz Müslümanın boynunda bir emanet bulunduğuna iman ediyoruz. Bu emaneti ehline teslim etmek, bu vazifeyi ye­rine getirmek için Müslümanın canını, malını feda etmesinin gerekli olduğuna inanıyoruz. Bu vazife; "Bütün insanlığı İs­lâm nuruna kavuşturmaktır, İslâm bayrağını yeryüzünde her tepeye dikmektir."
Müslüman bunu yaparken ne malda gözü vardır, ne şerefte. Ne saltanat ister, ne de tahakküm. Müslümanın bütün arzusu Allah'ın rızasını kazanmak, dünyayı Allah'ın dini ile mes'ud et­mek ve Allah'ın dinini yüceltmektir.
Selef-i Salihini, dünyayı hayrete düşürecek o muazzam fütu­hata sevkeden sebepler bunlardı. O fütuhat, tarihte en adaletli, en faziletli ve en üstün fetihlerdi.
Milliyetçilikle "hepimizin çalışması, cihad etmesi, her ce­miyetin kendine düşen vazifeyi yerine getirmesi ve böylece zafer meydanında birleşmemiz" kastediliyorsa, bu fikre biz de katılırız.
D) IRKÇI MİLLİYETÇİLİK
Şayet milliyetçilikle "kaybolmuş cahiliyet âdetlerini di­riltmek, kokmuş hatıraları anmak, yerleşmiş menfaatli me­deniyeti silmek, İslâm inancından sıyrılıp çıkmak, milliyet-
çilik iddiasıyla ırkçılık gütmek" kastediliyorsa, bu, felâkete giden bir milliyetçiliktir.
H) AKİDE RABITASI (İNANÇ BAĞI)
İyi bilinmelidir ki, Müslüman Kardeşler kendilerine karşı insanları iki kısımda incelerler.
Birinci kısım: Müslüman Kardeşlerin iman ettikleri Al­lah'ın dinine, kitabına, peygamberine ve peygamberlerinin ge­tirdiklerine iman edenlerdir. Bu kısmı, sizlere, en mukaddes bir bağ olan, inanç rabıtası bağlar. Bizce inanç bağı kan ve vatan bağından daha mukaddestir. Bu inançta olanlar sevdiğimiz, kendileri için çalıştığımız, mukaddesatını müdafaa ettiğimiz (nerede olursa olsunlar, hangi ırktan gelirlerse gelsinler) can ve
mallarımızı kendileri için feda ettiğimiz akrabaları m iz ve mil­letimizdir.
ikinci kısım: Kendileriyle inanç bağımız bulunmayanlardır. Şu tip insanlar, bize değmedikçe biz de onlara değmeyiz. Bize düşmanlık yapmadıkça kendileri için iyilik temenni ederiz.
Keza bunlarla da aramızda Hakka davet etme ilişkisi bulun­maktadır.
Bize düşen, onları da bizim inandığımız davaya çağırmaktır. Çünkü bütün insanlığın iyiliği ancak bundadır.
İslâm dininin çizdiği yolda yürüyerek davamızın başarısı için çalışmaktır.
Şayet bize karşı gelirlerse, saldırganların düşmanlığı en gü­zel ne ile önlenebiliyorsa, onların düşmanlığını o güzel yolla önleriz.
Çok iyi belirttiğimiz bu fikirlere dair Kur'an-ı Kerim'den de­lil istersen şu ayetleri oku ve düşün:
"Mü'minler ancak kardeştir. Öyle ise iki kardeşinizin arasını ıslah edin." (1:cool:
"Allah, sizinle din uğrunda savaşmayan, sizi memleketi­nizden çıkarmayanlara iyilikte bulunmanızı ve adil davran­manızı yasaklamaz. Doğrusu Allah adil olanları sever."(19)
"Allah, yalnız sizinle din uğrunda savaşanları, sizi yurt­larınızdan çıkaranları ve çıkarılmanıza yardım edenleri dost edinmenizi yasaklar." (20)
Zannedersem bu izahtan sonra, bütün davalara karşı Müslü­man Kardeşlerin davasının ne tutumda olduğunu hiçbir şüphe kalmaksızın öğrenmiş oldunuz.

özellikle sonu çok güzeldi...

Allah cc razı olsun medreseli...

not: yazıyı biraz büyütürsen okuması daha kolay olur...
 

memluk

Hatim Sorumlusu
dünyanın neresinde olursa olsun öncelik muslüman kimliğidir milliyetçi ırkçı olunacaksa allahın rızasına uygun olmalı.......................................Şayet milliyetçilikle "kaybolmuş cahiliyet âdetlerini di­riltmek, kokmuş hatıraları anmak, yerleşmiş menfaatli me­deniyeti silmek, İslâm inancından sıyrılıp çıkmak, milliyet-
çilik iddiasıyla ırkçılık gütmek" kastediliyorsa, bu, felâkete giden bir milliyetçiliktir
 
Üst