• Bu konu 74 yanıt içerir, 19 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 16 ile 30 arası (toplam 76)
  • Yazar
    Yazılar
  • #761086
    Anonim

      Allah sizden razı olsun. Çok memnun oldum.

      #761097
      Anonim
        @Polad 169105 wrote:

        Cavabınıza göre teşekkür ederim Kardeşim. Ben o kelimelerin luğat menalarını biliyorum.


        Ustadımız “İxlası qazanmaq və muhafıza etmek üçün gelecek düsturlar rehberiniz olsun” demiş



        Evet kardes, “Ihlasi kazanmak ve muhafaza etmek için” uygulanmasi gereken dusturlari siraliyor Üstad r.a,

        Bu dusturlarida konunun basinda izah etmeye calistik. Ihlas risalesinin basinda diyorki :

        “İnsanlar helâk oldu-âlimler müstesna. Âlimler de helâk oldu-ilmiyle amel edenler müstesna. Amel edenler de helâk oldu-ihlâs sahipleri müstesna. İhlâs sahiplerine gelince, onlar da pek büyük bir tehlike ile karşı karşıyadırlar.”

        Ihlas, ilim ve amelin bir neticesi, yani ilim ögrenme süzgecinden geçmeden Ihlasa ulasilmaz.
        Madem ihlas bu kadar önemli, – (Amel edenler de helâk oldu-ihlâs sahipleri müstesna. ” diye geçiyor Hadisi serifte ) onu kazanip, muhafaza edebilmek için,bu dusturlari uygulamamiz sart.

        . İkinci düsturda camaatın ruhu hökmündə olan şahs-ı manevidən bahs olunur.



        Evet ikinci dusturda da üstad, sahs-i manevinin ehemmiyetini anlatir.

        Şahs-ı manevî, “Aynı gaye için çalışan bir topluluğun manevî şahsiyeti” demektir.Ve bu sahs_i maneviyeyi olusturan fertler,
        şirket-i manevî olusturmuslardir.


        şirket-i maneviye ise “Manevî kâr için ortak çalışma yapan fertlerin kazanç müessesesi dir.


        Bu şirketin sermayesi “ihlâs, sadakat ve muhabbet,” kazancı ise”rıza-i ilâhî ve sevaptır


        Bu manevi sirketten hasil olan sevap ve nur, “iştirak-i âmâl” ( Aynı işe, çalışmaya iştirak etmek, katılmak ) düsturuyla, herkesin amel defterine, bölünmeden ve eksilmeden aynen geçer.

        Mesela siz Azerbaycandan , Allah rizasi için, ihlas ve sadakatla hizmet ediyorsunuz, ayni siket-i maneviyede oldugumuzdan sizin sevaplariniz , sizden hiç eksilmeden bizede yaziliyor, ayni sekilde,
        bizim hasenalarimiz , bizden hiç eksilme olmadan sizin hasena defterinize yaziliyor.
        Ne kadar kârli bir isteyiz degil mi?
        Iste bu sirketi maneviye sayesinde , fitne ve fesat asri olan, cagimizin agir sartlarina karsi , buyuk bir ticaret yapma sansimiz var.


        Bu konuda Efendimizin sav
        “Cenâb-ı Hakk’ın rahmeti cemaat üzerinedir.” hadisi serifini hatirlayin.
        Cemaatle kilinan namazda 27 kat sevap vardir.
        Ayni sekilde Bir Fatiha veya bir yasni serif okuyup bin kisiye bagislasak , bu sevap hic bolunmeden , herbirine AYNI sevap yazilir


        16 fərdi 4444 kıymet ve kuvvetinde eden bu kelimeleri anlamaq istiyorum.

        mesela siz, Huseyin abim, saya abim ve ben . 4 kisiyiz.
        Hepimiz ayri ayri çalisip, islama hizmet etsek ancak 4 kisinin yapacagi isi yapabiliriz.
        Fakat dördümüz omuz omuza versek,bir cemaat olustursak,
        4 elifin yanyana gelmesiyle 1111 yaptigi gibi, bizde 1111 kisinin kuvvetinde oluruz, ve yaptigimiz is 1111 kisi yapmiscasina kiymetli olur.
        Hizmeti cemaatle yapmanin binlerce kazanci vardir

        “Nasılki dört beş adamdan iştirak niyetiyle biri gazyağı, biri fitil, biri lâmba, biri şişe, biri kibrit getirip lâmbayı yaktılar. Herbiri tam bir lâmbaya mâlik oluyor. O iştirak edenlerin herbirinin bir duvarda büyük bir âyinesi varsa, herbirinin noksansız, parçalanmadan birer lâmba oda ile beraber âyinesine girer.” (2)

        #761111
        Anonim

          Essalamu aleykum Kardeşim. Yazdığınız cavab çox gözeldir. Allah sizden razı olsun. Amma yenede merakımı tahrik eden meselenin cavabını bulamadım.
          Siz yazıyorsunuz: ” mesela siz, Huseyin abim, saya abim ve ben . 4 kisiyiz.
          Hepimiz ayri ayri çalisip, islama hizmet etsek ancak 4 kisinin yapacagi isi yapabiliriz.
          Fakat dördümüz omuz omuza versek,bir cemaat olustursak, 4 elifin yanyana gelmesiyle 1111 yaptigi gibi, bizde 1111 kisinin kuvvetinde oluruz, ve yaptigimiz is 1111 kisi yapmiscasina kiymetli olur. Hizmeti cemaatle yapmanin binlerce kazanci vardir”

          Ustad yazıyor “Dört kerre dört ayrı ayrı olsa, onaltı kıymeti var. Eğer sırr-ı uhuvvet ve ittihad-ı maksad ve ittifak-ı vazife ile tevâfuk edip bir çizgi üstünde omuz omuza verseler, o vakit dörtbin dörtyüz kırkdört kuvvetinde ve kıymetinde olduğu gibi.. hakikî sırr-ı ihlâs ile, onaltı fedakâr kardeşlerin kıymet ve kuvvet-i mâneviyesi dört binden geçtiğine, pek çok vukuât-ı tarihiye şehadet ediyor.”

          Dikkat edin! Siz yazıyorsunuz:”dördümüz omuz omuza versek” Amma omuz-omuz nasıl verilecek?
          Ustdımız yazıyor:”Eğer sırr-ı uhuvvet ve ittihad-ı maksad ve ittifak-ı vazife ile tevâfuk edip bir çizgi üstünde omuz omuza verseler” Bakın omuz-omuza nasıl verileceyini Ustad gösterir:”sırr-ı uhuvvet ve ittihad-ı maksad ve ittifak-ı vazife ile”. Şimdi bak bu kelimelerin menasını anlamaq istiyorum. Duanıza möhtac kardeşiniz Polad.

          #761114
          Anonim

            @Polad 169172 wrote:

            Ustad yazıyor “Dört kerre dört ayrı ayrı olsa, onaltı kıymeti var. Eğer sırr-ı uhuvvet ve ittihad-ı maksad ve ittifak-ı vazife ile tevâfuk edip bir çizgi üstünde omuz omuza verseler, o vakit dörtbin dörtyüz kırkdört kuvvetinde ve kıymetinde olduğu gibi.. hakikî sırr-ı ihlâs ile, onaltı fedakâr kardeşlerin kıymet ve kuvvet-i mâneviyesi dört binden geçtiğine, pek çok vukuât-ı tarihiye şehadet ediyor.”

            Dikkat edin! Siz yazıyorsunuz:”dördümüz omuz omuza versek” Amma omuz-omuz nasıl verilecek?

            Ustdımız yazıyor:”Eğer sırr-ı uhuvvet ve ittihad-ı maksad ve ittifak-ı vazife ile tevâfuk edip bir çizgi üstünde omuz omuza verseler” Bakın omuz-omuza nasıl verileceyini Ustad gösterir:”sırr-ı uhuvvet ve ittihad-ı maksad ve ittifak-ı vazife ile”. Şimdi bak bu kelimelerin menasını anlamaq istiyorum. Duanıza möhtac kardeşiniz Polad.

            Öncelikle hoşgeldiniz. Üyeliğiniz hayırlı olsun. Kardeş şöyle diyebiliriz. Kafirlerin çokluğunun kıymetinin olmadığını Üstad r.a. birçok yerde izah eder. Sebebi ise davalarında bir ittifak yoktur. Gerekçeleri hep ayrıdır. Kimi inattan inkar eder, kimi gafletinden ayılmak istemez, kimi bilimsel bir araştırma yapmıştır ve neticesinde kendi araştırma sonucunun doğru olduğuna inanır v.s. Yani inanmama sebepleri farklı ve değişiktir. Bu yüzden tek bir çizgi üzerinde ittifakları genelde mümkün olmamaktadır. Hepsi inkar eder ama sebepleri farklıdır yani.

            Sırrı uhuvvet, ittihadı maksad ve ittifakı vazife ile omuz omuza vermek; kafirlerin farklı sebeplerle inanmayışının ve sayılarının çok oluşunun kıyaslaması çok farklı şeylerdir. Bunlardan sırrı uhuvvet yani kardeşlik. Kardeşte yok olmak, yani tefani. Yani onu kendi gibi bilmek. Kendi için istediğini onun için daha çok istemek. Sonra maksadda ittifak, yani aynı maksatla hareket etmek. Sırf allah rızasını gözetmek, başka gaye yok. Ve ittifak-ı vazife; vazifede ortak olmak. Aynı vazifeye hizmet etmek. Vazifemiz ne peki ? Dinimize hizmet. Şimdi 4 tane ayrı sebepten kafir olmuş insanla 4 tane de bahsettiğimiz mü’min kardeşlerimizi kıyas edelim. 4 ayrı sebebe isnad edenler muhtemelen en ufak bir sıkıntıda pes edecektir. Çünkü diğerleriyle bir bağı yok. vazife birliği yok, maksadda birlik yok. Kardeşlik bağı yok. Yalnız kendini düşünür. Hepsinin vazifesi ayrı. Kimi parasını korumak için savaşır, kimi malını, kimi canını ve kimi de evladını veya vatanını vs. İttifak etmeyenler, kardeş yok olmayanlar, vazife birliği yapmayanların bir çizgi üzerinde duran, ittifak edenlere karşı durumu nasıl olur elbette anlamak zor değil. Bedr savaşı, çanakkale savaşı gibi savaşlar da konumuza tarihi birer örnektir. Ve tarihte kafirlerle yapılan savaşların çoğuna bakalım. Hangi tarafın sayısı fazla ve kazanan kim ? Aynı dinin muhafzılığını yapan ve sayı olarak az olanlar mı, yoksa sayıları çok olup farklı sebeplerden inanmayan kafirler mi ?

            Selam ve dua ile.

            #710127
            Anonim

              Sizler, koca Isparta’yı değil, belki büyük bir memleketi tenvir edecek elektriklerin makinistleri hükmündesiniz…

              Makinenin çarkları birbirine muavenete mecburdur. Birbirini kıskanmak değil, belki bilâkis birbirinin fazla kuvvetinden memnun olurlar.

              Şuurlu farz ettiğimiz bir çark, daha kuvvetli bir çarkı görse memnun olur; çünki vazifesini tahfif ediyor. Hak ve hakikatın, Kur’ân ve îmanın hizmeti olan büyük bir hazine-i âliyeyi omuzlarında taşıyan zatlar; kuvvetli omuzlar altına girdikçe iftihar eder, minnettar olur, şükreder. Sakın birbirinize tenkid kapısını açmayınız.

              Tenkid edilecek, kardeşlerinizden hariç dairelerde çok var. Ben nasıl meziyetinizle iftihar ediyorum;
              o meziyetlerden ben mahrum kaldıkça, sizde bulunduğundan memnun oluyorum; kendimindir telâkkî ediyorum. Siz de üstadınızın nazariyle birbirinize bakmalısınız.. âdeta her biriniz, ötekinin faziletlerine nâşir olunuz.

              Tarihce-i hayat…

              #761248
              Anonim

                Korku ihlasa manimidir? Korkak bir insan ihlasli olabilir mi?
                Ustad bu iki kavram arasinda( ihlas ve korku) nasil bi iliski kurmustur?

                #761249
                Anonim

                  Yirmidokuzuncu Mektub”un altıncı kısmına, yani ‘desise-i şeytaniye’ bahsine bırakmıştı. Bunu nihayet farketmekle de anlamıştım ki, İhlas Risalesinin ahirindeki ‘ihlası kıran maniler’ bahsi bu ‘üçüncü mani’ ile bitmiyor, “Yirmidokuzuncu Mektub”daki“Desise-i Şeytaniye” bahsi ile devam ediyordu. Demek ki, bu bahiste karşımıza çıkan altı desise, ihlası kıran altı mani olarak da okunmalıydı: (1) hubb-u câh, yani şöhretperestlik, yani kitlelerin teveccühünü kazanma çabası, (2) ‘üçüncü mani’de de karşımıza çıkan ‘korku’ damarı, (3) tamahkârlık, (4) milliyetçilik, (5) enaniyet, (6) tenbellik, tenperverlik ve vazifedarlık…
                  Benim için özellikle çarpıcı olan husus, gerek İhlas Risalesi’nde, gerek onun devamı niteliğinde olduğunu nihayet keşfettiğim “Desise-i Şeytaniye” bahsinde, ‘ihlası kıran’ bir mani olarak ‘korku’nun bilhassa yer alıyor olmasıydı.
                  Yirmisekiz yıldır Risale-i Nur okuyan bir kişi olarak nihayet farketmiştim ki, Bediüzzaman ‘ihlas’ ile ‘korku’ arasında bir ters orantı kurmaktadır. Ona göre, Allah’tan gayrısından korkmak ile ihlas, bir kalbde beraber bulunmaz. Korku girerse ihlas çıkar; ihlas girerse korku defolur gider. İhlaslı kişi Allah’tan gayrısından korkarak hareket etmez; böyle bir korkunun tesiriyle hareket eden kişi ise ihlas erozyonuna maruz kalır.
                  Açıkçası, nasıl ‘menfaat-ı maddiye’ tasavvurları işin içine girdikçe ihlas zedeleniyorsa, nasıl ‘insanların teveccühü’ gibi ‘manevî menfaatler’ hesabına ihlasa halel geliyorsa, korku da ihlası aşındırmaktadır.
                  Yirmisekiz yıldır okuduğum Risale-i Nur’da o kadar zamandır apaçık karşımda durduğu halde ancak şimdi farkedebildiğim bu ihlas-korku denklemini keşfedeli yirmisekiz gün bile olmuş değil ve keşfettiğim günden beri ruhumda fırtınalar yaşıyorum.
                  Tam da bu fırtınanın ortasında karşıma çıkıveren bir ‘ortak değer’ yazısının bende uyandırdığı hissiyatı, sanırım tahmin edersiniz…
                  Metin KARABAŞOĞLU

                  :037::037::037::037::037::037::037::037::037::037::037::037::037::037::037::037::037::037::037::037::037::037::037::037::037::037::037::037::037::037::037::037::009:

                  #761374
                  Anonim

                    Ve Biihi Nesteinu

                    İhlası kazanmak için dusturlara sırası ile riayet gereklidir, fakat hepsi bu değildir, ”Maddi iştigaller manevi kapıları açmak içindir”,Yani maddi iştigaller aslında birer FİİLİ DUADIR,talimdir, Bundandırki 1. düsturda AMELİNİZDE RIZA-İ İLAHİ OLMALI denmişte, NİYETİNİZDE denmemiş.
                    Daha ihlası kazanmamış birinin amel ederken yapacağı elbette bundan başkası değildir yani RAZI OLANUNAN AMELLERİ EMREDİLDİĞİ İÇİN İŞLEMEK,Yani İhlasın daisi EMRİ İLAHİDİR.Emre ittiba resmi olursa başkadır şeklidir, birde bunun muhabbetle olanı vardırki İŞTE MUHABBET O YOLLARIN EN KESKİN KUVVETİ VE İKSİRİDİR.

                    MUHABBET İHLASIN diğer adıdır ASLINDA..!!!
                    Severek, muhabbetle ittiba..(11.Lem’a)

                    Allah Kullarına verdiği hiçbir cihazatı ve hissiyatı,kullarına zarar versin veya onları zora soksun diye vermemiştir.İnsan öyle mükemmel yaradılmıştırki kendine verilen cihazatlar, insanlığın gerekleri ile ehlinin elinde (zira terbiye görmemiş birinin talimi terbiye görmüş bir elle olmalıdır)ilim ile, din ile ihya edilir ve terbiye edilir ve helal dairede kullanılırsa, her şey maksada ve hedefe varmak için bir kuvvet ve yardımcı olduğu gibi vazifesini ifa ederken kullukta icra edilmiş olur ve bunların hayr olduğuda görülür..

                    Mesela Korku bir kuvvedir, Dünyanın en korkak hayvanıda tavuktur, gelin görünki O TAVUK ŞEFKATTEN GELEN BİR ŞECAATLE CESARETİN ŞECAATİNİ RİSALE-İ NURDA BİZLERE DERS VERİR..Ne zaman olur bu yavrusu yanında iken ve kendindeki şefkati yerinde kullandığında olur.

                    Annelerde olan şefkatin nasıl bir cesaret ve şecaat ve İHLAS manbaı olduğu mukayese edildiğinde, işte o ayaklarının altı öpülesi anneler o cesaret ve şecaatle yavrularını ahiret ve dünya tehlikelerinden muhafaza için tam bir ihlas ve şecaat arzederler RİSALE-İ NURDADA BU VASIFLARI İLE DERS VERİRLER, İHLASTA VE ŞEFKATTE VE ŞECAATTE NUMUNE OLURLAR.
                    Yani Annelerde o kuvveler fazlası ile mevcuddur ve FITRATEN İHLAS KAHRAMANLARIDIRLAR. Yeterki o şefkat ve şecaati RAZI OLUNAN AMELLERLE ÖLÇÜLERLE, VE YERİNDE KULLANSINLAR..!!

                    CESARET:Cesaret korkmamak değildir, korkulsun veya korkulmasın o anın lazımı ne iseyapılması gereken doğru ne ise, onu yapmaktır CESARET.

                    İhlas, Allahın kullarına ihsan ettiği bir haldir , Allah İhlastan hissemizi ziyade ede amin.

                    #761379
                    Anonim

                      Annelerde olan şefkatin nasıl bir cesaret ve şecaat ve İHLAS manbaı olduğu mukayese edildiğinde, işte o ayaklarının altı öpülesi anneler o cesaret ve şecaatle yavrularını ahiret ve dünya tehlikelerinden muhafaza için tam bir ihlas ve şecaat arzederler

                      Allah razi abim, akici bi dille anlatmissiniz.
                      Demek havfullahta insani ihlasa ulastiran azîm bir lezzet vardir.

                      Peki su kismi nasil anlamaliyiz ?

                      “”İnsanda en mühim ve esaslı bir his, hiss-i havftır…
                      ………..
                      Cenâb-ı Hak havf damarını hıfz-ı hayat için vermiş, hayatı tahrip için değil. Ve hayatı ağır ve müşkül ve elîm ve azap yapmak için vermemiştir. Havf iki, üç, dört ihtimalden bir olsa, hattâ beş altı ihtimalden bir olsa, ihtiyatkârâne bir havf meşru olabilir. Fakat yirmi, otuz, kırk ihtimalden bir ihtimalle havf etmek evhamdır, hayatı azâba çevirir.
                      Mektubat, s. 403-404
                      “”
                      ……….

                      #761382
                      Anonim

                        @Fezapilotu 169851 wrote:

                        Allah razi abim, akici bi dille anlatmissiniz.

                        @Fezapilotu 169851 wrote:

                        Demek havfullahta insani ihlasa ulastiran azîm bir lezzet vardir.

                        Peki su kismi nasil anlamaliyiz ?

                        “”İnsanda en mühim ve esaslı bir his, hiss-i havftır…
                        ………..
                        Cenâb-ı Hak havf damarını hıfz-ı hayat için vermiş, hayatı tahrip için değil. Ve hayatı ağır ve müşkül ve elîm ve azap yapmak için vermemiştir. Havf iki, üç, dört ihtimalden bir olsa, hattâ beş altı ihtimalden bir olsa, ihtiyatkârâne bir havf meşru olabilir. Fakat yirmi, otuz, kırk ihtimalden bir ihtimalle havf etmek evhamdır, hayatı azâba çevirir.
                        Mektubat, s. 403-404
                        “”
                        ……….

                        Ve Bihi Nesteinu

                        Amin ecmain kardeşim

                        Bu Hıfzı hayat, Allah’ın bizlere verdiği değerden ve hayatın çok değerli olmasından ve bizde olan cihazatların ehemmiyetindendir. Bizlere verilen her cihazatı nasıl korumamız gerektiği din ile bildirildiği gibi nerelerdede kullanıp feda edeceğimiz de yine din ile bildirilmiştir, yeterki bizden istenilenleri bilip yerli yerinde tatbik edebilelim..

                        Mesela:Gerektiği yerlerde (BEDİRDE),(UHUDDA),(VATAN SAVUNMASINDA), (ÇANAKKALEDE)VE ŞERAİATI AHMEDİYYENİN MÜDAAFASINDA VE ŞEAİRİN MUHAFAZASINDA Üstad (r.a) ve Talebeleri gibi Mücadelede, onlar canlarını o yollarda Allah için vazifede kullanmışlar sevk sevk etmişler ,ve HAFIZ ALİ (k.s) lar, BİNBAŞI ASIM (k.s)lar ve Ubeyd (k.s) lar, şehid verilir..Onlar SEVEREK, KOŞARAK Allahın bizlerden istediği yerlerde canlarını feda ve FENA ETMİŞLER, Allah lutfu Bizlerede Rızası ve emri dahilinde O KUDSİLERİN ardınsıra, CANLARIMIZI O VAZİFELERİN İFASINA SEVK ETMEYİ NASİB ETSİN AMİN. Bu ve emsali, dini olan, Allahın istediği tarzda ve ölçülerde olunca,bunlar kahramanlık olur, ŞECAAT olur,şefkatten olur İHLAS OLUR ve ŞEHADET olur.
                        Fakat Dünyanın zevki sefası veya helal daire dışında yasak edilmiş alanlardan hayatın hıfzı gereklidir, bunun içinde korku hayatımızı muhafaza için verilen kuvvelerde sadece biridir.

                        Bu Korku ve emsali her letaifin, yani bizim manevi vechemizin terbiyesini, ALLAH ESBAB PERDESİ(ELİ) İLE YAPAR, zira ilk başlarda esbabdan tesir alır insan, işte, korku olsun, muhabbet olsun, hepsin kuvveden fiile çıkması için, perdelerle muhatab olunur, bu inkişaf ederken ve esbab eli ile terbiyede şer-i kurallarla ve dairede kalınarak yapılan fiiller ve ameller insanı yaradılış maksadına sevkederken, HER KUVVE, KUVVEDEN FİİLE GEÇERKEN ve faal olması gerektiği gibi faal oldukça GIDALANIR, bu gıdalanması hem vazifesini ifasıdır, hemde LEZZETİDİR, ondandırkı HAVFULLAHDA LEZZET VARDIR denmiş.Ve 1 yaşındaki bir çocuğun annesinden yediği tokattan sonraki hali anlatılmış.

                        Maddi olan cihazatlar işlemeleri gerektiği gibi işlediklerinde bu faaliyetleri, talim ve terbiye gördükçe, parlar ve kuvvet bulur ve lezzet alırlar, her cihazatımızdan aldığımız lezzet onun faaliyette olduğu zamandadır vazifesini ifadadır, aynen bunun gibide manevi letaiflerimiz cihazatlarımızın amelleri ve gıdalarıda kendilerine uygun olanıdır ve lezzetleri dahi o nisbette yüksektir.

                        #761383
                        Anonim

                          بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ
                          قُلْ هُوَ اللّٰهُ اَحَدٌۚ﴿١﴾
                          اَللّٰهُ الصَّمَدُۚ﴿٢﴾
                          لَمْ يَلِدْ وَلَمْ يُولَدْۙ﴿٣﴾
                          وَلَمْ يَكُنْ لَهُ كُفُوًا اَحَدٌ﴿٤﴾

                          Allah’ım Besmele hürmetine ve İhlas suresi ve Risaleleri ve dersleri hürmetine ve ihlaslı ve muhlaslı olan kulların hürmetine bizlere ihlası tamme verip muhlaslı kulların arasına alıp muhlaslılar defterine ihsanın ile kaydedip öylede muhafaza eyle amin amin amin
                          #761082
                          Anonim

                            @aczmendi reşha 169864 wrote:

                            Ve Bihi Nesteinu

                            Amin ecmain kardeşim

                            Bu Hıfzı hayat, Allah’ın bizlere verdiği değerden ve hayatın çok değerli olmasından ve bizde olan cihazatların ehemmiyetindendir. Bizlere verilen her cihazatı nasıl korumamız gerektiği din ile bildirildiği gibi nerelerdede kullanıp feda edeceğimiz de yine din ile bildirilmiştir, yeterki bizden istenilenleri bilip yerli yerinde tatbik edebilelim..

                            Mesela:Gerektiği yerlerde (BEDİRDE),(UHUDDA),(VATAN SAVUNMASINDA), (ÇANAKKALEDE)VE ŞERAİATI AHMEDİYYENİN MÜDAAFASINDA VE ŞEAİRİN MUHAFAZASINDA Üstad (r.a) ve Talebeleri gibi Mücadelede, onlar canlarını o yollarda Allah için vazifede kullanmışlar sevk sevk etmişler ,ve HAFIZ ALİ (k.s) lar, BİNBAŞI ASIM (k.s)lar ve Ubeyd (k.s) lar, şehid verilir..Onlar SEVEREK, KOŞARAK Allahın bizlerden istediği yerlerde canlarını feda ve FENA ETMİŞLER, Allah lutfu Bizlerede Rızası ve emri dahilinde O KUDSİLERİN ardınsıra, CANLARIMIZI O VAZİFELERİN İFASINA SEVK ETMEYİ NASİB ETSİN AMİN. Bu ve emsali, dini olan, Allahın istediği tarzda ve ölçülerde olunca,bunlar kahramanlık olur, ŞECAAT olur,şefkatten olur İHLAS OLUR ve ŞEHADET olur.
                            Fakat Dünyanın zevki sefası veya helal daire dışında yasak edilmiş alanlardan hayatın hıfzı gereklidir, bunun içinde korku hayatımızı muhafaza için verilen kuvvelerde sadece biridir.

                            Bu Korku ve emsali her letaifin, yani bizim manevi vechemizin terbiyesini, ALLAH ESBAB PERDESİ(ELİ) İLE YAPAR, zira ilk başlarda esbabdan tesir alır insan, işte, korku olsun, muhabbet olsun, hepsin kuvveden fiile çıkması için, perdelerle muhatab olunur, bu inkişaf ederken ve esbab eli ile terbiyede şer-i kurallarla ve dairede kalınarak yapılan fiiller ve ameller insanı yaradılış maksadına sevkederken, HER KUVVE, KUVVEDEN FİİLE GEÇERKEN ve faal olması gerektiği gibi faal oldukça GIDALANIR, bu gıdalanması hem vazifesini ifasıdır, hemde LEZZETİDİR, ondandırkı HAVFULLAHDA LEZZET VARDIR denmiş.Ve 1 yaşındaki bir çocuğun annesinden yediği tokattan sonraki hali anlatılmış.

                            Maddi olan cihazatlar işlemeleri gerektiği gibi işlediklerinde bu faaliyetleri, talim ve terbiye gördükçe, parlar ve kuvvet bulur ve lezzet alırlar, her cihazatımızdan aldığımız lezzet onun faaliyette olduğu zamandadır vazifesini ifadadır, aynen bunun gibide manevi letaiflerimiz cihazatlarımızın amelleri ve gıdalarıda kendilerine uygun olanıdır ve lezzetleri dahi o nisbette yüksektir.


                            Allah ebeden raz olsun aczmendi kardes . Istifademize medar oluyorsunuz, Rabbim hizmetinize layik ihlas ihsan eylesin .amin.

                            #761445
                            Anonim

                              Madem ihlâsta mezkûr hassalar gibi
                              çok nurlar var
                              ve çok kuvvetler var.
                              Ve madem bu müthiş zamanda ve dehşetli düşmanlar mukabilinde
                              ve şiddetli tazyikat karşısında
                              ve savletli bid’alar,
                              dalâletler içerisinde
                              bizler gayet az
                              ve zayıf
                              ve fakir
                              ve kuvvetsiz
                              olduğumuz halde,
                              gayet ağır
                              ve büyük
                              ve umumî
                              ve kudsî bir vazife-i imaniye ve hizmet-i Kur’âniye omuzumuza ihsan-ı İlâhî tarafından konulmuş.
                              Elbette, herkesten ziyade, bütün kuvvetimizle ihlâsı kazanmaya mecbur ve mükellefiz.

                              Dehsetli bir asirda secilmislerden olabilmenin kiymetini anlayanlardan oluruz insallah.

                              #761446
                              Anonim

                                Bu dünyada, hususan uhrevî hizmetlerde en mühim bir esas, en büyük bir kuvvet, en makbul bir şefaatçi, en metin bir nokta-i istinad, en kısa bir tarîk-i hakikat, en makbul bir dua-yı mânevî, en kerametli bir vesile-i makasıd, en yüksek bir haslet, en sâfi bir ubudiyet, ihlâstır.

                                Aczmendi kardeş, allah razı olsun.İstifade ediyoruz inşallah. Bu kısım üzerinde de biraz durabilirmiyiz ?

                                #761482
                                Anonim

                                  Ve Bihi Nesteinu

                                  Bu dünyada, hususan uhrevî hizmetlerde
                                  en mühim bir esas,
                                  en büyük bir kuvvet,
                                  en makbul bir şefaatçi,
                                  en metin bir nokta-i istinad,
                                  en kısa bir tarîk-i hakikat,
                                  en makbul bir dua-yı mânevî,
                                  en kerametli bir vesile-i makasıd,
                                  en yüksek bir haslet,
                                  en sâfi bir ubudiyet, ihlâstır.

                                  Hacı Hulusi Efendi(k.s) Elazizde Risale-i Nur dersi yaparken demiş:
                                  Risale-i Nur külliyatı Benim Üstad(r.a) ile ilk görüimemde aldığım dersin muhteviyyatını anlatır..!!!
                                  Ders rahlesinde Ders okuyan Müslüm efendi sorar:
                                  -Efendim Üstad(r.a) size nasıl bir ders verdiki Risale-i nur onun muhteviyyetıdır.(O ders ne idi)
                                  Hacı hulusi (k.s.) yaklaşık 5 dakika başını önüne eğer ve düşünür cevaben derki:
                                  – o öğle.

                                  Bunu neden yazdım peki şundan:
                                  ”hakikatın ilmine,
                                  şeriatın hakikatına,
                                  Kur’anın hikmetine
                                  dair olan yirmialtı aded Sözler’de geçmiştir.

                                  Yani Hakikat mesleğinin ilmi ve dersleri 26 adet sözlerde derc edilmiş,

                                  Mesela: 1. söz de o kuvvetler nasıl olur ve nerden geliri bismillah ı anlamaya ve O Nam ile hareket etmeğe bağlamış.
                                  mesela: Bizler 1. söze ihlas risalesinin 1 dusturunun açıklaması diye bakarsak karşımıza çıkanları buyurun yazın inşaallah.

                                15 yazı görüntüleniyor - 16 ile 30 arası (toplam 76)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.