- Bu konu 45 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
29 Eylül 2012: 14:52 #678258
Anonim
Kabusnâme, 1082 yılında Kûhistan sultanı İskender bin Kavuş tarafından Farsça olarak kaleme alınır. Muhatap, oğlu Gilan Şahtır, fakat aradan dokuz yüz yıl geçmiş olmasına rağmen öğütler hâlen canlılığını devam ettirir. Tarih boyu pek çok padişah, sultan ve devlet başkanı tarafından birçok dünya diline çevrilir, birçok edebî, tarihî ve ahlâkî eserlere kaynak teşkil eder.
Eser, Osmanlılar zamanında ilk defa Fatih Sultan Mehmed’in babası Sultan II. Murad’ın dikkatini çeker. Milletin değer hükümlerini alt üst eden fetret ve kargaşa döneminden yeni çıkılmıştır. Edeb, ahlâk, emniyet ve nizamda yeniden yapılanmaya ihtiyaç vardır. Babası Çelebi Mehmed’in devlet otoritesini temininden sonra, kendisi de manevî sahada bir teşkilatlanmayı üstlenmiştir.
Kabusnâme, ahlâkî sahadaki eğitim ve yapılanmayı temin eden eserleden biridir. Eserin mütercimi Mercimek Ahmed, birgün Padişahın elinde kitabı görür ve neden bahsettiğini sorunca Padişah meseleyi şöyle ifade eder:
“Hoş kitaptır, içinde çok faydalı şeyler ve öğütler vardır, ama Farsça dilincedir. Bir kişi Türkçeye tercüme etmiş, ama anlaşılır değil, açık söylememiş; bundan dolayı hikâyesinden tat bulamayız. Ama bir kimse olsa, bu kitabı açık ve anlaşılır bir şekilde çevirse, tâ ki anlamından gönüller haz ala.”
Bunun üzerine Mercimek Ahmed, “Emir buyurursanız ben tercüme edeyim” diye tercümeye talip olunca, “Hemen tercüme eyle” buyruğunu alır.
Mercimek Ahmed bin İlyas şair, edip ve âlim bir kişidir. Tercümeye yeniden telif kadar emek verir ve 1432 tarihinde tamamlayarak üzerine düşen görevi bitirir.
Kabusname üzerinde Cumhuriyet döneminde bir hayli incelemeler yapılır. Eser eski Anadolu Türkçesiyle tercüme edildiğinden Türkiye Türkçesine göre yeniden ele alınması gerekiyordu. Bu işi de Atilla Özkırımlı üstlenir ve kitap “Tercüman 1001 Temel Eser” serisinin 36-37. kitabı olarak yayınlanır.29 Eylül 2012: 14:53 #808080Anonim
Bu öğütlere gönül kulağını açık tut
Ey oğul!
Bilmiş ol ki, artık ben kocadım. Zayıf ve azıksız olarak yol ağzına kadar geldim. Ölüm mektubunu elime sundular. O mektup, sakalın ağarmasıdır. Adamın sakalı ağardığında Allah tarafından bir ses gelir:
“Ey kulum, hazırlan, bu dünyayı bırakıp öbür dünyaya geçeceksin…”
Şimdi ey ciğerköşem! Ölmeden önce seni iyilik yoluna ve iyi kimselerin izine yönlendirmek istiyorum. Tecrübelerle elde ettiğim birkaç öğüdü sana yadigâr olarak bırakıyorum. Bu öğütlere uyarak hareket edersen, her muradına erersin ve iyi isim kazanırsın, zamanın elinden sille yemezsin. Çünkü baba şefkati, oğlunun zamanın elinden azar yemesini istemez. Öyleyse sen de gönül kulağını bu öğütler için açık tut, sonra pişman olmayasın. Gerçi zamanımızda her oğul babasının sözünü tutmuyor, ama inşaallah kabul edersin.
29 Eylül 2012: 14:54 #808081Anonim
Bütün tecrübelerimi bu kitapta topladım
Ey oğul!
Gençler kendi bilgilerini yaşlıların bilgisinden üstün görürler. Bu kanaatin yanlış olduğunu bildiğim halde, sana yol göstermek için susarsam doğru olmaz. Bütün tecrübelerimi yazdım; ama az ve öz yazdım. Çünkü her şeyin . azı ve özü faydalıdır.
İnsanların bir âdeti vardır, değerli bir malları olursa, onu değerli birine vermek için saklarlar. İşte benim bu dünyadan elde ettiklerimin en değerlisi bu öğütlerdir ve en değerli kimsem de sensin. İşte son günlerimde, bu öğütleri sana veriyorum, inşaallah sana faydası dokunur.
29 Eylül 2012: 14:54 #808082Anonim
Öğüt aklın süsüdür
Ey oğul!
Akıllı ol ve kendi soyunun itibarını iyi gözet, tâ ki şerefsizlerden olmayasın. Gerçi yüzüne ne zaman baksam akıl ve hüner görürüm, ama öğüt aklın süsüdür, benim yapacağım onu sana hediye etmektir, muhafaza etmezsen, yine sen kaybedersin.
Sonra bilmiş ol ki, benim ölümüm yakındır, benim ardımca senin de gelmen yakındır. Öyle çalış ki bu dünyada bir azık hazırlayasın, o yola da yaran olsun. Çünkü bu dünya öteki dünyanın ekinliğidir. Kendini öyle ver ki, senin yerine başka biri ekmesin. Çünkü başkasının ektiğinden senin yararın olmayacak.
29 Eylül 2012: 14:55 #808083Anonim
Ölümlü dünyayı ölümsüz dünya ile değiştir
Ey oğul!
Bu ölümlü dünyayı ölümsüz dünya ile değiştirmeye gayret et. Bu dünyada iyi kişiler aslan gibidir, kötü kişiler ise ite benzer. Çünkü it ne avlarsa, avını avladığı yerde yer; arslan ise avını kendi inine götürür, sonra yer. Bunun anlamı şudur: İt nefsinin esiridir, ne avlarsa burada yer, arslan akıl sahibidir, burada ne avlarsa o âleme tutar, götürür.
Gayret et ki, avın iyilik olsun, öbür âlemde lâzım olur. İyilikten murat, ibadettir. Kul için ibadetten daha iyi av yoktur. Çünkü ibadet yoluna girenler ateşe benzer. Ateşi ne kadar alçak yerde yaksalar, alevi o derece yükselir. İbadet yoluna varmayanlar da suya benzer, suyu ne kadar yukarı akıtlırlarsa akıtsınlar, aşağı düşer. İbadeti boynunun borcu bil, tâ ki alevin daima yükselsin.
29 Eylül 2012: 14:56 #808084Anonim
Allah beş türlü ibadet buyurdu
Ey oğul!
Allah’ın emri gereğince şükredersen, az olan şükrün çok yerine geçer. Nitekim Allah din içinde beş türlü ibadet buyurdu. Eğer gece gündüz çalışsan, acizlikten başka bir şey elde edemezdin, ama o ölçüyle beş türlü ibadet buyurdu. Onun ikisini zenginlere, kalanını da bütün halka verdi.
Bunlardan biri Allah’ın birliğini ve Muhammed Mustafa’nın (a.s.m.) peygamberliğini dil ile söylemektir ve gönülle inanmaktır. Diğeri beş vakitte namazdır, öbürü de yılda bir ay oruç tutmaktadır.
Şehadet sözü, batıl şeylerden Allah’a sığınmaktır. Namaz o kabullenişin hakikatini kulluğunda kaim olmaktır. Oruç tutmak da, o kabullenişin ve kulluğun hakikatini Allah’a bildirmektir. Madem ki Allah’a “Kulunum” dedin, öyleyse o kullukta sağlam durmak gerek.
Namaz ve oruç Allah’ın has nimetidir, onları has kullarına nasip kılmıştır. İkisini de yerine getirmekte kusur etme. Eğer bu ikisinde kusur edersen avamdan olursun, seçkinlerden olmazsın.
29 Eylül 2012: 14:56 #808085Anonim
Namaz kılan kişide büyüklenme olmaz
Ey oğul!
Sakın bu söylediklerim hakkında gönlünden kötü düşünceler geçmesin. Yani “Namaz kılmakta eksiklik olabilir” deme. Din açısından ‘gözetmezsen, bari akıl yoluyla bak, ne kadar faydalı olduğunu gör.
Evvelâ, namaz kılanın bedeni ve elbisesi devamlı temizdir. Namaz kılan kişide büyüklenme olmaz, çünkü namazın aslı tevazudur. Sen kendini tevazua alıştırırsan, bedenin de sana uyar, tevazu kazanır. Sen bu şekilde tevazuu gözetince, Allah makamını yüceltir.
29 Eylül 2012: 14:57 #808086Anonim
Oruç tutmakta bağnaz olma
Ey oğul!
Oruç tutmak yılda bir ay olan bir ibadettir, yılda bir ay olan kulluğu dahi eksiklikle geçiren gayet namert olur, akıllı olan namert olmayı kendine reva görmez.
Oruç tutmakta bağnaz olma. Yani şehrin kadısı, hatibi ve bütün güvenilir kişileri ne zaman oruç tutarlarsa, sen de o zaman tut; onlar ne zaman yerse sen de ye, cahillere uyma. Bilmiş ol ki, Yüce Allah’ın senin açlığına, tokluğuna ihtiyacı yoktur.
Orucun gayesi, kulun ağzını Allah’ın mühürlemesidir. Bu mührü bütün bedenine vurmalısın. Yalnız ağzına mühür vurunca, diline, gözüne, ayağına, eteğine de vurmalısın ki oruç senden razı olsun.
Oruç tutmanın faydası odur ki, sabahleyin yiyeceğini bir yoksula veresin, tâ ki açlık zahmetini çekmenin sana faydası dokunsun.
29 Eylül 2012: 15:00 #808087Anonim
Şahsiyetini kendi gayretinle elde et
Ey oğul!
Şahsiyetini ananın babanın verdiği adla değil de, kendi gayretinle kazanmaya çalış. Çünkü anan ve baban sana bir ad verdi: Ya Ahmet, ya Mahmut, ya falan, ya da filan. Oysa senin kazandığın ad, ya bilgin, ya bilge, ya üstat, ya öğretici, ya da becerikli olacaktır.
Böyle olunca, öteki adın, babanın ve ananın yanında makbul olduğunun alametidir, bu sonraki adlar da halk arasında makbul olduğunun nişanıdır.29 Eylül 2012: 15:01 #808088Anonim
Tatlı dille konuş
Ey oğul!
Tatlı dille konuşmayı alışkanlık haline getir. Nitekim demişler: “Her kimin dili tatlı olursa, dostları çok olur.”
Ne kadar tatlı söylersen söyle, sözün yerini bilmedikçe söyleme. Çünkü yerinde söylenmeyen söz tatlı ve güzel de olsa acı ve çirkin görünür.
Seni sıkıntıya sokacak sözü söyleme. Bu durumda susmak daha iyidir.
Halka güzel sözler söyle ki, güzel cevaplar işitesin.29 Eylül 2012: 15:01 #808089Anonim
Kimsenin üzüntüsüne sevinme
Ey oğul!
Kimsenin üzüntüsüne sevinme, böylece kimse de senin üzüntüne sevinmez. Senden aşağı olanlara zulmetme, adalet göster, böylece sen de, senden büyük olanlardan zulüm görmezsin, adalet bulursun.29 Eylül 2012: 15:02 #808090Anonim
Çorak yere tohum ekme
Ey oğul!
Çorak yere tohum ekme ve ağaç dikme, çünkü ürün vermez. Yani nankör kişiye iyilik etme. Çorak yerde tohum nasıl boşa giderse, nankör kişiye yapılan iyilik de öyle boşa gider. Fakat iyiliği, lâyık olandan esirgeme.
Elinden iyilik etmek gelmezse, bari halkı iyiliğe yönelt. Demişlerdir ki, “eddâllü ale’l-hayri kefâilihî”, yani “Bir kişi bir kişiyi hayra yönlendirirse, o hayrı işlemiş gibi olur.”
29 Eylül 2012: 15:03 #808091Anonim
Yaptığın iyilikten pişman olma
Ey oğul!
Yaptığın iyilikten dolayı pişman olma ve kötülükten çok sakın. Çünkü iyiliğin ve kötülüğün karşılığı ölmeden sana erişir. İyilik ettiğin kişinin gönlü ne kadar rahat olursa, senin de gönlüne o kadar rahat erer. Bir kişiye kötülük edersen, o kişinin gönlüne ne kadar sıkıntı ererse, senin de gönlüne o kadar sıkıntı erer, belki tasası ve ağırlığı sende daha çok olur.29 Eylül 2012: 15:04 #808092Anonim
Kendini halka iyi göstermeye çalış
Ey oğul!
Yüzünü değiştirmeyesin, yani buğday gösterip arpa satma, yani halka kendini iyi gösterip gizlice yaramaz işler işleme, bu ikiyüzlülük nişanıdır. İkiyüzlülük nişanını vurunmamak için bütün gayretini göster.
29 Eylül 2012: 15:04 #808093Anonim
Sevincini ve üzüntünü herkese söyleme
Ey oğul!
İnsanın iki hâli vardır, hiç bir zaman bu iki halden birinden uzak değildir: Biri sevinçlilik, öteki üzüntülük. Sakın, ister üzüntülü, ister sevinçli ol, üzüntünü ve sevincini öyle birisine söyle ki, üzüldüğün zaman o da seninle birlikte üzülsün, sevindiğin zaman o da seninle birlikte sevinsin. -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.