• Bu konu 36 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
8 yazı görüntüleniyor - 31 ile 38 arası (toplam 38)
  • Yazar
    Yazılar
  • #803029
    Anonim

      وَهُوَ الْجَمِيلُ اللَّطِيفُ الْعَطُوفُ الْبَاقِى فَلاَ حُرْقَةَ وَلاَعِبْرَةَ بِزَوَالِ اللَّطِيفَاتِ الْمُشْفِقَاتِ لِبَقآءِ مَنْ يَقُومُ مَقَامَ كُلِّهَا، وَلاَيَقُومُ الْكُلُّ مَقَامَ تَجَلٍّ وَاحِدٍ مِنْ تَجَلِّيَاتِهِ فَبَقآؤُهُ بِهٰذِهِ اْلاَوْصَافِ يَقُومُ مَقَامَ كُلِّ مَا فَنٰى وَزَالَ مِنْ اَنْوَاعِ مَحْبُوبَاتِ كُلِّ اَحَدٍ مِنَ الدُّنْيَا.blank.gif1[حَسْبُنَا اللهُ وَنِعمَ الْوَكِيلُ]. نَعَمْ، حَسْبِى مِنْ بَقآءِ الدُّنْياَ وَمَا فِيهَا بَقآءُ مَالِكِهاَ وَصَانِعِهاَ وَفَاطِرِهاَ. اَلنُّكْتَةُ الثَّانِيَةُ :حَسْبِى حاشية ١HAŞİYE-1 مِنْ بَقآئِى أَنَّ اللهَ هُوَ إِلٰهِىَ الْباَقِى، وَخَالِقِىَ حاشية ٢HAŞİYE-2الْباَقِى، وَمُوجِدِىَ الْباَقِى، وَفَاطِرِىَ الْباَقِى، وَمَالِكِىَ الْباَقِى، وَشَاهِدِىَ الْباَقِى، وَمَعْبُودِىَ الْباَقِى، وَبَاعِثِىَ الْباَقِى،1

      [NOT]

      Dipnot-1
      O bütün güzelliklerin kaynağı Cemîl, bütün ince lûtufların şirin ihsanların sahibi Lâtif ve sınırsız ikramlarıyla varlıklarını donatan Atûf ve varlığı sonsuza kadar devam eden Bâkî olduğundan, lütuf ve şefkat sahiplerinin geçip gitmesi azap sebebi olmadığı gibi, onlara ehemmiyet dahi verilmez. Çünkü onların hepsine bedel olan ve bütün bunlar, Onun tecellilerinden birtek tecellînin yerini tutamayan Zât bâkîdir.


      Onun, bütün bu sıfatlarıyla beraber bâkî oluşu, dünyadaki herbir ferdin fenâ ve zeval bulan her nevi sevdiği şeye bedeldir. Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.


      Evet, dünyanın ve içindekilerin bekàsı için, onun Mâlikinin (Sahibinin) ve Sâniinin (San’atkârının) ve Fâtırının (Yaratıcısının) bekàsı bana yeter.


      İkinci Nükte


      Bekà için Allah bana yeter.HAŞİYE 1 Çünkü O benim bâkî olan İlâhım ve bâkî olan Hâlıkım (Yaratıcım)HAŞİYE 2 ve bâkî olan Mûcidim (İcad edenim) ve bâkî olan Fâtırım (Yoktan var edicim) ve bâkî olan Mâlikim (Sahibim) ve bâkî olan Mâbudum (ibadetlerimi takdim ettiğim) ve bâkî olan Bâisimdir (Öldükten sonra dirilticimdir).

      Haşiye-1

      AŞİYE 1 Nasıl ki afakın ve dünyanın fena ve zevalinin arkasında Bakî-i Zülcelâl’in Baki esmasının cilvelerini gördüm tam teselli buldum. Öyle de şahsıma baktım, şahsımdaki müteaddit, muhtelif tabaka-i mevcudat-ı nefsiye ve meftun olduğum sıfât ve hakaik-i şahsiyegayet sür’atle zeval ve fenaya koştuklarından insanın fıtratındaki aşk-ı bekà sırrıyla o fânilerde bir bekà aradım. Hàlıkımın bakî cilve-i esmasını gördüm. Her bir sıfatımın zevalinde ona temessül eden bir ismin cilvesini baki gördüm. Ve kat’iyyen anladım ki, fıtrat-ı insaniyedeki aşk-ı bekà muhabbet-i ilâhiyeden teşa’ub eden bir muhabbettir. Mahbubunu yanlış bir surette arıyor. Aynada temessüledeni de sevmek, aramak lâzımken aynayı veya aynanın ziyneti hükmüne geçen temessülün keyfîyetini sevmeye başlıyor. “Huve” yerine “Ene” ye perestiş eder. Zevalinden sonra yanlışını anlıyor. Kalb ve mahiyet-i insaniye zişuur bir aynadır. Onda temessüledeni şuur ile hisseder. Aşk-ı bekà ile sever.

      Haşiye-2

      AŞİYE 2 Şu gelecek sekiz kelimedeki “Ye” harfleri mütekellim zamiri olup, kendini gösteriyor.

      [/NOT]


      [TABLE]
      [TR]
      [TD]Bakî-i Zülcelâl: varlığı kalıcı ve sürekli olan; heybet ve celâl sahibi Allah[/TD]
      [TD]Halık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]afak: bütün dünya, gözle görülen âlem[/TD]
      [TD]aşk-ı bekà: sonsuzluk aşkı, arzusu[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]bakî: ölümsüz, devamlı, kalıcı[/TD]
      [TD]bekà: devamlılık, kalıcılık[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]cilve: görüntü, akis[/TD]
      [TD]cilve-i esma: Allah’ın isimlerinin görüntüsü, yansıması[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ene: ben[/TD]
      [TD]esma: Allah’ın isimleri[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]fena: gelip geçicilik[/TD]
      [TD]fâni: geçici, ölümlü[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]fıtrat: yaratılış[/TD]
      [TD]fıtrat-ı insaniye: insanın yaratılışı, tabiatı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hakaik-i şahsiye: kişinin kendisinde var olan gerçekler[/TD]
      [TD]huve: O, Allah[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hâşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
      [TD]kat’iyyen: kesin olarak[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]keyfîyet: nitelik, içerik[/TD]
      [TD]mahbub: sevgili[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mahiyet-i insaniye: insana ait özellikler, insanın yapısı[/TD]
      [TD]meftun: düşkün, tutkun[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]muhabbet: sevgi[/TD]
      [TD]muhabbet-i İlâhiye: Allah sevgisi[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]muhtelif: çeşit çeşit[/TD]
      [TD]müteaddit: çeşitli[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mütekellim: konuşan[/TD]
      [TD]perestiş etmek: taparcasına sevmek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]surette: şekilde[/TD]
      [TD]sür’atle: hızla[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]sıfât: nitelikler, özellik[/TD]
      [TD]tabaka-i mevcudat-ı nefsiye: nefse, şahsa ait varlık katmanları[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]temessül: görünme, belirme[/TD]
      [TD]teşa’ub etmek: şubelere ayrılmak[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]zamir: ismin yerini tutan kelime[/TD]
      [TD]zeval: sona erme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ziynet: süs[/TD]
      [TD]zîşuur: şuur sahibi, bilinçli[/TD]
      [/TR]
      [/TABLE]

      #803030
      Anonim

        فَلاَ بَأْسَ وَلاَ حُزْنَ وَلاَ تَأَسُّفَ وَلاَ تَحَسُّرَ عَلٰى زَوَالِ وُجُودِى لِبَقَآءِ مُوجِدِى، وَاِيجَادِهِ بِاَسْمَآئِهِ. وَمَافِى شَخْصِى مِنْ صِفَةٍ إِلاََّ وَهِىَ مِنْ شُعَاعِ اِسْمٍ مِنْ اَسْمآئِهِ الْبَاقِيَةِ، فَزَوَالُ تِلْكَ الصِّفَةِ وَفَنَاؤُهَا لَيْسَ اِعْدَاماً لَهَا، ِلاَنَّهَا مَوْجُودَةٌ فِى دآئِرَةِ الْعِلْمِ وَبَاقِيَةٌ وَمَشْهُودَةٌ لِخَالِقِهَا.blank.gif1وَكَذَا حَسْبِى مِنَ الْبَقآءِ وَلَذَّتِهِ عِلْمِى وَاِذْعَانِى وَشُعُورِى وَاِيمَانِى بِأَنَّهُ إِلٰهِىَ الْبَاقِى الْمُتَمَثِّلَ شُعَاعُ اِسْمِهِ الْبَاقِى فِى مِرْاٰةِ مَاهِيَّتِى؛ وَمَا حَقِيقَةُ مَاهِيَّتِى اِلاََّ ظِلٌّ لِذٰلِكَ اْلاِسْمِ. فَبِسِرِّ تَمَثُّلِهِ فِى مِرْاٰةِ حَقِيقَتِى صَارَتْ نَفْسُ حَقِيقَتِى مَحْبُوبَة ً لاَ لِذَاتِهَا بَلْ بِسِرِّ مَا فِيهَا وَبَقَآءُ مَا تَمَثَّلَ فِيهَا اَنْوَاعُ بَقَآءٍ لَهَا.اَلنُّكْتَةُ الثَّالِثَةُ: حاشيةHAŞİYE-1[حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ] اِذْ هُوَ الْوَاجِبُ الْوُجُودِ الَّذِى مَا هٰذِهِ الْمَوْجُودَاتُ السَّيَّالاَتُ اِلاَّ مَظَاهِرُ لِتَجَدُّدِ تَجَلِّيَاتِ اِيجَادِهِ وَوُجُودِهِ، بِهِ وَبِاْلاِنْتِسَابِ اِلَيْهِ وَبِمَعْرِفَتِهِ اَنْوَارُ الْوُجُودِ بِلاَحَدٍّ، وَبِدُونِهِ ظُلُمَاتُ الْعَدَمَاتِ وَاٰلاَمُ الْفِرَاقَاتِ الْغَيْرِ الْمَحْدُودَاتِ. 1

        [NOT]
        Dipnot-1 Öyle ise, benim vücudumun zevâlinde (geçip gitmesinde) beis yok, hüzün yok, teessüf yok, tahassür yoktur. Zira benim Mûcidim (icad edenim) bâkîdir ve Onun isimleriyle icadı dahi bâkîdir. Benim şahsımdaki nitelikler dahi, Onun bâkî olan isimlerinden bir ismin bir şuâsından başka birşey değildir. O sıfatlar, Hâlıkının (Yaratıcının) ilim dairesinde mevcut ve gözetimi altında bâkî olduğundan, onlarzeval ve fenâya gitmekle yok olmuyorlar.


        Kezâ, bâkî olan İlâhımın bâkî isminin benim mahiyetimin aynasındaki şuâsının bâkî olduğuna; benim mahiyetimin hakikatinin dahi o ismin bir gölgesinden başka birşey olmadığına; ve o ismin, benim mahiyetimin aynasında temessülü sırrıyla, benim hakikatim dahi bizzat mahbup değil, onda olan ve onda bâkî kalan şeylerin çeşit çeşit bekàlar olması hasebiyle mahbup olduğuna dair ilmim ve iz’ânım ve şuurum ve imanım, bekà ve bekà lezzeti itibarıyla bana yeter.


        Üçüncü NükteHAŞİYE


        Allah bize yeter; O ne güzel vekildir. Zira O öyle bir varlığı zorunlu Vâcibü’l-Vücuddur ki, bu akıp giden varlıklar Onun icad ve varlığının tecelliyatına birer mazhardan başka birşey değildir. Onunla ve Ona bağlanmakla ve Onu tanımakla, sınırsız varlık nurları hasıl olur. Ona iman ve bağlılık olmazsa, had ve hesaba gelmeyen yokluk karanlıkları ve ayrılık acıları ortaya çıkar.

        Haşiye-1

        AŞİYE Kâinatın en mühim muamması mütemadiyen mevt ve hayat, zeval ve fena içindeki faaliyet-i daimenin tılsımını keşfeden Yirmi Dördüncü Mektup’ta beş remiz ve beş işaretle izah edilen mühim bir hakikatın meratibine gayet icmalli işaretler nev’inden eskiden beri tahatturla tefekkür ediyordum. Ve fena ve zeval ve adem ise başka başka vücutların ünvanları olduğunu ve kesretli vücutları semere verdiğini ve zevale giden birşey kendine bedel çok vücutları bıraktığını gösterir bir nüktedir. Bir zihayatın mevti ve zevali birçok vücutları meyve verip arkasında bırakır, sonra gider. Evet, bir fânî, çok cihetlerle bâkî kalır. Bir dane çürümekle ölür, yüzdaneyi camî bir sümbülü yerinde bırakır. İşte bu sırra binaen mevt ve ademden ürkmek ve zevalden teessüf etmek yerinde değildir.

        [/NOT]

        [TABLE]
        [TR]
        [TD]adem: hiçlik, yokluk[/TD]
        [TD]bedel: karşılık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]binaen: -dayanarak[/TD]
        [TD]bâkî: sürekli, kalıcı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]cihet: yön[/TD]
        [TD]câmi’: kapsamlı, içine alan[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]dane: tohum[/TD]
        [TD]faaliyet-i daime: sürekli faaliyet, iş[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]fena: gelip geçicilik[/TD]
        [TD]fâni: gelip geçici, yok olucu[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]gayet: son derece[/TD]
        [TD]hakikat: gerçek, asıl[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hâşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
        [TD]icmalli: özet şekilde[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]izah edilen: açıklanan[/TD]
        [TD]kesretli: pek çok[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]keşfetmek: açığa çıkarmak, göstermek[/TD]
        [TD]kâinat: evren[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]meratib: mertebeler, dereceler[/TD]
        [TD]mevt: ölüm[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]meyve vermek: netice vermek[/TD]
        [TD]muamma: anlaşılması ve çözülmesi güç şey[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mühim: önemli[/TD]
        [TD]mütemadiyen: sürekli olarak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nev’inden: türünden[/TD]
        [TD]nükte: ince ve derin anlam[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]remiz: işaret[/TD]
        [TD]semere vermek: meyve, netice vermek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tahattur: hatırlama[/TD]
        [TD]teessüf etmek: üzülmek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tefekkür etmek: düşünmek[/TD]
        [TD]tılsım: sır, gizem, düğüm[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]vücut: varlık[/TD]
        [TD]zeval: sona erme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]zihayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
        [/TR]
        [/TABLE]

        #803031
        Anonim

          وَمَا هٰذِهِ الْمَوْجُودَاتُ السَّيَّالَةُ اِلاَّ وَهِىَ مَرَايَا، وَهِىَ مُتَجَدِّدَةٌ بِتَبَدُّلِ التَّعَيُّنَاتِ اْلاِعْتِبَارِيَّةِ فِى فَنآئِهَا وَزَوَالِهَا وَبَقآئِهَا بِسِتَّةِ وُجُوهٍ: اَلاَوَّلُ: بَقَآءُ مَعَانِيهَا الْجَمِيلَةِ وَهُوِيَّاتِهَا الْمِثَالِيَّةِ.blank.gif1وَالثَّانِى: بَقَآءُ صُوَرِهَا فِى اْلاَلْوَاحِ الْمِثَالِيَّةِ.وَالثَّالِثُ: بَقَآءُ ثَمَرَاتِهَا اْلأُخْرَوِيَّةِ.وَالرَّابِعُ: بَقآءُ تَسْبِيحَاتِهَا الرَّبَّانِيَّةِ الْمُتَمَثِّلَةِ لَهَا، الَّتِى هِىَ نَوْعُ وُجُودٍ لَهَا وَالْخَامِسُ: بَقآؤُهَا فِى الْمَشَاهِدِ الْعِلْمِيَّةِ وَالْمَنَاظِرِ السَّرْمَدِيَّةِ.وَالسَّادِسُ: بَقَآءُ اَرْوَاحِهَا اِنْ كَانَتْ مِنْ ذَوِى اْلاَرْوَاحِ، حاشيةHAŞİYE-1 وَمَا وَظِيفَتُهَا فِى كَيْفِيَّاتِهَا الْمُتَخَالِفَةِ فِى مَوْتِهَا وَفَنَآئِهَا وَزَوَالِهَا وَعَدَمِهَا وَظُهُورِهَا وَاِنْطِفآئِهَا اِلاَّّ اِظْهَارِ الْمُقْتَضَيَاتِ ِلاَسْمآءٍ إِلٰهِيَّةٍ. فَمِنْ سِرِّ هَذِهِ الْوَظِيفَةِ صَارَتِ الْمَوْجُودَاتُ كَسَيْلٍ فِى غَايَةِ السُّرْعَةِ تَتَمَوَّجُ مَوْتاً وَحَيَاةً وَوُجُوداً وَعَدَماً. وَمِنْ هَذِهِ الْوَظِيفَةِ تَتَظَاهَرُ الْفَعَّالِيَّةُ الدَّائِمَةُ وَالْخَلاَّقِيَّةُ الْمُسْتَمِرَّةُ، فَلاَبُدَّ لِى وَلِكُلِّ اَحَدٍ أَنْ يَقُولَ: 1


          [NOT]Dipnot-1 Bu akıp giden varlıklar ancak birer aynadır ve zeval, fenâ ve bekàlarında taayyünat-ı itibariyelerinin (itibarî varlıklarının) değişmesiyle altı yönden yenilenmeye mazhardır.


          Birincisi: Güzel mânâlarının ve misalî hüviyetlerinin bekàsı.
          İkincisi: Suretlerinin misalî levhalarda bâkî kalması.
          Üçüncüsü: Uhrevî meyvelerinin bekàsı.
          Dördüncüsü: Onun için bir nevi varlık demek olan, hafızaların levhalarında temessül eden Rabbânî tesbihlerin bekàsı.
          Beşincisi: İlmî meşhedlerde (sahnelerde) ve sermedî (daimî) manzaralarda bekàsı.
          Altıncısı: Eğer ruh sahiplerinden ise ruhunun bekàsı.HAŞİYE Zira onun ölümünde, fenâsında, zevâlinde, yokluğunda, ortaya çıkışında ve sönüp gitmesindeki çeşitli keyfiyet ve görevleri, İlâhî isimlerin muktazilerini (gerekli kıldığı şeyleri) izhar etmekten ibarettir. Bu görev sırrıdır ki, varlıkları, gayet sür’atle ölüm ve hayat, varlık ve yokluk dalgaları arasında gayet sür’atle cereyan eden bir sel haline getirmiştir. Kâinattaki daimî faaliyetin ve devamlı yaratılışın tezahürü, işte bu görev sırrından doğar. Öyle ise, ben ve herbir fert,

          Haşiye-1

          AŞİYE Meâli: Ruhun bekàsına dair Yirmi Dokuzuncu Risalede kat’î ve zarurî bir şekilde ve bâhir burhanlarla ispat edildiği gibi, eğerzîruhlardan değilse, hakikatinin kanunları ve mahiyetinin namusları ve teşekkülâtının düsturları bekà bulur. Zira o kanun ve namus vedüstur, o fert ve nevi için bir ruh-u emrî hükmündedir. Nasıl ki bir incir ağacı ölür ve yok olur; onun teşekkülâtının kanunlarından ibaret olan ruh-u emrîsi ise bekà bulur ve zerre gibi çekirdeklerinde devam eder. İşte o ruh-u emrî ölmemiş; belki suretler onun üzerinde yenileniyor, belki mahiyet-i hayatı devam ediyor. Zira onun mahiyeti, bâkî olan Esmâ-i Hüsnâdan bir ismin bir gölgesidir ki, o mahiyet, o bâkî ismin şuâı altında bekà bulur ve onun hüviyeti dahi pek çok misalî levhalarda devam eder. Öyle ise, adem, zâil birvücuttan daimî vücutlara geçiş için bir ünvandan başka birşey değildir.

          [/NOT]

          [TABLE]
          [TR]
          [TD]Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın en güzel isimleri[/TD]
          [TD]adem: hiçlik, yokluk[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]bekà: devamlılık, kalıcılık[/TD]
          [TD]burhan: delil[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]bâhir: açık, görünen[/TD]
          [TD]bâki: devamlı, kalıcı, ölümsüz[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]daimî: devamlı[/TD]
          [TD]düstur: kural[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hakikat: gerçek, asıl[/TD]
          [TD]hâşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hüviyet: kimlik, temel özellik[/TD]
          [TD]levha: tablo[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mahiyet: asıl nitelik, özellik[/TD]
          [TD]mahiyet-i hayat: hayatın mahiyeti, esası, içyüzü[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]meâl: açıklama, anlam[/TD]
          [TD]misalî: görüntüye dayalı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]namus: kanun[/TD]
          [TD]nevi: tür[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ruh: hayat kaynağı, can, cevher[/TD]
          [TD]ruh-u emrî: Allah’ın emrinden gelen ruh[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
          [TD]teşekkülât: oluşumlar[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]vücut: varlık[/TD]
          [TD]zarurî: zorunlu[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]zâil: gelip geçici[/TD]
          [TD]zîruh: ruh sahibi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]şuâ: ışık kaynağından çıkan ışık oku; ışın[/TD]
          [/TR]
          [/TABLE]

          #803032
          Anonim

            [حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ] يَعْنِى حَسْبِى مِنْ الْوُجُودِ اَنِّى اٰثَرٌ مِنْ اثَارِ وَاجِبِ الْوُجُودِ.كَفَانِى اٰنٌ سَيَّالٌ مِنْ هٰذَا الْوُجُودِ الْمُنَوَّرِ الْمَظْهَرِ، مِنْ مَلاَيِينَ السَّنَةِ مِنَ الْوُجُودِ الْمُزَوَّرِ اْلأَبْتَرِ.نَعَمْ بِسِرِّ اْلاِنْتِسَابِ اْلاِيمَانِىِّ تَقُومُ دَقِيقَةٌ مِنَ الْوُجُودِ مَقَامَ اُلُوفِ السِّنِينَ بِلاَ اِنْتِسَابٍ اِيمَانِىٍّ، بَلْ تِلْكَ الدَّقِيقَةُ أَتَمُّ وَاَوْسَعُ بِمَرَاتِبَ مِنْ تِلْكَ اْلاٰلآفِ سَنَةً.وَكَذَا حَسْبِى مِنَ الْوُجُودِ وَقِيْمَتِهِ اَنِّى صَنْعَةُ مَنْ هُوَ فِى السَّمآءِ عَظَمَتُهُ وَفِى اْلاَرْضِ اٰيَاتُهُ، وَخَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضَ فِى سِتَّةِ اَيَّامٍ. وَكَذَا حَسْبِى مِنَ الْوُجُودِ وَكَمَالِهِ أَنِّى مَصْنُوعُ مَنْ زَيَّنَ وَنَوَّرَ السَّمَآءَ بِمَصَابِيحَ، وَزَيَّنَ وَبَهَّرَ اْلاَرْضَ بِاَزَاهِيرَ.وَكَذَا حَسْبِى مِنَ الْفَخْرِ وَالشَّرَفِ أَنِّى مَخْلُوقٌ وَمَمْلُوكٌ، وَعَبْدٌ لِمَنْ هَذِهِ الْكآئِنَاتُ بِجَمِيعِ كَمَالاَتِهَا وَمَحَاسِنِهَا ظِلٌّ ضَعِيفٌ بِالنِّسْبَةِ اِلٰى كَمَالِهِ وَجَمَالِهِ، وَمِنْ اٰيَاتِ كَمَالِهِ وَاِشَارَاتِ جَمَالِهِ.وَكَذَا حَسْبِى مِنْ كُلِّ شَيْءٍ مَنْ يَدَّخِرُ مَا لاَيُعَدُّ وَلاَيُحْصَى مِنْ نِعَمِهِ فِى صُنَيْدَقَاتٍ لَطِيفَةٍ هِىَ بَيْنَ [الْكَافِ وَالنُّونِ] فَيَدَّخِرُ بِقُدْرَتِهِ مَلاَيِينَ الْقَنَاطِيرَ فِى قَبْضَةٍ وَاحِدَةٍ فِيهَا صُنَيْدَقَاتٌ لَطِيفَةٌ تُسَمَّى بُذُوراً وَنُوىً.وَكَذَا حَسْبِى مِنْ كُلِّ ذِى جَمَالٍ وَذِى اِحْسَانٍ، اَلْجَمِيلُ الرَّحِيمُ الَّذِى مَا هٰذِهِ الْمَصْنُوعَاتُ الْجَمِيلاَتُ اِلاَّ مَرَايَا مُتَفَانِيَةٌ لِتَجَدُّدِ اَنْوَارِ جَمَالِهِ بِمَرِّ الْفُصُولِ وَالْعُصُورِ وَالدُّهُورِ، وَهَذِهِ النِّعَمُ الْمُتَوَاتِرَةُ وَاْلاَثْمَارُ الْمُتَعَاقِبَةُ فِى الرَّبِيعِ وَالصَّيْفِ مَظَاهِرُ لِتَجَدُّدِ مَرَاتِبِ إِنْعَامِهِ.blank.gif1

            [NOT]Dipnot-1 “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir” demeliyiz. Yani, varlığı zorunlu olan Vâcibü’l-Vücudun eserlerinden bir eser olmak bana varlık olarak yeter. Surî (yüzeysel) ve akîm (sonlu) bir varlık içinde milyonlar sene geçirmektense, böyle mazhar (ayna) ve münevver (nurlanmış) bir varlık içinde geçici bir an bana kâfidir.


            Evet, imanî intisab (bağ) sırrıyla bir dakikalık varlık, imanî intisabtan (bağdan) mahrum binlerce seneye mukàbil gelir. Hattâ o bir dakika, varlık mertebeleri itibarıyla diğer binler seneden daha mükemmel ve daha geniştir.
            Kezâ, göklerde büyüklüğü ve yerde âyetleri görünen ve gökleri ve yeri altı günde yaratan Zâtın san’atı olmam, bana varlık ve varlığın kıymeti itibarıyla yeter. Kezâ, göğü kandillerle süsleyip nurlandıran ve zemini çiçeklerle göz kamaştırıcı bir şekilde süsleyen Zâtın san’at eseri olmam, bana varlık ve varlığın kemâli itibarıyla yeter.


            Kezâ, kâinat bütün kemâller ve güzellikleriyle Onun kemâl ve cemâline nisbetle bir zayıf gölgeden ve Onun kemâlinin delillerinden ve cemâlinin işaretlerinden ibaret olan Zâtın mahlûku ve memlûkü ve kulu olmam, bana iftihar ve şeref için yeter.
            Kezâ, had ve hesaba gelmeyen nimetlerini kâf ve nun arasındaki lâtif sandukçalarda depolanan ve milyonlarla kantarı tohum ve çekirdek denilen bir avuç dolusu lâtif sandukçalarda kudretiyle toplayan Zât, herşey için bana yeter.
            Kezâ, bütün cemâl ve ihsan sahipleri yerine, bana o herşeyi güzel yaratan Cemîl ve her bir varlığa özel rahmet tecellisiyle Rahîm olan Zât yeter ki, bu güzel san’at eserleri, mevsimlerin ve asırların ve dehirlerin geçmesiyle Onun güzelliğinin nurlarını tazelendirmek için fenâya (yokluğa) mazhar olan aynalardan başka birşey değildir; ve bu bahar ve yaz mevsimlerinde tekrarlanan nimetler ve birbirini takip eden meyveler, mahlûkların ve günlerin ve senelerin gelip geçmesiyle Onun daimî nimetlerinin tazelenmesi için mahzarlardan (aynalardan) ibarettir.

            [/NOT]

            #803033
            Anonim

              وَكَذَا حَسْبِى مِنَ الْحَيَاةِ وَمَاهِيَّتِهَا أَنِّى خَرِيطَةٌ وَفِهْرِسْتَةٌ وَفَذْلَكَةٌ وَمِيزَانٌ وَمِقْيَاسٌ لِجَلَوَاتِ اَسْمَآءِ خَالِقِ الْمَوْتِ وَالْحَيَاةِ.وَكَذَا حَسْبِى مِنَ الْحَيَاةِ وَوَظِيفَتِهَا كَوْنِى كَكَلِمَةٍ مَكْتُوبَةٍ بِقَلَمِ الْقُدْرَةِ، وَمُفْهِمَةٍ دآلَّةٍ عَلٰى اَسْمآءِ الْقَدِيرِ الْمُطْلَقِ الْحَىِّ الْقَيُّومِ بِمَظْهَرِيَّةِ حَيَاتِى لِلشُّؤُونِ الذَّاتِيَّةِ لِفَاطِرِىَ الَّذِى لَهُ اْلاَسْمَآءُ الْحُسْنىٰ.وَكَذَا حَسْبِى مِنَ الْحَيَاةِ وَحُقُوقِهَا اِعْلاَنِى وَتَشْهِيرِى بَيْنَ اِخْوَانِى الْمَخْلُوقَاتِ وَاِعْلاَنِى وَاِظْهَارِى لِنَظَرِ شُهُودِ خَالِقِ الْكآئِنَاتِ بِتَزَيُّنِى بِجَلَوَاتِ اَسْمَآءِ خَالِقِى الَّذِى زَيَّنَنِى بِمُرَصَّعَاتِ حُلَّةِ وُجُودِى وَخِلْعَةِ فِطْرَتِى وَقِلاَدَةِ حَيَاتِى الْمُنْتَظَمَةِ الَّتِى فِيهَا مُزَيَّنَاتُ هَدَايَا رَحْمَتِهِ.وَكَذَا حَسْبِى مِنْ حُقُوقِ حَيَاتِى فَهْمِى لِتَحِيَّاتِ ذَوِى الْحَيَاةِ لِوَاهِبِ الْحَيَاةِ وَشُهُودِى لَهَا وَشَهَادَاتٌ عَلَيْهَا. وَكَذَا حَسْبِى مِنْ حُقُوقِ حَيَاتِى تَبَرُّجِى وَتَزَيُّنِى بِمُرَصَّعَاتِ جَوَاهِرِ إِحْسَانِهِ بِشُعُورٍ اِيمَانِىٍّ لِلْعَرْضِ لِنَظَرِ شُهُودِ سُلْطَانِىَ اْلاَزَلِىِّ.وَكَذَا حَسْبِى مِنَ الْحَيَاةِ وَلَذَّاتِهَا عِلْمِى وَاِذْعَانِى وَشُعُورِى وَاِيمَانِى بِأَنِّى عَبْدُهُ وَمَصْنُوعُهُ وَمَخْلُوقُهُ وَفَقِيرُهُ وَمُحْتَاجٌ اِلَيْهِ، وَهُوَ خَالِقِى رَحِيمٌ بِى كَرِيمٌ لَطِيفٌ مُنْعِمٌ عَلَيَّ يُرَبِّينِى كَمَا يَلِيقُ بِحِكْمَتِهِ وَرَحْمَتِهِ.وَكَذَا حَسْبِى مِنَ الْحَيَاةِ وَقِيْمَتِهَا مِقْيَاسِيَّتِى بِاَمْثَالِ عَجْزِىَ الْمُطْلَقِ وَفَقْرِىَ الْمُطْلَقِ وَضَعْفِىَ الْمُطْلَقِ، لِمَرَاتِبِ قُدْرَةِ الْقَدِيرِ الْمُطْلَقِ وَدَرَجَاتِ رَحْمَةِ الرَّحِيمِ الْمُطْلَقِ وَطَبَقَاتِ قُوَّةِ الْقَوِىِّ الْمُطْلَقِ.blank.gif1


              [NOT]Dipnot-1 Kezâ, ölüm ve hayatın Yaratıcısı olan Allah’ın isimlerinin cilvelerine bir harita ve fihriste ve fezleke ve ölçü ve mikyas olmam, bana hayat ve hayatın mahiyeti itibarıyla yeter.


              Kezâ, bütün Esmâ-i Hüsnânın müsemmâsı (sahibi) olan Fâtırımın (yoktan var edicim) zâtî şe’nlerine (sıfatların mahiyetlerinde bulunan zâtî özelliklerine) hayatımın mazhariyeti sırrıyla, kudret kalemiyle yazılan ve o herşeye mutlak gücü yeten Kadîr ve varlıklara hayat veren ve Kendisi ezelî ve ebedî hayat sahibi olan, bütün varlıkları ayakta tutan ve varlığının devamı için hiçbir sebebe muhtaç olmayan Hayy-ı Kayyûmun isimlerini gösterip anlatan bir kelime olmam, hayat ve hayatın görevi itibarıyla bana yeter.
              Kezâ, beni, rahmet hediyelerinin süslerini ihtiva eden vücut elbisemin ve fıtrat (yaratılış) kaftanımın ve muntazam hayat gerdanlığımın süsleriyle zinetlendiren Yaratıcımın isimlerinin cilveleriyle süslenerek kardeşlerim olan mahlûklara ilân ve teşhirim ve kâinatın Yaratıcısının nazar-ı şuhuduna ilânım ve görünmem, hayat ve hayatın hukuku itibarıyla bana yeter.
              Kezâ, hayatımın hukuku itibarıyla, hayat sahiplerinin Vâhib-i Hayata (hayatlarını verene) olan tahiyyatlarını (manevî hediyelerini) anlamam ve onlara şahit olup şahitlik etmem bana yeter.
              Kezâ, Ezelî Sultanımın görüşlerine arz olunmanın şuur ve imanında olarak Onun ihsan cevherlerinin süsleriyle süslenip güzelleşmem, hayatımın hukuku olarak bana yeter.


              Kezâ, Onun kulu ve san’at eseri ve mahlûku olduğuma ve Ona muhtaç bulunduğuma ve Onun, hikmetine ve rahmetine lâyık bir surette beni terbiye eden ve bana lütufta bulunup nimetlerini ihsan eden Hâlık-ı Rahîmim ve Rabb-i Kerîmim olduğuna dair iz’ânım ve şuurum ve imanım, hayat ve hayatın lezzeti itibarıyla bana yeter.


              Kezâ, mutlak acz ve mutlak fakr ve mutlak zaafım misaliyle o herşeye kàdir olan Kadîr-i Mutlakın kudret mertebelerine ve o herşeyi rahmetiyle kaplayan Rahîm-ı Mutlakın rahmet derecelerine ve o herşeye gücü yeten Kaviyy-i Mutlakın kuvvet tabakalarına ölçü teşkil etmem, hayat ve hayatın değeri itibarıyla bana yeter.

              [/NOT]

              #803034
              Anonim

                وَكَذَا حَسْبِى بِمَعْكَسِيَّتِى بِجُزْئِيَّاتِ صِفَاتِى مِنَ الْعِلْمِ وَاْلاِرَادَةِ وَالْقُدْرَةِ الْجُزْئِيَّةِ لِفَهْمِ الصِّفَاتِ الْمُحِيطَةِ لِخَالِقِى. فَأَفْهَمُ عِلْمَهُ الْمُحِيطَ بِمِيزَانٍ عِلْمِىَ الْجُزْئِيِّ. وَكَذَا حَسْبِى مِنَ الْكَمَالِ، عِلْمِى بِأَنَّ إِلٰهِى هُوَ الْكَامِلُ الْمُطْلَقُ، فَكُلُّ مَافِِى الْكَوْنِ مِنَ الْكَمَالِ، مِنْ اٰيَاتِ كَمَالِهِ اِشَارَاتٌ اِلٰى كَمَالِهِ. وَكَذَا حَسْبِى مِنَ الْكَمَالِ فِى نَفْسِى، اْلاِيمَانُ بِاللهِ، اِذِ اْلاِيمَانُ لِلْبَشَرِ مَنْبَعٌ لِكُلِّ كَمَالاَتِهِ. وَكَذَا حَسْبِى مِنْ كُلِّ شَيْءٍ ِلاَنْوَاعِ حَاجَاتِىَ الْمُطْلُوبَةِ بِاَنْوَاعِ أَلْسِنَةِ جِهَازَاتِىَ الْمُخْتَلِفَةِ، إِلٰهِى وَرَبّى وَخَالِقِى وَمُصَوِّرِىَ الَّذِى لَهُ اْلاَسْمَاۤءُ لْحُسْنٰى اَلَّذِى هُوَ يَطْعِمُونِى وَيُسْقِينِى وَيُرَبِّينِى وَيُدَبِّرُنِى وَيُكَلِّمُنِى جَلَّ جَلاَلُهُ وَعَمَّ نَوَالُهُ :اَلنُّكْتَةُ الْرَّابِعَةُ :حَسْبِى لِكُلِّ مَطَالِبِى مَنْ فَتَحَ صُورَتِى وَصُورَةَ اَمْثَالِى مِنْ ذَوِى الْحَيَاةِ فِى الْمآءِ بِلَطِيفِ صُنْعِهِ وَلَطِيفِ قُدْرَتِهِ وَحِكْمَتِهِ وَلَطِيفِ رُبُوبِيَّتِهِ.وَكَذَا حَسْبِى لِكُلِّ مَقَاصِدِى مَنْ اَنْشَأَنِى وَشَقَّ سَمْعِى وَبَصَرِى، وَأَدْرَجَ فِى جِسْمِى لِسَانًا وَجَنَانًا، وَاَوْدَعَ فِيهَا وَفِى جِهَازَاتِى مَوَازِينَ حَسَّاسَةً لاَتُعَدُّ لِوَزْنِ مُدَّخَّرَاتِ اَنْوَاعِ خَزآئِنِ رَحْمَتِهِ. وَكَذَا أَدْمَجَ فِى لِسَانِى وَجَنَانِى وَفِطْرَتِِى الآتٍ حَسَّاسَةٍ لاَتُحْصٰى لِفَهْمِ اَنْوَاعِ كُنُوزِ اَسْمآئِهِ.وَكَذَا حَسْبِى مَنْ اَدْرَجَ فِى شَخْصِىَ الصَّغِيرِ الْحَقِيرِ، وَاَدْمَجَ فِى وُجُودِىَ الضَّعِيفِ الْفَقِيرِ هَذِهِ اْلاَعْضَآءَ وَاْلاٰلاۤتِ وَهَذِهِ الْجَوَارِحَ وَالْجِهَازَاتِ وَهَذِهِ الْحَوَاسَّ وَالْحِسِّيَاتِ وَهَذِهِ اللَّطَآئِفَ وَالْمَعْنَوِيَّاتِ، ِلإِحْسَاسِ جَمِيعِ اَنْوَاعِ نِعَمِهِ وَلإِذَاقَةِ اَكْثَرِ تَجَلِّيَاتِ اَسْمَائِهِ بِجَلِيلِ اُلُوهِيَّتِهِ وَجَمِيلِ رَحْمَتِهِ وَبِكَبِيرِ رُبُوبِيَّتِهِ وَكَرِيمِ رَأْفَتِهِ وَبِعَظِيمِ قُدْرَتِهِ وَلَطِيفِ حِكْمَتِهِ.blank.gif1


                [NOT]Dipnot-1 Kezâ, cüz’î ilim, irade ve kudret gibi sıfatlarımın cüz’îliğinin ölçüsüyle Yaratıcımın ihata edici sıfatlarını anlamam bana yeter. Nitekim benim cüz’î ilmimin ölçüsüyle Onun ihata edici ilmini anlarım. Hâkezâ, benim İlâhımın mükemmelliğin sonsuz mertebelerine sahip bir Kâmil-i Mutlak olduğuna ve kâinatta kemâlât olarak ne varsa Onun kemâlinin âyetlerinden bir âyet ve Onun kemâlinin işaretlerinden bir işaret olduğuna dair bilgim, kemâl olarak bana yeter.
                Kezâ, nefsimde kemâlât olarak Allah’a iman bana yeter; çünkü insanoğlu için iman bütün kemâlâtın kaynağıdır.
                Kezâ, çeşitli organ ve cihazlarımın lisanıyla istenilen çeşitli ihtiyaçlarımın hepsi için, bütün Esmâ-i Hüsnânın müsemmâsı (sahibi) olan, beni yediren ve içiren ve terbiye ve tedbir eden ve benimle konuşan, celâli (haşmeti) herşeyden sonsuz derecede yüce olan ve lütuf ve ihsanı herşeyi kuşatan İlâhım ve Rabbim ve Hâlıkım (Yaratıcım) ve Musavvirim (Şekillendirenim) bana yeter.
                Dördüncü Nükte
                Benim suretimi ve emsalim olan hayat sahiplerinin suretlerini basit bir sudan lâtif san’atıyla ve herşeye nüfuz eden kudreti ve hikmetiyle ve herşeyi her şe’niyle kaplayan rububiyetiyle (rablığıyla) açan Zât, bütün taleplerim için bana yeter.
                Kezâ, beni inşa eden, kulağımı ve gözümü açan, cismime lisanımı ve kalbimi yerleştiren, vücuduma ve organlarıma, rahmet hazinelerinin çeşit çeşit müddeharatını (depolarını) tartacak hesapsız ölçüler yerleştiren ve kezâ lisanıma ve kalbime ve yaratılışıma, isimlerinin çeşit çeşit definelerini anlamaya yarayacak hesapsız hassas âletler yerleştiren Zât, benim bütün maksatlarıma yeter.
                Kezâ, bana bütün enva-ı nimetini ihsas etmek ve ekser isimlerinin tecellilerini tattırmak için, celîl ulûhiyetiyle (haşmetli İlâhlığıyla) ve cemîl (güzel) rahmetiyle ve kebîr rububiyetiyle (büyük rablığıyla) ve kerîm re’fetiyle ve büyük kudretiyle ve lâtif hikmetiyle benim küçük ve hakir şahsımda ve zayıf ve fakir vücudumda bu organ ve âletleri ve bu cevher ve cihazları ve bu havâss ve hissiyatı ve bu lâtifeleri ve maneviyatı yerleştiren Zât bana yeter.


                [/NOT]

                #803035
                Anonim

                  اَلنُّكْتَةُ الْخَامِسَةُ :لاَبُدَّ لِى وَلِكُلِّ اَحَدٍ اَنْ يَقُولَ حَالاً وَقَالاً وَمُتَشَكِّراً وَمُفْتَخِراً:حَسْبِى مَنْ خَلَقَنِى، وَاَخْرَجَنِى مِنْ ظُلْمَةِ الْعَدَمِ وَأَنْعَمَ عَلَىَّ بِنُورِ الْوُجُودِ.وَكَذَا حَسْبِى مَنْ جَعَلَنِى حَيًّا فَأَنْعَمَ عَلَىَّ نِعْمَةَ الْحَيَاةِ الَّتِى تُعْطِى لِصَاحِبِهَا كُلَّ شَىْءٍ وَتُمِدُّ يَدَ صَاحِبِهَا اِلٰى كُلِّ شَىْءٍ.وَكَذَا حَسْبِى مَنْ جَعَلَنِى اِنْسَاناً فَأَنْعَمَ عَلَىَّ بِنِعْمَةِ اْلاِنْسَانِيَّةِ الَّتِى صَيَّرَتِ اْلاِنْسَانَ عَالَماً صَغِيرًا اَكْبَرَ مَعْنىً مِنَ الْعَالَمِ الْكَبِيرِ.وَكَذَا حَسْبِى مَنْ جَعَلَنِى مُؤْمِناً فَأَنْعَمَ عَلَىَّ نِعْمَةَ اْلاِيمَانِ الَّذِى يُصَيِّرُ الدُّنْيَا وَاْلآخِرَةَ كَسُفْرَتَيْنِ مَمْلُوءَتَيْنِ مِنَ النِّعَمِ يُقَدِّمُهُمَا اِلٰى الْمُؤْمِنِ بِيَدِ اْلاِيمَانِ.وَكَذَا حَسْبِى مَنْ جَعَلَنِى مِنْ اُمَّةِ حَبِيبِهِ مُحَمَّدٍ عَلَيْهِ الصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ، فَأَنْعَمَ عَلَيَّ بِمَا فِى اْلاِيمَانِ مِنَ الْمَحَبَّةِ وَالْمَحْبُوبِيَّةِ اْلإِلَهِيَّةِ، اَلَّتِى هِىَ مِنْ أَعْلٰى مَرَاتِبِ الْكَمَالاَتِ الْبَشَرِيَّةِ، وَبِتِلْكَ الْمَحَبَّةِ اْلاِيمَانِيَّةِ تَمْتَدُّ اَيَادِى اِسْتِفَادَةِ الْمُؤْمِنِ اِلٰى مَا لاَيَتَنَاهٰى مِنْ مُشْتَمِلاَتِ دآئِرَةِ اْلاِمْكَانِ وَالْوُجُوبِ.وَكَذَا حَسْبِى مَنْ فَضَّلَنِى جِنْساً وَنَوْعاً وَدِيناً وَاِيمَاناً عَلٰى كَثِيرٍ مِنْ مَخْلُوقَاتِهِ، فَلَمْ يَجْعَلْنِى جَامِداً وَلاَحَيَوَاناً وَلاَضآلاًّ، فَلَهُ الْحَمْدُ وَلَهُ الشُّكْرُ.وَكَذَا حَسْبِى مَنْ جَعَلَنِى مَظْهَراً جَامِعاً لِتَجَلِّيَاتِ اَسْمآئِهِ وَاَنْعَمَ عَلَىَّ بِنِعْمَةٍ لاَتَسَعُهَا الْكآئِنَاتُ بِسِرِّ حَدِيثِ: (لاَيَسَعُنِى اَرْضِى وَلاَسَمآئِى وَيَسَعُنِى قَلْبُ عَبْدِىَ الْمُؤْمِنِ) يَعْنِى اِنَّ الْمَاهِيَّةَ اْلاِنْسَانِيَّةَ مَظْهَرٌ جَامِعٌ لِجَمِيعِ تَجَلِّيَاتِ اْلاَسْمَآءِ الْمُتَجَلِّيَةِ فِى جَمِيعِ الْكآئِنَاتِ.blank.gif1


                  [NOT]Dipnot-1

                  Beşinci Nükte
                  Ben ve herbir fert, halen ve kàlen, müteşekkir ve müftehir olarak, şöyle demeliyiz:Beni yaratan ve yokluk karanlıklarından çıkararak bana varlık nurunu nimet olarak veren Zât bana yeter.Kezâ, sahibine herşeyi veren ve onun elini herşeye uzatan hayat nimetini bana bağışlayarak beni hayat sahibi yapan Zât bana yeter.Kezâ, insanı, büyük âlemden mânen daha büyük bir küçük âlem yapan insaniyet nimetini bana bağışlayarak beni insan yapan Zât bana yeter.Kezâ, dünya ve âhireti nimetlerle dolu iki sofra haline getirerek iman eliyle mü’mine takdim eden iman nimetini bana bağışlayarak beni mü’min yapan Zât bana yeter.Kezâ, beni habibi olan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın ümmeti yaparak, imanda bulunan ve bütün kemâlât-ı beşeriye mertebelerinin üstünde olan muhabbet ve İlâhî muhabbet nimetini bana bağışlayan ve bu imânî muhabbet ile, mü’minin istifadesini imkân (kâinat) ve vücub (Cenâb-ı Hakkın varlığı) dairelerinin sonsuz müştemilâtına (kapsamına) kadar genişleten Zât bana yeter.Kezâ, beni cansız kılmayıp, hayvan yapmayıp, dalâlette bırakmayarak, cins ve nevi ve din ve iman itibarıyla mahlûklarının pek çoğundan üstün kılan Zât bana yeter ki, hamd de Ona, şükür de Ona mahsustur.Kezâ, “Ne yere, ne de göğe sığmadım; Ben bir mü’min kulumun kalbine sığdım” meâlindeki hadîsin sırrıyla, yani, bütün kâinatta tecellî eden İlâhî isimlerin bütün tecellilerine insanın câmi bir mazhar (ayna) olması sırrıyla, kâinata sığmayan bir nimeti bana bağışlayarak beni isimlerinin tecellilerini içine alan bir ayna yapan Zât bana yeter.


                  [/NOT]

                  #803036
                  Anonim

                    وَكَذَا حَسْبِى مَنِ اشْتَرٰى مُلْكَهُ الَّذِى عِنْدِى مِنِّى، لِيَحْفَظَهُ لِى ثُمَّ يُعِيدَهُ اِلَىَّ، وَاَعْطَانَا ثَمَنَهُ الْجَنَّةَ، فَلَهُ الشُّكْرُ وَلَهُ الْحَمْدُ بِعَدَدِ ضَرْبِ ذَرَّاتِ وُجُودِى فِى ذَرَّاتِ الْكَآئِنَاتِ.حَسْبِى رَبِّى جَلَّ اللهُنُورْ مُحَمَّدْ صَلَّى اللهُلاَ إِلٰهَ اِلاََّ اللهُحَسْبِى رَبِّى جَلَّ اللهُسِرُّ قَلْبِى ذِكْرُ اللهُِذِكْرُ اَحْمَدْ صَلَّى اللهُلاَ إِلٰهَ اِلاَّ اللهُblank.gif1

                    endOfSection.gifendOfSection.gif


                    [NOT]Dipnot-1 Kezâ, bende bulunan mülkünü muhafaza etmek üzere benden satın alarak sonra bana iade eden ve karşılığında bize Cenneti veren Zât bana yeter. Vücudumun zerrelerinin kâinatın zerreleriyle çarpımı sayısınca Ona şükür ve hamd olsun.Hasbî Rabbî Cellâllah.Nûr Muhammed Sallâllah.Lâilâhe illâllah.Hasbî Rabbî Cellâllah.Sirru kalbî zikrullah.Zikrü Ahmed Sallâllah.Lâilâhe illâllah.
                    [/NOT]

                  8 yazı görüntüleniyor - 31 ile 38 arası (toplam 38)
                  • ‘Dördüncü Şuâ’ konusu yeni yanıtlara kapalı.