• Bu konu 31 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
3 yazı görüntüleniyor - 31 ile 33 arası (toplam 33)
  • Yazar
    Yazılar
  • #769061
    Anonim

      Müşriklerin Şaşkınlığı

      Yürekleri düşmanlık, hınç ve kıskançlık dolu müşrik ileri gelenleri, Hz. Resûlullah Efendimizle Ashab-ı Kiram’ı gözetlemek maksadıyla dağ başlarına çıkmışlardı.

      Müslümanların, koşa koşa ve omuzlarını silke silke Kâbe-i Muazzama’yı üç kere tavaf ettiklerini görünce, “Demek, Medine’nin humması, sıtması onları zaîf düşürmemiş! Baksanıza, yürümeye kanaat etmeyip, silkine silkine koşuyorlar!” (16) diyerek şaşkınlık ve hayretlerini izhar etmekten kendilerini alamadılar.661

      Sa ‘y Yapılması

      Peygamber Efendimiz, Kabe’yi yedi kere tavaf ettikten sonra Makam-ı İbrahim’de iki rekât tavaf namazı kıldı; daha sonra sa’y yapmak üzere Safa Tepesine çıktı. Yine, devesi Kasva’nın üzerinde olduğu hâlde, Safa ile Merve Tepeleri arasında yedi kere sa’y yaptı. Merve’de, sa’y tamamlandıktan sonra da kurbanların kesilmesine geçildi. Müslümanlar da Merve’de Hz. Resûlullah’la birlikte kurbanlarını kestiler. Yine, burada, as-habtan Hıraş b. Ümeyye, Resûl-i Ekrem Efendimizin başını kazıdı. Sahabîler de başlarını tıraş ettiler.662

      Böylece, Hz. Fahr-i Âlem Efendimizin Hudeybiye Seferinden önce görmüş olduğu rüya aynen çıkmış oluyordu!

      Hz. Bilâl ‘in Ezan Okuması

      Umre tamamlandıktan sonra, Hz. Fahr-i Kâinat, Kabe’nin i-çine girmek istedi. Ancak müşrikler, “Bu, anlaşmamızda yoktu!” diyerek müsaade etmediler.

      Öyle vakti girmişti. Kabe’ye girmesine müsaade edilmeyen Resû!-i Ekrem, Hz. Bilâl’e Kabe’nin üzerine çıkarak öğle ezanını okumasını emretti. Peygamber Efendimiz ve Müslümanlar, Hz. Bilâl’in yanık sesiyle okuduğu ezanı huşu ve huzur içinde dinlerken, müşrik ileri gelenleri tedirgin ve üzgün görünüyorlardı. Her birinin ağzından çeşit çeşit nahoş lâflar çıkıyordu: Ebû Cehil’in oğlu İkrime, “Allah, Ebû Cehil’e, bu kölenin söylediğini işittirmemek ihsanında bulunmuştur!” dedi. Müşrik Safvan b. Ümeyye, “Şükür ki Allah, bunları görmeden babamı aldı, götürdü!” diyerek tedirginliğini ifade ediyordu. Hâlid b. Esid ise, hâdiseden duyduğu üzüntüyü, “Şükürler olsun Allah’a ki, babamı öldürdü de, Bilâl’in Kabe üzerine dikilip bağırdığı bu zamanı görmedi!” diyerek ifade ediyordu. Bu arada, ezanı işitince hiçbir şey söylemeden yüzünü kapayanlar da görülüyordu.663

      Onlar kin, düşmanlık ve kıskançlıklarından dolayı böyle çirkin lâflar ederken, Ashab-ı Kiram ise saf bağlamış, Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın huzurunda el pençe namaza duruyorlardı. Öğle namazı burada eda edildi.

      HZ. MEYMÛNE’NİN PEYGAMBERİMİZE NİKAHLANIŞI

      Asıl ismi “Berre” olan Hz. Meymûne, Peygamber Efendimizin amcası Hz. Abbas’ın hanımı Ümmü’1-Fadl ile Hz. Cafer’in hanımı Esmâ’nın kız kardeşi idi. Kocasının ölümüyle dul kalmıştı.664

      Hz. Abbas, Peygamber Efendimizin onu almasını arzu ediyordu. Bu sebeple Efendimizi her gördüğünde ondan medih ve takdirle bahsederdi. Son olarak Resûl-i Ekrem Efendimiz, umre için Medine’den yola çıkıp Cuhfe’ye gelip konduğu sırada, Hz. Abbas gidip orada kendisiyle buluşmuştu. O arada Efendimize, “Yâ Resûlallah!.. Meymûne bint-i Haris, dul kaldı. Onu kendine zevceliğe kabul buyursan olmaz mı?” diye teklifte bulundu. Peygamber Efendimiz de bu teklifi kabul etti.665

      Resûl-i Ekrem, henüz Mekke’den ayrılmamıştı. Hz. Resü-lullah’ın kendisine dünür olduğu haberini devesinin üzerinde iken alan Hz. Meymûne, “Deve de, üzerindeki de Resûlullah’-ındır!” diyerek memnuniyet ve sevincini izhar edip kendisini Efendimize bağışladı.666

      Hz. Abbas da, bunun üzerine, Peygamberimizden 400 dirhem mehir alan Hz. Meymûne’yi ona nikahladı.667

      #769062
      Anonim

        PEYGAMBERİMİZİN, MEKKE’DE BİRAZ DAHA KALMAK İSTEYİŞİ

        Peygamber Efendimizin, Hz. Meymûne’yle evlenmesinde Kureyş müşrikleriyle arasında bulunan gerginliği bir derece yumuşatmak maksadını güttüğü de söylenebilir. Zîra, bir müddet daha kalıp Kureyşlilerle konuşma fırsatını elde etmek için bunu vesile kılmak istediğini görüyoruz. Hudeybiye Muahedesine göre tesbit edilen kalma müddeti üç gündü. Üç gün dolunca Efendimiz, Kureyş ileri gelenlerine, “İsterseniz, ailemle evlenme merasimini yapmak üzere burada üç gün daha kalayım ve tertipleyeceğim düğün ziyafetine sizi de davet edeyim” diye teklifte bulundu. Fakat, Kureyş ileri gelenleri bunu kabul etmediler. Temsilci göndererek, Peygamberimizden Mekke’den çıkıp gitmesini istediler.

        O sırada Efendimizin yanında Medineli Müslümanların ileri gelenlerinden Sa’d b. Ubade vardı. Kureyş temsilcilerinin Re-sûl-i Kibriya Efendimize sert konuştuklarına tahammül edemedi ve onlardan biri olan Süheyl b. Amr’a, “Burası ne senin, ne de babanın toprağıdır. Vallahi, Resûlullah (a.s.m.) buradan ancak anlaşma hükmü gereği kendi rızasıyla çıkar. Yoksa zorla çıkıp gitmez.” diyerek çıkıştı.

        Bunun üzerine Kureyş’in iki temsilcisi seslerini kestiler.

        Peygamber Efendimiz ise, bu manzaraya tebessüm buyurdular.668

        Mekke ‘de Kalma Müddeti Dolunca!

        Hudeybiye Anlaşması gereğince, Mekke’de kalma müddeti olarak tâyin edilen üç gün dolmuştu.

        Hayatı boyunca düşmanıyla dahi ahdini bozmamış bulunan Hz. Fahr-i Âlem Efendimiz, gönülden kalmayı arzu ettiği hâlde, ahdine muhalif düşmemek için Mekke’yi, Kâbe-i Muazza-ma’yı terk etmek zorunda kalıyordu. Aslında bu bir mânâda uzaklaşmak değil, Mekke’yi fethetme zamanına günbegün yaklaşmaktı. Bundan sonraki her gün, her saat Mekke’nin fethini, onunla birlikte gönüllerin fethini de yakınlaştıracaktı.

        Bu üç gün zarfında Müslümanlar, Mekke’deki birçok akra-basıyla görüşme imkânına da kavuşmuşlardı. îman hakikatlerini ve İslâm ahlâkının güzellik, yücelik, nezaket ve nezahetini dürüst davranışlarıyla ortaya koyma fırsatını bulmuşlardı. Doğru îslâmiyeti ve İslâmiyete lâyık doğruluğu müşriklerin de gözleri önünde nurânî bir manzara hâlinde sergilemişlerdi. Bunun neticesinde müşrik azılıları hâriç, halktan birçok kimsenin gönlünde îman ve İslâm’a karşı sıcak bir ilgi, samimî bir istek uyanmıştı. Âdeta, mekke fethedilmeden evvel, halkından birçoğunun gönlü fethe hazır hâle gelmişti!

        “Amca!.. Amca!.. “

        Resûl-i Ekrem Efendimiz, ashabıyla Mekke’den ayrıldığı sırada, arkasından masum bir ses duydu: “Amca!.. Amca!..”

        Dönüp baktılar. Sesin sahibi, “Şehidlerin Efendisi” Hz. Hamza’nın biricik kızı Ümame idi. Mekke’de bulunuyordu. Sesinde bir imdat, bir “Beni kurtarın bu şirk diyarından!..” ifadesi ve mânâsı vardı! Ve sanki, bütün Mekke, bir ağız olmuş, “Beni bırakma!” diye bu biricik yavruyla birlikte imdat ditiyordu.

        Kalbi şefkat ve merhamet deryasını andıran Resûl-i Ekrem, döndü, minicik yavrunun elinden tutup Medine’ye beraberinde getirdi.669

        Peygamberimiz, Şerifte Resûl-i Ekrem Efendimiz, ashabıyla Mekke’den ayrıldıktan sonra Şerif mevkiinde konakladı. Orada Hz. Meymûne’yle evlendi.670

        MEDİNE’YE DÖNÜŞ

        Peygamber Efendimiz, akşamleyin Şeriften ayrılıp geceleri yola devam etti. Zilhicce ayı içinde Medine’ye geldi.671

        Hz. Hamza’nın Kızı Ürname ‘nin Hz. Cafer’e Teslim Edilmesi

        Hz. Hamza’nın Selma bint-i Ümeys’ten doğan kızı Ümame, Mekke’ye getirilince, üzerinde münakaşa çıktı.

        Peygamber Efendimiz, Hz. Zeyd b. Harise ile Hz. Hamza’yı birbirine kardeş yapmıştı. Hz. Zeyd buna istinaden şehâdetin-den sonra Hz. Hamza’nın çocuklarının velisi ve vasisinin kendisi olduğunu söyledi ve, “Kardeşimin kızını görüp gözetmeye, ben daha lâyık ve haklıyım!” dedi.

        Hz. Cafer bunu duyunca itiraz etti: “Teyze de bir annedir. Zevcem Esma bint-i Ümeys, Ümame’nin teyzesidir. Bu bakımdan onu görüp gözetmeye ben daha lâyık ve haklıyım!”

        Hz. Ali ise, buna kendisinin daha lâyık olduğunu iddia etti. “Amcamın kızını müşriklerin arasından çıkarıp getiren benim.” dedi, “Siz ona, neseben benim kadar yakın değilsiniz. Onu görüp gözetmeye ben, sizden daha haklı ve lâyıkım!”

        Meseleyi neticeye bağlamak, Hz. Resûlullah’a kalmıştı:

        “Ey Zeyd!.. Sen, Allah’ın ve Resulünün dostusun! Ey Ali, sen de benim kardeşim ve arkadaşımsın! Ey Cafer, sen de bana yaratılış ve huyca en çok benzeyensin!” dedikten sonra, kararı şöyle verdi:

        “Ey Cafer!.. Ümame’yi görüp gözetmeye, sen daha lâyık ve haklısın; çünkü, onun teyzesiyle evli bulunuyorsun! Kadın ne teyzesi, ne de halası üzerine nikahlanıp gelemez!”672

        Hz. Resûlullah bu hükmü verince, Hz. Cafer sevincinden birden ayağa kalktı; Peygamber Efendimizin çevresinde tek ayak üzerinde seke seke yürümeye başladı.

        Resûl-i Ekrem, “Ey Cafer!.. Nedir bu yaptığın?..” diye sorunca, Hz. Cafer izah etti: “Yâ Resûlallah!.. Habeşliler, sevinçlerinden, krallarına böyle yaparlardı. Necâşî de bir kimseden hoşlandı mı kalkıp böyle hareket ederdi!”673



        646 ibn-i Sa’d, A.g.e., c. 2, s. 120.
        647 ibn-i Sa’d, A.g.e., c. 2, s. 121.
        649 ibn-i Sa’d, A.g.e., c. 2, s. 121; Ibn-i Kesir, Sîre, c. 3, s. 435.
        650 ibn-i Sa’d, A.g.e., c. 2, s. 121.
        651 ibn-i Sa’d, A.g.e., c. 2, s. 121.
        652 Taberî, Tarih, c. 3, s. 101; Ibn-i Kesir, Sîre, c. 3, s. 436.
        653 Ibn-i Sa’d, A.g.e., c. 2, s. 121; Ibn-i Kesir, A.g.e., c. 3, s. 436; Halebî,Insanû’l-Uyûn, c. 2, s. 780.

        654 İbn-i Kesir, A.g.e., c. 3, s. 432. M5 ibn-i Hişam, Sîre, c. 4, s. 12-13. Şeriat örfünde buna “remi” denir.
        656 ibn-i Sa’d, Tabakat, c. 2, s. 123; Ahmed İbn-i Hanbel, Müsned, c. 1, s. 306; Müslim, Sahih, c. 2, s. 923.

        657 İbn-i Kesir, A.g.e., c. 3, s. 432.
        658 Ibn-i Sa’d, A.g.e., c. 2, s. 123; Halebî, A.g.e., c. 2, s. 784.
        659 İbn-i Sa’d, A.g.e., c. 2, s. 122.
        660 İbn-i Sa’d, A.g.e., c. 2, s. 122.
        661 İbn-i Sa’d, A.g.e., c. 2, s. 122.
        662 İbn-i Sa’d, A.g.e., c. 2, s. 122.

        663 Vakidî, Megazi, c. 2, s. 738.
        664 İbn-i Sa’d, A.g.e., c. 8, s. 137; ibn-i Abdi’l-Berr, el-istiab, c. 4, s. 1915-1916.

        665 İbn-i Abdi’l-Berr, A.g.e., c. 4, s. 1916.
        666 Ibn-i Sa’d, A.g.e., c. 8, s. 132; ibn-i Kesir, Sîre, c. 3, s. 439.
        667 İbn-i Kesir, A.g.e., c. 3, s. 439.
        679 Ibn-i Kayyim, Zâdû’l-Maad, c. 2, s. 171; ibn-i Kesir, Sîre, c. 2, s. 443.
        670 ibn-i Hişam, Sîre, c. 4, s. 14; Ibn-i Sa’d, Tabakat, c. 2, s. 122, c. 8, s. 133- 134.
        671 Ibn-i Sa’d, A.g.e., c. 2, s. 122.
        672 Ibn-i Sa’d, A.g.e., c. 8, s. 159-160.
        673 Ibn-i Sa’d, A.g.e., c. 8, s. 160.

        #769120
        Anonim


          Hicretin 4. Senesinin Diğer Mühim Bazı Hadiseleri

          Hz. Ömer ‘in Türebe ‘ye Gönderilmesi

          Peygamber Efendini, Havazin Kabilesinden dört oymağın, Medine’ye takriben 10 km. uzaklıkta bulunan Türebe Vadisinde bir araya geldiklerini haber aldı. Bu oymaklardan biri olan Sa’d b. Bekr Oğullan, Hayber Yahudilerinin Hicret’in 6. yılında Medine’ye yapacakları baskında kendilerine yardım edecekleri va’dinde de bulunmuşlardı.

          Bunun üzerine Resûli Ekrem Efendimiz, Hicret’in 7. senesi Şaban ayında Hz. Ömer’i 30 kişilik bir askerî birliğin başına kumandan tâyin ederek Turebe’ye gönderdi.

          Düşman, mücâhidlerin kendilerine doğru gelmekte olduğunu haber almış ve kaçmıştı. Oraya varan İslâm birliği kimseye rastlayamadı.

          Hz. Ömer, emrindeki birlikle buradan ayrılarak Medine yolunu tuttu. Cedr denilen mevkie geldiklerinde kılavuz, orada bulunan Has’am Oğullan üzerine yürümesini teklif edince, Hz. Ömer, “Resûlullah (s.a.v.), onlarla çarpışmamı emretmemiştir!” diye cevap verdi.

          Hiçbir çarpışma olmadan Hz. Ömer birliğiyle Medine’ye döndü.674

          Hz. Ebû Bekir’in Havazinlilere Gönderilmesi

          Bir bakıma Hz. Ömer’in Türebe’ye yaptığı seferi tamamlamak mahiyetini taşıyan bu seferde, Peygamber Efendimiz, yine Şaban ayında, Hz. Ömer döndükten sonra, Hz. Ebû Bekir’i, Necd bölgesindeki Havazinliler üzerine yürümek için vazifelendirdi. Beraberindeki askerî birlikle Havazinlilerin yurduna varan Hz. Ebû Bekir, onlara ansızın bir baskın düzenledi. Bazılarını öldürdüler, bazılarını da esir aldılar; bir kısım ganîmet de ele geçirerek Medine’ye geri döndüler.675

          Eban b. Said b. As ‘m Müslüman Olması

          Eban b. Said b. Âs, Peygamber Efendimizin akrabası idi. Soyu, Efendimizle üçüncü dedesi Abdûlmenaf ta birleşiyordu.

          Babası Ebû Uhayha, Kureyş müşriklerinin ileri gelenlerindendi.

          Hudeybiye Seferinden önce idi.

          Eban, ticaret maksadıyla Şam’a gitmişti. Orada karşılaştığı bir Hıristiyan papazına, “Ben Kureyşliyim! İçimizden biri çıktı; Peygamber olduğunu söylüyor. Senin bu husustaki fikrin nedir?” diye sorar.

          Papaz, “Onun ismi nedir?” der.

          Eban, “Muhammed’dir.” cevabını verince, Papaz, “Dur, sana onu tarif edeyim.” diye söyler ve Resûli Ekrem Efendimizin şekli ve şemalini, sıfatlarını, babasının, dedesinin soyunu tek tek anlatır.

          Eban, Peygamberimizin aynen anlattığı gibi olduğunu söyleyince de Papaz, “Öyle ise, vallahi, o önce Araplara, sonra da yeryüzüne hâkim olacaktır! Sen, o sâlih zâta benden selâm söyle!” der.

          Bunun üzerine Eban, Mekke’ye gelir ve birtakım araştırma ve soruşturmalardan sonra Hicret’in 7. yılı başlarında İslâmiyetle şereflenir.676

          Hz. Ömer’in, Cemile binti Sabit’le Evlenmesi

          Hz. Ömerü’l Faruk, Hicret’in 7. yılında, Medineli Müslümanlardan Sabit b. Aklah’ın kızı Cemile’yle evlendi.

          Önceki ismi Asiye olan Cemile Hâtûn, Peygamber Efendimiz hicretle Medine’ye gelince, ona ilk bîat edip Müslüman olan 10 kadından biri idi.

          Hz. Ömer, evlendikten sonra onun ismini beğenmeyip, Cemile diye değiştirdi. Ancak o, bunu kabul etmek istemedi. Annesinin kendisine taktığı isimle yâd edilmesini arzu ediyordu.

          Durumu Peygamber Efendimize iletti. Hz. Resûli Ekrem ona, “Bilmez misin ki, muhakkak, Allah, Ömer’in dili ve kalbi iledir.” dedikten sonra, ‘Senin ismin Cemile’dir!” buyurdu.

          Hz. Ömerü’l Faruk’un (r.a.) Âsim adındaki oğlu, bu Cemile Hâtun’dan dünyaya gelmiştir.677



          674 İbn-i Sa’d, Tabakat, c. 2, s. 89-117; Taberî, Tarih, c. 3, s. 99; ibn-i Kesir, Sîre, c. 3, s. 418.
          675 Ibn-i Sa’d, A.g.e., c. 2, s. 117; Taberî, A.g.e., c. 3, s. 99; Halebî, insanû’l-Uyûn, c. 3, s. 191.
          676Ibni Esir, Üsdû’lGabe, c. 5. s. 417.
          677 ibni Sa’d, A.g.e., c. 5, s. 15, c. 8, s.12; ibni Esir, A.g.e., c. 5, s. 417.

        3 yazı görüntüleniyor - 31 ile 33 arası (toplam 33)
        • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.