• Bu konu 42 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
14 yazı görüntüleniyor - 31 ile 44 arası (toplam 44)
  • Yazar
    Yazılar
  • #771197
    Anonim

      İÇECEKLER

      Ali b. Ebu Talip (r.a.) şöyle anlatır:
      Hz. Peygamber (a.s.) ile beraber bulunduğum Bedr gazası günü yaşlı bir deveyi ganimet olarak aldım. Hz. Peygamber bana bir yaşlı deve daha vermişti. Bir gün bu develerimi Ensar’dan bir kimsenin kapısı önünde çöktürdüm. Bunlara boya otu yükleyip satmak ve parasıyla Fatıma’nın düğün yemeğine yardım etmek istiyordum. Kaynuka kabilesinden bu işe vâkıf bir kuyumcu da benimle beraberdi. Bu sırada Hamza b. Abdu’l-Muttalip bu Ensari’nin evinde içki içiyor ve beraberinde de şarkıcı bir kadın şarkılar söylüyordu. Bu şarkıcı kadın:
      Ey Hamza! Semiz develere bak! deyince hemen Hamza kılıcı ile bu iki hayvana doğru sıçrayarak bunları boğazladı. Hörgüçlerini kopardı, böğürlerini yarıp ciğerlerinden birer parça aldı. Ben İbn Şihab’a Hörgüçten de mi? diye sordum. “İkisinin de hörgüçlerini aldı,” dedi. İbn Şihab Ali’nin devamla: Beni çileden çıkaran bir manzara görmüştüm. Peygamberimizin yanına geldim. Yanında Zeyd. b. Harise vardı. Ona olanı anlattım. O Zeyd ile beraber dışarı çıktı, ben de ardından gittim. Hamza’nın yanına giderek ona kızdığını belli etti. Hamza başını kaldırdı ve: “Siz benim babalarımın kölelerinden başka nesiniz ki?” dediğini bildirdi. Bunun üzerine Peygamberimiz de gerisin geri çıktı.
      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 3660

      Enes b. Malik (r.a.) şöyle anlatır:
      İçkinin haram kılındığı gün ben, Ebu Talha’nın evinde bir içki meclisinde sakilik yapıyordum. Onların o günkü içkileri hurma koruğu ve hurma şarabıydı. Derken birisi seslenmeye başladı. Ebu Talha: “Çık bak!” dedi. Ben de çıktım. Bir münadi “Haberiniz olsun ki şarap haram kılınmıştır” diye duyuruyordu. Hemen Medine sokaklarında su gibi şarap aktı. Ebu Talha da bana: “Çık şarapları dök” dedi. Ben de onları döktüm. Bu sırada halk arasında bazı kimseler: (Uhud günü) Falancalar karınlarında şarap olduğu halde öldürüldüler bunlar ne olacak? dediler. Ravi: “Bu son söz, Enes’in hadisinden midir? bilmiyorum” demiştir. Bunun üzerine Yüce Allah şu ayetleri indirdi: İman edip de iyi amellerde bulunan kimselere, sakındıkları ve imanlarında sebat ile iyi işlere devam ettikleri takdirde (haram kılınmazdan önce) tattıklarından dolayı günah yoktur.
      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 3662

      Cabir b. Abdullah’ın (r.a.) anlattığına göre:
      Hz. Peygamber (a.s.) kuru üzümle hurmayı ve hurma koruğuyle hurmayı karıştırmayı yasaklamıştır.
      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 3674

      Ebu Katâde’nin (r.a.) anlattığına göre:
      Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Alacalanmış hurma koruğu ile taze hurmayı birleştirerek şıra yapmayınız. Kuru üzümle hurmayı birleştirerek de şıra yapmayınız. Fakat bunlardan her birini ayrı şıra yapabilirsiniz.”
      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 3681

      Ali’nin (r.a.) anlattığına göre:
      Hz. Peygamber (a.s.) Dubba’da ve müzeffette şıra tutulmasını yasaklamıştır.
      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 3693

      Müminlerin annesi Hz. Aişe’nin (r.ah.) rivayetinde Esved şöyle anlatır:
      Hz. Aişe’ye; Ey Müminlerin annesi! Bana Hz. Peygamber’in, içinde şıra tutulmasını nehyettiği şeyleri bildiriver dedim. Hz. Aişe: “Biz ev halkının dubba’da ve müzeffette şıra kurmamızı yasakladı” dedi.
      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 3694

      İbn Ömer’in (r.a.) rivayetinde Saîd b. Cübeyr şöyle anlatır:
      Ben İbn Ömer ve İbn Abbas Resulüllah’ın (a.s.) dubba’yı, hantemi, müzeffeti ve nakiri yasakladığını duyduklarına şahitlik ediyorum.
      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 3705

      Abdullah b. Ömer (r.a.) şöyle anlatmaktadır:
      Resulüllah (a.s.) bazı kaplara şıra ve şerbet konulup içilmesini yasakladığı zaman sahabeler: “Herkesin tulum, kırba gibi deri kabı yok ki” dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber onlara; çömlek, testi, küp gibi kilden yapılmış fakat ziftlendirilmemiş kaplar içinde şıra, şerbet, sirke kurmalarına müsaade etti.
      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 3726

      Hz. Aişe (r.ah.) şöyle anlatır:
      Hz. Peygamber’e (a.s.) bıt’in hükmü sorulmuştu. O da “Sarhoş eden her içki haramdır” buyurdu.
      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 3727

      İbn Ömer’in (r.a.) anlattığına göre:
      Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Her sarhoşluk veren şey (dinde yasaklanan içki olan) hamr grubundandır ve sarhoşluk veren her şey haramdır. Her kim dünyada sarhoş edici içki içer ve içkiyi bırakmadan ölürse, o kişi Ahirette cennet şarabından içemeyecektir.”
      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 3733

      Sehl b. Sa’d (r.a.) şöyle anlatır:
      Ebu Useyd Saidî, Hz. Peygamber’i kendi düğün yemeğine davet etmişti. O gün gelin olan karısı da davetlilere hizmet etmekte idi. Ravi Sehl, şöyle demiştir: Siz o gelinin Hz. Peygamber’e ne sunduğunu biliyor musunuz? Gelin, Peygamber (a.s.) için bir kap içinde geceden birkaç hurma ıslattı. Peygamberimiz yemeğini yiyince bu hurma şırasını ona takdim etti.
      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 3746

      Sehl b. Sa’d’ın (r.a.) haber verdiğine göre:
      “Hz. Peygamber’e Arap bir kadından bahsedildi. Ebu Useyd’e o kadına haber göndermesini emretti. Ebu Useyd de o kadına haber yolladı. Bunun üzerine kadın Medine’ye geldi ve Beni Saide kalesine misafir oldu. Hz. Peygamber çıkarak kadının bulunduğu yere geldi ve yanına girdi. Başını aşağıya doğru eğmiş bir kadınla karşılaştı. Hz. Peygamber onunla konuşunca kadın: “Senden Allah’a sığınırım” dedi. Hz. Peygamber (a.s.): “O halde ben seni kendimden korudum” buyurdu. Bunun ardından oradakiler kadına: “Sen onun kim olduğunu biliyor musun?” diye sordular. Kadın: “Hayır bilmiyorum” dedi. Oradakiler: “Bu Hz. Peygamber’dir. Seni istemeye gelmişti” dediler. Kadın: “Ben Peygamber’le evlenme fırsatını kaçırmaktan dolayı bedbaht oldum” dedi. Sehl der ki: O gün Hz. Peygamber geldi de kendisi ve sahabeleri Benu Saide sofasına oturdular. Sonra Hz. Peygamber Sehl’e “Bize su ver! buyurdu. Ben de onlar için su kadehi çıkardım ve bununla kendilerine su içirdim.
      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 3747

      Enes b. Malik (r.a.)
      Andolsun ki ben şu kadehimle Hz. Peygamber’e (a.s.) bal, nebiz (şıra) su ve süt gibi bütün içecek şeyleri içirdim, demiştir.
      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 3748

      Ebu Bekr Sıddık (r.a.) şöyle rivayet etmiştir:
      Hz. Peygamber (a.s.) ile beraber (hicret sırasında) Mekke’den Medine’ye doğru yola çıktığımız zaman bir çobana rastladık. Hz. Peygamber susamıştı. Ben Hz. Peygamber için biraz süt sağdım ve bunu Hz. Peygamber’e getirdim. Kendisi içti, nihayet ben de susuzluğunu karşıladığımı bilip rahat oldum.
      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 3749

      Ebu Humeyd Saidî (r.a.) şöyle nakletmiştir:
      Ben bir kere Hz. Peygamber’e Naki’den üstü açık bir kase süt getirdim. Hz. Peygamber (a.s.): “Bu kaseyi bir bezle örtmedin mi? Keşke bunun üzerini çapraz bir dal parçasıyla olsun örtseydin!” buyurdu. Ebu Humeyd “Tulum ve kırbaların geceleyin ağızlarının bağlanmasını, kapıların da geceleyin kilitlenmesini emretmiştir” dedi.
      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 3752

      Cabir b. Abdullah (r.a.) şöyle anlatır:
      Bizler Hz. Peygamber ile beraberdik. Bir aralık kendisi içecek su istedi. Bir kimse: Ey Allah’ın Resulü! Sana nebiz içireyim mi? dedi. Hz. Peygamber: “Evet içir” buyurdu. O kişi koşarak çıktı, içinde nebiz bulunan bir kase getirdi. Hz. Peygamber: “Bu kaseyi bir bezle niye örtmedin? Keşke bunun üzerini enlemesine bir çalı ile de olsa örtseydin” buyurdu ve içti.
      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 3753

      Cabir’in (r.a.) anlattığına göre:
      Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Kapları örtün, kırbaların bağlarını bağlayın, kapıları kilitleyin, kandili söndürün. Çünkü şeytan hiçbir kırba bağını çözemez, hiçbir kapıyı ve hiçbir kap kacak ağzını açamaz. Eğer biriniz kap kacağını örtmek için onun üzerine enlemesine bir çalı parçası koymaktan başka bir imkan bulamazsa Allah’ın ismini anarak bunu yapsın. Çünkü küçük fasık (fare), ev halkı üzerine evlerini yakabilir.”
      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 3755

      Abdullah b. Ömer’in (r.a.) naklettiğine göre:
      Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Uykuya yatacağınız zaman evlerinizde söndürülmemiş ateş bırakmayınız” buyurmuştur.
      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 3759

      Ebu Musa’nın (r.a.) anlattığına göre:
      Medine’de içinde oturulan bir ev gece vakti yanmış, bu durum Hz. Peygamber’e haber verilince: “Şüphesiz ateş sizin düşmanınızdır. Bu yüzden uyumak istediğiniz zaman ateşi söndürünüz” buyurmuştur.
      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 3760

      Ömer b. Ebu Seleme (r.a.) şöyle anlatır:
      Ben Hz. Peygamber’in terbiyesi altında bulunuyordum. Yemek yerken elim yemek kabının her tarafına dolaşırdı. Hz. Peygamber (a.s.) bana: “Ey oğul! Allah’ın adını an, sağ elinle ve sana yakın olan taraftan ye!” buyururdu.
      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 3767

      Ebu Saîd (r.a.)
      Hz. Peygamber’in (a.s.) tulumların ağızlarını dışarıya kıvırmayı yasakladığını rivayet etmiştir.
      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 3769

      İbn Abbas (r.a.) şöyle anlatır:

      Ben Hz. Peygamber’e (a.s.) zemzem suyu verdiğimde ayakta olduğu halde içti.
      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 3776

      Enes (r.a.) şöyle anlatmaktadır:
      Hz. Peygamber (a.s.) (su içerken) bir bardak suda üç defa nefes alırdı.
      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 3781

      Enes b. Malik (r.a.) şöyle anlatmaktadır:
      Hz. Peygamber’e su ile karıştırılmış bir miktar süt getirildi. Resulüllah’ın sağ tarafında bir çöl arabı, sol tarafında ise Ebu Bekr bulunuyordu. Hz. Peygamber (a.s.) içtikten sonra çöl arabına verdi ve: “Sağa, sıra ile sağa ver!” buyurdu.
      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 3783

      #771198
      Anonim

        FAZİLETLER

        Cubeyr b. Mut’im’den (r.a.) rivayet edildiğine göre:
        Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Ben Muhammed’im. Ben Ahmed’im. Ben o Mahiyim ki küfr benimle mahvedilir. Ben o Haşir’im, ki insanlar benim arkamda toplanır. Ben Akıb’im. Akıb, kendisinden sonra hiçbir Peygamber bulunmayandır.”
        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4342

        Hz. Aişe (r.ah.) şöyle anlatır:
        Allah Resulü (a.s.) bir iş yaptı da o işe ruhsat verdi. Az sonra bu, sahabelerinden bazı insanların kulağına vardı. Galiba onlar bundan hoşlanmadılar ve onu yapmaktan çekindiler. Bunu da Allah Resulü duydu. Konuşmak üzere ayağa kalkarak: “Bazılarına ne oluyor ki benim ruhsat verdiğim bir iş, kulaklarına varıyor da ondan hoşlanmayıp çekiniyorlar! Allah’a yemin ederim ki ben Allah’ı onların hepsinden daha iyi bilen ve O’ndan en çok korkanım.”
        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4345

        Abdullah b. Zubeyr’in (r.a.) anlattığına göre:
        Ensar’dan bir kimse hurmalıkları suladıkları Harre su yolları hakkında Allah Resulü’nün (a.s.) huzurunda Zubeyr b. Avvam’dan davacı olmuş. Ensar dan olan zat, Zubeyr’e: Suyu sal da geçsin, demiş. Zubeyr buna razı olmamış. Taraflar Allah Resulü’nün huzurunda muhakeme oldular. Allah Resulü, Zubeyr’e Ey Zubeyr Sen sula, sonra suyu komşuna salıver, buyurdu. Ensari hiddetlenerek: Ey Allah’ın Resulü! Bu adam, halanın oğlu diye mi? demiş. Bu sözden Allah Resulü’nün yüzünün rengi değişti. Sonra Peygamber: Ey Zubeyr! Sula; sonra da suyu tıka. Ta duvar dibine kadar geri dönsün, buyurmuşlar. Zubeyr Vallahi öyle sanıyorum ki Hayır, Rabbine and olsun ki, onlar aralarında çekiştikleri hususlarda seni hakem yapıp sonra da verdiğin hükmü, içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan tam bir teslimiyetle kabullenmedikçe iman etmiş olmazlarayeti bu hadise hakkında nazil olmuştur dedi.
        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4347

        Sa’d b. Ebu Vakkas’tan (r.a.) rivayet olunduğuna göre:
        Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Müslümanların müslümanlar hakkında en büyük suçlusu, müslümanlar üzerine haram kılınmamış bir şeyi sorup da bu sualinden dolayı o şeyin müslümanlara haram kılnmasına sebep olan kimsedir.”
        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4349

        Enes b. Malik’in (r.a.) anlattığına göre:
        Allah Resulü’ne (a.s.) sahabelerinden bir şey ulaşmıştı. Bunun üzerine bir hutbe irad edip şöyle buyurdu: “Bana Cennet ve Cehennem gösterildi: Hayır ve şerde bugün gibisini hiç görmedim. Benim bildiğimi siz bilseydiniz, muhakkak az güler; çok ağlardınız! ” Enes der ki: Allah Resulü’nün sahabeleri üzerine bu günden daha şiddetli hiçbir gün gelmedi. Herkes başlarına elbiselerini örtmüş, için için ağlıyorlardı. Derken Ömer b. Hattab kalkarak: Biz Rabb olarak Allah’a, din olarak İslâm’a, Nebi olarak Muhammed’e razı olduk dedi. Bir adam da ayağa kalkıp: Benim babam kimdir? diye sordu. Allah Resulü: “Baban filandır” buyurdu. İşte bu olay üzerine şu ayet nazil oldu: Ey iman edenler, açıklandığında hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayın…
        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4351

        Ebu Musa’nın (r.a.) bildirdiğine göre:
        Hz. Peygamber’den (a.s.) hoşlanmadığı bazı şeyler soruldu. Bu gibi sualler çoğalınca öfkelendi. Ondan sonra halka: “Bana istediğinizi sorun!” buyurdu. Birisi (kalkıp): Benim babam kimdir? dedi. “Baban Huzafe’dir “buyurdu. Bir başkası kalkarak: Benim babam kimdir, Ey Allah’ın Resulü? diye sordu. “Senin baban Şeybe’nin azatlısı Salim’dir “buyurdular. Ömer b. Hattab Allah Resulü’nün yüzünde öfkeyi görünce: Ey Allah’ın Resulü! Biz Allah’a tevbe ediyoruz, dedi.
        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4355

        Ebu Hureyre (r.a.)
        Allah Resulü’nü şöyle buyururken işittiğini haber vermiştir: “Meryem oğluna insanların en yakını benim. Peygamberler baba bir kardeşlerdir. Benimle İsa arasında başka bir peygamber de yoktur.”
        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4360

        Ebu Hureyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre:
        Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Dünyaya gelen hiçbir çocuk yoktur ki şeytan ona dokunmuş olmasın. Şeytanın dokunmasından dolayı çocuk feryat ederek ağlar. Bundan yalnız Meryem oğlu ile annesi müstesnadır.”
        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4363

        Ebu Hureyre’nin (r.a.) ifade ettiğine göre:

        Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu: “Meryem oğlu İsa hırsızlık etmekte olan bir kimseyi gördü. İsa Ona: Çaldın mı? diye sordu. O da: Kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayan (Allah)’a yemin ederim ki hayır, diye cevap verdi. Bunun üzerine İsa: Allah’a inandım, kendimi yalanladım, dedi.”
        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4366

        Ebu Hureyre (r.a.)
        Allah Resulü’nün (a.s.): “Peygamber olan İbrahim (a.s.) seksen yaşındayken, (Şam yakınlarındaki) Kadum’da sünnet oldu” buyurduğunu nakletmiştir.
        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4368

        Ebu Hureyre’nin (r.a.) bildirdiğine göre:
        Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurmuşlardır: “Peygamber İbrahim (a.s.) şu üçü müstesna asla yalan söylememiştir. Bu yalanlardan ikisi Allah’ın zatına aittir. Birisi: Ben hastayımöbürü de: Belki bu işi, putların şu büyüğü yapmıştır,demesidir. Biri de, Sare hakkında söylediği sözdür. Şöyle ki: İbrahim, beraberinde Sare olduğu halde zalim bir hükümdarın memleketine gelmişti. Sare ise insanların en güzeli idi. İbrahim, Sare’ye: Şu cebbar hükümdar senin, benim zevcem olduğunu bilirse, seni benden alır. Eğer sana sorarsa, benim kızkardeşim olduğunu haber ver. Çünkü sen İslâm Dininde benim kız kardeşimsin. Zira biliyorum ki yeryüzünde benden ve senden başka müslüman yoktur, dedi. Nihayet İbrahim o zalimin memleketine girdiğinde, onun adamlarından biri Sare’yi gördü. Bu adam, zalim hükümdara: Ülkene, senden başka hiçbir kimseye layık olmayacak bir kadın geldi dedi. Zalim hükümdar Sare’ye adam gönderip getirtti. Bunun üzerine İbrahim (a.s.) kalkıp namaza durdu. Sare, zalim’in yanına girince zalim hükümdar elini ona uzatmaktan kendini alamadı. Fakat eli şiddetli bir şekilde tutuldu. Bunun üzerine Sare’ye: Allah’tan elimi salıvermesi için dua et, sana hiçbir zarar vermeyeceğim, dedi. Sare, dediğini yaptı. Zalim tekrar saldırdı. Bu sefer eli birinciden daha şiddetli bir şekilde tutuldu. Zalim, Sare’ye yine aynı şeyleri söyledi. O da denileni yaptı. Tekrar saldırınca bu sefer zalimin eli ilk ikisinden çok daha şiddetli bir biçimde tutuldu. Zalim hükümdar Sare’ye: Allah’a dua et de elimi salıversin; Allah şahidim olsun sana bir zarar vermeyeceğim dedi. Sare de bunu yaptı ve adamın eli salıverildi. Zalim, Sare’yi getiren adamı çağırarak: Sen bana insan değil, ancak bir şeytan getirmişsin. Bu kadını benim topraklarımdan çıkar. Hacer’i de ona ver, dedi. Ravi diyor ki: Sare yürüyerek İbrahim’in yanına döndü. İbrahim (a.s.) onu görünce ondan tarafa giderek: Ne haldesin? diye sordu. Sare: Hayırdır, Allah facirin elini men etti; bana da bir hizmetçi ihsan eyledi, dedi.”
        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4371

        Ebu Hureyre’nin (r.a.) anlattığına göre:
        Ölüm meleği Musa’ya (a.s.) gönderildi. Melek Musa’ya gelince Musa ona bir tokat vurdu ve gözünü çıkardı. Bunun üzerine melek Rabbine dönüp: Sen beni ölmek istemeyen bir kula gönderdin, dedi. Allah, ona gözünü geri verdi ve: Tekrar Musa’ya dön ve ona şöyle söyle: Elini bir öküzün sırtına koysun, elinin kapladığı yerdeki her kıl için kendisine bir sene ömür vereceğim, buyurdu. Musa: Ya Rab! Sonra ne olacak? diye sordu. Allah: Sonra ölüm! buyurdu. Musa: Öyle ise şimdi öleyim, dedi ve Allah’tan kendisini Mukaddes Arza bir taş atımı mesafeye kadar yaklaştırmasını, diledi. Bunun üzerine Allah Resulü (a.s.): “Orada olsaydım, onun, yol kenarında kızıl kum tepesinin altında bulunan kabrini sizlere gösterirdim” buyurdu.
        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4374

        Ebu Hureyre’nin (r.a.) anlattığına göre:
        Bir Yahudi kendisine ait bir ticaret malını satışa sunduğunda karşılığında hoşlanmadığı yahut razı olmadığı bir şey verilmişti. Bunun üzerine Abdu’l-Uzeyr Musa’yı insanlar üzerine seçkin kılan Allah’a yemin ederim ki, hayır!, dedi. Bu sözü duyan Ensar’dan biri Yahudinin yüzüne bir tokat vurup: Allah Resulü aramızda bulunduğu halde sen, Musa’yı insanlar üzerine seçkin eyleyen Allah’a yemin ederim, diyorsun ha!? dedi. Bunun üzerine Yahudi Allah Resulü’ne gitti ve: Ey Ebu’l-Kasım! Ben zimmi ve anlaşmalıyım. Filan kimse yüzüme bir tokat attı dedi. Allah Resulü Ensari’ye hitaben: Bunun yüzüne niçin tokat vurdun? diye sordu. Ey Allah’ın Resulü! O, Musa’yı bütün beşer üzerine seçkin kılan Allah’a! diye yemin etti. Halbuki sen bizim aramızda bulunuyorsun dedi. Bunun üzerine Allah Resulü kızgınlığı yüzünden belli olacak derecede öfkelendi, sonra şöyle buyurdular: “Allah’ın Peygamberleri arasında üstünlük farkı aramayın. Zira gerçek şu ki; “Sura üfürülecek, Allah’ın diledikleri müstesna göklerde ve yerde olan herkes ölecektir. Sonra Sura bir daha üfürülecek” ilk diriltilen, yahut ilk diriltilenler arasında ben olacağım. Bir de göreceğim ki Musa arşa tutunmuş. Musa, Tur günündeki çarpılması ile mi hesaba çekildi, yoksa benden önce mi diriltildi? bilmiyorum. Ve ben: Hiç kimsenin Yunus b. Metta’dan (a.s.) daha faziletli olduğunu söyleyemem.”
        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4376

        İbn Abbas’ın (r.a.) ifade ettiğine göre:
        Hz. Peygamber (a.s.): “Hiç bir kula: Ben Yunus b. Metta’dan daha hayırlıyım demek yakışmaz” buyurmuşlar ve Yunus’u babası Metta’ya nisbet etmiştir.
        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4382

        Ebu Hureyre’nin (r.a.) anlattığına göre:
        Ey Allah’ın Resulü! İnsanların (Allah katında) en çok kerem ve ihsana nail olanı kimdir? diye sorulmuştu. O da: İnsanların en muttaki olanıdır buyurdu. Sual soranlar: Bunu sormuyoruz dediler. Bunun üzerine Allah Resulü (a.s.): Öyle ise, Halilullah (İbrahim’in) oğlu, Allah’ın Peygamberi Ishak’ın, oğlu Allah’ın Peygamberi Yakub’un oğlu Allah’ın peygamber’i Yusuf’dur, buyurdu. Biz size bunu da sormuyoruz dediler. Bu defa Allah Resulü: Siz Arapların asıllarını mı soruyorsunuz? Arapların cahiliyet zamanında hayırlı olanları ilim üzere hareket ederlerse, İslâm devrinde de en hayırlılarıdır, buyurdu.
        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4383

        Ubey b. Kaab’ın (r.a.) rivayetinde Said b. Cubeyr şöyle anlatır:
        Ben, İbn Abbas’a “Nevf Bikali, Beni İsrail’in peygamberi Musa’nın (a.s.), Hızır’ın arkadaşı olan Musa olmadığını iddia ediyor”, dedim. Bunun üzerine İbn Abbas: Allah’ın düşmanı yalan söylemiş, dedi. Ben Ubey b. Kaab’tan; Allah Resulü’nün (a.s.) şöyle buyururken işittiğini duydum: Musa İsrail oğulları içinde hutbe okumak için kalkmıştı. Kendisine: İnsanların en alimi kimdir? diye soruldu. Musa: En alim benim diye cevap verdi. İlmi (Allah en iyi bilendir diyerek) Allah’a havale etmediğinden dolayı Allah onu muaheze etti. Allah: “İki denizin bitiştiği yerde bir kulum var, o senden daha alimdir” diye ona vahyetti. Musa: Ya Rab, ben onunla nasıl buluşabilirim? dedi. Ona: Sele içinde bir balık taşı. Balığı nerede kaybedersen o kul oradadır denildi. Musa, hizmetçisi Yuşa b. Nun ve beraberlerinde de sele içinde bir balık olduğu halde yaya olarak yola çıktılar. Nihayet bir kayanın yanına geldiklerinde Musa ve hizmetçisi uykuya daldılar. Derken seledeki balık debelendi. Seleden çıktı ve denize düştü. Allah ondan suyun akışını kesti. Hatta (su) kemer gibi oldu. Böylece balık için bir kanal meydana geldi. (Deniz içinde böyle bir yolun meydana gelmesi) Musa ile hizmetçisini çok şaşırtmıştı. Günlerinin kalan kısmı ile bütün gece yürüdüler. Musa’nın arkadaşı olan genç, Musa’ya haber vermeği unutmuştu. Sabah olunca Musa, hizmetçisine: Sabah kahvaltımızı getir, bu yolculuktan çok yorulduk.dedi. Halbuki Musa emrolunduğu yeri geçinceye kadar yorgunluk duymamıştı. Hizmetçisi: Gördün mü, kayaya sığındığımız vakit ben balığı unutmuşum. Onu hatırlamamı şeytandan başkası unutturmadı. O, şaşılacak bir biçimde denizde yolunu tuttu, dedi.Musa Zaten bizim aradığımız da bu idi dedi. Hemen izlerini takip ederek geriye döndüler. Kendi izlerini takip ediyorlardı.Nihayet taşın yanına vardıklarında üzeri elbise ile örtülmüş bir zat gördüler. Musa ona selam verdi. Hızır da Musa’ya: Senin bulunduğun yerde selam ne gezer? dedi. O da: Ben Musa’yım dedi. Hızır: İsrail oğullarının Musa’sı mı? Musa: “Evet” dedi. Hızır: Sen Allah’ın ilminden, Allah’ın sana öğrettiği bir ilim biliyorsun ki ben onu bilmem. Ben de Allah’ın ilminden bana öğrettiği bir ilim biliyorum ki onu da sen bilmezsin dedi. Musa Sana öğretilen hakkı bana öğretmen şartıyla sana tabi olabilir miyim? dedi. Hızır: Doğrusu sen benimle beraber olmaya asla sabredemezsin. İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredersin? dedi. O da: İnşaallah beni sabırlı bulacaksın, sana hiç bir hususta karşı gelmem, dedi.Hızır Eğer bana tabi olacaksan ben sana bahsedinceye kadar bana hiçbir şey sorma dedi.Musa: Pekâlâ! dedi. Bunun üzerine Hızır ile Musa deniz kıyısında yürüyerek gittiler. Yanlarına bir gemi uğradı. Kendilerini gemiye almaları için gemicilerle konuştular. Gemiciler Hızır’ı tanıdılar ve ikisini de ücretsiz olarak gemiye aldılar. Derken Hızır geminin tahtalarından birine el atıp söktü. Musa ona: Adamcağızlar bizi gemilerine ücretsiz almışlarken sen gemilerine kastedip içindekileri batırmak için mi gemiyi deliyorsun? Gerçekten çok büyük bir iş yaptın! dedi. Hızır: Benimle birlikte olmaya asla sabredemezsin demedim mi? dedi. Musa Unuttuğum şeyden dolayı beni muaheze etme ve şu arkadaşlık işinde bana güçlük gösterme dedi.Sonra gemiden çıktılar. Deniz kenarında yürüdükleri sırada bir de baktılar ki bir oğlan çocuğu diğer çocuklarla oynuyor. Hızır, hemen çocuğun başını tuttu ve eliyle koparıp çocuğu öldürdü. Musa Masum bir canı diğer bir can karşılığı olmaksızın öldürdün ha! Gerçekten sen çok kötü bir şey yaptın dedi. Hızır: Ben, sana benimle birlikte olmaya asla sabredemezsin demedim mi? dedi.Musa Bu birinciden daha şiddetlidir dedi. Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam benimle arkadaşlık etme. Benim tarafımdan özür derecesine vardın. Yine yürüdüler. Nihayet bir köye vararak ahalisinden yiyecek istediler. Onlar kendilerini misafir etmekten çekindiler. Derken orada yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular. Hızır bunu eliyle doğrultuverdi. Eliyle işaret ederek, eğrilmiş diyordu. Onu düzeltti.Musa ona: Bunlar öyle bir kavim ki biz onlara geldik, ne misafir ettiler ne de bizi doyurdular. İsteseydin elbet buna karşı bir ücret alabilirdin, deyince Hızır: İşte bu, benimle senin ayrılışımızdır. Sana sabredemediğin şeylerin tevilini (iç yüzünü) haber vereceğim dedi.Allah Resulü (a.s.): “Allah Musa’ya rahmet etsin! Çok isterdim ki Musa sabredeydi de aralarında geçen maceralarını bize anlataydı” buyurdu. Yine Allah Resulü: “Musa’nın ilk muhalefeti dalgınlıktan idi. O sırada bir serçe gelerek geminin kenarına kondu. Sonra denizden bir yudum su aldı. Bunun üzerine Hızır Muhakkak ki benim ilmim ile senin ilmin, Allah’ın ilminden şu serçenin denizden eksilttiği su kadar bile eksiltmez dedi.”
        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4385

        #771199
        Anonim

          SAHABELERİN FAZİLETLERİ

          Ebu Bekr Sıddık (r.a.) şöyle anlatır:
          Biz Mağarada iken başlarımızın üstünde (bizi aramağa gelen) müşriklerin ayaklarına baktım: “Ey Allah’ın Resulü! Bunlardan biri eğilip de iki ayağı hizasından baksa bizi muhakkak ayak hizasının altında görecektir” dedim. Allah Resulü (a.s.): Ey Ebu Bekr! Üçüncüsü Allah olan iki kişiyi ne zannediyorsun? buyurdu.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4389

          Ebu Saîd’in (r.a.) anlattığına göre:
          Resulüllah (a.s.) minbere oturdu ve: “Bir kul ki yüce Allah onu, dünyanın nimetlerinden vermek ile kendi nezdinde olanlar arasında muhayyer bıraktı. O da Allah nezdindekini seçti” buyurdu. Bu söz üzerine Ebu Bekr ağladı da ağladı: Atalarımız ve analarımız sana feda olsun! dedi. Ravi der ki: İşte Allah Resulü, o muhayyer kılınan kul imiş, Ebu Bekr onu hepimizden iyi biliyordu. Allah Resulü şöyle buyurdu: “Muhakkak ki bana karşı, malı ve arkadaşlığı hususunda insanların en cömerti Ebu Bekr’dir. Bir dost edinecek olsaydım, mutlaka Ebu Bekr’i dost edinirdim. Lâkin din kardeşliği (şahsi dostluktan efdaldir). Mescitte Ebu Bekr’in kapısından başka hiçbir kapı bırakılmasın.”
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4390

          Amr b. As’ın (r.a.) anlattığına göre:
          Allah Resulü (a.s.) onu Zatu Selasil ordusuna kumandan olarak göndermiş. (Amr diyor ki:) Bu seferden döndüğümüzde Allah Resulü’ne geldim ve: İnsanlar içinde sana en sevgili olan kimdir? diye sordum. Allah Resulü: Aişe’dir buyurdu. Ben: Erkeklerden kimdir? dedim. Allah Resulü: Aişe’nin babası, buyurdu. Sonra kimdir dedim? Allah Resulü: Ömer buyurdu. Sonra bir takım kimselerin adlarını saydı.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4396

          Cubeyr b. Mut’im’den (r.a.) bildirildiğine göre:
          Bir kadın Allah Resulü’nden (a.s.) bir şey istemişti. Allah Resulü de kadına, tekrar gelmesini emretmişti. Bunun üzerine kadın: Ey Allah’ın Resulü! Ya gelir de seni bulamazsam? dedi. Babam Cubeyr Kadın, bu sözü ile sanki ölümü kastediyordu, dedi. Allah Resulü: Şayet beni bulamazsan Ebu Bekr’e gidersin, buyurdu.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4398

          Hz. Aişe (r.ah.)
          Resulü’nün (a.s.) hastalığında kendisine şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Baban Ebu Bekr ile kardeşini bana çağır da bir yazı yazacağım. Çünkü ben bir isteklinin temenni etmesinden ve birinin, “ben daha layığım” demesinden endişe ediyorum. Halbuki Allah ve Müminler bunu kabul etmez. Yalnız Ebu Bekr böyle yapmaz.”
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4399

          Ebu Hureyre (r.a.)
          Allah Resulü’nün (a.s.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Vaktiyle bir adam, üzerine yük yüklediği öküzünü götürürken, öküz ona dönerek: Ben bu iş için yaratılmadım. Lâkin ben ancak çift sürmek için yaratıldım, dedi” buyurdu. Bunun üzerine insanlar, öküz konuşur mu? diye şaşkınlık ve dehşetle: Sübhanallah! dediler. Allah Resulü: “Ben buna inanıyorum, Ebu Bekr ile Ömer de” buyurdu. Ebu Hureyre’nin dediğine göre Allah Resulü şöyle buyurdu: “Bir çoban, koyunlarının içinde bulunurken sürüye bir kurt saldırdı ve koyunlardan birini alıp götürdü. Çoban da onu takip etti ve nihayet koyunu kurtardı. Bunun üzerine kurt çobana dönüp: Bu koyunlara yırtıcı günde, benden başka çobanları olmadığı günde kim bakacak? dedi.” Cemaat: Sübhanallah! dediler. Bunun üzerine Allah Resulü: “Ben buna iman ediyorum, benimle birlikte Ebu Bekr ve Ömer’de “buyurdu.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4401

          Ali’nin (r.a.) rivayetinde İbn Abbas şöyle anlatır:
          Ömer b. Hattab (vefat ettiğinde) yatağının üzerine konuldu. İnsanlar etrafına toplanıp dua, sena ve salat ediyorlardı. Ben de onların içinde bulunuyordum. Beni arkamdan omuzumu tutan bir adamdan başka hiç bir şey heyecanlandırmadı. Dönüp baktığımda onun Ali olduğunu gördüm. Ali, Ömer’e rahmet okudu ve şöyle dedi: Ameli ile Allah’a kavuşmayı sevebileceğim hiç bir kimse bırakmadın. Allah’a yemin ederim ki Allah’ın muhakkak seni iki dostunla (Resulüllah ve Ebu Bekr) beraber bulunduracağını zannetmekteyim. Bu zannım şundandır: Ben Allah Resulü’nü (a.s.): “Ben Ebu Bekr ve Ömer’le geldim, ben Ebu Bekr ve Ömer’le girdim, ben Ebu Bekr ve Ömer’le çıktım” buyururken işitirdim. Ve Allah’ın seni onlarla beraber bulunduracağını umuyor ve zannediyordum.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4402

          Ebu Saîd Hudrî’nin (r.a.) anlattığına göre:
          Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurmuştur: Uyuduğum esnada insanların bana arzolunduklarını gördüm; üstlerinde de gömlekler vardı. Bu gömleklerin kimi memelere varıyor, kimi daha aşağıya iniyordu. Ömer b. Hattab da geçti; üzerindeki gömleği yerde sürüyordu. Ey Allah’ın Resulü! Bunu neye yordun? diye sordular. “Dine” cevabını verdi.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4403

          Abdullah b. Ömer (r.ahm.),
          Allah Resulü’nün (a.s.) şöyle buyurduğunu söylemiştir: “Bir defa ben uyurken bana, içinde süt bulunan bir tas getirildi. Ondan, tırnaklarımın ucuna kadar kanıncaya dek içtim. Sonra benden artanı Ömer b. Hattab’a verdim.” Bunu neye yordun Ey Allah’ın Resulü? dediler. “İlme” diye cevap verdiler.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4404

          Ebu Hureyre (r.a.)
          Allah Resulü’nün (a.s.) şöyle buyururken işittiğini bildirmiştir: “Bir defa ben uyurken kendimi bir kuyu başında gördüm. Kuyunun üzerinde bir kova bulunuyordu. Ben hemen o kuyudan Allah’ın dilediği kadar su çıkardım. Sonra kovayı Ebu Kuhafe’nin oğlu aldı, o da bir yahut iki kova su çekti. Allah ona mağfiret eylesin! onun su çekişinde bedence bir zayıflık vardı. Sonra o kova, daha büyük bir kova hâline dönüştü. Onu Hattab’ın oğlu aldı. Ben insanlardan Ömer b. Hattab gibi su çeken bir yiğit görmedim. Nihayet insanlar develerini ağıllarına kapadılar.”
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4405

          Abdullah b. Ömer’den (r.ahm.) rivayet edildiğine göre:
          Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Bana rüyada şöyle gösterildi: Sanki kendim bir kuyu başında bulunuyor ve deve kovası ile su çekiyordum. Derken Ebu Bekr geldi, o da bir yahut iki kova su çekti. Allah Tebareke ve Teala ona mağfiret buyursun! O nisbeten zayıf bir şekilde su çekti. Sonra Ömer geldi ve su çekmeye başladı. Kova da daha büyük bir kova hâline dönüştü. Artık ben insanlardan onun yaptığını yapabilecek bir yiğit görmedim. Nihayet bütün insanlar suya kandılar ve develeri ağıllarına kapadılar.”
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4407

          Cabir (r.a.)
          Hz. Peygamber’in (a.s.) şöyle buyurduğunu haber vermiştir: ” (Bir kere rüyamda) ben Cennete girdim ve orada bir ev yahut bir köşk gördüm. Bu kimindir? diye sordum. Melekler: Ömer b. Hattab’ın, dediler. Oraya girmek istedim, fakat senin kıskançlığını hatırladım” buyurdu. Bunun üzerine Ömer ağladı ve: Ey Resulüllah! Hiç senden de kıskanılır mı? dedi.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4408

          Ebu Hureyre’den (r.a.) nakledildiğine göre:
          Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu: “Ben bir kere uyurken kendimi Cennette gördüm. O sırada bir kadın bir köşkün yanında abdest alıyordu. Bu köşk kimin? diye sordum. Onlar: Ömer b. Hattab’ın dediler. Ömer’in kıskançlığını hatırladım da hemen dönüp geldim.” Ebu Hureyre dedi ki: Bunun üzerine Ömer ağladı. Bizler de topluca bu mecliste Allah Resulü’yle birlikteydik. Sonra Ömer Babam sana kurban olsun, ya Resulüllah! Senden mi kıskanacağım? dedi.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4409

          Sa’d b. Ebu Vakkas’ın (r.a.) anlattığına göre:
          Bir kere Ömer Allah Resulü’nün huzuruna girmek için izin istemişti. Halbuki bu sırada Allah Resulü’nün yanında Kureyş (kabilesin) den bir takım kadınlar vardı. Bunlar Allah Resulü (a.s.) ile yüksek sesle konuşuyorlar ve ondan çok şeyler istiyorlardı. Ömer izin isteyince bu kadınlar hemen kalktılar ve perdeye doğru koşuştular. Allah Resulü Ömer’in gelmesine müsaade etti. Ömer huzura girdiğinde Allah Resulü (kadınların bu hâline) gülüyordu. Bunun üzerine Ömer Ey Allah’ın Resulü! Allah seni bütün ömrünce güldürsün, dedi. Allah Resulü: Şu yanımda bulunanlara şaştım. Senin sesini işitince perdeye koştular, buyurdu. Bunun üzerine Ömer Ey Allah’ın Resulü! Onların çekinmelerine Sen daha layıksın dedi ve Ömer kadınlara hitaben de: Ey nefislerinin düşmanları! Allah Resulü’nden çekinmeyip de benden mi çekiniyorsunuz? dedi. Kadınlar: Evet senden çekiniyoruz. Çünkü sen, Allah Resulü’nden daha sert ve katısın, dediler. Allah Resulü: Hayatım elinde olan Allah’a yemin ederim ki (ya Ömer) şeytan seninle bir yolda karşılaşsa o muhakkak senin yolundan başka bir yol tutar, buyurdu.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4410

          Ömer b. Hattab (r.a.) şöyle anlatır:
          Ben üç şeyde Rabbime muvafakat ettim: Makamu İbrahim hakkında (Bakara, 125), hicap hakkında (Ahzap, 53) ve Bedr esirleri hakkında (Enfâl, 68).
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4412

          İbn Ömer (r.a.) şöyle anlatır:
          Abdullah b. Ubey b. Selul öldüğü zaman onun oğlu Abdullah b. Abdillah (r.a.) Allah Resulü’ne (a.s.) gelerek ondan, babasını kefenlemek için gömleğini kendisine vermesini istedi. Peygamber de gömleğini ona verdi. Sonra cenaze namazını kıldırmasını da rica etti. Allah Resulü, namazı kıldırmak için davrandığında Ömer de kalktı ve Allah Resulü’nün elbisesini tutarak: Ey Allah’ın Resulü! Allah sana onun namazını kılmayı yasakladığı halde sen yine ona cenaze namazı mı kılacaksın? dedi. Bunun üzerine Allah Resulü: Allah beni sadece muhayyer bıraktı ve: Onlar için istiğfar et, ya da etme. Onlar için yetmiş defa istiğfar etsen de…buyurdu. “Ben yetmişten fazla istiğfar edeceğim” dedi. Ömer: Hiç şüphesiz o bir münafıktır dedi. Neticede Allah Resulü onun namazını kıldı. Aziz ve Celil Allah da: Onlardan ölen bir kimseye ebediyen namaz kılma; kabrinin başında da durmaayetini indirdi.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4413

          Ebu Musa Eşarî’nin (r.a.) anlattığına göre:
          Allah Resulü (a.s.) Medine’nin bahçelerinden birinde bulunduğu esnada bir yere dayanmış, yanındaki bir değneği su ile çamur arasına dikmeğe uğraşırken aniden bir adam kapının açılmasını istedi. Resulüllah: Kapıyı aç ve onu Cennetle müjdele buyurdu. Gelen Ebu Bekr idi. Ona kapıyı açtım ve kendisini Cennetle müjdeledim. Sonra başka bir kimse daha kapının açılmasını istedi. Allah Resulü yine: Kapıyı aç ve geleni Cennetle müjdele buyurdu. Ben kapıya gittim, gelen Ömer idi. Ömer’e kapıyı açtım ve kendisini Cennetle müjdeledim. Sonra bir başkası daha kapının açılmasını istedi. Bu sefer Peygamber oturdu ve: Kapıyı aç ve onu, meydana gelecek musibet şartıyla Cennetle müjdele buyurdu. Ben kapıyı açmaya gittim. Bu gelen de Osman b. Affan idi. Kapıyı açtım da kendisini Cennetle müjdeledim ve Peygamber’in söylediği sözü söyledim. Bunun üzerine Osman: Allahım! sabır ihsan et dedi. Yahut da: Yardım istenecek ancak Allah’tır (Yusuf, 18) dedi.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4416

          Sa’d b. Ebu Vakkas’ın (r.a.) anlattığına göre:
          Allah Resulü (a.s.) Ali’ye hitaben: “Senin bana yakınlığın, Harun’un Musa’ya yakınlığı gibidir. Ancak benden sonra Peygamber yoktur” buyurdu.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4418

          Sehl b. Sa’d’ın (r.a.) bildirdiğine göre:
          Allah Resulü (a.s.) Hayber günü: “Ben şüphesiz bu sancağı öyle birine vereceğim ki Allah fethi onun eliyle müyesser kılacaktır. O Allah’ı ve Resulünü sever, Allah ve Resulü de onu sever” buyurdu. Bunun üzerine insanlar geceyi sancağın kime verileceğini konuşarak geçirdiler. Ertesi gün sabah olunca Allah Resulü’nün huzuruna vardılar. Hepsi de sancağın kendisine verilmesini umuyordu. Allah Resulü:” Ali b. Ebu Talib nerededir?” diye sordu. Sahabeler: Ey Allah’ın Resulü! O gözlerinden rahatsızdır dediler. “Ona haber gönderin” buyurdu. Akabinde Ali getirildi. Allah Resulü Ali’nin gözlerine tükrüğünü sürdü ve ona dua etti. Ali hemen iyileşti; sanki hiç ağrısı yokmuş gibi oldu. Allah Resulü sancağı ona teslim etti. Bunun üzerine Ali Ey Allah’ın Resulü! Onlarla bizim gibi (müslüman) oluncaya kadar savaşırım! dedi. Allah Resulü de: Onların topraklarına gizlice gir. Sonra onları İslâm’a davet et ve İslâm’da üzerlerine vacip olan Allah haklarını onlara haber ver. Allah’a yemin ederim ki Allah’ın senin sayende bir tek kişiye hidayet vermesi sana, senin bir çok kırmızı develerin olmasından daha hayırlıdır, buyurdu.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4423

          Seleme b. Ekva’nın (r.a.) rivayet ettiğine göre:
          Ali, Hayber’de bir ara gözünden hasta olduğu için Peygamber’den geride kalmıştı. Ben Allah Resulü’nden geride mi kalacağım! dedi ve Ali hemen yola çıkarak Peygamber’e yetişti. Nihayet sabahında Allah’ın Hayber’in fethini müyesser kıldığı gecenin akşamı olunca, Allah Resulü (a.s.): “Muhakkak yarın sancağı öyle bir kimseye vereceğim yahut, yarın sancağı öyle bir kimse eline alacak ki onu Allah da, Resulü de sever. Yahut da: O, Allah’ı ve Resulünü sever. Allah fethi ona nasip edecektir” buyurdu. Hiç ummadığımız halde bir de gördük ki bu zat Ali imiş. Sahabeler. İşte Ali! dediler. Allah Resulü sancağı ona verdi ve neticede Allah fethi ona müyesser kıldı.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4424

          Sehl b. Sa’d’ın (r.a.) anlattığına göre:
          Allah Resulü (a.s.) bir gün kızı Fatıma’nın evine geldi. Ali’yi evde bulamadı. “Amcanın oğlu nerde?” diye sordu. Fatıma: Aramızda bir şey geçti, beni kızdırdı. Bu yüzden gündüz uykusunu yanımda uyumadı; çıkıp gitti, dedi. Allah Resulü bir adama. “Bak, o nerede?” buyurdu. O zat (gidip) geldi ve: Ey Allah’ın Resulü! O mescitte uyuyor dedi. Bunun üzerine Allah Resulü mescide Ali’nin yanına geldi. Ali uzanmış, ridası bir yanından sıyrılmış, vücudu toprağa bulanmıştı! Allah Resulü: “Ebu Turab! Kalk, Ebu Turab! Kalk” diye diye bedeninden toprağı silkmeğe başladı.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4426

          Hz. Aişe (r.ah.) şöyle dedi:
          Allah Resulü (a.s.) bir gece uyuyamadı da: “Keşke sahabelerimden uygun bir kimse bu gece beni korusa” dedi. Biz de tam bu sırada bir kılıç sesi işittik. Bunun üzerine Allah Resulü: Kim o? diye seslendi, Sa’d b. Ebu Vakkas, ya Resulüllah! Seni korumaya geldim dedi. Aişe dedi ki: Bunun üzerine Allah Resulü uyudu, hatta horlamasını işittim.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4427

          Ali’den (r.a.) nakledildiğine göre:
          Allah Resulü (a.s.), Sa’d b. Malik (yani Sa’d b. Ebu Vakkas) dışında hiç bir kimse için babasıyla annesini bir arada zikretmemiştir. Çünkü Allah Resulü Uhud günü ona: “Babam, anam sana feda olsun! at!” demeye başlamıştı.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4429

          Sa’d b. Ebu Vakkas (r.a.)
          Allah Resulü (a.s.) Uhud günü benim için babası ile anasını birlikte zikretti, dedi.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4430

          Talha ve Sa’d’ın, Ebu Osman’dan rivayet ettiğine göre:
          Allah Resulü’nün savaş yaptığı günlerin bazısında (öyle anlar oldu ki) Allah Resulü’nün beraberinde Talha ile Sa’d b. Ebu Vakkas’tan başka kimse kalmadı. Bu söz onların hadislerinden alınmadır.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4435

          Cabir b. Abdullah (r.a.)
          Allah Resulü (a.s.) Hendek günü insanları bir işe çağırdı. Bu çağrıya Zubeyr icabet etti. Sonra Allah Resulü insanları tekrar çağırdı. Bu sefer de Zubeyr icabet etti. Sonra onları yine çağırdı, yine Zubeyr icabet etti. Bunun üzerine Peygamber: “Her peygamberin bir Havarisi vardır. Benim Havarim de Zubeyr’dir “buyurdu, demiştir.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4436

          Abdullah b. Zubeyr (r.a.) şöyle anlatır:
          Hendek harbi günü ben ve Ebu Seleme’nin oğlu Ömer (küçük olduğumuz için) Hassan’ın kalesinde kadınlarla beraber bulunduk. Orada bir Ömer eğiliyor, ben dışarıya bakıyordum. Bazen da ben onun için belimi eğer, o bakardı. Atının üzerinde silahlı olarak Kurayza oğulları tarafına geçtiği zaman babam Zubeyr’i tanırdım. Ravi şöyle dedi: Keza bana Abdullah b. Urve, Abdullah b. Zubeyr’in şöyle söylediğini bildirmiştir: Ben bunu babama söyledim de babam: Yavrucuğum, sen beni gördün mü? dedi Ben: Evet, gördüm dedim. Babam: Allah’a yemin ederim ki, Allah Resulü (a.s.) o gün benim için babası ile anasını bir arada zikrederek:” (Zubeyr!) Babam anam sana feda olsun” buyurdu dedi.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4437

          Hz. Aişe’nin (r.ah.) rivayetinde Urve b. Zübeyr şöyle dedi:
          Aişe bana: “Vallahi, senin iki baban (deden Ebu Bekr ile baban Zubeyr), yaralandıktan sonra bile yine Allah’ın ve Resulü’ne icabet edenlerdendirdedi.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4440

          Enes b. Malik (r.a.)
          Allah Resulü (a.s.): “Her ümmetin bir emini vardır. Ey ümmet! Bizim eminimiz de Ebu Ubeyde b. Cerrah’dır “buyurdu demiştir.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4442

          Huzeyfe’nin (r.a.) anlattığına göre:
          Necran ehli Allah Resulü’ne geldiler ve: Ey Allah’ın Resulü! Bize emin bir kimse gönder, dedirler. Allah Resulü (a.s.) de: “Size gerçekten ve gerçekten emin bir kimse göndereceğim” buyurdu. Allah Resulü’nün bu sözü üzerine sahabeler o yüce emniyete mazhar olmak heyecanı ile beklediler. Allah Resulü ise Ebu Ubeyde b. Cerrah’ı gönderdi.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4444

          Ebu Hureyre (r.a.)
          Hz. Peygamber’in (a.s.) Hasan için şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Allahım! Ben bunu seviyorum, bunu sen de sev ve bunu seveni de sev!”
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4445

          Berâe b. Azib (r.a.)
          Ben Ali’nin oğlu Hasan’ı, Peygamber’in omuzunda gördüm. Peygamber (a.s.): “Allahım! Ben bunu seviyorum, sen de sev!” buyuruyordu, demiştir.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4447

          Abdullah b. Ömer (r.ahm.)
          Biz Zeyd b. Harise’yi, Kur’an’daki Onları babalarının adlarıyla çağırın. Allah indinde bu daha doğrudur.ayeti nazil oluncaya kadar Zeyd b. Muhammed diye çağırırdık, demiştir.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4451

          İbn Ömer (r.ahm.) şöyle söylemiştir:
          Allah Resulü (a.s.) bir ordu gönderdi; başlarına da Usame b. Zeyd’i kumandan tayin etti. Bazı kimseler onun kumandanlığına itiraz ettiler. Bunun üzerine Allah Resulü: “Siz şimdi Usame’nin kumandanlığına itiraz ediyorsunuz, siz bundan önce onun babasının kumandanlığına da itiraz etmiştiniz. Allah’a yemin olsun ki, Zeyd kumandanlığa layık idiyse ve o bana insanların en sevimlilerinden biri ise hiç şüphesiz Usame de babasından sonra bana insanların en sevimlilerindendir” buyurdu.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4452

          Abdullah b. Cafer’in rivayetinde Abdullah b. Ebu Müleyke şöyle anlatır:
          Abdullah b. Cafer, İbn Zübeyr’e Hatırlar mısın, ben, sen ve İbn Abbas Allah Resulü’nü karşılamıştık, dedi. İbn Zübeyr: Evet, hatırlarım, dedi. (Abdullah): Allah Resulü (a.s.) bizi terkisine almıştı da seni bırakmıştı, dedi.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4454

          Abdullah b. Cafer (r.a.)
          Allah Resulü (a.s.) bir seferden geldiği zaman Ehl-i Beytinin çocukları tarafından karşılanırdı. Bir defasında yine bir seferden geldi. Allah Resulü’ne herkesten önce beni götürdüler. O da beni hayvanının önüne bindirdi. Sonra Fatıma’nın iki oğlundan biri getirildi. Allah Resulü onu da terkisine aldı. Böylece bir hayvan üzerinde üç kişi olarak Medine’ye girdik.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4455

          Hz. Ali (r.a.)
          Allah Resulü’nün (a.s.) şöyle buyurduğunu söylemiştir: “Zamanındaki kadınların en hayırlısı Imran kızı Meryem ve yine zamanındaki kadınların en hayırlısı Huveylid kızı Hatice’dir.”
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4458

          Ebu Hureyre (r.a.) şöyle anlatır:
          Hz. Peygamber’in (a.s.) yanına Cibrîl gelerek: “Ey Allah’ın Resulü! İşte şu Hatice’dir; sana doğru gelmektedir. Yanında bir kap var, içinde katık yahut yiyecek veya içecek vardır. Hatice yanına geldiğinde ona Aziz ve Celil olan Rabbinden ve benden selam söyle. Ve kendisine Cennette inciden yapılmış bir sarayı da müjdele. Onun içinde ne gürültü olacak, ne de meşakkat” demiştir.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4460

          Abdullah b. Ebu Evfa’nın (r.a.) rivayetinde
          İsmail şöyle dedi: Abdullah b. Ebu Evfa’ya Allah Resulü, Hatice’ye Cennette bir ev müjdeledi mi? diye sordum. O da: Evet, ona Cennette inciden, içinde gürültü ve meşakkat olmayan bir ev müjdeledi, diye cevap verdi.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4461

          Hz. Aişe (r.ah.)
          Allah Resulü (a.s.) Huveylid kızı Hatice’yi Cennette bir ev ile müjdelemiştir, demiştir.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4462

          Hz. Aişe (r.ah.) şöyle anlatır:
          Bir kere Hatice’nin kız kardeşi Hâle bt. Huveylid Allah Resulü’nün huzuruna girmek için izin istemişti. Allah Resulü Hatice’nin izin istemesini hatırladı ve bundan memnuniyet duyarak: “Allahım! Bu Huveylid kızı Hâle’dir “deyiverdi. Bunun üzerine ben kıskandım: Ağzının iki tarafı kıpkırmızı olmuş ve ölüp gitmiş ihtiyar Kureyş kadınlarından bir kocakarıyı ne anıp durursun? Allah sana, ondan daha hayırlısını vermiştir! dedim.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4467

          Hz. Aişe (r.ah.)
          Allah Resulü’nün (a.s.) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Bana üç gece rüyamda gösterildin. Melek senin suretini bana ipekli bir kumaş içinde getirdi: Bu senin (mustakbel) hanımındır! dedi. Bir de yüzünü açınca baktım ki o senmişsin. Cibrîl’in o sözü üzerine ben: Eğer bu Allah’tan ise Allah kendi takdirini yerine getirir,” diyordum.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4468

          Hz. Aişe (r.ah.) dedi ki:
          Allah Resulü (a.s.) bana: Ben senin benden razı olduğun zamanı ve bana dargın bulunduğun zamanı pekâlâ biliyorum, dedi. Ben de: Bunu nereden biliyorsun? diye sordum: Benden razı isen: Muhammed’in Rabbine yemin olsun ki hayır! diye yemin ediyorsun. Dargın bulunduğun zaman ise: İbrahim’in Rabbine yemin olsun ki hayır! diyorsun buyurdu. Ben: Evet vallahi, Ey Allah’ın Resulü böyledir. Fakat senin ancak ismini bırakıyorum, dedim.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4469

          Hz. Aişe (r.ah.),
          Allah Resulü’nün yanında birçok kızlarla beraber oynadığını, söylemiş ve şöyle devam etmiştir: Arkadaşlarım benim yanıma gelirlerdi de Allah Resulü’nden (a.s.) utandıkları için saklanırlardı. Allah Resulü de onları benim yanıma yollardı.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4470

          Hz. Aişe’nin (r.ah.) anlattığına göre:
          İnsanlar Peygamber’e hediye takdim etmek için Aişe’nin nöbet gününü gözetirler, bununla da Allah Resulü’nün memnunluğunu dilerlermiş.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4471

          Hz. Aişe (r.ah.) şöyle anlatır:
          Hz. Peygamber’in hanımları, Allah Resulü’nün kızı Fatıma’yı Allah Resulü’nün yanına gönderdiler. Allah Resulü (a.s.) benim yanımda, örtümün içinde uzanmıştı. Fatıma içeri girmek için izin istedi. Allah Resulü ona izin verdi. Girer girmez Fatıma: Ey Allah’ın Resulü! beni senin yanına hanımların gönderdiler. Onlar senden Ebu Kuhafe’nin kızı hakkında eşitlik istiyorlar dedi. Ben susuyordum. Allah Resulü ona: “Ey kızcağızım! Benim sevdiğimi sen sevmez misin?” buyurdu. Fatıma: Evet severim dedi. Allah Resulü: “Öyle ise Aişe’yi de sev!” buyurdu. Fatıma Allah Resulü’nden bu sözleri işitince kalkıp Peygamber’in eşlerinin yanına döndü ve onlara, hem kendi söylediğini, hem de Allah Resulü’nün söylediği sözü haber verdi. Kadınlar Fatıma’ya: Bizim için bir şey yaptığını zannetmiyoruz. Sen tekrar Allah Resulü’ne dön ve ona: Gerçekten hanımların, Ebu Kuhafe’nin kızı hakkında senden adalet istiyorlar de, dediler. Fakat Fatıma Vallahi bu konuda Allah Resulü’ne kesinlikle bir kelime söylemem, dedi. Aişe der ki: Peygamber’in kadınları bu defa da Peygamber’in zevcesi Cahş kızı Zeyneb’i gönderdiler. Zeynep, Allah Resulü’nün yanında, diğer kadınları arasında bana rakip olan bir kadındı. Din hususunda Zeynep’ten daha hayırlı; onun kadar Allah’tan korkan, onun kadar doğru sözlü, onun kadar akrabayı ziyaret edip gözeten, onun kadar çok sadaka veren ve verdiği sadakada ve Allah’a yaklaşmaya vesile olan her türlü hayır işlerinde nefsini onun kadar horlayan yoktu. Ancak sert mizacından dolayı bir parlaması vardı ki ondan da çabuk dönerdi. Zeynep Allah Resulü’nün huzuruna girmek için izin istedi. Allah Resulü de, Fatıma’nın girdiği zaman ki halde, örtüsü içinde Aişe ile beraber bulunuyordu. Allah Resulü ona izin verdi. Zeynep içeriye girince: Ey Allah’ın Resulü! Kadınların beni sana gönderdiler. Onlar senden Ebu Kuhafe kızı hakkında âdil davranmanı istiyorlar, dedi. Sonra benim hakkımda atıp tuttu ve aleyhime uzun uzun konuştu. Ben de Allah Resulü’nü gözetiyor ve Zeyneb’e cevap vermem hususunda bana izin verecek mi diye gözüne bakıp duruyordum. Zeynep konuşmasına devam etti. Nihayet anladım ki, Allah Resulü, benim Zeyneb’e karşı kendimi savunmamı kerih görmeyecek. Ben Zeynep hakkında konuşmaya başlayınca, ona yaptığım hücumda kendisine aman vermedim. Bunun üzerine Allah Resulü gülümseyerek: “Bu, Ebu Bekr’in kızıdır” buyurdular.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4472

          Hz. Aişe (r.ah.) şöyle anlatır:
          Allah Resulü bakınıyor ve Aişe’nin nöbet günü gecikti düşüncesiyle: “Bugün neredeyim, yarın nerede olacağım?” diyordu. Benim günüm gelince, Allah O’nun ruhunu benim ciğerimle boğazım arasında aldı.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4473

          Hz. Aişe’nin (r.ah.) anlattığına göre:
          Allah Resulü (a.s.) bir sefere çıkmak istediğinde eşleri arasında kura çekerdi. Bir seferde kura Aişe ile Hafsa’ya çıktı. İki kadın Allah Resulü’nün maiyetinde beraberce yola çıktılar. Allah Resulü gece olunca Aişe ile birlikte yürür ve onunla konuşurdu. Bir gün Hafsa, Aişe’ye Bu gece sen benim deveme binsen, ben de senin devene binsem de sen görmediklerini görsen, ben de görmediklerimi görsem olmaz mı? dedi. Aişe: Peki diye cevap verdi. Bunun üzerine Aişe Hafsa’nın devesine, Hafsa da Aişe’nin devesine bindi. Allah Resulü Aişe’nin devesine geldi. Üzerinde Hafsa bulunuyordu. Allah Resulü Hafsa’ya selam verdi. Sonra onun beraberinde yola devam etti. Nihayet bir yerde indiler. Aişe Allah Resulü’nü kaybettiği için kıskançlığa kapıldı. Durak yerinde indiklerinde Aişe ayağını izhir otlarının arasına soktu ve: Ey Rabbim! Bana bir akrep ya da yılan musallat et de beni soksun. Ben Allah Resulü’ne bir şey söyleyemiyorum! demeye başladı.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4477

          Enes b. Malik (r.a.)
          Allah Resulü’nden (a.s.) şunları işittiğini söylemiştir: “Aişe’nin sair kadınlara üstünlüğü, tiridin diğer yemeklere karşı üstünlüğü gibidir.”
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4478

          Hz. Aişe (r.ah.)
          Hz. Peygamber (a.s.) bana: “Cibrîl sana selam ediyor” dedi. Ben de: Ve aleyhi’s-selamu ve rahmetullah (Selam ve Allah’ın rahmeti onun üzerine de olsun) dedim, demiştir.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4479

          Hz. Aişe’nin (r.ah.) rivayet ettiğine göre:
          Onbir kadın bir yerde oturmuşlar ve kocalarının durumlarından bir şey saklamamaya dair aralarında söz verip anlaşmışlar. Birinci kadın: Benim kocam sarp bir dağ başındaki arık bir deve etidir. Kolay değil ki çıkılsın, semiz değil ki götürülsün! demiş. İkinci kadın: Kocamın hâlini ifşa edemem. Korkarım ki onları bitiremem. Çünkü onu söyleyecek olsam irisini ufağını sayıp dökmek zorunda kalacağım, demiş. Üçüncü kadın da: Benin zevcim, upuzundur. Konuşursam beni boşar, susarsam beni terkeder, demiştir. Dördüncü kadın ise: Kocam Tihame gecesi gibidir. Ne sıcaktır ne soğuk. Ondan ne korkulur ne de bıkılır, demiştir. Beşinci kadın: Benim kocam evine geldiğinde sanki bir parstır. Evden çıkınca da bir arslan kesilir. Güvendiği şeyi sormaz, dedi. Altıncı kadın: Kocam yerken siler süpürür, içerken de kurutur. Yatarken yorganına bürünür, (evin bir köşesinde tek başına uyur). Benim üzüntümü anlamak için elbiseme elini sokmaz, demiş. Yedinci kadın da: Kocam erlik vazifesini yerine getirmekten aciz ve işini bilmez ahmak bir kişidir. Her dert onu bulur. Baş yarığı mı dersin yahut kol kırığı mı istersin; ya da her ikisini de senin için bir araya toplayıversin, demiştir. Sekizinci kadın: Eşimin kokusu hoş kokulu bir bitki gibi, teni de tavşandır, dedi. Dokuzuncu kadın: Kocamın evinin direği yüksek, kını uzundur. Ocağının külü çok, evi de meclise yakındır, dedi. Onuncu kadın da: Zevcim maliktir, hem ne malik! Hayalinizden geçen her hayra sahiptir. Onun çok oturan, az dolaşan bir sürü develeri vardır. Develer ud sesi duyunca boğazlanacaklarını anlarlar, demiştir. Onbirinci kadın ise: Kocam Ebu Zera’dır. Ama ne Ebu Zera Mücevherden kulaklarımı şakırdattı. Pazularım yağla doldu. Beni sevindirdi, benim de gönlüm ferah oldu. O beni dağ başında küçük bir koyun sürüsü sahibinde buldu. Sonra beni atları kişneyen, develeri böğüren, harman döğen, daneler savuran bir aileye kattı. Şimdi ben onun yanında konuşurum, horlanmam; uyuyor, sabahlıyorum; içiyor, kanıyorum, demiştir. (Devam ederek:) Ebu Zera’nın anası da var. Ebu Zera’nın anası ne kadındır, bilir misiniz? Onun ambarları gayet büyük, evi de geniştir… Ebu Zera’nın oğlu da ne Ebu Zera’nın oğlu! Onun yatağı, soyulmuş hurma lifi gibidir. Onu bir kuzunun budu doyurur. Ebu Zera’nın kızı! Ne Ebu Zera’nın kızı! Ne terbiyeli kızdır, birlir misiniz? Babasına, anasına itaatlıdır. O, elbisesini doldurur; akranlarını çatlatan cinsten… Ebu Zera’nın cariyesi, Ebu Zera’nın ne cariyesi ama? Laflarımızı yaymaz. Yiyeceğimizi döküp saçmaz. Evimizi de kuş yuvasına çevirmez, temiz tutar. Ümmü Zera anlatmaya devam ederek şöyle der: Bir gün Ebu Zera evden çıktı. Her tarafa süt tulumları konmuş, çalkanmakta idi. Yolda bir kadına rasgeldi. Kadının yanında pars gibi iki çocuğu vardı. Böğürlerinin altındaki iki nar tanesiyle oynuyorlardı. Beni boşayıp onu nikâhladı. Ondan sonra ben eşraftan bir adamla evlendim. O da şimşek gibi bir ata biner, Hatt yapımı mızrağını alırdı. Akşam üstü birçok deve getirirdi. Her hayvandan bana bir çift verirdi. Bu kocam da bana: Ey Ümmü Zera! İstediğin gibi ye; akrabana da ver derdi. Bununla beraber ben onun bana verdiği her şeyi toplasam, Ebu Zera’nın en küçük kabını bile dolduramaz. Aişe der ki: Allah Resulü (a.s.) bana: “Ben senin için Ümmü Zera’ya nisbetle Ebu Zera gibiyim” buyurdular.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4481

          Misver b. Mahreme (r.a.)
          Allah Resulü’nü (a.s.), minberde şöyle buyururken işittiğini söylemiştir: “Hişam b. Muğira oğulları kendi kızlarını Ebu Talib’in oğlu Ali’ye nikâhlamak için benden izin istediler. Ben onlara izin vermiyorum. Sonra yine izin vermem, sonra yine izin vermem. Ancak Ebu Talib’in oğlu benim kızımı boşayıp onların kızı ile evlenmek isterse (olur). Çünkü kızım Fatıma ancak benden bir parçadır. Ona şüphe veren şey beni de şüphelendirir, ona eziyet veren şey bana da eziyet verir.”
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4482

          Hz. Aişe’nin (r.ah.) anlattığına göre:
          Allah Resulü (a.s.) kızı Fatıma’yı yanına çağırıp bir şeyler fısıldadı ve Fatıma ağladı. Sonra Allah Resulü kızına bir şeyler daha fısıldayınca, bu defa Fatıma güldü. Aişe, Fatıma’ya Allah Resulü sana neler fısıldadı ki ağladın, sonra tekrar bir şeyler söyledi, güldün? diye sordum. Fatıma: O, bana fısıldayarak öleceğini haber verdi. Ben de ağladım. Sonra yine gizlice, ailesinden ilk olarak ardından benim takip edeceğimi söyledi. Bundan dolayı da güldüm, dedi.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4486

          Üsame b. Zeyd (r.a.) şöyle söylemiştir:
          Cibrîl’in (a.s.) Allah’ın Peygamber’ine geldiğini haber aldım. Bu sırada Peygamber’in yanında Ümmü Seleme bulunuyordu. Cibrîl Peygamber’le konuşmaya başladı. Sonra kalkıp gitti. Allah’ın Peygamber’i, Ümmü Seleme’ye Bu kimdir? diye sordu. Yahut nasıl dediyse öyle dedi. Ümmü Seleme: Bu Dıhye’dir dedi. Ümmü Seleme yine şöyle dedi: Allah’a yemin ederim ki Allah Peygamberinin Cibrîl ile bizim haberimizi sahabelere haber vermek üzere irat ettiği hutbesini işitinceye kadar ben Cibrîl’i kesinlikle Dıhye sanmıştım. (Ravi): Ümmü Seleme’ye böyle veyahut buna benzer bir söz söyledi, dedi. Ben, Ebu Osman’a: Sen bunu kimden duydun? diye sordum. Usame b. Zeyd’den dedi.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4489

          Hz. Aişe (r.ah.) şöyle anlatır:
          Allah Resulü (a.s.): “Sizin (ölümümden sonra) bana en çabuk kavuşacak olanınız, eli uzun olanınızdır” buyurdu. Aişe dedi ki: Bu söz üzerine kadınlar, hangisinin kolu daha uzundur diye ölçmeye başladılar. Yine Aişe dedi ki: İçimizde kolu en uzun olanımız Zeynep idi. Çünkü o kendi el emeği ile çalışır, sadaka verirdi.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4490

          Enes b. Malik (r.a.) anlattığına göre:
          Hz. Peygamber (a.s.) zevceleri dışında Ümmü Suleym’in yanından başka hiç bir kadının yanına girmezdi. Peygamber Ümmü Suleym’in yanına girerdi. Bir gün Peygamber’e bunun sebebi soruldu da Peygamber: “Ben Ümmü Suleym’e çok acıyorum, çünkü onun kardeşi benim beraberimde şehit oldu!” buyurdu.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4493

          Cabir b. Abdullah (r.a.) Allah Resulü’nün (a.s.)
          şöyle buyurduğunu söylemiştir: “Bana Cennet gösterildi. Orada Ebu Talha’nın karısını gördüm. Sonra da önümde bir ayak hışırdaması işittim, bir de baktım ki Bilâl imiş.”
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4495

          Ebu Hureyre (r.a.) şöyle söylemiştir:
          Allah Resulü (a.s.) bir sabah namazında Bilâl’e “Ey Bilâl! İslâm’da işlediğin ve senin nazarında en karşılığını beklediğin amelini bana söyle. Çünkü ben bu gece Cennette önümde senin ayakkabılarının sesini işittim,” buyurdu. Bilâl Ben İslâm’da gecenin veya gündüzün herhangi bir anında tertemiz paklanıp bu temizlikle Allah’ın bana takdir ettiği kadar namaz kılmamın dışında daha fazla menfaatini beklediğim bir amel yapmadım, dedi.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4497

          Ebu Musa (r.a.) şöyle anlatır:
          Ben kardeşim ile beraber Yemen’den geldiğim zaman bir müddet bekledik. Bu esnada İbn Mesûd ile annesinin Allah Resulü’nün yanına çok girip çıkmaları ve onunla çok irtibatta bulunmalarından dolayı biz bu ikisini Allah Resulü’nün ev halkından zannederdik.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4499

          Abdullah b. Mesûd (r.a.) şöyle anlatır:
          Bana kimin kıraatı üzere okumamı emredersiniz? Yemin ederim ki ben Resulüllah’ın (a.s.) huzurunda yetmiş kadar sure okumuşumdur. Gerçekten Allah Resulü’nün sahabeleri, benim Allah’ın Kitabını en iyi bilenleri olduğumu bilirler. Eğer benden daha iyi bilen birinin mevcudiyetini bileydim, muhakkak ona giderdim, ravi Şakik Muhammed’in sahabeleri içinde oturmuştum. Bu sözleri reddeden ve İbn Mesûd’u ayıplayan kimseyi işitmedim, demiştir.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4502

          Abdullah b. Amr’ın (r.a.) rivayetinde Mesruk şöyle anlatır:
          Bizler Abdullah b. Amr’a gelirdik de onunla konuşurduk. İbn Numeyr Onun yanında konuşurduk demiştir. Bir gün Abdullah b. Mesûd’u anmıştık. Bunun üzerine Abdullah b. Amr (r.a.) şöyle dedi: Öyle birini zikrettiniz ki Allah Resulü’nden (a.s.) işitmiş olduğum bir şeyden sonra artık onu hâlâ seviyorum. Allah Resulü’nü şöyle buyururken işittim: “Kur’an’ı dört kişiden alınız: İbnu Ümmi Abd’den Allah Resulü söze İbn Mesûd’dan başladı Muaz b. Cebel’den, Ubey b. Kaab’dan ve Ebu Huzeyfe’nin azatlısı Salim’den.”
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4504

          Enes b. Malik (r.a.) şöyle anlatır:
          Allah Resulü (a.s.) zamanında Kur’an’ı dört zat ezberlemişti ki bunların hepsi de Ensar’dandı Muaz b. Cebel, Ubey b. Kaab, Zeyd b. Sabit ve Ebu Zeyd.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4507

          Cabir b. Abdullah (r.a.)
          Allah Resulü (a.s.), Sa’d b. Muaz’ın cenazesi cemaatin önlerinde bulunurken: “Bu cenaze için Rahmanın arşı titremiştir” buyurdu, demiştir.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4511

          Bera’nın (r.a.) rivayet ettiğine göre:
          Allah Resulü’ne ipekten yapılmış bir elbise hediye edildi. Allah Resulü’nün sahabeleri elbiseye dokunmaya ve onun yumuşaklığına hayret etmeğe başladılar. Bunun üzerine Allah Resulü (a.s.): “Siz bunun yumuşaklığına mı şaşıyorsunuz? Sa’d b. Muaz’ın Cennetteki mendilleri bundan daha hayırlı ve daha yumuşaktır” buyurdu.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4514

          Enes b. Malik’in (r.a.) anlattığına göre:
          Allah Resulü’ne ince ipekten yapılmış bir cübbe hediye edildi. Allah Resulü ise ipek kullanmayı yasaklıyordu. İnsanlar bu duruma şaşırdılar. Bunun üzerine Allah Resulü (a.s.): “Muhammed’in nefsi elinde olan (Allah)a yemin ederim ki Sa’d b. Muaz’ın Cennetteki mendilleri bundan daha güzeldir” buyurdu.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4515

          Cabir b. Abdullah (r.a.) şöyle anlatır:
          Uhud harbi olduğu zaman babam örtülü olarak getirildi. Müsle yapılmıştı (burun, kulak gibi azaları kesilmişti). Ben üstündeki örtüyü kaldırmak istedim. Kavmim beni bundan nehyetti. Sonra tekrar örtüyü kaldırmak istedim. Kavmim yine beni nehyetti. Derken örtüyü, ya Allah Resulü kaldırdı, yahut emretti de kaldırıldı. Bu sırada ağlayan veya feryat eden bir kadın sesi işitti. Bunun üzerine: “Bu kadın kimdir?” diye sordu. Oradakiler: Amr’ın kızı, yahut kız kardeşidir dediler. Allah Resulü (a.s.): “Niçin ağlıyorsun? Kaldırılana kadar melekler onu kanatları ile gölgelendirip duruyorlar ya” buyurdu.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4517

          Ebu Zerr (r.a.) şöyle anlatır:
          Biz, haram ayı helal kıldıkları için kavmimiz olan Ğıfar kabilesinden ayrıldık. Ben, kardeşim Uneys ve annemizle birlikte yola çıkıp dayımız olan birine misafir olduk. Dayımız bizlere ikram etti ve ihsanda bulundu. Derken dayımızın kavmi bize haset etti ve: Sen ailenin yanından dışarıya çıktığında Uneys onlara muhalefet etti dediler. Dayımız geldi ve hakkımızda söylenen sözleri bize söyledi. Ben de dayımıza: Bize yaptığın iyiliklerin hepsini berbat ettin. Bundan sonra seninle bir araya gelinmez, dedim. Hemen develerimizi yanaştırıp üzerlerine bindik. Bu sırada dayımız elbisesine bürünerek ağlamağa başladı. Biz yola çıktık ve nihayet Mekke yakınlarında konakladık. Derken Uneys, deve sürümüze karşılık bir o kadar deve için şiir müsabakasına girdi. İkisi de kâhine geldiler. Neticede kâhin Uneys’i daha üstün gördü. Bunun üzerine Uneys bizim deve sürümüzü, beraberinde bir mislini daha ilâve ederek getirdi. Ebu Zerr, ravisi olan ben Abdullah b. Samit’e: Ey kardeşimin oğlu! Ben Allah Resulü’ne kavuşmamdan üç sene önce namaz kılmışımdır dedi. Kime? diye sordum. Allah’a, dedi. Nereye doğru yöneliyordun? dedim. Rabbim beni nereye çevirirse oraya doğru. Yatsı namazını kılıyordum, gecenin sonu geldiği zaman ta güneş üzerime vuruncaya kadar bir örtü gibi serilir kalırdım. Bir defa Uneys Benim Mekke’de bir işim var, sen benim işlerimi de gör dedi. Müteâkiben Uneys yola çıkıp Mekke’ye gitti. Oradan dönmekte biraz gecikti. Sonra geldi. Ben kendisine: Ne yaptın? diye sordum. Uneys: Mekke’de senin dininde olan bir adamla karşılaştım. O, Allah’ın kendisini Peygamber olarak gönderdiğini söylüyor dedi. Ben: Ya insanlar onun hakkında ne diyorlar? dedim. Uneys: Şairdir, kâhindir, sihirbazdır diyorlar dedi. Uneys de şairlerden biri idi. Uneys Gerçekten ben kâhinlerin sözünü işitmişimdir. Onun sözü kâhinlerin sözü değildir. Onun sözünü şiir çeşitlerine tatbik ettim. Fakat benden sonra ona şiir demeye hiçbir kimsenin dili varmaz. Allah’a yemin ederim ki o muhakkak doğru sözlü bir kimsedir. Ötekiler ise yalancıdırlar dedi. Ebu Zerr dedi ki: Bu sefer sen benim buradaki işlerime bak da ben gidip onu göreyim dedim. Müteâkiben Mekke’ye geldim. Mekkelilerden zayıf bir adam buldum ve ona: Kendisine Sabii dediğiniz kimse nerededir? diye sordum. Beni işaret ederek: İşte sabii! dedi. Bunun üzerine Mekke vadisinin ahalisi bütün kezek ve kemiklerle bana hücum ettiler. Nihayet ben bayılarak yere kapandım. Sonra kendime gelip de kalktığım zaman sanki kıpkırmızı olmuş dikili taşlar gibiydim. Hemen zemzeme geldim; üzerimden kanları yıkadım ve suyundan içtim. Yemin olsun ki kardeşim oğlu, geceli gündüzlü otuz gün orada kaldım. Zemzem suyundan başka bir yiyeceğim yoktu. Bununla beraber ben semizlendim, hatta karnımın etleri bükülüp katlandı. Ben karnımda açlık zafiyeti hissetmedim. Mehtaplı bir gecede Mekke halkı yatıp uyudukları ve Kâbe’yi hiç kimsenin tavaf etmediği bir sırada Mekkelilerden iki kadın gördüm. Onlar İsaf ve Naile putlarına dua ediyorlardı. Tavafları sırasında benim yanıma geldiler. Ben: Siz bunların birini diğerine nikâh edin dedim. Fakat onlar sözlerinden vazgeçmediler. Tekrar benim yanıma geldiklerinde: Odun gibi şey! yalnız ben kinaye söylemiyorum, dedim. Bunun üzerine kadınlar velvele kopararak: Keşke neferlerimizden biri burada olsaydı, deyip gittiler. Derken Allah Resulü ile Ebu Bekr yukardan aşağıya inip gelirlerken bu iki kadınla karşılaştılar. Allah Resulü: “Size ne oldu?” diye sordu. Kadınlar: Kâbe ile örtüsü arasında dinsiz var, dediler. Allah Resulü: “O size ne söyledi?” buyurdu. Kadınlar: O bize karşı ağza alınmayacak bir laf etti dediler. Allah Resulü geldi, Hacer-i Esved’i istilâm etti. Arkadaşı ile beraber Beyti tavaf ettikten sonra namazını kıldı. Allah Resulü namazını bitirince Ebu Zerr es-Selamu aleyke ya Resulüllah! diyerek onu İslâm selamı ile selamlayan ilk kişi oldum. Allah Resulü: “Ve aleyke ve rahmetullah” diyerek selamımı aldıktan sonra: “Sen kimsin?” diye sordu. Ğıfar kabilesindenim dedim. Allah Resulü elini kaldırdı ve parmaklarını alnının üzerine koydu. Ben içimden: Allah Resulü benim Ğıfar kabilesine mensup olmamdan hoşlanmadı dedim ve elini tutmaya davrandım. Arkadaşı beni bundan menetti. O şüphesiz Peygamber’i benden daha iyi biliyordu. Sonra Peygamber başını kaldırdı ve arkasından: “Ne zamandan beri buradasın?” dedi. Geceli gündüzlü otuz gündür buradayım, dedim. Öyle ise seni kim doyuruyordu? buyurdu. Benim zemzem suyundan başka yiyeceğim yoktu. Böyle iken semizledim. Hatta karnımın etleri katlanıp büküldü. Karnımda açlık zaafı da hissetmiyorum dedim. Allah Resulü: O gerçekten mübarektir; yemek gibi doyurucudur, buyurdu. Ebu Bekr Ey Allah’ın Resulü! Bu gece onu doyurmak için bana izin ver dedi. Müteâkiben Ebu Bekr ve Allah Resulü yürüdüler. Ben de onlarla birlikte yürüdüm. Nihayet Ebu Bekr bir kapı açtı ve bizim için Taif’in kuru üzümünden avuçlamaya başladı. İşte bu kuru üzüm benim yediğim ilk yemek oldu. Sonra orada kaldığım kadar kaldım. Sonra Allah Resulü’ne geldim. Allah Resulü: Bana gerçekten hurmalık bir yer gösterdi. Ben oranın Yesrib’den başka bir yer olacağını zannetmiyorum. Sen benim adıma kendi kavmine tebliğ eder misin? Umulur ki Allah senin sayende onlara fayda verir, onlar hakkında da sana karşılığını verir, buyurdu. Sonra Uneys’e geldim: Ne yaptın? diye sordu. Şunu yaptım ki, müslüman oldum ve tasdik ettim, dedim. Uneys: Ben senin dinine karşı değilim. Zira ben de müslüman oldum ve tasdik ettim, dedi. Ardından annemize geldik. O da: Ben sizin dininize karşı değilim. Çünkü ben de müslüman oldum ve tasdik ettim, dedi. Bunun üzerine develerimize binerek kavmimiz Ğıfar’a geldik. Onların da yarısı müslüman oldu. Onlara Eyma b. Rahada Ğıfari imam oluyordu. Bu zat onların reisleri idi. Ğıfar kabilesinin yarısı da: Biz Allah Resulü Medine’ye geldiği zaman müslüman oluruz dediler. Nihayet Allah Resulü Medine’ye gelince hakikaten onların geri kalan yarısı da müslüman oldu. Derken Eslem kabilesi geldi ve onlar da: Ey Allah’ın Resulü! Bunlar bizim kardeşlerimizdir. Onların müslüman oldukları hususlarda biz de müslüman oluruz, diyerek müslüman oldular. Bunun üzerine Allah Resulü:” Ğıfar! Allah ona mağfiret eylesin! Eslem’e de Allah selamet versin!” buyurdular.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4520

          Cerir b. Abdullah (r.a.)
          İslâm’a girdiğimden beri hiçbir vakit Allah Resulü (a.s.) beni huzuruna girmekten menetmedi. Beni gördüğünde de muhakkak gülmüştür, demiştir.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4522

          İbn Abbas (r.a.) şunları söylemiştir:
          Hz. Peygamber (a.s.) abdesthaneye gitti. Ben de kendisine su bıraktım. Heladan çıkınca: “Bunu kim koydu?” diye sordu. Zuheyr’in rivayetinde: İbn Abbas dediler; Ebu Bekr’in rivayetinde ise ben: İbn Abbas dedim. Allah Resulü: “Allahım! onun anlayışını artır!” buyurdular.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4526

          İbn Ömer (r.ahm.) şöyle anlatır:
          Uyku esnasında bir rüya gördüm. Güya elimde ipekten dokunmuş kalın bir kumaş parçası bulunuyordu. Ben Cennetten bir yer istemeye göreyim, hemen oraya uçardı. Ben bu rüyamı Hafsa’ya anlattım. Hafsa da Peygamber’e arzetti. Peygamber (a.s.): “Ben Abdullah’ı iyi bir kimse olarak görüyorum” buyurdu.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4527

          Enes’in (r.a.) rivayetinde Ümmü Süleym
          Ey Allah’ın Resulü! Enes hizmetçindir. Onun için Allah’a dua buyurunuz, demiş. Allah Resulü (a.s.) da: “Allahım! Bu çocuğun malını, evladını çoğalt ve verdiklerinde kendisine bereket ihsan eyle!” diye dua etmiştir.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4529

          Enes b. Malik (r.a.)
          şöyle söylemiştir: Ben çocuklarla beraber oyun oynarken Allah Resulü (a.s.) benim yanıma geldi ve bize selam verdi ve beni bir işe yolladı. Bu yüzden ben annemin yanına dönmekte geciktim. Geldiğim zaman annem bana: Nerede kaldın? diye sordu. Ben de: Allah Resulü beni bir iş için göndermişti dedim. Annem: Allah Resulü’nün bu işi ne idi? diye tekrar sordu. Ben: O, bir sırdır dedim. Annem: Sakın Allah Resulü’nün sırrını hiçbir kimseye söylemeyesin! dedi. Enes, Sabit’e: Vallahi eğer bunu bir kimseye söyleyecek olsaydım, sana söylerdim ey Sabit! demiş.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4533

          Sa’d b. Ebu Vakkas (r.a.)
          Allah Resulü’nün, Abdullah b. Selam dışında yürüyen bir canlı için, “Bu Cennettedir,” buyurduğunu işitmedim, demiştir.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4535

          Abdullah b. Selam’ın (r.a.) rivayetinde Kays b. Ubad şöyle anlatır:
          Medine’de bir takım insanların arasında bulunuyordum. Aralarında Peygamberin bazı sahabeleri de vardı. Derken yüzünde huşu eseri bulunan birisi geldi. Cemaatten biri: İşte bu Cennet ehlinden bir kimsedir, işte bu Cennet ehlinden bir kimsedir dedi. O zat, uzatmadan iki rekât namaz kıldı, sonra dışarıya çıktı. Ben de peşine düştüm. Evine girdi, ben de girdim. Bir süre konuştuk. Bana ısınınca ona: Sen insanların yanına girdiğin zaman bir kimse senin hakkında şöyle şöyle söyledi dedim. Abdullah b. Selam şöyle dedi: Sübhanallah! Hiç bir kimseye bilmediği şeyi söylemesi yakışmaz. Bunu niçin söylediğini sana anlatayım: Ben Allah Resulü (a.s.) zamanında bir rüya gördüm ve onu Allah Resulü’ne anlattım. Şöyle ki: Rüyamda kendimi bir bahçe içinde gördüm. Abdullah, (o bahçenin genişliğini, çimenlerini ve yeşilliklerini zikretti) Bahçenin içinde demirden bir direk vardı. Bu direğin alt tarafı yerde, yukarısı gökte idi. Tepesinde bir kulp vardı. Bana: Haydi bu direğe çık denildi. Ben: Yapamam, dedim. Bunun üzerine yanıma bir minsaf geldi. (Ravi Abdullah b. Avn Mınsaf, hizmetçi demektir dedi). Ve arkamdan elbisemi tutup yukarı kaldırdı. Abdullah b. Selam, onun kendisini arkasından kaldırışını eliyle tarif etmiş Bunun üzerine ben direğin ta tepesine kadar çıktım ve kulpu yakaladım. Bana: İyi tut, denildi. Bir de uyandım ki kulp elimdedir. Bu rüyamı Allah Resulü’ne anlattım. Peygamber: “O bahçe İslâm’dır. Direk de İslâm’ın direğidir. O kulp da Urve-i Vuska’dır. Sen vefat edinceye kadar İslâm üzere kalacaksın” buyurdu. Ravi: İçeriye gelen huşulu adam Abdullah b. Selam’dı dedi.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4536

          Hassan b. Sabit’in (r.a.) rivayetinde Sait b. Museyyib şöyle anlatır:
          Bir kere Hassan b. Sabit mescitte şiir okurken Ömer yanına uğradı. Bunun üzerine Hassan: Ben bu mescitte senden daha hayırlısı varken de şiir okurdum, dedi. Sonra Hassan Ebu Hureyre’ye dönerek: Allah aşkına sana sorarım. Sen Allah Resulü’nün Hassan’a: “Benim adıma sen cevap ver!” dediğini ve: “Allahım! Onu Ruhul Kuds ile destekle” buyurduğunu işittin mi? dedi. O da: Allahım! evet, dedi.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4539

          Berâe b. Azib (r.a.)
          Allah Resulü’nü (a.s.) Hassan b. Sabit’e “Sen de onları hicvet ya da onlara hücum et; Cibrîl seninle beraberdir” buyururken işittiğini söylemiştir.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4541

          Hz. Aişe’nin (r.ah.) rivayetinde Urve şöyle anlatır:
          Hassan b. Sabit, Aişe aleyhine çok konuşanlardan idi. Bundan dolayı ben de ona sövdüm. Bunun üzerine ben: Ey bacımın oğlu! Onu bırak. Çünkü Allah Resulü’nü (a.s.) müdafaa ederdi, dedi.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4542

          Hz. Aişe’nin (r.ah.) anlattığına göre:
          Hassan Ey Allah’ın Resulü! Ebu Süfyan’a hicvedip kötülemek hususunda bana izin ver, dedi. Allah Resulü (a.s.): Benim akrabalığım varken nasıl olacak? buyurdu. Hassan da: Seni kerim kılan Allah’a yemin ederim ki, seni onlardan tereyağından kıl çeker gibi çeker çıkarırım, dedi. Ardından Hassan şu kasidesini söyledi:
          Muhakkak şerefin en yükseği Haşim oğullarında, Mahzum kızının oğullarındadır. Senin baban ise köledir.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4544

          Ebu Hureyre (r.a.) şöyle anlatır:
          Siz zannediyorsunuz ki Ebu Hureyre Allah Resulü’nden çok hadis rivayet ediyor. Varılacak yer Allah’ın huzurudur. Ben fakir bir adam idim. Muhacirler çarşılarda alışverişle meşgul olurlarken, Ensar da mallarının başında dururken, ben karın tokluğuna Allah Resulü’ne hizmet ediyordum. Bir gün Allah Resulü: “Kim elbisesini açıp yayarsa artık benden işittiği hiçbir şeyi asla unutmayacaktır” buyurdu. Bunun üzerine ben Allah Resulü sözünü bitirinceye kadar hemen elbisemi yaydım. Sonra da onu kendime doğru toplayıp dürdüm. Bir daha kendisinden işitmiş olduğum hiçbir şeyi unutmadım.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4547

          Hz. Aişe (r.ah.) Urve b. Zübeyr’e hitaben şöyle demiştir:
          Ebu Hureyre sana hayret vermiyor mu? Geldi odamın yanı başına oturdu da Peygamberden hadis söylüyor ve bunu bana da işittiriyordu. Ben de nafile namaz kılıyordum. Ben namazımı bitirmeden gitti. Eğer ona yetişseydim O’nu red edecektim. Çünkü, Allah Resulü (a.s.) sizin yaptığınız gibi sözü uzatmazdı, demiştir.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4548

          Hz. Ali (r.a.) şöyle anlatır:
          Allah Resulü (a.s.) benimle Zubeyr ve Mikdad’ı gönderdi ve: “Hemen Hah bahçesine gidin. Orada mahfe içinde yolcu bir kadın var. Yanında da bir mektup vardır. O mektubu ondan alın,” buyurdu. Biz hemen çıktık, atlarımızı koşturarak bahçeye vardık. Hakikaten orada kadınla karşılaştık. Kadına: Mektubu çıkar dedik. Kadın: Yanımda mektup yoktur dedi. Biz kadına: Ya mektubu çıkarırsın, yahut da elbiseni soyunursun dedik. Bunun üzerine kadın mektubu örülü saç bağları arasından çıkardı. Biz de onu Allah Resulü’ne getirdik. Bu mektubta: “Hatıb b. Ebu Beltea’dan, Mekkeli müşriklerden bazı insanlara!” deniliyor, onlara Allah Resulü’nün bazı işlerini haber veriyordu. Bunun üzerine Allah Resulü: Ey Hatıb! Bu ne? diye sordu. Hatıb: Ey Allah’ın Resulü! Üzerime varmakta acele etme. Ben Kureyş içinde alâkası olan bir kimseyim. (Ravi Süfyan Onların müttefiki idi, fakat Kureyş’ten değil idi dedi). Maiyetinde bulunan Muhacirlerin Mekkelilere akrabalıkları vardır. Mekke’deki ailelerini o sebeple himaye ederler. Benim ise Mekkelilere nesep bakımından münasebetim olmadığı için, yakınlarımı himaye edecek bir dost kazanmak istedim. Yoksa ben bunu ne bir küfür, ne dinimden dönmek, ne de İslâm’dan sonra kâfirliğe razı olmak için yaptım, dedi. Peygamber de: Doğru söyledi, buyurdu. Ömer Ey Allah’ın Resulü! Beni bırak da şu münafığın boynunu vurayım! dedi. Allah Resulü de: Hatıb, Bedr gazasında hazır bulundu. Ne biliyorsun, Allah’ın Bedr ehli hakkında bir bildiği var ki onlara: Dilediğinizi yapın, sizi affettim, buyurdu. Bunun üzerine Aziz ve Celil Allah: Ey iman edenler, düşmanımı ve düşmanınızı dost edinmeyin!ayetini indirdi.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4550

          Ebu Musa (r.a.) şöyle söylemiştir:
          Hz. Peygamber (a.s.) Mekke ile Medine arasındaki Cirane mevkiine indiğinde ben onun yanında idim. Yanında Bilâl da vardı. Bu sırada Allah Resulü’ne bir bedevi geldi ve: Ey Muhammed! Bana yaptığın vaadi hâlâ yerine getirmeyecek misin? dedi. Allah Resulü ona: Müjde! buyurdu. Bedevi Arab da Allah Resulü’ne: Bana karşı bu “müjde” sözünü çok söyledin dedi. Bunun üzerine Allah Resulü kızgın bir şekilde Ebu Musa ile Bilâl’e dönerek: Bu adam müjdeyi reddetti. Sizler kabul ediniz, buyurdu. Onlar derhal: Kabul ettik ya Resulüllah! dediler. Sonra Allah Resulü içi su dolu bir kap istedi, bu kap içinde ellerini ve yüzünü yıkadı. İçine püskürdü. Sonra Ebu Musa ile Bilâl’e: Bundan içiniz ve yüzlerinize, göğüslerinize serpiniz, size müjdeler olsun, buyurdu, Ebu Musa ile Bilâl de su kabını aldılar ve Allah Resulü’nün emrettiğini yaptılar. Ümmü Seleme perde arkasından: Kabınızın içindekinden annenize de bırakınız! diye seslendi. Bunun üzerine onlar, o sudan bir miktar da Ümmü Seleme’ye bıraktılar.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4553

          Ebu Musa’nın (r.a.) anlattığına göre:
          Hz. Peygamber (a.s.) Huneyn gazasından döndükten sonra, Ebu Âmir’i bir fırka asker üzerine kumandan yaparak Evtas’a gönderdi. Ebu Âmir, Dureyd b. Sımme ile karşılaştı. Dureyd öldürüldü. Askerlerini de Allah hezimete uğrattı. Ebu Musa rivayetine devam ederek dedi ki: Allah Resulü beni de Ebu Âmir ile beraber göndermişti. Ebu Âmir dizinden vuruldu. Cuşem oğullarından bir adam ok atıp dizine isabet ettirmişti. Ben hemen Ebu Âmir’in yanına koştum ve: Ey amca! Sana kim ok attı? diye sordum. Ebu Âmir Ebu Musa’ya Benim katilim şudur; görüyor musun, işte beni o vurdu, diye işaret edip gösterdi. Ben hemen katile doğru yönelip koştum ve ona yetiştim. Katil beni görünce dönüp kaçmaya başladı. Ben onun peşine düştüm: Utanmıyor musun? Sen Arap değil misin? Yerinde dursana? diye demeye başladım. Adam kaçmaktan vazgeçti: Biribirimizle karşı karşıya geldik. Her ikimiz de kılıçlarımızla vuruşmaya başadık. Nihayet ona kılıcımla bir darbe indirip öldürdüm. Sonra Ebu Âmir’in yanına döndüm ve: Allah senin düşmanını öldürdü dedim. Amcam bana: Şu oku dizimden çek, çıkar dedi. Ben de hemen o oku çıkardım. Fakat okun yerinden pek çok kan boşandı. Bana: Ey kardeşim oğlu! Allah Resulü’ne git ve ona benden selam söyle de ona: Ebu Âmir sana “benim için Allah’tan mağfiret isteyiver” diyor de! dedi. Ebu Âmir beni, kendi yerine kumandan yaptı. Ve az bir zaman yaşadıktan sonra vefat etti. Ben peygamber’in yanına dönüp geldiğimde, huzuruna girdim. Allah Resulü bir ev içinde, hurma dallarından örülmüş bir divan üzerindeydi. Divanda bir şilte vardı. Hurma dalı örgüleri Allah Resulü’nün sırtında ve yanlarında iz bırakmıştı. Ben kendisine, haberlerimizi ve Ebu Âmir’in başına gelenleri bildirip: Allah Resulü benim için Allah’tan mağfiret istesin! diye vasiyet ettiğini arzettim. Bunun üzerine Allah Resulü su istedi ve abdest aldı. Sonra ellerini kaldırıp: “Allahım! Kulcağızın Ebu Âmir’e mağfiret eyle!” diye dua etti. Dua ederken ellerini o kadar kaldırdı ki ben, iki koltuğunun beyazlığını gördüm. Sonra Allah Resulü: “Allahım! Kıyamet gününde Ebu Âmir kulunu yarattığın halkın yahut insanların çoğundan üstün kıl!” niyazında bulundu. Bunun üzerine ben: Ey Allah’ın Resulü! Benim için de mağfiret dile! diye rica ettim. Peygamber benim için de: “Allahım! Abdullah b. Kays’ın günahını mağfiret eyle ve onu Kıyamet gününde makbul bir makama koy!” diye dua etti.
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4554

          Ebu Musa’nın (r.a.) rivayet ettiğine göre:
          Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu: “Ben Eşarî cemaatının geceleyin evlerine girdikleri zaman okudukları Kur’an seslerini pek iyi tanırım. Her ne kadar gündüzleyin evlerine girdiklerini görmemiş olsam bile onların evlerini yine gece vakti Kur’an seslerinden bilirim. Onlardan biri de Hakim’dir. O, süvarilere veya düşmana rastladığı zaman onlara: Arkadaşlarım size burada kendilerini beklemenizi emrediyor! der.”
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4555

          Ebu Musa (r.a.)
          Allah Resulü’nün (a.s.) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Hakikaten Eş’ariler, gazada azıkları biter yahut Medine’de ailelerinin yiyeceği azalırsa hemen yanlarındaki erzakı bir örtü içine toplayıp, sonra bir kap içinde (ölçerek) aralarında eşit surette taksim ederler. Binaenaleyh Eş’ariler bendendir, ben de Eş’arilerdenim.”
          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4556

          Ebu Musa (r.a.) şöyle anlatır:
          Biz Yemen’de iken Allah Resulü’nün peygamber olarak ortaya çıkışı kulağımıza geldi. Ben ve iki kardeşim (ki biri Ebu Burde, diğeri de Ebu Rühm’dür, ben onların en küçüğü idim) kavmimizden elli küsur kişi; ya elli üç veya elli iki kişi O’nun yanına gitmek üzere yola çıktık. Bir g

          #771200
          Anonim

            KADER

            Abdullah b. Mesûd (r.a.) şöyle anlatır:
            Bize daima doğru söyleyen ve kendisine de doğru bildirilen Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu: “Sizin birinizin yaratılışı kırk gün anasının karnında toplanır. Sonra orada bir o kadar zaman içinde asılı bir parça hâlini alır. Sonra yine o kadar zaman içinde bir çiğnem ete dönüşür. Sonra bir melek gönderilir ve kendisine ruh üfürür. Melek, dört kelime yani rızkını, ecelini, amelini şaki ve said olduğunu yazmakla emrolunur. Kendisinden başka ilah olmayan Allah’a yemin ederim ki, sizden biriniz Cennet ehlinin ameli ile amel etmekte devam eder, nihayet kendisi ile Cennet arasında bir arşından başka mesafe kalmaz. Bu sırada yazısı o kişinin önüne geçer de Cehennem ehlinin ameli ile amel etmeğe devam eder ve Cehenneme girer. Ve yine sizden biriniz Cehennem ehlinin ameli ile amel eder, nihayet kendisi ile Cehennem arasında ancak bir arşın mesafe kalır. Bu sırada yazısı önüne geçer de Cennet ehlinin ameli ile amel eder ve Cennete girer.”
            Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4781

            Enes b. Malik (r.a.) hadisi Allah Resulü’ne nisbet ederek:
            Resulü (a.s.) şöyle buyurmuştur, demiştir: “Şüphesiz Aziz ve Celil Allah rahime bir melek görevlendirmiştir. Melek: Ey Rabbim! Bir nutfedir. Ey Rabbim! Bir alakadır. Ey Rabbim! Bir çiğnem ettir der. Allah bir mahluk yaratmak istediğinde melek: Ey Rabbim! Erkek mi, yoksa dişi mi? Bedbaht mı, yahut mesut ve bahtiyar mıdır? Rızık ne olacak? Ecel ne olacak? Sorularını sorar. Böylece bunlar anasının karnında iken yazılır.”
            Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4785

            Hz. Ali (r.a.) şöyle anlatır:
            Bakiu’l-Ğarkad mezarlığında bir cenazede idik. Allah Resulü (a.s.) yanımıza gelip oturdu, biz de etrafına oturduk. Beraberinde bir asa vardı. Allah Resulü başını eğdi. Elindeki asayla yeri çizmeye başladı. Sonra: Sizden hiç bir kimse ve yaratılmış hiç bir nefis yoktur ki, muhakkak Cennetteki ve Cehennemdeki yerini Allah yazmış olmasın. Ve herkesin bedbaht veya bahtiyar olduğu muhakkak yazılmıştır! buyurdu. Bunun üzerine bir kimse: Ey Allah’ın Resulü! Öyle ise bizler ameli terk edip yazımız üzere durmayalım mı? dedi. Allah Resulü: “Saadet ehlinden olan kimse saadet ehlinin ameline varacak, şekavet ehlinden olan ise şekavet ehlinin ameline varacaktır,” buyurdu ve şunu ilâve etti: “Sizler amel edip çalışın. Çünkü herkese imkan verilmiştir. Saadet ehline, saadet ehlinin ameli müyesser olacaktır. Şekavet ehline de, şekavet ehlinin ameli kolay gelecektir.” Sonra Allah Resulü şu ayetleri okudu: Bundan sonra kim verir ve sakınırsa, en güzeli de tasdik ederse, biz de onu en kolaya hazırlarız. Ama kim cimrilik eder, kendisini müstağni görür ve en güzeli yalan sayarsa biz de onu en güç olana hazırlarız.
            Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4786

            Imran b. Husayn (r.a.) şöyle anlatır:
            Ey Allah’ın Resulü! Cennet ehlinin ateş ehlinden ayrıldığı bilindi mi? diye soruldu. Evet, buyurdu. Öyle ise amel edenler niye böyle amel edip duruyorlar? denildi. Allah Resulü: “Herkese niçin yaratıldıysa onun için imkan verilmiştir,” buyurdu.
            Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4789

            Ebu Hureyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre:
            Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu: Adem ile Musa münakaşa ettiler. Musa Ey Adem! Sen bizim babamızsın. Sen bizi mahrumiyete düşürdün ve Cennetten çıkarttın! dedi. Adem de ona: Sen, Allah’ın kelamı ile seçip mümtaz kıldığı ve eliyle yazdığı Musa’sın Öyle iken sen, Allah’ın beni yaratmasından kırk sene evvel üzerime takdir buyurduğu bir işten dolayı mı beni kınıyorsun? dedi. Bunun üzerine Peygamber: “Böylece Adem, Musa’ya galip geldi. Adem, Musa’ya galip geldi,” buyurdu.

            Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4793

            Ebu Hureyre’nin (r.a.) anlattığına göre:
            Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Allah, Adem oğluna zinadan nasibini takdir etmiştir. Hiç şüphesiz bu akıbete erişecektir. İmdi göz zinası bakmaktır, dil zinası da konuşmaktır. Nefis temenni eder ve iştahlanır. Tenasül uzvu ise bunu ya tasdik eder gerçekleştirir, yahut (bırakarak) yalanlar.”
            Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4801

            Ebu Hureyre (r.a.)
            Allah Resulü’nün (a.s.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Her doğan ancak fıtrat üzere doğar. Bundan sonra anası, babası onu Yahudi yaparlar, Hristiyan yaparlar, Mecusi yaparlar. Nitekim hayvanın, derli toplu bir hayvan doğurduğu gibi. Bu hayvanda hiç bir kesik aza görüyor musunuz?”
            Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4803

            Ebu Hureyre’nin (r.a.) anlattığına göre:
            Allah Resulü (a.s.)’ne müşriklerin çocuklarından soruldu. Allah Resulü (a.s.): “Allah onların ne işleyeceklerini en iyi bilendir” buyurdu.
            Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4808

            #771201
            Anonim

              İLİM

              Hz. Aişe (r.ah.) şöyle anlatır:
              Allah Resulü (a.s.) şu ayeti okudu: Sana kitabı indiren O’dur. Onun bir kısım ayetleri muhkemdir ki bunlar kitabın esasıdır. Diğer bir kısmı da müteşabihlerdir. İşte kalblerinde eğrilik bulunanlar, sırf fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşabihlerin peşine düşerler. Halbuki onun tevilini Allah’tan başkası bilmez. İlimde yüksek payeye erenler ise: Biz ona inandık. Hepsi Rabbimiz katındandır derler. (Bunları) aklı selim sahiplerinden başkası iyice düşünmez.Aişe devamla: Bundan sonra Allah Resulü: “Kur’an’ın müteşabih ayetlerine uyan kimseleri gördüğünüzde (ki Allah onları Kur’an’da zikretmiştir) onlardan sakınınız!” buyurdu, demiştir.
              Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4817

              Cündeb b. Abdullah Beceli (r.a.)
              Allah Resulü (a.s.): “Üzerinde gönülleriniz birleştikçe, Kur’an okuyunuz. Kur’an hakkında ihtilaf ettiğinizde de artık kalkıp dağılınız” buyurdu, demiştir.
              Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4819

              Hz. Aişe’nin (r.ah.) anlattığına göre:
              Allah Resulü (a.s.): “Erkeklerden, Allah’a en sevimsiz olan şiddetle düşmanlık yapandır” buyurmuştur.
              Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4821

              Ebu Saîd Hudrî (r.a.)
              Allah Resulü’nün (a.s.) şöyle buyurduğunu bildirmiştir: “Şüphesiz ki sizler, kendinizden önce gelen milletlerin yoluna karışı karışına, arşını arşınına muhakkak uyacaksınız. O kadar ki şayet onlar bir kelerin deliğine girseler, siz de muhakkak onların arkasından gideceksiniz.” Biz: Ey Allah’ın Resulü! bunlar Yahudilerle Hristiyanlar mıdır? diye sorduk. Allah Resulü: “Başka kim olacak” buyurdu.
              Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4822

              Enes b. Malik’in (r.a.) rivayet ettiğine göre:
              Allah Resulü (a.s.): “İlmin kaldırılması, cehlin kökleşmesi, içkinin içilmesi, zinanın açıktan yapılması Kıyamet alâmetlerindendir” buyurmuştur.
              Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4824

              Ebu Musa (r.a.)
              Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu, demiştir: “Şüphesiz Kıyametin kopmasından önce öyle günler vardır ki ilim kaldırılır ve cehalet iner. O günlerde herc çoğalır; herc adam öldürmedir.”
              Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4826

              Ebu Hureyre’nin (r.a.) naklettiğine göre:
              Allah Resulü (a.s.): “Zaman yaklaşacak, ilim alınacak, fitneler zuhur edecek. Aşırı cimrilik yerleşecek ve herc çoğalacaktır” buyurdu. Sahabeler: Herc nedir? dediler. Allah Resulü: “Öldürmektir” buyurdu.
              Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4827

              Abdullah b. Amr b. As (r.a.)
              Allah Resulü’nün (a.s.) şöyle buyurduğunu işittiğini söylemiştir: “Şüphesiz Allah, ilmi insanlardan çekip almakla değil, alimlerin ruhlarını kabzetmek suretiyle kaldıracaktır. Nihayet hiç bir alim bırakmayınca insanlar kendilerine cahil bir takım kimseleri başkanlar edinirler. Bunlara sorulur, onlar da bilgisizce fetva verirler de hem kendileri saparlar, hem halkı saptırırlar.”
              Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4828

              #771202
              Anonim

                ZİKİR, DUA, TEVBE VE İSTİĞFAR

                Ebu Hureyre’nin (r.a.) haber verdiğine göre:
                Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz Aziz ve Celil Allah şöyle buyurur: Ben kulumun beni zannettiği gibiyim. Kulum beni anarken ben muhakkak onunla beraber bulunurum. Eğer o beni gönlünde gizlice zikrederse, ben de onu gönlümde zikrederim. Eğer o beni bir cemaat içinde zikrederse, ben de onu o cemaatten daha hayırlı bir cemaat içinde zikrederim. Kulum bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir arşın yaklaşırım. Kulum bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. o bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak varırım.”
                Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4832

                Ebu Hureyre’nin (r.a.) rivayet ettiğine göre:
                Hz. Peygamber (a.s.): “Allah’ın kendine has doksan dokuz ismi vardır. Her kim bunları ezberlerse Cennete girer. Şüphesiz Allah tektir, teki sever” buyurmuştur.
                Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4835

                Enes b. Malik (r.a.)
                Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu: “Sizden biriniz dua ettiği zaman azimli ve kararlı olsun. Ve sakın: Allahım, dilersen bana ver! demesin. Çünkü Allah’ı zorlayacak (hiç bir kuvvet) yoktur” demiştir.
                Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4837

                Ebu Hureyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre:
                Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Biriniz dua ettiği zaman sakın: Allahım, dilersen beni affet demesin. Kesin, kararlı ve azimli istesin, rağbeti büyültsün. Çünkü Allah’a, vereceği hiçbir şey büyük gelmez.”
                Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4838

                Enes b. Malik (r.a.)
                Allah Resulü’nün (a.s.) şöyle buyurduğunu söylemiştir: “Sizden biriniz başına gelen herhangi bir zarardan dolayı sakın ölümü temenni etmesin. Mutlaka isteyecekse: Allahım, yaşamak benim için hayırlı ise beni yaşat. Benim için ölmek hayırlı ise beni öldür! desin.”
                Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4840

                Habbab (r.a.) rivayetinde Kays b. Ebu Hazım şöyle dedi:
                Habbab’ın (r.a.) yanına hasta ziyareti için girmiştik. Karnına yedi dağlama yapılmıştı. Habbab hastalığının şiddetli ızdırabını ifade ederek: Eğer Allah Resulü bizim ölümü istememizi yasaklamış olmasaydı muhakkak ölümü isterdim, dedi.
                Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4842

                Ebu Hureyre’nin (r.a.) naklettiğine göre:
                Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu: “Sizden hiç biriniz ölümü temenni etmesin ve ölüm kendisine gelmeden evvel ölümü dilemesin. Çünkü biriniz öldüğü zaman ameli kesilir. Ve muhakkak ki ömür, Müminin ancak hayrını artırır.”
                Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4843

                Ubade b. Samit’ten rivayet edildiğine göre:
                Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Her kim Allah’a kavuşmayı severse, Allah da ona kavuşmayı sever. Her kim de Allah’a kavuşmayı istemezse, Allah da ona kavuşmayı istemez.”
                Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4844

                Hz. Aişe (r.ah.)
                Allah Resulü’nün (a.s.) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Her kim Allah’a kavuşmayı severse, Allah da ona kavuşmayı sever. Her kim de Allah’a kavuşmaktan hoşlanmazsa, Allah da ona kavuşmayı hoş görmez,” buyurdu. Ben: Ey Allah’ın Peygamberi, bu, ölümden hoşlanmamak mıdır? Öyle ise bizler hepimiz ölümden hoşlanmayız dedim. Bunun üzerine Allah Resulü: “Öyle değil, lâkin Mümin Allah’ın rahmeti ile, rızası ile ve Cenneti ile müjdelendiği zaman, Allah’a kavuşmayı sever, Allah da o mümin kula kavuşmayı sever. Kâfir olan ise Allah’ın azabı ile, hoşnutsuzluğu ile müjdelendiği zaman Allah’a kavuşmaktan hoşlanmaz, Allah da ona kavuşmaktan hoşlanmaz.”
                Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4845

                Ebu Musa (r.a.)
                Hz. Peygamber’in (a.s.): “Her kim Allah’a kavuşmayı severse, Allah da ona kavuşmayı sever. Her kim de Allah’a kavuşmaktan hoşlanmazsa, Allah da ona kavuşmaktan hoşlanmaz” buyurduğunu bildirmiştir.
                Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4848

                Enes’in (r.a.) bildirdiğine göre:
                Allah Resulü (a.s.) müslümanlardan zayıflıktan kuş yavrusu kadar kalmış hasta bir kimseyi ziyaret etti. Allah Resulü ona: “Sen Allah’a herhangi bir şeyle dua ediyor, yahut sadece Allah’tan bir şey istiyor muydun?” dedi. Evet, ben: Allahım! Bana Ahirette bir ceza verecek isen o cezayı bana dünyada ver diye dua ediyordum dedi. Bunun üzerine Allah Resulü: “Sübhanallah! Ona takat getiremezsin (yahut senin buna gücün yetmez) sen: Allahım! Bize dünyada da iyilik ver, Ahirette de iyilik ver ve bizi ateş azabından koru!diye dua etsen ya” buyurdu. Müteâkiben o hasta için Allah’a dua etti, Allah da şifasını verdi.
                Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4853

                Ebu Hureyre’nin (r.a.) rivayetinde Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurdu:
                “Allah Teala’nın yeryüzünde seyahat eden bir takım fazla melekleri vardır. Bunlar zikir meclislerini araştırırlar. İçinde Allah’ın zikredildiği bir meclis bulduklarında onlarla beraber otururlar ve birbirlerini kanatları ile kuşatırlar. Ta ki onlarla sema arasındaki mesafeyi doldururlar. Cemaat dağıldığında, yükselip semaya çıktıkları zaman Aziz ve Celil olan Allah onları pek iyi bildiği halde meleklere: “Sizler nereden geldiniz?” diye sorar. Melekler: Biz yeryüzünde senin bir takım kullarının yanından geldik ki onlar seni tesbih ediyorlar, seni tekbir ediyorlar, tehlilde bulunuyorlar, sana hamd ediyorlar ve senden istiyorlar derler. Allah: Benden ne istiyorlar? buyurur. Melekler: Senden Cennetini istiyorlar derler. Allah: Onlar benim Cennetimi görmüşler mi? buyurur. Melekler: Hayır, Rabbimiz! Eğer onlar Cennetimi görmüş olsalardı nasıl olurdu? buyurur. Melekler: Senden eman dilerler, derler. Benden niçin eman diliyorlar? diye sorar. Senin Cehenneminden Ya Rabbi! diye cevap verirler. Onlar benim Cehennemimi görmüşler mi? der. Hayır, cevabını verirler. Acaba Cehennemimi görmüş olsalar ne yaparlar? der. Senin mağfiretini talep etmektedir derler. Bunun üzerine Allah: Ben onlara mağfiret eyledim. Onlara bütün istediklerini ihsan ettim ve eman istedikleri şeyden de kendilerine eman verdim buyurur. Melekler: Ya Rabbi! O zikredenlerin içinde günahı çok olan filan kimse de vardı. Sadece oradan geçiyordu da onlarla beraber oturuvermiştir derler. Allah: Ben onu da mağfiret ettim. O cemaat öyle kemal sahibi kimselerdir ki onlarla beraber oturan kimseler şaki olamaz! buyurur.”
                Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4854

                Ebu Hureyre’den rivayet edildiğine göre:
                Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Her kim günde yüz kere Bir ve ortaksız olarak Allah’tan başka hiç bir ilah yoktur. Mülk onundur, hamd onundur, o herşeye kadirdir! derse bu dua o kimse için on köle azat etme sevabına denk olur. Ve kendisine yüz hasene yazılır, yüz günah da silinir. O gün akşamlayana kadar şeytandan korunmuş olur. Ve hiç bir kimse onun yaptığından daha faziletli bir iş yapamaz. Meğer ki ondan daha çok okuyan bir kimse olsun. Ve her kim günde yüz kere: Subhanallah ve bi-hamdihi (Allah’ı, ona hamd ederek tesbih ederim) derse o kimsenin günahları deniz köpüğü kadar bile çok olsa dökülür.”
                Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4857

                Ebu Eyyûb Ensari (r.a.)
                Allah Resulü’nün (a.s.) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: Her kim on kere “Tek ve ortaksız olan Allah’tan başka hiç bir ilah yoktur. Mülk onundur, hamd onundur. O, her şeye kadirdir!” derse İsmail Peygamber’in neslinden dört kişi azat etmiş gibi olur.
                Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4859

                Ebu Hureyre (r.a.)
                Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu, demiştir: “Dile hafif, mizanda ağır, Allah’a sevgili olan iki kelime (iki cümlecik) vardır. Bunlar: Subhanallahi ve bi-hamdihi, subhanallahi’l-azim (Allah’ı, ona hamd ederek tesbih ederim, büyük Allah’ı tesbih, ederim)’dir.”
                Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4860

                Ebu Musa (r.a.) şöyle dedi:
                Biz bir seferde Peygamber’in maiyetinde bulunduk. İnsanlar tekbir getirirken seslerini yükseltmeğe başladılar. Bunun üzerine Peygamber (a.s.): “Ey insanlar, kendinize acıyınız! Çünkü siz ne sağıra dua ediyorsunuz, ne de gaibe. Muhakkak ki siz, en iyi işiten ve size çok yakın olana dua ediyorsunuz. Ve O her zaman sizinle beraberdir” buyurdu. Ebu Musa dedi ki: Bu sırada ben Peygamber’in arkasında idim ve: Güç ve kuvvet ancak Allah’a mahsustur! sözlerini söylüyordum. Allah Resulü: “Ey Abdullah b. Kays! Ben sana Cennet hazinelerinden bir hazineyi göstereyim mi?” buyurdu. Ben de: Evet, Ya Resulüllah! dedim. Resulüllah: “La havle ve la kuvvete illa bi’llah de” buyurdu.
                Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4873

                Ebu Bekr (r.a.)
                Bir defa Allah Resulü’ne: Bana bir dua öğret de namazımda okuyayım demiş. Allah Resulü (a.s.) da: “Şüphesiz ben kendime büyük (Kuteybe: çok) zulmettim. Günahları mağfiret edecek de ancak sensin. Öyle ise makamından bana mağfiret ve bana merhamet eyle. Şüphesiz ki Ğafur ve Rahim sensin! de” cevabını vermiştir.
                Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4876

                Enes b. Malik (r.a.)
                Allah Resulü (a.s.): “Allahım! Ben acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, bunaklık derecesine varan ihtiyarlıktan ve cimrilikten sana sığınırım. Kabir azabından, hayatın ve ölümün fitnelerinden de sana sığınırım!” buyururdu, demiştir.
                Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4878

                Ebu Hureyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre:
                Hz. Peygamber (a.s.), kötü hükümden, bedbahtlık erişmesinden, düşmanların gülmesinden ve belanın çetinliğinden Allah’a sığınırdı.
                Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4880

                Bera b. Azib’in (r.a.) bildirdiğine göre:
                Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Yatağına vardığın zaman evvela namaz abdesti gibi bir abdest al. Sonra sağ tarafına yat. Sonra da: Allahım! Kendimi sana teslim ettim. İşimi sana ısmarladım. Arkamı sana dayadım. Çünkü ümidim de sendedir, korkum da sendendir. Senden sığınacak ve Senden kurtulacak yer varsa yine sensin. İndirdiğin Kitabına ve gönderdiğin Peygamber’ine iman ettim, de. Bunlar son sözün olsun. Şayet o gece ölecek olursan fıtrat üzere ölmüş olursun.” Bera: Bu sözleri iyice ezberlemek için onları Peygamber’in huzurunda tekrar ettim de: “Gönderdiğin Resulüne iman ettim” dedim. Allah Resulü (duadaki resul ve nebi kelimelerinin değiştirilerek söylenmesine razı olmayıp): “Gönderdiğin Peygamberine iman de” buyurdu.
                Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4884

                Ebu Hureyre’den (r.a.) nakledildiğine göre:
                Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Biriniz yatağına girdiği zaman izarının kenarıyla yatağını tutup silksin ve besmele çeksin. Çünkü kendisinden sonra (yani dünden beri) yatağında ne kaldığını bilemez. Yatmak istediği zaman, sağ yanı üzerine yatsın da şöyle dua etsin: Allahım! Seni bütün noksan sıfatlardan tenzih eylerim. Ya Rabbim! Ancak seninle yan tarafımı yatağıma koydum. Ve onu ancak seninle kaldırırım. Eğer canımı alacaksan sen ona mağfiret eyle. Ve eğer bırakacak isen, sen onu, salih kullarını muhafaza ettiğin himayenle muhafaza eyle!”
                Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4889

                İbn Abbas’tan (r.a.) nakledildiğine göre:
                Resulüllah (a.s.) şöyle der idi: “Allahım! Kendimi yalnız sana verdim, yalnız sana iman ettim. Yalnız sana güvendim. Yalnız sana yöneldim. Ancak senin uğrunda düşmanla mücadele ettim. Allahım! Beni dalalete düşürmenden senin izzetine sığınırım. Senden başka hiçbir mabud yoktur. Sen hiç ölmeyecek olan ebedi dirisin. Halbuki cinler ve insanlar öleceklerdir.”
                Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4894

                Ebu Musa’nın (r.a.) anlattığına göre:
                Hz. Peygamber (a.s.) şöyle dua ederdi: “Allahım! Günahımı, bilgisizliğimi, her işimde israfımı ve benden daha iyi bildiğin bütün kusurlarımı mağfiret eyle. Allahım! Ciddi hâlimi, şakamı, hatamı ve bilerek işlediğimi affeyle. Bunların hepsi bende vardır. Allahım! evvelden yaptığım, sonradan yapacağım, gizlediğim, açığa vurduğum ve benden daha iyi bildiğin bütün günahlarımı mağfiret eyle. Öne geçiren ancak sensin. Geriye bırakan da sensin ve sen her şeye kadirsin.”
                Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4896

                Ebu Hureyre’nin (r.a.) ifade ettiğine göre:
                Allah Resulü (a.s.) her zaman şöyle der idi: “Bir Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur. Allah, ordusunu aziz kıldı, kuluna da yardım etti. Tek başına da kavimlere galebe çaldı. Allah’tan başka hiç bir şey yoktur.”
                Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4903

                Ali’nin (r.a.) anlattığına göre:
                Fatıma, değirmen taşı çevirmekten dolayı elinde meydana gelen rahatsızlıktan şikâyet etmişti. O sırada Peygamber’e de bir çok esirler gelmişti. Fatıma gittiyse de babasını bulamadı. Aişe’ye rastladı ve derdini ona haber verdi. Peygamber (a.s.) geldiğinde Aişe, Fatıma’nın geldiğini ona haber verdi. (Ali dedi ki:) Bunun üzerine Peygamber bize geldi. Biz de yataklarımıza girmiştik. Hemen kalkmaya davrandık. Peygamber: “Yerlerinizde durun!” buyurdu ve ikimizin arasına oturdu. Hatta ben göğsümün üzerine ayağının soğukluğunu hissettim. Sonra Allah Resulü: “İyi dinleyiniz! Ben size, benden istediğinizden daha hayırlı olan bir şey öğreteyim mi? Siz yatağınıza girdiğiniz zaman otuz dört defa “Allah’ü ekber” dersiniz. Otuz üç defa “sübhanallah” dersiniz. Otuz üç defa da “elhamdülillah” dersiniz. Bunları söylemeniz sizin için bir hizmetçiden daha hayırlıdır” buyurdu.
                Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4906

                Ebu Hureyre’den (r.a.) bildirildiğine göre:
                Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Sizler horozun ötmesini işittiğiniz zaman Allah’ın fazlından isteyiniz. Çünkü o melek görmüştür. Merkebin anırmasını işittiğinizde de şeytandan Allah’a sığınınız. Çünkü o şeytan görmüştür.”
                Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4908

                İbn Abbas’ın (r.a.) anlattığına göre:
                Allah’ın Peygamber’i (a.s.) sıkıntı esnasında şöyle buyururdu: “Azamet ve vakar sahibi Allah’tan başka ilah yoktur. Büyük Arş’ın sahibi Allah’tan başka ilah yoktur. Göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve kıymetli Arş’ın Rabbi Allah’tan başka mabud yoktur.”
                Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4909

                Ebu Hureyre’den (r.a.) nakledildiğine göre:
                Allah Resulü (a.s.): “Biriniz acele ederek: Ben dua ettim fakat kabul olunmadı demedikçe duası kabul edilir” buyurdu.
                Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4916

                Usame b. Zeyd’ten (r.a.) nakledildiğine göre:
                Allah Resulü (a.s.): “Cennet kapısının önünde durdum. Bir de gördüm ki Cennete girenlerin çoğu fakirlerdir. Mevki sahipleri ise hapsolunmuşlardır. Yalnız Cehennemlikler müstesna. Onların Cehenneme konulmaları daha önce emrolunmuştu. Cehennem kapısı önünde de durdum. Bir de baktım ki Cehenneme girenlerin çoğu kadınlardır” buyurdu.
                Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4919

                Imran b. Husayn (r.a.)
                Allah Resulü’nün (a.s.): “Cennet sakinlerinin en azı kadınlardır” buyurduğunu rivayet etmiştir.
                Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4921

                Usame b. Zeyd (r.a.) şöyle dedi:
                Allah Resulü: “Benden sonra erkeklere, kadınlardan daha zararlı bir fitne ve imtihan sebebi bırakmadım” buyurdu.
                Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4923

                İbn Ömer’den (r.ahm.) nakledildiğine göre:
                Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Bir zamanlar üç kişi yolda giderlerken yağmura tutulmuşlar. Bunlar hemen dağdaki bir mağaraya sığınmışlar. Derken mağaranın ağzı, dağdan kopup düşen büyük bir kaya ile kapanmış. Bunun üzerine birbirlerine: Bakın, hayatınızda sırf Allah için işlediğiniz bir takım iyi ameller varsa onlar vasıtasıyla Allah’a dua ediniz. Belki Allah bu kayayı açar! dediler. Bunlardan birisi: Allahım! Bilirsin ki benim, yaşlı ihtiyar anamla babam, bir karım ve bir kaç küçük çocuğum vardı. Ben her gün onlar için koyunları otlatırdım. Koyunları onların yanına sürüp getirdiğim zaman sütlerini sağar, evvela ana babamdan başlayarak çocuklarımdan önce onlara süt içirirdim. Şu var ki bir gün ağaçlık beni uzağa götürmüştü de akşama kadar gelememiştim. Geldiğimde de anam ile babamı uyumuş halde bulmuştum. Her gün sağmakta olduğum gibi sütleri sağdım ve süt bakracını getirdim. Baş uçlarında durdum. Onları uykularından uyandırmaya kıyamıyor, anam ve babamdan önce çocuklara içirmeyi de istemiyordum. Halbuki çocuklar ayağımın dibinde ağlaşıyorlardı. Ta fecr doğuncaya kadar benim ve çocukların hâli devam etmişti. Hiç şüphe yok sen pek iyi bilmektesin ki ben ana babama yaptığım bu derin hizmeti yalnız senin rızan için yapmıştım. Şu kayayı bir parça arala da oradan gök yüzünü görelim! diye dua etti. Bunun üzerine Allah kayayı araladı ve o delikten gökyüzünü gördüler. Onlardan bir diğeri: Allahım! Şu muhakkak ki benim amcamın bir kızı vardı. Ben onu, erkeklerin kadınları sevmekte oldukları sevginin en şiddetlisi ile sevmiştim. Ben kendisiyle evlenmek istedim. O, ben kendisine yüz dinar getirmedikçe kabul etmedi. Ben bu parayı kazanmak için yoruldum. Nihayet yüz dinarı toplayıp amcamın kızına getirdim. Bacaklarının önüne oturduğum zaman kız bana: Ey Allah’ın kulu! Allah’tan kork. Mührü haksız yere açma! dedi. Bunun üzerine ben de kalktım. Sen pek iyi bilmektesin ki bu işi sırf senin rızan için yapmadığımı biliyorsun. Bu kayadan bir delik aç dedi. Bunun üzerine Allah onlar için biraz daha açtı. Öteki de: -Allahım! Ben bir ölçek pirinç mukabilinde bir işçi tutmuştum. İşçi işini bitirdiği zaman: Bana hakkımı ver dedi. Ben de ona ölçeğini verdim. Fakat o adam bunu istemedi, bırakıp gitti. Ben onu ekmeye devam ettim. Nihayet ondan çobanlarıyla birlikte bir sürü sığır elde ettim. Bir müddet sonra o işçi geldi ve: Allah’tan kork, benim hakkıma zulmetme dedi. Ben: Şu sığırların ve çobanların yanına git ve onları al, dedim. Bunun üzerine işçi: Allah’tan kork, benimle alay etme dedi. Ben: Hayır seninle alay etmiyorum. Şu sığırları ve çobanlarını al, dedim. Bunun üzerine alıp götürdü. Şüphesiz sen biliyorsun ki ben bunu senin rızanı talep için yaptım. Bizim için deliğin kalanını da aç diye dua etti. Allah onlar için mağaranın kalan deliğini de açtı.”
                Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4926

                #771203
                Anonim

                  TEVBE

                  Abdullah b. Mesûd (r.a.) şöyle anlatır:
                  Ben, Abdullah hasta iken onu ziyaret etmek maksadıyle yanına girdim. Kendisi bize biri kendinden, biri de Allah Resulü’nden olmak üzere iki hadis söyledi: Allah Resulü’nü (a.s.) şöyle buyururken işittiğini söyledi: “Muhakkak Allah mümin kulunun tevbesi sebebiyle şu kimseden daha fazla sevinir: Öyle bir kimse ki çorak bir arazide devesi ile birlikte bulunuyor. Devesinin üzerinde yiyeceği ve içeceği vardır. Derken uyuya kalır. Uyandığında bir de bakar ki devesi gitmiş. Devesini aradı. Nihayet kendisine şiddetli bir susuzluk erişti. Sonra kendi kendine: Artık ben ilk bulunduğum yere döneyim de orada ölünceye kadar uyuyayım dedi. Gitti, ölmek üzere başını kolunun üzerine koydu. Bir aralık uyandı. Bir de baktı ki devesi yanıbaşında. Bütün azığı, yiyeceği ve içeceği de devenin üzerinde! İşte Allah mümin kulunun tevbesine bu kimsenin devesini ve azıklarını bulması anındaki sevincinden daha fazla sevinir.”
                  Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4929

                  Enes b. Malik (r.a.)
                  Allah Resulü’nün (a.s.) şöyle buyurduğunu söylemiştir: “Allah’ın, kulu kendisine tevbe ettiğinde sevinmesi: Birinizin, çorak bir arazide devesi üzerinde bulunduğunda, üzerinde yiyeceği ve içeceğinin bulunduğu devesi kaçar. Devesini bulmaktan ümidi kesip de nihayet bir ağacın gölgesinde yatar; devesinden ümidini kesmiştir. Tam bu haldeyken birdenbire devesini yanıbaşında dikiliyor bulur. Hemen devesinin ipini tutar. Sonra sevincinin şiddetinden dolayı: Allahım! Sen benim kulumsun, ben de senin Rabbinim! diyerek sevincinin şiddetinden dolayı böyle hata etmesindeki sevincinden daha fazladır.”
                  Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4932

                  Ebu Hureyre’nin (r.a.) ifade ettiğine göre:
                  Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Allah mahlûkatı yarattığı zaman kendi nezdinde Arş’ın üzerinde bulunan kitabına: “Muhakkak benim rahmetim gazabıma üstün gelir” yazmıştır.
                  Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4939

                  Ebu Hureyre (r.a.)
                  Allah Resulü’nden (a.s.) şöyle buyurduğunu işitmiştir: “Yüce Allah rahmetini yüz parçaya ayırıp doksan dokuz parçasını kendi yanında tuttu, bir parçasını da yer yüzüne indirdi. İşte bu bir parça rahmet sebebiyle bütün mahluklar birbirlerine merhamet ederler. Hatta hayvan, üzerine basarım endişesiyle ayağını yavrusundan kaldırır.”
                  Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4942

                  Ömer b. Hattab (r.a.) şöyle anlatır:
                  Allah Resulü’nün huzuruna bir takım esirler gelmişti. Bunların içinde bir kadın vardı ki çocuğunu aramakta idi. Kadın esirler arasında çocuğu bulunca hemen onu aldı bağrına bastı ve emzirmeye koyuldu. Allah Resulü (a.s.) bize: “Şu kadının, kendi çocuğunu ateşe atacağını sanır mısınız?” dedi. Biz de: Hayır vallahi. Atmamak elinden geldiği sürece atmaz, dedik. Bunun üzerine Allah Resulü: “İşte muhakkak ki yüce Allah, kullarına bu kadının çocuğuna acımasından daha merhametlidir” buyurdu.
                  Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4947

                  Ebu Hureyre’den (r.a.) bildirildiğine göre:
                  Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Asla hiçbir iyilik yapmamış olan bir adam ailesine: Öldüğüm zaman beni yakın. Sonra külünün yarısını karaya, yarısını da denize doğru savurun. Allah’a yemin ederim ki eğer Allah ele geçirmeğe kadir olursa alemlerden hiç bir kimseye azap etmediği bir azaba çekecektir, dedi. Bu kimse öldüğü zaman emrettiği işleri yaptılar. Neticede Allah karaya emretti. Kara hemen kendisinde bulunanları topladı. Allah deryaya emretti, o da derhal kendisinde bulunanları toplayıverdi. Sonra Allah o kimseye: Bunu niçin yaptın? diye sordu. Adam: Senden korktuğumdan dolayı ya Rabb! Sen daha iyi bilirsin! dedi. Bunun üzerine Allah onu affetti.”
                  Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4949

                  Ebu Saîd Hudrî (r.a.)
                  Hz. Peygamber’den (a.s.) şunları nakletmiştir: Sizden önceki ümmetlerden bir kimse vardı. Allah ona mal ve evlat ihsan etmişti. Bir gün evladına hitaben: Vallahi ya benim emredeceğim şeyi yaparsınız, yahut da ben mirasımı sizden başkalarına vasiyet ederim: Öldüğüm zaman beni yakınız. (Zannederim şunu da söylemiştir:) Sonra beni öğütüp rüzgârda savurunuz. Çünkü ben Allah katında hiç bir hayır biriktirmedim. Şüphe yok ki Allah beni azap etmeğe kadirdir, diyerek bu hususta çocuklarından söz aldı. Rabbime yemin ediyorum ki çocukları da vasiyet ettiği şeyleri yaptılar. Nihayet yüce Allah; Bu yaptığına seni sevk eden nedir? diye sordu. O zat: Senden korktum, dedi. Allah Teala: “Zaten bunu da başkası affedemez dedi.”
                  Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4952

                  Ebu Hureyre (r.a.)
                  Hz. Peygamber’in (a.s.) Aziz ve Celil olan Rabbından rivayet ederek şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Bir kul bir günah işledi. Müteâkiben: Allahım! Günahımı bağışla, dedi. Yüce Allah: Kulum bir günah işledi, fakat günahı mağfiret eden ve günah sebebiyle cezalandıracak bir Rabbı olduğunu bildi buyurdu. Sonra kul tekrar dönüp günah işledi. Ardından: Ey Rabbim! Günahımı affet diye yalvardı. Yüce Allah yine: Kulum bir günah işledi, fakat günahı mağfiret eden ve günah sebebiyle cezalandıracak bir Rabbı olduğunu bildi buyurdu. Sonra kul tekrar dönüp günah işledi. Ve: Ey Rabbim! Günahımı mağfiret et diye yalvardı. Yüce Allah bu sefer yine: Kulum bir günah işledi, fakat günahı mağfiret eden, günah sebebiyle ceza veren bir Rabbı olduğunu gereği gibi bildi. Sen istediğini yap, ben seni mağfiret ettim, buyurdu.” Ravi Abdul Ala “İstediğini yap!” sözünü üçüncü yahut dördüncü defa da mı söyledi, bilmiyorum dedi.
                  Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4953

                  Abdullah b. Mesûd (r.a.)
                  Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu demiştir: “Allah kadar medh ve sena olunmayı seven hiç bir kimse yoktur. Bunun için Allah kendisini medh etmiştir. Allah’tan daha kıskanç hiç bir kimse de yoktur. Bundan dolayı Yüce Allah bütün çirkin fiilleri haram kılmıştır.”
                  Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4955

                  Ebu Hureyre’nin (r.a.) anlattığına göre:
                  Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu: “Şüphesiz ki Allah kıskanır. Mümin de kıskanır. Allah’ın kıskanması, haram kıldığı şeyleri müminin işlemesidir.”
                  Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4959

                  Abdullah b. Mesûd’un (r.a.) anlattığına göre:
                  Yabancı bir kadını öpen biri Hz. Peygamber’e geldi ve olayı anlattı. Bunun üzerine: Gündüzün iki tarafında ve gecenin bazı saatlerinde dosdoğru namaz kıl. Şüphesiz ki iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt almak isteyenlere büyük bir hatırlatmadırayeti nazil olunca o zat: Ey Allah’ın Resulü! Bu yalnız benim için mi? diye sordu. Allah Resulü (a.s.): “Ümmetimden onu yapan herkes içindir” buyurdu.
                  Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4963

                  Enes b. Malik’in (r.a.) anlattığına göre:
                  Hz. Peygamber’e bir adam geldi ve: Ey Allah’ın Resulü! Ben had cezası gerektirecek bir kabahat işledim. O cezayı bana tatbik et dedi. Ravi der ki: Bu anda namaz vakti de gelmişti. Adam da Allah Resulü ile beraber namaz kıldı. Namaz bitince yine: Ey Allah’ın Resulü! Ben ceza gerektirecek bir kabahat işledim. Binaenaleyh hakkımda Allah’ın Kitabı’nı tatbik eyle! dedi. Allah Resulü (a.s.): “Sen bizimle birlikte namazda bulundun mu?” diye sordu. Evet bulundum dedi. Allah Resulü: “Sen affolundun” buyurdu.
                  Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4965

                  Ebu Saîd Hudrî’den (r.a.) rivayet edildiğine göre:
                  Allah’ın Peygamber’i (a.s.) şöyle buyurdu: “Sizden evvelki ümmetler içinde bir adam vardı ki doksan dokuz insan öldürmüştü. Bu zat, yeryüzü insanlarının en aliminin kim olduğunu sordu. Kendisine bir rahip gösterildi. O da rahibe gelerek kendisinin doksan dokuz kişi öldürdüğünü ve tevbesinin kabul edilip edilmeyeceğini sordu. Rahip: Hayır, edilmez diye cevap verdi. Bu cevap üzerine katil o rahibi de öldürdü. Bununla sayıyı yüze tamamladı. Sonra yine yeryüzü halkının en alimini sordu. Alim bir kimse gösterildi. Onun yanına gelince: Bu adam yüz tane insan öldürmüştür. Acaba Onun için bir tevbe yolu var mıdır? dedi. O: Evet vardır, insan ile tevbesi arasına kim girebilir? Sen filan yere git. Çünkü orada Allah’a ibadet etmekte olan bir takım insanlar vardır. Sen de onlarla beraber Allah’a ibadet et ve sakın bir daha kendi memleketine dönme. Çünkü orası kötü bir çevredir, dedi. Bunun üzerine adam gitti. Nihayet yolun yarısına vardığı zaman eceli geldi. Bu sefer rahmet melekleri ile azap melekleri çekişmeye başladılar: Rahmet melekleri: Bu adam tevbe ederek ve kalbi ile Allah’a yönelerek geldi dediler. Azap melekleri de: Bu adam hiç bir hayır işlememiştir dediler. Bu sırada insan kılığında başka bir melek geldi. Her iki taraf bu meleği aralarında hakem yaptılar. O melek: Şimdi siz buradan itibaren geldiği yer ile gideceği yerin mesafesini ölçün. Bulunduğu bu yer, hangisine daha yakın ise bu kimse oraya ait olur dedi. Melekler mesafeleri ölçtüler ve adamın gitmek istediği yere daha yakın olduğunu gördüler. Bunun üzerine onun ruhunu rahmet melekleri aldılar.”
                  Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4967

                  Hz. Aişe (r.ah.) şöyle anlatır:
                  Allah Resulü (a.s.) bir sefere çıkmak istediği zaman kadınları arasında kura çekerdi. Kura kime düşerse Allah Resulü onunla birlikte sefere çıkardı. Aişe devamla: Gazaya gitmek istediği bir gazvede de aramızda kura attı ve bu kurada benim ismim çıktı. Ben Resulüllah ile beraber sefere çıktım. Bu sefer, hicap ayeti indirildikten sonra idi. Ben havdecimin içinde bindirilir ve (konak yerine) onun içinde indirilirdim. Bütün yolculuğumuzda böyle oldu. Nihayet Resulüllah bu gazasından ayrılıp da döndüğü ve Medine’ye yaklaştığımızda bir gece yürüyüşü bildirdi. Hareket izni verildiği zaman ben kalkıp yürüdüm. Hatta orduyu geçtim. Hacetimi yerine getirdiğim zaman dönüp yerime geldim. Bir de göğsümü yokladım. Baktım ki Yemen’in gözboncuğundan dizilmiş gerdanlığım kopup düşmüş. Hemen dönüp gerdanlığımı aradım. Fakat onu aramak beni yoldan alıkoymuştu. Benim devemi hazırlayan kimseler gelip havdecimi yüklemişler ve havdecimi bindiğim deve üzerinde götürmüşlerdi. Onlar beni havdecin içinde sanıyorlarmış. O zaman kadınlar hafif idiler, şişmanlamazlardı. Et ve yağ onları bürüyüp kaplamazdı. Çünkü onlar az yemek yerlerdi. Bu cihetle bana hizmet edenler havdeci yüklemek üzere kaldırdıklarında havdecin ağırlık derecesinin farkına varmayarak yüklemişler. Bilhassa ben küçük yaşta genç bir kadındım. Deveyi kaldırmışlar ve gitmişler. Ordu gittikten sonra ben gerdanlığımı buldum. Akabinde konakladıkları yerlere geldim fakat oralarda ne bir çağıran, ne de bir cevap veren kalmıştı. Bunun üzerine ben orada evvelce bulunduğum konak yerime geldim. Ve onlar beni havdecde bulamazlar da beni aramak üzere dönüp yanıma gelirler diye düşündüm. Yerimde otururken uykum geldi ve uyumuşum. Safvan b. Muattal Sulemi sonra Zekvani, ordunun arkasında mola vermişti. Bu zat sabaha yakın yürümüş, benim bulunduğum yere gelmiş, uyuyan bir insan karaltısı görünce benim yanıma gelmiş ve beni görünce tanımış. Beni tesettür farz kılınmadan önce görür idi. Ben onun beni tanıdığı sırada onun istirca sözlerini söylemesi ile uyandım. Uyanınca hemen çarşafıma bürünüp yüzümü örttüm. Allah’a yemin ediyorum ki o bana bir tek kelime söylemiyordu. Ben ondan, istirca sözünden başka hiç bir kelime işitmedim. Devesini ıhtırıp çöktürdü, ön ayağına bastı. Ben de deveye bindim. Safvan bindiğim deveyi önünden çekerek yürüdü. Nihayet kafile konak yerine indikten sonra öğlen sıcağında orduya yetiştik. Bu sırada benim yüzümden helak olan helak olmuştu. İftiranın çoğunu Abdullah b. Ubey b. Selül yapmıştı. Müteâkiben Medine’ye geldik. Medine’ye geldiğimizde ben bir ay hasta oldum. Meğer bu sırada halk iftiracıların sözlerine dalmışlar. Ben ise bunlardan hiç bir şeyin farkında değildim. Yalnız hastalığımda beni işkillendiren bir cihet vardı: Peygamber’den, hastalandığım başka zamanlarda gördüğüm lutuf ve şefkâti bu hastalığımda görmüyordum. Ancak yanıma giriyor, selam veriyor, sonra da: “Nasılsınız?” diyordu. Bu hâl beni işkillendiriyordu. Fakat bir kötülük hissetmiyordum. Nihayet iyileştikten sonra dışarıya çıktım. Benimle beraber Mistah’ın annesi de çıktı. Biz, Menası tarafına doğru çıktık. Bu yer bizim helamızdı. Buraya biz ancak geceden geceye çıkardık. Bu âdet evlerimizin yakınında helalar edinmemizden önce idi. O zamanlar bizim hâlimiz ilk Arapların âdeti idi. Biz evlerimizin yakınında helalar yapmaktan eziyet duyardık. İşte ben Mistah’ın annesi ile dışarı çıkıp gittim. Bu kadın, Ebu Ruhm b. Muttalib b. Abdu Menafın kızıdır. Annesi de Sahr b. Âmir’in kızıdır ki bu kadın da Ebu Bekr Sıddık’ın teyzesidir. Ebu Ruhm kızının oğlu da Mistah b. Usase b. Abbad b. Muttalib’dir. Orada hacetimizi gördükten sonra ben ve Ebu Ruhm kızı evimden tarafa dönüp gelirken Mistah’ın annesinin ayağı çarşafı içinde sürçtü. Kadın: Mistah helak olsun! dedi. Ne fena söyledin! Bedir’de hazır bulunan bir kimseye mi sövüyorsun? dedim. Kadın bana: Ah kadın! Sen onun söylediği sözü duymadın mı? dedi. Ben: O ne dedi ki? diye sordum. Bunun üzerine o bana iftiracıların sözünü haber verdi. Artık hastalığım kat kat arttı. Evime dönünce yanıma Allah Resulü geldi. Selam verdikten sonra: Nasılsınız? diye sordu. Ben de: Ebeveynimin yanına gitmek üzere bana izin verir misin? dedim. Ben o sırada bu haberi ebeveynim tarafımdan tahkik etmek istiyordum demiştir. Allah Resulü bana izin verdi. Ben de ebeveynimin yanına gittim ve anneme: Ey anneciğim! İnsanlar ne konuşuyorlar? dedim. Annem: Ey yavrucuğum! Sakin ol. Vallahi bir erkeğin yanında sevgili, parlak, güzel bir kadın olsun ve onun bir çok ortakları bulunsun da onun aleyhinde çok laf etmesinler pek nadirdir dedi. Ben de: Subhanallah! İnsanlar bunu mu konuşuyorlarmış? dedim. Bunun üzerine bütün gece ağladım. Sabaha kadar gözümün yaşı dinmiyor, gözüme de uyku girmiyordu. Sonra ağlayarak sabahladım. Allah Resulü de o sabah Ali b. Ebu Talib’i ve Usame b. Zeyd’i yanına çağırmıştı. Vahy gecikince ailesi ile ayrılması hususunda onlarla istişare etmişti. Usame b. Zeyd, Peygamber’in ailesinin beraatını bildiğini ve onlara karşı beslediği sevgiye işaret ederek: Ey Allah’ın Resulü! Onlar senin ailendir. Biz onun hakkında hayırdan başka bir şey bilmeyiz dedi. Ali b. Ebu Talib’e gelince, o da: Allah senin başını dara sokmaz. Aişe’den başka kadınlar çoktur. Cariyeye de sorsan sana doğruyu söyler demişti. Bunun üzerine Allah Resulü Berire’yi çağırıp: Ey Berire Aişe’de sana şüphe veren bir hâl gördün mü? diye sordu. Berire de: Seni Hak Peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki ben Aişe’den kendisini ayıplayabileceğim hiç bir şey görmüş değilim: Yalnız, Aişe yaşı küçük, genç bir kadındı. Ailesinin hamurunu yoğururken uyurdu da evin besi koyunu gelir hamuru yerdi demiş. Bunun akabinde Allah Resulü minber üzerinde ayağa kalktı ve Abdullah b. Ubey b. Selul’den özür dilemesini istedi. Kendisi minber üzerinde şöyle hitabetti: Ey Müslümanlar topluluğu! Ev halkıma verdiği ezası son dereceye varan bir şahıs için bana kim yardım eder? Vallahi ben ailem hakkında hayırdan başka bir şey bilmiş değilim. Bir adamın da ismini ortaya koydular ki bu zat hakkında da ben hayırdan başka bir şey bilmiyorum. Bu kimse ailemin yanına da ancak benimle beraber girerdi. Bunun üzerine Ensar’dan Sa’d b. Muaz ayağa kalkarak: Ey Allah’ın Resulü! O kimseye karşı sana ben yardım edeceğim. Eğer Evs’ten ise biz onun boynunu vururuz. Eğer Hazrec kardeşlerimizden ise yapılacak işi sen bize emredersin biz de emrini yerine getiririz demiş. Bu defa Sa’d b. Ubade ayağa kalkmış. Bu da Hazrec kabilesinin büyüğü idi. Ve bu vakıadan evvel iyi bir kimse idi. Fakat bu defa kabile hamiyeti onu cahilliğe sürükledi de Sa’d b. Muaz’a karşı: Sen yalan söylüyorsun. Allah’ın ebediyetine yemin ediyorum ki sen onu (yani Abdullah b. Ubey’i) öldüremezsin ve onu öldürmeye muktedir olamazsın! demiş. Bu defa da Sa’d b. Muaz’ın amcasının oğlu olan Useyd b. Hudayr ayağa kalkarak Sa’d b. Ubade’ye karşı: Allah’ın beka ve ebediyetine yemin ediyorum ki sen yalan söylüyorsun. Vallahi biz onu elbette öldürürüz. Sen mutlaka münafıksın ki, münafıklar hesabına bizimle mücadele ediyorsun diye mukabele etmiş. Bu suretle Evs ve Hazrec kabileleri ayaklanmışlar. Hatta birbirleri ile vuruşmaya niyetlenmişler. Allah Resulü ise henüz minber üzerinde ayakta duruyordu. Allah Resulü onları yatıştırmaya devam etti. Nihayet onlar susunca sustu. (Bana gelince:) Ben o gün ağladım. Ne gözümün yaşı dindi, ne de gözüme bir uyku girdi. Sonra ertesi gecemde de ağladım. Yine gözümün yaşı dinmiyor gözüme hiç uyku girmiyordu. Babam ile anam, ağlamak ciğerimi parçalayacak sanıyorlardı. Bu şekilde Ebeveynim yanımda oturdukları, ben de ağlamakta bulunduğum sırada Ensar’dan bir kadın izin istemişti. Ben de o kadına izin vermiştim. O da oturup benimle ağlıyordu. Biz bu hâl üzere iken Allah Resulü yanımıza girdi, selam verdikten sonra oturdu. Halbuki Allah Resulü bundan evvel hakkımda dedikodu başladığı günden beri yanımda oturmamıştı. Ve Allah Resulü bir ay beklediği halde kendisine hakkımda bir şey vahyolunmamıştı. Allah Resulü oturduğu zaman, şahadet kelimelerini söyledikten sonra: Ey Aişe! Hakkında bana şöyle şöyle sözler geldi. Eğer suçsuz isen yakında Allah seni muhakkak beraat ettirecektir. Yok eğer bir günah işledinse Allah’tan mağfiret dile ve Allah’a tevbe et! Çünkü kul, günahını itiraf ve sonra tevbe edince Allah da onun tevbesini kabul edip mağfiret buyurur dedi. Allah Resulü sözlerini bitirince gözümün yaşı kesildi. Hatta göz yaşından bir damla bulamıyordum. Hemen babama: Allah Resulü’nün söylediği sözlere benim adıma cevap ver dedim. Babam: Vallahi Allah Resulü’ne ne diyeceğimi bilmiyorum dedi. Sonra Anneme: Allah Resulü’nün söylediği söze benim adıma cevap ver dedim. O da: Vallahi Allah Resulü’ne ne diyeceğimi bilmiyorum dedi. Bunun üzerine ben, henüz Kur’an’dan çok şey bilmeyen küçük yaşta bir genç olduğum halde şöyle dedim: Vallahi ben kesinlikle anladım ki siz bu dedikoduyu işitmişsiniz. Hatta bu söz sizin gönüllerinizde yer etmiş ve ona inanmışsınız. Şimdi ben size suçsuzum desem (ki Allah suçsuzluğumu biliyor) bu konuda bana inanmazsınız. Ve eğer ben size bir itirafta bulunsam (ki Allah suçsuz olduğumu bilir) sizler beni hemen tasdik edeceksiniz. Vallahi ben kendimde size verecek bir misal bulamıyorum. Ancak Yusuf’un babasının dediği gibi: Artık (bana düşen) hakkıyla sabretmektir. Sizin şu söylediklerinize karşı yardımına sığınılacak ancak Allah’tır.Aişe şöyle devam etmiştir: Sonra dönüp yatağıma yattım. Halbuki vallahi o zaman ben suçsuz olduğumu ve Allah’ın da muhakkak beni temize çıkaracağını biliyordum. Lâkin vallahi hakkımda okunan bir vahy indirileceğini hiç zannetmiyordum. Benim hâlim de kendimce Aziz ve Celil Allah’ın hakkımda okunan bir şeyle konuşmasından daha aşağı idi. Lâkin Allah Resulü’nün uykuda bir rüya göreceğini ve Allah’ın da o rüya ile beni beraat ettireceğini umuyordum. Vallahi Allah Resulü oturduğu yerden kalkmamıştı. Ev halkından bir kimse de dışarı çıkmamıştı. Aziz ve Celil Allah Peygamber’ine vahy indiriverdi. Kendisini vahy inerken basan şiddet yine bastı. Kendisine indirilen kelamın ağırlığından kış gününde bile inci tanesi gibi ter dökülürdü. Allah Resulünden vahy hâli kalkınca kendisi sevincinden gülüyordu. Söylediği ilk söz şu oldu: “Müjde ya Aişe! Allah seni beraat ettirdi.” Bunun üzerine annem bana: Kalk, O’nun yanına git, dedi. Ben: Vallahi ne ona kalkarım, ne de beraatımı indiren Allah’tan başkasına hamd ederim dedim. Aziz ve Celil Allah şu on ayeti indirdi: “O uydurma haberi getirenler içinizden bir cemaattir.(ayetinden itibaren) on ayet indirdi (Nûr, 11-21). Aziz ve Celil Allah işte bu ayetleri benim beraatım hakkında indirmiştir. Ebu Bekr, akrabalığından ve fakirliğinden dolayı infak etmekte bulunduğu Mistah b. Usame için: Aişe hakkında bunları söyledikten sonra vallahi ben de Mistah’a bir şey vermem! diye yemin etti. Bunun üzerine de Aziz ve Celil Allah: Sizden fazilet ve servet sahibi olanlar, akrabasına, yoksullara, Allah yolunda hicret edenlere yardımda bulunmayacağına yemin etmesin…”ayetini, “Allah’ın size mağfiret etmesini arzu etmez misiniz?” sözüne kadarindirdi. Hibban b. Musa’nın dediğine göre, Abdullah b. Mübarek İşte bu, Allah’ın kitabı içinde en ümit bahşeden ayettir, demiştir. Bunun üzerine Ebu Bekr Vallahi, ben Allah’ın beni mağfiret etmesini isterim, dedi ve Mistah’a veregeldiği yardımı tekrar vermeye başladı ve: Ben bunu ondan ebediyen kesmem dedi. Aişe Allah Resulü, zevcesi Zeynep bt. Cahş’a benim durumumu sormuş: Ne bilirsin, ne gördün? demişti. O da: Ey Allah’ın Resulü! Ben kulağımı, gözümü muhafaza ederim. Vallahi hayırdan başka bir şey bilmem, diye cevap verdi. Bu hususta Aişe Zeynep, Peygamber’in hanımları arasında bana rekabet eden bir kadındı. Fakat Allah onu vera ve takvası sebebiyle muhafaza buyurdu. Kızkardeşi Hamne bt. Cahş ise onunla mücadele etmeye başladı da bu sebeple helak olanlar içinde helak oldu.
                  Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4974

                  #771204
                  Anonim

                    MÜNAFIKLARIN SIFATLARI VE HÜKÜMLERİ

                    Zeyd b. Erkam (r.a.) şöyle anlatır:
                    Biz Allah Resulüyle birlikte bir sefere çıktık. Bu seferde halka bir kıtlık isabet etti. Bunun üzerine Abdullah b. Ubey arkadaşlarına: Allah Resulü’nün yanında bulunan kimseleri beslemeyin ki etrafından dağılıp gitsinler dedi.Ravi Züheyr: Bu “havlehu” kelimesini mecrur okuyanın kıraatıdır dedi. Ubey devamla: Eğer Medine’ye dönersek andolsun kuvvetli olan, en hakir olanı muhakkak oradan çıkaracaktırdedi. Ben hemen Peygamber’e geldim ve bu sözleri kendisine haber verdim. Peygamber, Abdullah b. Ubey’e adam gönderip bunu kendisinden sordu. Ubey, bunu söylemediğine var kuvvetiyle yemin etti ve: Zeyd, Allah Resulüne yalan söylemiş dedi. Onların söyledikleri şeyden gönlüme şiddetli bir hüzün düştü. Nihayet Allah beni tasdik ederek: Münafıklar sana geldiği zaman…suresini indirdi. Sonra Peygamber onları kendileri için istiğfar etmeğe davet etti de onlar başlarını çevirdiler. Bir de şu ayet indi: Onlar dayanmış keresteler gibidirler.Zeyd: Onlar en güzel adamlardı dedi.
                    Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4976

                    Cabir’in (r.a.) anlattığına göre:
                    Hz. Peygamber (a.s.), Abdullah b. Ubey’in kabrine geldi. Onu kabrinden dışarı çıkardı. İki dizi üzerine koydu. Onun üzerine tükürüğünden üfledi ve ona gömleğini giydirdikten sonra “Allah en iyi bilir” buyurdu.
                    Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4977

                    Abdullah b. Mesûd (r.a.) şöyle anlatır:
                    Kâbe’nin yanında üç kişi toplandılar. Bunların ikisi Kureyş’li, biri Sakif’li yahut da ikisi Sakif’li, biri Kureyş’li idi. Kalplerinin anlayışı az, karınlarının yağı çoktu. Bunlardan biri: Allah’ın bizim konuştuklarımızı işittiğini zannediyor musunuz? dedi. Diğeri: Eğer açıktan söylersek işitir, gizli söylersek işitmez dedi. Öteki ise: Eğer açıktan söylediğimiz zaman işitirse gizli söylediğimiz zaman da işitir dedi. İşte bunun üzerine Aziz ve Celil Allah: Siz, ne kulaklarınız, ne gözleriniz, ne de derilerinizin aleyhinize şahidlik etmesinden sakınmıyordunuz…ayetini indirmiştir.
                    Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4979

                    Zeyd b. Sabit’ten (r.a.) rivayet edildiğine göre:
                    Hz. Peygamber (a.s.) Uhud harbine çıktı. Bu sırada yanında bulunanlardan bir takım insanlar geriye döndüler. Peygamber’in sahabeleri de bunlar hakkında iki grup oldular. Bir kısmı: Onları öldürelim dedi. Bir kısmı da: Hayır öldürmeyelim dedi. Bunun üzerine: Size ne oldu da münafıklar hakkında iki fırka oldunuz?ayeti indi.
                    Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4980

                    Ebu Saîd Hudrî’nin (r.a.) bildirdiğine göre:
                    Allah Resulü (a.s.) zamanında münafıklardan bir takım kimseler, Peygamber gazaya çıktığı vakit arkaya kalırlardı ve Allah Resulü’nün arkasında kalıp (evlerinde) oturduklarına sevinirlerdi. Peygamber geldiği zaman da ona bir takım özürler beyan edip yemin ederler ve yapmadıkları bir şeyle övülmelerini arzu ederlerdi. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu: Yaptıklarına sevinen, yapmadıkları ile de övülmelerini isteyenleri zannetme. Evet, bunları sakın azabtan kurtulacak zannetme!
                    Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4981

                    İbn Abbas’ın (r.a.) rivayetinde Humeyd b.Abdurrahman b. Avf şöyle anlatıyor:
                    Mervan (r.a.), kapıcısına: Ey Rafi’! İbn Abbas’a git ve ona: Eğer biz müslümanlardan, yaptığına sevinen ve yapmadığı bir işle övülmek isteyen herkes azap olunacak ise, hepimiz azap olunacağız (demektir)? diye sor dedi. İbn Abbas bu suale: Bu ayetten size ne? Bu ayet ancak Kitap Ehli hakkında nazil olmuştur, diye cevap verdi. Sonra: Hani Allah kendilerine Kitap verilenlerden, onu insanlara açıklayacaklarına ve gizlemeyeceklerine dair söz almıştı.ayetini okudu. Yine İbn Abbas Yaptıklarına sevinen, yapmadıklarıyla da övülmelerini arzu edenleri zannetme.”(Âl-i İmrân, 188) ayetini okudu. İbn Abbas bundan sonra şöyle dedi: Peygamber (a.s.) bir kere onlara bir şey sordu. Onlar da sualin cevabını ondan sakladılar da başkasını haber verdiler. Müteâkiben Peygamber’in kendilerinden sormuş olduğu şeyi sanki ona haber vermişler göstererek dışarı çıktılar ve kendisinden bundan dolayı övülmelerini istediler. Sorduğu şeyi gizlemiş olmaktan da sevindiler.
                    Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4982

                    Enes b. Malik (r.a.):
                    Bizden, Neccar oğullarından bir kimse vardı. Bu zat, Bakara ve Ali İmran surelerini okumuştu. Allah Resulü’ne de katiplik yapıyordu. Derken bu adam kaçıp gitti ve Kitap Ehline katıldı. Onlar kendisini yüksek makamlara çıkardılar ve: Şu adam Muhammed’e katiplik yapıyordu diyerek kendisini pek beğendiler. Aradan çok zaman geçmeden Allah onun boynunu helak etti. Onun için bir mezar kazdılar ve onu gömdüler. Fakat sabah olunca yer onu dış yüzüne atmıştı. Sonra döndüler ve onun için yine bir çukur kazdılar ve onu tekrar gömdüler. Arz tekrar onu yeryüzüne attı. Sonra döndüler, bir çukur daha kazdılar ve yine gömdüler. Fakat yer onu yine dış yüzüne atmıştı. Bunun üzerine artık onu atıldığı vaziyette bıraktılar.
                    Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4987

                    #771205
                    Anonim

                      KIYAMET, CENNET VE CEHENNEMİN SIFATI

                      Ebu Hureyre’den (r.a.) nakledildiğine göre:
                      Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu: “Kıyamet gününde iri cüsseli, semiz bir kişi gelir. Fakat Allah yanında, bir sivrisineğin kanadı kadar ağırlığı olmayacaktır.” Şu ayeti okuyunuz: Biz de onlar için hiç bir tartı tutmayacağız.
                      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4991

                      Abdullah b. Mesûd (r.a.)
                      Hz. Peygamber’in huzuruna bir alim geldi ve: Ey Muhammed! yahut da: Ey Ebu’l-Kasım! Hiç şüphesiz yüce Allah Kıyamet gününde gökleri bir parmağında, yerleri bir parmağında, bütün dağları, ağaçları bir parmağında, suları ve toprakları bir parmağında, diğer mahlukları da bir parmağında tutacak. Sonra onları sallayarak: Melik benim! Melik benim! buyurur dedi. Allah Resulü (a.s.), alimin söylediklerine şaşarak onu tasdik olmak üzere güldü. Sonra şu ayeti okudu: Onlar Allah’ı hakkıyla takdir edemediler. Halbuki Kıyamet günü bütün yer onun bir elindedir. Gökler de onun sağ elinde dürülmüştür. Tenzih ederim; O, onların koştukları ortaklardan münezzehtir.
                      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4992

                      Ebu Hureyre’nin (r.a.) anlattığına göre:
                      Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu: “Yüce Allah Kıyamet günü bütün yeri avucuna alır. Göğü de sağ elinde dürer. Sonra: “Melik benim. Hani yeryüzünün hükümdarları neredeler!” diye hitap eder.”
                      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4994

                      Abdullah b. Ömer (r.ahm.),
                      Allah Resulü’nün (a.s.) şöyle buyurduğunu bildirmiştir: “Aziz ve Celil Allah Kıyamet günü bütün gökleri dürer. Sonra onları sağ eli ile tutar. Sonra da: “Melik benim! Zalimler nerede? Mütekebbirler nerede?” buyurur. Sonra sol eliyle de gökleri dürer. Ardından: “Melik benim! Zalimler nerede, mütekebbirler nerede?” buyurur.”
                      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4995

                      Sehl b. Sa’d (r.a.)
                      Allah Resulü’nün (a.s.): “Kıyamet günü insanlar beyaz unun çöreği gibi bembeyaz, kızıl beyaz bir yerde toplanacak. Orada hiç bir kimse için bir alâmet olmayacak” buyurdu.
                      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 4998

                      Ebu Saîd Hudrî (r.a.)
                      Allah Resulü’nün (a.s.) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Kıyamet gününde yer, tek bir çörek gibi olur. Cebbar olan Allah, onu herhangi birinizin yolculukta çöreğini evirip çevirdiği gibi Cennet ahalisi için bir ikram olmak üzere çevirir.” Ebu Saîd dedi ki: Bu sırada Yahudilerden biri geldi ve: Ey Ebu’l-Kasım! Rahman olan Allah sana bereket versin! Cennet ahalisinin Kıyamet gününde azığının ne olduğunu sana haber vereyim mi? dedi. Allah Resulü: Evet, buyurdu. Yahudi Allah Resulü’nün dediği gibi: Yer, bir tek çörek olur dedi. Bunun üzerine Allah Resulü bizlere baktı, azı dişleri görülünceye kadar güldü. Sonra Yahudi: Sana onların katığını da haber vereyim mi? dedi. Allah Resulü: Evet dedi. Yahudi: Onların katığı balam ve nun’dur dedi. Sahabeler: Bunlar nedir? diye sordular. Yahudi: Öküz ile balıkdır. Bunların ciğerinin kenarından yetmiş bin kişi yiyecektir, dedi.
                      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5000

                      Abdullah b. Mesûd (r.a.) şöyle anlatır:
                      Bir gün Peygamber’le birlikte bir tarlada yürüyordum. Kendisi bir hurma dalına dayanıyordu. Derken bir kaç Yahudiye tesadüf ettik. Birbirlerine: Ona ruhu sorun dediler ve şöyle konuştular: Neden O’na sorma gereği duyuyursunuz? Sizin karşınıza hoşunuza gitmeyen bir şeyle çıkmıyor ki. Fakat yine de O’na sorun dediler. Bunun üzerine biri kalktı ve Peygamber’e ruhu sordu. Peygamber sükut etti. Anladım ki kendisine vahy geliyor. Yerimde durdum. Vahy nazil olunca: Sana ruh hakkında soruyorlar. Onlara de ki: Ruh, Rabbimin işidir. Sizlere ancak pek az bir bilgi verilmiştirbuyurdu.
                      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5002

                      Enes b. Malik’in (r.a.) anlattığına göre:
                      Ebu Cehil Allahım! Eğer bu hakikaten senin tarafından gelen hak bir (din) ise, bize gökten taş yağdır veya bize acı bir azap ver! dedi. İşte bunun üzerine şu ayetler nazil oldu: Sen aralarındayken Allah onlara azap edecek değildir. İstiğfar ettikleri müddetçe de Allah onlara azap edecek değil. Onlar Mescid-i Haram’dan menedip dururken Allah ne diye kendilerine azap etmeyecekmiş.
                      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5004

                      Abdullah b. Mesûd’un (r.a.) şöyle rivayet etmiştir:
                      Biz Abdullah’ın yanında oturuyorduk. Abdullah aramızda yaslanmıştı. Derken kendisine bir kimse geldi ve: Ey Ebu Abdurrahman! Hikayeci bir adam Kind’e kapıları yanında hikaye anlatıyor ve Duman mucizesi gelerek kâfirlerin nefesini keseceğini, müminlerin ise ondan nezle kadar etkileneceklerini iddia ediyor, dedi. Abdullah b. Mesûd kızgın bir halde oturarak şöyle dedi. Ey insanlar! Allah’tan korkun. Sizden her kim bir şey biliyorsa bildiğini söylesin. Bilmeyen de “Allah bilir” desin. Çünkü O, birinizin bilmediği bir şey için Allah bilir demesini en iyi bilendir. Aziz ve Celil Allah Peygamber’ine: Ben buna karşı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Ve ben yapmacık davrananlandan da değilim de!buyurdu. Allah Resulü (a.s.) insanlarda İslâm’a karşı bir gerileme görünce: “Allahım! Yusuf’un yedi (kıtlık) yılı gibi yedi (kıtlık yılı olsun)!” buyurmuştu. Bunun üzerine Kureyş’i şiddetli bir kıtlık yılı yakaladı ki her şeyi silip süpürdü. Hatta açlıktan hayvan derilerini, leşleri yediler. Onlardan biri gökyüzüne bakardı da duman şeklinde bir şey görürdü. Ebu Süfyan hemen Peygamber’in yanına geldi ve: Ey Muhammed! Sen geldin, Allah’a itaati ve akrabalık bağlarını gözetmeyi emrediyorsun. Kavmin ise helak oldular. Artık onlar için Allah’a dua et! dedi. Aziz ve Celil Allah: Şimdi sen, Sema’nın insanları bürüyecek apaşikâr bir duman getireceği günü gözetle. Bu pek yaman bir azap!”ayetini, “Siz hiç şüphe yok ki tekrar döneceksinizsözüne kadar buyurdu. Allah’ın: Fakat biz büyük bir şiddetle yakalayacağımız gün, kesinlikle intikamımızı alırızbuyurulan günde Ahiret azabı kaldırılır mıydı? Ayetindeki batşe (yakalamak) günü, Bedr günüdür. Demek ki Duhânayeti, batşe, lizam ve Rum ayeti geçmişlerdir.
                      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5006

                      Abdullah b. Mesûd (r.a.)
                      Allah Resulü (a.s.) zamanında ay iki parçaya bölündü de Allah Resulü: “Şahid olunuz!” buyurdu, demiştir.
                      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5010

                      Enes b. Malik’in (r.a.) anlattığına göre:
                      Mekke halkı Allah Resulü’nden (a.s.) kendilerine bir mucize göstermesini istemişler. O da onlara ayın yarılmasını iki kere göstermiştir.
                      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5013

                      İbn Abbas (r.a.)
                      Allah Resulü’nün (a.s.) zamanında ay yarıldı demiştir.
                      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5015

                      Ebu Musa (r.a.)
                      Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu, demiştir: “İşitmekte olduğu ezaya karşı Aziz ve Celil Allah’tan daha sabırlı kimse yoktur. Kendisine şirk koşulur, çocuk nisbet edilir de sonra Allah onları yine selamette kılar ve rızıklandırır.”
                      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5016

                      Abdullah b. Kays’ın (r.a.) anlattığına göre:
                      Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurmuştur: “İşittiği ezaya karşı Yüce Allah’tan daha sabırlı hiç bir kimse yoktur. Onlar Allah’a eş koşuyorlar, ona çocuk isnat ediyorlar da bununla beraber, Allah onları rızıklandırıyor, selamette kılıyor ve onlara veriyor.”
                      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5017

                      Enes b. Malik’ten (r.a.) rivayet edildiğine göre:
                      Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Yüce Allah Cehennemliklerin en hafif azablısına: Dünya ve dünyadaki her şey senin olsa onu fidye eder miydin? buyurur. O kul: Evet, der. Bunun üzerine Allah: Sen Adem’in sulbünde iken ben senden daha hafif bir şeyi: Bana ortak tanımamanı istemiştim. (Ravi, şöyle dediğini de zannediyorum dedi) Ben de seni ateşe atmayacaktım. Fakat sen şirkten başkasını kabul etmedin, buyurur.”
                      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5018

                      Enes b. Malik’in (r.a.) anlattığına göre:
                      Bir adam: Ey Allah’ın Resulü! Kâfir Kıyamet gününde yüzüstü nasıl haşrolunur? diye sordu. Allah Resulü: Dünyada onu iki ayağı üzerine yürüten Kıyamet gününde yüzüstü yürütmeğe kadir değil midir? buyurdular.
                      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5020

                      Ebu Hureyre (r.a.)
                      Allah Resulü’nün (a.s.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: “Müminin misali ekin gibidir. Rüzgâr onu sallar durur. Mümine de bela ve sıkıntı gelmeye devam eder. Münafığın misali de sedir ağacı gibidir ki kesilmedikçe sallanmaz.”
                      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5024

                      Kaab b. Malik (r.a.)
                      Allah Resulü (a.s.): “Müminin misali, bir deste ekin gibidir. Rüzgâr onu eğiltir durur. Bazen yere vurur, bazen doğrultur. Kâfirin misali ise, kökü üzerinde dimdik duran sedir ağacı gibidir. Kökünden bir defada sökülünceye kadar, onu hiç bir şey eğiltemez.”
                      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5025

                      Abdullah b. Ömer’in (r.a.) anlattığına göre:
                      Allah Resulü (a.s.): “Ağaçlardan bir ağaç vardır ki yaprağı düşmez. O ağaç müslümanın benzeridir. O nedir? Bana söyleyiniz” buyurdu. İnsanların aklı kırlardaki ağaçlara takıldı. Abdullah Bunun hurma ağacı olduğu hatırıma geldi. Fakat utandım. Ondan sonra insanlar: Ey Allah’ın Resulü! Bize söyle, o nedir? diye sordular. Allah Resulü: “O hurma ağacıdır” cevabını verdi. Ben bunu Ömer’e söyledim. O hurma ağacıdır deseydin, benim için şundan ve şundan daha makbul olurdu, dedi, demiştir.
                      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5027

                      Ebu Hureyre’den (r.a.) bildirildiğine göre:
                      Allah Resulü (a.s.): “Sizden hiç kimseyi ameli kurtaramayacaktır” buyurdu. Bir kimse: Ey Allah’ın Resulü! Seni de mi? diye sordu. Allah Resulü: “Evet beni de. Şu kadar ki Allah’ın beni kendinden bir rahmet ile örtmesi vardır. Lâkin sizler daima doğruyu isteyin,” buyurdu.
                      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5036

                      Muğire b. Şu’be’nin (r.a.) anlattığına göre:
                      Hz. Peygamber (a.s.) ayakları şişinceye kadar namaz kıldı. Kendisine: Allah senin gelmiş geçmiş bütün günahlarını mağfiret eylemiş iken, niçin bu külfete katlanıyorsun? denildi. Allah Resulü buna: “Şükreden bir kul olmayayım mı?” diye cevap verdi.
                      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5044

                      Hz. Aişe (r.ah.) şöyle anlatır:
                      Allah Resulü (a.s.) namazı kıldığı zaman ayakları çatlayıncaya kadar kıyam yapardı. Aişe “Ey Allah’ın Resulü! Senin gelmiş geçmiş bütün günahların mağfiret edildiği halde, bunu niçin yapıyorsun?” diye sordu. Peygamber: “Ey Aişe! Ben Allah’a çok şükreden bir kul olmayayım mı?” buyurdular.
                      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5046

                      Abdullah b. Mesûd’un (r.a.) rivayetinde Şakik şöyle anlatır:
                      Abdullah b. Mesûd’un kapısı yanında onu beklerken oturuyorduk. Derken yanımızdan Yezid b. Muaviye Nehai geçti. Ona: Abdullah’a burada bulunduğumuzu bildiriver dedik. Yezid, Abdullah’ın huzuruna girdi. Çok geçmeden Abdullah bizim yanımıza çıktı ve: Sizlerin burada bulunduğunuzu haber aldım. Fakat yanınıza çıkmama sizleri bıktırırım endişesi engel oldu. Çünkü Allah Resulü (a.s.) vaaz ve nasihat hususunda bıktırır endişesiyle bazı günler bizden söz alırdı, dedi.
                      Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5047

                      #771206
                      Anonim

                        CENNET, CENNET NİMETLERİ VE CENNETLİKLERİN SIFATI

                        Ebu Hureyre’den (r.a.) nakledildiğine göre:

                        Peyamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Aziz ve Celil Allah: Ben iyi kullarım için hiç bir gözün görmediği, hiç bir kulağın işitmediği ve hiç bir insanın kalbinden geçmeyen şeyler hazırladım, buyurdu.” Allah’ın kitabında bunu tasdik eden delil şu ayettir: Artık yaptıklarına karşılık olarak, onlar için ne sevinçler saklandığını hiç kimse bilemez.
                        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5050

                        Ebu Hureyre (r.a.)
                        Allah Resulü’nün (a.s.): “Şüphesiz Cennette bir ağaç vardır ki bir süvari onun gölgesinde yüz sene yürür” buyurduğunu rivayet etmiştir.
                        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5054

                        Sehl b. Sa’d (r.a.)
                        Allah Resulü’nün (a.s.) şöyle buyurduğunu söylemiştir: “Şüphesiz Cennette bir ağaç vardır ki bir süvari onun gölgesinde yüz sene yürüse de gölgesini bitiremez.”
                        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5055

                        Ebu Saîd Hudrî’nin (r.a.) rivayet ettiğine göre:
                        Hz. Peygamber (a.s.): “Şüphesiz Cennette öyle bir ağaç vardır ki bir süvari, süratli, talimli, iyi cins bir at ile yüz sene yürüse de onu bitiremez” buyurmuştur.
                        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5056

                        Ebu Saîd Hudrî’den (r.a.) bildirildiğine göre:
                        Hz. Peygamber (a.s.): “Allah, Cennet ahalisine: Ey Cennet ahalisi! diye hitap buyurur. Onlar: Ey Rabbimiz! Sana iki defa icabet ederiz ve kullukta daimiz. Hayır senin iki elindedir derler. Allah: Razı oldunuz mu? buyurur. Kullar: Ya Rab! Nasıl razı olmayalım? Sen bize mahlûkatından hiç bir kimseye vermediğini ihsan buyurdun! derler. Allah: Bundan daha kıymetlisini vereyim mi? buyurur. Onlar: Ey Rabbimiz! Bundan daha kıymetli ne olabilir ki? derler. Bunun üzerine Allah: Ben size rıdvanımı (razımı) helal kılıyorum ve artık bundan sonra sizlere ebediyen kızmam! buyurur.”
                        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5057

                        Sehl b. Sa’d’dan (r.a.)
                        Allah Resulü’nün (a.s.): “Şüphesiz Cennet ehli Cennetteki köşkü, sizin gökte yıldızı gördüğünüz gibi göreceklerdir” buyurmuştur.
                        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5058

                        Ebu Hureyre (r.a.)
                        Ebu’l-Kasım (a.s.) “Cennete ilk girecek zümre ayın on dördüncü gecesindeki sureti üzere girecekler. Bunların peşi sıra girenler de semadaki parlak yıldız suretinde geleceklerdir. Her birine iki zevce vardır. Bunların bacağının iliği etinin üstünden görünür. Ve Cennette bekar yoktur” buyurmuştur, dedi.
                        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5062

                        Ebu Musa Eş’ari’den (r.a.) nakledildiğine göre:
                        Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Muhakkak mümin için Cennette içi boş bir tek inciden bir çadır vardır. Boyu altmış mildir. Mümine mahsus aileler vardır ki mümin onları dolaşıp ziyaret eder, fakat onlar birbirlerini görmezler.”
                        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5070

                        Ebu Hureyre’nin (r.a.) rivayet ettiğine göre:
                        Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Aziz ve Celil Allah Adem’i kendi suretinde yarattı. Onun boyu altmış arşındır. Adem’i yaratınca: Haydi git de şu cemaate selam ver. Onlar oturan bir grup melekti. Sana ne cevap vereceklerini iyi dinle. Çünkü bu, hem senin, hem de zürriyetinin selamı olacaktır, buyurdu. Bunun üzerine Adem gitti ve melekler topluluğuna: -esselamu aleyküm (selam size) dedi. Onlar da: -esselamu aleyke ve rahmetullah (selam ve Allah’ın rahmeti senin üzerine olsun) diye karşıladılar. Ve selamlarına “Ve Rahmetullah” cümlesini ziyade ettiler. Cennete giren herkes Adem’in suretinde ve altmış arşın uzunluğunda olacaktır. Ama Adem’den sonra insanlar ta şimdiye kadar kısalmaya devam etmiştir.”
                        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5075

                        Ebu Hureyre’nin (r.a.) anlattığına göre:
                        Hz. Peygamber (a.s.): “Siz Adem oğullarının yakmakta olduğunuz şu ateşiniz Cehennem ateşinin yetmiş cüzünden bir parçadır” buyurdu. Sahabeler: Ey Allah’ın Resulü! Vallahi bu bile yetecekmiş, dediler. Allah Resulü: “Cehennem ateşi her biri dünya ateşi sıcaklığı derecesinde olmak üzere üzerine altmış dokuz kat daha fazla kılındı” buyurmuştur.
                        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5077

                        Ebu Hureyre (r.a.)
                        Allah Resulü’nün (a.s.) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Cehennem ile Cennet münakaşa ettiler. Cehennem: Bana zalimler ve mütekebbirler girer dedi. Cennet: Bana zayıflar ve miskinler girer dedi. Aziz ve Celil Allah Cehenneme: Sen benim azabımsın. Dileyeceğim kimselere seninle azap ederim buyurdu. (Belki de: Dilediğime seninle isabet ederim demiştir). Cennete de: Sen benim rahmetimsin. Dilediğim kimselere seninle merhamet ederim. İkinizi de dolduracak vardır buyurdu.”
                        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5081

                        Enes b. Malik’in (r.a.) bildirdiğine göre:
                        Allah’ın Peygamber’i (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Cehennem durmadan: Daha var mı? diyecek. Nihayet İzzetin Rabbine Pak ve Yüce Allah ona ayağını koyar. Bunun üzerine Cehennem: İzzetine yemin ederim ki yeter, yeter! der ve parçaları birbirine dürülür.”
                        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5084

                        Ebu Saîd’in (r.a.) anlattığına göre:
                        Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurdu: “Kıyamet günü ölüm, alaca bir koç suretinde getirilir. (Ebu Kureyb şunu ziyade etti:) Cennet ile Cehennem arasında durdurulur. (Hadisin kalan kısmında ittifak etmişlerdir). Müteâkiben: Ey Cennet ahalisi! Sizler bunu tanıyor musunuz? denilir. Cennetlikler hemen başlarını kaldırıp bakarlar ve: Evet, bu ölümdür derler. Sonra: Ey Cehennem ahalisi! Sizler bunu tanıyor musunuz? diye sorulur. Onlar da başlarını kaldırarak bakarlar ve: Evet, bu ölümdür derler. Bunu takiben koçun kesilmesi emrolunur ve derhal boğazlanır. Bundan sonra: Ey Cennet halkı! Cennette ebedi yaşıyacaksınız, artık ölüm yoktur. Ve ey Cehennem halkı! Sizler de ebedisiniz, artık ölüm yoktur denilir.” Bundan sonra Allah Resulü şu ayeti okudu: Onları hasret günü ile korkut. Çünkü onlar hâlâ gaflet içinde ve hâlâ iman etmemişken iş bitmiş olur.Allah Resulü bu ayeti okurken eliyle dünyaya işaret etmiştir.
                        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5087

                        Abdullah b. Ömer (r.a.)
                        Allah Resulü’nün (a.s.) şöyle buyurduğunu söylemiştir: “Allah, Cennetlikleri Cennete, Cehennemlikleri de Cehenneme sokar. Sonra aralarında bir tellal kalkıp: Ey Cennet ahalisi! Artık ölüm yoktur; ve: Ey Cehennem ahalisi! Artık ölüm yoktur. Herkes bulunduğu yerde ebedidir! diyecektir.”
                        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5088

                        Ebu Hureyre (r.a.)
                        Allah Resulü’nün (a.s.): “Kâfirin avurt dişi (yahut azı dişi) Uhud (dağı) kadar, derisinin kalınlığı da üç günlük mesafedir” buyurduğunu bildirmiştir.
                        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5090

                        Ebu Hureyre (r.a.) Allah Resulü’ne isnat ettiği hadiste Allah Resulü (a.s.):
                        “Cehennemde kâfirin iki omuzu arası, hızlı giden bir süvarinin üç günlük yolu kadardır” buyurmuştur.
                        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5091

                        Harise b. Vehb Huzai (r.a.)
                        Hz. Peygamber (a.s.) den şunları işittiğini söylemiştir: Peygamber: “Size Cennet ehlini haber vereyim mi?” buyurdu. Sahabeler: Evet, dediler. Allah Resulü: Zayıf olan ve halk tarafından zayıf görülen her mümin (Cennetlik) dir. Allah’a yemin etse, muhakkak ki Allah onu yemininde doğru çıkarır, buyurdu. Sonra da: “Size Cehennem ehlini haber vereyim mi?” buyurdu. Sahabeler: Evet, dediler. Allah Resulü: Her katı yürekli, düşman ve kibirli kimsedir, buyurdu.
                        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5092

                        Abdullah b. Zema (r.a.) şöyle anlatır:
                        Allah Resulü (a.s.) hutbe okudu da deveyi ve onu boğazlayanı anarak şöyle buyurdu: Semud kavminin en aşağılığı fırladığı zaman…”Buna, Ebu Zema gibi kuvvetli, şirret bir adam kalkıştı” buyurdu. Sonra Allah Resulü kadınlardan bahsederek onlar hakkında öğütler verdi ve: “Sizden biriniz karısını ne zamana kadar dövecek?” buyurdu.
                        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5095

                        Ebu Hureyre (r.a.) şöyle anlatır:
                        Allah Resulü (a.s.): “Ben şu Kaab oğullarının atası Amr b. Luhay b. Kama b. Hındifi, Cehennemde bağırsaklarını sürüklerken gördüm” buyurdu.
                        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5096

                        Hz. Aişe (r.ah.),
                        Allah Resulü’nden (a.s.) şunları işittiğini söylemiştir: “İnsanlar Kıyamet gününde yalınayak, çıplak ve sünnetsiz olarak haşrolunurlar.” Ben de: Ey Allah’ın Resulü! Kadın ve erkekler beraber olup birbirlerine bakacaklar mı? dedim. Allah Resulü: “Ey Aişe! Mesele, birbirlerine bakmalarından çok daha vahim” buyurdular.
                        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5102

                        İbn Abbas (r.a.)
                        Hz. Peygamber’i (a.s.) hutbede şöyle buyururken işitmiştir: “Muhakkak ki sizler Allah’a yürüyerek, yalınayak, çıplak ve sünnetsiz olarak kavuşacaksınız!”
                        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5103

                        Ebu Hureyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre:

                        Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: “İnsanlar üç fırka olarak haşredilecekler: Birinci fırka, istekliler, korkanlar. İkinci fırka, İki kişi bir deve üzerinde, üçü bir deve üzerinde, dördü bir deve üzerinde ve on kişi bir deve üzerinde olanlar. Geri kalanlarını da Cehennem toplayacak; nerede geceyi geçirirlerse, o ateş de onlarla beraber geceler. Onlar nerede istirahat ederlerse o da onlarla beraber istirahat eder. Sabahladıkları yerde onlarla beraber sabahlar. Akşamladıkları yerde, onlarla beraber akşamlar.”
                        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5105

                        Abdullah b. Ömer (r.ahm.),
                        Hz. Peygamber’in (a.s.) İnsanlar alemlerin Rabbi için kalkacağı günayeti hakkında şöyle buyurduğunu haber vermiştir: “İnsanlardan her biri kulaklarının yarı yerlerine kadar tere batmış olarak kalkacaktır.”
                        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5106

                        Ebu Hureyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre:
                        Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz Kıyamet günü ter, yerin içine yetmiş kulaç işleyecektir. Ve hiç şüphesiz insanların ağızlarına yahut kulaklarına kadar ulaşacaktır.” Ravi Sevr, bunların hangisini söylediğinde tereddüt etmiştir.
                        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5107

                        İbn Ömer’in (r.ahm.) bildirdiğine göre:
                        Resulüllah (a.s.) şöyle buyurdu: “Sizden biriniz vefat ettiğinde, sabah ve akşam ona oturacağı makamı gösterilir. O kimse Cennet ehlinden ise, Cennetlik; ateş ehlinden ise Cehennemlik olacaktır. Ve ona: Kıyamet günü Allah seni oraya gönderinceye kadar işte senin yerin budur, denilir.”
                        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5110

                        Ebu Eyyûb (r.a.)
                        Bir gün güneş battıktan sonra Allah Resulü (a.s.) dışarı çıktı ve bir ses işitti: Bunun üzerine: “Yahudiler kabirlerinde azap görüyorlar” buyurdu.
                        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5114

                        Enes b. Malik (r.a.)
                        Allah’ın Peygamber’i (a.s.) şöyle buyurdu demiştir: “Kul, kabrine konduğu ve arkadaşları geri dönüp gittikleri zaman onların ayakkabılarının seslerini şüphesiz işitir. Buyurdular ki: İki melek gelip onu oturtarak: Şu adam hakkında ne derdin? diye sorarlar. Mümin: Onun Allah’ın kulu ve Resulü olduğuna şahadet ederim diye cevap verir. Bunun üzerine ona: Cehennemdeki yerine bak! Allah onun yerine sana Cennetten bir yer verdi, denilir.” Allah’ın Peygamber’i: “O iki makamını birden görür” buyurdu.
                        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5115

                        Bera b. Azib’den (r.a.) nakledildiğine göre:
                        Hz. Peygamber (a.s.): Allah, iman edenleri sabit sözle yerlerinde tutarayeti kabir azabı hakkında indi. Kabirde ölüye: Rabbin kimdir? diye sorulur. O da: Rabbim Allah ve Peygamberim Muhammed’dir der. İşte, Aziz ve Celil Allah’ın: Allah, iman edenleri dünya hayatında da Ahirette de sözlerinde sabit tutar…ayeti budur, buyurmuştur.
                        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5117

                        Hz. Aişe (r.ah.)
                        Allah Resulü (a.s.): “Kıyamet gününde kim hesaba çekilirse azap görecektir” buyurdu. Bunun üzerine ben: Aziz ve Celil Allah İşte kolayca bir hesaba çekilirbuyurmamış mı? dedim. Resulüllah: “O hesap değildir. Bu dediğin ancak arzdır. Kıyamet gününde hesapta tartışılan kimse azap görecektir” buyurdu.
                        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5122

                        Abdullah b. Ömer (r.ahm.)
                        Allah Resulü’nü (a.s.) şöyle buyururken işittiğini söylemiştir: “Allah bir kavme azap etmek isteyince o kavim içinde bulunan her ferde azap isabet eder. Sonra herkes amellerine göre diriltilirler.”
                        Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5127

                        #771207
                        Anonim

                          FİTNELER VE KIYAMET ALÂMETLERİ

                          Zeynep bt. Cahş’ın (r.ah.) anlattığına göre:
                          Hz. Peygamber (a.s.) bir kere uykusundan: “Allah’tan başka ilah yoktur. Vukuu yaklaşan şerden dolayı vay Arab’ın haline! Bugün Ye’cüc ve Me’cüc seddinden şu kadarı açıldı” diyerek uyandı. Süfyan eliyle on işareti yapmıştır. Ben: Ey Allah’ın Resulü! İçimizde bunca iyi kimseler varken biz helak olur muyuz? dedim. Allah Resulü! “Evet. Pislik ve kötülük çoğaldığı zaman” diye cevap verdi.
                          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5128

                          Ebu Hureyre (r.a.)
                          Hz. Peygamber’in (a.s.): “Bu gün Ye’cüc ve Me’cüc seddinden şunun gibi bir delik açıldı” buyurdu. Ravi Vuheyb, eliyle doksan işaretini yapmıştır.
                          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5130

                          Hz. Aişe’nin (r.ah.) anlattığına göre:
                          Allah Resulü (a.s.) uykusunda sıçradı. Biz Ey Allah’ın Resulü uykunda şimdiye kadar yapmadığın bir şey yaptın dedik. Bunun üzerine: “Şaşacak şey! Ümmetimden bir takım insanlar Kâbe’ye sığınmış Kureyşli bir adam sebebiyle Kâbe’ye kastediyorlar. Nihayet onlar Beyda’ya ulaştıkları zaman yere batırıldılar” buyurdu. Biz: Ey Allah’ın Resulü! Şüphesiz ki yolda bir çok insan olabilir, dedik. Resulüllah: “Evet, onların arasında bilerek gelenler, zorlananlar ve yolcular da vardır. Bunların hepsi birden helak olacaklar da farklı yerlerden çıkacaklar. Allah onları niyetlerine göre diriltecektir” buyurdu.
                          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5134

                          Üsame’nin (r.a.) naklettiğine göre:
                          Allah Resulü (a.s.) Medine’nin burçlarından birine çıkıp baktı da sonra: “Benim gördüğümü görebiliyor musunuz? Ben evlerinizin aralarında fitnelerin yerlerini, su gözleri gibi görüyorum” buyurdu.
                          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5135

                          Ebu Hureyre (r.a.)
                          Allah Resulü’nün (a.s.) şöyle buyurduğunu haber vermiştir: “Gelecekte bir takım fitneler olacaktır. Fitne zamanında oturan kişi ayakta durandan; ayakta duran yürüyenden; yürüyen koşandan hayırlıdır. Her kim fitnelerin başına dikilirse fitneler onu yıkar. Her kim fitne zamanı sığınacak bir yer bulursa hemen oraya sığınsın.”
                          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5136

                          Ebu Bekre (r.a.)
                          Allah Resulü’nü (a.s.): “İki müslüman kılıçları ile karşı karşıya geldikleri zaman öldüren de ölen de Cehennemdedir” buyururken işittim, demiştir. Bunun üzerine ya ben ya da bir başkası: Ey Allah’ın Resulü! Öldüren böyle ama ölene ne oluyor? dedi. Allah Resulü: “Ölen de arkadaşını öldürmek istemiştir” buyurdu.
                          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5139

                          Ebu Hureyre’nin (r.a.) rivayet ettiğine göre:
                          Resulüllah (a.s.) şöyle buyurdu: “İki büyük fırka savaşıp aralarında büyük bir harp olmadıkça Kıyamet kopmayacaktır. Halbuki ikisinin davası da birdir.”
                          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5142

                          Ebu Hureyre’den (r.a.) nakledildiğine göre:
                          Allah Resulü (a.s.): “Herc vakıaları çoğalmadıkça Kıyamet kopmaz” buyurdu. Sahabeler: Ey Allah’ın Resulü! Herc nedir? diye sordular. Allah Resulü: “Öldürmek, öldürmek!” buyurdu.
                          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5143

                          Huzeyfe b. Yeman (r.a.) şöyle anlatır:
                          Allah’a yemin ederim ki benimle Kıyametin kopması arasında olacak her fitneyi insanların en iyi bileni benimdir. Bu da bende, Allah Resulü’nün bana gizlice söylediği, benden başkasına da söylemediği bir sır olmasındandır. Lâkin Allah Resulü, benim de içinde bulunduğum bir mecliste fitnelerden bahsederken bunu söylemiştir. Allah Resulü (a.s.) fitneleri sayarken şöyle buyurdu: “Onlardan üçü var ki hemen hemen hiç bir şey bırakmayacaktır. Yine onlardan yaz rüzgârları gibi öyle fitneler vardır ki bir kısmı küçük, bir kısmı da büyüktür.”
                          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5146

                          Ebu Hureyre’den (r.a.)
                          Allah Resulü’nün (a.s.) şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Fırat nehri (suları gitmesi sebebiyle) altın bir dağı meydana çıkarmadıkça Kıyamet kopmaz. İnsanlar onun için savaşacak ve her yüz kişiden doksan dokuzu öldürülecektir. Onlardan her bir kimse: Keşke kurtulan ben olsaydım! diyecektir.”
                          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5152

                          Ebu Hureyre (r.a.)
                          Allah Resulü’nün (a.s.) şöyle buyurduğunu haber vermiştir: “Hicaz toprağından, Busra’daki develerin boyunlarını aydınlatan bir ateş çıkmadıkça Kıyamet kopmayacaktır.”
                          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5164

                          Abdullah b. Ömer (r.ahm.),
                          Allah Resulü’nü (a.s.) doğu tarafına yönelmiş bir halde: “Haberiniz olsun ki fitne işte şuradadır. İyi biliniz ki fitne bu tarafta, şeytanın boynuzunun çıktığı yerdedir” buyururken işitmiştir.
                          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5167

                          Ebu Hureyre (r.a.) şöyle anlatır:
                          Allah Resulü (a.s.): “Devs kabilesi kadınlarının kalçaları Zu’l-Halasa’nın etrafında çalkalanmadıkça Kıyamet kopmaz,” buyurdu. Zu’l-Halasa, Tebale’de, cahiliyet devrinde Devs kabilesinin taptığı bir put idi.
                          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5173

                          Ebu Hureyre’den (r.a.) nakledildiğine göre:
                          Allah Resulü (a.s.): “İnsan, diğer bir insanın kabrinden geçerken: Keşke onun yerinde ben olsaydım! demedikçe Kıyamet kopmaz” buyurdu.
                          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5175

                          Ebu Hureyre’nin (r.a.) ifade ettiğine göre:
                          Allah Resulü (a.s.): “Kahtan oğullarından bir kişi çıkıp da insanları sopasıyla sürmedikçe Kıyamet kopmayacaktır” buyurmuştur.
                          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5182

                          Ebu Hureyre (r.a.)
                          Hz. Peygamber’in (a.s.) şöyle buyurduğunu bildirmiştir: “Sizler, yüzleri deri kaplanmış kalkanlar gibi olan bir kavimle muharebe etmedikçe Kıyamet kopmaz. Ve yine siz, ayakkabıları keçe olan bir kavimle harp etmedikçe Kıyamet kopmaz” buyurdu.
                          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5184

                          İbn Ömer’den rivayet edildiğine göre:
                          Hz. Peygamber (a.s.): “Sizler Yahudilerle muhakkak muharebe edecek ve onları öldüreceksiniz. Hatta taş bile: Ey müslüman! bu Yahudidir; gel de onu öldür! diyecektir” buyurmuştur.
                          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5200

                          Ebu Hureyre (r.a.)
                          Allah Resulü’nün (a.s.) şöyle buyurduğunu bildirmiştir: “Müslümanlarla Yahudiler arasında çok kanlı bir muharebe olmadıkça Kıyamet kopmaz. O muharebede müslümanlar Yahudileri tamamiyle öldürürler. Hatta bir Yahudi taş ve ağaç arkasına saklanacak da o taş veya ağaç: Ey Müslüman! Ey Allah’ın kulu! Şu arkamdaki bir Yahudidir. Hemen gel de onu öldür, der. Yalnız Ğarkad ağacı müstesnadır. Çünkü o Yahudilerin ağaçlarındandır.”
                          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5203

                          Ebu Hureyre (r.a.)
                          Hz. Peygamber’in (a.s.): “Kendilerinin Allah’ın peygamberi olduğunu iddia eden otuza yakın yalancı Deccal gönderilmedikçe Kıyamet kopmaz” buyurdu.
                          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5205

                          Ebu Saîd Hudrî (r.a.)
                          şöyle anlatır: Ben Mekke yolunda İbn Saîd’e yoldaşlık ettim. Bana: Benim Deccal olduğumu iddia eden bazı insanlarla karşılaştım. Sen Allah Resulü’nün (a.s.): “Deccal’in çocuğu yoktur” buyurduğunu işitmedin mi? dedi. Ben de: Evet dedim. İşte benim çocuğum doğdu! Sonra sen Allah Resulü’nü “Deccal, Medine’ye ve Mekke’ye giremeyecektir” buyururken işitmedin mi? dedi. Ben: Evet diye cevap verdim. İbn Saîd: Muhakkak ki ben Medine’de doğdum ve işte şimdi de Mekke’ye gitmek istiyorum dedi. Ve sonra sözünün sonlarında bana: Fakat vallahi ben Deccalin nerede ve ne zaman doğduğunu ve şimdi nerede bulunduğunu pek iyi bilirim dedi. Böyle söyleyerek kafamı karıştırdı.
                          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5209

                          Cabir b. Abdullah’ın (r.a.) rivayetinde anlatıldığına göre: Muhammed b. Münkedir
                          Ben Cabir b. Abdullah’ı, İbn Saîd’in Deccal olduğunu Allah’a yemin ederek söylerken gördüm. Ben de: Allah’a yemin mi ediyorsun? dedim. Cabir: Ben, Ömer b. Hattab (r.a.) da Peygamber’in yanında İbn Sayyad’ın Deccal olduğuna yemin ettiğini işittim. Peygamber (a.s.) onun bu yeminine karşı çıkmadı, dedi.
                          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5214

                          Abdullah b. Ömer’in (r.ahm.) anlattığına göre:
                          Ömer b. Hattab (r.a.) Allah Resulü (a.s.) ile beraber bir cemaat içinde İbn Sayyad’ın bulunduğu tarafa gitti. Allah Resulü, İbn Sayyad’ı Benu Meğale soyunun kalesi yanında çocuklarla oynarken buldu. İbn Sayyad o sırada henüz büluğ çağına yaklaşmıştı. Allah Resulü onun sırtına eliyle dokununcaya kadar farkına varmadı. Allah Resulü: Benim Allah Resulü olduğuma şahadet eder misin? diye sordu. Bunun üzerine İbn Sayyad Allah Resulü’ne baktı ve: Senin ümmilerin Peygamberi olduğuna şahadet ederim, dedi. Sonra İbn Sayyad Resulüllah’a: Sen de benim Allah Resulü olduğuma şahadet eder misin? dedi. Resulüllah (a.s.) onu reddetmiş ve: Ben Allah’a ve Allah’ın Resullerine iman ettim buyurdu. Sonra Allah Resulü ona: Ne görüyorsun bakalım? diye sordu. İbn Sayyad Bana doğrucu da gelir, yalancı da, diye cevap verdi. Bunun üzerine Allah Resulü: Senin işin çok karışık, buyurdu. Sonra Allah Resulü İbn Sayyad’a: Ben gönlümde senin için bir şey sakladım, dedi. İbn Sayyad O dumandır, diye cevap verdi. Bunun üzerine Allah Resulü ona: Sus! Sen asla değerini aşamazsın, buyurdu. Bu sırada Ömer b. Hattab Ey Allah’ın Resulü! Müsaade buyur da şunun boynunu vurayım dedi. Allah Resulü de ona: Eğer bu Deccal ise sen ona asla musallat olamazsın. Deccal değil ise onu öldürmekte senin için bir hayır yoktur, buyurdu. Abdullah’ın oğlu Salim, Abdullah b. Ömer’i (r.ahm.) şöyle derken işittim demiştir: Allah Resulü (a.s.) bundan sonra Ubey b. Kaab Ensari ile beraber İbn Sayyad’ın bulunduğu hurmalığa gitti. Nihayet Allah Resulü hurmalığa girdiği zaman hurma gövdeleriyle gizlenmeye başladı. Allah Resulü İbn Sayyad kendisini görmeden İbn Sayyad’dan bir şeyler işitmek istiyordu. Allah Resulü onu kadife örtüsü içinde bir şilteye yaslanmış, bir şeyler mırıldanırken gördü. Tam bu sırada İbn Sayyad’ın annesi, hurma ağacının arkasına gizlenmiş bulunan Allah Resulü’nü gördü ve hemen İbn Sayyad’a Ey Safi! İşte Muhammed! diye seslendi. Safi, İbn Sayyad’ın ismidir. İbn Sayyad hızla kalktı. Bunun üzerine Allah Resulü yanındaki sahabelerine: “Kadın onu bıraksaydı ne olduğunu beyan edecekti” buyurdular. Salim b. Abdullah, Abdullah b. Ömer’in şöyle dediğini söylemiştir: Bunun üzerine Allah Resulü (a.s.) insanlar içinde ayağa kalktı ve Allah’ı gerektiği şekilde övdü. Sonra Deccali zikredip şöyle buyurdu: “Ben sizleri ona karşı uyarırım. İstisnasız bütün Peygamberler kavmini Deccal’den sakındırmıştır. Nuh da kavmini ondan sakındırmıştır. Fakat şimdi ben size onun hakkında, hiç bir Peygamber’in söylememiş olduğu bir şey söyleyeceğim: İyi biliniz ki onun bir gözü kördür. Yüce Allah ise kör değildir.”
                          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5215

                          Enes b. Malik’ten (r.a.) bildirildiğine göre:
                          Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Ümmetini tek gözü kör ve pek yalancı olan (Deccal)dan sakındırmamış hiç bir Peygamber yoktur. Dikkat edin ki onun bir gözü kördür. Rabbiniz ise tek gözlü değildir. Onun iki gözünün arasında -Kefere- yazılmıştır.”
                          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5219

                          Huzeyfe (r.a.)
                          Allah Resulü’nün (a.s.): “Deccal sol gözü kör, gür saçlı bir kimsedir. Beraberinde Cennet ve Cehennem vardır. Onun Cehennemi Cennet, Cenneti de Cehennemdir” buyurduğunu söylemiştir.
                          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5222

                          Ebu Hureyre’den (r.a.) nakledildiğine göre:
                          Allah Resulü (a.s.): “Dikkat edin! Size Deccal hakkında öyle bir şey bildireceğim ki hiç bir Peygamber kendi kavmine söylememiştir. Onun bir gözü kördür. Hem Cennetin, hem Cehennemin bir benzeri de onunla beraber gelecektir. Fakat onun Cennet dediği Cehennemdir. Nuh, ona karşı kavmini nasıl uyardıysa, ben de sizi uyarıyorum” demiştir.
                          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5227

                          Ebu Saîd Hudrî (r.a.) şöyle anlatır:
                          Allah Resulü (a.s.) bir gün bize Deccal hakkında uzun bir konuşma yaptı. Söyledikleri arasında şu da vardı: Buyurdular ki: “Deccal gelecektir. Fakat Medine yollarına girmek ona haram kılınmıştır. Medine etrafındaki bazı işlenmeyen arazilere kadar varacaktır. O günün en hayırlı bir siması yahut insanların en hayırlılarından birisi Deccale karşı çıkar ve: Şahadet ederim ki muhakkak sen, Allah Resulü’nün bize haber vermiş olduğu Deccalsın! der. Bunun üzerine Deccal Şimdi ben bu adamı öldürür, sonra diriltirsem ne dersiniz? Bu işte şüphe eder misiniz? diye sorar. Hayır, derler. Deccal o kimseyi hemen öldürür, sonra da diriltir. Ve diriltir diriltmez o kimse: Vallahi senin hakkında hiç bir zaman şimdiki kadar basiretli olmamışımdır, der. Bunun üzerine Deccal onu tekrar öldürmek ister. Fakat ona musallat olamaz.”
                          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5229

                          Muğire b. Şu’be (r.a.) şöyle anlatır:
                          Hiç bir kimse Peygamber’e Deccal hakkında benim kadar çok sual sormamıştır. Allah Resulü (a.s.) bana: Ondan seni yoran nedir ki? O sana zarar veremez, buyurdu. Ben de: Ey Allah’ın Resulü! Onun yanında yiyecekler ve nehirler var, diyorlar dedim. Allah Resulü: O, Allah nezdinde bundan daha değersizdir buyurdu.
                          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5231

                          Enes b. Malik (r.a.)
                          Allah Resulü’nün (a.s.) şöyle buyurduğunu bildirmiştir: “Mekke ile Medine dışında Deccal’ın ayak basmayacağı hiç bir belde yoktur. Medine’nin bütün yollarında, orayı koruyan saf saf melekler vardır. Deccal, Sıbha’ya (çorak bir araziye) iner. Medine üç defa sarsılır. Bütün kâfir ve münafıklar Deccal’ın yanına doğru Medine’den çıkarlar.”
                          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5236

                          Sehl b. Sa’d (r.a.)
                          Ben Peygamber’i (a.s.), şahadet parmağı ve orta parmağı ile işaret ederek: “Kıyamet günü ile ben şöyle gönderildim” buyururken işittim demiştir.
                          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5244

                          Enes b. Malik (r.a.)
                          Allah Resulü (a.s.): “Kıyamet günü ile ben şu iki parmak gibi gönderildim” buyurdu demiştir.
                          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5245

                          Hz. Aişe’nin (r.ah.) anlattığına göre:
                          Bedevi Araplar Allah Resulü’nün yanına geldikleri zaman: Kıyamet ne zaman kopacak, diye Kıyameti sorarlardı. Allah Resulü de onlardan en genç olana bakar ve: “Eğer şu yaşarsa; o ihtiyarlamadan Kıyametiniz kopabilir” buyururdu.
                          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5248

                          Enes b. Malik’in (r.a.) anlattığına göre:
                          Bir adam, Resulüllah’a: Kıyamet ne zaman kopacak? diye sordu. Bu sırada yanında Ensar’dan Muhammed adında bir çocuk bulunuyordu. Allah Resulü (a.s.): “Eğer bu çocuk yaşarsa umulur ki o ihtiyarlamadan Kıyamet kopar” buyurdu.
                          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5249

                          Ebu Hureyre (r.a.)
                          Allah Resulü (a.s.): “İki üfürme arasında kırk vardır” buyurdu dedi. Ey Ebu Hureyre, kırk gün mü? dediler. Cevap vermekten çekindim. Onlar: Kırk ay mıdır? diye sordular. Ben çekindim. Bu, kırk sene mi? diye sordular. Ben yine çekindim. Allah Resulü: “Sonra Allah semadan su indirir de onlar sebzenin bitmesi gibi biterler” buyurdu. Keza Allah Resulü: “Bir tek kemik müstesna, insanın çürümeyecek hiç bir yeri yoktur. O da kuyruk sokumu kemiğidir. Kıyamet gününde tekrar yaratma ondan terkip edilecektir.”
                          Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5253

                          #771208
                          Anonim

                            ZÜHD VE REKAİK

                            Enes b. Malik (r.a.)
                            Allah Resulü’nün (a.s.) şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Ölüyü üç şey takip eder. İkisi geri döner, biri orada onunla beraber kalır: Ölüyü ailesi, malı ve ameli takip eder. Neticede ailesi ve malı geriye döner. Sadece ameli kalır.”
                            Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5260

                            Amr b. Avf (r.a.) şunları anlatmıştır:
                            Allah Resulü (a.s.) Ebu Ubeyde b. Cerrah’ı, cizye mallarını getirmek üzere Bahreyn’e gönderdi. Harp etmeksizin Allah Resülü, Bahreyn halkı ile bir sulh yapmıştı. Allah Resulü bunlara Ala b. Hadrami’yi emîr tayin etmişti. Ebu Ubeyde cizye mallarını alarak Bahreyn’den Medine’ye geldiğinde Ensar Ebu Ubeyde’nin gelişini işittiler. Allah Resulü ile birlikte sabah namazına geldiler. Allah Resulü sabah namazını kılıp ayrılınca sahabeler hemen onun önüne koşuştular. Allah Resulü onları bu halde görünce gülümsedi. Sonra: Öyle sanıyorum ki sizler, Ebu Ubeyde’nin Bahreyn’den bir şeyler getirdiğini duydunuz, buyurdu. Sahabeler: Evet ya Resulüllah! dediler. Bunun üzerine Allah Resulü: “O halde sevinin ve sizi sevindirecek şeyi umunuz!… Allah’a yemin ediyorum ki, bundan sonra sizin adınıza fakirlikten korkmuyorum. Fakat sizin için dünyanın sizden öncekilere serildiği gibi size de serilmesinden ve onların dünya için yarıştıkları gibi sizin de yarışmanızdan, dünyanın onları helak ettiği gibi sizi de helak etmesinden korkuyorum,” buyurdular.
                            Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5261

                            Ebu Hureyre (r.a.)
                            Allah Resulü’nün (a.s.): “Sizden biriniz mal ve halk (evlat) hususlarında kendisinden üstün olan kimselere baktığında bir de kendisinin üstün olduğu daha aşağı kimselere baksın” buyurduğunu bildirmiştir.
                            Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5263

                            Ebu Hureyre (r.a.)
                            Hz. Peygamber’i (a.s.) şöyle buyururken işitmiştir: “İsrail oğullarında biri alaca, biri kel ve biri de kör olmak üzere üç kişi vardı. Allah bunları imtihan etmek istedi de onlara bir melek gönderdi. Melek alacalıya geldi ve: Sence en makbul şey nedir? dedi. Abraş: Güzel bir renk, güzel bir ten ve insanların tiksindikleri hastalığın benden gitmesi dedi. Melek onun vücudunu sıvazladı ve hemen ondan bu iğrençliği gitti ve ona güzel bir sima, güzel bir ten verildi. Bundan sonra melek ona: Hangi malı çok seversin? diye sordu. Deve dedi. (Yahut da: İnek dedi. Hadisin ravisi İshak tereddüt etmiştir. Ancak alacalı ile kelden birisinin deve, öbürüsünün inek istediğini söylemiştir). Deve isteyene on aylık gebe bir deve verildi de bunun üzerine melek: Allah sana bu devede bereket ihsan eylesin! diye dua etti. Sonra melek kel adamın yanına vardı. Ona da: Sen en çok neyi seversin? diye sordu. O da: Güzel bir saç ve insanların tiksindiği hâlin benden gitmesi dedi. Müteâkiben melek onun başını sıvazladı da ondan kellik gitti ve ona güzel bir saç verildi. Melek ona da: En çok hangi malı seversin? diye sordu. O da: İnek dedi. Ona da gebe bir inek verildi. Ve melek ona: Allah bu ineği sana bereketli eylesin! diye dua etti. Melek sonra körün yanına geldi ve ona da: Sence en makbul şey nedir? diye sordu. O da: Allah’ın gözümü bana iade etmesi ve benim de onunla insanları görmemdir dedi. Melek onun gözünü sıvadı da Allah ona gözünü verdi. Melek köre: Hangi malı çok seversin? diye sordu. O da: Koyun dedi ve kendisine kuzulu bir koyun verildi. Bir müddet sonra deve ve sığır sahiblerinin devesi ve sığırı yavruladı. Koyun sahibinin de koyunu kuzuladı. Bu suretle birinin bir vadi dolusu devesi; ötekinin bir vadi dolusu sığırı, diğerinin de bir vadi dolusu koyunu oldu. Sonra günün birinde o melek ilk şeklinde alacalı kişiye geldi ve ona: Ben fakir bir kişiyim. Yolculuğumda bütün imkanlarım kesildi. Bugün önce Allah, sonra da senden başka beni (evime) ulaştıracak yoktur. Şimdi, sana güzel bir renk, güzel bir cilt ve bir çok mal veren aşkına senden bir deve isterim ki bu yolculuğumda onun üzerinde muradıma erişebileyim! dedi. Alacalı: Haklar çoktur, dedi. Melek ona: Ben seni tanır gibiyim. Sen halkın iğrendiği alacalı adam değil misin? Hani fakirdin de bu malı sana Allah vermişti, dedi. O da: Ben bu mala ancak atadan ataya intikal ederek varis olmuşumdur dedi. Melek de ona: Eğer yalancı isen Allah seni eski hâline çevirsin! dedi. Sonra melek ilk suretinde kel adama geldi ve alacalıya dediği gibi ona da söyledi. Alacalının reddettiği gibi bu kel de reddetti. Melek ona: Eğer yalancı isen Allah seni eski hâline çevirsin! dedi. Bu defa melek yine ilk sureti üzere âmaya gelerek: -Ben fakir ve yolda kalmış, zavallı bir kimseyim. Yolculuğumda bütün çarelerim tükendi. Bu gün önce Allah, sonra da senden başka beni (evime) ulaştıracak yoktur. Gözlerini iade eden aşkına, senden, yolculuğumda gayeme ulaşabileceğim bir koyun istiyorum dedi. Kör: Gerçekten ben kör idim. Allah bana gözlerimi iade buyurdu. Dilediğini al, dilediğini de bana bırak. Allah’a yemin ederim ki: Bu gün Allah için alacağın bir şeyde sana güçlük vermek istemem dedi. Bu cevap üzerine melek ona: Malını muhafaza et. Siz imtihan edildiniz. Senden razı olundu. Fakat iki arkadaşın hışıma uğradılar, dedi.”
                            Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5265

                            Sa’d b. Ebu Vakkas (r.a.) şöyle anlatır:
                            Vallahi ben, Araplardan Allah yolunda ilk ok atan kimseyim. Allah Resulü (a.s.) ile birlikte, huble ile şu semur ağacının yaprağından başka yiyeceğimiz olmadığı halde gaza ederdik. Hatta, her birimiz koyun gibi defi hacet ederdi. Sonra Beni Esed din konusunda beni tazir eder oldu. Şu halde ben hüsrana uğradım ve amelim boşa gitti demektir. İbn Nümeyr, “şu halde” sözünü söylememiştir.
                            Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5267

                            Hz. Aişe (r.ah.)
                            Muhammed’in (a.s.) ev halkı, kendisi Medine’ye geldikten vefat edinceye kadar, arka arkaya üç gün buğday ekmeğinden doya doya yemediler, demiştir.
                            Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5274

                            Hz. Aişe (r.ah.)
                            Gerçekten Muhammed’in ev halkı olan bizler bir ay ateş yakmadan dururduk. Yiyeceğimiz hurma ile su idi.
                            Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5280

                            Hz. Aişe (r.ah.)
                            Allah Resulü (a.s.) benim rafımda bir ciğer sahibinin yiyeceği bir şey yok iken vefat etmiştir. Rafımda sadece yarım ölçü arpa vardı. Uzun zaman ondan yedim. Nihayet bir defasında o arpayı ölçtüm de tükeniverdi, demiştir.
                            Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5281

                            Hz. Aişe (r.ah.)
                            Allah Resulü (a.s.), iki siyah denilen hurma ile suya doydukları zaman vefat etti, dedi. (İnsanlar, iki siyah ile doydukları zaman vefat etti. Bunlar; su ve hurma, dedi.)
                            Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5284

                            Ebu Hureyre (r.a.) şöyle anlatır:
                            Nefsim elinde olan Allah’a yemin ederim ki (İbn Abbad: Ebu Hureyre’nin nefsi elinde olan Allah’a yemin ederim ki demiştir) Allah Resulü (a.s.) dünyadan ayrılıncaya kadar aile halkını üç gün arka arkaya buğday ekmeğiyle doyurmamıştır.
                            Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5286

                            Abdullah b. Ömer (r.ahm.) şöyle anlatır:
                            Allah Resulü (a.s.) Hicr ashabı hakkında: “Şu azap gören kavmin yanına ağlayarak gidiniz. Eğer ağlayamıyorsanız, onlara isabet edenin benzerinin sizlere de isabet etmemesi için, sakın onların yurtlarına gitmeyiniz” buyurdu.
                            Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5292

                            Ebu Hureyre’den (r.a.) rivayet edildiğine göre:
                            Hz. Peygamber (a.s.) şöyle buyurmuştur: “Dul kadın ve yoksul için çalışan, Allah yolundaki mücahid gibidir. (Ravi: Şöyle dediğini de zannediyorum dedi) Yahut gevşemeksizin namaz kılan ve bırakmadan oruç tutan kimse gibidir.”
                            Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5295

                            Cündüb Alaki (r.a.) şöyle anlatır:
                            Allah Resulü (a.s.): “Her kim duyulsun diye bir iş yaparsa, Allah o kimseyi duyurur. Her kim gösteriş olsun diye bir iş yaparsa, Allah da onun içyüzünü ortaya koyar” buyurdu.
                            Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5302

                            Ebu Hureyre (r.a.)
                            Allah Resulü’nü (a.s.) şöyle buyururken işitmiştir: “Kul (bazen) bir söz söyler ki onun sebebiyle Cehenneme; doğu ile batı arasından daha uzağa iner!”
                            Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5303

                            Üsame b. Zeyd (r.a.)
                            Allah Resulü şöyle buyururken işittiğini söylemiştir: “Kıyamet gününde bir kişi getirilip Cehenneme atılır da bağırsakları karnından dışarıya çıkar. Onları, eşeğin değirmen taşını döndürdüğü gibi döndürecek. Derken Cehennem halkı toplanırlar da: Ey filan! Ne bu hâl? Sen iyiliği emreden, kötülükten de nehyeden biri değil miydin? derler. O da: Evet, öyle idim. Fakat ben iyiliği emrederdim; kendim yapmazdım. Yine ben kötülükten nehyederdim de kendim işlerdim, der.”
                            Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5305

                            Ebu Hureyre (r.a.)
                            Allah Resulü’nün (a.s.): “Ümmetimin hepsi affolunmuştur, yalnız açıktan açığa günah işleyenler müstesna. Açık günahlardan biri de: Kul geceleyin bir günah işler. Sonra Rabbi o günahı örtbas ettiği halde sabaha erer. Fakat kul: Ey filan! Ben dün gece şöyle şöyle yaptım diye söyler. Halbuki kendisi, Rabbi onun günahını örtbas ederek gecelemişti. Rabbi onun günahını örttüğü halde geceler de sabahlayınca Allah’ın örttüğünü açar” buyurduğunu işittiğini söylemiştir.
                            Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5306

                            Enes b. Malik’in (r.a.) anlattığına göre:
                            Bir kere Peygamber’in yanında iki kişi aksırdı. Peygamber (a.s.) bunlardan birisine hayır dua etti, öbürüne de etmedi. Peygamber’in hayır dua etmediği kimse Peygamber’e: Filan kimse aksırdı da ona hayır dua ettin. Ben aksırdım, fakat bana hayır dua etmedin! dedi. Peygamber: Muhakkak ki bu Allah’a hamd etti. Sen ise Allah’a hamd etmedin, buyurdu.
                            Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5307

                            Ebu Hureyre (r.a.)
                            Allah Resulü (a.s.): “Esnemek şeytandandır. Binaenaleyh herhangi biriniz esneyeceği zaman gücü yettiği kadar kendini tutsun” buyurdu, demiştir.
                            Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5310

                            Ebu Hureyre’den (r.a.) bildirildiğine göre:
                            Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurmuştur: “İsrail oğullarından bir ümmet kaybolmuştur. Ne yaptığı bilinmiyor. Ben zannetmem ki o ümmet fareden başka bir şey olsun. Görmez misiniz? O, kendisi için deve sütü konulduğunda içmez de koyun sütü konulduğu zaman onu içer”
                            Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5315

                            Ebu Hureyre’nin (r.a.) anlattığına göre:
                            Hz. Peygamber (a.s.): “Mümin aynı şeye iki defa aldanmaz” buyurmuştur.
                            Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5317

                            Ebu Bekre’nin (r.a.) anlattığına göre:
                            Hz. Peygamber’in huzurunda bir kimse başka birini övdü. Bunun üzerine Peygamber (a.s.) birkaç defa: “Yazık sana! Arkadaşının boynunu kestin. Arkadaşının boynunu kestin!” buyurdu. Sonra da: “Herhangi biriniz arkadaşını mutlaka övmek durumunda kalırsa: Filanı zannediyorum; Allah ona kâfidir; ben Allah’a karşı kimseyi temize çıkaramam (şayet onu biliyorsa), onu şöyle şöyle zannederim desin” buyurmuştur.
                            Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5319

                            Ebu Musa’nın (r.a.) anlattığına göre:
                            Hz. Peygamber (a.s.) birisinin bir adamı övdüğünü ve onu övmede aşırı gittiğini duydu da bunun üzerine: “Andolsun ki siz o adamı helak ettiniz. Yahut bu adamın belini kırdınız!” buyurdu.
                            Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5321

                            Hz. Aişe’nin (r.ah.) rivayetinde
                            Urve şöyle dedi: Ebu Hureyre hadis rivayet ediyor ve: Ey Hücrenin sahibesi! Dinle! Ey Hücrenin sahibesi, dinle! diyordu. Aişe de bu sırada namaz kılıyordu. Namazı bitirince Urve’ye Şu adamı ve biraz evvelki söylediklerini işitmez misin? Peygamber (a.s.) bir söz söylerdi. Eğer biri onları saymak isteseydi, muhakkak sayabilirdi, dedi.
                            Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5325

                            #771209
                            Anonim

                              TEFSİR

                              Ebu Hureyre’nin (r.a.) naklettiğine göre:
                              Allah Resulü (a.s.) şöyle buyurmuştur: “İsrail oğullarına Kapıdan secde ederek girin ve hıtta (dileğimiz günahımızı affetmendir) deyin ki size günahlarınız affolunsun, denildi. Fakat onlar bu emri tebdil ettiler de kapıdan kıçları üzerinde sürünerek girdiler ve (hıtta yerine) “Kılın içinde bir tane” dediler.”
                              Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5330

                              Enes b. Malik’in (r.a.) haber verdiğine göre:
                              Aziz ve Celil Allah, vefatından önce Allah Resulü’ne (a.s.) arka arkaya vahiy indirdi. Nihayet vefat etti. Vahyin en fazla olduğu zaman, Allah Resulü’nün vefat ettiği gün idi.
                              Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5331

                              Ömer’in (r.a.) rivayetinde Tarık b. Şihab şöyle anlatır:
                              “Yahudiler Ömer’e Sizler bir ayet okumaktasınız ki eğer o ayet bize indirilmiş olsaydı, biz onun indirildiği günü muhakkak bir bayram edinirdik dediler. Bunun üzerine Ömer (r.a.) “Muhakkak ki ben onun indirildiği yeri, hangi günde indirildiğini ve o indirildiği zaman Allah Resulü’nün nerede bulunduğunu pek iyi biliyorum: O ayet Arafat’ta, Allah Resulü (a.s.) Arafat vakfesi yaparken indirilmiştir.” Sufyan: “Bugün dininizi bütünledim ve size nimetimi tamamladım” ayetinin Cuma günü mü yoksa başka gün mü indiğinden emin değilim, dedi.”
                              Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5332

                              Hz. Aişe’nin (r.ah.) rivayetinde anlatıldığına göre: Urve b. Zubeyr,
                              Hz. Aişe’ye, Allah’ın Eğer yetimlerin haklarını gözetemeyeceğinizden korkarsanız size helal olan kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâh edin…ayetini sordu. Aişe (r.ah.) şöyle cevap verdi: Ey bacımın oğlu! Ayetteki yetimler ile murad olunan, velisinin terbiyesinde bulunan öksüz kızdır. Malında veliye ortak olur. Onun da malı ve güzelliği velisinin hoşuna gider. ve velisi mehrinde adalet gözetmeyip ona başkasının verdiği kadar mehir vererek onunla evlenmek ister. Bu sebeple, onlar hakkında adalet gösterip mehirlerinin âdet olanın en üst derecesine ulaşması dışında, velilerin onları nikâh etmeleri yasak edildi ve bunlardan başka kendilerine helal olan kadınlardan nikâh etmeleri emredildi. Uvre dedi ki: Aişe (devam ederek) şöyle dedi: Kadınlar hakkındaki bu ayet nazil olduktan sonra insanlar, Allah Resulü’nden fetva istediler. Bunun üzerine Aziz ve Celil Allah şu ayeti indirdi: Kadınlar hakkında senden fetva isterler. De ki: Allah onlar hakkında ve Kitab’ta size okunan mehirlerini vermediğiniz halde kendilerini nikâhlamak istediğiniz yetim kızlar hakkında fetva verecektir.Aişe şöyle dedi: Yüce Allah’ın Kitapta size okunmakta olandiye zikretmiş olduğu birinci ayettir ki Allah bunda: Eğer yetim kızlar hakkında adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız, size helal olan kadınlardan nikâh edin…buyurmuştur. Aişe (devamla) der ki: Diğer ayetteki Allah’ın: Onları nikâh etmek istersenizsözü, himayesindeki öksüz kızın malı ve güzelliği az olunca velinin ona rağbet göstermemesidir. Böylece veliler bunlara rağbet etmediklerinden dolayı malına ve güzelliğine rağbet ettikleri yetim kızları, adalete riayet etmedikçe nikâhlamaktan nehyolundular.
                              Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5335

                              Hz. Aişe (r.ah.),
                              Her kim fakir ise meşru surette yesin…ayetinin tefsirinde: Bu ayet yetimin malına bakan, onu ıslah eden velinin muhtaç olduğu zaman o maldan yiyebileceği hakkında indirildi demiştir.
                              Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5339

                              Hz. Aişe (r.ah.),
                              Aziz ve Celil Allah’ın: Size hem üstünüzden, hem altınızdan geldikleri ve gözler şaşırıp, yürekler boğazlara dayandığı vakit…ayeti hakkında: Bu hâl Hendek harbi günü oldu demiştir.
                              Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5341

                              Hz. Aişe (r.ah.) şöyle anlatır:
                              Ve eğer bir kadın kocasının serkeşliğinden veya aldırışsızlığından endişe ederse…ayeti şöyle bir kadın hakkında indirildi: Kadın, bir erkeğin nikâhında olur ve uzun zaman geçinir. Neticede erkek o kadını boşamak ister. İşte böyle olan kadın kocasına: Sen beni boşama da beni yanında alıkoy, buna karşılık sen benden yana serbest ol! der. İşte bu ayet bunun için nazil oldu.
                              Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5342

                              İbn Abbas’ın (r.a.) rivayetinde Saîd b. Cubeyr (r.a.) şöyle anlatır:
                              Kufe halkı şu, Kim bir mümini kasten öldürürse onun cezası Cehennemdir.ayetinde ihtilaf ettiler. Bunun üzerine ben, İbn Abbas’ın yanına giderek ona sordum. İbn Abbas: Andolsun ki bu ayet indirilen ayetlerin sonuncusu olarak indirilmiştir. Sonra da bu ayeti hiç bir şey neshetmemiştir, dedi.
                              Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5345

                              İbn Abbas’ın (r.a.) anlattığına göre:
                              Müslümanlardan bir takım insanlar, kendine aid küçük bir koyun sürüsü içinde bulunan bir kimseye rastladılar. Adam: es-selamu aleyküm! diye selam verdi. Fakat onlar adamı yakalayıp öldürdüler ve beraberinde bulunan küçük koyun sürüsünü aldılar. Bunun üzerine şu ayet nazil oldu: Size selam veren kimseye, sen mümin değilsin demeyin…İbn Abbas bu ayetteki (selem sözünü) selam şeklinde okudu.
                              Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5350

                              Bera’nın (r.a.) anlattığına göre:
                              Ensar, hacca gidip döndükleri zaman evlere ancak arka taraflarından girerlerdi. Bir kere Ensar’dan bir kimse geldi ve evinin kapısından girdi. Bundan ötürü kendisine dedikodu edildi. İşte bunun üzerine: Evlere arka taraflarından gelmeniz iyilik ve itaat değildir.ayeti nazil oldu.
                              Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5351

                              Abdullah b. Mesûd (r.a.)
                              Aziz ve Celil Allah’ın şu: Onların yalvardıkları da (hangisi Rablerine daha yakın olacak diye) vesile ararlar.ayeti hakkında şöyle demiştir: Cinlerden bir topluluk müslüman olmuşlardı. Halbuki daha evvel kendilerine tapınılıyordu. Cinlerden olan bu topluluk İslâm’a girdikleri halde de onlara tapan kimseler yine onlara kulluk etmekte kalmışlardı.
                              Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5356

                              İbn Abbas’ın (r.a.) rivayetinde Saîd b. Cubeyr şöyle anlatır:
                              İbn Abbas’a suresi nedir? diye sordum. O, Tevbe mi? Hayır o Fatiha suresidir. Zira o devamlı surette: Onlardan bazıları, onlardan bazıları diyerek nazil oluyordu. Sonunda halk, “bizlerden zikredilmedik hiç kimse kalmayacak zannettiler” dedi. Ben: Enfâl suresi nedir? dedim. İbn Abbas: Bu, Bedr suresidir, dedi. Ben: Ya Haşr? dedim. İbn Abbas: O Beni Nadr hakkında nazil oldu, dedi.
                              Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5359

                              İbn Ömer’in (r.ahm.) anlattığına göre:
                              Ömer b. Hattab (r.a.) Allah Resulü’nün minberi üzerinde hutbe verdi: Evvela Allah’a hamd ve sena eyledi. Sonra şöyle dedi. Bundan sonra. Haberiniz olsun ki içkinin haram kılınması nazil olmuştur. Haram hükmünün indiği gün şarap şu beş şeyden yapılıyordu: Buğdaydan, arpadan, kuru hurmadan, kuru üzümden ve baldan. Hamr aklı örten şeydir. Ey insanlar! Üç şey var ki Allah Resulü’nün onlar hakkında bize bir bilgi vermiş olmasını çok arzu ederdim. Bunlar: Dede, kelâle ve ribanın bazı çeşitleridir.
                              Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5360

                              Ebu Zerr’in (r.a.) rivayetinde anlatıldığına göre: Kays b. Ubad,
                              Ebu Zerr’i “Şu ikisi, Rableri hakkında mücadele eden iki hasımdırlar…” ayeti, Bedr savaşında teke tek dövüşe çıkan Hamza, Ali Ubeyde b. Haris ile Rebia’nın iki oğlu Utbe ile Şeybe ve Velid b. Utbe hakkında nazil olmuştur, diye yemin ederken işittim, demiştir.
                              Sahih-i Müslim’deki hadis numarası: 5362

                              #771210
                              Anonim

                                EL-LU’LUU VE’L-MERCAN

                                (Buharî ve Müslim’in ittifak ettikleri Hadis’ler)

                                Muhammed Fuad Abdulbaki

                              14 yazı görüntüleniyor - 31 ile 44 arası (toplam 44)
                              • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.