• Bu konu 58 yanıt içerir, 11 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 31 ile 45 arası (toplam 60)
  • Yazar
    Yazılar
  • #799507
    Anonim

      Hacc-ı şerif bil’asale herkes için bir mertebe-i külliyede bir ubudiyettir. Nasıl ki bir nefer, bayram gibi bir yevm-i mahsusta ferik dairesinde bir ferik gibi padişahın bayramına gider ve lütfuna mazhar olur. Öyle de: Bir hacı, ne kadar ami de olsa, kat’-ı meratib etmiş bir veli gibi umum aktar-ı arzın Rabb-ı Azimi ünvanıyla Rabbine müteveccihtir. Bir ubudiyet-i külliye ile müşerreftir. Elbette hac miftahıyla açılan meratib-i külliye-i rububiyet ve durbiniyle nazarına görünen afak-ı azamet-i uluhiyet ve şeairiyle kalbine ve hayaline gittikçe genişlenen devair-i ubudiyet ve meratib-i kibriya ve ufk-u tecelliyatın verdiği hararet, hayret ve dehşet ve heybet-i rububiyet “Allahü Ekber” “Allahü Ekber” ile teskin edilebilir ve onunla o meratib-i münkeşife-i meşhude veya mutasavvire ilan edilebilir. Hacdan sonra şu manayı, ulvi ve külli muhtelif derecelerde bayram namazında, yağmur namazında, husuf küsuf namazında, cemaatle kılınan namazda bulunur. İşte şeair-i İslamiyenin velev sünnet kabilinden dahi olsa ehemmiyeti şu sırdandır.
      (Bediüzzaman Said Nursi – 16. Söz’den)
      Lügatler
      [TABLE]
      [TR]
      [TD=”width: 307, bgcolor: transparent”] Afak-ı azamet-i uluhiyet : Cenab-ı Allah’ın ilâhlığının büyüklüğünün ufukları, sınırları
      Aktar-ı arz : dünyanın dört bir yanı
      Allâh ü ekber : Allah en büyüktür
      Âmî :avamca, cahil,ileri gelenden olmayan
      Bil’asale :bizzat
      Cemaat :topluluk, grup, takım, bir imama uyup namaz kılanlar
      Dehşet :ürkmek, korkmak
      Devair-i ubudiyet :kulluk daireleri
      Durbin :gözetleme aleti, dürbün
      Ehemmiyet: önem
      Ferik :general
      Hacc-ı şerif :şerefli Hac ibadeti
      Hararet: sıcaklık, ısı
      Heybet-i rububiyet : Allah’ın rububiyetinin heybeti
      Husuf :ay tutulması
      İlan :duyurma
      Kabil :kabul eden, yapılan, gibi
      Kat’ı meratib : mertebeleri aşmak, mânen yükselmek
      Küllî :bütüne ait, tamamen
      Küsuf :güneş tutulması
      Lütuf :iyilik, ikram, bağış
      Mana-yı ulvi ve külli :yüce ve umumi mana
      Mazhar :sahip olma, nâil olma, erişme
      Meratib-i Kibriya : Cenab-ı Allah’ın büyüklüğünün mertebeleri
      Meratib-i külliye-i rububiyet : Rububiyetin geniş, kapsamlı mertebeleri; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesinin, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurmasının mertebeleri

      [/TD]
      [TD=”width: 307, bgcolor: transparent”] Meratib-i münkeşife-i meşhude : bizzat görerek açığa çıkmış mertebeler
      Mertebe-i külliye : geniş ve kapsamlı mertebe
      Miftah :anahtar
      Muhtelif :çeşitli
      Mutasavvire : hayalen, tasavvur ederek
      Müşerref :şereflenmiş
      Müteveccih :yönelik, yönelmiş, dönmüş
      Nazar :bakma, bakış, görüş açısı
      Nefer :asker, kişi, er
      Rabb :âlemleri ve içindekileri idare edip terbiye ve rızık veren(Allah)
      Rabb-i azim : herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran büyük Allah
      Sır :herkesin bilmediği gizli hakikat
      Sünnet : Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler
      Şeair :işaretler
      Şeair-i islamiye : İslâma sembol olmuş işaretler, iş ve ibadetler
      Teskin :sakinleştirmek, rahatlandırmak, yatıştırmak
      Ubudiyet: kulluk
      Ubudiyet-i külliye : büyük ve umumî kulluk
      Ufk-u tecelliyat : tecellilerin, yansımaların ufku
      Ulvi :yüksek, yüce
      Umum : bütün,tüm, tamam, hepsi
      Unvan :isim, nam
      Velev :eğer, gerçi, hatta
      Veli :Allah dostu, evliya
      Yevm-i mahsus :özel gün

      [/TD]
      [/TR]
      [/TABLE]



      #799535
      Anonim

        Elbette bîçare insanların ebedperest kalbini ve aşk-ı bekaya meftun olan ruhunu güldürecek, sevindirecek, meşru dairesinde ve müteşekkirane, huzurkârane, gafletsiz, masumane eğlencelerdir ve sevab cihetiyle bâki kalan sevinçlerdir. Bunun içindir ki, bayramlarda gaflet istilâ edip, gayr-ı meşru daireye sapmamak için, rivayetlerde zikrullaha ve şükre çok azîm tergibat vardır. Tâ ki; bayramlarda o sevinç ve sürur nimetlerini şükre çevirip, o nimeti idame ve ziyadeleştirsin. Çünki şükür, nimeti ziyadeleştirir, gafleti kaçırır.
        (Bediüzzaman Said Nursi – 28. Lem’adan)
        Lügatler
        Aşk-ı beka :sonsuzluk aşkı, ebedi yaşama tutkusu
        Azim :büyük, yüce, çok ileri
        Bâki : devamlı, kalıcı, ölümsüz
        Bîçare: çaresiz
        Cihet :yön, taraf
        Ebedperest :sonsuzluğa düşkün
        Gaflet :dikkatsizlik, vurdumduymazlık, en mühim vazifeyi düşünmeyip kıymetsiz işlerle uğraşmak
        Gayr-ı meşru : helâl olmayan, dine aykırı
        Huzurkârane :huzur verici olarak
        İdame :devam ettirme
        İstila :kaplamak, yayılmak, ele geçirmek, işgal etmek
        Lem’a :parıltı, parlamak
        Masumane :suçsuz şekilde, günahsız olarak
        Meftun : düşkün, tutkun, bağımlı
        Meşru :şeriata uygun, doğru, hak, haram ve yanlış olmayan
        Müteşekkirane :şükrederek, şükretmek suretiyle
        Nimet :iyilik, lütuf, ihsan, yiyecek içecek faydalı şeyler
        Rivayet :hikâye edilen hadise veya söz
        Sürur : sevinç, mutluluk
        Şükür :Allah’a teşekkür
        Tergibat :rağbetlendirmeler,şevklendirmeler
        Zikrullah :Allah’ı anmak
        Ziyade : fazla, daha çok, fazlasıyla

        İnsan, nihayetsiz şeylere muhtaç olduğu halde; sermayesi hiç hükmünde… Hem nihayetsiz musibetlere maruz olduğu halde; iktidarı, hiç hükmünde bir şey… Adeta sermaye ve iktidarının dairesi, eli nereye yetişirse o kadardır. Fakat emelleri, arzuları ve elemleri ve belaları ise; dairesi, gözü, hayali nereye yetişirse ve gidinceye kadar geniştir. Bu derece aciz ve zaif, fakir ve muhtaç olan ruh-u beşere ibadet, tevekkül, tevhid, teslim; ne kadar azim bir kar, bir saadet, bir nimet olduğunu, bütün bütün kör olmayan görür, derk eder.


        (Bediüzzaman Said Nursi – 3. Söz’den)

        Lügatler
        Âciz :güçsüz, zayıf
        Azim :büyük, yüce, çok ileri
        Bela :âfet, sıkıntı, musibet, imtihan
        Derk :anlamak, düşünmek
        Elem :keder, üzüntü, acı
        Emel : arzu, istek
        İbadet :Allah’ın emirlerini yapmak, sevaplı ve ihlâslı iş yapmak
        İktidar :güç, takat, kudret
        maruz : tesiri altında kalmak
        Musibet :bela, felaket, afet, dert
        Nihayetsiz: sonsuz
        Nimet :iyilik, lütuf, ihsan, yiyecek içecek faydalı şeyler
        Ruh-u beşer :insan ruhu
        Saadet : mutluluk, mes’ud oluş
        Sermaye :ana mal, esas para
        Tevekkül :sebebleri işledikten sonra işi başkasına bırakmak, Allah’a güvenme ve Onu vekil kabul etme
        Tevhid :birleme, Allah’ın bir olduğuna inanma
        Zaif : zayıf, dayanıksız

        #799563
        Anonim

          Hiç mümkün müdür ki: Gösterdiği asar ile nihayetsiz bir kerem ve nihayetsiz bir rahmet ve nihayetsiz bir izzet ve nihayetsiz bir gayret sahibi olan şu alemin Rabbi; kerem ve rahmetine layık mükafat, izzet ve gayretine şayeste mücazatta bulunmasın. Evet şu dünya gidişatına bakılsa görülüyor ki; en aciz, en zaiften tut ta en kaviye kadar her canlıya layık bir rızık veriliyor. En zaif, en acize en iyi rızık veriliyor. Her dertliye ummadığı yerden derman yetiştiriliyor. Öyle ulvi bir keremle ziyafetler, ikramlar olunuyor ki, nihayetsiz bir kerem eli içinde işlediğini bedaheten gösteriyor.

          (Bediüzzaman Said Nursi – 10. Söz’den)

          Lügatler

          Âciz :güçsüz, zayıf
          Âlem :dünya, kâinat
          Âsâr :eserler
          Bedahet :açıklık, aşikarlık, belli olmak
          Derman :ilaç, çare, çözüm
          Gayret :dikkat ve sebatla çalışmak, mukaddesata tecavüz edenlere karşı çıkmak
          Gidişat :işleyiş, durum
          İkram :ağırlamak, hürmet etmek
          İzzet :üstünlük, değer, kıymet, muhterem ve muteber olmak
          Kavi :sağlam, kuvvetli, güçlü
          Kerem :izzet, şeref, ihsan, yardım, inayet, ikram edicilik
          Mücazat :cezalar, suçlara verilen karşılıklar, karşılıklar
          Nihayetsiz: sonsuz
          Rabb :âlemleri ve içindekileri idare edip terbiye ve rızık veren(Allah)
          Rahmet :merhamet, acımak, şefkat etmek, ihsan etmek, esirgemek
          Rızık :maddi manevi ihtiyaca lazım olan nimet, yiyip içilecek şey
          Şayeste :uygun, yaraşır, layık
          Ulvi :yüksek, yüce
          Zaif : zayıf, dayanıksız

          #805138
          Anonim

            [TABLE=”width: 95%, align: center”]
            [TR]
            [TD][/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]İman, insanı insan eder; belki, insanı sultan eder. öyle ise, insanın vazife-i asliyesi iman ve duadır.
            Sözler 23.Söz

            [/TD]
            [/TR]
            [/TABLE]

            #805199
            Anonim

              Herbir şehri yüz defa mezaristana boşaltan ölüm, elbette hayattan ziyade bir istediği var. (Asayı Musa)

              #805507
              Anonim

                Nasıl ki bu yaz ve güzün âhiri kıştır; öyle de, gençlik yazı ve ihtiyarlık güzünün arkası kabir ve berzah kışıdır.

                (Asayı Musa)

                #805509
                Anonim

                  ..iman hakikatı öyle bir çekirdektir ki, eğer tecessüm etse, bir cennet-i hususiye ondan çıkar, o çekirdeğin şecere-i tûbâsı olur..

                  Asayı Musa

                  #805697
                  Anonim

                    Herkesin, iman mukàbilinde, bu zemin yüzü kadar bağlar ve kasırlarla müzeyyen ve bâki ve daimî bir tarla ve mülkü kazanmak veya kaybetmek dâvâsı başına açılmış. Eğer iman vesikasını sağlam elde etmezse kaybedecek. Ve bu asırda,maddiyyunluk tâunuyla çoklar o dâvâsını kaybediyor. Hattâ bir ehl-i keşif ve tahkik, bir yerde kırk vefiyattan yalnız birkaç tanesi kazandığını sekeratta müşahede etmiş; ötekiler kaybetmişler. Acaba bu kaybettiği dâvânın yerini, bütün dünya saltanatı o adama verilse doldurabilir mi?

                    Asayı Musa

                    #806590
                    Anonim

                      Onu tanıyan ve itaat eden, zindanda dahi olsa bahtiyardır. Onu unutan, saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır.

                      (Asa-yı Musa)

                      #806771
                      Anonim

                        Dost istersen Allah yeter. Evet o dost ise, herşey dosttur. Mektubat

                        #806984
                        Anonim

                          Ahlak-ı aliyeyi ve yüksek huyları hakikate yapıştıran ve ahlakı daima yaşattıran, ciddiyet ile sıdktır.Eğer sıdk kalkıp araya kizb girerse,rüzgarlara oyuncak olan yapraklar gibi, o adam da insanlara oyuncak olur..-Nübüvvet Tahkiki-

                          #808635
                          Anonim

                            “Demek iman bir mânevî tûbâ-i Cennet çekirdeğini taşıyor. Küfür ise mânevî bir zakkum-u Cehennem tohumunu saklıyor.”

                            İkinci Söz

                            #809022
                            Anonim

                              Yolculara seyahat için vesika vermek bir vazife olduğu gibi,
                              Ebed tarafına giden yolculara da hem vesika,
                              Hem o zulümatlı yolda ‘Nur’ vermek öyle bir vazifedir ki,
                              Hiçbir vazife o vazife kadar ehemmiyetli değildir.

                              Lem’alar

                              #809079
                              Anonim

                                Şu kâinatın Hâlık-ı Hakîmi, kâinatı bir ağaç hükmünde halk edip, en mükemmel meyvesini zîşuur, ve zîşuurun içinde en câmi meyvesini insan yapmıştır. Ve insanın en ehemmiyetli, belki insanın netice-i hilkati ve gaye-i fıtratı ve semere-i hayatı olan şükür ve ibadeti, o Hâkim-i Mutlak ve Âmir-i Müstakil, kendini sevdirmek ve tanıttırmak için kâinatı halk eden o Vâhid-i Ehad, bütün kâinatın meyvesi olan insanı ve insanın en yüksek meyvesi olan şükür ve ibadetini başka ellere verir mi? Bütün bütün hikmetine zıt olarak, netice-i hilkati ve semere-i kâinatı abes eder mi?Hâşâ ve kellâ, hem hikmetini ve rububiyetini inkâr ettirecek bir tarzda, mahlûkatın ibadetlerini başkalara vermeye rıza gösterir mi? Hiç müsaade eder mi? Ve hem hadsiz bir derecede kendini sevdirmeyi ve tanıttırmayı ef’âliyle gösterdiği halde, en mükemmel mahlûkatının şükür ve minnettarlıklarını, tahabbüb ve ubudiyetlerini başka esbaba vermekle kendini unutturup, kâinattaki makasıd-ı âliyesini inkâr ettirir mi? Ey tabiatperestlikten vazgeçen arkadaş, haydi sen söyle.

                                Asa-yı Musa – İkinci Kısım – Sayfa 215

                                #810393
                                Anonim

                                  ”Risale-i Nur külliyatı, Kur’an-ı Kerîm’in cihanşümûl bahçesinden derilen bir gül demetidir. Binaenaleyh, onda o mübarek ve İlahî Bahçenin nûru, havası, ziyası ve kokusu vardır.”

                                  Tarihçe-i Hayat

                                15 yazı görüntüleniyor - 31 ile 45 arası (toplam 60)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.