- Bu konu 41 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
8 Ocak 2012: 14:39 #801455
Anonim
İ’lem eyyühe’l-aziz! Acz, nidânın mâdenidir. İhtiyaç duanın menbaıdır.
Feyâ Rabbî, yâ Hâlıkî, yâ Mâlikî! Seni çağırmakta hüccetim, hâcetimdir. Sana yaptığım dualarda uddetim fâkatimdir. Vesilem, fıkdan-ı hile ve fakrimdir. Hazinem aczimdir. Re’sülmâlim, emellerimdir. Şefîim, Habîbin (aleyhissalâtü vesselâm) ve rahmetindir. Afv eyle, mağfiret eyle ve merhamet eyle, yâ Allah, yâ Rahmân, yâ Rahîm! Âmin.

[TABLE]
[TR]
[TD]Habîb: sevgili[/TD]
[TD]Hâlıkî: her şeyi yaratan Allah’ım[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mâlikî: görünen ve görünmeyen her şeyin gerçek sahibi olan Allah’ım[/TD]
[TD]Rahmân: çok merhamet sahibi olan ve şefkatle bütün yaratıkların rızkını veren Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Rahîm: rahmeti her şeyi kuşatan, dilediği varlıklara çok özel ihsanı ve hususi rahmet tecellîsi olan Allah[/TD]
[TD]acz: güçsüzlük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]aleyhissalâtü vesselâm: Allah’ım salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
[TD]emel: istek, beklenti[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fakr: fakirlik, muhtaçlık[/TD]
[TD]feyâ Rabbî: ey bütün varlıkları terbiye eden Rabbim[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fâkat: yoksulluk, muhtaç olma hâli[/TD]
[TD]fıkdan-ı hile: hilesizlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâcet: ihtiyaç[/TD]
[TD]hüccet: delil, kanıt[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]i’lem eyyühe’l-aziz: “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir ifade[/TD]
[TD]mağfiret: bağışlama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]menba: kaynak[/TD]
[TD]merhamet eylemek: acımak, şefkat etmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâden: kaynak[/TD]
[TD]nidâ: sesleniş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
[TD]re’sülmâl: ana para, sermaye[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]uddet: birikim, sermaye, hazırlık[/TD]
[TD]vesile: araç, vasıta[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âmin: kabul eyle, ey Allahım[/TD]
[TD]Şefî: Allah’ın izniyle şefaat eden, günahların bağışlanması için aracı ve vesile olan[/TD]
[/TR]
[/TABLE]8 Ocak 2012: 14:47 #801458Anonim
Zeylü’l-Hubâb

Öyle bir Allah’a hamd, medih ve senâlar ederiz ki, şu âlem-i kebir Onun icadıdır. Ve insan denilen şu küçük âlem de Onun ibdâıdır. Biri inşâsı, diğeri binâsıdır. Biri san’atı, diğeri sıbgasıdır. Biri nakşı, diğeri ziynetidir. Biri rahmeti, diğeri nimetidir. Biri kudreti, diğeri hikmetidir. Biri azameti, diğeri rububiyetidir. Biri mahlûku, diğeri masnûudur. Biri mülkü, diğeri memlûküdür. Biri mescidi, diğeri abdidir. Evet, bütün bu şeyler, eczasıyla beraber Allah’ın mülkü ve malı olduğu, i’câzvâri sikke ve mühürleriyle sâbittir.اَللّٰٰهُمَّ يَا قَيُّومَ اْلاَرْضِ وَالسَّمَاۤءِ اِنَّا نُشْهِدُكَ وَجَمِيعَ مَصْنُوعَاتِكَ وَجَمِيعَ خَلْقِكَ بِاَنَّكَ اَنْتَ اللهُ لاٰۤ اِلٰهَ اِلاَّ اَنْتَ وَحْدَكَ لاَ شَرِيكَ لَكَ وَنَسْتَغْفِرُكَ وَنَتُوبُ اِلَيْكَ وَنَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُكَ وَرَسُولُكَ اَرْسَلْتَهُ رَحْمَةً لِلْعَالَمِينَ. اَللّٰهُمَّ صَلِّ وَسَلِّمْ عَلَيْهِ كَمَا يُنَاسِبُ حُرْمَتَهُ وَكَمَا يَلِيقُ بِرَحْمَتِكَ وَعَلٰى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينَ
1
İ’lem eyyühe’l-aziz! Her kim kendisini Allah’a mal ederse, bütün eşya onun lehinde olur. Ve kim Allah’a mal olmasa, bütün eşya onun aleyhinde olur.
[NOT]Dipnot-1 Ey yer ve göğün kayyûmu olan Allah’ım! Seni ve Senin bütün san’at eserlerini ve mahlûklarını şahit tutarak ilân ederiz ki, Sen, kendisinden başka hiçbir ilâh olmayan Allah’sın. Sen birsin, ortağın yoktur. Günahlarımızın affı için Sana dönüyor ve af diliyoruz. Âlemlere rahmet olarak gönderdiğin Muhammed’in, Senin kulun ve peygamberin olduğuna da şehadet ediyoruz. Allah’ım, onun hürmetine münasip ve Senin rahmetine lâyık şekilde, ona ve bütün Âl ve Ashabına salât ve selâm eyle.
[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Ashâb: Peygamber Efendimizi hayatta iken görüp, bir süre sohbetinde bulunan mü’min ve Müslümanlar [/TD]
[TD]Kayyûm: varlıkları ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]abd: kul[/TD]
[TD]aleyh: ona karşı, karşıt, zıt[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]azamet: büyüklük, yücelik[/TD]
[TD]ecza: cüzler; kısımlar, bölümler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]eşya: şeyler, varlıklar[/TD]
[TD]hamd: şükür ve övgü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: Allah’ın her bir varlığı bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde yaratması[/TD]
[TD]ibdâ: benzersiz ve örneksiz yoktan var etme, yaratma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icad: var etme, yapma, yaratma[/TD]
[TD]inşâ: varlıkları yine var olan şeylerden, kâinattaki var olan unsurlardan yaratma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]i’câzvâri: mu’cizeli; bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstü olan[/TD]
[TD]i’lem eyyühe’l-aziz: “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir söz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: Allah’ın güç ve iktidarı[/TD]
[TD]leh: onun yanında, onun yararına, ondan yana[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahlûk: yaratılmış, varlık[/TD]
[TD]masnû: san’at eseri varlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]medih: övgü[/TD]
[TD]memlûk: sahip olunan şey; kul[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mescid: ibadet edilen yer[/TD]
[TD]mülk: sahip olunan şey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nakış: işleme, süsleme[/TD]
[TD]nimet: iyilik, lütuf, ihsan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
[TD]rububiyet: Rablık; herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]salât: merhamet ve şefkat[/TD]
[TD]senâ etmek: tekrar tekrar övmek, yüceltmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sikke: damga[/TD]
[TD]sâbit: değişmez; ispat edilmiş, ispatlanmış, kesin[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sıbga: boya[/TD]
[TD]zeylü’l-hubâb: Hubâb Risalesine bir ek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziynet: süs[/TD]
[TD]Âl: Peygamberimizin (a.s.m.) akrabaları ve mübarek soyu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem: dünya, evren[/TD]
[TD]âlem-i kebir: büyük âlem, kâinat[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
8 Ocak 2012: 14:54 #801460Anonim
Allah’a mal olmak ise, bütün eşyayı terk ve herşeyin Ondan olduğunu ve Ona rücû ettiğini bilmekle olur.İ’lem eyyühe’l-aziz! Cenâb-ı Hakkın sana in’âm ettiği vücut ile vücuda lâzım olan şeyler, temlik suretiyle değildir. Yani, senin mülkün ve malın olup istediğin gibi tasarruf etmek için verilmemiştir. Ancak, o gibi nimetlerde, Allah’ın rızasına muvafık tasarruf edilebilir.
Evet, bir misafir, ev sahibinin iznine ve rızasına muvafık olmayacak derecede, yemeklerde ve sair şeylerde israf edemez.
İ’lem eyyühe’l-aziz! Gözleri küsuf tutmuş bazı adamlar, gözleri önünde vukua gelen gayr-ı mahdut hususî haşr ü neşirleri kör gözleriyle gördükleri halde, kıyamet-i kübrâyı ve haşr-i umumiyeyi nasıl istiğrab ediyorlar? Acaba, çiçek açıp semere veren ağaçlarda her sene îcad edilen meyvelerin haşr ü neşirlerini gördükten sonra haşr-i umumîyi istib’ad eden sıkılmaz mı?
Eğer onlar şuhudî bir yakîn ile haşr-i umumîyi görmek isterlerse, akıllarını da beraber bulundurmak şartıyla, yaz mevsiminde küre-i arz bahçesine girsinler. Acaba ağaç dallarından sallanan o tatlı, ballı, nazif, lâtif kudret mu’cizeleri, o mahlûkat-ı lâtife, evvelkisinin, yani ölüp giden semeratın aynı veya misli değil midir? Eğer insanlarda olduğu gibi o meyvelerde de vahdet-i ruhiye olmuş olsaydı, geçmiş ve gelen yeni meyveler birbirinin aynı olmaz mıydı? Fakat, ruhları olmadığı için aralarında ayniyete yakın öyle bir misliyet vardır ki, ne aynıdır ve ne de gayr keyfiyeti gösterir. Acaba semerattaki bu vaziyeti gören, haşri istib’ad edebilir mi?
Ve keza, mânevî asansörlerle lâzım olan erzak ve gıdalarını ağacın yüksek dallarına çıkartmakla, tebessümleriyle arz-ı dîdar eden dut ve kayısı gibi meyveleri[TABLE]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
[TD]arz-ı dîdar etmek: yüzünü arz etmek, göstermek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ayniyet: aynı oluş[/TD]
[TD]erzak: rızıklar, yenilecek ve içilecek şeyler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]eşya: şeyler, varlıklar[/TD]
[TD]gayr: başka[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gayr-ı mahdut: sınırsız[/TD]
[TD]haşir: öldükten sonra âhirette yeniden diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşir u neşir: yeniden dirilip toplanma ve tekrar dağılıp yayılma; kıştan sonra bahar mevsiminde bitkilerin ve hayvanların dirilip yeryüzüne yayılması gibi[/TD]
[TD]haşr-i umumî: her şeyi kaplayan yeniden diriliş; her şeyin öldükten sonra âhirette yeniden diriltilip Allah’ın huzurunda toplanması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hususî: özel[/TD]
[TD]in’âm etmek: nimetlendirmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]israf etmek: gereğinden fazla tüketmek, savurganlık etmek[/TD]
[TD]istib’ad etmek: akıldan uzak görmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istiğrab etmek: garip karşılamak, garip bulmak[/TD]
[TD]i’lem eyyühe’l-aziz: “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir söz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keyfiyet: özellik, nitelik[/TD]
[TD]keza: bunun gibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: Allah’ın güç ve iktidarı[/TD]
[TD]küre-i arz: yerküre dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küsuf tutmak: örtülmek, perdelenmek[/TD]
[TD]kıyamet-i kübrâ: büyük kıyâmet, varlığın bozulup dağılması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lâtif: güzel, hoş[/TD]
[TD]mahlûkat-ı lâtife: hoş, güzel mahlûklar, yaratılmışlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]misil: benzer[/TD]
[TD]misliyet: birbirinin misli, benzeri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muvafık: uygun[/TD]
[TD]mu’cize: Allah tarafından verilen ve bir benzerini yapmada insanların aciz kaldığı olağanüstü şey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mânevî: maddî olmayan; nurânî[/TD]
[TD]mülk: sahip olunan şey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazif: temiz[/TD]
[TD]nimet: iyilik, lütuf, ihsan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rücû etmek: dönmek[/TD]
[TD]rıza: memnuniyet, hoşnutluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sair: diğer, başka[/TD]
[TD]semerat: meyveler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]semere: meyve[/TD]
[TD]tasarruf etmek: dilediği gibi kullanmak ve yönetmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]temlik: kişinin dilediği gibi yönetip tasarruf edeceği birşeyi mülk edinmesi, sahiplenmesi[/TD]
[TD]vahdet-i ruhiye: ruh birliği; bir ve tek ruhun olması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vaziyet: durum, hâl[/TD]
[TD]vukua gelme: meydana gelme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücut: beden[/TD]
[TD]yakîn: şüpheye yer bırakmayacak derecede kesinlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]îcad: var etme, yaratma[/TD]
[TD]şuhudî: açıkça, gözle görür derecede[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
8 Ocak 2012: 14:56 #801461Anonim
kuru ve câmid bir ağaçtan ihraç ve icad etmekle o kuru ağacı acip bir vaziyete ve hayattar, antika bir şekle koyan kudret-i ezeliyeye haşr-i umumî ağır gelir mi? Hâşâ! Bu lâtif, nâzik masnûatı o kuru ağaçlardan ihraç eden kudrete hiçbir şey ağır gelmez. Bu bedihî bir meseledir. Fakat gözleri kör olanlar göremiyorlar.İ’lem eyyühe’l-aziz! Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın herbir sûresi, bütün Kur’ân’ın münderecatını icmâlen ihtiva ettiği gibi, sair sûrelerde zikredilen makasıd ve mühim kıssaları da tazammun etmiştir. Bundaki hikmet, Kur’ân’ı tamamen okumaya vakti müsait olmayan veya ancak bir kısmını veya bir sûresini okuyabilen insanlar, Kur’ân’ın hepsini okumaktan hâsıl olan sevaptan mahrum kalmamasıdır.
Evet, mükellefîn arasında bulunan ümmîler ancak bir sûreyi okuyabilirler. İ’câz-ı Kur’ân onları da tam sevap kazanmaktan mahrum etmemek için, bu nükte-i i’câziyeyi takip ederek, bir sûreyi tam Kur’ân hükmünde kılmıştır.
İ’lem eyyühe’l-aziz! Maddiyattan olmayan, bilhassa mahiyetleri mütebayin olan bir çoklukta tasarruf eden bir zâtın, o çokluğun herbirisiyle bizzat mübaşeret ve muâlecesi lâzım değildir.
Evet asker neferatı arasında bir kumandanın tasarrufatı, tanzimatı, ancak emir ve iradesiyle husule gelir. Eğer o kumandanlık vazifeleri ve işleri neferata havale edilirse, herbir neferin bizzat mübaşeret ve hizmetiyle veya herbir neferin bir kumandan kesilmesiyle vücut bulacaktır.
Binaenaleyh, Cenâb-ı Hakkın mahlûkatındaki tasarrufu, yalnız bir emir ve iradeyle olur. Bizzat mübaşereti yoktur—şemsin kâinatı tenvir ettiği gibi.
[TABLE]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
[/TD]
[TD]Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyân: ifade ve açıklamalarıyla benzerini yapmaktan akılları âciz bırakan Kur’ân-ı Kerim[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]acip: tuhaf, şaşkınlık veren[/TD]
[TD]antika: eski ve kıymetli san’at eseri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bedihî: açık, aşikâr[/TD]
[TD]bilhassa: özellikle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
[TD]bizzat: doğrudan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]câmid: cansız[/TD]
[TD]havale edilmek: bir iş ihale edilme, başkasına verilme, başkasına bırakılma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayattar: canlı[/TD]
[TD]haşr-i umumî: her şeyi kaplayan yeniden diriliş; her şeyin öldükten sonra âhirette yeniden diriltilip Allah’ın huzurunda toplanması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: sır, sebep, gaye, maksat[/TD]
[TD]husule gelmek: meydana gelmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâsıl olma: meydana gelme[/TD]
[TD]hâşâ: asla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icad etmek: yaratmak, var etmek[/TD]
[TD]icmâlen: özetle, kısaca[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihraç etmek: çıkarmak[/TD]
[TD]ihtiva etmek: içermek, içine almak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]irade: dileme, tercih[/TD]
[TD]i’câz-ı Kur’ân: Kur’ân’ın mu’cizeliği; Kur’ân’ın ifade ve anlatımıyla başkalarını benzerini yapmaktan aciz bırakması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]i’lem eyyühe’l-aziz: “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir söz[/TD]
[TD]kudret: güç, iktidar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret-i ezeliye: ezelden beri var olan Allah’ın kudreti[/TD]
[TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kıssa: ibret verici yaşanmış hikâye[/TD]
[TD]lâtif: güzel, hoş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maddiyat: maddeye ait, maddî şeyler[/TD]
[TD]mahiyet: asıl nitelik, temel özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahlûkat: yaratılmışlar, varlıklar[/TD]
[TD]makasıd: gayeler, istenilen şeyler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]masnûat: san’atla yaratılmış varlıklar[/TD]
[TD]muâlece: bir işin üzerinde durarak teşebbüs etme, bir işe girişme; maddeten elleme, ilişme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mübaşeret: fiziksel temas, doğrudan doğruya yapma[/TD]
[TD]mükellefîn: yükümlüler, sorumlular[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münderecat: bir şeyin içine dercedilmiş şeyler, anlatılan şeyler, muhteva[/TD]
[TD]mütebayin: birbirinden ayrı, farklı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefer: asker, er[/TD]
[TD]neferat: neferler, erler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nâzik: zarif, ince, narin[/TD]
[TD]nükte-i i’câziye: mu’cizelik sırrı, mu’cizelikteki nükte, ince mânâ[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sair: diğer, başka[/TD]
[TD]tanzimat: düzenlemeler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasarruf: dilediği gibi kullanma ve yönetme[/TD]
[TD]tasarrufat: herşeyi dilediği gibi kullanma ve işler yapma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tazammun etmek: içine almak, kapsamak[/TD]
[TD]tenvir etme: aydınlatma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücut bulmak: meydana gelmek (bk v-c-d)[/TD]
[TD]zikredilmek: anılmak, belirtilmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ümmî: okuma-yazma bilmeyen, tahsil görmemiş[/TD]
[TD]şems: güneş[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
8 Ocak 2012: 17:30 #801464Anonim
İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsan, yaşayış vaziyetince, bir dağdan kopup sel içine düşen veya yüksek bir apartmandan düşüp yuvarlanan bir şahıs gibidir.
Evet, hayat apartmanı yıkılıyor. Ömür tayyaresi şimşek gibi geçiyor. Zaman da sel dolaplarını sür’atle çalıştırıyor. Arz sefinesi de, sür’atle giderken 1 تَمُرُّ مَرَّ السَّحَابِ âyetini okuyor. Sefine-i arz sür’atle yürürken, dünyanın gayr-ı meşru lezzetlerine uzatılan ellere zehirli dikenlerin batacağı düşünülsün. Binaenaleyh, o zehirli dünya oklarına bakıp el uzatma. Firâkın elemi, telâki lezzetinden ağırdır.Ey nefs-i emmârem! Sana tâbi değilim. Sen istediğin şeye ibadet et ve istediğin şeyin peşine düş; ben ancak ve ancak beni yaratıp, şems ve kamer ve arzı bana musahhar eden Fâtır-ı Hakîm-i Zülcelâle abd olurum.
Ve keza, kader muhitinde uçan tayyare-i ömre veya hayat dağları arasında açılan uhdut ve tünellerinden şimşekvâri geçen zamanın şimendiferine bindirerek ebedül’âbad memleketinin iskelesi hükmünde olan kabir tünelinin kapısına sevk eden Hâlık-ı Rahmânü’r-Rahîmden medet istiyorum.Ve keza, hiçbir şeyi dualarıma, istigâselerime ve niyazlarıma hedef ittihaz etmem. Ancak küre-i arzı harekete getiren, felek çarklarını durdurmaya ve şems ve kamerin yerleştirilmesiyle zamanın hareketini teskin ettirmeye ve vücudun şahikalarından yuvarlanıp gelen şu dünyayı sakin kılmaya kàdir olan kudreti nihayetsiz Rabb-i Zülcelâle dualarımı, niyazlarımı arz ve takdim ediyorum. Çünkü, herşeyle alâkadar âmâl ve makàsıdım vardır.
Ve keza, kalbime vaki olan en ince, en gizli hatıraları işittiği ve kalbimin müyûl ve emellerini tatmin ettiği gibi, akıl ve hayalimin de temenni ettikleri saadet-i
[NOT]Dipnot-1 “Bulutların geçişi gibi geçip gider.” Neml Sûresi, 27:88.
[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Fâtır-ı Hakîm-i Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan ve her şeyi bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde benzersiz yaratan Allah
[/TD]
[TD]Hâlık-ı Rahmânü’r-Rahîm: çok merhamet sahibi olan ve şefkatle bütün yaratıkların rızkını veren, sonsuz rahmetiyle her bir varlığa ayrı ayrı şefkatini gösteren ve bütün varlıkların yaratıcısı olan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Rabb-i Zülcelâl: sonsuz heybet ve yücelik sahibi ve herşeyin Rabbi olan Allah[/TD]
[TD]abd: kul[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]alâkadar: alâkalı, ilgili[/TD]
[TD]arz: dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]arz sefinesi: dünya gemisi[/TD]
[TD]arz ve takdim etmek: sunmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
[TD]ebedül’âbad memleketi: sonsuzluklar ülkesi; sonsuz hayat, Cennet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]elem: acı, üzüntü, keder[/TD]
[TD]felek: kendinde yıldızların döndüğü yörünge[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]firâk: ayrılık[/TD]
[TD]gayr-ı meşru: helâl olmayan, dine aykırı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hatırat: hatıralar[/TD]
[TD]istigâse: yardım isteme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ittihaz etmek: kabullenmek, edinmek[/TD]
[TD]i’lem eyyühe’l-aziz: “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir söz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce bilmesi, takdir etmesi, plânlaması[/TD]
[TD]kamer: ay[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]keza: bunun gibi[/TD]
[TD]kudret: güç, iktidar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kàdir: güç ve kudret sahibi, her şeye gücü yeten[/TD]
[TD]küre-i arz: yerküre, dünya[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]makasıd: gayeler, ulaşılması istenen şeyler[/TD]
[TD]medet istemek: yardım dilemek [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhit: okyanus, geniş alan, çevre[/TD]
[TD]musahhar etme: boyun eğdirme, itaat ettirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müyûl: eğilimler, meyiller[/TD]
[TD]nefs-i emmâre: hazır zevke düşkün ve insanı dâima kötülüğe sevk eden duygu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
[TD]niyaz: dua, yalvarış, yakarış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sefine-i arz: dünya gemisi; uzayda yüzen yerküre[/TD]
[TD]sevk eden: gönderen, yönlendiren[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sür’at: hız[/TD]
[TD]tayyare: uçak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tayyare-i ömür: ömür uçağı[/TD]
[TD]telâki: kavuşma, buluşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]temenni etmek: dilemek, beklemek[/TD]
[TD]teskin etme: sakinleştirme, yaşamaya elverişli hale getirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tâbi: bağlı, boyun eğmiş, başkasına uyan[/TD]
[TD]uhdut: çukur, hendek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vaki olma: düşme, gelme[/TD]
[TD]vücud: varlık, var oluş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âmâl: emeller, arzular[/TD]
[TD]şahika: zirve[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şems: güneş[/TD]
[TD]şimendifer: tren[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şimşekvâri: şimşek gibi[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
8 Ocak 2012: 17:33 #801465Anonim
ebediyeyi vermeye kadir olan Zât-ı Akdesden maada kimseye ibadet etmiyorum.Evet, dünyayı âhirete kalb etmekle kıyameti koparan kudret muktedirdir, âciz değildir. Bir zerre o kudretin nazarında gizlenemez. Şems, büyüklüğüne güvenerek o kudretin elinden kurtulamaz. Evet, onun mârifetiyle elemler lezzetlere inkılâp eder. Evet, Onun marifeti olmazsa, ulûm evhama tahavvül eder. Hikmetler illet ve belâlara tebeddül eder. Vücut ademe inkılâp eder. Hayat ölüme ve nurlar zulmetlere ve lezâiz günahlara tahavvül eder. Evet, Onun marifeti olmazsa, insanın ahbabı ve mal ve mülkü insana a’dâ ve düşman olurlar. Beka belâ olur. Kemâl hebâ olur. Ömür hevâ olur. Hayat azap olur. Akıl ikab olur. Âmâl, alâma inkılâp eder.
Evet, Allah’a abd ve hizmetkâr olana herşey hizmetkâr olur. Bu da, herşey Allah’ın mülk ve malı olduğunu iman ve iz’an ile olur.
Evet, kudret, insanı çok daireler ile alâkadar bir vaziyette yaratmıştır. En küçük ve en hakir bir dairede, insanın eli yetişebilecek kadar insana bir ihtiyar, bir iktidar vermiştir. Ferşten Arşa, ezelden ebede kadar en geniş dairelerde insanın vazifesi, yalnız duadır.
Evet,
1 قُلْ مَايَعْبَؤُا بِكُمْ رَبِّى لَوْلاَ دُعَاۤؤُكُمْ âyet-i kerîmesi, bu hakikatı tenvir ve isbata kâfidir. Öyleyse, çocuğun, eli yetişemediği birşeyi peder ve validesinden istediği gibi, abd de, acz ve fakriyle Rabbine iltica eder ve Hâlıkından ister.İ’lem eyyühe’l-aziz! Eşyada görünen nev’î ve ferdî vahdetler Sânideki sırr-ı
[NOT]Dipnot-1 “De ki: Eğer duanız olmasa Rabbim katında ne ehemmiyetiniz var?” Furkan Sûresi, 25:77.
[/NOT]
[TABLE]
[TR]
[TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
[TD]Rab: herbir varlığa muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sâni: herşeyi mükemmel bir şekilde san’atla yaratan Allah[/TD]
[TD]Zât-ı Akdes: bütün kusurlardan, çirkinliklerden, eksikliklerden, benzer ve ortak edinmekten sonsuz derecede yüce olan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]abd: kul[/TD]
[TD]acz: güçsüzlük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]adem: yokluk, hiçlik[/TD]
[TD]ahbab: sevgililer, sevilen dostlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]alâkadar: alâkalı, ilgili[/TD]
[TD]alâm: elemler; acılar, üzüntüler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]arş: göğün en yüksek katı[/TD]
[TD]a’dâ: düşmanlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bekà: devamlılık, kalıcılık[/TD]
[TD]ebed: sonu olmayan sonsuzluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]elem: acı, keder, üzüntü[/TD]
[TD]evham: kuruntular, şüpheler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ezel: başlangıcı olmayan sonsuzluk[/TD]
[TD]eşya: şeyler; varlıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fakr: fakirlik, ihtiyaç sahibi olma[/TD]
[TD]ferdî: kişisel, bireye âit, bireyle ilgili[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ferş: yer[/TD]
[TD]hakikat: gerçek, esas[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakir: önemsiz, küçük[/TD]
[TD]hebâ olma: boşa gitme, faydasız hâle gelme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hevâ: gelip gecici arzu ve istek[/TD]
[TD]hikmet: gaye, fayda, ilim[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihtiyar: seçme, tercih etme[/TD]
[TD]ikab: ceza, azap, işkence[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iktidar: güç ve kudret[/TD]
[TD]illet: hastalık, belâ[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iltica etmek: sığınmak[/TD]
[TD]inkılâp etmek: değişmek, dönüşmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iz’an: şüphesiz, kesin şekilde inanma[/TD]
[TD]i’lem eyyühe’l-aziz: “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir söz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kalb etmek: bir şeyi başka bir şeye dönüştürmek[/TD]
[TD]kemâl: mükemmellik, kusursuzluk, olgunluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: güç, iktidar[/TD]
[TD]kàdir: her şeye gücü yeten[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kıyamet: bütün kâinatın sonu, varlığın bozulup dağılması[/TD]
[TD]lezâiz: lezzetler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maada: -den başka [/TD]
[TD]muktedir: güçlü, gücü yeten, güç sahibi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mârifet: Allah’ı bilme ve tanıma[/TD]
[TD]nazar: bakış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev’î: türe ait[/TD]
[TD]nur: aydınlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]peder: baba[/TD]
[TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk, Cennet hayatı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahavvül etmek: dönüşmek[/TD]
[TD]tebeddül etmek: değişmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tenvir: aydınlatma[/TD]
[TD]ulûm: ilimler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahdet: birlik[/TD]
[TD]valide: anne[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücut: varlık, var olmak[/TD]
[TD]zerre: en küçük madde parçası, atom[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zulmet: karanlık[/TD]
[TD]âciz: güçsüz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat[/TD]
[TD]âmâl: emeller; arzular, istekler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şems: güneş[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
8 Ocak 2012: 17:36 #801466Anonim
vahdetten neş’et etmiştir. Çünkü, kuvvet dağılmıyor. Bir kısmına çok, bir kısmına az sarf edilmekle, kudrette kuvvetin tecezzî ve inkısâmı olmuyor. Eğer vahdet olmasaydı, kudretin yaptığı sarfiyatta tefâvüt olsa idi, masnûatta da tefâvüt ve intizamsızlık olurdu. Demek, kudretin vahdetle beraber masnûata yaptığı tasarrufu şemsin tenviri gibidir ki, bir şems-i vahid, cüz ve küllü bilâ-tefâvüt herşeyi ziyalandırdığı gibi, tecellîsiyle de herşeyin yanında mevcuttur. Binaenaleyh, mümkinat dairesi efradından tavzif edilen miskin, câmid, meyyit ve ism-i Nura mazhar şemsde sırr-ı vahdet sayesinde bu kadar intizamlı tasarruf olursa, Şems-i Ezelî, Sultan-ı Ebedî, Kayyûm-u Sermedî, Vacibü’l-Vücud, Vahid-i Ehadin masnûata tasarrufu nasıl olacaktır?İ’lem eyyühe’l-aziz! Sâniin vahdetine en sadık şahitlerden birincisi, cüz’î ve küllî eşyalarda görünen vahdetlerdir. Çünkü, herhangi birşey zerreden âleme kadar vahdetle muttasıf ve alâkadardır. Öyle ise, Sânide de vahdet var. Öyle ise Sâni Ehaddir.
İkincisi: Herşeyde kabiliyetinin liyâkatine göre bir kemâl-i ittikan vardır. En âdi, küçük, nebâtî ve hayvanî birşeyde kör gözler bile gördükleri öyle bir antika eser-i san’at vardır ki, insanları hayrette bırakır.
Üçüncüsü: Herşeyin icad ve inşâsındaki suhulettir. Gözle görünen san’attaki suhulet ispata, delile muhtaç değildir.
[TABLE]
[TR]
[TD]Ehad: her bir varlık üzerinde birliğinin izleri görünen, bir olan Allah[/TD]
[TD]Kayyûm-u Sermedî: varlığı sürekli olan ve herşeyi her an ayakta tutan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sultan-ı Ebedî: varlığı, hüküm ve saltanatı sonsuza kadar devam eden Sultan, Allah[/TD]
[TD]Sâni: herşeyi mükemmel bir şekilde ve san’atla yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Vacibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah[/TD]
[TD]Vahid-i Ehad: birliği herşeyi kapladığı gibi herbir şeyde de ayrı ayrı tecellîleri görülen Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]alâkadar: alâkalı, ilgili[/TD]
[TD]antika: eski ve kıymetli san’at eseri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bilâ-tefâvüt: fark gözetmeksizin[/TD]
[TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]câmid: cansız[/TD]
[TD]cüz: parça, kısım, bölüm[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cüz’î: ferdî; bir sınıf veya türe ait olan birey, ferd[/TD]
[TD]delil: işaret, alâmet; kendisine, doğru bir bakış açısıyla bakıldığında istenilen hedefe ulaştıran şey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]efrad: fertler[/TD]
[TD]eser-i san’at: san’at eseri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]eşya: şeyler; varlıklar[/TD]
[TD]hayvanî: hayvanlara ait, hayvansal[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icad: var etme, yaratma[/TD]
[TD]inkısâm: kısımlara ayrılma, bölünme [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]intizamlı: düzenli[/TD]
[TD]intizamsızlık: düzensizlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inşâ: varlıkları var olan şeylerden, kâinattaki var olan unsurlardan yaratma[/TD]
[TD]ism-i Nur: bütün varlığı aydınlatan, bütün nurlar kendi nurunun zayıf bir gölgesi olan ve her çeşit nuru yaratan Allah’ın ismi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]i’lem eyyühe’l-aziz: “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir deyim[/TD]
[TD]kabiliyet: yetenek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemâl-i ittikan: tam bir mükemmellik, kusursuzluk[/TD]
[TD]kudret: güç, iktidar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küll: bütün, hep[/TD]
[TD]küllî: tür, belli bir sınıfa ait bireylerin tamamı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]liyâkat: iktidar, ehliyet, lâyık olmak[/TD]
[TD]masnûat: san’atla yaratılmış varlıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazhar: yansıma ve görünme yeri[/TD]
[TD]mevcut: var[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meyyit: ölü, cenaze[/TD]
[TD]miskin: zavallı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muttasıf: vasıflanmış, bir özellikle nitelendirilmiş[/TD]
[TD]mümkinat: varlığı ile yokluğu olabilirlik dairesinde eşit olan ve varlığı ancak Allah’ın var etmesine bağlı olan şeyler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nebâtî: bitkisel, bitki ile ilgili[/TD]
[TD]neş’et etmek: doğmak, kaynaklanmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sadık: doğru[/TD]
[TD]sarf edilmek: harcanmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sarfiyat: tecellîler, harcamalar[/TD]
[TD]suhulet: kolaylık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sırr-ı vahdet: birlik sırrı[/TD]
[TD]tasarruf: dilediği gibi kullanma ve yönetme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tavzif edilmek: görevlendirilmek[/TD]
[TD]tecellî: akis, yansıma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecezzî: bölünme, parçalanma[/TD]
[TD]tefâvüt: farkılılık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tenvir: aydınlatma[/TD]
[TD]vahdet: birlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zerre: en küçük madde parçası, atom[/TD]
[TD]ziyalandırmak: ışıklandırmak, aydınlatmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âdi: basit, sıradan[/TD]
[TD]âlem: dünya, evren[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Şems-i Ezelî: Ezelî Güneş; bu tabir, ezelden beri var olan, zamanla kayıtlı olmayan ve bütün tecellîlerin kaynağı olan Allah’ın bir unvanı olarak kullanılır[/TD]
[TD]şems: güneş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şems-i vahid: bir ve tek olan güneş[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
8 Ocak 2012: 17:38 #801467Anonim
İ’lem eyyühe’l-aziz! Küre-i arz mağazasından me’kûlât ve meşrûbat ve libas ve sair ihtiyaçlarınızı temin ediyorsunuz. Parasız aldığınız bu malları İlâhî hazineden almayıp birer birer esbaba yaptıracak olursanız, acaba bir nar tanesini ne kadar zamanlarda elde edip ne kadar pahalı alacaksınız? Çünkü o nar, bütün eşya ile alâkadardır. Az bir zamanda, az bir kıymetle husule gelmesi imkân haricidir. Ve aynı zamanda, ondaki ziynet, intizam, san’at, râyiha, tat ve koku gibi lâtif şeylerden anlaşılıyor ki, o nar tanesi öyle bir Saniin masnûudur ki, icadında külfet ve mübaşeret yoktur.Mesele böyle olduğu halde, haşeratın zevk ve heveslerini tatmin için herbir noktasında bin türlü i’câz nükteleri bulunan o küre-i arz mağazasındaki eşyanın Sânii ya şuursuz, hissiz, iradesiz, ilimsiz, ihtiyarsız, kemâlsizdir ki, bu kadar bol zîkıymet antika eşyayı parasız dağıtıyor. Bu bâtıl ihtimal, isbata muhtaç olmayan bedihî bir hakikattir. Veya o hazine sâhibi, o hazineyi, âhirete gitmek üzere gelip muvakkaten kalan insanlara, İlâhî ve Rahmânî bir sofra olarak yaratmıştır. O hazine-i gaybda eşyanın icadı “Kün” emriyle bağlıdır. Ve bütün eşyanın melekûtiyetleri, santral gibi, Hakîm, Kadîr, Mürîd, Alîm bir Vâcibü’l-Vücudun yed-i kudretindedir.
Maahaza, o İlâhî sofradaki eşya yalnız insan ve hayvanların lezzet ve zevklerini tatmin için değildir. Herbir ferd-i müstehlikte zevilhayata âit cüz’î faidelerden başka esmâ-i İlâhiyenin tecelliyatına ve faaliyetteki esrar ve şuûnâtına ait gayr-ı mütenâhi hikmetler, gayeler vardır. Öyle ise, bu ziyafet-i âmme ve bu
[TABLE]
[TR]
[TD]Alîm: küçük büyük, görünen görünmeyen, gelmiş ve gelecek herşeyi hakkıyla bilen ve ilmi herşeyi kuşatan Allah[/TD]
[TD]Hakîm: herşeyi hikmetle belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kadîr: herşeye gücü yeten, sonsuz güç ve kudret sahibi Allah[/TD]
[TD]Mürîd: her şeyi istediği gibi, istediği zamanda ve keyfiyette yapan ve bir anda sonsuz şeyleri dilemekten âciz olmayan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Rahmânî: rahmeti sonsuz, yarattıklarını esirgeyip koruyan, şefkat eden ve rızıklandıran Allah’a âit[/TD]
[TD]Sâni: herşeyi mükemmel ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah[/TD]
[TD]alâkadar: alâkalı, ilgili[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]antika: eski ve kıymetli san’at eseri[/TD]
[TD]bedihî: açık, aşikâr[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bâtıl: doğru olmayan, yalan, yanlış
[/TD]
[TD]cüz’î: az, sınırlı, ferdî, bireysel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esbab: sebepler[/TD]
[TD]esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esrar: sırlar[/TD]
[TD]eşya: şeyler; varlıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ferd-i müstehlik: tüketen, tüketici kişi[/TD]
[TD]gayr-i mütenâhi: sonsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: gerçek[/TD]
[TD]hazine-i gayb: görünmeyen hazine[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşerat: küçük zararlı hayvanlar[/TD]
[TD]heves: nefsin arzu ve isteği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hikmet: gaye, fayda, anlam, sır[/TD]
[TD]husule gelme: meydana gelme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icad: var etme, yaratma[/TD]
[TD]ihtiyar: dileme, seçme, tercih etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]imkân harici: imkânsız, imkân dışı[/TD]
[TD]intizam: disiplin, düzen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]irade: dileme, tercih, seçme gücü[/TD]
[TD]i’câz: mu’cize oluş; bir benzerini yapma konusunda başkalarını âciz bırakan olağanüstülük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]i’lem eyyühe’l-aziz: “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir söz[/TD]
[TD]kemâlsiz: mükemmellikten uzak, noksan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]külfet: güçlük, zorluk[/TD]
[TD]kün emri: Arapça “kün = كُنْ”, yani “Ol” emri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küre-i arz: yerküre, yeryüzü[/TD]
[TD]libas: elbise[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lâtif: şirin, güzel, hoş[/TD]
[TD]maahaza: bununla beraber[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]masnû: san’atlı şekilde yaratılmış varlık[/TD]
[TD]melekûtiyet: bir şeyin görünmeyen iç yüzü, aslı, hakikati[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meşrûbat: içecekler[/TD]
[TD]me’kûlât: yiyecekler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muvakkaten: geçici olarak[/TD]
[TD]mübaşeret: doğrudan temas[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nükte: ince mânâ[/TD]
[TD]râyiha: güzel koku[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sair: diğer[/TD]
[TD]tatmin: doyurma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecelliyat: tecellîler; yansımalar[/TD]
[TD]temin etmek: sağlamak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]yed-i kudret: Allah’ın kudret eli[/TD]
[TD]zevilhayat: canlılar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziyafet-i âmme: umumî, herkesi içine alan ziyafet[/TD]
[TD]ziynet: süs[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîkıymet: kıymetli[/TD]
[TD]âhiret: öldükten sonra yaşanılacak olan sonsuz hayat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]İlâhî: Allah tarafından olan[/TD]
[TD]şuûnât: hâller, durumlar, vaziyetler[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
8 Ocak 2012: 17:41 #801468Anonim
feyz-i âmmın bir kör kuvvetten neş’et etmesi ve bu eşyanın semeratı sel gibi akıp ittifakı ve tesadüfün eline havalesi muhaldir. Çünkü, o eşyanın intizamlı hakîmâne teşahhusatı ve şuurkârâne muhkem hususiyatı, kör tesadüf ve ittifakı reddediyor. Öyle de, o sofra-i rahmetteki ucuzluk ve kolaylık ve çokluk o eşyanın bir Cevad-ı Mutlakdan, bir Hakîm-i Mutlaktan, bir Kadîr-i Mutlakdan geldiğini gösteren şahitlerdir.İ’lem ey esbâba müptelâ insan! Bil ki, sebebin halkı ve sebebiyetinin takdiri ve müsebbebin vücuduna lâzım olan şeylerle teçhizi, kudretine nisbetle zerreler ve şemsler müsâvi olan Zâtın “Kün” emriyle müsebbebi halk etmesinden daha kolay, daha ekmel, daha âlâ değildir.
İ’lem eyyühe’l-aziz! Dünyada görülen bilhassa nebatî ve hayvanî hayatlarda müşahede edilen ademler, idamlar, tebeddül ve teceddüd-ü emsalden ibarettir. İmanlı olan kimselere göre zeval ve firakın acısı değil, yerlerine gelen emsalleriyle visalin lezzeti hasıl oluyor. Öyle ise, imana gel ki, elemden emin olasın. Kadere teslim ol ki, selâmette kalasın.
İ’lem eyyühe’l-aziz! Asabiyet-i cahiliye, birbirine tesanüt edip yardım eden gaflet, dalâlet, riyâ ve zulmetten mürekkep bir mâcundur. Bunun için milliyetçiler, milliyeti mâbud ittihaz ediyorlar. Hamiyet-i İslâmiye ise, nur-u imandan in’ikâs edip dalgalanan bir ziyadır.
[TABLE]
[TR]
[TD]Cevad-ı Mutlak: sınırsız cömertlik ve ikram sahibi Allah
[/TD]
[TD]Hakîm-i Mutlak: herşeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan sınırsız hikmet sahibi olan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kadîr-i Mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah[/TD]
[TD]Zât: Allah’ın Kendisi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]adem: yokluk, hiçlik[/TD]
[TD]asabiyet-i cahiliye: cahiliye dönemi ırkçılığı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bilhassa: özellikle[/TD]
[TD]dalâlet: hak yoldan sapkınlık, inançsızlık, inkâr[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ekmel: daha mükemmel[/TD]
[TD]elem: acı, keder, üzüntü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]emin olma: güvende, güvenli olma[/TD]
[TD]emsal: benzerler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esbâb: sebepler[/TD]
[TD]eşya: varlıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]feyz-i âmm: umumî, genel bolluk[/TD]
[TD]firak: ayrılık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gaflet: umursamazlık, vurdumduymazlık; âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli[/TD]
[TD]hakîmâne: bir maksat ve gayeye yönelik bir şekilde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]halk: yaratılma, yaratma[/TD]
[TD]halk etmek: yaratmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hamiyet-i İslâmiye: İslâmiyeti savunma, koruma gayret ve çabası[/TD]
[TD]hasıl olmak: meydana gelmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]havale: bir işi başkasına bırakma, verme[/TD]
[TD]hayvanî: hayvansal[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hususiyat: hususî özellikler[/TD]
[TD]idam: yok etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]intizamlı: düzenli[/TD]
[TD]in’ikâs etmek: yansımak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ittifak: anlaşma, birlik[/TD]
[TD]ittihaz etmek: edinmek, kabullenmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]i’lem: bil[/TD]
[TD]i’lem eyyühe’l-aziz: “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir söz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kader: Allah’ın ezelî ilmi ile kâinatta olmuş ve olacak herşeyi bilip takdir etmesi[/TD]
[TD]kudret: Cenâb-ı Hakkın sonsuz güç ve iktidarı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kün emri: Arapça “kün = كُنْ”, yani “Ol” emri[/TD]
[TD]muhal: gerçekleşmesi imkânsız olan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhkem: sağlam[/TD]
[TD]mâbud: ibadet edilen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâcun: karışım, yoğrulmuş hamur[/TD]
[TD]müptelâ: bağımlı, düşkün[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mürekkep: oluşmuş, birleşik[/TD]
[TD]müsebbeb: sonuç, sebebin ortaya çıkardığı netice[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müsâvi: eşit, denk[/TD]
[TD]müşahede: gözleme, gözlemleme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nebatî: bitkisel[/TD]
[TD]neş’et etme: kaynaklanma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nisbet: oran[/TD]
[TD]nur-u iman: iman ışığı, aydınlığı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]riyâ: gösteriş, başkalarına iyi görünme[/TD]
[TD]sebebiyet: sebep olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]selâmet: tehlike ve sıkıntılardan uzak olma[/TD]
[TD]semerat: meyveler, neticeler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sofra-i rahmet: rahmet sofrası[/TD]
[TD]takdir: belirleme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tebeddül(-ü emsal): bir benzerinin yerini alma[/TD]
[TD]teceddüd-ü emsal: benzerleriyle yenilenme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tesadüf: rastlantı[/TD]
[TD]tesanüt etme: dayanma, dayanışma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teçhiz: cihazlanma, donanım[/TD]
[TD]teşahhusat: şahsiyet ve hüviyetini gösteren ayırdedici özelliklere kavuşmalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]visal: kavuşma[/TD]
[TD]vücud: varlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zerre: en küçük madde parçası, atom[/TD]
[TD]zeval: yokluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziya: ışık[/TD]
[TD]zulmet: karanlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlâ: daha üstün[/TD]
[TD]şahit: delil, tanık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şems: güneş[/TD]
[TD]şuurkârâne: şuurlu bir şekilde, bilerek ve anlayarak[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
8 Ocak 2012: 17:45 #801469Anonim
İ’lem eyyühe’l-aziz! Ehl-i ilhad ile ve bilhassa Avrupa mukallitleriyle münazara ile iştigal edenler büyük bir tehlikeye mâruzdurlar. Çünkü, nefisleri tezkiyesiz ve emniyetsiz olması ihtimaliyle tedricen hasımlarına mağlûp olur ki, bîtarafâne muhakeme denilen munsıfâne münazarada nefs-i emmâreye emniyet edilemez. Çünkü, insaflı bir münâzır, hayalî bir münazara sahasında, ara sıra hasmının libasını giyer, ona bir dâvâ vekili olarak onun lehinde müdafaada bulunur. Bu vaziyetin tekrarıyla dimağında bir tenkit lekesinin husule geleceğinden, zarar verir. Lâkin, niyeti hâlis olur ve kuvvetine güvenirse, zararı yoktur. Böyle vaziyete düşen bir adamın çare-i necatı, tazarru ve istiğfardır. Bu suretle o lekeyi izale edebilir.İ’lem eyyühe’l-aziz! Bu küre-i arz misafirhanesi, insanların mülk ve malı değildir. Ancak insanlar, amele gibi o misafirhanenin çeşit çeşit işlerinde ve tezyinatında çalışırlar. Eğer küre-i arzın haricinden yabancı birisi gelip misafirhanenin bir mu’cize ve harika olduğuna ve insanların da âciz, fakir, muhtaç olduklarına dikkat ederse, bu insanlar bu binaya sahip ve sâni olacak bir iktidarda değildir, ancak böyle harika bir masnûun Sânii de mu’ciznümâ olduğuna kat’iyetle hükmedecektir. Ve bu insanlar, o Sultan-ı Ezelînin makasıdına çalışan amelelerdir. Bu ameleler, aldıkları ücretlerinden mâadâ bu binadan birşeye mâlik ve sahip olmadıklarına tekraren hükmedecektir. Ve keza, o çiçeklerin zevilhayata karşı gösterdiği teveddüdlerine ve tahabbüblerine ve tebessümlerine dikkat eden anlar ki, bir Hakîm-i Kerîm tarafından misafirlerine hizmetle muvazzaf bir takım hedâyâ ve behâyâdır ki, Sâni ile masnû arasında bir vesile-i teârüf ve tahabbüb olsun.
[TABLE]
[TR]
[TD]Avrupa: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]Hakîm-i Kerîm: herşeyi hikmetle belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan ve sonsuz cömertlik ve ikram sahibi Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sultan-ı Ezelî: hüküm ve saltanatı ezelî olan Allah[/TD]
[TD]Sâni: san’atkâr, san’atla iş yapan; herşeyi san’atlı ve mükemmel bir şekilde yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]amele: işçi[/TD]
[TD]behâyâ: güzel, parlak, lâtif şeyler; hediyeler [/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bilhassa: özellikle[/TD]
[TD]bîtarafâne: tarafsız davranarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dimağ: beyin, bilinç[/TD]
[TD]dâvâ vekili: avukat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i ilhad: inkârcılar, dinsizler[/TD]
[TD]emniyet etmek: güvenmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fakir: muhtaç[/TD]
[TD]harika: hayranlık veren[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hariç: dış[/TD]
[TD]hasım: düşman[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayalî: hayale dayalı[/TD]
[TD]hedâyâ: hediyeler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]husule gelmek: meydana gelmek[/TD]
[TD]hâlis: içten, ihlâslı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iktidar: güç ve kudret[/TD]
[TD]insaflı: adaletle hareket edip doğru olanı itiraf eden[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istiğfar: af dileme, tevbe etme[/TD]
[TD]izale etmek: yok etmek, ortadan kaldırmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iştigal etme: uğraşma, meşgul olma[/TD]
[TD]i’lem eyyühe’l-aziz: “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir söz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kat’iyet: kesinlik[/TD]
[TD]keza: bunun gibi, böylece[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küre-i arz: yürküre, dünya[/TD]
[TD]lehinde: tarafında[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]libas: elbise[/TD]
[TD]lâkin: ama, fakat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]makasıd: gayeler, istenilen şeyler[/TD]
[TD]masnû: san’atla yapılmış eser[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mağlûp olmak: yenilmek[/TD]
[TD]muhakeme: değerlendirme, karar vermek için iyice düşünme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukallit: taklitçi[/TD]
[TD]munsıfâne: insaflıca[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muvazzaf: görevli[/TD]
[TD]mu’cize: bir benzerini yapmaktan başkasının aciz olduğu olağanüstü şey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mu’ciznümâ: bir benzerini yapmaktan başkalarını âciz bırakır şekilde, mu’cizeli[/TD]
[TD]mâadâ: –den başka, –in dışında[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâlik: bir şeyin sahibi[/TD]
[TD]mâruz: hedef olma, tesirinde olma, yüz yüze gelme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müdafaada bulunmak: savunmak[/TD]
[TD]münazara: tartışma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münâzır: münâzaracı, tartışmacı[/TD]
[TD]nefis: insanı daima kötülüğe, zevk ve isteklere sevk eden güç[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefs-i emmâre: hazır zevke düşkün ve insanı kötülüğe sevk eden duygu[/TD]
[TD]tahabbüb: sevgi gösterme ve kendini sevdirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tazarru: dua, yakarış[/TD]
[TD]tedricen: azar azar, derece derece[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teveddüd: birine kendini sevdirme[/TD]
[TD]tezkiye: nefsi terbiye edip temizleme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tezyinat: süslemeler[/TD]
[TD]vaziyet: durum, hâl[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vesile-i teârüf ve tahabbub: birbirlerini tanıma ve birbirlerini sevme vesilesi, aracı[/TD]
[TD]zevilhayat: canlılar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âciz: güçsüz[/TD]
[TD]çare-i necat: kurtuluş çaresi[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
8 Ocak 2012: 17:48 #801470Anonim
Eyyühe’n-nefs! Sen herbir eserde müessirin azametini görmek istiyorsun; fakat, haricî olan mânâları zihnî mânâlarda arıyorsun. Esmâ-i Hüsnânın herbirisinde bütün esmânın şuââtını görmek istiyorsun. Herbir lâtifenin zevkiyle bütün letâifin zevklerini zevk etmek istiyorsun. Herbir hisse tâbi olan işleri ve hâcetleri ifa ederken, bütün hislerinin işlerini beraber görmek istiyorsun. Bundan dolayı evhama mâruz kalıyorsun.İ’lem eyyühe’l-aziz! Bir nimetin umumî ve herkese şâmil olması, kıymetinin azlığına ve ehemmiyetsizliğine delâlet etmez. Ve o nimetin bir kast ve iradeden gelmemesine emâre olamaz. Meselâ, göz nimetinin bütün hayvanlarda bulunması, senin göze olan şiddet-i ihtiyacını tahfif etmediği gibi, gözün kıymetini tenkis etmeye de sebep olamaz. Ve keza, hususî ve tek bir nimetin tesadüfü mümkün olsa bile, umumî bir nimet, behemehal bir Mün’imin eser-i kast ve iradesidir.
İ’lem eyyühe’l-aziz! Herbir zîhayatın hayatında gayr-ı mütenahi gayeler vardır. Bu gayelerden zîhayata ait, ancak binde birdir. Bâki kalan gayeler, gayr-ı mütenahi olan mâlikiyeti nisbetinde, hayatı icad eden zâta âittir. Öyle ise, büyük bir mahlûkun küçük bir mahlûka tekebbür etmeye hakkı yoktur.
Ve hakikate nazaran abesiyet de yoktur. Çünkü, bir hayatın bütün faideleri bir zîhayata ait değildir ki, abes olsun. Evet, sath-ı arzda her sene yapılan ziyafet-i âmme-i İlâhiye, nev-i beşere, halife olduğu münâsebetiyle bir ikramdır. Yoksa hepsi onun istifadesi için değildir.
İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsanın zihnine bazan şöyle bir vesvese gelir, der: “Sen de âdi ve böcek gibi bir hayvansın. Hayvanlardan fazla ne kıymetin var? Hem de semâvat ve arzı yed-i kudretine alan Hâlık-ı Zülcelâle karşı ne meziyetin ve
[TABLE]
[TR]
[TD]Hâlık-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet sahibi ve her şeyin yaratıcısı olan Allah[/TD]
[TD]Mün’im: bütün nimetlerin asıl sahibi ve her varlığı, zevklerine en uygun nimetlerle yedirip içiren ve ihsan eden Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]abes: boş ve faydasız[/TD]
[TD]abesiyet: faydasızlık, gayesizlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]arz: yer, dünya[/TD]
[TD]azamet: büyüklük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]behemehal: ister istemez; mutlaka[/TD]
[TD]bâki kalan: geri kalan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]delâlet etmek: işaret etmek[/TD]
[TD]emâre: belirti, işaret[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]eser-i kast: bir kastın sonucu, bilerek ve isteyerek yapılan eser, iş[/TD]
[TD]esmâ: Allah’ın güzel isimleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın güzel isimleri[/TD]
[TD]evham: kuruntular, şüpheler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]eyyühe’n-nefs: ey zevk, lezzet ve eğlenceye düşkün nefis![/TD]
[TD]gayr-i mütenahi: sonsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: gerçek[/TD]
[TD]halife: yeryüzünde Allah’ın emirlerini yerine getirip Onun namına tasarrufta bulunan ve varlıklar üzerinde Onun adına egemen olan insan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haricî: dışa ait[/TD]
[TD]hususî: özel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâcet: ihtiyaç[/TD]
[TD]icad etme: yapma, yaratma, meydana getirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ifa etmek: bir işi yerine getirmek, yapmak[/TD]
[TD]ikram: bağış, ihsan, lütuf[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]irade: tercih etme, dileme, seçme gücü[/TD]
[TD]istifade: faydalanma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]i’lem eyyühe’l-aziz: “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir söz[/TD]
[TD]keza: bunun gibi, böylece[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]letâif: lâtifeler; insanın mânevî yapısındaki ince duygular[/TD]
[TD]lâtife: insanın mânevî yapısındaki ince duygulardan herbiri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahlûk: yaratılan varlık, yaratılmış[/TD]
[TD]meziyet: üstün özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâlikiyet: sahiplik[/TD]
[TD]mânâ: anlam[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâruz kalmak: tesiri altında kalmak, uğramak[/TD]
[TD]müessir: tesir eden, özne[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münâsebet: ilgi, bağ[/TD]
[TD]nazaran: bakarak, –göre[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev-i beşer: insanlar[/TD]
[TD]nimet: iyilik, lütuf, ihsan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nisbet: oran[/TD]
[TD]sath-ı arz: yeryüzü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]semâvat: gökler[/TD]
[TD]tahfif etmek: hafifletmek, yükünü azaltmak.[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tekebbür etmek: kibirlenmek, büyüklenmek[/TD]
[TD]tenkis etme: noksanlaştırma, düşürme, azaltma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tesadüf: rastlantı[/TD]
[TD]tâbi: bağlı, başkasına uyan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]umumî: genel[/TD]
[TD]vesvese: şüphe, asılsız kuruntu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]yed-i kudret: Allah’ın kudret eli[/TD]
[TD]zihnî: zihinle ilgili[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziyafet-i âmme-i İlâhiye: Allah’tan gelen ve herkesi kapsayan ziyafet[/TD]
[TD]zât: şahıs[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
[TD]âdi: basit, sıradan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şiddet-i ihtiyaç: ihtiyacın şiddeti, şiddetli ihtiyaç[/TD]
[TD]şuâât: ışınlar, ışık hüzmeleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şâmil: kapsamlı, içine alan[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
8 Ocak 2012: 17:51 #801471Anonim
ne gibi bir hizmetin var ki, seninle meşgul olsun?” Bu vesveseye karşı şöyle bir hakikati düşünmek lâzım:
1. İnsan gayr-ı mütenahi acz ve fakriyle beraber Cenâb-ı Hakka imanı ile kudret ve gınâ ve izzetine mazhar olmuştur. İşte bu mazhariyetten dolayı, insan, hayvaniyetten terakki edip halife-i zemîn olmuştur.
2. Cenâb-ı Hak ihata-i kudret ve azametiyle insanın duasını işitir, hâcâtını görür. Ve semâvat ve arzın tedbiri, o insanı da düşünmeye mâni değildir.
Sual: Cenâb-ı Hakkın cüz’iyat ve hasis emirler ile iştigali azametine münafidir.
Elcevap: O iştigal, azametine münafi değildir. Bilâkis, adem-i iştigali, azamet-i rububiyetine bir nakîsedir. Meselâ, şemsin ziyasından bazı şeylerin mahrum ve hariç kalması, şemse bir nakîse olur. Maahaza, bütün şeffaf şeylerde görünen şemsin timsallerinin herbirisi, “Şems benimdir. Şems yanımdadır. Şems bendedir” diyebilir. Ve zerrelerle şems arasında müzâhame yoktur. Bütün mahlûkat—bilhassa insanlarda—ferdî olsun, nevî olsun, şerif olsun, hasis olsun; ilim, irade, kudret itibarıyla Cenâb-ı Hakkın tecellîsine mazhardır. Herbirşey, herbir insan, “Allah yanımdadır” diyebilir. Bilhassa insanın zaafı, fakrı, aczi nisbetinde Cenâb‑ı Hakkın kurbiyeti ve herbir şeyin Cenâb-ı Hak ile münasebeti olmakla beraber, O da münasebettardır. Ve gayr-ı mütenahi acz ve fakrı olan insan, gayr-ı mütenahi kudret ve gınâ ve azameti olan Cenâb-ı Hak ile münasebeti ne kadar lâtiftir!Takdis ederiz o Zâtı ki, en büyük lûtfu en büyük azamete, en yüksek şefkati en yüksek ceberûta idhâl ettiği gibi, nihayetsiz kurbu nihayetsiz bu’d ile cem
[TABLE]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan, sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
[TD]Zât: Kimse, Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]acz: güçsüzlük, zayıflık[/TD]
[TD]adem-i iştigal: meşgul olmamak, ilgilenmemek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]arz: yer, dünya[/TD]
[TD]azamet: büyüklük, yücelik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]azamet-i rububiyet: Rablığın büyüklüğü; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
[TD]bilhassa: özellikle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bilâkis: tersine, aksine[/TD]
[TD]bu’d: uzak; uzaklık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ceberût: güçle iş yaptırma[/TD]
[TD]cüz’iyat: ferdî, küçük, sınırlı şeyler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]elcevap: cevap[/TD]
[TD]fakr: muhtaçlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ferdî: kişisel, ferde ait[/TD]
[TD]gayr-ı mütenahi: sonsuz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gınâ: zenginlik; başkasına muhtaç olmama[/TD]
[TD]hakikat: gerçek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]halife-i zemîn: yeryüzünde Allah’ın emirlerini yerine getirip Onun namına tasarrufta bulunan ve varlıklar üzerinde Onun adına egemen olan insan[/TD]
[TD]hariç kalmak: dışta, dışarda kalmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hasis: bayağı, âdi, değersiz[/TD]
[TD]hasis emir: sıradan küçük, basit iş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayvaniyet: hayvanlık, hayvan gibi olma[/TD]
[TD]hâcât: ihtiyaçlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]idhal etmek: dahil etmek, içine koymak[/TD]
[TD]ihata-i kudret: Allah’ın sonsuz güç ve iktidarının herşeyi kuşatması[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]irade: dileme, tercih, seçme gücü[/TD]
[TD]izzet: değer, itibar, yücelik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iştigal: meşgul olma, uğraşma[/TD]
[TD]kudret: güç, iktidar; Allah’ın sonsuz güç ve iktidarı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kurb: yakın, yakınlık[/TD]
[TD]kurbiyet: yakınlık, kulun Allah’a yakınlığı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lâtif: şirin, ince, hoş[/TD]
[TD]lûtuf: iyilik, ihsan, bağış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maahaza: bununla beraber, bununla birlikte[/TD]
[TD]mahlûkat: yaratılmışlar, varlıklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahrum: yoksun[/TD]
[TD]mazhar olma: ayna olma, nail olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazhariyet: aynalık, nail olma
[/TD]
[TD]meşgul olmak: uğraşmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münafi: aykırı, zıt, ters[/TD]
[TD]münasebet: bağlantı, ilgi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]münasebettar: bağlantılı, ilgili[/TD]
[TD]müzâhame: sıkışıklık, sürtüşme, rekabet[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nakîse: eksiklik, noksanlık[/TD]
[TD]nevî: türe ait[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
[TD]nisbet: oran[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]semâvat: gökler[/TD]
[TD]sual: soru[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]takdis etmek: kutsamak, her türlü eksiklik ve çirkinlikten pâk ve yüce olduğunu dile getirmek[/TD]
[TD]tecellî: akis, yansıma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tedbir: çekip çevirme, idare etme[/TD]
[TD]terakki etmek: ilerlemek, gelişmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]timsal: görüntü[/TD]
[TD]vesvese: şüphe, asılsız kuruntu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zaaf: zayıflık, güçsüzlük[/TD]
[TD]zerre: en küçük madde parçası, atom[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziya: ışık[/TD]
[TD]şeffaf: saydam, parlak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şefkat: merhamet ve sevgi[/TD]
[TD]şems: güneş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şerif: şerefli[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
8 Ocak 2012: 17:53 #801472Anonim
edip, zerreler ile şemsler arasında uhuvveti tesis etmiştir. Birbirine zıt olan bu şeyleri cem etmekle derece-i azametini bir derece göstermiştir.İ’lem eyyühe’l-aziz! İmana ait bilgilerden sonra en lâzım ve en mühim a’mâl‑i salihadır. Sâlih amel ise, maddî ve mânevî hukuk-u ibâda tecavüz etmemekle, hukukullahı da bihakkın ifa etmekten ibarettir. Ecnebîlerden alınan maddî bilgiler, san’at ve terakkiyata âit ise, lâzımdır. Sefahete dair ise muzırdır.
اَللّٰهُمَّ يَا اَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ. وَارْحَمْ اُمَّةَ مُحَمَّدٍ عَلَيْهِ الصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ وَنَوِّرْ قُلُوبَ اُمَّةِ مُحَمَّدٍ عَلَيْهِ الصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ بِنُورِ اْلاِيمَانِ وَالْقُرْاٰنِ وَنَوِّرْ بُرْهَانَ الْقُرْاٰنِ وَعَظِّمْ شَرِيعَةَ اْلاِسْلاَمِ، اٰمِينَ.
1

[NOT]Dipnot-1 Ey Erhamü’r-Râhimîn olan Allah’ım! Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın ümmetine rahmet et ve onların kalblerini iman ve Kur’ân nuruyla nurlandır. Kur’ân’ın burhanlarını izhar et ve İslâm dinini yücelt. Âmin.
[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]a’mâl-i saliha: güzel işler; dinin emir ve yasaklarına uygun davranışlar[/TD]
[TD]bihakkın: hakkıyla, gerçek anlamıyla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cem etmek: toplamak[/TD]
[TD]dair: ilgili, ait[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]derece-i azamet: büyüklük ve yüceliğin derecesi[/TD]
[TD]ecnebî: yabancı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hukuk-u ibâd: kul hakları; borç, diyet, tazminat gibi özel menfaati ilgilendiren haklar[/TD]
[TD]hukukullah: Allah’ı hakları; zekât, şer’î cezalar, keffaretler, farz ibadetler gibi genel menfaati ilgilendiren haklar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ifa etmek: bir işi gerçekleştirmek, yerine getirmek[/TD]
[TD]i’lem eyyühe’l-aziz: “Bil ey aziz, saygıdeğer kardeşim!” mânâsında muhatabı uyarmak ve dikkatini çekmek için kullanılan bir söz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]maddî: maddeyle alâkalı[/TD]
[TD]muzır: zararlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sefahet: yasak zevk ve eğlencelere düşkünlük, beyinsizce davranış, budalalık[/TD]
[TD]sâlih amel: faydalı, yararlı iş; dinin emir ve yasaklarına uygun davranış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecavüz etmek: haddi aşmak, saldırmak, zulmetmek[/TD]
[TD]terakkiyat: ilerlemeler, yükselmeler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tesis etmek: kurmak, yerleştirmek[/TD]
[TD]uhuvvet: kardeşlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zerre: en küçük madde parçası, atom[/TD]
[TD]şems: güneş[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.