• Bu konu 2,318 yanıt içerir, 201 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 2,071 ile 2,085 arası (toplam 2,313)
  • Yazar
    Yazılar
  • #797897
    Anonim

      Bu güzel mevcudatın bir an görünmesiyle kaybolması ve birbiri arkasından gelip geçmesi, menazır-ı sermediyeyi teşkil etmek için, bir fabrika destgahları hükmünde görünüyor. Mesela: Nasıl ki ehl-i medeniyet, fani vaziyetlere bir nevi beka vermek ve ehl-i istikbale yadigar bırakmak için; güzel veya garib vaziyetlerin suretlerini alıp, sinema perdeleriyle istikbale hediye ediyor, zaman-ı maziyi zaman-ı halde ve istikbalde gösteriyor ve dercediyorlar. Aynen öyle de: Şu mevcudat-ı bahariye ve dünyeviyede kısa bir hayat geçirdikten sonra, onların Sani’-i Hakim’i alem-i bekaya ait gayelerini o aleme kaydetmekle beraber alem-i ebedide, sermedi manzaralarda onların etvar-ı hayatlarında gördükleri vezaif-i hayatiyeyi ve mu’cizat-ı Sübhaniyeyi, menazır-ı sermediyede kaydetmek, mukteza-yı ism-i Hakim ve Rahim ve Vedud’dur.

      (Bediüzzaman Said Nursi – 24. Mektub’dan)

      #798040
      Anonim

        Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ın surelerine ve ayetlerine ve hususan surelerin fatihalarına, ayetlerin mebde’ ve makta’larına dikkat edilse görünüyor ki: Belagatların bütün enva’ını, fezail-i kelamiyenin bütün aksamını, ulvi üslubların bütün esnafını, mehasin-i ahlakıyenin bütün efradını, ulum-u kevniyenin bütün fezlekelerini, maarif-i İlahiyenin bütün fihristelerini, hayat-ı şahsiye ve içtimaiye-i beşeriyenin bütün nafi’ düsturlarını ve hikmet-i aliye-i kainatın bütün nurani kanunlarını cem’etmekle beraber hiçbir müşevveşiyet eseri görünmüyor. Elhak, o kadar ecnas-ı muhtelifeyi bir yerde toplayıp bir münakaşa, bir karışık çıkmamak, kahhar bir nizam-ı i’cazinin işi olabilir.

        (Bediüzzaman Said Nursi – 25. Söz’den)

        Lügatler
        Aksam :kısımlar, bölümler, parçalar
        Belagat :tam, yerinde düzgün ve hakikatli söz söylemek
        Cemetmek :toplamak, bir araya getirmek
        Düstur :umumi kaide, kanun, nizam, prensip
        Ecnâs-ı muhtelife :çeşitli cinsler, muhtelif türler
        Efrat :fertler, kişiler
        Elhak :tam doğrusu, Hakkın ta kendisi
        Enva’ :çeşitler, türler
        Esnaf :sınıflar, sıralar, türler
        Fezail-i kelamiye :faziletli sözler
        Fezleke :netice, öz, özet, hülasa
        Fihriste :içerik listesi, içinde ne olduğunu gösteren katalog
        Hayat-ı şahsiye : şahsi hayat, kişisel yaşam
        Hikmet-i âliye-i kâinat :kâinattaki yüce sırlar
        Hususan :bilhassa, özellikle
        İçtimaiye-i beşeriye :insan topluluklarına ait
        Kahhar :her an kahretmeye yok etmeye muktedir
        Kur’an-ı Mu’cizül beyan :beyan ve ifadesi mucize olan Kur’an
        Maarif-i ilâhiye :ilâhi bilgiler, Allah bilgisi
        Makta’ :kesinti yeri, durak
        Mebde :başlangıç, baş taraf, kök, temel, kaynak
        Mehasin-i ahlâkıye :ahlaki güzellikler
        Münakaşa :karşılıklı sözle çekişmek
        Müşevveşiyet :karışıklık, karmakarışık vaziyet
        Nafi :menfaatli, faydalı
        Nizam-ı i’cazi :mucizevi düzen
        Nurani :nurlu, ışıklı, parlak
        Ulum-u kevniye :yaratılışa dair ilimler, kainat ilimleri
        Ulvi :yüksek, yüce
        Üslub :tarz, yol, ifade tarzı

        #798098
        Anonim

          Risale-i Nur’dan vecizeli duvar kağıdı – [indir]
          09 Ekim 2011 / 12:17
          Günün vecizesi – Zahiren çirkin perdeler altında, gayet güzel neticeler var

          Risale Haber – Haber Merkezi
          Bir zaman, bahar mevsiminde temâşâ ederken gördüm ki: Zemin yüzünde haşir ve neşr-i âzamın yüz binler nümunelerini gösteren bir seyeran ve seyelân içinde kàfile kàfile arkasında gelen geçen mevcudatın ve bilhassa zîhayat mahlûkatın, hususan küçücük zîhayatların kısa bir zamanda görünüp der’akap kaybolmaları ve daimî bir faaliyet-i müdhişe içinde mevt ve zevâl levhaları bana çok hazin görünüp, rikkatime şiddetle dokunarak beni ağlatıyordu.
          [Şualar, İkinci Şua]

          (Haber detayında (altta) yer alan resmin üzerine farenizin sağ tuşu le tıklayıp Resmi farklı kaydet seçeneğini işaretleyerek duvar kağıdınızı indirebilirsiniz…)

          #798155
          Anonim

            Hayat-ı ebediyeyi kazanmakta en birinci vasıta ve saadet-i ebediyenin anahtarı imandır; ona çalışmak lazım geliyor. Fakat ilim itibariyle insanlara dahi bir menfaat dokundurmak için şer’an hizmete mükellef olduğumdan, hizmet etmek isterim. Lakin o hizmet, ya hayat-ı içtimaiye ve dünyeviyeye ait olacak; o ise elimden gelmez. Hem fırtınalı bir zamanda sağlam hizmet edilmez. Onun için o ciheti bırakıp, en mühim, en lüzumlu, en selametli olan imana hizmet cihetini tercih ettim. Kendi nefsime kazandığım hakaik-i imaniyeyi ve nefsimde tecrübe ettiğim manevi ilaçları, sair insanların eline geçmek için o kapıyı açık bırakıyorum. Belki Cenab-ı Hak bu hizmeti kabul eder ve eski günahıma keffaret yapar. Bu hizmete karşı şeytan-ı racimden başka hiç kimsenin, -mü’min olsun kafir olsun, sıddık olsun zındık olsun- karşı gelmeye hakkı yoktur. Çünki imansızlık başka şeylere benzemiyor. Zulümde, fıskta, kebairde birer menhus lezzet-i şeytaniye bulunabilir. Fakat imansızlıkta hiçbir cihet-i lezzet yok. Elem içinde elemdir, zulmet içinde zulmettir, azab içinde azabdır.

            (Bediüzzaman Said Nursi – 16. Mektub’dan)

            Lügatler
            Azab :büyük sıkıntı, dünyada işlenen günahların âhiretteki cezası
            Belki :bilakis, aslında
            Cenâb-ı Hakk :Hakkın kendisi olan yücelik sahibi Allah
            cihet :yön, taraf
            Cihet-i lezzet :lezzetlilik yönü, lezzet tarafı
            Elem :keder, üzüntü, acı
            Fısk :günah, haddini tecavüz, hak yoldan ayrılmak
            Hakaik-i imaniye :iman hakikatleri
            Hayat-ı ebediye :sonsuz hayat
            Hayat-ı içtimaiye ve dünyeviye:toplum ve dünya hayatı
            İtibarıyla :yönüyle, şekliyle, bunun gibi
            Kâfir :Allah’ı veya Allah’ın kesin olarak bildirdiği bir şeyi inkâr eden kimse
            Kebâir :büyük şeyler, büyük günahlar
            Keffaret :suçu affettirmek, bağışlanmak için bir şeyler yapmak
            Lâkin :fakat, ama
            Lezzet-i şeytaniye :şeytani lezzetler, şeytana uyarak girilen haramlar
            Menfaat :fayda, kâr, gelir
            menhus : uğursuz
            Mü’min :imanın şartlarının tümüne, Allah’tan gelen her şeye inanan kabul eden kişi
            Mühim :önemli, kıymetli, değerli
            Mükellef :sorumlu, yükümlü, vazifeli
            nefis :insanın kendisi
            Saadet-i ebediye :sonsuz mutluluk
            Sair :diğeri, başkası, gerisi, kalanı
            Selamet :kurtuluş, korktuklarından kurtulmak, emniyet, rahat
            Sıddık :en doğru, özü sözü yaptığı bir, çok samimi
            Şer’an :şeriata uygun, İslami olarak
            Şeytan-ı racim :kovulmuş şeytan
            Tercih :üstün tutmak, seçmek
            Vasıta :aracı, iki şeyi birbirine ulaştıran
            Zındık :kâfir, dinsiz
            Zulmet : karanlık, sıkıntı
            Zulüm :eziyet, haksızlık, karanlıkta bırakmak


            #798197
            Anonim

              Şu kainat öyle bir saraydır ki, o sarayda mütemadiyen tahrib ve tamir içinde çalkalanan bir şehir var.. ve o şehirde her vakit harb ve hicret içinde kaynayan bir memleket var.. ve o memlekette her zaman mevt ve hayat içinde yuvarlanan bir alem var. Halbuki o sarayda, o şehirde, o memlekette, o âlemde o derece hayret-engiz bir müvazene, bir mizan, bir tevzin hükmediyor, bilbedahe isbat eder ki: Bu hadsiz mevcudatta olan tahavvülat ve varidat ve masarıf; her bir anda umum kainatı görür, nazar-ı teftişinden geçirir bir tek zatın mizanıyla ölçülür, tartılır. Yoksa balıklardan bir balık bin yumurtacık ile ve nebatattan haşhaş gibi bir çiçek yirmi bin tohum ile ve sel gibi akan unsurların, inkılabların hücumuyla şiddetle müvazeneyi bozmaya çalışan ve istila etmek isteyen esbab başıboş olsalardı veyahud maksadsız serseri tesadüf ve mizansız kör kuvvete ve şuursuz zulmetli tabiata havale edilseydi, o müvazene-i eşya ve müvazene-i kainat öyle bozulacaktı ki; bir senede, belki bir günde herc ü merc olurdu. Yani: Deniz karmakarışık şeylerle dolacaktı, taaffün edecekti; hava, gazat-ı muzırra ile zehirlenecekti; zemin ise bir mezbele, bir mezbaha, bir bataklığa dönecekti. Dünya boğulacaktı.
              (Bediüzzaman Said Nursi – 30. Lem’adan)

              Lügatler
              [TABLE]
              [TR]
              [TD=”width: 318, bgcolor: transparent”] Âlem :dünya, kâinat
              Bilbedahe :açık olarak, aşikar
              Esbab : sebebler
              Gazat-ı muzırra :zararlı gazlar, zehirli gazlar
              Hadsiz : sayısız, sınırsız
              Harb :savaş
              Havale :ısmarlama, işi veya şeyi başkasına bırakma
              Hayret-engiz :hayret veren, hayret içinde bırakan
              Herc ü merc :karışıklık, dağınıklık
              Hicret :göçetmek
              İnkılab :başka tarza değişmek, dönüşüm
              İstila :kaplamak, yayılmak, ele geçirmek, işgal etmek
              Kâinat : evren, yaratılanların hepsi
              Lem’a :parıltı, parlamak
              Masarıf :sarfetme, harcama, işleyiş
              Mevcudat :varlıklar
              Mevt :ölüm
              Mezbaha :hayvan kesilen yer
              Mezbele :çöplük
              Mizan :terazi, ölçü, tartı, denge
              muvazene : karşılaştırma
              Muvazene-i eşya :şeylerdeki dengeler, uygunluklar

              [/TD]
              [TD=”width: 318, bgcolor: transparent”] Muvazene-i kâinat :kâinattaki dengeler, uygunluklar
              mütemadiyen : devamlı
              Nazar-ı teftiş :inceleyici bakış
              Nebatat :bitkiler
              Serseri :başına buyruk hareket eden, eşkıya, suçlu
              Şuur :anlayış, idrak, bilinç
              Taaffün :çürüyüp kokuşma
              tabiat : doğa, canlı cansız bütün varlıklar, maddî âlem
              Tahavvülat :değişimler, dönüşümler
              Tahrib :harap etme, yıkma, bozma
              Tamir :imar etme, onarma
              Tesadüf : rastgelmek, kendiliğinden olmak, tedbirsiz meydana gelmek
              Tevzin :tartmak, ölçülü hale koymak, dengelemek
              Umum : bütün,tüm, tamam, hepsi
              Unsur :madde, parça, tam olan şeyin parçaları
              Varidat :hatıra gelen, içe doğan şeyler, gelir
              Zat : hürmete layık kimse, kişi
              Zemin :yeryüzü
              Zulmet : karanlık, sıkıntı

              [/TD]
              [/TR]
              [/TABLE]

              #798298
              Anonim

                Yağmursuzluk bir musibettir ve ceza-yı amel bir azabdır. Buna karşı ağlamakla ve hüzün ve kederle, niyaz ve hazînane yalvarmakla ve pek ciddî nedamet ve tövbe ve istiğfar ile karşılamak ve sünnet-i seniye dairesinde, bid’alar karışmadan, şeraitin tayin ettiği tarzda dergâh-ı İlahiyeye iltica etmek ve dua ve o hale mahsus ubudiyetle mukabele etmektir.
                Hem böyle umumî musibetler, ekser nâsın hatasından geldiği cihetle, o insanların ekseri, -kısm-ı a’zamı- tövbe ve nedamet ve istiğfar etmekle def’olur.

                (Bediüzzaman Said Nursi – Emirdağ lahikası 1’den)

                Lügatler
                Azab :büyük sıkıntı, dünyada işlenen günahların âhiretteki cezası
                Bid’a :sonradan meydana çıkan şeyler
                Ceza-yı amel :yapılan işin karşılığı
                cihet :yön, taraf
                Def’olmak :ortadan kalkmak, savmak
                Dergâh-ı ilahiye :Allah’ın huzuru, Allah’ın kapısı
                Dua :yalvarma, yakarma, isteme
                Ekser :pek fazla, daha çok, çoğunluk
                Hazinane :hüzünlü olarak, kederli şekilde
                Hüzün : üzüntü
                İltica :sığınma
                İstiğfar :af dilemek, kusurlarının bağışlanması için yalvarmak
                Keder :tasa, kaygı, can sıkıntısı, gam
                Kısm-ı azam :en büyük kısım
                Lâhika :mektup, ilave
                Mahsus :hususi, ayrılmış, tayin edilmiş, özel
                Mukabele : karşılık verme
                Musibet :bela, felaket, afet, dert
                Nas :insanlar
                Nedamet :pişmanlık
                niyaz : dua, yalvarma
                Sünnet-i seniyye :Hz. Peygamberin(a.s.) en yüksek halleri, yaşayışı, tavırları, hareket düsturları
                Şerait :şartlar
                Ubudiyet :kulluk
                Umumî :herkesle alakalı, herkese dair, genel

                #798306
                Anonim

                  yazık yazık çok yazık………….yazıklar olsun hakikaten niyetine gerçek niyetine sahtekarlık yapıpta saçma sapan namaz kıldıran çarpılsın hakikat niyetinede yalandan namaz kıldıranlara………..ithaf olunur………bir büyük ne güzel söylemiş işte şam işte halep hadi tosunum göreyim seni demiş……….

                  #798416
                  Anonim

                    Nasıl bir usta harika bir makinayı yapsa; herkes o zata “Maşaallah, barekallah” deyip alkışlar. Öyle de: O makina dahi, ondan maksud neticeleri tam tamına göstermesiyle, lisan-ı haliyle ustasını tebrik eder, alkışlar. Her zihayat ve her şey böyle bir makinadır, ustasını tebriklerle alkışlar.

                    (Bediüzzaman Said Nursi – 11. Şua’dan)

                    Lügatler
                    Barekallah :Allah mübarek etsin, hayırlı ve bereketli olsun
                    Lisan-ı hal :hal dili, yaşayarak gösterilen hal
                    Maksud :kasdedilen, istenilen, istek, arzu
                    Mâşâallah :Allah’ın istediği gibi
                    Şua :ışık, parıltı
                    Zat : hürmete layık kimse, kişi
                    zihayat : hayat sahibi, canlı

                    #798501
                    Anonim

                      Her insan delidir ruh hastasıdır şizofrenidir bu her insanda farklı olarak ortaya çıkar her insanın yaptığı delilik aslında onun çok akıllı biri olduğunu gösterir.ben deli değilim diyen adam yalan söyler mutlaka delilikleride değişik takıntılarıda vardır örnek suyu çok sevmek vede kafasını habire çeşmede yıkamak soğukta dolaşmak akıllı işidir…….aslında bunların hepsi.tabikide anlayana……..

                      #798504
                      Anonim

                        Zaifin kaviye karşı izzet-i nefsi, kavide tekebbür olur; kavinin zaife karşı tevazu’u, zaifte tezellül olur. Bir ulü-l emrin makamındaki ciddiyeti, vakardır; mahviyeti, zillettir.. hanesindeki ciddiyeti, kibirdir; mahviyeti tevazu’dur. Ferd mütekellim-i vahde olsa, müsamahası ve fedakarlığı amel-i salihtir; mütekellim-i maalgayr olsa, hıyanettir, amel-i talihtir. Bir şahıs, kendi namına hazm-ı nefs eder, tefahur edemez; millet namına tefahur eder, hazm-ı nefs edemez.

                        (Bediüzzaman Said Nursi – Hakikat Çekirdekleri’nden 94)

                        Lügatler
                        Amel-i salih :Allah rızasına uyan hayırlı amel
                        Amel-i talih : faydasız, yararsız iş; makbul olmayan amel
                        Fedakârlık : her türlü zahmetlere göğüs gererek davasına sahip çıkmak
                        Ferd :biri,teki, kişi
                        Hakikat: gerçek
                        Hane :ev, yuva
                        Hazm-ı nefs :nefsini kırmak, tahammül etmek
                        Hıyanet :hainlik, vefasızlık
                        İzzet-i nefis :vakar, onur, zillete düşmeyerek şeref ve haysiyeti muhafaza etmek
                        Kavi :sağlam, kuvvetli, güçlü
                        Kibir :kendini büyük gösterme, büyüklenme
                        Mahviyet: alçakgönüllülük, tevazu
                        Makam :yer, netice, durum, durulacak yer, rütbeli yer, derece, mevki
                        Müsamaha :hoşgörülülük, kusurlara göz yummak
                        Mütekellim-i maal gayr :birinci çoğul şahıs, biz
                        Mütekellim-i vahde :birinci tekil şahıs, ben
                        Nam :isim, ad, lakap
                        Tefahur :iftihar etmek, gurur duymak
                        Tekebbür : kibirlenme, büyüklenme
                        Tevazu :alçakgönüllülük
                        Tezellül :alçalmak
                        Ulü-l emr : emir veren, idareci
                        Vakar :ağırbaşlılık
                        Zaif : zayıf, dayanıksız
                        Zillet :alçaklık, aşağılık

                        #798523
                        Anonim

                          İnsan zaiftir, belaları çok. Fakirdir, ihtiyacı pek ziyade. Acizdir, hayat yükü pek ağır. Eğer Kadir-i Zülcelal’e dayanıp tevekkül etmezse ve itimad edip teslim olmazsa, vicdanı daim azab içinde kalır. Semeresiz meşakkatler, elemler, teessüfler onu boğar. Ya sarhoş veya canavar eder.

                          (Bediüzzaman Said Nursi – 6. Söz’den)
                          Lügatler
                          Âciz :güçsüz, zayıf
                          Azab :büyük sıkıntı, dünyada işlenen günahların âhiretteki cezası
                          Daim :devamlı
                          Elem :keder, üzüntü, acı
                          İtimad etmek :inanmak, güvenmek
                          Kadîr-i Zülcelal :her türlü eksiklikten yüce kuvvet ve kudret sahibi
                          Meşakkat :zahmet, sıkıntı, zorluk
                          Semere :meyve, verim, netice
                          Teessüf :kederlenmek, üzülmek
                          Tevekkül :sebebleri işledikten sonra işi başkasına bırakmak
                          Vicdan :insanın içinde iyiyi kötüden ayıran manevi duygu
                          Zaif : zayıf, dayanıksız
                          Ziyade : fazla, daha çok, fazlasıyla

                          #798627
                          Anonim

                            şehitler ölmez vatan bölünmez kahrolsun pkk.şehitler ölmez vatan bölünmez.kahrolsun pkk………..

                            #798767
                            Anonim

                              SAHİBİNİ ISIRAN İTİN KÖPEĞİN KAFASINI KOPARIRLAR.ERKEN ÖTEN HOROZUNDA KAFASINI KOPARIRLAR.İTİ ANACAKSIN SONRADA ÇOMAĞI HAZIRLAYAcaksın da………

                              #799510
                              Anonim

                                Risale-i Nur’dan vecizeli duvar kağıdı – [indir]
                                07 Kasım 2011 / 12:17
                                Günün vecizesi -Nimet ve rahmet-i ilahiyenin fiyatı, şükürdür…

                                Risale Haber – Haber Merkezi
                                Nimet ve rahmet-i ilahiyenin fiyatı, şükürdür.
                                [Emirdağ Lahikası]

                                (Haber detayında (altta) yer alan resmin üzerine farenizin sağ tuşu le tıklayıp Resmi farklı kaydet seçeneğini işaretleyerek duvar kağıdınızı indirebilirsiniz…)

                                #799511
                                Anonim

                                  Kur’an, bir hidayet rehberi ve bir müjdedir

                                  07 Kasım 2011 / 05:29
                                  Günün Ayet-i Kerime meali…

                                  Bismillahirrahmanirrahim
                                  Cenab-ı Hak (c.c), Neml Suresi Sûresi 2-3. ayetinde mealen şöyle buyuruyor:
                                  Kur’an, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve ahirete de kesin olarak inanan mü’minler için bir hidayet rehberi ve bir müjdedir.

                                  İlim öğreniniz, çünkü Allah için ilim öğrenmek

                                  07 Kasım 2011 / 05:52
                                  Günün Hadis-i Şerifi…

                                  Allah Rasulü Hazret-i Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki :
                                  İlim öğreniniz, çünkü Allah için ilim öğrenmek, Allah’tan korkmayı netice verir. İlme çalışmak ibadettir. Müzakeresi, mütaalası tesbihtir. İlmi araştırma yapmak cihattır.
                                  Kenzü’l-Ummal 4.35

                                15 yazı görüntüleniyor - 2,071 ile 2,085 arası (toplam 2,313)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.