• Bu konu 27 yanıt içerir, 11 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 29)
  • Yazar
    Yazılar
  • #640737
    Anonim

      Şeyh Sadî Gülistan’da der ki:

      Zalim ve fasık biri, bir Allah (c.c.) dostuna:

      “- İbadetlerin hangisi efdaldir?” diye sorar.

      O da:

      “- Senin için uykudur. Çünkü, uykuda olduğun zaman kimseyi incetemezsin!..” cevabını verir.

      #698152
      Anonim

        kısa fakat müthiş..

        #698154
        Anonim
          alina-5;25537 wrote:
          kısa fakat müthiş..

          üyeliğiniz hayırlı olsun ALLAH istifadenizi artırsın.

          #698160
          Anonim
            ARİF;25534 wrote:
            Şeyh Sadî Gülistan’da der ki:

            Zalim ve fasık biri, bir Allah (c.c.) dostuna:

            “- İbadetlerin hangisi efdaldir?” diye sorar.

            O da:

            “- Senin için uykudur. Çünkü, uykuda olduğun zaman kimseyi incetemezsin!..” cevabını verir.

            Çok güzelmiş Allah razı olsun.. Kırk yıl düşünsem diye bir tabir vardır ya bende değil kırkyıl bir ömür düşünsem bu cevap aklıma gelmezdi…

            #698250
            Anonim

              Tâifliler, hicrî 9. seneye kadar inançsızlıkta şiddetle direnip müslümanlara çok ağır zâyiât verdirdiler. Nihâyet müslümanlar daha fazla dayanamayıp:

              “–Yâ Rasûlallâh! Sakîf Kabîlesi’nin okları ve mızrakları bizi yaktı, perişan etti. Artık şunlara bedduâ etseniz!..” diye ricâda bulundular. Fakat Efendimiz -aleyhissalâtü vesselâm-:

              “–Yâ Rabbî! Sakîf Kabîlesi’ne hidâyet nasîb eyle! Onları bize gönder!” diye niyâz etti. Bir müddet sonra Tâif halkı, Medîne-i Münevvere’ye gelerek İslâm ile şereflendi. (İbn-i Hişâm, IV, 134; Tirmizî, Menâkıb, 73/3942)

              #698517
              Anonim

                KirlangiÇ Hİkayesİ !
                Günlerden bir gün kırlangıcın biri bir adama aşık olmuş. Ve adamın penceresinin önüne konup adama şöyle demiş:

                Ben seni cok seviyorum lütfen pencereyi açıp beni içeri alda birlikte yaşayalım.Adam:
                Olmaz alamam… Sen bir kuşsun hiç bir kuş adama aşık olurmu?… demiş. Kırlangıç tekrar:
                lütfen pencereyi açıp beni içeri al birlikte yaşarız. Hem ben sana dost ve arkadaş olurum canında sıkılmaz birlikte yaşar gideriz. demiş.

                Adam yine:
                Olmaz alamam…Git başımdan, diye cevap vermiş.
                Üçüncü ve son defa kuş adamın penceresinin önüne konup adama tekrar şöyle demiş:
                lütfen beni içeri al.. Artık soğuklarda başladı, dışarıda kalamam biliyorsun ben sıcak havalarda yaşayabilirim sadece beni içeri almassan başka sıcak ülkelere gitmek zorunda kalırım. Lütfen beni içeri alda burada kalayım. Birlikte yemek yer omuzuna konar seni neşelendirir sana yarenlik ederim. Hem sende benim gibi yalnızsın, der…

                Adam ona:
                Git derhal başımdan!… Ben yalnız kalırım demiş ve kuşu kovmuş…
                Kırlangıçta bu cevap üzerine üzüntülü bir şekilde uçmuş ve uzaklara gitmiş.. Adam kırlangıç uzaklara gittikten sonra düşünmüş ve kendi kendine ” Ben ne aptal , ne kadar akılsız bir adamım, niye kırlangıçla birlikte kalmayı kabul etmedim?
                Ne güzel birlikte kalırdık demiş ve çok pişman olmuş, pişman olmuş ama is işten geçmiş. Kendi kendine nasıl olsa sıcaklar başlayınca kırlangıcım yine gelir bende onu içeri alır birlikte mutlu bir hayat sürerim, demiş. Ve penceresini sonuna kadar açıp beklemeye başlamiş.

                Yazın gelmesiyle kırlangıçlarda gelmeye başlamiş. Ama onun kırlangıcı gelmemiş.Yazın sonuna kadar hiç penceresini kapatmadan pencerenin başında beklemiş ama boşuna….Kırlangıç yokmuş.Gelen kırlangıçlara sormuş ama onun kırlangıcını gören olmamış.

                Sonunda bir bilge kişiye halini danışmak ve ondan bilgi almak için gitmiş. Bilge kişiye olayı anlattıktan sonra bilge kişi ona şöyle demiş:

                K ı r l a n g ı ç l a r ı n ö m r ü 6 A y d ı r . . .
                HAYATTA BAZI FIRSATLAR VARDIR ÖMRÜNDE BİR DEFA İNSANIN ELİNE GEÇER VE DEĞERLENDİRİLMEZSE UÇUP GİDER .

                buda bugünün hikayesi….

                #698637
                Anonim

                  Sa’d b. Ebu Vakkas (R.A.) şöyle anlatır:

                  Anneme karşı çok itaat eden biriydim. Annem Müslüman olduğumu duyunca, beni çağırdı ve: Bu inandığın din nedir ey Sa’d dedi; ya bu dinden vazgeçersin, yahut da yemeyeceğim, içmeyeceğim, öleceğim. Sana herkes “anne katili” diyecek, dedi. Sa’d, anneciğim bunu bana yapma, ben yeni inandığım dinimi terketmem, dedi. Aradan bir kaç gün geçti. Annem hiç bir şey yemedi, oldukça zayıflamış ve halsiz kalmıştı. Nihayet kendisine şöyle dedim:

                  Ana ! Allah’a yemin ederim ki, bin canın olsa da hepsi tek tek çıksa yine de hak din olan İslamiyet’ten ayrılmam, dedim

                  #698746
                  Anonim

                    Allah razı olsun paylaşımlarınız için…

                    #698748
                    Anonim
                      ARİF;26705 wrote:
                      Sa’d b. Ebu Vakkas (R.A.) şöyle anlatır:

                      Anneme karşı çok itaat eden biriydim. Annem Müslüman olduğumu duyunca, beni çağırdı ve: Bu inandığın din nedir ey Sa’d dedi; ya bu dinden vazgeçersin, yahut da yemeyeceğim, içmeyeceğim, öleceğim. Sana herkes “anne katili” diyecek, dedi. Sa’d, anneciğim bunu bana yapma, ben yeni inandığım dinimi terketmem, dedi. Aradan bir kaç gün geçti. Annem hiç bir şey yemedi, oldukça zayıflamış ve halsiz kalmıştı. Nihayet kendisine şöyle dedim:

                      Ana ! Allah’a yemin ederim ki, bin canın olsa da hepsi tek tek çıksa yine de hak din olan İslamiyet’ten ayrılmam, dedim

                      Selamün aleyküm ..Yazdığınızın kaynağını söyleyebilir misiniz?

                      #698757
                      Anonim
                        Gül-i İkra;26859 wrote:
                        Selamün aleyküm ..Yazdığınızın kaynağını söyleyebilir misiniz?

                        ve aleykümselam islamiyet.gen.tr den alıntı olarak almışım

                        #699263
                        Anonim

                          Hz. Resul-i Ekrem (s.a.a) döneminde vuku bulan ilginç bir olay vardır. Bir gün Resulullah’ın (s.a.a) ashabından bazıları onun huzuruna vararak “Ya Resulullah” derler. “Münafık olmaktan korkarız…” (dikkat ediniz; bunu söyleyenler mü’minlerdir, inananlardır. Ancak, kendi hallerinde meydana gelen bir değişim onları fevkalade tedirgin etmekten ve hemen Resulullah’a, (s.a.a) koşarak bu halin nifak olabilme ihtimalinden duydukları ürküntüyü dile getirmektedirler!…) Resul-i Ekrem (s.a.a) onlardan bu endişelerinin sebebini sorar, cevap verirler: “Zira biz sizin yanınızda bulunduğumuz zaman siz hep faydalı ve etkili şeyler konuşuyor, çok güzel vaaz ediyor; Allah’tan kıyamet ve günahlardan söz açıyorsunuz. Sizi dinlerken o kadar etkileniyor ve öylesine tarifi imkansız bir halet-i ruhiye içine giriyoruz ki hoş mu hoş, güzel mi güzel bir halimiz oluyor. Ancak, sizden ayrılıp da evlerimize gittiğimizde, çoluk çocuğumuzun yanında oturduğumuzda, çok geçmeden halimizin değişmeye başladığını ve yine önceki -sizi adeta hiç dinlememiş gibi- halimize döndüğümüzü hissediyoruz. Ya Resulullah, bu nifak değil midir?” Peygamber-i Ekrem (s.a.a) “Hayır” buyurdular, “Bu nifak değildir, nifak iki yüzlülüğe, iki zıt niyetliliğe denir. Sizin sözünü ettiğiniz ve içinde bulunduğunuz durum nifak değil, iki değişik hale girmedir. Kimi zaman insanın ruhu yücelir, kimi zamansa alçalır. Benim yanımda bulunduğunuz ve bu sözleri duyduğunuz zaman elbette değişiverirsiniz. Eğer bu haleti -benim yanımda olduğunuz zaman size elveren halet-i ruhiyeyi- koruyabilir ve bu halde kalırsanız meleklerle görüşüp tanışır, ayağınız ıslanmaksızın suyun üzerinde yürüyebilirsiniz.”
                          Evet, mezkur durum insanda meleke ve huy haline geldiğinde insan böylesine yücelebilir.
                          Bence Sadi’nin meşhur kıtasında anlatılanlar işte bu hadis-i şerifin tercümesi olsa gerektir. Sadi, Hz. Yakub’un (a.s) duygularını başka bir şekilde dile getirir:
                          “Oğlunu yitiren o ihtiyara
                          Ey temiz insan, dediler,
                          Mısır’dan gömleğinin kokusunu aldın da onun,
                          Kenan illerinde kuyuda olduğunu neden bilemedin?

                          #700082
                          Anonim

                            KARINCA’NIN HİKÂYESİ
                            Vaktiyle bir karınca varmış. Küçüklüğünde başına bir kaza gelmiş, ayağı kırılmış. Zavallıcık topal kalmış.
                            Ama gece demez, gündüz demez çalışırmış. Diğer ar­kadaşları gibi yuva yaparmış. Yuvasına kışlık yiyecek biriktirirmiş.
                            Günlerden bir gün insanların Kabe’ye gidip Hacı ol­duklarınıÖğrenmiş. Karınca kabilesinin reisine niçin Hacca gidildiğini sormuş. Reis bilgiç bilgiç başını salla­mış:
                            Hâlâöğrenemedin mi? demiş. Hacca gitmek zengin Müslümanlara farzdır. Allah’ın emridir. Suudi Arabis­tan’ın Mekke şehrinde bulunan Kabe’yi ziyaret ederler. Arafat Dağı‘nda vakfeye dururlar. Böylece Hacı olup dö­nerler.
                            Topal karıncayı almış bir düşünce:
                            Acaba ben gidemez miyim? diye, günlerce düşün­müş.
                            Yemeden içmeden kesilmiş. Hacca gitme fikri rüyaları­na bile girmiş. O kadar istiyormuş ki her gün yaşlı karın­calara Kabe’nin nasıl bir yer olduğunu soruyormuş. Ama
                            gören yokmuş. Çünkü o zamana kadar hiç bir karınca­nın aklına Hacca gidip Hacı Karınca olmak gelmemiş.
                            Sonunda topal karıncanın sorularından bıkıp usan­mışlar:
                            Amma sordun, diye kızmışlar. Ne o, yoksa hacı ol­maya mı karar verdin?
                            Bir şey söylememiş. Fakat içinden: “Evet” demiş. “Hacca gidip Kabe’yi ziyaret edeceğim ve hacı olacağım.”
                            Bir gün eşyalarını sırtına vurduğu gibi yola koyulmuş.
                            Az gitmiş, uz gitmiş gece gitmiş, gündüz gitmiş… Yü­rüdükçe kırık bacağı daha beter ağrımaya başlamış. Ni­hayet dayanamayacağını anlamış ama vazgeçmek de is­tememiş.
                            Topallaya topallaya yürümesi bir çöl faresinin dikkati­ni çekmiş. Acımış haline.
                            Zavallı dostum, böyle nereye gitmektesin? diye sor­muş.
                            Karıncacık durmuş, yüzünde biriken boncuk boncuk teri silmiş ve ciddi ciddi cevap vermiş:
                            Hacca gidiyorum kardeşim. Çöl faresi şaşırmış:
                            Bu topal ayağınla, şu zayıf halinle ve yorgunluğun­la nasıl hacca gidebilirsin ki? Topal karınca boynunu bükmüş:
                            Olsun, demiş. Gidemesem bile hac yolunda ölürüm ya…

                            Ahmet Şahin “Dini Hikayeler”

                            #700084
                            Anonim

                              Allah razi olsun InsaAllah..Buda benden olsun ARIF abi 🙂

                              Ramazan… Cuma günü… Cuma vakti… Cami… Cemaat tek tük camiye girmekte. İmam kürsüde… Girenlerin arasında… O… Hızır… Hızır a.s. da genç ihtiyar arasında onlardan biri gibi gidiyor bir köşeye oturuyor. Kürsüde imam sohbete başlıyor… Hızır’ın yanına kırklarında bir adam gelip oturuyor. Cami yavaş yavaş dolmakta…

                              Adam, bir müddet sonra uyuklar bir vaziyette sallanıyor, ha uyudu ha uyuyacak. Hızır a.s. adamı dürtüklüyor:

                              – Uyuyacaksın, der. Adam:

                              – Uyumam, beni rahat bırak.

                              Hızır a.s. ses etmez, ancak ezan okundu okunacak, adam ha uyudu ha uyuyacak, bir daha dürtükleyerek:

                              – Uyuyacaksın dedim, der. Adam:

                              – Ben de sana uyumam, beni rahat bırak dedim. Rahat bırak beni. Rahat bırak yoksa, Hızır olduğunu söylerim. Buradan çıkamazsın. Bu kalabalık sakalında bir tel bırakmaz.

                              Hızır a.s. susar ve gözlerine kapar, boynunu büker Allah’a yönelerek:

                              – Ya Rabbim! Bu nasıl iştir. Bu kulun benim kim olduğumu bildi. Bu nasıl iştirki bendeki listede bunun ismi yok.

                              Cevap gelir:

                              – Sana verilen listede beni sevenlerin isimleri var. O ise benim sevdiklerimden…
                              Allah sevdiklerinden etsin… Sevmek, seviyorum demek bir iddia. İş sevilenlerden olmak…

                              #700089
                              Anonim

                                Muğla’nın Milas ilçesinde yaşayan orta yaşlı bir adam, bir gece, hayatının akışını değiştiren dehşetli bir rüya görür.
                                Rüyasında adam kendi ölümünü görmüştür. Öldüktensonra, vücudu teneşirde yıkanmış, kefenlenmiş ve mezara defnedilmiştir.
                                Rüya çok net ve berraktır. Adam mezara konulup yapı­lan dualar ve okunan Kur’an-ı Kerim ile birlikte üzeri toprak­landıktan sonra kapkaranlık bir yerde yapayalnız kalır. Bir müddet sonra bulunduğu kabrin sağ tarafından bir menfez açılır ve içeriye iki kişi girer. Bunlar kendilerinin kabirdeki sual melekleri olan “Münker ve Nekir” olduğunu söylerler.
                                Bu melekler, adamı alıp bulunduğu menfezden geçirerek başka bir yere götürürler. Götürdükleri yerde adamın Önüne hemen bir terazi ve yanına da bir miktar üzüm koyarlar, O sı­rada karşıdan gelen bir adam belirir, Münker ve Nekir, Milaslı bu çiftçiden, karşısındaki adama üzüm satmasını söylerler.
                                Ölçtüğünüz zaman dürüst olun, lam ölçün.Doğru terazi ile tartın,Bu hem ticaretiniz için daha hayırlı, hem de akıbet yönünden de daha güzeldir,”(Kur’an-ı Kerim, İsra, 35)
                                Münker ve Nekir melekleri adamın sağ ve solunda mu­hafız gibi durarak satışa nezaret ederler. Kendisinin alış-veriş şırasında tartıda çok az bir haksızlık yaptığını gören Melekler, onu hemen tezgâhın başından aldıkları gibi çok büyük bir kapının yanına getirirler. Kapı, kale kapısı gibi çok büyüktür. Kapının yanına gelir gelmez kapı kendiliğinden açılır,
                                Rüya sahibinin o anda gördüğü manzara gerçekten çok korkunçtur. Kapının öbür tarafında müthiş bir yangın ve alev­lerin içerisinde cayır cayır yanan insanlar vardın insanlar bir taraftan yanmakta, bir taraftan da vücutları tazelenmektedir. Yanan insanların çıkardıkları canhıraş feryatlara yürek daya­nacak gibi değildir,
                                Münker ve Nekir melekleri, adama bu dehşetli man­zarayı gösterdikten sonra tekrar bir meydanın ortasına getirirler. Kendisine, biraz önce alışveriş sırasında işlediği suçun cezasının demin gördüğü gibi yanarak mı, yoksa başka bir şekilde mi verilmesini istediğini sorarlar.
                                Adam, gördüğü o müthiş yangın manzarasındaki dehşetten ve bundan daha büyük bir ceza olamayacağı dü­şüncesiyle ateşe razı olmayıp bir başka cezaya razı olduğunu söylemesi üzerine, birden bire vücudunda yüzlerce derece bir hararetin başgösterdiğini bütün dehşetiyle hisseder. Dayanılmaz bir ıstırap, çekilmesi mümkün olmayan acı ve azap başlamıştır. Adamcağız, çektiği acının tesiriyle avazı çıktığı kadar feryad ve figan etmektedir,
                                (Rüyadan gerçek hayata, yani rüyayı gören adamın evine döndüğümüzde, adam hakikaten de avazıçıktığı kadar bağırmakta, ortalığı ayağa kaldırmaktadır. Vakit gece yarısıdır. Adamın karısı ve bitişik odadaki iki yetişkin oğlu bu korkunç çığlıklara uyanırlar. Sesler mahalleyi de inlettiğinden konu-komşu pürtelaş adamın evinde toplaşırlar. Adam ise hâlâ çığlık çığlığa feryada devam etmektedir. Herkes uğraşmakta fakat adamcağız bir türlü uyandınlamamaktadır.)
                                Dönelim tekrar rüyaya,,. Adamın içine düşen yangından vücudu fokur fokur kaynamakta ve acı içinde kıvranmaktadır. Çektiği acı tahammül sınırının çok ötesindedir,
                                Bir müddet geçtikten sonra, Münker ve Nekir’in işaretiyle ceza sona erdirilir ve adam çağrılarak şöyle denilir:
                                “işte gördün ve anladın ki, dünyada yapılan ufacık bir hatanın, adaletsizliğin ahiretteki cezası bu. Şimdi seni hayata, yaşadığın dünyana iade ediyoruz. Bundan sonra hayatını bu gerçeğe göre tanzim et, Katiyyen en küçük dahi olsa bir haksızlık, adaletsizlik yapma.”
                                Bu müsaadeden sonra, adamcağız rüyasından gözlen yerinden fırlamış, beti benzi atmış, kan ter içinde uyanır. Ama bundan da önemlisi, adamın yüzünde, etrafınıçevreleyen mahalle halkını hayret ve şaşkınlık içinde bırakan bir görüntü vardır. Siyah saçlı bu adamın bütün saçları, biraz önce rüyada gördüklerinin dehşetinden bir anda bembeyaz olmuştur. Evet bembeyaz…
                                Milaslı bu adamı görüp hadiseyi nakledenlerin ifadesine göre, şimdi artık o, dehşetin aklaştırdığı saçlarıyla hayatını kılı kırk yararcasına hassas yaşamakta, bundan sonraki menzili olan kabir âleminde kendisine faydası olacak salih amellerin, güzel, hayırlı işlerin peşinden koşmaktadır.

                                Hadiselerin İbretli Dili, s:159

                                #701151
                                Anonim

                                  HZ. MUSA’YA YAKIŞIYOR
                                  Hz. Musa (a.s.), Peygamberliğinden evvel bir müddet koyun çobanlığı yapmıştı. Bir gün sürüden bir koyun kaçtı. Musa (a.s.) peşine düştü. Koyun kaçtı, o kovaladı. Nihayetinde ayağındaki çarıklarıçıkardı. Ayağışişmiş, yaralanmışa. Akşamüzeri yakaladı. Hz. Musa (a.s.) hiç öfkelenmedi, koyunu okşadı ve:
                                  – Ey hayvan, dedi, haydi bana acımadın, kendine de mi acımadın? Neden kendine zulmediyorsun?
                                  Cenab-ı Rabbülalemin meleklere;
                                  – Peygamberlik Musa’ya (a.s.) yaraşır, buyurdu.
                                  Birilerinin ufak bir kötülüğüne maruz kalsak, hemen sa­dece nefsimizi düşünüyor, feryat figan ediyoruz. Halbuki, zulmeden kendine ediyor, insan dünyada, olmazsa ahirette muhakkak hakkını alır. Haksızlık eden ziyandadır. Biz de onlar gibi, maruz kaldığımız şey karşısında yürekten “Senin için, akıbetin için üzülüyorum” diyebilseydik, birçok insanın yaptığından pişman olduğunu, salihler arasına karıştığını görecektik.
                                  Evet, Peygamberlik onlara yakışıyor. Bize düşen o ahlâk­la ahlâklanmaya çalışmaktır.

                                15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 29)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.