• Bu konu 113 yanıt içerir, 18 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
8 yazı görüntüleniyor - 106 ile 113 arası (toplam 113)
  • Yazar
    Yazılar
  • #803272
    Anonim

      Cânâna Cân olan bilmez Cânının kıymetini.
      Cânân da bilmez Cânına Cân olanın kıymetini.

      Cem Sultan

      #803273
      Anonim

        ”Bilemedim derdü dilin ölmek imiş dermanı
        Öleyim derd ile tek görmeyeyim hicranı.”

        #803424
        Anonim

          “Cevizi kırıp özüne inemeyen, hepsini kabuk zanneder.“
          Öze ulaşmak istiyorsan; bi zahmet kabuğunu kır!

          #803755
          Anonim

            Bir güle gönül ver ki o gül solmaya hâşâ
            Öyle bir güzele el ver dâd-res olsun sana

            Yani, öyle bir güle gönül ver ki, o gül asla solmasın.
            Öyle bir güzelin elinden tut ki, senin yardımına koşsun.

            Öyle bir dildâre dil ver eyleye dilşâd seni
            Öyle bir dâmanı tut ki ede ber-murâd seni

            Yani, öyle bir sevgiliye gönül bağla ki, gönlünü şâd etsin.
            Öyle bir eteğe yapış ki, seni muradına erdirsin.

            Öyle bir yâr ile yâr ol yâr ola her dü serâ
            Hurşid-âsâ her zamanda eyleye irşâd seni

            Yani, Öyle bir yara yar ol ki, sana iki dünyada da yar olsun.
            Güneş gibi, daima senin yolunu aydınlatsın.

            Alvarlı Efe Hazretleri (k.s)

            #804268
            Anonim

              Su Kasidesi
              Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su
              Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su

              (Ey göz! Gönlümdeki (içimdeki) ateşlere göz yaşımdan
              su saçma ki, bu kadar (çok) tutuşan ateşlere su fayda
              vermez.)

              Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
              Yâ muhît olmış gözümden günbed-i devvâra su

              (Şu dönen gök kubbenin rengi su rengi midir; yoksa
              gözümden akan sular, göz yaşları mı şu dönen gök
              kubbeyi kaplamıştır, bilemem..)

              Zevk-ı tîğundan aceb yoh olsa gönlüm çâk çâk
              Kim mürûr ilen bırağur rahneler dîvâra su

              (Senin kılıca benzeyen keskin bakışlarının zevkinden
              benim gönlüm parça parça olsa buna şaşılmaz. Nitekim
              akarsu da zamanla duvarda, yarlarda yarıklar meydana
              getirir.)

              Vehm ilen söyler dil-i mecrûh peykânun sözin
              İhtiyât ilen içer her kimde olsa yara su

              (Yarası olanın suyu ihtiyatla içmesi gibi, benim
              yaralı gönlüm de senin ok temrenine, ok ucuna benzeyen
              kirpiklerinin sözünü korka korka söyler.)

              Suya virsün bâğ-bân gül-zârı zahmet çekmesün
              Bir gül açılmaz yüzün tek virse min gül-zâra su

              (Bahçıvan gül bahçesini sele versin (su ile
              mahvetsin), boşuna yorulmasın; çünkü bin gül bahçesine
              su verse de senin yüzün gibi bir gül açılmaz.)

              Ohşadabilmez gubârını muharrir hattuna
              Hâme tek bahmahdan inse gözlerine kara su

              (Hattatın beyaz kâğıda bakmaktan, kalem gibi,
              gözlerine kara su inse (kör olsa, kör oluncaya kadar
              uğraşsa yine de) gubârî (yazı)sını, senin yüzündeki
              tüylere benzetemez. )

              Ârızun yâdıyla nem-nâk olsa müjgânum n’ola
              Zayi olmaz gül temennâsıyla virmek hâra su

              (Senin yanağının anılması sebebiyle kirpiklerim
              ıslansa ne olur, buna şaşılır mı? Zira gül elde etmek
              dileği ile dikene verilen su boşa gitmez.)

              Gam güni itme dil-i bîmârdan tîgun dirîğ
              Hayrdur virmek karanu gicede bîmâra su

              (Gamlı günümde hasta gönlümden kılıç gibi keskin olan
              bakışını esirgeme; zira karanlık gecede hastaya su
              vermek hayırlı bir iştir.)

              İste peykânın gönül hecrinde şevkum sâkin it
              Susuzam bir kez bu sahrâda menüm-çün ara su

              (Gönül! Onun ok temrenine benzeyen kirpiklerini iste
              ve onun ayrılığında duyduğum hararetimi yatıştır,
              söndür. Susuzum bu defa da benim için su ara.)

              Men lebün müştâkıyam zühhâd kevser tâlibi
              Nitekim meste mey içmek hoş gelür hûş-yâra su

              (Nasıl sarhoşa şarap içmek, aklı başında olana da su
              içmek hoş geliyorsa, ben senin dudağını özlüyorum,
              sofular da kevser istiyorlar.)

              Ravza-i kûyuna her dem durmayup eyler güzâr
              Âşık olmış galibâ ol serv-i hoş-reftâra su

              (Su, her zaman senin Cennet misâli mahallenin
              bahçesine doğru akar. Galiba o hoş yürüyüşlü, hoş
              salınışlı; serviyi andıran sevgiliye aşık olmuş.)

              Su yolın ol kûydan toprağ olup dutsam gerek
              Çün rakîbümdür dahı ol kûya koyman vara su

              (Topraktan bir set olup su yolunu o mahalleden
              kesmeliyim, çünkü su benim rakibimdir, onu o yere
              bırakamam.)

              Dest-bûsı ârzûsıyla ger ölsem dostlar
              Kûze eylen toprağum sunun anunla yâra su

              (Dostlarım! Şayet onun elini öpme arzusuyla ölürsem,
              öldükten sonra toprağımı testi yapın ve onunla
              sevgiliye su sunun.)

              Serv ser-keşlük kılur kumrî niyâzından meger
              Dâmenin duta ayağına düşe yalvara su

              (Servi kumrunun yalvarmasından dolayı dikbaşlılık
              ediyor. Onu ancak suyun eteğini tutup ayağına düşmesi
              (yalvarıp aracı olması bu dikbaşlılığından)
              kurtarabilir.)

              İçmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile
              Gül budağınun mizâcına gire kurtara su

              (Gül fidanı bir hile ile (meşhur gül ve bülbül
              efsanesindeki gibi yine) bülbülün kanını içmek
              istiyor; bunu engelleyebilmek için suyun gül
              dallarının damarlarına girerek gül ağacının mizacını
              değiştirmesi gerekir.)

              Tıynet-i pâkini rûşen kılmış ehl-i âleme
              İktidâ kılmış târîk-i Ahmed-i Muhtâr’a su

              (Su Hz. Muhammed’in (s.a.v) yoluna uymuş (ve bu hâli
              ile) dünya halkına temiz yaratılışını açıkça
              göstermiştir.)

              Seyyid-i nev-i beşer deryâ-ı dürr-i ıstıfâ
              Kim sepüpdür mucizâtı âteş-i eşrâra su

              (İnsanların efendisi, seçme inci denizi (olan Hz.
              Muhammed’in s.a.v) mucizeleri kötülerin ateşine su
              serpmiştir.)

              Kılmağ içün tâze gül-zârı nübüvvet revnakın
              Mu’cizinden eylemiş izhâr seng-i hâra su

              (Katı taş, Peygamberlik gül bahçesinin parlaklığını
              tazelemek için (ve onun) mucizesinden dolayı su
              meydana çıkarmıştır.)

              Mu’cizi bir bahr-ı bî-pâyân imiş âlemde kim
              Yetmiş andan min min âteş-hâne-i küffara su

              (Hz. Peygamberimiz’in mûcizeleri dünyada uçsuz
              bucaksız bir deniz gibi imiş ki, ondan (o
              mucizelerden), ateşe tapan kâfirlerin binlerce
              mâbedine su ulaşmış ve onları söndürmüştür.)

              Hayret ilen barmağın dişler kim itse istimâ
              Barmağından virdügin şiddet günü Ensâr’a su

              (Mihnet günü Ensâr’a parmağından su verdiğini (bir
              mucize olarak parmağından su akıttığını) kim işitse
              hayret ile (şaşa kalarak) parmağını ısırır.)

              Dostı ger zehr-i mâr içse olur âb-ı hayât
              Hasmı su içse döner elbette zehr-i mâra su

              (Dostu yılan zehri içse (bu zehir onun dostu için) âb-
              ı hayat olur. Aksine düşmanı da su içse (o su,
              düşmanına) elbette yılan zehrine döner.)

              Eylemiş her katreden min bahr-ı rahmet mevc-hîz
              El sunup urgaç vuzû içün gül-i ruhsâra su

              (Abdest (almak) için el uzatıp gül (gibi olan)
              yanaklarına su vurunca (sıçrayan) her bir su
              damlasından binlerce rahmet denizi dalgalanmıştır.)

              Hâk-i pâyine yetem dir ömrlerdür muttasıl
              Başını daşdan daşa urup gezer âvâre su

              (Su ayağının toprağına ulaşayım diye başını taştan
              taşa vurarak ömürler boyu, durmaksızın başıboş gezer.)

              Zerre zerre hâk-i dergâhına ister sala nûr
              Dönmez ol dergâhdan ger olsa pâre pâre su

              (Su, onun eşiğinin toprağına zerrecikler halinde ışık
              salmak (orayı aydınlatmak) ister. Eğer parça parça da
              olsa o eşikten dönmez.)

              Zikr-i na’tün virdini dermân bilür ehl-i hatâ
              Eyle kim def-i humâr içün içer mey-hâra su

              (Sarhoşlar içkiden sonra gelen bat adrysını gidermek
              için nasıl su içerlerse, günahkârlar da senin na’tının
              zikrini dillerinde tekrarlamayı (dertlerine)
              derman bilirler.)

              Yâ Habîballah yâ Hayre’l beşer müştakunam
              Eyle kim leb-teşneler yanup diler hemvâra su

              (Ey Allah’ın sevgilisi! Ey insanların en hayırlısı!
              Susamışların (susuzluktan dudağı kurumuşların) yanıp
              dâimâ su diledikleri gibi (ben de) seni özlüyorum.)

              Sensen ol bahr-ı kerâmet kim şeb-i Mi’râc’da
              Şebnem-i feyzün yetürmiş sâbit ü seyyâra su

              (Sen o kerâmet denizisin ki mi’râc gecesinde feyzinin
              çiyleri sabit yıldızlara ve gezegenlere su ulaştırmış.)

              Çeşme-i hurşîdden her dem zülâl-i feyz iner
              Hâcet olsa merkadün tecdîd iden mimâra su

              (Kabrini yenileyen (tamir eden) mimara su lazım olsa,
              güneş çeşmesinden her an bol bol saf, tatlı ve güzel
              su iner.)

              Bîm-i dûzah nâr-ı gam salmış dil-i sûzânuma
              Var ümîdüm ebr-i ihsânun sepe ol nâra su

              (Cehennem korkusu, yanık gönlüme gam ateşi salmış,
              (ama) o ateşe, senin ihsan bulutunun su serpeceğinden
              ümitliyim.)

              Yümn-i na’tünden güher olmış Fuzûlî sözleri
              Ebr-i nîsândan dönen tek lü’lü şeh-vâra su

              (Seni övmenin bereketinden dolayı Fuzûlî’nin (alelâde)
              sözleri, nisan bulutundan düşüp iri inciye dönen su
              (damlası) gibi birer inci olmuştur.)

              Hâb-ı gafletden olan bîdâr olanda rûz-ı haşr
              Eşk-i hasretden tökende dîde-i bîdâra su

              (Kıyamet günü olduğu zaman, gaflet uykusundan uyanan
              düşkün (yahut aşık) göz, (sana duyduğu) hasretten su
              (gözyaşı) döktüğü zaman,)

              Umduğum oldur ki rûz-ı haşr mahrûm olmayam
              Çeşm-i vaslun vire men teşne-i dîdâra su

              (O mahşer günü, güzel yüzüne susamış olan bana vuslat
              çeşmenin su vereceğini, beni mahrum bırakmayacağını
              ummaktayım.)

              Şair Fuzuli

              #804271
              Anonim

                Gördüm yapraklarımın bir bir döküldüğünü,
                Baharda yaşamanın bilmedim nedir tadı.
                Gemi yüzü görmeyen bir limanın hüznünü
                Kimsesiz gönlüm kadar hiçbir gönül duymadı.

                #809381
                Anonim

                  Düşünmek, ama mantıklıca,

                  Kızmak ama keyifle,

                  Şakalaşmak, ama kırmadan,

                  Gülmek, ama tebessümle, dolu dolu,

                  Paylaşmak, ama büyük haz duyarak,

                  Hissetmek, ama ta içimizde,

                  Anlayış, ama hiç esirgemeden,

                  Dostluk, ama en güzelinden

                  Daha da güzeli, dönüp geriye bakmak,

                  ama onurla…

                  Asım Yıldırım

                  #809382
                  Anonim

                    ”İnsanlar söylediklerinizi ya da yaptıklarınızı unutur;

                    ama onlara neler HisSettirdiğiNizi asla uNutMaz…”

                  8 yazı görüntüleniyor - 106 ile 113 arası (toplam 113)
                  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.