YÜKÜ AĞIR İNSANIN
Güzel yaratılmış olmak yetmiyor; güzel kalmak için çaba gerekiyor. Bu yüzden yükü ağırdır insanın.
Hayat mayınlarla dolu…
Bu mayınlar insanın güzel kalmasına engel oluyor.
Mesela bütün çeşitleriyle mücadele dünyasındaki mayınlar…
Etrafınızda fır dönen ve sizi “sen önemlisin abi, mutlaka şu makama sen gelmelisin” diyen kişinin bizzat kendisi sizinle ilgili mesele ciddiye binince, “yok olmaz, onun sizin bilmediğiniz yönleri var, başımızı ağrıtır diyor.”
Adamın yaptığı sizin “toplumsal albeninizi” kullanıp tanınmaktan ibaret…
Derdi sizin bir yerlere gelmeniz değil, sizin güven dolu sayfanızdan kendisine bir destek devşirmek.
İşte bu mücadele dünyasındaki güzelliği yok eden çeşitlerden bir tanesi.
Bir diğeri, yüzünüze gülüyor, etrafınızda güya pervane ama sizdeki yeteneklerden ürküyor. “nerden buluyor bu adam bu enerjiyi” diye içinden konuşuyor ve “mutlaka engel olmalıyım, yoksa yol bize kapanır” derken, sizin yüzünüze “azizim size hayranım, ülkenin sizin gibi, enerjisini kullananlara ihtiyacı var” diye güya samimiyet satıyor.
Yetenekleriyle değil yükseklerde ayarladığı adamlarıyla yarışa katılıyor.
Siz yarışa bile girmemişken o sizi en korkulacak rakip olarak görüyor.
“Ya o da, söylentiler doğruysa eğer, benim elde etmek istediğimi istiyorsa…”
Cidden korkulacak bir durum(!) değil mi?
Siz ne yapıyorsunuz, etrafınızda güya samimiyet dansı yapan bu şahsa açılıyorsunuz. Ciddi teklif ve eleştirilerinizden bahsediyorsunuz.
Bakla dilde ıslanmıyor tabi, hemen koşuyor vatandaş…
Bir yerlere ulaşıyor.
“Siz falan şahsı övün durun, o sizinle ilgili neler diyor neler…”
Bire üç katarak konuşuyor.
Sizin samimi teklif ve eleştirileriniz güme gittiği gibi, bir gün sonra “soğuk yüzlerle” karşılaşıyorsunuz.
Bütün bunlar etkiliyor sizi… Aslında bırakmalıyım şu işleri diyorsunuz içinizden…
Sizin tabii yeteneklerinizden ürküp, zoraki yer kapma oyunlarına giren şahıs/şahıslar bir kişiyi daha devre dışı bırakmanın hazzını paylaşıyor:
Bu da gitti, başka kim var ayaklarımıza dolanabilecek?
Siz gülüyorsunuz tabi… Benim gözüm nerdeymiş ki devre dışı kalmışım, ayaklara dolanmaktan çıkmışım!
Siyaseti bu tarz yürütenler, cilalı bedenlerle etrafa “parlaklık” yayarken, ışık kayboluyor. Ve o insanlar parlarken, yüklerini ağırlaştırdıklarını anlamıyorlar ama siz “işimiz gerçekten zormuş” diyerek yükünüzün daha da ağırlaştığını anlıyorsunuz.
Ülkeye, dünyaya, insana ve hayata hizmet ağır bir yük olarak önümüzdedir.
İnsanın yaratılan güzelliğini sürdürmek ağır bir yük olarak bizi bekler.
Kendisine tapan insanların varlığı bir gerçek olarak işinizi zorlaştırmaktadır.
Fedakârlığın “F” sini bile taşımayanlar, ortalıkta kendilerine duyurulan “ne kadar fedakâr görüyor musun” sesleriyle koltuk kabartmaktadır.
Samimiyetin “S” sini taşımayanlar bir samimiyet testinden geçmişçesine kibir büyütmektedir.
Ve siz bunları görerek, yürüyüşünüzü sürdürmek zorunda olduğunuzu anlayıp “zor olanı” bir kez daha fark edersiniz.
“İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal; Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal.” Böyle demiş şair; rütbe ve mal telaşına kapılmadan “mukaddes yükü” yüklenecek insanları beklerken…
Bütün olumsuzluklara rağmen, ağır yükü yüklenecek özellikte insanlar elbette yetişecek ve bütün oyunlara rağmen ayakta dimdik duracaklardır. Şairin dediği gibi: “Sen bir devsin, yükü ağırdır devin! Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!”
Cüceliği tercih edenler cüceliklerine devam ederken sen yoluna devam et.
İnsan olmanın ve insan kalmanın yükü ağırdır.
Necip CENGİL
Güzel yaratılmış olmak yetmiyor; güzel kalmak için çaba gerekiyor. Bu yüzden yükü ağırdır insanın.
Hayat mayınlarla dolu…
Bu mayınlar insanın güzel kalmasına engel oluyor.
Mesela bütün çeşitleriyle mücadele dünyasındaki mayınlar…
Etrafınızda fır dönen ve sizi “sen önemlisin abi, mutlaka şu makama sen gelmelisin” diyen kişinin bizzat kendisi sizinle ilgili mesele ciddiye binince, “yok olmaz, onun sizin bilmediğiniz yönleri var, başımızı ağrıtır diyor.”
Adamın yaptığı sizin “toplumsal albeninizi” kullanıp tanınmaktan ibaret…
Derdi sizin bir yerlere gelmeniz değil, sizin güven dolu sayfanızdan kendisine bir destek devşirmek.
İşte bu mücadele dünyasındaki güzelliği yok eden çeşitlerden bir tanesi.
Bir diğeri, yüzünüze gülüyor, etrafınızda güya pervane ama sizdeki yeteneklerden ürküyor. “nerden buluyor bu adam bu enerjiyi” diye içinden konuşuyor ve “mutlaka engel olmalıyım, yoksa yol bize kapanır” derken, sizin yüzünüze “azizim size hayranım, ülkenin sizin gibi, enerjisini kullananlara ihtiyacı var” diye güya samimiyet satıyor.
Yetenekleriyle değil yükseklerde ayarladığı adamlarıyla yarışa katılıyor.
Siz yarışa bile girmemişken o sizi en korkulacak rakip olarak görüyor.
“Ya o da, söylentiler doğruysa eğer, benim elde etmek istediğimi istiyorsa…”
Cidden korkulacak bir durum(!) değil mi?
Siz ne yapıyorsunuz, etrafınızda güya samimiyet dansı yapan bu şahsa açılıyorsunuz. Ciddi teklif ve eleştirilerinizden bahsediyorsunuz.
Bakla dilde ıslanmıyor tabi, hemen koşuyor vatandaş…
Bir yerlere ulaşıyor.
“Siz falan şahsı övün durun, o sizinle ilgili neler diyor neler…”
Bire üç katarak konuşuyor.
Sizin samimi teklif ve eleştirileriniz güme gittiği gibi, bir gün sonra “soğuk yüzlerle” karşılaşıyorsunuz.
Bütün bunlar etkiliyor sizi… Aslında bırakmalıyım şu işleri diyorsunuz içinizden…
Sizin tabii yeteneklerinizden ürküp, zoraki yer kapma oyunlarına giren şahıs/şahıslar bir kişiyi daha devre dışı bırakmanın hazzını paylaşıyor:
Bu da gitti, başka kim var ayaklarımıza dolanabilecek?
Siz gülüyorsunuz tabi… Benim gözüm nerdeymiş ki devre dışı kalmışım, ayaklara dolanmaktan çıkmışım!
Siyaseti bu tarz yürütenler, cilalı bedenlerle etrafa “parlaklık” yayarken, ışık kayboluyor. Ve o insanlar parlarken, yüklerini ağırlaştırdıklarını anlamıyorlar ama siz “işimiz gerçekten zormuş” diyerek yükünüzün daha da ağırlaştığını anlıyorsunuz.
Ülkeye, dünyaya, insana ve hayata hizmet ağır bir yük olarak önümüzdedir.
İnsanın yaratılan güzelliğini sürdürmek ağır bir yük olarak bizi bekler.
Kendisine tapan insanların varlığı bir gerçek olarak işinizi zorlaştırmaktadır.
Fedakârlığın “F” sini bile taşımayanlar, ortalıkta kendilerine duyurulan “ne kadar fedakâr görüyor musun” sesleriyle koltuk kabartmaktadır.
Samimiyetin “S” sini taşımayanlar bir samimiyet testinden geçmişçesine kibir büyütmektedir.
Ve siz bunları görerek, yürüyüşünüzü sürdürmek zorunda olduğunuzu anlayıp “zor olanı” bir kez daha fark edersiniz.
“İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal; Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal.” Böyle demiş şair; rütbe ve mal telaşına kapılmadan “mukaddes yükü” yüklenecek insanları beklerken…
Bütün olumsuzluklara rağmen, ağır yükü yüklenecek özellikte insanlar elbette yetişecek ve bütün oyunlara rağmen ayakta dimdik duracaklardır. Şairin dediği gibi: “Sen bir devsin, yükü ağırdır devin! Kalk ayağa, dimdik doğrul ve sevin!”
Cüceliği tercih edenler cüceliklerine devam ederken sen yoluna devam et.
İnsan olmanın ve insan kalmanın yükü ağırdır.
Necip CENGİL