• Bu konu 20 yanıt içerir, 15 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 22)
  • Yazar
    Yazılar
  • #639881
    Anonim

      54.jpg

      Tevekkül, Tevhid Dîni olan İslâmiyet’in en çok önem verdiği ahlâkî değerlerden birisidir. Kur’ân “Allah’a tevekkül et; Vekîl olarak Allah yeter” buyurur.1

      Allah’a îman eden, Allah’a teslim olur, boyun eğer, tevekkül eder, her işinde Allah’a güvenir, her sıkıntısında Allah’a ilticâ eder, her hâlinde Allah’a sığınır.

      Üstad Bediüzzaman bunu, “İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dâreyni iktizâ eder” cümlesiyle formüle etmiştir.2

      Tevekkül, bir işte gerekli terbirleri aldıktan sonra, başarı için yapabileceğimizi yaptıktan sonra, gücümüzü aşan meselelerde Allah’a güvenmek demektir.

      Gücümüz dahilinde olan şeyleri yapmamız, bizim için vazifedir ve bu tevekkülün gereğidir.

      Nitekim Bedîüzzaman’ın dilinde, “Tevekkül, esbabı bütün bütün reddetmek değildir.” Yâni, sebepler Cenâb-ı Hakk’ın kudretinin bir perdesi bilinecek ve sebeplere riâyet edilecektir.
      Fakat bu riâyet bir nevî fiilî duâ olarak görülecek; sebeplerle gelen netîceler doğrudan Cenâb-ı Hak’tan bilinecek ve O’na minnettâr olunacaktır. Bir diğer ifâdeyle sebeplere müracaat olunacak, ancak sebeplere minnet edilmeyecektir.3

      Bu yaklaşım Kur’ân’ın, “Öyleyse bir işi bitirince, diğerine giriş”4 âyeti ile “İnsan için ancak çalıştığı kadarı vardır”5 âyetinin de tefsîri mâhiyetindedir. Çünkü mü’minden mutlak tevekkül isteyen Kur’ân, mü’minin boş durmasını ve çalışmamasını da aslâ onaylamaz.

      Yani Kur’ân nazarında mü’min hem çalışacak, bir işi bitirince hemen bir diğerine girişecek; hem de muhakkak Allah’a tevekkül edecek, Allah’ı kendisine Vekîl tayin edecek. Ve bu iki zıt gibi görünen mânâyı doğru ve düzgün bir çizgide birleştirecek.

      Kur’ân’ın bu iki emrini Said Nursî Hazretleri, “Tertib-i mukaddemâtta tefvîz, tembelliktir. Terettüb-i netîcede tevekküldür. Semere-i sa’yine ve kısmetine rızâ kanaattir. Meyl-i sa’yi kuvvetlendirir. Mevcûda iktifâ dûn-himmetliktir”6 sözüyle birleştirir.

      Tefvîz sözlükte, işi birisine havâle etmek, birisine bırakmak demektir. Bir iş, plânlama ve icraat aşamasında havâleciliğe kurban edilmemelidir. Allah’a tevekkül edilmeli; ancak gücümüz dâhilinde olan işin bizzat yönetimi ve idaresi tarafımızdan yapılmalıdır.

      Başlangıçtaki bu tefvîz, yani havâlecilik, Allah’a güvenme âdâbına da ters düşer ve tam bir tembellik olur. Tembellik eden, başarısızlık tokadı yer.

      İslâm âleminin bu gün içinde bulunduğu bu sefâletin, bu geri kalmışlığın ve bu üçüncü dünyâ ülkesi görüntüsünün sebebi, farkında olunarak veya olunmayarak gönüllere çöreklenen bu tefvîzden, bu yanlış tevekkül anlayışından başka bir şey değildir. Müslümanların daha başlangıçta işi Allah’a bırakmaları ve kendileri ilerleme ve ileri devletleri geçme adına tek bir irâde bile göstermemeleri üzerine “medeniyette geri kalma” tokadı yemeyi hak ettikleri söylenemez mi? Müslüman olmayan muhtelif toplumlarınsa işi sağlam tutarak, işe gerekli önemi vermeleri ve büyük bir özveri ile işe sarılmaları, ilerleyişlerinin arka plânında yatan yaklaşım olarak teslim edilemez mi?

      Çünkü Allah’ın açık beyânı ve taahhüdü vardır. Bu konuda kişinin veya toplumların Müslüman olması veya olmaması meseleyi değiştirmez; bu konuda herkesin çalışması önemlidir. Herkes çalıştığı kadar muvaffak olacaktır. Bu, dünya için de böyle, âhiret için de böyledir.

      Plân ve icraatta elinden gelen özen ve özveri gösterildikten sonra, bu çalışma üzerine alınan neticeyi Allah’tan bilmek ve sonucu Allah’a bırakmak, çalışmasının sonucuna ve kısmetine razı olmak ise tevekkülün ve kanaatin ta kendisidir. Bu noktada tevekkül ve kanaat çalışma şevkini ve meylini artırır.

      Çünkü verenin Allah olduğu, çalışması gerekenin de “biz” olduğumuz gerçeğini iyi kavrarsak, işi bir ibadet titizliği içinde yaparız. Ve Allah’ın izniyle başarılı oluruz. Çünkü böylece işe bir “salih amel” hüviyeti kazandırmış oluruz.

      Cenâb-ı Hakk’ın salih amellerde en az “bire on” vaadi bulunduğunu unutmaz ve ibadetlerde olduğu gibi, iş hayatında da bunu arkamıza alabilirsek, Müslüman olarak yerküreden uzayın derinliklerine kadar büyük bir keşif, kerâmet ve ilerleme sahası önümüze açılmaz mı?

      Böylece tevekkül ve kanaati doğru anlamanın ne denli büyük bir hazine olduğunu, bizzat görerek ve yaşayarak teslim etme imkânına da kavuşmuş oluruz.
      Dipnotlar:
      1- Ahzâb Sûresi, 33/3.
      2- Sözler, S. 284.
      3-a.g.e., s. 284.
      4- İnşirâh Sûresi, 94/7.
      5- Necm Sûresi, 53/39.
      6- Mektûbât, S. 461.
      Süleyman KÖSMENE

      yeniirmak_138_Kucuk.jpg

      #694354
      Anonim

        “İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dâreyni iktizâ eder”

        üstad söylüyor maşallah Allah razı olsun, kendisinden ve yolundan götürdüğünden ve yolundan gidenlerden..

        #694356
        Anonim
          Tarihci;18790 wrote:
          “İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dâreyni iktizâ eder”

          üstad söylüyor maşallah Allah razı olsun, kendisinden ve yolundan götürdüğünden ve yolundan gidenlerden..

          amin elfu elfi amin

          #694385
          Anonim

            Gelse celalinden cefa yahut cemalinden vefa,
            İkiside gönlüme sefa…
            SEN’den hem hoş hem bu hoş….

            #702264
            Anonim

              Tevekkül demişken bu zamanda oldukça sirayet etmiş bir hastalık geldi aklıma. Bayanlarıın “ayaklarımız üstüne durmamız lazım. Dünyada başımıza ne geldiği belli olmuyor. Yarın evlenip boşanacak olursan başkasına muhtaç olma” gibi acaipten sözler dolaşıyor. Bunun Müslümanca tevekkülde yeri nedir?

              #702267
              Anonim
                Revnâk;33864 wrote:
                Tevekkül demişken bu zamanda oldukça sirayet etmiş bir hastalık geldi aklıma. Bayanlarıın “ayaklarımız üstüne durmamız lazım. Dünyada başımıza ne geldiği belli olmuyor. Yarın evlenip boşanacak olursan başkasına muhtaç olma” gibi acaipten sözler dolaşıyor. Bunun Müslümanca tevekkülde yeri nedir?

                Tevekkül hiçbirşey yapmadan Allaha sığınma demek değildir . Tevekkül elinden geleni yapmak sonrasını Allaha bırakmakdır. Bazı bayan kardeşlerimiz o sözü gafilane sölemiş olabilir ama bu tevekkülden ziyade dünyaya bakıyor. Hakiki manada düşünülür ise sen rızkını kazanmak için çalısırsın ama rızkı Allahtan istersin..

                #702276
                Anonim
                  Revnâk;33864 wrote:
                  Tevekkül demişken bu zamanda oldukça sirayet etmiş bir hastalık geldi aklıma. Bayanlarıın “ayaklarımız üstüne durmamız lazım. Dünyada başımıza ne geldiği belli olmuyor. Yarın evlenip boşanacak olursan başkasına muhtaç olma” gibi acaipten sözler dolaşıyor. Bunun Müslümanca tevekkülde yeri nedir?

                  Tevekkül burada geçerli olmadığını düşünüyorum. Aslında acaip söz değil kardeşim. Gerçekler..

                  #702285
                  Anonim

                    Bunu demekteki maksadları şu “kadın her halû kârda çalışmalı! Kendi istediklerini alabilirsin o zaman.”
                    Daha bugün bir kardeşim bunları dedi de afalladım yani.Zaten evli olan bir bayanın ihtiyaçlarını kocası karşılamak zorunda değil mi?

                    #702286
                    Anonim

                      Aziz kardeşim 5. sözü okuyan bir ehl-i tahkik herhalde bunu söylemez<:

                      #702289
                      Anonim

                        Bunu diyen imam hatip mezunu ve Nur talebesi değil Abi. 🙂 Yeni devrin müslüman feministiyle konuşuyorum sandıım bir ara. Sanki kılıç kalkan kuşanmış “hayat mücadeledir”e inanmış savaş meydanındaymış gibi bir hal hissettim onda. Allah’a gerçekten inanmış ve tevekkül etmiş biri rızkımıza vekil olduğunu da bilmesi lazım değil mi?

                        #702290
                        Anonim

                          İman tevhidi tevhid TEVEKKÜLÜ…

                          Sanırım bazı şeyler eksik, zira asrımızın enbüyük belası maddiyunluk

                          #722117
                          Anonim

                            Kızlarım, hemşirelerim,

                            Bu zaman, eski zamana benzemiyor. Terbiye-i İslâmiye yerine terbiye-i medeniye, yarım asra yakın hayat-ı içtimaiyemize yerleştiği için, bir erkek bir kadını ebedî bir refika-i hayat ve saadet-i hayat-ı dünyeviyeye medar ve sair günahlardan kendini muhafaza etmek için almak lâzım gelirken; o biçare zaifeyi daim tahakküm altında, yalnız dünyevi, muvakkat gençliğinde sever. Ona verdiği rahatın bazı on misli onu zahmetlere sokar. Eğer şer’an “küfüv” tâbir edilen birbirine denk olmazsa, hukuk-u şer’iye nazara alınmadığından, hayatı daima azap içinde geçer. Kıskançlık da müdahale ederse daha berbat olur.

                            İşte bu izdivaca sevk eden üç sebep var
                            …….

                            İkincisi: Fıtraten kadın, zaafı için maişet noktasında bir yardımcıya muhtaçtır. O ihtiyaç için şimdiki terbiye-i İslâmiyeden ders almayan, serseriliğe, tahakküme alışanlardan o küçük bir iaşesi hatırı için tahakkümler altına girip riyakârâne kocasının rızasını tahsil etmek yolunda hayat-ı dünyeviye ve uhreviyesinin medarı olan ubudiyetini ve ahlâkını bozmak bedeline, köy kadınları gibi kendi nafakasını kendi çalışmasıyla kazanmak, on defa daha kolaydır. Rezzak-ı Hakikî çocukların rızkını sütle verdiği gibi, onların da rızkını o Hâlık-ı Rahîm veriyor. O rızık hatırı için namazsız ve ahlâkını kaybetmiş bir zevci aramak, riyakârâne çalışıp tahakkümü altına girmek, elbette Nur talebesinin kârı değil.

                            Emirdağ Lâhikası (2) – Mektup No: 46

                            #760314
                            Anonim

                              Ve Bihi Nesteinu

                              Mahiyet ve istidat itibarı ile herşey ilme bağlıdır..

                              Esbaba (mana-i harfi ile) Müracaat bir nev-i fiili duadır.

                              Mesleğimiz SAHABE ra hın mesleğidir veya cilvesidir..
                              Ashab r.a esbaba müracaat eder NETİCELERİ İSE SADECE VE SADECE ALLAHTAN BİLİRMİŞ..İşleridiği esbabdan bilmezmiş.

                              İman tevhidi : Allaha iman ettikten sonra her işin başı sonu içi dışı nesi varsa ne varsa hepsi Allahın tasarrufundadır.Allah ADETULLAHI GEREĞİ SÜNNETULLAHINA İTTİBA EDİLMESİNİ BİZLERDEN İSTEMİŞTİR.İşte bu tevhid ile..

                              Tevhid Teslimi : Yani Allaha İman ettik herşey onun tahtı tasarrufunda bildik o zaman onun KAİNATTA ,DÜNYADA İCRA ETTİĞİ ADETULLAHINA EN UYGUN YAŞAMIN ONUN KULLARINA SEÇTİĞİ DİN OLDUĞUNU BİİLİP DİNİN EMİRLERİNE TESLİM İLE İTAAT GEREKTİR..Teslim oldktan sonra..

                              Teslim Tevekkülü : yani her ne iş olursa sen Dininin ve ADETULLAHIN gereğini yerine getir her işin başında ve içinde işlerken ve sonunda daim Allaha tevekkül et, velev istediğin netice olmasada sen gine ona tevekkül et ve bilki Onun istediği hayatı yaşarken başına ne gelse tevekkül o işi sana kolay kıldığı gibi seni RAZI OLUNAN KULLAR ARASINA GÖTÜRÜR..Yani..

                              Tevekkül Saadeti dareyni İktiza eder: İşte bu hal üzre olan, Tariki hakta mücahade eden ve kendi vazifesini yapan kul olur ki özellikle 8 adet sözlerde anlatılan SAĞ YOLUN YOLCUSU OLUR VE Risale-i nurdan HAKİKAT MESLEĞİNİN İLMİ İLE AMİL OLUR..

                              Yalnız Dikkat etmek gerkirki: Risale-i Nur talebelerinin her işi nurlardan olsa gerek ve hayatının 1.dereceden işi Allah, ahiret, din olmalı ..
                              Dünya ve digerler,ide helal dairesinde onların hifası için 2.3. dereceden olmalıdır. yani Dünyalık iş ile ahiret işin çakıştımı, SEN DİNDEN OLANI AL, DÜNYALIK OLANI ”Hasbunalahi ve nimel vekil” de sahibi hakikisine havale et.

                              Bir mes’ele daha var cidden ehemmiyetlidir:
                              Müslümanların hali hazırdaki halleri çalışmamaktan değildir ,dünya işlerini bilmediklerinde de değildir. Ahiret işlerini aksatmalarından dindeki lakaydlıklardandır diye Risale-i nurda anlatılır hatta osmanlının o harblerdeki hali dahi bunda misal olur.Hem ehli iman dünyada seyyielerinin cezasını görür, ehli küfür amellerinin mükafatını görür..

                              her kim her hangi işi yapmak ve başarmak isterse evvela onon İLMİNŞİ TAHSİL ETMELİDİR.. Sonra hırs göstermeden, tembellik etmeden sabır ile ANIN LAZIMINI YAPMALIDIR.. Bu ve emsali her dua bir mani olmassa makduldur ve neticelendirilir ginede ALLAH İSTEDİĞİNİ VERİR VE İNŞAA EDER..Her şeyin hayrlısını her daim istemek gerekki, her şeyin hayrlısı, dindedir a.s.m mın hayatına ittibadadır helal dairesindedir..

                              Hulasa : Biz ehli imandan yana, dine sarılıp, dini sıkı tutmak, dünyayıda din adına ve esma namına, Allah hesabına helal dairede kullanak olursa, İSLAMİYYETİN O MUAZZAM GÜNLERİ İÇİNDE,YAŞANTISI İÇİNDE KENDİMİZİ GÖRÜR VE BULURUZ iNŞAALLAH..

                              #760356
                              Anonim

                                Tevekkül, sözlükte “birisini vekil edinmek, işini ona bırakmak,, işi başkasına ısmarlamak” gibi manalara gelir. Kavram olarak ise tevekkül,“Bir sonuca alaşmak için gerekli olan sebeplere teşebbüs ettikten sonra başarıyı Allah’dan beklemek, Onun takdirine razı olmak.” demektir.

                                Müslümanın tevekkül anlayışını en veciz biçimde ifade eden şu Hadis-i Şerifi beraber okuyalım: “Çalışmak âdetim, tevekkül hâlimdir.”

                                Ve Risale-i Nur’da geçen özlü bir tevekkül tarifi: “Tevekkül, esbabı bütün bütün reddetmek değildir. Belki esbabı dest-i kudretin perdesi bilip riayet ederek ve esbaba teşebbüs ise bir nevi dua-yı fiilî telâkki ederek, müsebbebatı yalnız Cenâb-ı Hakk’dan bilmek, neticeleri O’ndan istemek ve O’na minnettar olmaktan ibarettir.” (Sözler)

                                Müslüman, dünya hayatını daha güzel imkanlarla ve daha rahat bir şekilde geçirmek için gerekli sebeplere tam olarak teşebbüs eder, ama şunu da çok iyi bilir ki, “Bu dünya zevk ve lezzet yeri değil, ancak imtihan meydanıdır ve âhiretin tarlasıdır. İmtihanda, tarlada, sıkıntı vardır. Ferah, imtihan ötesi ve hasat sonrasıdır.” Bunun için dünyanın musibet ve sıkıntılarına karşı psikolojik olarak bir ön hazırlığa sahiptir.

                                #762258
                                Anonim

                                  Bırak ey biçare feryadı belâdan kıl tevekkül,
                                  Zira feryat belâ ender hatâ ender belâdır bil.
                                  Eğer belâ vereni buldunsa, safâ ender atâ ender belâdır bil.
                                  Eğer bulmazsan, bütün dünya cefâ ender fenâ ender belâdır bil.
                                  Cihan dolu belâ başında varken, ne bağırırsın küçük bir belâdan? Gel, tevekkül kıl.
                                  Tevekkülle belâ yüzünde gül, tâ o da gülsün. O güldükçe küçülür, eder tebeddül.

                                15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 22)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.