• Bu konu 44 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 31 ile 45 arası (toplam 46)
  • Yazar
    Yazılar
  • #817150
    Anonim

      Anne babasına hizmet edene Allah (cc) her bakımdan yardım eder

      Beni İsrail devrinde çok salih bir adam varmış. Bunun da yine pek güzel bir salih evladı varmış. Babası ölüm halinde oğluna:

      “Sakın ne pahasına olursa olsun, doğru veya yalan yere katiyen yemin etme.” der. Ölümünden sonra açıkgöz tabiri ile anılan bazı kurnazlar, babanda bu kadar alacağımız vardı diye müracaatlara başlamışlar; çocuk da bunların hiç birisini reddetmeden herkesin istediğini vermiş. Nihayet elde avuçta bir şey kalmayınca başka bir memlekete göçmeğe karar vermişler. Arada deniz olduğundan bir gemiye binmişler. Yolda dalga fazla olduğundan gemi batmış. Çoluk çocuk her biri bir tarafa çıkmışlar. Oğlu da bir adaya çıkmış.

      Orada kendisine gayptan bir ses gelmiş:

      “Ey ana ve babasına iyilik eden kişi, filan yerde bir hazine var; onu al.” Zavallı adam tarif olunan yere gitmiş bakmış ki, tükenmez bir hazine. Bilahare oraya uğrayan bazı kimselere yaptığı; ikram ve ihsan ile az zamanda ada halk ile dolmuş ve bu zat, ada büyüğü ilan edilmiş.

      Derken, büyük oğlu duymuş, sonra da küçük oğlu ve karısı hemen hepsi orada toplanmışlar. Fakat aradan geçen zaman itibariyle birbirlerini de unutmuşlar. Belki boğuldular, öldüler bir daha buluşmak mümkün olmaz diye, akıllarına bir şey de, bir çare de gelmemiş.

      Nihayet karı koca bir gemi ile adaya gelmişler. Kocası bazı hediyelerle adanın büyüğünü ziyaret etmiş. Evvelce yerleşen ve adanın büyüğü olan zat bu misafiri akşam yemeğine alıkoymak istemişse de adam:

      “Vapurda karım yalnızdır; korkar.” diye gitmek istemiş. Fakat ev sahibi:

      “Ben onlara muhafız yollar, korurum. Sen burada benim misafirim olarak kal; sabahleyin erkenden gidersin.” demiş ve iki muhafızı gemiye yollamış. Bu muhafızlar uyumamak için başlarından geçen hadiseleri anlatmağa başlamışlar. Ne baksınlar; ikisi de aynı babanın kardeşleri. Derken, kadın da bu sohbeti dinliyormuş. O da, çocukların anası olduğunu anlamış. Bunlar bir sevinç içerisinde iken adanın büyüğünün misafiri gelmiş. Onları öyle sarmaş dolaş görünce dehşetli kızmış ve adanın büyüğü olan zata gidip şikâyet etmiş. O da kadınla beraber, gönderdiği muhafızları huzuruna getirtmiş. Kadın söze başlamış. Vallahi bunlar benim evlatlarım deyince melik de yerinden fırlayıp sen bizim validemizsin diye bir sevinç ve sürura kavuşmuşlar.

      Allah Teala’nın lütfuna. Validelerine iyilik eden kimseleri netice itibariyle ne büyük lütuflara mazhar kılmaktadır. Bunlar bize birer hikâye gibi gelmekte ise de aynı zamanda büyük bir ders ve ibrettir.

      Elhasıl anaya ve babaya hizmet edenlere Allah Teala her bakımdan yardım eder. Öyle ise sen de ehl-i hizmet olmağa çalışmalıdır. [1]

      Kaynakça:

      [1] Mehmed Zâhid Kotku; Ana Baba Hakları / Ana Babaya İtaatin Mükafatına Dair İbretli Kıssalar

      #817151
      Anonim

        Anne-babaya karşı gelmemek

        İbn-i Abbasın Resulullahtan (asm) yaptığı bir rivayette;

        “Her kim sabah ve akşam valideyni kendisinden razı olarak gününü geçirirse sabah ve akşam ona cennetten iki kapı açılır ve eğer sabah veya akşamda valideynini kızdırırsa ona da cehennemden iki kapı açılır. O sırada orada olan birisi:

        “Ya Resulullah, eğer analar çocuklarına zulmediyorlarsa? dedi.

        Cenab-ı Peygamber:

        “Evet; zulmetseler dahi yine onlara karşı gelmemek ve asi olmamak gerektir. buyurdular.

        Malumdur ki, onlar dinsiz dahi olsalar onlara yine ikram ve ihsan insanlık ve İslamlık borcumuzdur.

        Eğer valideler çocuklarına dargın olarak ölmüşlerse bunun çıkar yolu yoktur. Yalnız bize düşen vazife, onların güzelce defnini yapar onlar için sadakalar verir, komşularımıza hayırlar yapar borçlan varsa öderiz. Onlar için mümkün olursa hac da eder ve ettiririz. Fazla namazlar da kılar sevaplarını onlara bağışlarız. Ola ki Cenab-ı Hak, bizleri de affeyleye. Onların akrabalarını ve dostlarını da ziyaretten geri kalma ve onların affı için de Cenab-ı Hakk’a her zaman yalvarmayı bırakma. [1]

        Kaynakça:

        [1] Mehmed Zâhid Kotku; Ana Baba Hakları / Ana Babaya İtaatin Mükafatına Dair İbretli Kıssalar

        #817152
        Anonim

          Anneye itaat vaciptir

          Çocuğun babası başka bir memlekette imiş, oğlunu yanına davet etmiş. Çocuk annesine sormuş. O da hayır gidemezsin demiş. Zavallı çocuk, büyüklere sormuş, ne yapayım diye. Onlar da:

          “Babana itaat eyle, amma annene asi olma” demişler. İmam Malik Hazretlerinin cevabı şöyle olmuş: “Anana taat lazımdır, yani vaciptir ve evladır. Babaya itaat de maslahatındır. Anaya itaatle emir, fesadı terk içindir. Maslahatı celp için fesadın terki evladır. [1]

          Kaynakça:

          [1] Mehmed Zâhid Kotku; Ana Baba Hakları / Ana Babaya İtaatin Mükafatına Dair İbretli Kıssalar

          #817153
          Anonim

            Annenin bir duası

            Tabakat-ı İbni’s-Sübkî’de Eyyub’un oğlu Selim’den rivayet edilir ki;

            İmam Vafiî’nin esbabındandır. Selim diyor ki:

            “Ben on yaşıma girdim. Bir türlü Fatiha-yı Şerife’yi okumağa kadir olamıyordum. Bana bazı büyük kimseler dediler ki: ‘Sen annene söyle, senin okumaklığın ve ilim sahibi olman için dua etsin.’ Annem de bana böylece dua etti.”

            İbnü’s-Sübkî der ki;

            “Selim öyle bir alim oldu ki, elini tutacak, zamanında, kimse bulunmadı. Ona erişmek de mümkün değildi.”

            Bu vaka ve hadiseler bizim için ne kadar kıymetli, canlı hadiselerdir, insan okur; bir şeyler de öğrenir. Ama bir de bakarsınız ki, okuduğundan ve öğrendiğinden ne kendisi ne de başkalarının faydalandığı yok.

            Cenab-ı Hak cümle ümmet-i Muhammed’e selametler, kamil, olgun iman ve İslam nasip etsin de, hem kendisine hayırlı bir kul hem de Hazret-i Muhammed’e (asm) layık bir ümmet, ana ve babaya hayırlı evlat, cemiyete de hayırlı bir kimse etsin de, bu Ümmet-i Muhammed de, bu dalalet ve felaketlerden kurtulsun… Amin! [1]

            Kaynakça:

            [1] Mehmed Zâhid Kotku; Ana Baba Hakları / Ebeveyne İhsan Hususunda Birkaç Örnek

            #817154
            Anonim

              Babasının abdest suyunu göğsünde ısıtan evlat

              Harûn-ı Reşîd bir adamı oğlu ile birlikte hapsetti. Babası ihtiyar olduğundan abdest alırken mutlaka sıcak su isterdi. Hapishanedeki gardiyan dediğimiz bekçi, buraya ateş sokmak yasaktır, diye içeriye ateş ocaklarını sokmadı. Fakat oğlu hemen su ibriğini alıp içeride yanan kandilde suyu mümkün mertebe ısıtmış idi. Lâkin bunu duyan bekçi kandili de ortadan kaldırdı. Zavallı oğlu bu defa babasının abdest suyunu göğsüne dayadı ve tâ sabaha kadar o su çocuğun hararetiyle bir miktar ısınmış idi. Babası sordu:

              “Bunu nerede ısıttın?” Oğlu da vakayı anlattı. O zaman baba ellerini kaldırıp:

              “Ya Rabbi, sen benim oğluma cehennem ateşini tattırma.” diye dua etti.

              Elbette, babasına böyle hizmet eden çocuklar hem cehennem azabını görmezler, hem de Hakk’ın sevgili kullan arasına girerler vesselam…

              Su isteyen annesini sabaha kadar bekleyen zat; Bâyezîd-İ Bistâmi Hazretleri

              0

              Bâyezîd-i Bistâmî’den şöyle bir hikâye nakledilmektedir:

              Bir kış günü annesi oğlundan su istemiş. O da suyu getirinceye kadar uyumuş. Bâzeyîd, annesi uyanıncaya kadar başında beklemiş. Bu arada soğuktan bardak eline yapışmış. Annesi uyandığı vakit bardağı alınca parmağının derisi kopup kan akmağa başlamış. Annesi ne oldu, diye sormuş. O da hâdiseyi söylemiş. O zaman;

              “Allah’ım, ben bu oğlumdan razıyım, sen de ondan razı ol.” demiş. Lakin, bu anne Bâyezid’e hamile olduğu müddetçe, ağzına şüpheli bir şey almamış. Ve tabidir ki, başka zamanlar da şüpheli bir şey yememişlerdir. Allah’tan korkanların halleri, şanları evlatları böyle olur.

              Yine günlerden bir gün, annesi, her halde babaları yokmuş ki, oğlu ile beraber yatmak istemiş. Bâyezid diyor ki, ben gece namazlarına çok haris idim. Fakat validemin hatırını kıramadım ve onunla yattım. Kolum validemin altında kalmıştı. Onu uyandırmamak için kolumu çekmedim. ve o gece on bin defa ihlâs suresini okudum. ve dedim ki, kol benimdir; fakat, valide hakkı Allah içindir. Sabah olunca anam uyandı. Ben de kolumu çektim. Ama bir daha bu kolumdan bana fayda olmadı. Bak neticeye. Mübarek vefat ettikten sonra, ashabından yani müritlerinden bazıları rüyalarında görmüşler ki, Bâyezid-i Bistamî Hazretleri teşbih ederek cennetlerde uçmakta idi. Ona sordular ki, sen bu makama ne sebeple eriştin. Cevaben, valideynime ihsan ve ikramla birlikte çok şiddetli hadiselere sabır ile, demişler. Mesela, açlık, susuzluk, giyim ve geçim gibi hallerde dâima sabır ile mukavemet ederlerdi. Cenab-ı Peygamber de:

              “Vâlideyne muti olan Rabbü’l-Âlemin’e de mutî olur ve yeri de A’lây-ı ılliyyîn olur.” buyurmuşlardır. [1]

              Kaynakça:

              [1] Mehmed Zâhid Kotku; Ana Baba Hakları

              #817155
              Anonim

                Evladın anne ve babasının vefatından sonraki sorumlulukları

                Anne-baba vefat ettikten sonra da evlat üzerindeki sorumluluklar devam eder

                Kişinin anne ve babasına karşı onların vefatından sonra da yerine getirmesi gereken sorumlulukları vardır. Bunlar; onlara dua etmek, vasiyetlerini yerine getirmek, dostlarına ikramda bulunmak, akraba ziyaretlerini kesmemek, onların oruçlarını kaza etmek, hac vazifelerini yerine getirmek, onlar için sadaka vermek, istiğfar etmek, kabirlerini ziyaret etmek şeklindedir.

                “Ana-babasına asi olan, vefatlarından sonra, onlar için dua etse, Allah-u Teala, onu, ana-babasına itaat edenlerden yazar.” [1]

                İmam Sadık (ra) şöyle buyurmuştur:

                “Bazı insanlar baba-anası hayatta iken onlara iyilik ediyor; ama onlar öldüklerinde onların borçlarını ödemiyor ve onlar için Allah’tan mağfiret dilemiyor. İşte bundan dolayı Allah Teala onu, ana-babasına asi bir kimse olarak sayıyor. Ama bazen bazı insanlar, ana-babası hayatta iken onlara karşı sert ve asidir. Ama onlar öldüklerinde, onların borçlarını ödüyor ve onlar için mağfiret diliyor. Allah Teala böyle bir adamı ana-babasına iyilik yapan bir kimse olarak yazıyor.” [2]

                Evladın ebeveynine vefatından sonra da takdim edeceği haklar vardır

                Malik Bin Rabia (ra) şöyle anlatıyor:

                “Hz. Peygamberin (asm) yanında oturduğumuz bir sırada Beni Seleme kabilesinden bir kişi gelerek:
                “Ey Allah’ın Resulü! Ebeveynimin benim üzerimde vefatlarından sonra takdim edebileceğim bir hakları var mıdır?”deyince Hz. Peygamber (asm) şöyle buyurdu:

                ”Evet. Onlara salavat getirmek (dua etmek), onlar için bağışlanma dilemek, sözlerini yerine getirmek, dostlarına ikram da bulunmak ve onların dost ve yakınlarıyla ilgiyi (ve ancak onların yolundan gelen sılayı rahmi) kesmemektir.” [3]

                Evladın anne ve babasının vefatından sonra dua etmek, yakınlarına ikramda bulunmak, sıla-i rahim gibi pek çok iyilik vardır

                Malik İbn-i Rebia (ra) şöyle nakleder:

                “Ben Resulullah’ın (asm) katında oturduğum bir sırada aniden Ensar’dan bir kişi çıka geldi. Adam dedi ki:

                “Ey Allah’ın Resulü, anne ve babam öldükten sonra benim onlarla yapabileceğim herhangi bir iyilik var mıdır? Resulullah (asm) buyurdu ki:

                “Evet, dört haslet vardır:

                Onlara dua etmek, dostlarına ikram etmek, mağfiret dilemek, ahitlerini yerine getirmek, dostlarına ikram etmek, onlar tarafından başka rahmin olmayan akrabalarına sıla-i rahimde bulunmak. İşte annen ve baban öldükten sonra senin onlara yapman gereken iyilikler bunlardır.” [4]

                Anne-babanın vefatından sonra onlar için hac edilebilir, kaza oruçları tutulabilir

                Büreyde (ra) anlatıyor:

                “Bir kadın: “Ey Allah’ın Resulü, ben anneme bir cariye tasadduk etmiştim. Şimdi annem öldü” dedi. Resulullah (asm):

                “(Sadaka yapmış olmanın) ecrini mutlaka alacaksın. Miras yoluyla cariye sana geri gelecek (tekrar senin olacak)” buyurdu. Kadın:

                “Ey Allah’ın Resulü annemin bir aylık oruç borcu vardı, onun yerine tutabilir miyim?” diye sordu.

                “Annene bedel tut!” dedi. Kadın:

                “Ey Allah’ın Resulü, annem hiç haccetmedi, onun yerine hac yapabilir miyim?” diye sordu Resulullah (asm):

                “Evet, ona bedel haccet” buyurdu.” [5]

                Evladın anne-babası için verdiği sadaka kendisinden eksilmeden aynıyla yazılır

                “Herhangi bir Müslüman bir sadaka verdiğinde bunu Müslüman iseler anne ve babası için verebilir. Sadakanın ecri hem ebeveynine hem de ebeveyninin sevaplarından eksiltmeden aynı oranda kendisine yazılır.” [6]

                Anne ve babanın ardından sadaka verilebilir

                “Bir adam Ey Allah’ın Resulü, annem öldü onun adına sadaka versem ona faydası olur mu?

                Resulullah (asm): “Evet” buyurdu.

                Adam da; Benim bir hurma bahçem var onu annem için sadaka verdim. [7]

                Evladın ettiği istiğfarla anne-babanın derecesi yükseltilir

                “Kişinin ahirette derecesi yükseltilir. Bunun üzerine:

                “Bu yükselme (hakkım değildi). Nereden gelmedir?” der. Kendisine:

                “Bu senin için evladının yaptığı istiğfar sebebiyledir” denilir. [8]

                İyiliğin en a’lası baba dostlarına sıla-i rahim yapmaktır

                “Kişinin babasının sevdiklerine (vefatından sonra onun dostlarına) sılayı rahim yapması, iyiliğin en alasıdır.” [9]

                “En önemli evlatlık görevlerinden biri, babanın ölümünden sonra babanın dostlarına iyilik yapmaya devam ettirmektir.” [10]

                İbn-i Ömer (ra) Mekke yolunda bir bedeviyle karşılaştı. Abdullah (ra) selam verdi. Onu hayvanına bindirdi. Ve ona da selam verdi. Bu hareketine karşılık biz dedik ki:

                “Allah iyiliğini versin. Bunlar küçük bir iltifatla da memnun olurlar.”

                Abdullah Bin Ömer (ra) ise:

                “Bunun babası babamın yakın dostu idi. Peygamberimizin; “İyiliklerin en güzeli baba dostluğunu devam ettirmektir” buyurduğunu işitmiştim” diye cevap verdi. [11]

                “Kim babasını kabrinde ziyaret etmek isterse, onun kendisinden sonraya kalan arkadaşlarını ziyaret etsin.” [12]

                Anne-babanın kabrini ziyaret eden, onlara iyilik yapar

                “Ana-babasının veya bunlardan birinin kabrini her Cuma günü ziyaret eden onlara iyilik yapanlardan yazılır.” [13]

                “Ana-babanın kabrini, Cuma günleri ziyaret edenin günahları af olur, haklarını ödemiş olur.” [14]

                Anne-babanın kabrini ziyaret etmeye devam edenin kabrini melekler ziyaret eder

                “Ana-babasının veya birinin kabrini ihlasla ve mağfiret umarak ziyaret eden, kabul olmuş bir hac sevabı alır ve bunu adet edinenin kabrini de melekler ziyaret eder.” [15]

                Ebeveynlerin borcu ödenmelidir

                Sad Bin Ubade, annesinin üzerinde bulunan ve ödeyemeden vefat ettiği bir nezr hakkında Resulullah’tan (asm) fetva sorunca:

                Resulullah (asm):

                “Onun yerine o borcunu sen yerine getiriver” buyurdular. [16]

                Kaynakça:

                [1] İbni Eb-id Dünya

                [2] Usul-u Kafi

                [3] Ebu Davud, İbn Mace, İbn Hibban

                [4] Ebu Davud, İbn-i Mace

                [5] Müslim, Tirmizi, Ebu Davut

                [6] Taberani

                [7] Müslim, Nesai

                [8] Kütüb-i Sitte

                [9] Müslim

                [10] İmam Gazali, Mükaşefetü’l Kulûb

                [11] Riyaz’üs Salihin

                [12] İbn-i Hibban

                [13] Şamil İslam Ansiklopedisi

                [14] Tirmizi

                [15] Hakim

                [16] Müslim, İbn Mace

                #817156
                Anonim

                  Geçim sıkıntısı anne-babanın bakımına engel midir?

                  İhtiyarlığa erişen, bakıma muhtaç anne-babaya karşı evladın güzel tutumu ve dar geçimli kişilerin anne-babasına bakma noktasındaki yükümlülüğü İslam dinince emredilmiştir.

                  Geçim dersine düşen ve geçim darlığını bahane ederek anne ve babasına bakmaktan geri duran kimseler bilmelidir ki; evdeki bereket direği ve rahmet sebebi ve musibetleri def eden, o hoşlanmadığı ihtiyar akrabasıdır.

                  Üstelik onların yüzünden gelen bereket olmasaydı, elbette geçim darlığı daha ziyade olacaktı.

                  “Ve Rabbin, kendisinden başkasına ibadet etmemenizi ve ana-babaya iyilik etmeyi emretti. Eğer onlardan biri veya her ikisi, senin yanında ihtiyarlığa erişirse, sakın onlara “öf!” bile deme! Onları azarlama ve onlara güzel söz söyle!

                  Hem onlara merhamet(in)den alçak gönüllülük kanadını indir ve de ki: “Rabbim! (Onlar) beni küçük iken nasıl (merhamet edip) yetiştirdilerse, (sen de) onlara (öyle) merhamet eyle!

                  Rabbiniz içinizde olanı en iyi bilendir. Eğer salih kimseler olursanız, hiç şüphesiz ki O, çokça tevbe eden kimselere çok mağfiret edendir. [1]

                  Sonsuz derecede Rahman, Rahim ve Latif ve Kerim olan Allah (cc), çocukları dünyaya gönderdiği vakit, arkalarından rızıklarını gayet hoş bir surette gönderdiği gibi çocuk hükmüne gelen ve çocuklardan daha fazla merhamete layık ve şefkate muhtaç olan ihtiyarların rızıklarını dahi, bereket suretinde gönderir. Onların beslenmelerini, açgözlü ve cimri insanlara yükletmez.
                  “Şüphesiz ki rızık veren, mutlak kudret ve kuvvet sahibi olan ancak Allah’tır.” [2]

                  “Yeryüzünde yürüyen ve kendi rızkını yüklenemeyen nice canlının ve sizin rızkınızı Allah verir.” [3]
                  Yalnız ihtiyar akraba, belki insanlara arkadaş verilen ve rızıkları insanların rızıkları içinde gönderilen kedi gibi bazı canlıların rızıkları bile bereket şeklinde geliyor.

                  Madem bir hayvan bile, insanların hanesine misafir geldiği vakit berekete vesile oluyor. Öyleyse, yaratılmışların en değerlisi olan insan ve insanların en mükemmeli olan iman ehli ve iman ehlinin en fazla hürmet ve merhamete layığı olan güçsüzler, hasta ihtiyarlar ve hasta ihtiyarların içinde şefkat ve hizmet ve muhabbete en fazla layık olanı akrabalar ve akrabaların içinde dahi en hakiki dost olanı anne-baba, ihtiyarlık halinde bir hanede bulunsa, bereket vesilesi ve rahmet vasıtasıdır.

                  “Beli bükülmüş ihtiyarlarınız olmasaydı, belalar sel gibi üstünüze dökülecekti.” sırrıyla ise musibeti ne derece def etmeye vesile oldukları anlaşılmalıdır. [4]

                  Kaynakça:

                  [1] İsra, 23–24–25

                  [2] Zariyat, 58

                  [3] Ankebut, 60

                  [4] Risale-i Nur, Yirmi Birinci Mektup

                  #817157
                  Anonim

                    Anne-babaya beden ile hizmet

                    Anne ve babaya beden ile hizmet ederek rızaları alınmalıdır

                    İnsan anne ve babasına her azası ile hizmet etmelidir

                    Anne ve baba dünyada rahmet, rızık, bereket, uzun ömür gibi pek çok hayırlı neticelere sebep oldukları gibi ahirette de cennet gibi bir meyveye sebep olurlar. Her şeyden evvel onların rızası Allah’ın (cc) rızasını kazanmaya mutlak vesiledir. Böylesi önemli neticelere vesile olan anne ve babanın çocuğu üzerindeki hakları da elbette birkaç durum ile sınırlı değildir. Kişinin mal ile evlatlık sorumluluğunu yerine getirmesi gerektiği gibi, dil, kalp, beden ile de yerine getirmesi gereken sorumlukları da vardır. Zira bu sorumluluklar anne ve babanın evladı üzerindeki en temel haklarıdır.

                    €œAna-babasını dine uygun hizmetleriyle razı eden kimse, Allahı razı etmiş olur, onları gazaplandıran, Allahı gazaplandırmış olur.€ [1]

                    Anne ve babaya iyi davranmanın nasıl olması gerektiğini Peygamber Efendimiz (asm) hadis-i şerifinde belirtmiştir.

                    Bununla beraber eğer (ana-baban), hakkında bir bilgi sahibi olmadığın şeyi bana ortak koşman için seni zorlarlarsa, o takdirde onlara itaat etme; ama onlara dünyada iyilikle sahip çık! Ve bana yönelenlerin yoluna uy! Sonra dönüşünüz ancak banadır; o zaman size yapmakta olduklarınızı haber vereceğim. [2]

                    Peygamber Efendimize, Ayet-i Kerime’nin açıklaması sorulduğunda şöyle buyurdu:

                    Onlarla iyi geçinmek demek;
                    Aç iseler, yemek vermek,
                    Elbiseleri yoksa elbise yapmak,
                    Hizmete muhtaç iseler, onlara hizmeti cana minnet bilmek,
                    Çağırdıklarında, buyurun deyip yanlarına gitmek ve onlara hep iyilik etmek,
                    Bir iş buyurduklarında emirlerini yerine getirmek, günah olan emirler yerine getirilmez
                    Onlarla konuşurken tatlı ve yumuşak hitap etmek,
                    Onları isimleri ile çağırmamak,
                    Onlarla bir yere giderken arkalarından gitmek,
                    Kendi için sevdiği şeyi, onlar için de sevmek,
                    Kendine dua ederken, onlara da dua etmek. [3]

                    Anne ve babaya şefkatle, sevgi ile bakmak gerekir

                    Anne ve babaya karşı ağızdan çıkan sözler ne kadar önemli ise, bedensel tavır ve davranışlar da o derece önemlidir. İslam en büyüğünden en küçüğüne kadar bu noktadaki kuralları da düzenlemiştir.

                    Ana-babanın yüzüne sevgi ile bakmak ibadettir.€ [4]

                    €œAna-babanın yüzüne şefkatle bakana, kabul olmuş bir hac sevabı yazılır. [5]

                    Evlat, ana-babasına, merhamet ve sevgi ile bakınca ona, böyle bir bakışı için, kabul edilmiş bir hac sevabı verileceği bildirilince, oradakiler, (günde bin defa bakarsa da böyle sevaba kavuşur mu?
                    dediklerinde Peygamber Efendimiz (asm);

                    Günde yüz bin defa baksa da!” buyurdu. [6]

                    Anne ve babasına kızgın bakan kişinin namazı kabul olmaz

                    Kim ana-babasına, ona zulmettikleri halde kızgın bir şekilde bakarsa, Allah Teala onun namazını kabul etmez.€ [7]

                    İtaat etmek, karşı gelmemek, günah olmayan emirlerini yapmak

                    Hazret-i Musa, Allah-ü Teala’dan dokuz defa nasihat istedi. Hepsinde de, ana-babaya itaat etmesi emrolundu. Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

                    Ana-babaya itaat, Allah’a itaattir, onlara asi olmak, Allah’a asi olmaktır.€ [8]

                    Babasına asi gelen, çocuğundan mürüvvet göremez, muradına kavuşamaz, ailesi ile geçinemez, evinin tadı bozulur. [9]

                    Saygıda, hürmette kusur etmemek

                    Hadis-i şerifte buyuruldu ki:

                    €œBüyüğünü saymayan bizden değildir.€ [10]

                    Onları görünce ayağa kalkmak, yanlarına gitmek, onlar oturuncaya kadar ayakta durmak, izinsiz oturmamak gerekir. Otururken edepli oturmalı, ayağını uzatarak oturmamalı, bacak bacak üstüne atmamalıdır. Onlar bana bir şey demiyor diye bunları ihmal etmemelidir.

                    Anne-baba çağırınca hemen yanlarına gitmek

                    Çağırınca, hemen kalkıp yanlarına gitmek, buyurun demek. Ana-baba çağırınca, farz namazı bozmak caiz olur ise de, ihtiyaç yoksa, bozmamalıdır. Sünnetler bozulur. Hak teâlâ buyurdu ki:

                    €œYa Musa, benim indimde çok ağır ve büyük bir günah vardır ki, o da, ana-baba evladını çağırınca, emrine uymamasıdır.€ [11]

                    Anne-babanın arasını açacak hareketlerden kaçınmalıdır

                    Ana-babanın arasını açacak söz ve hareketlerden uzak durmak. Ana-baba ile oğul veya kızın arasını açacak işlerden uzak durmak. Gelinleri, ana-baba ile oğullarının arasını açacak sözlerden uzak tutmalıdır. Peygamber efendimiz;

                    Ana ile oğulun arasını açana lanet olsun. buyurmuştur.€ [12]

                    İzinsiz sefere gitmemek

                    Hacca giderken, muhtaç olmayan ana-babadan izin almak sünnettir.

                    Ana-baba muhtaç ise, izinsiz gitmek haramdır. Ana-babası muhtaç olmayan, onlardan izinsiz farz olan hacca gidebilir. Fakat nafile olan hacca izinsiz gidemez. [13]

                    Cihad için izin isteyen birine Peygamber efendimiz, ana-babasının sağ olduğunu öğrenince;

                    Burada kal, onlara hizmet et, onlara hizmet cihattır.€ [14]

                    Cihada gitmek için gelen başka birisine de buyurdu ki:

                    Annenin yanından ayrılma! Cennet onun ayağı altındadır. [15]

                    Biri de, hicret etmek için gelip;

                    Ya Resulullah, ana-babamı ağlatarak geldim.” dedi. Peygamber efendimiz bu duruma üzülerek buyurdu ki:

                    Hemen git, onları ağlattığın gibi güldür!€ [16]

                    Anne ve babanın rızalarını kazanmak gerekir
                    Ana-baba çağırdığı zaman herhangi bir işle uğraşıldığı takdirde, hemen onu terk edip, derhal ana-babanın emrine koşma,
                    Anne ve baba kızıp bağırırsa, onlara bir şey söylememe,
                    Anne ve babanın duası istendiğinde, emrettikleri işleri çabuk ve güzel yapmaya çalışma ve bu işi beğenmeyip gücenmelerinden ve beddua etmelerinden korkma,
                    Darılır iseler, onlara karşı sert söylememe ve ellerini öperek gönüllerini alma,
                    Anne ve babanın kalplerine geleni gözetme. Zira kişinin saadet ve felaketi, onların kalplerinden doğan sözdedir.
                    Anne ve baba hasta ise, ihtiyar ise, onlara yardım etme,
                    Saygıda, hürmette kusur etmeme,
                    Onları görünce ayağa kalkma, yanlarına gitme, onlar oturuncaya kadar ayakta durma,
                    Otururken edepli oturma, ayağını uzatarak oturmama, bacak bacak üstüne atmama İslam’ın temel prensibi, toplum ve aile hayatının mihenk taşıdır.

                    Kaynakça:

                    [1] İbn-i Neccar

                    [2] Lokman, 15

                    [3] Riyaz’ün Nasihin

                    [4] Ebu Nuaym

                    [5]İmam Rafii

                    [6] Şir’atül İslam

                    [7] Müstedrek’ul Vesail

                    [8] Taberani

                    [9] Şir’atül İslam,

                    [10] Tirmizi

                    [11] İslam Ahlakı

                    [12] Gunyetüt Talibin

                    [13] Redd-ül Muhtar

                    [14] Buhari

                    [15] Nesai

                    [16] Ebu Davud

                    #817158
                    Anonim

                      Anne ve babaya kalp ile hürmet

                      Anne ve babaya acımak ve merhamet etmek, onları samimice sevmek gerekir
                      •Anne ve babalar evlatlarının varlığının yegâne sebebidir. Bu sebeple onlara her şekil ve durumda saygı göstermek de evlatlarının vazifesidir. Zira onlar gerek geçmişte, gerek bugün, gerekse gelecekte, her şekil ve durumda evlatlarını karşılıksız bir biçimde ve samimice severek kollar ve ihtiyaçlarını karşılarlar.
                      •Bu sebeple anne ve babanın sevinçlerine sevinmek, üzüntülerine üzülmek, dertleri ile hemdert olmak, bir şeye üzülmüşlerse üzüntüleriyle hemhal olup ilgilendiğini, üzüldüğünü bildirmeye çalışmalıdır.
                      •Anne ve babayı kalben samimice sevmek gerekir. Varlığımızın yegane sebebi olan anne ve babamızın her fırsatta ellerini öpüp, sevdiğimizi hissettirmeliyiz.

                      “Annesinin ayağını öpen, cennetin eşiğini öpmüş olur.” [1]
                      •Anne ve babaya acımak ve merhamet etmek gerekir.

                      “Merhamet etmeyene, merhamet edilmez, acımayana acınmaz.” [2]
                      •Sitem ve cefalarına kızmamak, çok söylemelerinden incinmemek, incinilse bile kesinlikle incindiğini hissettirmemelidir.
                      •Onlardan razı olup, ne yapıp edip, onların rızalarını almaya çalışmalıdır.

                      “Allahın rızası ana-babanın rızasındadır.” [3]
                      •Küçükken bizim nazımızı çok çeken anne ve babamıza nazlanmayarak, aksine onların nazına katlanmalıdır. Nazlanma sırasının küçükken bizim nazımızı ziyadesiyle çekmiş olan onlarda olduğunu unutulmamalıdır.
                      •Sıkıntı görse de, ölseler de kurtulsak diye düşünmemek, çok yaşamalarını arzu etmek gerekir. Zira onlar, bizden çok sıkıntı gördükleri halde, yaşamamızı istemişlerdi. Hatta kendileri aç durup bizi doyurmuşlardı.
                      • İncitmekten çok korkmak. İsra suresinin 23. ayet-i kerimesinde ana-babaya iyi davranmak, onlara yumuşak ve tatlı söylemek emredilmektedir. Gaflete düşüp ana-babanın kalbini kırılırsa, derhal rızalarını almaya çalışmalı ve muhakkak gönülleri alınmalıdır.

                      Kaynakça:

                      [1] Şir’atül İslam

                      [2] Müslim

                      [3] Riyaz’ün Nasihin

                      #817159
                      Anonim

                        Anne ve babaya dil ile hürmet

                        Anne ve babaya öf bile dememeli, kırıcı sözler sarf etmemeli, yanlarında çok ve yüksek sesle konuşmayarak tevazu göstermelidir!

                        Cenab-ı Hak anne ve babaya “öf” bile dememelidir

                        Ve Rabbin, kendisinden başkasına ibadet etmemenizi ve ana-babaya iyilik etmeyi emretti. Eğer onlardan biri veya her ikisi, senin yanında ihtiyarlığa erişirse, sakın onlara “öf!” bile deme! Onları azarlama ve onlara güzel söz söyle! [1]

                        Yüce Allah’ın; “Onları azarlama” buyruğundaki; Azar” şiddetle reddetmek ve kaba davranmak demektir.

                        Onlara tatlı ve güzel söz söyle” yumuşak ve incelikli söz söyle. Babacığım, anneciğim deyip onları isimleriyle zikretmeyerek, künyeleriyle onları çağırmamak gibi. Bu açıklamayı Ata yapmıştır.

                        İbn Beddâh Et-Tucibi de der ki:

                        “Ben, Said Bin El-Müseyyeb’e şöyle dedim:

                        Kur’ân-ı Kerim’de yer alan anne babaya iyilik ile ilgili her bir hususun ne manaya geldiğini biliyorum. Bundan tek istisna, yüce Allah’ın: “Onlara tatlı ve güzel söz söyle.” buyruğudur. Bu kavl-i kerimin mahiyeti nedir? İbn Müseyyeb dedi ki:

                        “Bu, uslu bir kölenin, kaba ve haşin efendisine karşı söyleyeceği sözler demektir.” [2]

                        İnanç bağından sonra gelen ilk bağ aile bağıdır. İşte bu nedenle surenin akışı içinde anne-babaya iyilik, Allah’a kulluğa bağlanmaktadır. Bu da söz konusu iyiliğin Allah katındaki değerini ortaya koymaktadır;

                        “Anne-babana karşı nazik davranmanızı kesin hükme bağladı.”

                        Eğer ana-babadan biri ya da her ikisi yanında yaşlılık çağına ererlerse, sakın onlara “öf be, bıktım senden” deme. Onları azarlama. Onlara tatlı ve saygılı sözler söyle.” [3]

                        Bu ayet, insan üzerinde Allah’tan sonra en büyük hak sahibi olan kimselerin anne-baba olduğunu bildirmektedir. O halde çocuklar anne ve babalarına itaat etmeli, saygı göstermeli ve hizmet etmelidirler. Toplumdaki kollektif ahlâk, çocukların anne-babalarına müteşekkir ve saygılı olmalarını zorunlu kılmalıdır. Anne-baba nasıl çocukluklarında onları besleyip büyüttülerse, çocuklar da onlara aynı şekilde hizmet etmelidirler. Her şeyin ötesinde bu ayet sadece ahlâkî bir emir veya tavsiye değil, aynı zamanda ayrıntılarını hadis ve fıkıh kitaplarında bulabileceğimiz anne-babanın hak ve yetkilerinin dayanağı niteliğindedir. Bundan başka anne-babanın haklarını gözetme, onlara itaat ve saygılı davranış, İslâm toplum ve medeniyetinde maddi öğretimin ve ahlâkî eğitimin en önemli öğesini oluşturmaktadır. Tüm bunlar, İslâm devletinin aile hayatını kanunlar, hukukî düzenlemeler ve eğitim politikaları ile dengeli ve sağlıklı bir biçimde devam ettirmesi ve ailenin parçalanmasını engellemesi ilkesinin oluşmasını sağlayan emirlerdir. [4]

                        Hasan-ı Basri hazretleri buyurdu ki:

                        “Alim bir evladın ana-babası kafir olsa, kuyudan su çekmeleri için ona muhtaç olsalar, o da birkaç kova çektikten sonra öf dese, bu sebeple bütün amellerinin sevabı yok olur.

                        Evlat sesini, anne ve babasının sesinden yüksek tutmamalıdır

                        O halde yürüyüşünde mutedil ol; sesini de alçalt! Çünkü seslerin en çirkini, elbette eşeklerin sesidir! [5]

                        Alçak sesle konuşma; terbiye, kendine güven, sözün doğruluğu ve gücü konusunda iç rahatlığını yansıtır. Terbiyesiz veya sözü ve kendi değerinden kuşkuda olandan başkası kabalık etmez, bağırıp çağırmaz. Evet! Sadece onlar hiddet, kabalık ve bağırtı ile bu kuşkularını gizlemeye çalışırlar.

                        Kur’ân yöntemi, anlatımı şu ifade ile sürdürerek bu davranışın çirkinliğini vurgulamaktadır:

                        “Çünkü seslerin en çirkini eşeklerin sesidir.” Görüldüğü gibi, tiksindiricilik ve çirkinlikle birlikte, insanı alaya almaya çağıran gülünç bir sahne çiziyor. Ayetteki, düşünceyi uyandıran ifade aracılığıyla kafasında bu gülünç sahneyi canlandırabilen duygu sahibi birinin sonra kalkıp, bu eşeklerin sesine özenmesi düşünülemez. [6]

                        Anne ve babanın yanında çok konuşulmamalıdır

                        Başkalarının yanında bile çok konuşmak uygun değilken, onların yanında çok konuşmamak, edebi aşmamak gerekir. Ana-baba bildiği şeyleri de anlatsa, yine aynı şeyler mi dememek. Hiç duymamış gibi can kulağı ile dinlemek.

                        En zararlı şey, çok konuşmaktır. [7]

                        Çok konuşmak kalbi karartır. Kalbi kararan da Allahü Teala’dan uzaklaşır. [8]

                        Anne ve babaya kaba, dokunaklı ve argo söz kullanmamalıdır

                        Onlara karşı yahut onların yanında kaba, dokunaklı ve argo söz söylememeli, asla kalpleri kırılmamalıdır.

                        Çirkin konuşana Cennet haramdır. [9]

                        Çirkin sözlü olmak hayasızlıktan ve münafıklıktandır.[10]

                        Çirkin konuşan ve hayası az olan, mümin-i kamil imanı kuvvetli değildir. [11]

                        Anne ve babanın demediklerini dedi şeklinde söylememelidir

                        Kim peygamberine yahut gözlerine, ya da anne babasına karşı (demediklerini dedi, görmediğini gördü, diye) yalan uydurursa cennet kokusunu asla koklayamaz. [12]

                        Hanımını onlardan üstün tutmamak. Peygamber efendimiz buyuruyor ki:

                        Hanımı anneden üstün tutmamalıdır

                        Hanımını anasından üstün tutana lanet olsun! Onun farz ve diğer ibadetleri kabul olmaz. [13]

                        Anne-babanın arasını açacak sözlerden kaçınmalıdır

                        Ana-babanın arasını açacak söz ve hareketlerden uzak durmak. Ana-baba ile oğul veya kızın arasını açacak işlerden uzak durmak. Gelinleri, ana-baba ile oğullarının arasını açacak sözlerden uzak tutmalıdır. Peygamber Efendimiz (asm);

                        “Ana ile oğulun arasını açana lanet olsun.” buyurmuştur. [14]

                        Anne-babanın hayır duaları alınmalıdır

                        Hayır dualarını almak. Ana-baba duasını ganimet bilmek. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

                        Üç kişinin duası kabul olur. Ana-baba, mazlum ve misafirin duası. [15]

                        “Ana-babanın duası, ilahi hicaba ulaşır, duaları kabul olur.” [16]

                        Anne-babanın bedduasını almaktan kaçınmalıdır

                        Beddualarını almamak. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

                        Ana-babanın çocuğuna ve mazlumun zalime olan bedduaları, reddolmaz. [17]

                        Kendinize, evladınıza ve malınıza beddua etmeyin! Duaların kabul olduğu bir saate rastlar da bedduanız kabul olur. [18]

                        Ana-baba çağırdığı zaman herhangi bir işle uğraşırsan, hemen onu terk edip, derhal ana-babanın emrine koş! Anan-baban sana kızıp bağırırsa, onlara sen bir şey söyleme! Ananın-babanın duasını almak istersen, sana emrettikleri işleri çabuk ve güzel yapmaya çalış! Bu işini beğenmeyip sana gücenmelerinden ve beddua etmelerinden kork! Sana darılır iseler, onlara karşı sert söyleme! Hemen ellerini öperek gazaplarını teskin et! Ananın-babanın kalblerine geleni gözet! Çünkü senin saadet ve felaketin, onların kalblerinden doğan sözdedir. Anan-baban hasta ise, ihtiyar ise, onlara yardım et! Saadetini onlardan alacağın hayır duada bil! Eğer onları incitip, beddualarını alırsan, dünya ve ahiretin harap olur. Atılan ok tekrar geri yaya gelmez. Onlar hayatta iken, kıymetini bil!

                        Onların;
                        •Sözlerini kesmemek, sözlerinin arasına girmemek.
                        •Bilgiçlik taslamamak. Yanlış da söyleseler, öyle değil diyerek itiraz etmemek.
                        •Aralarını açacak söz ve hareketlerden uzak durmak.
                        •Konuşurken, yap, yapma gibi ifadeler kullanmamak, bir şey isterken ricada bulunulmalıdır.
                        •İsimleri ile çağırmamak,
                        •Çağırdıkları zaman, herhangi bir işle uğraşılırsa bile, hemen onu terk edip, derhal emirlerine koşmak
                        •Emrettikleri işleri çabuk ve güzel yapmaya çalışma
                        •Darılır iseler, onlara karşı sert söylememeyerek hiddetlerini teskin etmek
                        •Onların kalplerine geleni gözetmek (Çünkü saadet ve felaketin, onların kalplerinden doğan sözdedir.)
                        •Anne-baba hasta ise, ihtiyar ise, onlara yardım etmek gibi unsurlar İslam’ın anne ve baba hukuku noktasındaki temel prensiplerindendir.

                        Kaynakça:

                        [1] İsra 23

                        [2] İmam Kurtubi Tefsiri

                        [3] Fizilal’il Kur’an, Seyyid Kutub

                        [4] Tefhim-ul Kur’an, Mevdudi

                        [5] Lokman, 19

                        [6] Fizilal’il Kur’an, Seyyid Kutub

                        [7] Deylemi

                        [8] Beyhaki

                        [9] Ebu Nuaym

                        [10] Beyhaki

                        [11] Buhari

                        [12] Taberani

                        [13] Şir’atül İslam

                        [14] Gunyetüt Talibin

                        [15] Tirmizi

                        [16] İbn-i Mace

                        [17] Tirmizi

                        [18] Müslim湯

                        #817160
                        Anonim

                          Akrabadan anne-baba hükmünde olanlar

                          İslam dini akraba ilişkilerine önem veren, toplumsal hayatta akraba ilişkilerini düzenleyen kurallara sahip bir dindir. Kişinin akrabaları ailesinden sonra gelen hayattaki en önemli faktörlerdendir. Bu sebeple akrabalardan en yakın olanları anne ve babanın yerini tutar.

                          Akrabadan teyze ve dayı anne, amca ve hala ise baba hükmündedir

                          “Bir adam Resulullah’a (asm) gelerek:

                          “Ben büyük bir günah işledim, buna tövbe imkanım var mı?” dedi.

                          Hz. Peygamber (asm):

                          “Annen var mı?” diye sordu.

                          Adam:

                          “Hayır, yok.” dedi.

                          “Peki, teyzen de mi yok?” dedi.

                          Adam:

                          “Hayır, var.” deyince

                          Resulullah (asm):

                          “Öyle ise ona iyilik yap!” diye emretti.” [1]

                          Teyze anne makamındadır

                          “Teyze anne makamındadır.” [2]

                          “Bir adam Peygamber’e (asm) dedi ki:

                          “Ey Allah”ın Resulü! Çok büyük bir günah işledim; acaba tevbe edebilir miyim?”

                          “Annen var mı?” buyurdu.

                          Hayır.

                          “Teyzen var mı?”

                          “Evet.”

                          “Öyleyse ona bir iyilikte bulun!” buyurdu.” [3]

                          Teyze annedir

                          Hz. Ali (ra) anlatıyor:

                          “Zeyd İbn-u Harise Mekke’ye gitmişti. (Uhud’ta şehit düşen) Hz. Hamza’nın kızına uğradı. Ca”fer (ra):

                          “Kızı yanıma ben alacağım, ona ben ehakkım, o benim amcamın kızıdır ve üstelik yanımda teyzesi var, teyze gibidir” dedi.

                          Hz. Ali (ra) de:

                          “Ona ben ehakkım. O amcamın kızıdır. Yanımda Resulullah’ın (asm) kızı Fatıma var. Fatıma ona ehaktır.” dedi.

                          Zeyd İbn-i Harise (ra) atılarak:

                          “Ona ben hakkım, o erkek kardeşimin kızıdır, ben onun için yola çıktım ve yanına geldim” dedi. Resulullah (asm), kızı Cafer”in (ra) yanına almasına hükmetti ve:

                          “Muhakkak ki, teyze annedir!” buyurdu.” [4]

                          Amca, baba hükmündedir

                          “Amca baba gibidir.” [5]

                          Aileden büyük kardeşin de küçük kardeşler üzerinde hakkı vardır

                          “Büyük kardeşin küçük kardeşlerin üzerindeki hakkı babanın evladın üzerindeki hakkı gibidir.” [6]

                          Kaynakça:

                          [1] Tirmizi

                          [2] Tirmizi

                          [3] Tirmizi

                          [4]Ebu Davud, Buhari, Tirmizi

                          [5] Kütüb-i Sitte

                          [6] İbn-i Hibban

                          #817161
                          Anonim

                            Veysel Karani Hazretleri’nin (ra) annesine hürmeti

                            €œVeysel Karani’nin kavuştuğu bütün ihsan ve dereceler, annesine yaptığı iyilik sebebiyledir.€ [1]

                            €œYemen illerinde ömrünü geçiren Veysel Karani Hazretleri daima Resulü Kibriya€™yı (asm) dünya gözü ile görmek isterdi. Yüce Allah sevgilisini görmeden aşıktı. Hasretiyle yanar tutuşurdu. Bir gün hatırını çok saydığı anasını ayaklarına kapanarak şöyle dedi:

                            Ya ana! İznin olursa Hazret-i Muhammed (asm) Efendimizi görmeye gideceğim. Kısa bir süre için hizmetini aksatsam bile Resul-i Ekrem’i (asm) görmek için gitmeme izin ver.€ Annesi cevaben;

                            €œElbet izin veriyorum, yalnız bir şartla; Resul-i Kibriya’nın (asm) mübarek evlerinden kapısından başka yere gitmeyeceksin. Sana vasiyetim budur. Haydi, yolun açık olsun dedi.

                            Anasının iznini alan Üveys (ra), Resul-i Kibriya’nın (asm) kapısına gitti.

                            €œİki cihan serverini görmeye izin var mı?€ diye seslendi. Hz. Aişe (ra) anamız, mescitte olduğunu, orada görebileceğini, beklerse görüşebileceğini söyledi. Veysel Karani (ra):

                            Ne yazık ki gayrı yere gidip arayamayacağım gibi, fazla da bekleyemeyeceğim. cevabını verdi. Aişe anamız (ra) kendisine:

                            Hz. Peygamber (asm) geldiğinde kim aradı diyelim?€ dedi. Üveys derin bir üzüntü ile:

                            €œAdım Üveys. buyurdu. Ağlaya ağlaya tekrar Yemen’e döndü. Resul-i Ekrem (asm) biraz sonra mescitten evine geldi. Kapıda Üveys’in nurunu gören Hz. Peygamber (asm), Hz. Aişe’ye (ra):

                            Ya Aişe! Üveys gelmiş, bana bu fani alemde enis olmak istemiş. Halbuki beni bu dünya gözleri ile göremeyecek. Allah onu imtihan ederek, azim mükafat vermiş olsa gerek.€ buyurmuştur.

                            Veysel Karani Hazretleri ise, annesinin yanına ağlayarak anasının ayaklarına kapandı:
                            €œYa ana! Habib-i Ekrem’i (asm) görüp, mübarek ayaklarına yüz süremedim. Kendileri mescitte imiş, sana asi olmaktan korktum. Ne fena talihtir ki bu kadar yol gittiğim halde, onu göremedim. Anası cevaben:

                            Kaygılanma oğul, nasıl olsa onu ahirette göreceksin. Benim rızamı aldığın için de ayrıca sana şefaatçi olur. buyurdu. [2]

                            Kaynakça:

                            [1] Riyaz’ün Nasihin

                            [2] Ahmediyye Şerhi

                            #817162
                            Anonim

                              Hz. Üsame’nin (ra) annesinin isteğini yerine getirmesi

                              Hz. Osman zamanında bir hurma ağacının fiyatı bin dirheme kadar yükselmişti. Buna rağmen Üsame, hurma ağaçlarından birisinin özünü çıkararak annesine yedirdi. Ona:

                              “Bunu ne için yaptığını anlayamadık. Bir hurma ağacının bir dirheme çıktığı bir zamanda bunu nasıl yapabildin?” dediler. O da:

                              “Annem hurma ağacı özü istemişti. Gücüm yettiği sürece onun her istediği benim boynumun borcudur” diye cevap verdi. [1]

                              Kaynakça:

                              [1] Hayatü’s-Sahabe

                              Annesine hakaret ettiği için eşek suretine çevrilen adam

                              Havşeb oğlu Avvam (ra) der ki;

                              “Günün birinde, bir yerde konaklamıştım. Orada bir kabir vardı. İkindi sularına doğru birden bire kabir açıldı. İçinden başı merkep, vücudu ise insan vücudu bir adam çıkarak üç kez anırdı. Sonra kabir, adamın üzerine örtüldü. Yaşlı bir kadın, tiftik veya yün eğiriyordu. O sırada bir kadın:

                              “Şu ihtiyar kadını görüyor musun?” diye seslendi. Ben de;

                              “Nesi var?” dedim.

                              “O adamın anası!”

                              “Bu nasıl oldu (meselenin aslı nedir)?”

                              “Adam içki içiyordu. Gittikçe de arttırdı. Anası ona,

                              ‘Yavrum Allah’tan kork! Daha ne zamana kadar içeceksin bunu!’ deyince, adam anasına:

                              ‘Sen ancak eşeğin anırması gibi anırıyorsun’ diye karşılık verirdi. Günün birinde, ikindiden sonra öldü. Öldüğü günden bu yana her gün ikindiden sonra, bu kabir açılır. Adam da bu şekilde çıkarak üç kez bu şekilde eşek gibi anırır. Sonra kabir üzerine kapanır.” dedi.

                              Annesinin duası ile Hz. Musa’ya (as) komşu olan zat

                              Musa (as) “Ya Rabbi bana cennetteki arkadaşımı göster!” dedi. Allah ü Teala:

                              “Filan şehrin, filan çarşısına git. Orada bir kasap vardır. Yüzü şöyle, boyu şöyledir. Senin cennetteki arkadaşın odur” buyurdu.

                              Hz. Musa (as) o dükkana gitti. Güneş batıncaya kadar orada kaldı. Akşam olunca, kasap, bir parça et alıp zembiline koydu. Dükkandan ayrılırken, Musa (as):

                              “Ey genç, misafir için, yanında yer var mı?” buyurdu. Genç “evet” deyip, beraber gittiler. Eve gelince, genç, bu etten güzel bir çorba pişirdi. Sonra evin bir köşesinden bir zembil daha çıkardı. İçinde çok yaşlı, zayıf, güçsüz bir kadın vardı. Bir güvercin yavrusunu andırıyordu. Onu zembilden çıkardı. Bir kaşık alıp, doyuncaya kadar ağzına yemek koydu. Sonra elbisesini yıkadı kuruttu ve yine ona giydirdi. Sonra tekrar zembile yerleştirdi. Bu esnada annesinin dudakları kımıldadı. Sonra adam zembili alıp duvara astı. Bunları gören Hz. Musa (as):

                              “Bu yaptıkların nedir?” buyurdu.

                              “Bu benim annemdir. Çok yaşlandı gücü takati yok. Oturacak halde de değildir. Çarşıdan gelince, onu yedirmeden, doyurmadan, ne yerim ne de içerim” dedi. Bunun üzerine Hz. Musa (as):

                              “O esnada annenizin dudaklarını kımıldattığını gördüm” buyurdu.

                              “Ya Rabbi oğlumu cennette Musa’ya (as) arkadaş eyle” diye dua eder” dedi. O zaman Hz. Musa (as):

                              “Gözün aydın olsun, Musa benim ve benim cennetteki arkadaşım sensin” buyurdu. [1]

                              Kaynakça:

                              [1] Şamil İslam Ansiklopedisi

                              #817163
                              Anonim

                                Annesini sırtına alarak tavaf ettiren sahabe

                                Hac sırasında bir sahabe hasta annesini omzuna alarak Kabe’yi tavaf ettirmişti. Sonra Resulullah’ın (asm) yanına gelerek:

                                “Ya Resulullah, annemi sırtımda taşıyıp tavaf ettirerek hakkını ödedim mi?” diye sorunca, Resulullah (asm):

                                “Hayır, sana hamile iken alıp verdiği bir nefesin hakkı bile değildir.” [1]

                                Kaynakça:

                                [1] Kütüb-i Sitte

                                Son nefesinde şehadet getirmekte zorlanan sahabe

                                Bir gün Hz. Peygamber’e (asm) birisi gelir ve:

                                “Ya Resulullah! Bir genç ölmek üzere. Ona ölürken ‘La ilahe illallah…’ sözü telkin edildi. Ama bunu söylemedi.” der. Resulullah (asm):

                                “Namaz kılıyor muydu?” diye sorar. Adam:

                                “Evet, diye cevap verince Resulullah (asm) ile birlikte kalkarak o gencin yanına giderler. Hz. Peygamber (asm) ölmek üzere olan delikanlıya”:

                                “La ilahe illallah de, diye telkinde bulunur.” O da:

                                “Söyleyemiyorum, gücüm yetmiyor.” der. Hz. Peygamber (asm):

                                “Niçin?” diye sorunca, orada bulunanlardan birisi:

                                “Annesine isyan ediyordu” diye cevap verir. O zaman Hz. Peygamber (asm):

                                “Annesi yaşıyor mu?” diye sorar.

                                “Evet!” derler. Ve çağırırlar. Kadın gelince Hz. Peygamber (asm) ile kadın arasında şu konuşma geçer:

                                “Bu senin oğlun mu?”

                                “Evet.”

                                “Kızgın alevlerle yanan kocaman bir ateş gördüğünde sana:

                                “Eğer oğlunu sen bağışlarsan biz de bırakırız, yoksa onu gördüğün bu ateşe atacağız denilse bağışlamaz mısın?”

                                “Ya Resulullah! Öyleyse onu affediyorum.”

                                “Ondan razı olduğuna dair Allah’ı ve beni şahit tut.”

                                “Allah’ım! Sen ve Peygamberim şahidimsiniz, oğlumdan razıyım” dedi.

                                Hz. Peygamber (asm) bu konuşmadan sonra delikanlıya dönerek:

                                “Ey Delikanlı ‘La ilahe illallahü vahdehü la şerike leh ve Eşhedü enne

                                Muhammeden Abdühü ve Rasülühü’ de, diye telkinde bulunur ve delikanlı bu kez söyleyebilir.” Bunun üzerine Resulullah (asm):

                                “Şefaatim sebebiyle onu ateşten kurtaran Allah’a hamd olsun, der.” [1]

                                Kaynakça:

                                [1] Taberani, Ahmed

                                #817164
                                Anonim

                                  21. Mektup / Anne Baba Hakkına Dair.

                                  بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ

                                  بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ

                                  اِمَّا يَبْلُغَنَّ عِنْدَكَ الْكِبَرَ اَحَدُهُمَا اَوْ كِلاَهُمَا فَلاَ تَقُلْ لَهُمَا اُفّ ٍوَلاَ تَنْهَرْهُمَا وَقُلْ لَهُمَا قَوْلاً كَرِيمًا وَاخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ وَقُلْ رَبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَانِى صَغِيرًا *رَبُّكُمْ اَعْلَمُ ِبمَا فِى نُفُوسِكُمْ اِنْ تَكُونُوا صَالِحِينَ فَاِنَّهُ كَانَ ِلْلاَوَّابِينَ غَفُورًا*

                                  Ey hanesinde ihtiyar bir valide veya pederi veya akrabasından veya îman kardeşlerinden bir amel-mânde veya âciz, alîl bir şahıs bulunan gafil!. Şu âyet-i kerimeye dikkat et bak: Nasılki bir âyette, beş tabaka ayrı ayrı surette ihtiyar valideyne şefkati celbediyor. Evet dünyada en yüksek hakikat, peder ve validelerin evlâdlarına karşı şefkatleridir. Ve en âlî hukuk dahi, onların o şefkatlerine mukabil hürmet haklarıdır. Çünki onlar, hayatlarını kemâl-i lezzetle evlâdlarının hayatı için feda edip sarfediyorlar. Öyle ise, insaniyeti sukut etmemiş ve canavara inkılab etmemiş herbir veled; o muhterem, sâdık, fedakâr dostlara hâlisane hürmet ve samimane hizmet ve rızalarını tahsil ve kalblerini hoşnud etmektir. Amca ve hala, peder hükmündedir; teyze ve dayı, ana hükmündedir.

                                  İşte o mübarek ihtiyarların vücudlarını istiskal edip ölümlerini arzu etmek, ne kadar vicdansızlık ve ne kadar alçaklıktır bil, ayıl! Evet hayatını senin hayatına feda edenin zeval-i hayatını arzu etmek, ne kadar çirkin bir zulüm, bir vicdansızlık olduğunu anla!

                                  Ey derd-i maîşetle mübtelâ olan insan! Bil ki senin hanendeki bereket direği ve rahmet vesilesi ve musibet dâfiası, hanendeki o istiskal ettiğin ihtiyar veya kör akrabandır. Sakın deme: “Maişetim dardır, idare edemiyorum.” Çünki onların yüzünden gelen bereket olmasaydı, elbette senin dîk-ı maişetin daha ziyade olacaktı. Bu hakikatı benden inan. Bunun çok kat’î delillerini biliyorum, seni de inandırabilirim. Fakat uzun gitmemek için kısa kesiyorum. Şu sözüme kanaat et. Kasem ederim şu hakikat gayet kat’îdir, hattâ nefis ve şeytanım dahi buna karşı teslim olmuşlar. Nefsimin inadını kıran ve şeytanımı susturan bir hakikat, sana kanaat vermeli. Evet kâinatın şehadetiyle, nihayet derecede Rahman, Rahîm ve Latif ve Kerim olan Hâlık-ı Zülcelali Vel’ikram, çocukları dünyaya gönderdiği vakit, arkalarından rızıklarını gayet latif bir surette gönderip ve memeler musluğundan ağızlarına akıttığı gibi; çocuk hükmüne gelen ve çocuklardan daha ziyade merhamete lâyık ve şefkate muhtaç olan ihtiyarların rızıklarını dahi, bereket suretinde gönderir. Onların iaşelerini, tama’kâr ve bahil insanlara yükletmez.

                                  اِنَّ اللّهَ هُوَ الرَّزَّاقُ ذُو الْقُوَّةِ اْلمَتِينُ *وَكَاَيِّنْ مِنْ دَابَّةٍ لاَ َتحْمِلُ رِزْقَهَا اَللّهُ يَرْزُقُهَا وَاِيَّاكُمْ

                                  âyetlerinin ifade ettikleri hakikatı, bütün zîhayatın enva’-ı mahlûkları lisan-ı hal ile bağırıp, o hakikat-ı kerîmaneyi söylüyorlar. Hattâ değil yalnız ihtiyar akraba, belki insanlara arkadaş verilen ve rızıkları insanların rızıkları içinde gönderilen kedi gibi bazı mahlukların rızıkları dahi, bereket suretinde geliyor. Bunu teyid eden ve kendim gördüğüm bir misal: Benim yakın dostlarım bilirler ki; iki-üç sene evvel hergün yarım ekmek, -o köyün ekmeği küçük idi- muayyen bir tayınım vardı ki, çok defa bana kâfi gelmiyordu. Sonra dört kedi bana misafir geldiler. O aynı tayınım hem bana, hem onlara kâfi geldi. Çok kerre de fazla kalırdı.

                                  İşte şu hal o derece tekerrür edip bana kanaat verdi ki, ben kedilerin bereketinden istifade ediyordum. Kat’î bir surette ilân ediyorum: Onlar bana bâr değil; hem onlar benden değil, ben onlardan minnet alırdım.

                                  Ey insan! Mâdem canavar suretinde bir hayvan, insanların hanesine misafir geldiği vakit berekete medar oluyor; öyle ise mahlûkatın en mükerremi olan insan ve insanların en mükemmeli olan ehl-i îman ve ehl-i îmanın en ziyade hürmet ve merhamete şâyan aceze, alîl ihtiyareler ve alîl ihtiyarların içinde şefkat ve hizmet ve muhabbete en ziyade lâyık ve müstehak bulunan akrabalar ve akrabaların içinde dahi en hakikî dost ve en sâdık muhib olan peder ve valide, ihtiyarlık halinde bir hanede bulunsa, ne derece vesile-i bereket ve vasıta-i rahmet ve لَوْلاَالشُّيُوخُالرُّكَّعُلَصُبَّعَلَيْكُمُالْبَل اَءُصَبّاً sırrıyla, yani: “Beli bükülmüş ihtiyarlarınız olmasa idi, belalar sel gibi üstünüze dökülecekti.” Ne derece sebeb-i def’-i musibet olduklarını sen kıyas eyle.

                                  İşte ey insan! Aklını başına al. Eğer sen ölmezsen, ihtiyar olacaksın. اَلْجَزَاءُمِنْجِنْسِالْعَمَلِ sırrıyla, sen valideynine hürmet etmezsen, senin evlâdın dahi sana hizmet etmeyecektir. Eğer âhiretini seversen, işte sana mühim bir define; onlara hizmet et, rızalarını tahsil eyle. Eğer dünyayı seversen, yine onları memnun et ki, onların yüzünden hayatın rahatlı ve rızkın bereketli geçsin. Yoksa onları istiskal etmek, ölümlerini temenni etmek ve onların nazik ve seri-üt teessür kalblerini rencide etmek ile خَسِرَالدُّنْيَاوَاْلآخِرَةَ sırrına mazhar olursun. Eğer rahmet-i Rahman istersen, o Rahman’ın vedialarına ve senin hanendeki emanetlerine rahmet et.

                                  Âhiret kardeşlerimden Mustafa Çavuş isminde bir zât vardı. Dininde, dünyasında muvaffakıyetli görüyordum. Sırrını bilmezdim. Sonra anladım ki, o muvaffakıyetin sebebi: O zât ise, ihtiyar peder ve validelerinin haklarını anlamış ve o hukuka tam riayet etmiş ve onların yüzünden rahat ve rahmet bulmuş. İnşâallah âhiretini de tamir etmiş. Bahtiyar olmak isteyen ona benzemeli.

                                  اَللّهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلَى مَنْ قَالَ اَلْجَنَّةُ تَحْتَ اَقْدَامِ اْلاُمَّهَاتِ وَ عَلَى آلِهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينَ

                                  سُبْحَانَكَ لاَ عِلْمَ لَنَا اِلاَّ مَا عَلَّمْتَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ

                                15 yazı görüntüleniyor - 31 ile 45 arası (toplam 46)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.