- Bu konu 75 yanıt içerir, 18 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
12 Ağustos 2009: 17:32 #752926
Anonim
Yoksa yanarsın!Rüzgârda el sallayan ağacın, “Bana bak ve beni gör” diyen haykırışlarını dinlesen, bak sana neler anlatacak:
Şimdi kış,
belki şimdi kollarım kurudu,
ellerim döküldü,
toprak oldu,
ama baharda canlanacağım.
Kollarım daha da güçlenecek,
ellerim şenlenecek.
Sana o zaman yüzbinlerle mendil sallayacağım
ve şimdi kış olduğu için bedenimle bir ölü gibiyim,
fakat baharda meyvelerimle binler dirileceğim.Evet madem ben bir ağaçken böyle oluyor, sen eşref-i mahlûkat olan insan isen hayatının ardından ölümün ve yeniden hilkatin mahşer baharında milyonlar meyve vermeli, yoksa kuru bir kütük gibi ateşe atılırsın.
ÇETİN ÖZGEN
19.06.2009
Elif-Yeniasya
13 Ağustos 2009: 19:16 #753046Anonim
O YOLDA OL-MAK
İNSAN bu dünyada bir yolcu. Yolculuğu sırasında da karşılaştığı zahmet ve zorluklar olacaktır. Bunlara takılmak yerine aşmaktır aslolan.
Sen-ben ve var-yok kavgasından kurtulmak ve kalben rahatlamak istiyorsak, Hz. Peygamber’in (asm) bir sözünü hatırlayalım: “Sizden kim güvenliğinden emin, sağlığı yerinde, günlük yiyeceği yanında sabahlarsa, sanki bütün dünya ona verilmiş gibidir.”
Tam bir şifa reçetesi değil mi? İsteyen baş ucuna asar, dileyen ruhuna yazar.
Varacağı yer ve yolu bellidir insan denen yolcunun… Yalnız yoldaki tehlikelere azamî dikkat. İşaret levhaları boşuna konulmamış. Kaptırıp gitmek, kuralların dışına çıkmak yasak. Zincirleme kazalara sebep olabiliriz. Kendi şeridimizde ve makul bir hızda seyredelim.Nasıl olsa bu yolculuk da çok fazla sürmeyecek.
İyilik nerede ise, sen hep orada ol.
Ne kapılar açılır, yeter ki o yolda ol.19.06.2009
Elif-Yeniasya15 Ağustos 2009: 06:44 #753172Anonim
Ağaca asılan zekât paraları
FATİH Sultan Mehmet Han devrinde bir Müslümanın dolaşıp yıllık zekâtını verebileceği fakir birini arayıp bulamaz. Bunun üzerine zekâtın tutarı olan parayı bir keseye koyarak, Cağaloğlu’ndaki bir ağaca asıp, üzerine şunları yazar:
“Müslüman kardeşim, bütün aramalarıma rağmen, memleketimizde zekâtımı verecek kimse bulamadım. Eğer muhtaç isen, hiç tereddüt etmeden al.”
Bu kesenin de üç ay kadar o ağaçta asılı kaldığı kaynaklarda belirtilmektedir.(Osmanlı Tarihinden İlginç Anekdotlar, s. 40)19.06.2009
Elif-Yeniasya17 Ağustos 2009: 17:49 #753436Anonim
Böceğin dersi 2RİSÂLE-İ Nur’dan sahabelerle ilgili konuyu okurken, kenara bir not yazdım. O sırada küçücük nokta kadar bir böcek çıkıverdi. Derken yanına bir arkadaşı da geldi. İkisi sanki birşeyler konuştuktan sonra, yazdığım cümleyi hece hece adımlayıp sonuna kadar vardılar. Gidip kaybolacaklar derken, cümlenin sonuna koyduğum noktanın yanında hizaya durdular. Ve cümle üç noktayla bitmiş oldu.
Neymiş o cümle diye meraklandığınızı biliyorum. İşte o cümle:
“Sahabeler de bizim gibi insandırlar diyorlar; fakat biz, onlar gibi insanlar değiliz…” Siz ne düşünürsünüz bilmem ama, böcekler bile durmaları gereken yeri biliyorlar gibi…
19.06.2009
Elif-Yeniasya20 Ağustos 2009: 16:12 #753696Anonim
BU TERAZİ KENDİNİ TARTAR
DİL bir ölçüdür. Cehalet onu hafiflettiği gibi, akıl da onu ağırlaştırır.
Hz. Ali (k.v.)
19.06.2009
Elif-Yeniasya23 Ağustos 2009: 06:35 #753849Anonim
“O GÜN GELDİĞİNDE!”
EN ufak bir zulümden Allah’a (cc) sığınmak lâzım. Neden mi?
Söz, Hz. Ali’nin (ra): “Mazlûmun zalimden öç alacağı gün, zalimin mazlûma zulmettiği günden daha çetindir.”HAFTANIN İNCİSİ
ALLAH’IN katında değer ve kıymetini öğrenmek istiyorsan, hangi işte seni ikame ettiğine, seni hangi halde tuttuğuna bak.
Ataullah İskenderî (Vefatı: 1380)
19.06.2009
Elif-Yeniasya26 Ağustos 2009: 20:27 #754086Anonim
‘DOĞAYI KORUYALIM’ GAFLETİ
ALLAH’IN yarattığı bir san’at galerisi olan ve adına tabiat denilen şu harikalar harikasına bir zamanlar “tabiat” diyerek Allah ile alâkasını kesmeye çalıştılar. Sonra “doğa”ya çevirdiler bu ismi. Belli belirsiz bir ilâh tasavvurunu körpe zihinlere aşılamak için…
Şimdilerde ise, “Doğayı koruyalım” pankartı ile karşımıza çıkıyorlar. El insaf yahu. “Doğanın mu’cizesi,” “Doğanın harikası,” vs. deyip, “Allah” yerine kullandığınız bu doğa denen şeyin madem gücü var, niye onu korumaya çağırıyorsunuz milleti. Siz hiç “Allah’ı koruyalım” işareti ya da levhası gördünüz mü bir yerde? Bu çelişkiyi düzeltin o zaman. “Tabiat ya da doğa her ne ise Allah’ın bir san’at eseridir ve lütfen gerekeni yapalım” deyin. Tabiî inancınız ve yüreğiniz varsa.
26.06.2009
Elif-Yeniasya14 Eylül 2009: 11:15 #755384Anonim
“KİMSEYE BORCUM YOK!” DİYENE
KİMSEYE borcum yok diyene inanma. Öyle bir borç var ki üzerimizde, bu borç parayla pulla ödenecek gibi değil.
Belki ibadetle ve imanla ödenebilir bu borç.
Kediler âleminde fare olmamak, bir tutam maydanoz olmamak…
Ve insan olarak, iman nimetine sahip olarak doğmak insanı gırtlağına kadar borçlu hissettirmeye yeter de artar bile…
Yaşarken yaptığımız borçlar ayrı…
Biz doğarken borçlu doğmuşuz.
Sonsuza kadar, şükür ve bütün nimetleri O’ndan bilmek,
O’nun emirlerini dinlemek bir derece bu borcu ödememize yardımcı olabilir.26.06.2009
Elif-Yeniasya27 Eylül 2009: 07:21 #755996Anonim
HER YERDE İHLÂS
Bir İslâm büyüğüne sormuşlar:
“Sizin nasihatınızı dinlerken kendimizi tutamıyor ağlıyoruz; ama bazen resmî görevlileri dinlerken, bir türlü ağlamak gelmiyor içimizden.”
İslâm büyüğü şu hikmetli karşılığı vermiş: “Ücretle ağlayan kadınlar, kimseyi ağlatamazlar. Ama kendi çocuğu için gözyaşı döken bir ana, herkesi ağlatabilir!”
10.07.2009
Elif-Yeniasya
27 Eylül 2009: 18:58 #756046Anonim
MİZAH-ÇIK
Birisi İmam Şabi’ye:
“İhramlıyken kişi bedenini kaşıyabilir mi?” diye sordu.
“Evet” cevabını alınca:
“Peki ne kadar?” dedi.
İmam Şabi bu anlamsız soruya aynı tarzda cevap verdi: “Kemikleri gözükene kadar!”10.07.2009
Elif-Yeniasya27 Eylül 2009: 19:02 #756049Anonim
Allah razı olsun yüreğine sağlık hüseyni kardeşim çok güzel
28 Eylül 2009: 07:02 #756085Anonim
BATAN GÜNEŞ MİSALİ
Bir gün Peygamber Efendimiz (asm) ashabına, batmak üzere olan güneşi gösterip şöyle buyurdu:
“Bugünün geçen saatlerine göre kalan saatleri ne kadar kısa ise, dünyanın geçen ömrüne göre kalan ömrü de o kadar kısadır.”
Allah’ın Sevgili Elçisi (asm) dünyayı mi-safirhane, insanı da misafir sayardı.Ahiret uzakta değil, burnumuzun dibindedir.
10.07.2009
Elif-Yeniasya28 Eylül 2009: 18:46 #756147Anonim
ŞÜKÜR NEYMİŞ?
Cüneyd-i Bağdâdî çocukken biri ona sorar:
“Şükür hakkında ne biliyorsun?”
Küçük Cüneyd der ki:
“Şükür odur ki, Allah’ın sana verdiği nimetlerle, günah ve kötülük yolunda kuvvet kazanmayasın!..”
10.07.2009
Elif-Yeniasya1 Ekim 2009: 07:47 #756384Anonim
ADALET VE ZULÜM NEDİR?
Adalet nedir? Ağaçlara su vermek.
Zulüm nedir? Dikeni sulamak. Adalet bir nimeti yerine koymaktır; her su çeken tohumu sulamak değil.
Zulüm nedir? Bir şeyi yerinde kullanmamak, yeri olmayan yere koymaktır.Mevlânâ
10.07.2009 Elif
3 Ekim 2009: 10:26 #756616Anonim
Ne doktorlar var
Adamın biri müthiş mide sancıları çekiyormuş. Doktora gitmiş. Doktor ona sormuş:
“Peki sabah ve öğlen ne yedin?”“Bakmadım ki, önüme ne koydularsa yedim!..”
“Al sana göz merhemi; iyice sür!”
“Ne ilgisi var göz merheminin mide sancısı ile doktor bey?!”
“Bir dahaki sefere bak, önüne ne koydular gör, ondan sonra ye! Her şeyi abur cubur yersen, mide ağrıları çekersin elbette!”
17.07.2009 ELİF -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.