- Bu konu 215 yanıt içerir, 7 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
16 Mart 2011: 22:40 #787239
Anonim
Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Beni gören veya beni göreni gören bir müslümana ateş değmeyecektir.”
Tirmizi, Menakıb (3857).
16 Mart 2011: 22:41 #787240Anonim
Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Ashabıma sebbetmeyin (dil uzatmayın). Nefsim elinde olan Zât-ı Zülcelâl’e yemin olsun (sizden) biri, Uhud dağı kadar altın infak etse, onlardan birinin infak ettiği bir müdd’e hatta yarım müdd’e bedel olmaz.”
Müslim, Fedailu’s-Sahabe 221, (2540).
16 Mart 2011: 22:43 #787241Anonim
Hz. Ebu Musa radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ile, beraber akşam namazı kılmıştık. Aramızda: “Burada oturup yatsıyı da onunla birlikte kılsak” dedik ve oturduk. Derken yanımıza geldi ve:
“Hala burada mısınız?” buyurdular.
“Evet!” dedik.
“İyi yapmışsınız!” buyurdu ve başını semaya kaldırdı. Başını sıkça semaya kaldırdı ve şöyle buyurdu:
“Yıldızlar semanın emniyetidir. Yıldızlar gitti mi, vaadedilen şey semaya gelir. Ben de Ashabım için bir emniyetim. Ben gittim mi, onlara vaadedilen şey gelecektir. Ashabım da ümmetim için bir emniyettir. Ashabım gitti mi ümmetime vaadedilen şey gelir.”
Müslim, Fedâilu’s-Sahâbe 207, (2531).16 Mart 2011: 22:50 #787242Anonim
Büreyde radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Bir yerde ölen Ashabımdan hiçbirisi yoktur ki, Kıyamet günü oranın ahalisine bir nur ve onlara (cennete sevkte) bir rehber olmasın.”
Tirmizi, Menakıb (3864).
16 Mart 2011: 22:54 #787243Anonim
Said İbnu’l-Müseyyeb, Hz. Ömer radıyallahu anh’tan naklediyor: Demişti ki:
“Ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ı dinledim, buyurmuştu ki: “Ben, Rabbimden Ashabımın benden sonra düşeceği ihtilaf hakkında sordum. Bunun üzerine şöyle vahyetti:
“Ey Muhammed! Senin Ashabın benim nezdimde, gökteki yıldızlar gibidir. Bazıları diğerlerinden daha kavidirler. Her biri için bir nûr vardır. Öyleyse, kim onların ihtilaf ettikleri meselelerden birini alırsa, o kimse benim nazarımda hidayet üzeredir.”
Hz. Ömer der ki: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm (devamla) ilave etti:
“Ashabım yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız hidayeti bulursunuz.”
Rezin tahriç etmiştir. (Hadisin birinci kısmını Câmi’u’us-Sağir’de Suyuti kaydeder (Feyzu’l-Kadır 4, 76). İkinci kısmı da İbnu Abdi’l-Berr, Câmi’u’l-İlm’de kaydetmiştir (2, 91).
16 Mart 2011: 23:14 #787245Anonim
ASHABIN FAZİLET VE MENKIBELERİNİN YÜCELİĞİ
Said İbnu Zeyd radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın şöyle söylediğini işittim:
“Ebu Bekr cennetliktir, Ömer cennetliktir, Osman cennetliktir, Ali cennetliktir, Talhâ cennetliktir, Zübeyr cennetliktir, Sa’d İbnu Malik cennetliktir, Abdurrahman İbnu Avi cennetliktir, Ebu Ubeyde İbnu’l-Cerrâh cennetliktir.”(Râvi der ki: Zeyd) onuncuda sükut etti. Dinleyenler: “Onuncu kim?” diye sordular. (Bu taleb üzerine):
“Said İbnu zeyd!” dedi. Yani bu, kendisi idi. Zeyd sonra ilave etti:
“Allah’a yemin ederim. Onlardan birinin Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm ile birlikte yüzü tozlanacak kadar bulunuvermesi, sizden birinin ömrü boyu çalışmasından daha hayırlıdır, hatta ömrü, Hz. Nuh aleyhisselam’ın ömrü kadar uzun olsa bile”
Ebu Davud, Sünnet 9, (4648, 4649, 4650).
17 Mart 2011: 09:43 #787263Anonim
Hz. Cabir radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Ben kendimi cennete girmiş gördüm. Derken Ebu Talha’nın hanımı Rumeysa ile karşılaştım (radıyallahu anhüma). Bir de hışırtı kulağıma geldi.
“Bu kim(in hışırtısı)?” dedim.
“Bilal(in)!” dediler. Avlusunda bir cariye bulunan bir köşk gördüm.
“Bu kime ait?” dedim.
“Ömer İbnu’l-Hattab’ındır!” dediler. İçine girip bakmayı arzu ettim. Ancak senin kıskanç olduğunu hatırladım ve geri döndüm!”
Ömer, bu söz üzerine ağladı ve:
“Sana karşı da mı kıskanç olacağım ey Allah’ın Resûlü!” dedi.”
Buhari, Ta’bir 31, 32, Bed’ü’l-Halk 9, Fezailu’l-Ashab 19, Nikah 107; Müslim, Fezailü’s-Sahabe 21, (2395).
17 Mart 2011: 10:52 #787270Anonim
Bu faydalı bilgiler için teşekkürler kardeş
17 Mart 2011: 11:02 #787274Anonim
17 Mart 2011: 11:22 #787276Anonim
“Ümmetimin fesadı zamanında kim sünnetime temessük ederse (yapışırsa), ona yüz şehid ecri vardır.” sözü, hadis midir, nasıl anlaşılmalıdır?
Evet, bu ifadeler hadistir. (1)
Bidaların ve dalaletlerin İslam toplumunu istila ettiği, toplumda hükmettiği zaman, sünneti seniyyeye yapışan yüz şehid ecri kazanabilecektir.
Tabii ki Kur’an’ın hakikatları ile sünnet-i seniyyenin prensipleri birbirinden ayrılmaz. Ümmet içinde bidatların revaçta olduğu, çoğunluğun bidatların ve dalaletlerin istilasında bulunduğu bir zaman; gerçekten çok riskli, çok tehlikeli bir zamandır.
Bir amelde tehlike arttıkça sevap fazlalaşmaktadır. Böyle tehlikeli bir zamanda, başta iman hakikatlerine, İslâm’ın hükümlerine Kur’an’ın anlaşılmasına, sünnetin ve İslâm’ın hayata kazandırılmasına hizmet pek büyük bir hizmettir; hatta normal şartlarda bir şehidin yaptığı fedakarlıktan daha büyük fedakarlıklar ister ki, birçok şehidin sevabı kadar sevap gerektirebilsin.
Çünkü şehit bir anda bir fedakarlık gösterip canını Allah yolunda verirken böyle bir atmosfer içinde iman hakikatlerine, Kur’an’a, Sünnet-i Seniyyeye hizmet eden birisi, hayatının her gününde büyük fedakarlıklarda bulunabilmektedir.
Demek oluyor ki, zaman şiddetlendikçe, fitneler arttıkça amellerin sevapları da artacaktır. Ayrıca bu hadis-i şerifte bir sünnete uymak için büyük bir teşvik vardır.
Hadiste geçen temessük (sünnete yapışma) kelimesi, şu manaları ihtiva etmektedir: (2)
1. Temessük kararlılık, sebat ve ısrardır: Temessük’ün ifade ettiği yapışmada kararlılık; sebat ve ısrar vardır. Ümmetin bozulması zamanında öyle kimseler çıkar ki, kararlılık ve ısrarla, aynı müsbet tavrı muhafaza ederek, sebatla sünnet-i seniyye ve ahkâm-ı Kur’an’a bağlılıklarını gösterirler. Bu yolda her şeyi göze alırlar. Bu manâ “msk” kökünde ve bütün müştaklarında vardır.
2. Temessükde devamlılık vardır: Temessükde devamlılık da vardır. Zaten kararlılık ısrar ve sebat devamlılığı gerektirmektedir. Fiilin manaları incelendiğinde hepsinde devamlılık göze çarpar. Bir şeyi salıvermemek üzere tutmak, sürekli tutmayı gerektirir. Muhafaza bir şeyi mütemadiyen korumak demektir. Öyleyse yüz şehid ecri gibi büyük mükâfat gerektiren iş devamlılığı, sabrı, kararlılığı, bir ömrü birbirinden ayrılmayan Kur’an ve Sünnet yoluna vakfetmeyi gerektirir.
3. Temessük bütüne sahip çıkmaktır: Temessük “bütüne” sahip çıkmaya da işaret eder. Bir şeyi salmamak üzere tutmak, yakalamak, yakalanan ve tutulan şeyin bütününü elde tutmakla mümkündür. Bir insanı yakalamak gibi. Dili konuşmaktan tutmak onu tamamen söz söylemekten alıkoymak demektir. Biraz konuşup biraz susmak, konuşmamak sayılmaz. Yemekten içmekten cinsi münasebetten vazgeçmek ve bunlardan kendini tutmak demek olan imsak da böyledir.
Şu halde fesad-ı ümmet zamanında sünnete temessük, küllü ve bütünü ilgilendiren, bütünü ayakta tutmaya ve yaşatmaya yönelik bir temessüktür. Bu, İslamın, Kuran ve sünnetin bütün yönlerine yapışma, onları bırakmama, ayakta tutma mücadelesi verme demektir. Genelde ümmetin bozulduğu, top yekün bir fesad devrinde bu işe el atacak kimseler az olacaktır. Hem bu işin zor olduğu da açıktır. Bu gibi sebeplerden dolayı mükafatı da pek büyük olmaktadır.
4. Temessük karşılıklı güçlerin mücadelesini yansıtır: Msk kökünde ve temessükde karşılıklı mücadele ve iki gücün birbirine direnmesi, mukavemeti vardır. İmsak, imtisak, temâsük, temessük, mesk, önce bir şeyi bırakmamak, salmamak üzere tutmayı ifade ederler. Burada güçlüğü göğüsleyen, yakalayıp tutan, salmayan taraftır. Tutulan taraf da bırakmama karşısında teslimiyetçi değildir. O da bu tutuştan kurtulmak, serbest kalmak arzu eder.
Mesela msk köküyle ifade edilen, dili konuşmaktan, söylemekten tutmak işinde, dil konuşmak istemekte, konuşmaya çabalamakta fakat bu mücadelede onu engelleyen güce mağlub olmaktadır. Msk kökündeki çatışma “Kim benim sünnetime temessük ederse”, hadisi açısından düşünüldüğünde sünneti muhafaza ve korumak için sürekli bir mücadele ve mücahedeyi ifade eder.
alıntı17 Mart 2011: 15:50 #787314Anonim
Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor:
“Üseyd İbnu Hudayr ve Abbâd İbnu Bişr radıyallahu anhüma karanlık bir gecede Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın yanında idiler. (Sohbet bitince) yanından ayrıldılar. Derken önlerinde iki nur peydah oldu. Yolları ayrıldığı zaman her birinin bir nûru vardı.”
Buhari, Mesâ’ıd 78, Menakıb 28, Menakıbu’l-Ensar 13.
EBU BEKR SIDDİK Radıyallahu Anh
17 Mart 2011: 15:53 #787316Anonim
Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Cebrail aleyhisselâm yanıma gelerek elimden tuttu ve bana ümmetimin gireceği cennet kapısını gösterdi.”
Hz. Ebu Bekr atılıp:
“Ey Allah’ın Resulü! Ben o sırada seninle olmayı ne kadar isterdim, ta ki ona ben de bakayım!” dedi.
Aleyhissalatu vesselam:
“Ey Ebu Bekr, ümmetimden cennete ilk girecek kimse olman sana yetmez mi!” karşılığında bulundular.”
Ebu Davud, Sünnet 9, (4652).
17 Mart 2011: 16:03 #787317Anonim
Ebu’d-Derda radıyallahu anh anlatıyor: “Ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ın yanında oturuyordum. Derken, Ebu Bekr radıyallahu anh elbisesinin eteğini tutarak çıkageldi. Öyle ki, dizleri açılmış durumdaydı. Aleyhissalatu vesselam (onu bu halde görür görmez):
“Arkadaşınız biriyle çekişmiş olmalı!” buyurdular. Ebu Bekr selam verdi ve:
“(Ey Allah’ın Rasûlü!) Benimle İbnu’l-Hattab arasında bir şey (tatsızlık) oldu. Üzerine yürüdüm, sonra da pişman oldum. Beni affetmesini taleb ettim, kabul etmedi. Bunun üzerine sana geldim!” dedi. Aleyhissalatu vesselam da:
“Ey Ebu Bekr! Allah sana mağfiret etsin!” buyurdu ve bunu üç kere tekrar etti. Sonra da Ömer radıyallahu anh, davranışından pişman oldu. Ebu bekr radıyallahu anh’ın evine gitti ve:
“Ebu Bekr evde mi?” diye sordu. “Hayır!” cevabını alınca, o da doğru Aleyhissalatu vesselâm’ın yanına geldi ve selam verdi: Aleyhissalatu vesselam’ın yüzü (öfkeden) renk renk olmaya başladı. Bu hal, Hz. Ebu Bekr radıyallah’ı korkuttu. derhal diz çökerek:
“Ey Allah’ın Resûlü! Bu meselede (hata benim), ben zulmettim!” dedi. Aleyhissalatu vesselam (hepimize):
“Allah beni size (peygamber olarak) gönderdi. Size tebliğ ettiğim zaman hepiniz bana: “Sen yalancısın” dediniz. Ebu Bekr ise: “Doğru söyledin” dedi ve bana canıyla, malıyla yardımcı oldu. Siz arkadaşımı bana bırakırsınız değil mi?” buyurdular ve iki veya üç kere, bu sözü tekrar ettiler.”
Ebu’d-Derda der ki: “Bundan sonra, (Resûlullah’ın hatırı için) Ebu Bekr’e hiç eziyet edilmedi.”
Buhari, Fezailu’l-Ashab 5, Tefsir, A’raf 3.
17 Mart 2011: 22:50 #787335Anonim
Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: “Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ı vefata götüren hastalığı şiddetlendiği zaman, halka namazı Hz. Ebu Bekr radıyallahu anh kıldırıyordu. Pazartesi günü, cemaat saf olmuş halde namaza durduğu sırada Aleyhissalatu vesselam hücresinin perdesini açtı, ayakta olduğu halde bize bakıyordu.
Yüzü sanki bir mushaf yaprağı gibi (uçuk) idi. Sonra tebessüm ederek güldü. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’ı (böyle) görmenin sevinciyle namazı bozayazdık. Hz. Ebu Bekr derhal safta namaz kılmak üzere geri çekildi. Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm7ın namaza geldiğini zannetmişti. Ancak Aleyhissalatu vesselam, bize işaret ederek namazı tamamlamamızı söyledi ve perdeyi indirdi. O gün vefat etti.”
Buhari, Ezan 46, 94, Amel fi’s-Salat 6, Meğazi 83; Müslim, Salat 98; Nesai, Cenaiz 7, (7, 4).
17 Mart 2011: 22:51 #787336Anonim
Süfyan rahimehullah dedi ki: “Kim, Hz. Ali’nin imamete, Hz. Ebu Bekr ve Hz. Ömer’den daha çok hak sahibi olduğu kuruntusuna düşerse, Hz. Ebu Bekr’i, Hz. Ömer’i, Muhacirleri ve Ensarları toptan hatakârlıkla itham etmiş olur. Bu bozuk akidesiyle onun amelinin semaya yükseleceğini zannetmiyorum.”
Ebu Davud, Sünnet 8, (4630).
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.