- Bu konu 26 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
26 Ocak 2013: 15:20 #679101
Anonim
Peygamberimizin (s.a.v.) mübârek zevcelerinden. İsmi Aişe binti Ebû Bekir’dir. Yani Ebû Bekir (r.a.)’ın kızıdır. Annesi Ümmü Ruman binti Âmir İbni Uveymir’dir. Künyesi Ümmü Abdullah, lâkabı Sıddîka, unvanı Ümm-ül-Mü’minindir. Hz. Âişe’nin çocuğu yoktu.Bunun için künyesi de yoktur. Araplarda künyeye çok ehemmiyet verilirdi. Bunun için Hz. Aişe üzülürdü. Birgün Hz. Peygambere bunu arz etmiş ve Peygamberimiz (s.a.v.) de “Sen yeğenin Abdullah bin Zübeyr’i kendine evlâd edinirsin, Onun ismine izafeten de künye alırsın.” Bundan sonra Hz. Aişe yeğeni Abdullah bin Zübeyr’e izafeten Ebû Abdullah diye künyelendi.
Hz. Aişe, Hicret’ten sekiz sene önce Mekke-i Mükerreme’de doğdu. (m. 614). 57 (m. 676) senesinin Ramazan ayının 17. Salı günü Medine-i Münevvere’de vefât etti. Namazını Medine valisi olan Ebû Hureyre (r.a.) kıldırdı. Vasiyyeti üzerine geceleyin Baki Kabristanına defn edildi.26 Ocak 2013: 15:22 #811563Anonim
Hz. Aişe validemiz küçük yaşta iken okuma-yazma öğrenmiş olup, çok zeki ve kabiliyetli idi. Her bir hâdise üzerine hemen bir şiir söylemesi onun zekâsına bir delildir, öğrendiği ve ezberlediği bir şeyi katiyyen unutmazdı Çok akıllı, zekî, âlime, edibe ve afife ve sâliha idi. Hâfızası pek kuvvetli olduğu için, Eshâb-ı kirâm, birçok şeyleri ondan sorup öğrenirdi. Âyet-i kerîme ile medh edildi. Resûlullah (s.a.v.) ikinci defa olarak, ellibeş yaşında iken, Ebû Bekir’in (r.a.) kızı; Aişe (r.anha) ile evlendi. Bunu, Hadîce-i kübrânın vefâtından bir yıl sonra, Allahü teâlânın emri ile nikâh eylemişti, ölünceye kadar, sekiz sene onunla yaşadı.26 Ocak 2013: 15:23 #811564Anonim
Peygamberimizin Hz. Aişe ile evlenmelerinde en önemli husus nikâh akdinin Hz. Peygamberin arzusuyla değil, Allahü teâlânın emri ile olmasıdır. Buhârî ve Müslim’in rivâyetlerinde ve Mevâhib-i Ledünniyye’de Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Aişe’ye şöyle buyurdu: “Seni üç gece rüyada gördüm.Bir melek ipek kumaşa sarmış (Bu senin hatunundur) dedi. Ben de yüzünü açtım ve “Eğer Allah tarafından ise Cenâb-ı Hak imza eylesin” dedim. Ya’ni eğer rüya rahmani ise Allahü teâlâ müyesser kılsın demektir. Tirmizî’nin beyanına göre: Cebrâil (a.s.) Peygamberimize yeşil bir ipek içinde Hz. Âişe’nin suretini getirdi ve “Bu senin dünyâda ve âhirette hâtûnundur” buyurdu.
26 Ocak 2013: 15:24 #811565Anonim
Hz. Âişe’nin bildirdiğine göre: Peygamberimiz (s.a.v.) hergün ya akşam ya sabah vakitlerinde Hz. Ebû Bekir’in evine uğraman âdet-i şerîfleri idi. (Müşrikler Dar’ün-Nedvede toplanmışlar, şeytan Necdli bir şeyh kılığında gelmiş; müşriklere Hz. Peygamberi öldürmelerini tavsiye etmiş ve Hz. Peygamberi (s.a.v.) öldürmek üzere karar almışlardı.Cebrâil (a.s.) bunu Hz. Peygambere (s.a.v.) haber verdi ve hicretine Allahü teâlânın müsâde buyurduğunu bildirdi.) Hz. Peygamber hicretine müsaade buyurulduğu gün; öğle vakti sıcakta hiç gelmediği bir saatte başını sarmış olduğu halde Hz. Ebû Bekir’in evine geldi ve Hz. Ebû Bekir’e Allahü teâlânın hicret için izin verdiğini ve Hz. Ebû Bekir’in de kendisi ile beraber olacağını haber verdi. Bu haber üzerine Hz. Ebû Bekir sevincinden ağladı. Hz. Aişe o güne kadar sevincinden ağlayan hiç bir insan görmediğini söylemiştir.
26 Ocak 2013: 15:26 #811566Anonim
Yine Hz. Aişe buyuruyor ki: “Resûlullah Medine’ye hicret ettiği zaman bizi ve kızlarını geride Mekke’de bırakmıştı. Medine’yi şereflendirince azadlı kölesi Zeyd bin Hârise ile Ebû Râfi’i iki deve ve ihtiyaçları olabilecek şeyleri satın almak üzere 500 dirhem harçlıkla bize gönderdi.Hz. Ebû Bekir de Abdullah bin Ureykıt’ı iki üç deve ile onların yanına katıp, hanımı Ümmü Rumân ve beni ve kız kardeşim Esmâ’yı develere bindirerek göndermesini, oğlu Abdullah bin Ebû Bekre mektûb yazarak emretti. “Hz. Aişe, annesi Ümmü Rumân ve Resûlullahın kerîmelerinden Hz. Zeyneb hariç diğerleri ile kafile olarak yola çıktı. Kubeyd mevkiinde Hz. Zeyd 500 dirhemle üç deve daha satın aldı. Kafileye Talha bin Ubeydullah (r.a.) da katıldı.
Mina mevkiinden Beyd’a denilen yere ulaştıkları zaman Hz. Âişe’nin devesi kaçtı. Hz. Aişe buyuruyor ki: “Devem kaçtı. Ben Mahfe’nin içindeydim. Annem de yanımdaydı. Annem “Eyvah kızcağızım, eyvah gelinciğim” diyerek çırpınıyordu. Allahü teâlâ devemize sükûnet verdi ve bizi kurtardı. Nihayet Medine’ye geldik. Ben Hz. Ebû Bekir’in ev halkı ile birlikte indim.” O zaman Mescid-i Nebevî ve etrafındaki odalar yapılmıştı.
26 Ocak 2013: 15:27 #811567Anonim
Abdülhak-ı Dehlevî, (Cezb-ül-kulûb) kitabında, fârisi olarak diyor ki, (Mescid-i şerîf) yapılırken, Aişe ve Sevde (r.anha) için birer oda yapıldı. Sonra, ihtiyaç oldukça bir oda yapılarak, adedleri dokuz oldu. Odalar, Arab âdeti üzere, hurma dalından idi. Üstleri kıldan keçe ile örtülü idi. Kapılarında yalnız perde asılı idi. Odalar mescidin cenûb, şark ve şimal taraflarında idi.Kerpiçden yapılmış olanı da vardı. Çoğunun kapısı mescide açılırdı. Tavanlarının yüksekliği, orta boylu insan boyundan bir karış fazla idi. Hz. Fâtıma ile Hz. Âişe’nin odaları arasında kapı vardı. Resûlullah (s.a.v.) vefâtından birkaç gün önce, Hz. Ebû Bekir’den başka Eshâb odalarının mescide açılan kapılarını kapattırdı.
Mekke’den gelen Resûlullahın ev halkı kendi odalarının önünde indi. Hz. Âişe validemiz Hz. Ebû Bekir’in evinde bir müddet ikâmet buyurdular. Hz. Ebû Bekir bir gün Resûlullaha “Yâ Resûlallah ehlinle evlenmekten seni alıkoyan nedir?” diye sordu. Resûlullah “Mehirdir” buyurdu. Hz. Ebû Bekir, Resûlullaha mehr parası gönderdi. Bunun üzerine Resûlullah Hz. Âişe ile nikâhlarının vuku bulduğu Şevval ayı içerisinde evlendi.
26 Ocak 2013: 15:29 #811568Anonim
Hz. Âişe validemiz buyuruyor ki: “Medine’ye hicret edip geldiğimiz zaman burası hastalığı bol olan bir yer idi. Bütün Eshâb-ı kirâm hastalığa tutuldular. Bu hastalıktan ancak Resûlullah (s.a.v.) Allahü teâlânın korumasıyla kurtuldu.” Hz. Âişe de hastalandı.Peygamberimiz (s.a.v.) Hz. Âişe’ye “Sende gördüğüm nedir” diye sorunca Hz. Âişe “Anam Babam sana fedâ olsun yâ Resûlallah Hummadır. Allah onu kahretsin” dedi. Peygamberimiz:“Hayır ona kötü söyleme. O, vazifelidir, istersen sana bir duâ öğreteyim. Onu okuduğun zaman Allahü teâlâ onu senden giderir.” buyurdu.
Hz. Âişe, “Öğret yâ Resûlallah” dedi. Hz. Peygamber duayı öğretince humma geçti. Hz. Âişe validemiz hasta yatarken babası Hz. Ebû Bekir, Onu yanağından öptü: “Sevgili yavrucuğum nasılsın” diye halini sordu.
26 Ocak 2013: 15:31 #811569Anonim
Hz. Âişe validemiz Medine’de Resûlullah’ın (s.a.v.) gazalarına katılmış diğer Sahâbî hâtûnları gibi yaralıların tedavisi ve onların bakımıyla meşgul olmuş, büyük hizmetler görmüştür. Cephelerde eline kılıç alıp, çarpışmayı istemiş ise de Resûlullah (s.a.v.) buna müsâde buyurmamıştır. Meselâ Uhud günü Hz. Peygamber (s.a.v.) yaralanmış, mübârek yüzü müşriklerin attığı taşla yaralanıp, kan içinde kalmıştı.Hz. Fâtıma validemiz, Resûlullahın mübârek yüzünü yıkamış, kan durmayınca yünden hasır yakmış ve külünü âlemlere rahmet olarak gelen Peygamberimizin mübârek yüzüne basarak, kanı durdurmuştu. Hz. Âişe validemiz de sırtında yiyecek ve içecek su taşıyarak Uhud’a gelmişti. Hz. Âişe ve Ümmü Süleym kırba ile su taşıyorlar, Hamne (r.a.) ise susuzlara su veriyordu.
Enes bin Mâlik (r.a.) diyor ki, “Uhud gazasında müslümanlar bozulup, Resûlullahın yanından dağıldıkları zaman, Hz. Âişe ile Ümmü Süleym bint-i Milhân’ı gördüm. Arkalarında kırbalarla koşa koşa su taşıyorlar, yaralıların ağızlarına boşaltıyorlardı. Kırbaları boşaldıkça koşarak gidiyor doldurunca koşarak geliyor yine yaralılara su veriyorlardı.” Kadınların Uhud Savaşına katılmasına müsaade edilmesinin sebebi yaralıları tedavi için idi.
26 Ocak 2013: 15:32 #811570Anonim
Hz. Âişe validemiz, Benî Mustalık (veya Müreysi) gazasına da katılmıştı. Bu gazada kendilerine yapılan iftira ile ilgili olarak Hz. Âişe buyururdu ki: (Bana karşı yapılan iftiranın yalan olduğu Allahü teâlâ tarafından bildirildi). Hatta bunu söyleyerek öğünürdü. Allahü teâlâ, Nur süresindeki onyedi âyeti göndererek, Âişe’ye iftira edenlerin Cehenneme gideceklerini bildirdi. Hz. Âişe’nin izzeti ve şerefinin yüksekliği bu âyet-i kerîmelerle de anlaşıldı. Hz. Âişe’ye iftira, Hicret’in beşinci yılında (Müreysi) gazvesinde olmuştu. Bu muharebeye (Beni mustalık) gazvesi de denir. Resûlullah, bu gazaya bin kişi ile gitmişti. Hz. Âişe ile Ümmü Seleme’yi de götürmüştü. Ganimete kavuşmak için, çok sayıda mün!fık da gelmişti. Resûlullah (s.a.v.) askerin önüne Hz. Ömer’i koydu. Kanlı savaşdan sonra beşbin koyun ile onbin deve ve yediyüzden ziyade esir alındı.26 Ocak 2013: 15:33 #811571Anonim
Me’aric-ün-nübüvve de buyuruluyor ki: Resûlullah gazaya giderken, zevceleri arasında kur’a çekerdi. Hangisinin adı çıkarsa, onu birlikte götürürdü. Bu gazaya da Hz. Âişe ile Hz. Ümmü Seleme gitmişti. Hz. Âişe buyuruyor ki, (Kadınların örtünmesi için âyet gelmişti. Bana bir çadır yapdılar.Çadırla deveye bindirirlerdi. Gazadan dönüşde, Medine’ye yakın konmuşduk. Seher vakti göç sesleri işitildi. Abdest için, askerden uzaklaşmışdım. Hemen geldim. Gerdanlığımı bulamadım. Geri gittim. Aradım, buldum. Yerime gelince, askeri göremedim. Gitmişler. Beni çadırın içinde sanıp deveye yükletmişler. O zaman az yirdim. Zaîf idim. Ondört yaşında idim. Şaşırdım kaldım. Beni bulamayınca ararlar diyerek, oturup bekledim.
26 Ocak 2013: 15:34 #811572Anonim
Uyumuşum. Resûlullah (s.a.v.) Safvânın arkadan gelmesini emr eylemişti. Gelip beni uykuda görünce, bağırmış. Sesden uyandım. Onu görünce, yüzümü örttüm. Devesini çökdürdü. Uzaklaşarak, (Deveye bin) dedi. Bindim. Safvân yuları tuttu. Sıcak başınca, askere yetişdik. Önce münafıklara rastladık Çirkin şeyler söyleşdiler. Onları İbni Ebî Selûl kışkırtıyordu. Müslümanlardan Hassan bin Sâbit ve Mistah da onlara uymuşdu.Medine’ye gelince, hasta oldum. İftira söylentileri heryere yayılmış. Benim haberim yokdu. Fakat, Resûlullah beni eskisi gibi aramıyor, hastalığımı da yoklamıyordu. Sebebini anlıyamıyordum. Bir gece, Mistah’ın annesi ile ihtiyaç için dışarı çıkdım. Etekleri ayağına sarılarak düşdü. Oğlu Mistah’a la’net etti. Niçin söğersin? dedim. Söylemedi. Birkaç kerre sordum. Ey Aişe! Onun ne söylediklerini işitmedin mi? dedi. Sordum, iftira sözlerini bana anlattı.
Hastalığım hemen arttı. Ateşim yükseldi Tepemden duman çıktı zannettim. Aklım gitti. Düşdüm. Aklım başına gelince evime geldim. Babamın evine gitmek için Resûlullah’dan izin istedim, izin verdi. Ne olduğunu öğrenmek istiyordum. Anneme sordum: “Yavrum hiç üzülme! Senin işin kolaydır. Güzel olan ve zevci tarafından çok sevilen her kadın için böyle şeyler söylerler” dedi. Şaşırdım.
Böyle sözler acaba Resûlullahın mübârek kulağına da gitmiş midir? Babam da duymuş mudur diye üzüldüm. Çok ağladım. Babam başka odada Kur’ân-ı kerîm okuyordu. Sesimi duymuş. Annemden sormuş. Annem de, dillerde dolaşan sözleri şimdi işitdi demiş. Babam da ağladı. Sonra yanıma gelip, “Yavrum sabret! Allahü teâlâdan ne Âyet geleceğini bekliydim” dedi. O gece, sabaha kadar uyumadım. Gözlerimin yaşı dinmedi.”
26 Ocak 2013: 15:36 #811573Anonim
Resûlullah (s.a.v.), Hz. Ali ile Üsâmeyi (r.a.) çağırıp, “Bu işin sonu neye varacak?” dedi. Üsâme, (Yâ Resûlallah! Biz senin zevcenin yalnız iyi olduğunu biliriz) dedi. Hazret-i Ali de, (Yeryüzünde kadın çok. Allahü teâlâ sana yeryüzünü dar eylemedi. Aişe’yi, cariyesi olan Büreyde’den sor!) dedi. Ona soruldu. “Allaha yemin ederim ki, onda bir ayb görmedim.Arada bir uyurdu. Koyun gelince, un ile hamur yapıp yerdi. Çok zaman onun yanında bulundum. Onda hiçbir ayb görmedim. Ağızlarda dolaşanlar doğru olsaydı, Allahü teâlâ, onu sana bildirirdi” dedi. Resûlullah (s.a.v.) bir gün evinde üzüntülü oturuyordu. Ömer-ül-Fârûk hazretleri geldi. Resûlullah, onun ne düşündüğünü sordu. “Yâ Resûlallah! İyi biliyorum ki münafıklar yalan söylüyorlar. Allahü teâlâ, senin üzerine sinek kondurmuyor. Bir murdar yere konup da, sonra senin üstünü kirletmesin diye muhafaza ediyor. Seni az bir pislikden saklıyan Allah, pisliklerin en kötüsünden elbet saklar” dedi. Hazret-i Ömer’in bu sözü Resûlullahın hoşuna gitti. Mübârek yüzü güldü.
Sonra, Hazret-i Osman’ı çağırdı. Ona da sordu. (Bu sözü münafıkların yaydığından ve yalan olduğundan şübhem yoktur. Hepsi iftiradır. Allahü teâlâ, senin gölgeni yere düşürmüyor. Mübârek gölgenin bile pis bir yere düşmesini, yâhud habîs bir kişinin, o gölgeye basmasını önlüyor. Mübârek evine pislik sokmasını hoş görür mü?” dedi. Bu sözden de, mübârek kalbi ferahladı.
Sonra Hz. Ali’yi çağırıp sordu. O da, “Bu sözler yalandır, iftiradır. Münafıkların uydurmasıdır. Sizinle nemâz kılıyorduk. Siz nemâz içinde iken mübârek na’lınızı çıkardınız. Size uyarak biz de çıkardık. “Na’lınlarınızı niçin çıkardınız” dediniz. Size uymak için dedik. Siz de, “Cebrâil aleyhisselâm geldi. Na’lında necaset bulaşığı olduğunu bana haber verdi. Onun için çıkardım” buyurmuşdunuz. Namaz içinde bile vahy ederek seni pislikden koruyan Allahü teâlâ, mübârek zevcelerinize böyle pislik yapılmasına izin verir mi? Böyle birşey olsaydı, bunu da hemen haber verirdi. Mübârek kalbin üzülmesin.
Allahü teâlâ, vahy edip, mübârek zevcenizin pak olduğunu elbette size bildirir” dedi. Bu söz de, Resûlullâhı sevindirdi. Hemen Hz. Ebû Bekr-i Sıddîk’în evine teşrif buyurdu.
26 Ocak 2013: 15:38 #811574Anonim
Hz. Âişe (r.anha) diyor ki: O gün ben durmadan ağlıyordum. Ensârdan bir hanım gelmiş o da ağlıyordu. Annem ve babam yanımda oturuyorlardı. Ansızın Resûlullah gelip selâm verdi. Yanımda oturdu. O zamandan beri yanıma hiç gelmemişti. Bir ay geçmişti. Hiç vahy inmemişdi. Resûlullah oturunca, Allahü teâlâya hamd ü sena eyledi. Şehâdet kelimesini okudu.Bana dönüp, “Ey Âişe, senin için bana şöyle söylediler. Eğer sen, dedikleri gibi değil isen, Allahü teâlâ, yakında senin doğru olduğunu bildirir. Eğer bir günâh hâsıl oldu ise, tevbe istiğfâr eyle! Allahü teâlâ, günâhına tövbe edenlerin tevbesini kabul eder” buyurdu. Resûlullahın mübârek sesini işitince, ağlamakdan vazgeçdim. Babama dönüp, cevâb vermesini söyledim. “Vallahi bilmem ki, Resûlullah’a (s.a.v.) ne cevap vereyim. Bizim kavmimiz cahiliyet devrinde putperest idi. İnsan heykellerine tapınırlar, ibâdet etmesini bilmezlerdi. Hiç kimse bizim kadınlarımıza böyle birşey söyliyemezdi. Şimdi elhamdülillah kalblerimiz İslâm nuru ile parladı. Evimiz İslâm ışığı ile aydınlandı. Herkes bizim için böyle söylüyorlar. Ben, Resûlullaha ne diyeyim?” dedi. Sonra anneme döndüm. Sen cevâb ver, dedim. O da, “Ben şaşırdım kaldım.
Ne söyliyeceğimi bilmiyorum. Sen söyle” dedi. Sonra, ben söze başladım. Dedim ki: “Allahü teâlâya yemîn ederim ki, mübârek kulağınıza gelmiş olan lâfların hepsi yalandır. Eğer onlara inanmış iseniz, temiz olduğumu ne kadar söylesem, bana inanmazsınız. Allahü teâlâ biliyor ki, benim birşeyden haberim yokdur. Yapmadığım birşeye evet dersem, kendime iftira etmiş olurum. Vallahi başka diyeceğim yokdur. Yalnız Yûsuf aleyhisselâmın dediğini derim ki, “Sabr etmek iyidir. Onların söyledikleri şey için, Allahü teâlâdan yardım beklerim.” Şaşkınlığımdan, Ya’kûb “aleyhisselâm” diyeceğim yerde, Yûsuf “aleyhisselâm” dedim. Sonra yüzümü çevirip dayandım. Rabbimin beni temize çıkaracağını, Allah hakkı için hep bekliyordum.
Çünkü, kendimden emindim. Suçum yokdu. Fakat, Allahü teâlânın benim için âyet-i kerîme göndereceğini sanmıyordum. Kıyâmete kadar her yerde, benim için âyet-i kerîme okunacağını aklıma sığdıramıyordum. Allahü teâlânın büyüklüğünü ve kendi aşağılığımı bildiğim için, benim için, âyet-i kerîme göndereceğini hiç ümîd etmiyordum. Yalnız günahsız olduğumu, kalbimin temizliğini Peygamberine rü’yâda bildirir veya kalb-i şerîfine ilham eder diyordum. Allah hakkı için doğru söylüyorum ki, Resûlullah, oturduğu yerden daha kalkmamışdı ve kimse odadan dışarı çıkmamışdı. Mübârek yüzünde vahy alâmetleri göründü.
Oturanların hepsi, vahy geldiğini anladı. Babam bu hâli görünce, deriden bir yastık vardı. Yastığı Resûlullahın mübârek başının altına koydu. Bir yemeni çarşaf ile üzerini örtdü. Vahy gelmesi bitince, mübârek yüzünden örtüyü kaldırdı. Gül ile kırmızı yüzünden, inci gibi parlıyan terleri, mübârek elleri ile sildi. Gülümsiyerek “Müjdeler olsun sana ey Âişe! Allahü teâlâ, seni temize çıkardı. Senin pak olduğuna şâhid oldu” buyurdu. Babam hemen “Kalk yâ kızım! Resûlullaha çabuk teşekkür et!” dedi.
Ben de, ; “vallahi kalkmam, Allahü teâlâdan başkasına şükr etmem! Çünkü, Rabbim benim için âyet-i kerîme indirdi” dedim. Sonra Resûlullah, “sallallahü aleyhi ve sellem”, Nur sûresinin onbirinci âyetinden başlıyarak, on âyet-i kerîme okudu. Babam hemen kalkıp başımı öpdü.
26 Ocak 2013: 15:41 #811576Anonim
Âişe (r.anhâ) hakkında bu âyet-i kerîme gelmeden önce, Hz Ebû Eyyûb Hâlidin zevcesi, “Âişe için ağızlarda dolaşan sözlere ne dersin?” diyerek, Hz. Hâlidden sormuş. Hz. Hâlid de, “Allah için, bu sözler yalandır. Sen bana karşı böyle kötülük yapar mısın?” demiş. “Hâşâ yapmam” deyince, Hz. Hâlid de “Âişe, dîni bizden daha bütün iken, Resûlullaha karşı böyle şey yapmış olabilir mi? Biz böyle söylemedik. Bu sözler büyük iftiradır” demiş. Hak teâlâ da, Hz. Hâlidin tam bu sözü gibi âyet-i kerîme göndermişdir.Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, hemen Eshâbını mescide topladı. Gelen âyet-i kerîmeleri okudu. Âyet-i kerîmenin bereketi ile, mü’minlerin kalblerindeki şübheler kalkdı. Mistah, Hz. Ebû Bekir’in akrabası idi. Fakir idi. Hz. Ebû Bekir, onun geçinmesine yardım ederdi. Mistâh, bu işte münafıklarla bir olunca, ona yardım etmemeğe yemîn etdi. Bunun üzerine, Allahü teâlâ, Nur sûresinin yirmiikinci âyetini gönderdi.
Ebû Bekir Sıddîk, bu âyet-i kerîmeyi işitince, “Allahü teâlânın beni afv etmesini severim” dedi. Mistah’a eskisi gibi yardım etdi. Hz. Âişenin temiz olduğunu bildiren âyet-i kerîmeler gelince, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”, bu sözleri söyliyenlere “Kazf” haddi vurulmasını emr buyurdu. Dört kişiye seksen değnek vurdular. Birisi kadın idi ve Resûlullahın baldızı idi. (Me’âric) kitabının yazısı temam oldu.
26 Ocak 2013: 19:17 #811578Anonim
Hz. Âişe için gelen onyedi âyet-i kerîmeden birincisinin tefsîrini (Mevâkib tefsîri) şöyle bildiriyor “Âişe“radıyallahü anhâ” ya iftira edenler, sizden birkaç kişidir. Siz bu iftirayı kendiniz için kötülük sanmayın! Bu sizin için hayırlıdır. (Bu iftira sebebi ile çok sevâb kazandınız.Onların yalanı meydâna çıkdığından, sizin şânınız, şerefiniz artdı. Âyet-i kerîme, sizin temiz olduğunuzu bildirdi “O iftira edenlerden her biri için kazandıkları günâh kadar cezalar vardır. Büyük iftirayı icâd edip, çok çirkin şeyi söyliyenlere dünyâda ve âhiretde büyük azâb vardır” Bunlara had vuruldukdan sonra, Abdullah bin Ebî Selûl hakîr, zelil oldu.
Hassan, ölünceye kadar kör oldu. Mistah’ın eli çolak oldu. Onikinci âyet-i kerîmede, “Bu iftirayı işitince, mü’min erkek ve kadınlar, kendi ailelerine iyi gözle bakman. Bu, meydânda bir yalan ve iftiradır demelidirler”, ondokuzuncu âyet-i kerîmede, Mü’minlerin kötü olarak anılmasını sevenlere, dünyâda ve âhiretde acı azablar vardır ve yirmialtıncı âyet-i kerîmede “Habîs söz söylemek, habîs adamlara lâyıkdır. Habîs adamlara, habîs kelâm yakışır” buyuruldu. Resûlullah ve Hz. Âişe ve Safvân (r.anhüm) o alçakların söylediklerinden uzakdırlar. Onlar için afv, mağfiret ve Cennetde ni’metler vardır.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.