• Bu konu 39 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 16 ile 30 arası (toplam 41)
  • Yazar
    Yazılar
  • #801729
    Anonim


      10. Bütün zaman ve mekânlarda gelip geçen insanlara tevcih-i kelâm ettiği halde, suhulet-i beyandan dolayı sanki muhatap birdir.

      11. İrşadın gayelerine isal için tekrarları, tahkik ve takriri ifade eder. Maahaza, tekrarları halel vermez. İadesi, zevki izale etmez. Tekerrür ettikçe misk gibi kokar.

      12. Kur’ân kalblere kuvvet ve gıdadır, ruhlara şifâdır. Gıdanın tekrarı, kuvveti arttırır. Tekrar etmekle daha melûf ve menus olduğundan lezzeti artar.

      13. İnsan maddî hayatında, her anda havaya, her vakit suya, her zaman ve hergün gıdaya, her hafta ziyaya muhtaçtır. Bunların tekerrürü haddizatında tekerrür olmayıp, ihtiyaçların tekerrürü içindir. Kezâlik, insan, hayat-ı ruhiyesi cihetiyle Kur’ân’da zikredilen bütün nevilere muhtaçtır. Bazı nevilere her anda muhtaçtır: Hüvallah gibi. Çünkü ruh bununla nefes alıyor. Bazı nevilere her vakit, bazılarına her zaman muhtaçtır. İşte, hayat-ı kalbiyenin ihtiyaçlarına binaen, Kur’ân tekrarlar yapıyor. Meselâ, Bismillâh, hava-i nesîmî gibi kalbi ve ruhu tatmin ettiğinden, kesret-i ihtiyaca binaen Kur’ân’da çok tekrar edilmiştir.

      14. Kıssa-i Mûsâ gibi bazı hâdisât-ı cüz’iyenin tekrarı, o hâdisenin büyük bir düsturu tazammun ettiğine işarettir.

      Hülâsa: Kur’ân hem zikirdir, hem fikirdir, hem hikmettir, hem ilimdir, hem hakikattir, hem şeriattır, hem sadırlara şifa, mü’minlere hüdâ ve rahmettir.

      İ’lem eyyühe’l-aziz! Fıtrat-ı insaniyenin garip bir hali, gaflet zamanında letâif ile havâssın hükümlerini, iltibas ile birbirine benzetir, tefrik edemez. Meselâ, el ile gözü birbirine benzetip hizmetlerini ve vazifelerini tefrik edemeyen bir mecnun, yüksekte gözüyle gördüğü birşeyi almak için elini uzatıyor. El gözün komşusu olduğu münasebetle, onun yaptığı işi el de yapabilir zanneder.

      [TABLE]
      [TR]
      [TD]binaen: dayanarak[/TD]
      [TD]bismillâh: Allah’ın adıyla[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]cihet: yön, taraf[/TD]
      [TD]düstur: kural, kanun[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]fıtrat-ı insaniye: insanın yaratılışı, tabiatı[/TD]
      [TD]gaflet: Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız olma hâli[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]garip: tuhaf, şaşırtıcı, ilginç[/TD]
      [TD]gaye: amaç[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]haddizatında: aslında, esasen[/TD]
      [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]halel vermek: zarar vermek[/TD]
      [TD]hava-i nesîmî: hafif ve hoşça esen rüzgâr, tatlı, hoş hava[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]havâs: duygular, hisler[/TD]
      [TD]hayat-ı kalbiye: kalbe ait hayat[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hayat-ı ruhiye: ruha ait, ruhsal hayat[/TD]
      [TD]hikmet: ilim, yüksek bilgi[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hâdise: olay[/TD]
      [TD]hâdisât-ı cüz’iye: ferdî hâdiseler, bireysel olaylar[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hüdâ: hidayet, doğru yolu gösterme, doğru yol[/TD]
      [TD]hüküm: yargı, bir şeyi diğer bir şeye olumlu veya olumsuz olarak isnad etme; “namaz farz bir ibadettir” gibi[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hülâsa: özet olarak[/TD]
      [TD]hüvallah: “O Allah’tır”[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]iltibas: karıştırma[/TD]
      [TD]irşad: doğru yol gösterme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]isal: ulaştırma, eriştirme[/TD]
      [TD]izale etmek: gidermek, ortadan kaldırmak[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]i’lem eyyühe’l-aziz: “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir söz[/TD]
      [TD]kesret-i ihtiyac: büyük ihtiyaç, ihtiyacının çokluğu[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kezâlik: bunun gibi[/TD]
      [TD]kıssa-i Mûsâ: Hz. Mûsâ’nın (a.s.) kıssası[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]letâif: insanın mânevi yapısında bulunan ince duygular[/TD]
      [TD]maahaza: bununla beraber, bununla birlikte[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mecnun: deli[/TD]
      [TD]melûf: kendisine ısınılan, dostluk ve yakınlık kurulan, dost[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]menus: alışılmış, yabancılık hissedilmeyen[/TD]
      [TD]misk: güzel koku[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]muhatap: hitap edilen[/TD]
      [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
      [TD]ruh: hayat kaynağı, can, cevher[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]sadır: kalp, göğüs[/TD]
      [TD]suhulet-i beyan: açıklamanın kolaylığı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tahkik: kesin olduğunu teyit etme; bir hüküm ve gerçekliği ispat edip kuvvetle ifade etme[/TD]
      [TD]takrir: yerleştirme, sağlamlaştırma; ders verme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tatmin etmek: doyurmak[/TD]
      [TD]tazammun etmek: içine almak, kapsamak[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tefrik etmek: ayırmak, ayırd etmek[/TD]
      [TD]tekerrür: tekrarlanma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tevcih-i kelâm: sözü birine yöneltme, seslenme, biriyle konuşma[/TD]
      [TD]zikir: Allah’ı anma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]zikredilen: anlatılan, belirtilen[/TD]
      [TD]ziya: ışık[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]şeriat: Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi[/TD]
      [/TR]
      [/TABLE]

      #801730
      Anonim


        Kezâlik, insan-ı gafil, kendi şahsına ait ednâ, cüz’î bir tanzimden âciz olduğu halde, gururuyla, hayaliyle Cenâb-ı Hakkın ef’âline tahakkümle el uzatıyor.

        Yine insanın fıtratında acip bir hal: İnsanın efradı arasında cismen ve sureten ayrılık varsa da pek azdır. Amma mânen ve ruhen, aralarında zerre ile şems arasındaki ayrılık kadar bir ayrılık vardır. Fakat sair hayvanat öyle değildir. Meselâ, balık ile kuş, kıymet-i ruhiyece birbirine pek yakındırlar. En küçüğü, en büyüğü gibidir. Çünkü insanın kuvve-i ruhiyesi tahdit edilmemiştir. Enaniyet ile o kadar aşağı düşerler ki, zerreye müsavi olur. Ubudiyet ile de o kadar yükseğe çıkıyor ki, iki cihanın güneşi olur: Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm gibi.

        İ’lem eyyühe’l-aziz! Eşyada esas bekadır, adem değildir. Hattâ ademe gittiklerini zannettiğimiz kelimat, elfaz, tasavvurat gibi serîüzzeval olan bazı şeyler de ademe gitmiyorlar. Ancak suretlerini ve vaziyetlerini değişerek, zevalden masun kalıp bazı yerlerde tahassun ile, adem-i mutlaka gitmezler. Fen dedikleri hikmet-i cedide, bu sırra vakıf olmuş ise de, vuzuhuyla vakıf olamamıştır. Ve aynı zamanda, “Âlemde adem-i mutlak yoktur. Ancak terekküp ve inhilâl vardır” diye ifrat ve hatâ etmiştir. Çünkü, âlemde Cenâb-ı Hakkın sun’uyla terkip vardır. Allah’ın izniyle tahlil vardır. Allah’ın emriyle icad ve idam vardır.

        يَفْعَلُ اللهُ مَايَشَاۤءُ blank.gif1 وَيَحْكُمُ مَا يُرِيدُ blank.gif2


        İ’lem eyyühe’l-aziz! Kabir, âlem-i âhirete açılmış bir kapıdır. Arka ciheti rahmettir, ön ciheti ise azaptır. Bütün dost ve sevgililer o kapının arka cihetinde duruyorlar.


        [NOT]Dipnot-1 “Allah dilediğini yapar.” İbrahim Sûresi, 14:27.

        Dipnot-2
        “Allah dilediği gibi hükmeder.” Mâide Sûresi, 5:1.
        [/NOT]

        [TABLE]
        [TR]
        [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
        [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan, sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]acip: ilginç, tuhaf, acayip[/TD]
        [TD]adem: yokluk, hiçlik[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]adem-i mutlak: sınırsız yokluk[/TD]
        [TD]beka: devamlılık ve kalıcılık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]cihan: dünya, âlem[/TD]
        [TD]cihet: yön, taraf[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]cismen: cisim ve madde açısından[/TD]
        [TD]cüz’î: küçük, basit, bireysel[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ednâ: en basit, en küçük[/TD]
        [TD]efrad: fertler, bireyler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ef’âl: fiiler, işler[/TD]
        [TD]elfaz: kelimeler, sözler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]emir: buyruk[/TD]
        [TD]enaniyet: benlik, gurur[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]eşya: varlıklar[/TD]
        [TD]fen: bilim[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]fıtrat: yaratılış, mizaç[/TD]
        [TD]hal: durum[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hayvanat: hayvanlar[/TD]
        [TD]hikmet-i cedide: yeni bilim[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]icad: var olma, yaratılma[/TD]
        [TD]idam: yok edilme, ortadan kaldırılma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ifrat etmek: aşırılığa kaçmak[/TD]
        [TD]inhilâl: dağılma, unsurların çözülüp ayrışması[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]insan-ı gafil: vurdumduymaz, habersiz, sorumsuz insan; âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı duyarsız olan insan[/TD]
        [TD]i’lem eyyühe’l-aziz: “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir söz[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kelimat: kelimeler[/TD]
        [TD]kezâlik: bunun gibi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kuvve-i ruhiye: ruhî güç, ruhsal güç[/TD]
        [TD]kıymet-i ruhiyece: ruhsal özelliklerin değeri, zenginliği açısından[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]masun: korunmuş, muhafaza edilmiş[/TD]
        [TD]mânen: mânevî olarak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]müsavi olmak: denk olmak[/TD]
        [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ruhen: ruha ait olarak, ruhsal açıdan
        [/TD]
        [TD]sair: başka[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]serîüzzeval: hızla, süratle yok olup giden[/TD]
        [TD]sun’: san’atla yapma, yaratma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]sureten: görünüşte[/TD]
        [TD]sır: ince hakikat[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tahakküm: zorla, dilediği gibi hükmetme, baskı altına alma[/TD]
        [TD]tahassun: sağlam korunma, iyi muhafaza edilme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tahdit edilmek: sınırlanmak[/TD]
        [TD]tahlil: çözülme, dağılma, ayrışma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tanzim: düzenleme, düzene koyma[/TD]
        [TD]tasavvurat: düşünceler, zihinde canlandırmalar, hayaller[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]terekküp: oluşum, unsurların birleşmesi[/TD]
        [TD]terkip: oluşum, unsurların bir araya getirilmesi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ubudiyet: kulluk[/TD]
        [TD]vuzuh: açıklık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]vâkıf olmak: bilmek, üzerinde durmak, ele almak[/TD]
        [TD]zerre: en küçük madde parçası[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]zeval: sona, yokluğa doğru gitme, yok olma[/TD]
        [TD]âciz: güçsüz[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]âlem: dünya, evren[/TD]
        [TD]âlem-i âhiret: âhiret âlemi; öldükten sonraki sonsuz hayat[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]şems: güneş[/TD]
        [/TR]
        [/TABLE]

        #801731
        Anonim


          Senin de onlara iltihak zamanın gelmedi mi? Ve onlara gidip onları ziyaret etmeye iştiyakın yok mudur? Evet, vakit yaklaştı. Dünya kazûratından temizlenmek üzere bir gusül lâzımdır. Yoksa, onlar istikzar ile ikrah edeceklerdir.

          Eğer İmam-ı Rabbanî Ahmed-i Farukî bugün Hindistan’da hayattadır diye ziyaretine bir dâvet vuku bulsa, bütün zahmetlere ve tehlikelere katlanarak ziyaretine gideceğim. Binaenaleyh, İncil’de “Ahmed,” Tevrat’ta “Ahyed,” Kur’ân’da “Muhammed” ismiyle müsemmâ iki cihanın güneşi, kabrin arka tarafında milyonlarca Farukî Ahmed’lerle muhat olarak sâkindir. Onların ziyaretlerine gitmek için niye acele etmiyoruz? Geri kalmak hatâdır.

          Şu esâsata dikkat lâzımdır:

          1. Allah’a abd olana herşey musahhardır. Olmayana herşey düşmandır.

          2. Herşey kaderle takdir edilmiştir. Kısmetine râzı ol ki, rahat edesin.

          3. Mülk Allah’ındır; sende emaneten duruyor. O emaneti ibka edip senin için muhafaza edecek. Sende kalırsa, meccânen zâil olur, gider.

          4. Devamı olmayan birşeyde lezzet yoktur. Sen zâilsin. Dünya da zâildir. Halkın dünyası da zâildir. Kâinatın şu şekl-i hâzırı da zâildir. Bunlar saniye ve dakika ve saat ve gün gibi birbirini takiben zevale gidiyorlar.

          5. Âhirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, fâni dünyada bıraktığın eserlere de kıymet verme.

          İ’lem eyyühe’l-aziz! “Sübhanallah, “Elhamdü lillah”, “Allahu ekber”—bu üç mukaddes cümlenin faidelerini ve mahall-i istimallerini dinle:

          1. Kalbinde hayat bulunan bir insan, kâinata, âleme bakarken, idrâkinden âciz, bilhassa şu boşlukta yapılan İlâhî manevraları görmekle hayretler içinde kalır. İşte bu gibi hayret ve dehşet-engiz vaziyetleri, ancak “Sübhanallah” cümlesinden nebean eden mâ-i zülâli içmekle o hayret ateşi söner.

          [TABLE]
          [TR]
          [TD]Ahyed: Resûl-ü Ekrem Efendimizin (a.s.m.) Tevrat’ta geçen ismi
          [/TD]
          [TD]Allahuekber: “Allah en büyüktür”[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Farukî Ahmed: (bk. bilgiler – İmâm-ı Rabbânî)[/TD]
          [TD]Hindistan: (bk. bilgiler)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Sübhanallah: “Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir”[/TD]
          [TD]Tevrat: (bk. bilgiler)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]abd: kul[/TD]
          [TD]bilhassa: özellikle[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
          [TD]cihan: dünya, âlem[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]dehşetengiz: dehşet verici, ürpertici[/TD]
          [TD]elhamdü lillâh: “ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet Allah’a mahsustur”[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]esâsat: esaslar, temeller[/TD]
          [TD]fâni: geçici olan, ölümlü[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]gusül: yıkanıp temizlenme; boy abdesti[/TD]
          [TD]hayattar: canlı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ibka etmek: devamlı ve kalıcı hale getirmek, bâki kılmak[/TD]
          [TD]idrâk: anlayış, kavrayış[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ikrah etmek: kötü görme; tiksinme, nefret etme[/TD]
          [TD]iltihak: bir topluluğa katılmak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]istikzar: kir ve pisliklerden nefret etme, tiksinme[/TD]
          [TD]iştiyak: çok arzu ve istek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]i’lem eyyühe’l-aziz: “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir söz[/TD]
          [TD]kader: Allah’ın ezelî ilmi ile kâinatta olmuş ve olacak herşeyi bilip takdir etmesi, plânlaması[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kazûrat: pislikler; artık şeyler[/TD]
          [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mahall-i istimal: kullanma yeri[/TD]
          [TD]meccânen: ücretsiz, bedava[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]muhafaza etmek: korumak, saklamak[/TD]
          [TD]muhat: etrafı çevrilmiş, kuşatılmış[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mukaddes: kusur ve eksiklikten uzak, yüce[/TD]
          [TD]musahhar: boyun eğmiş, emrine verilmiş[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mâ-i zülâl: saf, temiz, soğuk ve tatlı su[/TD]
          [TD]mülk: sahip olunan her şey[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]müsemmâ: isimlendirilen[/TD]
          [TD]nebean etme: doğma, yerden çıkma, kaynama[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]razı olmak: hoşnut olmak[/TD]
          [TD]sâkin: ikâmet eden, oturan, oturmuş[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]takdir edilme: belirlenme[/TD]
          [TD]vaziyet: durum, konum[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]vuku bulmak: gerçekleşmek, meydana gelmek[/TD]
          [TD]zeval: yokluk[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]zâil: geçip gidici, yok olucu[/TD]
          [TD]âciz: güçsüz[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat[/TD]
          [TD]âlem: evren[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]İlâhî: Allah tarafından yapılan[/TD]
          [TD]İmam-ı Rabbanî Ahmed-i Farukî: (bk. bilgiler – İmâm-ı Rabbânî)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]İncil: (bk. bilgiler)[/TD]
          [TD]şekl-i hâzır: şu andaki şekli, mevcut hâl, durum[/TD]
          [/TR]
          [/TABLE]

          #801732
          Anonim


            2. Aynı o insan, gördüğü leziz nimetlerden duyduğu zevkleri izhar etmekle, hamd ünvanı altında in’âmı nimette ve Mün’imi in’amda görmekle idame-i nimet ve tezyid-i lezzet talebinde bulunarak, “Elhamdü lillâh” cümlesiyle nîmetler definesini bulan adam gibi nefes alıyor.

            3. Aynı o insan, mahlûkat-ı acibe ve harekât-ı garîbeden aklının tartamadığı ve zihninin içine alamadığı şeyleri gördüğü zaman, “Allahü ekber” demekle rahat bulur. Yani, Hâlıkı daha azîm ve daha büyüktür. Onların halk ve tedbirleri kendisine ağır değildir.

            İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsan, seyyiatıyla Allah’a zarar vermiş olmuyor. Ancak nefsine zarar eder. Meselâ, hariçte, vâkide ve hakikatte Allah’ın şeriki yoktur ki, onun hizbine girmekle Cenâb-ı Hakkın mülküne ve âsârına müdahale edebilsin. Ancak, şeriki zihninde düşünür, boş kafasında yerleştirir. Çünkü, hariçte şerikin yeri yoktur. O halde o kafasız, kendi eliyle kendi evini yıkıyor.

            İ’lem eyyühe’l-aziz! Allah’a tevekkül edene Allah kâfidir. Allah, Kâmil-i Mutlak olduğundan, lizatihî mahbubdur. Allah, Mûcid, Vâcibü’l-Vücud olduğundan kurbiyetinde vücut nurları, bu’diyetinde adem zulmetleri vardır. Allah, melce’ ve mence’dir. Kâinattan küsmüş, dünya ziynetinden iğrenmiş, vücudundan bıkmış ruhlara melce’ ve mence’ odur. Allah Bâkîdir; âlemin bekası ancak Onun bekasıyladır. Allah Mâliktir; sendeki mülkünü senin için saklamak üzere alıyor. Allah, Ganiyy-i Muğnîdir; herşeyin anahtarı Ondadır. Bir insan Allah’a hâlis bir abd olursa, Allah’ın mülkü olan kâinat, onun mülkü gibi olur.


            [TABLE]
            [TR]
            [TD]Allahüekber: “Allah en büyüktür”
            [/TD]
            [TD]Bâkî: Kendi varlığı sonsuza kadar devam eden ve dilediği varlığa bekà veren, onları sonsuz ve kalıcı hale getiren Allah[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan, sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
            [TD]Ganiyy-i Muğnî: bütün varlıkların ihtiyaçlarını karşılayan ve her varlığın zenginliği Kendisinin tükenmez hazinesinden çıkan ve hiçbir şeye muhtaç olmayan sınırsız zenginlik sahibi Allah[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
            [TD]Kâmil-i Mutlak: sınırsız mükemmellik ve kusursuzluk sahibi Allah[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Mâlik: görünen ve görünmeyen her şeyin gerçek sahibi olan Allah[/TD]
            [TD]Mûcid: icad eden, var eden Allah[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Mün’im: gerçek nimet verici olan Allah[/TD]
            [TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]abd: kul[/TD]
            [TD]adem: yokluk, hiçlik[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]azîm: büyük, yüce[/TD]
            [TD]beka: devamlılık ve kalıcılık[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]bu’diyet: uzaklık[/TD]
            [TD]elhamdü lillâh: “ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet Allah’a mahsustur”[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hakikat: asıl, gerçek[/TD]
            [TD]halk: yaratma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hamd: övgü ve şükür[/TD]
            [TD]harekât-ı garîbe: hayret verici, şaşırtıcı hareketler [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hariç: dış[/TD]
            [TD]hizb: bir görüş üzerinde birleşen topluluk; taraftarlardan oluşan grup, parti[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hâlis: içten, ihlâslı[/TD]
            [TD]idame-i nimet: nimetin, ihsan ve lütfun devamı, sürdürülmesi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]in’âm: nimetlendirme[/TD]
            [TD]izhar etmek: göstermek, açığa çıkarmak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]i’lem eyyühe’l-aziz: “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir söz[/TD]
            [TD]kurbiyet: yakınlık; kulun Allah’a yakınlığı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kâfi: yeterli[/TD]
            [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]lizatihî: bizzat kendisi, kendisinin bir özelliği olarak [/TD]
            [TD]mahbub: sevgili, sevilen[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mahlûkat-ı acibe: şaşırtıcı mahlûklar, harika yaratıklar, varlıklar[/TD]
            [TD]melce: sığınak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mence: kurtaracak yer[/TD]
            [TD]müdahale etmek: karışmak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mülk: sahip olunan şey[/TD]
            [TD]nefis: bir kimsenin kendisi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nimet: hayat için lâzım olan her şey; iyilik, lütuf, ihsan[/TD]
            [TD]nur: aydınlık[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]seyyiat: günahlar, kötülükler[/TD]
            [TD]tedbir: çekip çevirme, ihtiyacını karşılama[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tevekkül etme: Allah’a dayanme ve güvenme[/TD]
            [TD]tezyid-i lezzet: lezzeti arttırma, fazlalaştırma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]vâki: düşüncede değil, gerçek dünyadaki var olma; zihindeki bir şeyin dış dünyada da bulunması hâli, gerçekliği [/TD]
            [TD]vücut: varlık[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ziynet: süs[/TD]
            [TD]zulmet: karanlık[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]âlem: dünya, evren[/TD]
            [TD]âsâr: eserler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ünvan: isim[/TD]
            [TD]şerik: ortak[/TD]
            [/TR]
            [/TABLE]

            #801733
            Anonim


              İ’lem eyyühe’l-aziz! Aklı başında olan insan, ne dünya umurundan kazandığına mesrur ve ne de kaybettiği şeye mahzun olmaz. Zira dünya durmuyor, gidiyor. İnsan da beraber gidiyor. Sen de yolcusun. Bak, ihtiyarlık şafağı, kulakların üstünde tulû etmiştir. Başının yarısından fazlası beyaz kefene sarılmış. Vücudunda tavattun etmeye niyet eden hastalıklar, ölümün keşif kollarıdır. Maahaza, ebedî ömrün önündedir. O ömr-ü bâkide göreceğin rahat ve lezzet, ancak bu fâni ömürde sa’y ve çalışmalarına bağlıdır. Senin o ömr-ü bâkiden hiç haberin yok. Ölüm sekeratı uyandırmadan evvel uyan!

              İ’lem eyyühe’l-aziz! Cenâb-ı Hakka malûm ve mâruf ünvanıyla bakacak olursan, meçhul ve menkûr olur. Çünkü, bu malûmiyet, örfî bir ülfet, taklidî bir sema’dır. Hakikati ilâm edecek bir ifade de değildir. Maahaza, o unvan ile fehme gelen mânâ, sıfât-ı mutlakayı beraberce alıp zihne ilka edemez. Ancak, Zât-ı Akdesi mülâhaza için bir nevi ünvandır. Amma Cenâb-ı Hakka mevcud-u meçhul ünvanıyla bakılırsa, mârufiyet şuâları bir derece tebarüz eder. Ve kâinatta tecellî eden sıfât-ı mutlaka-i muhîta ile, bu mevsufun o ünvandan tulû etmesi ağır gelmez.

              İ’lem eyyühe’l-aziz! Esmâ-i Hüsnânın herbirisi ötekileri icmâlen tazammun eder: ziyânın elvan-ı seb’ayı tazammun ettiği gibi. Ve keza, herbirisi ötekilere delil olduğu gibi, onların herbirisine de netice olur. Demek, Esmâ-i Hüsna, mir’at ve ayine gibi birbirini gösteriyor. Binaenaleyh, neticeleri beraber mezkûr kıyaslar gibi veya delilleri beraber neticeler gibi okunması mümkündür.


              endOfSection.gifendOfSection.gif




              [TABLE]
              [TR]
              [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan, sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
              [TD]Esmâ-i Hüsnâ: Cenâb-ı Hakkın en güzel isimleri[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Zât-ı Akdes: bütün kusurlardan, çirkinliklerden, eksiklikten, benzer ve ortak edinmekten sonsuz derecede yüce olan Allah[/TD]
              [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]delil: işaret, alâmet; kendisine, doğru bir bakış açısıyla bakıldığında istenilen hedefe ulaştıran şey[/TD]
              [TD]ebedî: sonu olmayan sonsuz[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]elvan-ı seb’a: yedi renk; güneşin ışığındaki yedi ana renk[/TD]
              [TD]fehim: anlayış, kavrayış gücü[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]fâni: geçici olan, ölümlü[/TD]
              [TD]hakikat: asıl, gerçek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]icmâlen: kısaca[/TD]
              [TD]ilka etmek: bırakmak, koymak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ilâm etmek: bildirmek, duyurmak[/TD]
              [TD]i’lem eyyühe’l-aziz: “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir söz[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]keza: bunun gibi[/TD]
              [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kıyas: karşılaştırma[/TD]
              [TD]maahaza: bununla beraber, bununla birlikte[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mahzun: hüzünlü[/TD]
              [TD]malûm: bilinen[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]malûmiyet: bilinirlik, bilinir olma[/TD]
              [TD]menkûr: bilinmeyen; belirsiz[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mesrur: mutlu[/TD]
              [TD]mevcud-u meçhul: bilinmeyen varlık[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mevsuf: sıfatlanan; nitelendirilen, vasıflandırılan[/TD]
              [TD]mezkûr: ifade edilen, anılan, zikredilen[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mir’at: ayna[/TD]
              [TD]mâruf: bilinen, tanınan[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mârufiyet: bilinirlik, tanınır olma[/TD]
              [TD]mülâhaza: düşünme, akla getirme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nevi: çeşit[/TD]
              [TD]sa’y: çalışma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]sekerat: ölüm sarhoşluğu, can çekişme hali[/TD]
              [TD]sema’: duyuş, duyma, işitme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]sıfât-ı mutlaka: Allah’ın yüce Zâtını niteleyen sınırsız ve sonsuz kutsal özellikler[/TD]
              [TD]sıfât-ı mutlaka-i muhîta: Allah’ın yüce Zâtını niteleyen ve bütün kâinatı kuşatan sınırsız ve sonsuz kutsal özellikler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]taklidî: taklid edilen[/TD]
              [TD]tavattun etmek: bir yeri vatan edinmek, bir yerde yerleşmek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tazammun etmek: içine almak, kapsamak[/TD]
              [TD]tebarüz etmek: ortaya çıkmak, belirmek, görünmek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tecellî etme: yansıma[/TD]
              [TD]tulû etmek: doğmak, görünmek, zuhur etmek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]umur: işler, olaylar[/TD]
              [TD]vücud: beden[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ziyâ: ışık[/TD]
              [TD]ömr-ü bâki: devamlı ve kalıcı ömür[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]örfî: âdetlerde olan, yapılagelen şeylerden[/TD]
              [TD]ülfet: alışkanlık[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ünvan: isim[/TD]
              [TD]şuâ: ışın, ince ışık hüzmesi[/TD]
              [/TR]
              [/TABLE]

              #801734
              Anonim


                تَضَرُّعْ وَنِيَازْ

                اِلٰهِى لاَزِمٌ عَلَىَّ اَنْ لاَ اُبَالِىَ وَلَوْ فَاتَ مِنِّى حَيَاةُ الدَّارَيْنِ وَعَادَتْنِى الْكَائِنَاتُ بِتَمَامِهَا اِذْ اَنْتَ رَبِّى وَخَالِقِى. وَاِلٰهِى اِذْ اَنَا مَخْلُوقُكَ وَمَصْنُوعُكَ لِى جِهَةُ تَعَلُّقٍ وَانْتِسَابٍ مَعَ قَطْعِ نِهَايَةِ عِصْيَانِى وَغَايَةِ بُعْدِى لِسَاۤئِرِ رَوَابِطِ الْكَرَامَةِ فَاَتَضَرَّعُ بِلِسَانِ مَخْلُوقِكَ يَا خَالِقِى. يَارَبِّى يَارَازِقِى يَامَالِكِى يَامُصَوِّرِى.

                يَا اِلٰهِى اَسْأَلُكَ بِاَسْمَاۤئِكَ الْحُسْنىٰ وَبِاِسْمِكَ اْلاَعْظَمِ وَبِفُرْقَانِكَ اْلحَكِيمِ وَبِحَبِيبِكَ اْلاَكْرَمِ وَبِكَلاَمِكَ الْقَدِيمِ وَبِعَرْشِكَ اْلاَعْظَمِ وَبِاَلْفِ اَلْفِ قُلْ هُوَ اللهُ اَحَدٌ اِرْحَمْنِى يَاۤ اَللهُ يَا رَحْمنُ يَا حَنَّانُ يَامَنَّانُ يَادَيَّانُ،

                اِغْفِرْلِى يَا غَفَّارُ يَا سَتَّارُ يَا تَوَّابُ يَا وَهَّابُ اُعْفُ عَنِّى يَا وَدُودُ يَا رَؤُوفُ يَا عَفُوُّ يَا غَفُورُ.


                اُلْطُفْ بِى يَا لَطِيفُ يَا خَبِيرُ يَا سَمِيعُ يَا بَصِيرُ. وَتَجَاوَزْ عَنِّى يَا حَلِيمُ يَا عَلِيمُ يَا كَرِيمُ يَا رَحِيمُ.اِهْدِنَا الصِّرَاطَ الْمُسْتَقِيمَ يَا رَبِّ يَا صَمَدُ يَا هَادِى.جُدْ عَلَىَّ بِفَضْلِكَ يَابَدِيعُ يَا بَاقِى يَا عَدْلُ يَا هُوَ.


                اَحْىِ قَلْبِى وَقَبْرِى بِنُورِ اْلاِيمَانِ وَالْقُرْاٰنِ يَا نُورُ يَا حَقُّ يَا حَىُّ يَا قَيُّومُ يَا مَالِكَ الْمُلْكِ يَاذَا الْجَلاَلِ وَاْلاِكْرَامِ يَاۤ اَوَّلُ يَاۤ اٰخِرُ يَا ظَاهِرُ يَا بَاطِنُ يَا قَوِىُّ يَا قَادِرُ يَا مَوْلاَىَ يَا غَافِرُ يَا اَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ.


                اَسْئَلُكَ بِاِسْمِكَ اْلاَعْظَمِ فِى الْقُرْاٰنِ وَبِمُحَمَّدٍ عَلَيْهِ الصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ الَّذِى هُوَ سِرُّكَ اْلاَعْظَمُ فِى كِتَابِ الْعَالَمِ اَنْ تَفْتَحَ مِنْ هٰذِهِ اْلاَسْمَاۤءِ الْحُسْنٰى كُوَاةً مُفِيضَةً اَنْوَارَ اْلاِسْمِ اْلاَعْظَمِ اِلٰى قَلْبِى وَاِلٰى قَالِبِى وَاِلٰى رُوحِى فِى قَبْرِى فَتَصِيرَ هٰذِهِ الصَّحِيفَةُ كَسَقْفِ قَبْرِى وَهٰذِهِ اْلاَسْمَاۤءُ كَكُوَاتٍ تُفِيضُ اَشِعَّةَ شَمْسِ الْحَقِيقَةِ اِلٰى رُوحِى.

                #801735
                Anonim


                  اِلٰهِى اَتَمَنّٰى اَنْ يَكُونَ لِى لِسَانٌ اَبَدِىٌّ يُنَادِى بِهٰذِهِ اْلاَسْمَاۤءِ اِلٰى قِيَامِ السَّاعَةِ فَاقْبَلْ هٰذِهِ النُّقُوشَ الْباَقِيَةَ بَعْدِى نَائِبًا عَنْ لِسَانِىَ الذَّائِلِ.

                  اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ صَلاَةً تُنْجِينَا بِهَا مِنْ جَمِيعِ اْلاَهْوَالِ وَاْلاَفَاتِ وَتَقْضِى لَنَا بِهَا جَمِيعَ الْحَاجَاتِ وَتُطَهِّرُنَا بِهَا مِنْ جَمِيعِ السَّيِّئَاتِ وَتَغْفِرَ لَنَا بِهَا جَمِيعَ الذُّنُوبِ وَالْخَطِيئَاتِ يَاۤ اَللهُ يَا مُجِيبَ الدَّعَوَاتِ،

                  اِجْعَلْ لِى فِى مُدَّةِ حَيَاتِى وَبَعْدَ مَمَاتِى فِى كُلِّ اٰنٍ اَضْعَافَ اَضْعَافِ ذٰلِكَ اَلْفُ اَلْفِ صَلاَةٍ وَسَلاَمٍ مَضْرُوبِينَ فِى مِثْلِ ذٰلِكَ وَ اَمْثاَلِ اَمْثاَلِ ذٰلِكَ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِهِ وَاَصْحَابِهِ وَاَنْصَارِهِ وَاَتْبَاعِهِ وَاجْعَلْ كُلَّ صَلاَةٍ مِنْ كُلِّ ذٰلِكَ تَزِيدُ عَلٰى اَنْفَاسِىَ الْعَاصِيَةِ فِى مُدَّةِ عُمْرِى وَاغْفِرْلِى وَارْحَمْنِى بِكُلِّ صَلاَةٍ مِنْهَا بِرَحْمَتِكَ يَاۤ اَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ. اٰمِينَ.blank.gif1

                  [NOT]Dipnot-1

                  TAZARRU VE NİYAZ:
                  İlâhî! İki dünyanın hayatı elimden kaçsa ve bütün kâinat düşman kesilip beni terk etse, benim yine gam çekmemem gerekir; çünkü Sen benim Rabbim ve Hâlıkım (Yaratıcım) ve İlâhımsın. Ve benim, nihayetsiz isyanımla ve sair şeref vesilelerine gayet derecede uzaklığımla beraber, Senin mahlûkun ve masnuun (san’at eserin) olmam sebebiyle, bir taallûk (ilgi) ve intisap (bağ) cihetim var. İşte, ben de, Senin mahlûkunun lisanıyla Sana tazarru ve niyazda bulunuyorum; ey Hâlıkım; ey Rabbim; ey Râzıkım (Rızık Vericim) ve ey Musavvirim!

                  Ey İlâhım, Esmâ-i Hüsnân hürmetine, İsm-i Âzamın hürmetine, Furkan-ı Hakîmin hürmetine, Habib-i Ekremin hürmetine, Kelâm-ı Kadîmin hürmetine, Arş-ı Âzamın hürmetine, milyonlar “Kul hüvallahü ehad” ile, bana merhamet etmeni istiyorum; ey bütün kemal sıfatların sahibi ve bütün noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah; ey iyi kötü, dost düşman ayırt etmeden yarattığı bütün varlıklara rızıklarını yetiştiren Rahmân; ey eserlerinde sonsuz rahmetin en lâtif cilvelerini gösteren sınırsız şefkat sahibi Hannân; ey bitmez tükenmez ikramlarıyla ve nimetleriyle, varlıkları terbiye edip besleyen Mennân; ey kullarının küçük büyük her türlü amellerinin karşılığını hiç zayi etmeden hakkıyla veren Deyyân.

                  Beni bağışla; ey fazl ve ihsânıyla, her türlü günahları çok çok bağışlayan Gaffâr; ey ayıp ve kusurları örten ve çirkinlikleri perdeler altında saklayan Settâr; ey işlediği günahlardan pişman olanların tevbelerini daima kabul eden Tevvâb; ey her varlığa tükenmez rahmet hediyelerinden lâyık olduğu ihsanı veren Vehhâb.

                  Beni affet ey yarattığı varlıkları çok seven ve onlara da Kendisini her vesileyle sevdiren Vedûd; ey her bir canlıya hususî şefkat ve ihsanı olan ve onlar üzerinde iltifatının incelikleri görünen Raûf; ey her türlü kusur ve günahları bolca affeden Afüvv; ey bütün günahları bağışlayan Gafûr.

                  Bana lütufta bulun; ey varlıkları nazik ve lâtif güzelliklerle yaratıp onlara lütufta bulunan ve ilmi her şeyin bütün inceliklerine nüfuz eden Lâtif; ey bütün varlıkların küçük büyük, gizli açık her hâlinden her an haberdâr olan Habîr; ey her şeyi, gizli açık bütün sesleri ve yapılan bütün duaları işiten ve varlıklara işitme kàbiliyeti veren Semî’, gizli ve açık her şeyi bütün incelikleriyle gören ve varlıklara da görme kàbiliyeti ve basîreti ihsan eden Basîr.

                  Günahlarımı sil; ey zâlim ve isyancıları hemen cezalandırmayıp yumuşaklıkla muâmele eden, tevbe etmeleri için onlara fırsat tanıyan Halîm; ey gizli açık, küçük büyük her şeyi hakkıyla bilen ve ilmi, ezelden ebede her şeyi kuşatan Alîm; ey bütün canlıları çeşitli duygularla donatıp sayısız rahmet meyvelerini ve nimetlerini önlerine seren ve iyiliği bol olan Kerîm; ey rahmeti her şeyi kuşatmakla birlikte imanlı kullarına hasusî ihsan ve şefkatte bulunan Rahîm.

                  Bizi yolun doğrusuna ilet; ey kâinattaki her bir varlığın bütün ihtiyaçlarını giderip onları bizzat terbiye eden ve hiçbir vezir ve yardımcısı olmayan ve asla öyle bir şeye ihtiyacı da bulunmayan Rab; ey kâinattaki her şey Kendisine muhtaç olduğu halde, Kendisi hiçbir şeye asla muhtaç olmayan Samed; ey varlıkları yaratılış gayelerine sevk eden ve dilediğine doğru yolu gösteren Hâdî.

                  Fazlınla bana cevâdâne (cömertçe) ihsanlarda bulun; ey kâinatı hiçten ve benzersiz bir şekilde yaratıp bin bir isminin tecellileriyle süsleyen Bedî’; ey bütün isimleri, sıfatları ve zâtı ile ebediyen var olan ve yok olması asla mümkün olmayan Bâkî; ey kâinatı ince hesaplarla yaratan, her varlığın bütün ihtiyaçlarını adaletle veren ve haksızları cezalandırıp iyileri de mükâfatlandıran Adl; ey Hû.

                  Kalbimi ve kabrimi iman ve Kur’ân nuruyla nurlandır; ey sonsuz nuruyla bütün kâinatı nurlandıran ve isimlerinin tecellisiyle her şeyi aydınlatan Nûr; ey varlığında hiçbir şüphe bulunmayan ve varlıkların dayandıkları hakikat, Zâtının sıfât, isim ve fiillerinin tecellisi olan Hak; ey varlıklara hayat verip canlandıran, Kendi hayatı ise zâtî, ezelî ve ebedî olan Hayy; ey bütün varlıkları düzenli ve daimî bir şekilde ayakta tutan; fakat Kendi varlığı hiçbir varlığa bağlı olmayan Kayyûm; ey ezelden ebede kadar kâinattaki her şeyin yegâne sahibi ve mâliki olan Mâlike’l-Mülk; ey celâl ve ikram sahibi; ey her şeyin aslını ve başlangıcını ezelî ilmiyle tespit eden ve Kendisinden önce hiçbir şey var olmayan Evvel; ey her şeyin sonunu ezelî ilmiyle belirleyen ve sonu gelen varlıkların neslini tohum ve çekirdek gibi hülâsalarla tanzim eden ve her şeyden sonra yalnız Kendisi bâkî kalan Âhir; ey her şeyin dış yüzlerini çeşitli cihazlarla ve ince nakışlarla süsleyerek fevkalâde mükemmel ve güzel yaratan ve bütün varlıklarda ilim, irade, kudret, rahmet gibi sıfatlarının ve varlık ve birliğinin işaretleri açıkça görünen Zâhir; ey bütün varlıkların içyüzlerini ve bilhassa canlıların içlerini mükemmel bir fabrikanın harika makineleri gibi yaratıp işleten ve her şeyin içine esmâsıyla nüfuz eden Bâtın; ey her tülü âcizlik ve zayıflık alâmetlerinden münezzeh olan yegâne kuvvet ve kudret sahibi Kavî; ey kudreti her şeye yeten ve Kendisine hiçbir şey ağır gelmeyen Kàdir; ey herşeyin sahibi ve dostluğu pek güzel olan Mevlâ, ey her türlü kusur ve günâhı affeden Gâfir; ey merhamet edicilerin en merhametlisi olan Erhamü’r-Râhimîn.

                  Kur’ân’daki İsm-i Âzamın hürmetine ve kitab-ı âlemdeki sırr-ı âzamın olan Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm hürmetine, güzel isimlerinden, bu sayfayı sanki kabrimin tavanı yapıp, bu esmâyı da ruhuma şems-i hakikatten şualar saçan pencere haline getirecek şekilde, kalbime ve kalıbıma ve kabrimde ruhuma İsm-i Âzamın nurlarını saçan pencere yapmanı istiyorum.

                  İlâhî, dilerim ki, ebedî bir lisanım olsun da, kıyamete kadar bu isimlerle nidâ etsin. İşte, ardımda bâki kalan bu nakışları, benim fâni ve zâil lisanımın yerine bir nâip olarak kabul eyle.

                  Allahım, Efendimiz Muhammed’e öyle bir salât ve selâm et ki, o salât ile bizi bütün korku ve âfetlerden kurtar, bütün hâcetlerimizi gider, bizi bütün günahlardan temizle, bütün günah ve hatâlarımızı bağışla.

                  Ey bütün kemal sıfatların sahibi ve bütün noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah; ey duâ ve ihtiyaçlara cevap veren Mücîbe’d-Daavât! Hayatım boyunca ve öldükten sonra, her an bu dileklerimi kat kat fazlasıyla ver!

                  Bir milyon salât ve selâm, bir o kadarla çarpımından çıkan netice ve bunun da kat katı, Efendimiz Muhammed’e, Onun Âl, Ashab, Ensar ve tabîlerine olsun! Bu salâvatların her birini, benim ömür günlerimdeki günahkâr nefeslerim sayısınca çoğalt! Bu salâvatların her birisi hürmetine beni affeyle, bana merhamet et. Bunu rahmetinle ihsan eyle; ey merhamet edicilerin en merhametlisi olan Erhamü’r-râhimîn! Âmin!

                  [/NOT]

                  #801963
                  Anonim
                    Zeylü’l-Habbe

                    Arkadaş! Şu müşevveş eserlerimle büyük birşeyin etrafını kazıyorum. Amma bilmiyorum, keşfedebildim mi? Veyahut sonra inkişaf edecektir. Veyahut bilâhare zuhur edecek. Keşfine yol açıp gösteriyorum.


                    لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللهِ blank.gif1
                    حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ blank.gif2
                    نِعْمَ الْمَوْلىَ وَنِعْمَ النَّصِيرُ blank.gif3
                    اَللٰهُمَّ لاَ تُخْرِجْناَ مِنَ الدُّنْياَ اِلاَّ مَعَ الشَّهَادَةِ وَاْلاِيماَنِ blank.gif4

                    besmele.jpg

                    اَلْحَمْدُ ِللهِ عَلٰى نِعْمَةِ اْلاِيمَانِ وَاْلاِسْلاَمِ بِعَدَدِ قَطَرَاتِ اْلاَمْطَارِ وَاَمْوَاجِ الْبِحَارِ وَثَمَرَاتِ اْلاَشْجَارِ وَنُقُوشِ اْلاَزْهَارِ وَنَغَمَاتِ اْلاَطْيَارِ وَلَمَعَاتِ اْلاَنْوَارِ وَالشُّكْرُ لَهُ عَلٰى كُلٍّ مِنْ نِعَمِهِ فِى اْلاَطْوَارِ بِعَدَدِ كُلِّ نِعَمِهِ فِى اْلاَدْوَارِ.

                    وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلٰى سَيِّدِ اْلاَبْرَارِ وَاْلاَخْيَارِ مُحَمَّدٍنِالْمُخْتاَرِ وَعَلٰى اٰلِهِ اْلاَطْهَارِ وَاَصْحَابِهِ نُجُومِ الْهِدَايَةِ ذَوِى اْلاَنْوَارِ مَادَامَ الَّيْلُ وَالنَّهَارُ. 5blank.gif

                    [NOT]Dipnot-1 Allah’ın kudret ve gücünden başka kudret ve güç yoktur.

                    Dipnot-2
                    “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173.

                    Dipnot-3
                    “O ne güzel dost ve O ne güzel yardımcıdır.” Enfâl Sûresi, 8:40.

                    Dipnot-4
                    Allah’ım bizi dünyadan ancak kelime-i şehâdet ve imânla çıkart.

                    Dipnot-5
                    Bize bahşettiği îmân ve İslâm nimeti için yağmurun katreleri, denizlerin dalgalaları, ağaçların meyveleri, çiçeklerin nakışları, kuşların nağamâtı ve nurların lemaâtı sayısınca Allah’a hamdolsun. Ve her türlü halde bize in’âm ettiği bütün nimetleri için, bütün çağlardaki bütün nimetleri adedince Allah’a şükürler olsun. Hem, iyilik ve hayır sahiplerinin efendisi Muhammedini’l-Muhtâr (a.s.m.) efendimize, onun pâk âline ve nur saçan hidâyet yıldızları ashâbına gece-gündüz devam ettiği müddetçe salât ve selâm olsun.
                    [/NOT]

                    [TABLE]
                    [TR]
                    [TD]bilâhare: daha sonra
                    [/TD]
                    [TD]inkişaf etmek: açığa çıkmak, ortaya çıkmak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]keşfetmek: açığa çıkarmak, bulmak, ortaya çıkarmak[/TD]
                    [TD]müşevveş: dağınık, düzensiz, karışık; bu tabir bir tevazu ifadesi olarak kullanılmıştır[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]zeylü’l-habbe: Habbe Risalesinin eki[/TD]
                    [TD]zuhur etmek: ortaya çıkmak, görünmek[/TD]
                    [/TR]
                    [/TABLE]

                    #801964
                    Anonim


                      İ’lem eyyühe’l-aziz! Misafir olan bir kimse, seferinde çok yerlere, menzillere uğrar. Uğradığı her yerin âdetleri ve şartları ayrı ayrı olur.

                      Kezalik, Allah’ın yolunda sülûk eden zât çok makamlara, mertebelere, hallere, perdelere rastgelir ki, bunların da herbirisi için kendine mahsus şartlar ve vaziyetler vardır. Bu şartları ve perdeleri birbirine halt edip karıştıran, galat ve yanlış hareket eder. Meselâ bir ahırda atın kişnemesini işiten bir adam, yüksek bir sarayda andelibin terennümünü, güzel sadâsını işitir. Eğer o terennümle atın kişnemesini fark etmeyip andelibden kişnemeyi talep ederse, kendi nefsiyle mugalâta etmiş olur.

                      İ’lem eyyühe’l-aziz! Dünya hayatını güzelleştiren esbabdan biri, dünya ayinesinde temessül ile parlayan hidayet nurları ve büyük insanların sevgili ve sevimli timsalleridir. Evet, müstakbel, mâzinin ayinesidir. Mâzi berzaha, yani öteki âleme intikal ve inkılâp ettiğinde, suretini ve şeklini ve dünyasını istikbal ayinesine, tarihe, insanların zihinlerine vedia ediyor. Onlara olan mânevî ve hayalî muhabbetleriyle dünya muhabbeti tatlı olur. Meselâ, arkadaşlarının ve akrabasının timsallerini ve fotoğraflarını hâvi büyük bir ayineyi yolunda bulan bir adam, şark cihetine giden adamların memleketlerine gidip onlara iltihak etmek için çalışmayıp da, o ayinenin içindeki timsallerle uğraşır, muhabbet eder. İşte bu adam gafletten ayıldığı zaman, “Eyvah, ne ediyorum? Bunlar şarap değil, seraptır. Bunlarla uğraşmak azb değil azaptır” der, arkadaşlarına yetişmek üzere şark seferine tedarikâtta bulunmaya başlar.

                      İ’lem eyyühe’l-aziz! Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyân’ın hak ve hakikat olduğuna en sâdık deliller:

                      1. Tevhidin bütün iktizâlarını ve lâzımlarını mertebeleriyle muhafaza etmesidir.

                      2. Esmâ-i Hüsnânın tenasüp ve iktizası üzerine hakaik-i âliye-i İlâhiyedeki muvazeneyi müraat etmesidir.

                      [TABLE]
                      [TR]
                      [TD]Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın en güzel isimleri[/TD]
                      [TD]Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyân: ifade ve açıklamalarıyla benzerini yapmaktan akılları âciz bırakan Kur’ân-ı Kerim[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]andelib: bülbül[/TD]
                      [TD]azb: tatlılık[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]berzah: iki şey arasındaki perde; öldükten sonra ruhların gittiği, dünya ile âhiret arasındaki geçiş yeri, âlemi[/TD]
                      [TD]cihet: taraf, yön[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]esbab: sebepler[/TD]
                      [TD]gafil: duyarsız, sorumsuz, vurdumduymaz; âhiretten ve Allah’ın emir ve yasaklarından habersiz davranan[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]galat: hata, yanlış[/TD]
                      [TD]hak: doğru, gerçek[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hakaik-i âliye-i İlâhiye: Allah’a ait yüksek, yüce hakikatler, gerçekler[/TD]
                      [TD]hakikat: asıl, esas[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]halt etmek: karıştırmak[/TD]
                      [TD]hayalî: hayale dayalı[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hidayet: doğru ve hak olan yol, İslâmiyet[/TD]
                      [TD]hâvi: içine almış[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]iktizâ: bir şeyin gereği[/TD]
                      [TD]iltihak etmek: katılmak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]inkılâp etmek: değişmek, dönüşmek[/TD]
                      [TD]intikal etmek: geçmek, ulaşmak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]i’lem eyyühe’l-aziz: “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir söz[/TD]
                      [TD]kezalik: bunun gibi[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]makam: derece, konum, yer[/TD]
                      [TD]menzil: durak, yer[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mertebe: derece, aşama[/TD]
                      [TD]mugalâta etmek: demagoji; aldatmak maksadıyla yanlış sözler söylemek[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]muhabbet: sevgi[/TD]
                      [TD]muhafaza etmek: korumak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]muvazene: denge, ölçü[/TD]
                      [TD]mânevî: mânâya ait[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mâzi: geçmiş zaman[/TD]
                      [TD]müraat etmek: riayet etmek, uymak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]müstakbel: gelecek zaman[/TD]
                      [TD]nefis: bir kimsenin kendisi[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nur: aydınlık[/TD]
                      [TD]sadâ: ses[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]sefer: yolculuk[/TD]
                      [TD]serap: su gibi görünen yansıma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]suret: görüntü[/TD]
                      [TD]sâdık: doğru, doğrulayıcı[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]sülûk etmek: bir yöne doğru gitmek, yürümek, izlemek [/TD]
                      [TD]tedarikâtta bulunma: elde etmek, sahip olmak için hazırlık yapma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]temessül: yansıma[/TD]
                      [TD]tenasüp: uygunluk[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]terennüm: bülbül vs. ötme, şakıma hoş ses çıkarma[/TD]
                      [TD]tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait kılınması[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]timsal: görüntü[/TD]
                      [TD]vedia etmek: emanet etmek, ödünç olarak bırakmak, vermek[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]âdet: alışkanlık[/TD]
                      [TD]âlem: dünya, evren[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]şarap: içilecek şey; tatlı ve soğuk içecek[/TD]
                      [TD]şark: doğu[/TD]
                      [/TR]
                      [/TABLE]

                      #801965
                      Anonim


                        3. Rububiyet ve ulûhiyete âit şuûnatı kemâl-i muvazene ile cem etmesidir.

                        Kur’ân’ın bu hâsiyeti beşerin eserlerinde bulunmadığı gibi, melekût cihetine geçen evliya ve sair büyüklerin netaic-i fikirlerinde de bulunamamıştır. Ve eşyanın bâtınına dalmış olan İşrâkiyun ve âlem-i gayba nüfuz eden Rûhâniyun dahi Kur’ân’ın bu hâsiyetini bulamamışlardır. Zira onların nazarları mukayyet olduğundan, hakikat-i mutlakayı ihata edemez. Bunlar ancak hakikatin bir tarafını bulur ve ifrat-tefritle tasarrufa başlarlar. Bunun için tenasübü bozup muvazeneyi ihlâl ediyorlar.

                        Meselâ, envâ-ı cevâhiri hâvi ziynetli ve kıymetli bir defineyi keşfetmek için birkaç adam denizin dibine dalarlar. Denizin dibinde araştırma yaparken birisinin eline uzunca bir parça elmas geçer. Definenin müştemilâtını tamamen bu gibi elmaslardan ibaret olduğuna hükmeder. Sonra arkadaşlarından başka çeşit cevherin bahsini işittiğinde, onların buldukları cevâhirin kendi bulduğu elmasın nakışları olduklarını tahayyül eder. Diğeri kürevî bir yakutu bulur. Öteki arkadaşı da başka bir çeşidini buluyor. Ve hâkezâ, herbirisi definenin esas müştemilâtı kendi bulduğu çeşitten ibaret olduğunu ve arkadaşlarının buldukları çeşitler de definenin zevâid ve teferruatından olduğunu itikad eder. Mesele bu şekle girmekle muvazene kayıp ve tenâsüp zâil olur. Sonra meselenin hakikatini keşif ve izah için tevilât ve tekellüfata başlarlar. Hattâ definenin inkârına bile zehab eden olur.

                        Evet, Sünnet-i Seniye ile muvazene yapılmazdan evvel, hemen meşhudatına itimad eden İşrâkiyun ile mutasavvifenin eserlerini teemmül eden zâtlar, şu söylediğime hak verir, bilâ-tereddüt kabul ederler.

                        [TABLE]
                        [TR]
                        [TD]Rûhâniyun: gayb âlemine nüfuz eden nurânî ve ruhânî kimseler[/TD]
                        [TD]Sünnet-i Seniye: Peygamberimizin (a.s.m.) söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]bahis: konu; söz konusu olan şey[/TD]
                        [TD]beşer: insan[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]bilâ tereddüt: tereddütsüz[/TD]
                        [TD]bâtın: bir şeyin iç yüzü[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]cem etmek: toplamak[/TD]
                        [TD]cevâhir: cevherler[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]cihet: taraf, yön[/TD]
                        [TD]define: hazine[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]envâ-ı cevâhir: cevherlerin çeşitleri; çeşit çeşit cevherler[/TD]
                        [TD]evliya: Allah dostları veli kullar[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]eşya: varlıklar[/TD]
                        [TD]hakikat: gerçek[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hakikat-i mutlaka: bir sınırı olmayan sınırsız hakikat, gerçek[/TD]
                        [TD]hâkezâ: bunun gibi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hâsiyet: özellik[/TD]
                        [TD]hâvi: içine almış[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hükmetmek: karar vermek[/TD]
                        [TD]ifrat: normalden yukarı olma, aşırılık[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ihata etmek: kuşatmak, kapsamlı olarak anlayıp idrak etmek[/TD]
                        [TD]ihlâl etmek: bozmak, karıştırmak[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]inkâr: yokluğunu, olmadığını söyleme[/TD]
                        [TD]itikad etmek: inanmak[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]itimad etme: güvenme[/TD]
                        [TD]izah: açıklama[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kemâl-i muvazene: mükemmel derecede ölçülü ve dengeli olma[/TD]
                        [TD]keşfetme: bulma, ortaya, açığa çıkartma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kürevî: yuvarlak, küre şeklinde[/TD]
                        [TD]melekût: görünmeyen mânevî âlem, herbir şeyin iç yüzü[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]meşhudat: görünen şeyler[/TD]
                        [TD]mukayyet: sınırlı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mutasavvife: tasavvuf ehli[/TD]
                        [TD]muvazene: denge[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]müştemilât: içindekiler[/TD]
                        [TD]nakış: işleme, süsleme[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nazar: bakış; bakış açısı[/TD]
                        [TD]netaic-i fikir: düşünce ürünleri, düşünce ürünü eserler[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nüfuz etme: içine girme[/TD]
                        [TD]rububiyet: Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]sair: başka[/TD]
                        [TD]tahayyül etmek: hayal etmek[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tasarruf: dilediği gibi hareket etme, yönetme, kullanma[/TD]
                        [TD]teemmül etme: düşünme, inceden inceye araştırma, tetkik etme[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]teferruat: ayrıntılar[/TD]
                        [TD]tefrit: tersine aşırılık, normalden aşağı olma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tekellüfat: zorlamalar; maksada ulaşmak için yapılan konu dışı yorum vs. şeyler[/TD]
                        [TD]tenâsüp: uyum, uygunluk[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tevilât: yorumlar[/TD]
                        [TD]ulûhiyet: ibadete ve itaat edilmeye lâyık olma, ilâhlık[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]zehab etme: bir fikre kapılma, belli bir yol izleme[/TD]
                        [TD]zevâid: fazlalıklar[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ziynetli: süslü[/TD]
                        [TD]zâil olmak: yok olmak[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]zât: kişi[/TD]
                        [TD]âlem-i gayb: gayb âlemi, görünmeyen âlem[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]İşrâkiyun: bilginin kaynağının mânevi aydınlanma, sezgi ve ilham olduğu görüşünde olan İslâm felsefecileri[/TD]
                        [TD]şuûnat: Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecelliye sevk eden Zâtına ait mukaddes özellikler[/TD]
                        [/TR]
                        [/TABLE]

                        #801966
                        Anonim


                          Arkadaş! Kur’ân da o defineyi keşfetmek için o denize dalmıştır. Fakat Kur’ân’ın gözü açık olduğundan, defineyi tamamıyla ihata ile görmüştür. Ve hakikate uygun bir tarzda tenasüp ve muvazeneye riayet ederek kemâl-i intizam ve ıttırad ile hakikatı izhar etmiştir.

                          Arkadaş! Nev-i beşerde envâen dalâlete düşen fırkaların sebeb-i dalâletleri, imamlarının kusurudur. Evet, imamları bâtından bahsetmişlerse de, meşhudatlarına itimad ve iktifa ederek esnâ-i tarikten dönmüşlerdir. Ve 1 حَفَظْتَ شَيْئًا وَغَابَتْ عَنْكَ اَشْيَاءُ kavline mâsadak olmuşlardır.

                          İ’lem eyyühe’l-aziz! Cenâb-ı Hak seni ademden vücuda ve vücudun pek çok eşkâl ve vaziyetlerinden en yükseği Müslim sıfatı ile insan suretine getirmiştir. Mebde-i hareketin ile son aldığın suret arasında müteaddit vaziyetlerin, menzillerin ve etvar ve ahvâlin herbirisi sana âit nimetler defterine kaydedilmiştir. Bu itibarla, senin geçirmiş olduğun zaman şeridine elmas gibi nimetler dizilmiş, tam bir gerdanlık veya nimetlerin envâına bir fihriste şeklini veriyor. Binaenaleyh, geçirmiş olduğun vücudun her menzilinde ve vaziyetinde, etvarında, ahvâlinde, “Nasıl bu nimete vâsıl oldun? Ne ile müstahak oldun? Ve şükründe bulundun mu?” diye suale çekileceksin. Çünkü, vukua gelen haller suale tâbidir. Amma imkânda kalıp vukua gelmeyen şeyler suale tâbi değildir. Geçirmiş olduğun ahvâl, vukuattır. Gelecek ahvâlin ademdir. Vücut mes’uldür, adem ise mes’ul değildir. Öyle ise, mâzide şükrünü edâ etmediğin nimetlerin şükrünü kaza etmek lâzımdır.


                          [NOT]Dipnot-1 Bir şeyi muhafaza ettin, ezberledin ama, bir çok şey senden kayboldu.
                          [/NOT]

                          [TABLE]
                          [TR]
                          [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan, sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
                          [TD]adem: yokluk, hiçlik[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ahvâl: haller; davranışlar[/TD]
                          [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]bâtın: bir şeyin iç yüzü, aslı, esası[/TD]
                          [TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]define: hazine[/TD]
                          [TD]edâ etmek: bir şeyi olması gereken vaktinde yapmak, yerine getirmek[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]envâ: neviler, türler[/TD]
                          [TD]envâen: çeşit çeşit olarak[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]esnâ-i tarik: yolculuk esnasında, sırasında[/TD]
                          [TD]etvar: haller, tavırlar[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]eşkâl: şekiller; tarzlar, biçimler[/TD]
                          [TD]fihriste: ana özelliklerin sıralandığı liste, muhteva[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]fırka: topluluk, grup[/TD]
                          [TD]hakikat: gerçek[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ihata: kuşatma, kapsama; etraflıca bilme[/TD]
                          [TD]iktifa etmek: yetinmek[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]imam: önder, lider[/TD]
                          [TD]imkân: varlığı ile yokluğu eşit olup varlığı ancak Allah’ın var etmesine bağlı olanlar, yaratılanların tamamının oluşturduğu âlem[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]itimad etmek: güvenmek[/TD]
                          [TD]izhar etmek: göstermek, açığa çıkarmak[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]i’lem eyyühe’l-aziz: “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir söz[/TD]
                          [TD]kavl: söz[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kaza etmek: yapılması gereken ancak vaktinde yapılmayan bir şeyi sonradan yapmak, yerine getirmek[/TD]
                          [TD]kemâl-i intizam ve ıttırad: tam ve mükemmel bir düzen, sistem ve ahenk[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mebde-i hareket: hareketin başlangıcı; ruhun üflenmesiyle olan ilk hareket[/TD]
                          [TD]menzil: durak, yer[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mes’ul: sorumlu[/TD]
                          [TD]meşhudat: gözlemler, mânevî âlemde görülen şeyler[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]muhafaza etmek: korumak[/TD]
                          [TD]muvazene: denge[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mâsadak olmak: doğrulayıcı ve onaylayıcı olmak[/TD]
                          [TD]mâzi: geçmiş zaman[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]müstehak olma: hak etme, lâyık olma[/TD]
                          [TD]müteaddit: bir çok, çeşitli[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]nev-i beşer: insanlar[/TD]
                          [TD]nimet: iyilik, lütuf, ihsan[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]riayet etmek: uymak, gözetmek[/TD]
                          [TD]sebeb-i dalâlet: doğru yoldan sapıtma sebebi[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]sual: soru, sorgu[/TD]
                          [TD]suret: görüntü, biçim, şekil[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]sıfat: özellik, nitelik[/TD]
                          [TD]tenasüp: uyum, uygunluk[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tâbi: bağlı[/TD]
                          [TD]vaziyet: durum, hâl[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]vukua gelme: meydana gelme, olma[/TD]
                          [TD]vukuat: gerçekleşmiş olanlar, meydana gelen olgular[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]vâsıl olmak: kavuşmak, ulaşmak[/TD]
                          [TD]vücud: varlık, var olma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]şükür: teşekkür etme, methetme ve övme[/TD]
                          [/TR]
                          [/TABLE]

                          #801967
                          Anonim


                            İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsanı havalandırıp baş aşağı felâkete atan şöyle bir hâl var:

                            İstihkak nazara alınmayarak, Hakkın takdiri hakkında tefrit veya ifrat yapılır. Ve kuvvetine, kıymetine bakılmayarak küçük veya büyük bir yük altına alınır gibi gayr-ı insanî haller insanı insaniyetten düşürür, ya zulme, veya kizbe sevkeder.

                            Meselâ, bir fırka askerin mümessili bir nefer, bütün askerlik umûrunu bilmek; veya bir katre sudaki timsalinden, şemsin azametini göstermek talebinde bulunmak, en yüksek bir insafsızlıktır. Çünkü, vasıfla ittisaf arasında fark vardır. Meselâ, Katredeki timsal, şemsin evsâfını gösterir; ama o evsaf ile muttasıf olamaz.

                            İ’lem eyyühe’l-aziz! Vücut nev’inde tezâhüm yoktur. Yani, pek çok âlemler, haller, vücut sahnesinde içtima eder, birleşirler. Meselâ, gece zamanı duvarları camdan olan ve elektrik yanan bir odaya girdiğin vakit, âlem-i misale bir pencere hükmünde olan camlarda pek çok menzilleri, odaları göreceksin.

                            Saniyen: Odada otururken, kemâl-i suhulet ile o misalî odalarda her çeşit tebdil, tağyir, tasarruf edebilirsin.

                            Salisen: Odadaki elektrik, elektrik misallerinin en uzağına en yakındır. Çünkü, o misalî misallerin kayyûmu odur.

                            Rabian: Bu maddî vücudun bir habbesi, bir parçası, o misalî vücudun bir âlemini içine alabilir.

                            Bu dört hüküm, Vâcib ile âlem-i mümkinat arasında da câridir. Çünkü mümkinatın vücudu, vâcibin nurundan bir gölge olduğu cihetle, vehmî bir mertebededir. Vâcibin emriyle vücud-u hariciyeye girer. Sâbit ve müstakar kalır. Demek

                            [TABLE]
                            [TR]
                            [TD]Hak: herşeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah[/TD]
                            [TD]Vâcib (Vâcibü’l-Vücûd): varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir şeye ve sebebe ihtiyacı olmayan Allah[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]azamet: büyüklük, yücelik[/TD]
                            [TD]cihetiyle: yönüyle[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]câri: geçerli[/TD]
                            [TD]evsâf: sıfatlar, özellikler, nitelikler[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]felâket: belâ, musibet[/TD]
                            [TD]fırka: tümen[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]gayr-ı insanî: insana ait olmayan, insana yakışmayan şeyler[/TD]
                            [TD]habbe: dane, tohum[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hal: tavır, durum[/TD]
                            [TD]ifrat: normalden yukarı sapma, aşırılık[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]insafsızlık: vicdansızlık[/TD]
                            [TD]insaniyet: insanlık[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]istihkak: hak etme, lâyık olma[/TD]
                            [TD]ittisaf: vasıflanma, nitelenme[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]içtima etmek: toplanmak, bir araya gelmek[/TD]
                            [TD]i’lem eyyühe’l-aziz: “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir söz[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]katre: damla[/TD]
                            [TD]kayyûm: bir şeyi ayakta tutan, devam ettiren sebep[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kemâl-i suhulet: tam bir kolaylık[/TD]
                            [TD]kizb: yalan [/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]menzil: yer, durak[/TD]
                            [TD]mertebe: derece[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]misal: görüntü[/TD]
                            [TD]misalî: görüntüden ibaret[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]muttasıf: vasıflanmış, nitelendirilmiş[/TD]
                            [TD]mümessil: temsilci[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mümkinat: varlığı ile yokluğu eşit olup varlığı Allah’ın var etmesine bağlı olanlar[/TD]
                            [TD]müstakar: yerleşmiş, karar kılmış[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]nazara almak: dikkate almak[/TD]
                            [TD]nefer: rütbesiz asker, er[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]nev’: tür, cins[/TD]
                            [TD]nur: aydınlık[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]rabian: dördüncü olarak[/TD]
                            [TD]sabit: yerinde duran, varlık dünyasındaki yerine yerleşmiş[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]salisen: üçüncü olarak[/TD]
                            [TD]saniyen: ikinci olarak[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]sevketmek: yöneltmek, yönlendirmek[/TD]
                            [TD]takdir: belirleme[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tasarruf: dilediği gibi kullanma, yönetme, idare etme[/TD]
                            [TD]tağyir: başkalaşım[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tebdil: değişim[/TD]
                            [TD]tefrit: normalden aşağı olma, tersine aşırılık[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tezâhüm: birbirine sıkıntı verme, sürtüşme, sıkışma[/TD]
                            [TD]timsal: görüntü[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]umûr: işler[/TD]
                            [TD]vasıf: sıfat, nitelik, özellik[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]vehmî: varsayılan, olmadığı halde var kabul edilen[/TD]
                            [TD]vücud-u harici: ortaya çıkmış olan, görünen varlık[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]vücut: var oluş, varlık[/TD]
                            [TD]zulüm: haksızlık[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]âlem: dünya[/TD]
                            [TD]âlem-i misal: bütün varlıkların ve olayların görüntülerinin yansıdığı madde ötesi âlem[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]âlem-i mümkinat: mümkin varlıklar âlemi; varlığı ile yokluğu eşit olup varlığı ancak Allah’ın var etmesine bağlı olanlar, yaratılanların tamamının oluşturduğu âlem[/TD]
                            [TD]şems: güneş[/TD]
                            [/TR]
                            [/TABLE]

                            #801968
                            Anonim


                              mümkinatın vücudu bizzat hakikî bir vücud-u haricî olmadığı gibi, vehmî veya zâil bir zıll de değildir. Ancak, Vâcibü’l-Vücudun icadıyla bir vücuttur.

                              İ’lem eyyühe’l-aziz! Bu güzel âlemin bir mâliki bulunmaması muhal olduğu gibi, kendisini insanlara bildirip târif etmemesi de muhaldir. Çünkü, insan, Mâlikin kemâlatına delâlet eden âlemin hüsnünü görüyor. Ve kendisine beşik olarak yaratılan küre-i arzda istediği gibi tasarruf eden bir halifedir. Hattâ semâ-i dünyada dahi aklıyla çalışıyor ve küçüklüğüyle, zâfiyetiyle beraber harika tasarrufat-ı acibesiyle eşref-i mahlukat ünvanını almıştır. Ve elinde cüz-ü ihtiyarî bulunduğundan, bütün esbab içerisinde en geniş bir salâhiyet sâhibidir. Binaenaleyh, Mâlik-i Hakikînin rusül vasıtasıyla böyle yüksek, fakat gafil abdlerine kendisini bildirip târif etmesi zarurîdir ki, o Mâlikin evâmirine ve marziyatına vakıf olsunlar.

                              İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsanın vehim, farz, hayal duygularına varıncaya kadar bütün hassaları bilâhare rücû edip bilittifak Hakka iltica ettiklerini ve bâtıla hiçbir ihtimal ve imkânın kalmadığını ve kâinatın ancak ve ancak Kur’ân’ın izah ettiği şekilde bulunduğunu gördüm.

                              İ’lem eyyühe’l-aziz! Âlem-i ziya, âlem-i hararet, âlem-i hava, âlem-i kehrüba, âlem-i elektrik, âlem-i cezb, âlem-i esir, âlem-i misal, âlem-i berzah gibi âlemler

                              [TABLE]
                              [TR]
                              [TD]Hak: herşeyi hakkıyla yaratan, varlığı hak olan ve her hakkın sahibi olan Allah[/TD]
                              [TD]Mâlik: sahip; görünen ve görünmeyen her şeyin gerçek sahibi olan Allah[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]Mâlik-i Hakikî: görünen ve görünmeyen herşeyin gerçek sahibi olan Allah[/TD]
                              [TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir şey ve sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]abd: kul[/TD]
                              [TD]bilittifak: oy birliği[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]bilâhare: daha sonra[/TD]
                              [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]bizzat: doğrudan[/TD]
                              [TD]bâtıl: hak olmayan, boş, faydasız[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]cüz-ü ihtiyarî: insanda bulunan sınırlı irade, seçme gücü[/TD]
                              [TD]delâlet etme: işaret etme, gösterme[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]esbab: sebepler[/TD]
                              [TD]evâmir: emirler[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]eşref-i mahlukat: yaratıkların en şereflisi[/TD]
                              [TD]farz: var sayma, düşünme[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]gafil: habersiz, vurdumduymaz, umursamaz; Allah’ı düşünmeyen ve sorumluluklarından habersiz[/TD]
                              [TD]hakikî: asıl, gerçek[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]halife: yeryüzünde Allah’ın emirlerini yerine getirip Onun namına tasarrufta bulunan ve varlıklar üzerinde Onun adına egemen olan insan[/TD]
                              [TD]hassa: duyular[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hüsün: güzellik[/TD]
                              [TD]icad: var etme[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]iltica etmek: sığınmak[/TD]
                              [TD]imkân: olasılık, olabilirlik[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]izah etmek: açıklamak[/TD]
                              [TD]i’lem eyyühe’l-aziz: “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir söz[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kemâlat: mükemellikler, kusursuzluklar[/TD]
                              [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]küre-i arz: yerküre[/TD]
                              [TD]marziyat: Allah’ın rızasına vesile olan şeyler[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]muhal: olması imkânsız olan şey[/TD]
                              [TD]mümkinat: varlığı ile yokluğu eşit olan, varlığı ancak Allah’ın var etmesine bağlı olanlar[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]rusül: peygamberler[/TD]
                              [TD]rücû etmek: dönmek[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]salâhiyet: yetki[/TD]
                              [TD]semâ-i dünya: dünya semâsı, gökyüzü, uzay[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tasarruf etme: irade ve seçim gücüyle dilediği gibi hareket etme, yönetme, kullanma
                              [/TD]
                              [TD]tasarrufat-ı acibe: hayret verici tasarruflar, işler[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]târif etmek: bildirmek, tanıtmak[/TD]
                              [TD]vasıta: aracı[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]vehim: kuruntu, olmayan şeyi varmış gibi gösteren düşünce[/TD]
                              [TD]vehmî: varsayılan, olmadığı halde var kabul edilen[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]vâkıf: bilgi sahibi, farkında olan, haberdar[/TD]
                              [TD]vücud: varlık[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]vücud-u haricî: ortaya çıkmış olan, görünen varlık[/TD]
                              [TD]zarurî: zorunlu[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]zâfiyet: zayıflık, güçsüzlük[/TD]
                              [TD]zâil: geçip gidici, yok olucu[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]zıll: gölge[/TD]
                              [TD]âlem: dünya, evren[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]âlem-i berzah: öldükten sonra ruhların kıyamete kadar kalacakları mânevî âlem, kabir âlemi[/TD]
                              [TD]âlem-i cezb: çekim âlemi, dünyası[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]âlem-i esir: bütün kâinatı kapladığı farz edilen ince ve lâtif maddenin bulunduğu âlem[/TD]
                              [TD]âlem-i hararet: sıcaklık âlemi[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]âlem-i hava: hava âlemi[/TD]
                              [TD]âlem-i kehrüba/âlem-i elektrik: elektrik âlemi[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]âlem-i misal: bütün varlıkların ve olayların görüntülerinin yansıdığı madde ötesi âlem[/TD]
                              [TD]âlem-i ziya: ışık âlemi[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]ünvan: isim[/TD]
                              [/TR]
                              [/TABLE]

                              #801969
                              Anonim


                                arasında müzahame ve yer darlığı yoktur. Bu âlemler, hepsi de, ihtilâlsiz, müsademesiz, küçük bir yerde içtima ederler.

                                Kezalik, pek geniş gaybî âlemlerin de bu küçük arzda içtimâları mümkündür. Evet, hava, su, insanın yürüyüşüne, cam ziyanın geçmesine, şuâın röntgen vasıtasıyla kesif cisimlere bile nüfuzuna ve akıl nuruna, melek ruhuna, demirin içine hararetin akmasına, elektriğin cereyanına bir mâni yoktur.

                                Kezalik, bu kesif âlemde ruhânîleri deverandan, cinnîleri cevelandan, şeytanları cereyandan, melekleri seyerandan men edecek bir mâni yoktur.

                                İ’lem eyyühe’l-aziz! Göz, lâmba, şems gibi nur ve nurânî şeylerde cüz’î-küllî, cüz-küll, bir-bin müsavidir. Evet, şemse bak: Onun timsalleriyle seyyârat, denizler ve havuzlar, katre, kabarcıklar gibi bütün şeffaf şeyler, kemâl-i suhuletle temessül ediyorlar. Kezâlik, Şems-i Ezelî şu kâinat kitabında bütün babları, fasılları, satırları, cümleleri, harfleri def’aten, bilâ-külfet yazıyor. Ve ba’sü ba’delmevtte dahi aynı bu suhulet vardır. “Hilkatiniz ve ba’siniz, bir nefsin hilkat ve ba’si gibidir” diye Kur’ân-ı Kerim emrediyor!

                                İ’lem eyyühe’l-aziz! Herşeyi tahrik eden zerrât-ı müteharrikenin, muayyen hadlerine kadar hareket ettikten sonra tevakkuf ve durmalarına dikkat eden adam anlar ki, herşeyin hududunda daima harekette bulunan zerratı durdurup geri çeviren bir hudut bekçisi vardır; o zerratı taşmaktan men’ediyor. O bekçi ise, muhit bir ilmin tecellîsidir ki, o tecellî kadere, kader de miktara, miktar da kalıba tahavvül eder. Demek, herşey, içerisindeki zerrata bir kalıptır.

                                İ’lem eyyühe’l-aziz! Kur’ân’ın âyetleri birbirini tefsir ettiği gibi, bu kitab-ı âlemin de bir kısmı, diğer bir kısmını izah ediyor. Meselâ, maddiyat âlemi Cenâb-ı

                                [TABLE]
                                [TR]
                                [TD]arz: dünya[/TD]
                                [TD]bab: ana bölüm, bahis [/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ba’s: diriltme
                                [/TD]
                                [TD]ba’sü ba’delmevt: ölümden sonra yeniden dirilme[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]bilâ-külfet: zorluksuz[/TD]
                                [TD]cereyan: akma, akım, dolaşım[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]cevelan: dolaşma, gezme[/TD]
                                [TD]cinnî: cin taifesinden olan, cinler[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]cüz-küll: parça-bütün[/TD]
                                [TD]cüz’î-küllî: ferd-tür; birey-sınıf[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]def’aten: birden bire, bir defada, bir anda[/TD]
                                [TD]deveran: dönüp dolaşma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]fasıl: ara bölüm[/TD]
                                [TD]gaybî: bilinmeyen, gayba ait olan[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]had: sınır[/TD]
                                [TD]hararet: ısı, sıcaklık[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hilkat: yaratılış, yaratma[/TD]
                                [TD]hudud: sınırlar[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ihtilâl: karışıklık, kargaşa[/TD]
                                [TD]izah etmek: açıklamak[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]içtimâ: toplanma, bir araya gelme[/TD]
                                [TD]i’lem eyyühe’l-aziz: “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir deyim[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kader: Allah’ın ezelî ilmi ile kâinatta olmuş ve olacak herşeyi bilip takdir etmesi, plânlaması[/TD]
                                [TD]kalıp: ölçek[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]katre: damla[/TD]
                                [TD]kemâl-i suhulet: tam bir kolaylık[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kesif: katı, yoğun[/TD]
                                [TD]kezalik: bunun gibi[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kitab-ı âlem: âlem kitabı, kâinat[/TD]
                                [TD]kâinat: evren[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]maddiyat: maddi şeyler[/TD]
                                [TD]men etmek: yasaklamak[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]muayyen: belirlenmiş, kararlaştırılmış[/TD]
                                [TD]muhit: kuşatıcı, kapsamlı, geniş[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mâni: engel[/TD]
                                [TD]müsademe: çarpışma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]müsavi: eşit, denk[/TD]
                                [TD]müzahame: sıkışma, sürtüşme, birbirine zahmet verme[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]nefis: can, hayat, hayat sahibi bir canlı[/TD]
                                [TD]nur: aydınlık[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]nurânî: nurlu, nura ait[/TD]
                                [TD]nüfuz: etki, tesir[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ruh: hayat kaynağı, can, cevher[/TD]
                                [TD]ruhânî: maddî yapısı olmayan, lâtif varlık[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]seyeran: seyahat, gezinme[/TD]
                                [TD]seyyârat: gezegenler[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]suhulet: kolaylık[/TD]
                                [TD]tahavvül etmek: değişmek, dönüşmek[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tahrik etme: harekete geçirme[/TD]
                                [TD]tecellî: yansıma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tefsir etmek: açıklamak, izah etmek[/TD]
                                [TD]temessül etmek: belirmek, görünmek[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tevakkuf: durma, duraklama[/TD]
                                [TD]timsal: görüntü[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]zerrat: zerreler; maddenin en küçük parçaları, atomlar[/TD]
                                [TD]zerrât-ı müteharrike: hareketli zerreler, atomlar[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ziya: ışık[/TD]
                                [TD]âlem: dünya, evren[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]Şems-i Ezelî: Ezelî Güneş; bütün varlıkları yokluk karanlığından varlık aydınlığına çıkaran ve onlara hayat veren Allah[/TD]
                                [TD]şems: güneş[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]şuâ: ince ışık hüzmesi, parıltısı[/TD]
                                [/TR]
                                [/TABLE]

                                #801970
                                Anonim


                                  Hakkın envar-ı nimetini cezb etmek için hakikî bir ihtiyaçla şemse muhtaç olduğu gibi, âlem-i mâneviyat dahi rahmet-i İlâhiyenin ziyalarını almak için şems-i nübüvvete muhtaçtır. Binaenaleyh, Resul-i Ekremin (a.s.m.) nübüvveti, şemsin kat’iyet ve vuzuhu derecesinde kat’î ve vâzıhtır.

                                  İ’lem eyyühe’l-aziz! Zîhayatın vücuduna terettüp eden semereler, yalnız kendisine, menfaatine, bekasına, kemâline mahsus değildir. Ancak o semerelerden bir hisse kendisine aittir. Bâki kalan kısm-ı âzamı Hâlıka râcidir. Zîhayata âit, uzun bir zaman sonra husule gelir. Hâlıka râci kısım ise, bir anda husule gelir. Meselâ, o zîhayat, Esmâ-i Hüsnânın tecelliyatına mazhariyetle, Hâlıkı, evsaf-ı kemâliyeyle tavsif ve lisan-ı haliyle hamd etmiş oluyor.

                                  İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsanın bir ferdi, ihata-i fikriyesiyle, aklıyla, kalbinin vüs’atiyle bir nevi külliyet kesb eder. Ve keza, insanın bir ferdi, hilâfet hususunda âlemin eczâsıyla şuurca alâkadar olduğundan, nebatî olsun, hayvanî olsun, pek çok nevilerde tasarruf sahibi bulunduğundan, nevi gibidir. Ve bu itibarla, insanın bir ferdi, neviler sırasına geçer. Binaenaleyh, gerek hayvanatın, gerek semeratın nevilerinde vukua gelen mükerrer kıyametler, hevâm ve haşeratta vücuda gelen senevî haşir ve neşirler, insanın da herbir ferdinde câridir.

                                  Hülâsa: Kur’ân’ın âyetleriyle ebnâ-yı beşer için büyük kıyametin geleceğine kat’î delâletler olduğu gibi, kitab-ı âlemin âyât-ı tekviniyesiyle de kıyamet-i kübrâya pek kat’î delâletler ve işaretler vardır.

                                  [TABLE]
                                  [TR]
                                  [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan, sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
                                  [TD]Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın en güzel isimleri[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
                                  [TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]alâkadar: alâkalı, ilgili[/TD]
                                  [TD]beka: devamlılık, kalıcılık[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
                                  [TD]bâki kalan: geri kalan[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]cezb etmek: kendine doğru çekmek[/TD]
                                  [TD]câri: geçerli[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]delâlet: işaret etme, gösterme[/TD]
                                  [TD]ebnâ-yı beşer: insan oğulları, insanlar[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]eczâ: parçalar, kısımlar[/TD]
                                  [TD]envar-ı nimet: nimet nurları[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]evsaf-ı kemâliye: mükemmel, kusursuz sıfatlar, nitelikler, özellikler[/TD]
                                  [TD]hakikî: gerçek[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hamd etmek: şükür ve övgülerini sunmak[/TD]
                                  [TD]hayvanat: hayvanlar[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hayvanî: hayvansal[/TD]
                                  [TD]haşerat: zararlı, zehirli böcekler[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]haşir ve neşir: yeniden dirilip toplanma ve yayılma; kıştan sonra bahar mevsiminde bitkilerin ve hayvanların dirilip yayılması gibi[/TD]
                                  [TD]hevâm: böcekler[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hilâfet: halifelik, yeryüzünde Allah’ın izni dairesinde ve Onun adına icraatta bulunma şeklinde, insana verilen görev[/TD]
                                  [TD]husule gelmek: meydana gelmek[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hülâsa: özet[/TD]
                                  [TD]ihata-i fikriye: fikir ve düşüncenin genişliği, kapsayıcılığı, kuşatıcılığı[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]i’lem eyyühe’l-aziz: “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir söz[/TD]
                                  [TD]kat’î: kesin, şüphesiz[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]kemâl: olgunluk, mükemmellik[/TD]
                                  [TD]kesb etmek: kazanmak, elde etmek[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]keza: bunun gibi[/TD]
                                  [TD]kitab-ı âlem: âlem kitabı, kâinat kitabı[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]külliyet: kapsamlılık, bütün fertleri kapsama[/TD]
                                  [TD]kısm-ı âzam: büyük kısım[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]kıyamet: bütün kâinatın sonu, varlığın bozulup dağılması[/TD]
                                  [TD]kıyamet-i kübrâ: büyük kıyâmet; varlığın bozulup dağılması, dünyanın sonu[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]lisan-ı hal: hâl ve beden dili[/TD]
                                  [TD]mahsus: has, bir şeye ait[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mazhariyet: ayna olma, nâil olma[/TD]
                                  [TD]mükerrer: tekrarlanan, devamlı[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]nebatî: bitkisel[/TD]
                                  [TD]nevi: çeşit[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]nübüvvet: peygamberlik[/TD]
                                  [TD]rahmet-i İlâhiye: Allah’ın herşeyi kuşatan sonsuz rahmeti[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]râci: dönen, ait olan[/TD]
                                  [TD]semere: meyve, netice, sonuç[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]senevî: yıllık[/TD]
                                  [TD]tasarruf: dilediği gibi kullanma ve yönetme[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tavsif: vasıflandırma, nitelendirme, tanıtma, bildirme[/TD]
                                  [TD]tecelliyat: tecellîler; yansımalar, görüntüler[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]terettüp eden: sonuç olarak meydana gelen, ortaya çıkan[/TD]
                                  [TD]vukua gelmek: meydana gelmek[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]vuzuh: açıklık[/TD]
                                  [TD]vâzıh: açık, aşikâr[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]vücud: varlık[/TD]
                                  [TD]vücuda gelme: var olma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]vüs’at: genişlik, kapasite[/TD]
                                  [TD]ziya: ışık[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
                                  [TD]âlem: dünya, evren[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]âlem-i mâneviyat: mânevî, madde ötesi dünya[/TD]
                                  [TD]âyât-ı tekviniye: Allah’ın yaratılışa dair koyduğu kanun ve emirleri gösteren bu dünyadaki âyetler, deliller[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]şems: güneş[/TD]
                                  [TD]şems-i nübüvvet: peygamberlik güneşi[/TD]
                                  [/TR]
                                  [/TABLE]

                                15 yazı görüntüleniyor - 16 ile 30 arası (toplam 41)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.