• Bu konu 35 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
7 yazı görüntüleniyor - 31 ile 37 arası (toplam 37)
  • Yazar
    Yazılar
  • #802964
    Anonim

      Ve ism-i Bâtın ile işaret edildiği gibi, her ağacın içinde işleyen destgâh öyle bir fabrikadır ki, o ağacın bütün ecza ve âzâsını teşkil ve tedvir ve tedbirini gayet hassas mizanla ölçtüğü gibi, bütün ayrı ayrı âzâlarına lâzım olan maddeleri ve rızıkları, gayet mükemmel bir intizamaltında sevk ve taksim ve tevzi ile beraber akılları hayret içinde bırakan şimşek çakmak gibi bir sür’at ve saati kurmak gibi bir sühulet ve bir orduya arş demek gibi bir birlik ve beraberlik ile o hârika fabrika işliyor.


      Elhâsıl; herbir ağacın evveli, öyle bir sandukça ve program, ve âhiri, öyle bir târifename venümune; ve zahiri, öyle bir musannâ hulle ve bir münakkaş libas; ve bâtını, öyle bir fabrika vedestgâhtır ki, bu dört cihet öyle birbirine bakıyorlar. Ve dördün mecmuundan öyle bir sikke-i âzam, belki bir ism-i âzam tezahür eder ki, bilbedahe, bütün kâinatı idare eden bir Sâni-i Vâhid-i Ehadden başkası o işleri yapamaz. Ve ağaç gibi her zîhayatın evveli, âhiri, zâhiri,bâtını birer sikke-i tevhid, birer hâtem-i vahdet, birer mühr-ü ehadiyet, birer turra-i vahdâniyet taşıyor.

      İşte, bu üç misaldeki ağaca kıyasen, bahar dahi çok çiçekli bir ağaçtır. Güz mevsiminin eline emanet edilen tohumlar, çekirdekler, kökler, ism-i Evvelin sikkesini; ve yaz mevsiminin kucağına dökülen, eteğini dolduran meyveler, hububat ve sebzevatlar ism-i Âhir’in hâtemini ve bahar mevsimi, hûri’l-în misillü birbiri üstüne giydiği sündüs-misâl hulleler ve yüzbin nakışlarla süslenmiş fıtrî libaslar ism-i Zâhirin mührünü ve baharın içinde ve zeminin batnında işleyen Samedânî fabrikalar ve kaynayan rahmânî kazanlar ve yemekleri pişirttiren Rabbânîmatbahlar, ism-i Bâtının turrasını taşıyorlar.

      Hattâ herbir nevi—meselâ, nev-i beşer—dahi bir ağaçtır. Kökü ve çekirdeği mazide vesemereleri, neticeleri müstakbelde olarak hayat-ı cinsiye ve bekà-yı nev’î içinde gayetmuntazam kanunların bulunması gibi, hâl-i hazır vaziyeti dahi, hayat-ı şahsiye ve hayat-ı içtimaiye düsturlarının hükmü altında bir sikke-i tevhid ve zâhirî karışıklıklar altında gizli,muntazam bir hâtem-i vahdet ve müşevveş ahvâl-i beşeriye altında mukadderat-ı hayatiyedenilen kaza ve kaderin düsturlarının hükmü altında bir mühr-ü vahdâniyet taşıyor.

      endOfSection.gifendOfSection.gif

      [TABLE]
      [TR]
      [TD=”align: left”]Rabbanî: herbir varlığa muhtaç olduğu şeyleri veren, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulunduran Allah’a ait[/TD]
      [TD=”align: left”]Rahmanî: rahmet ve merhameti sonsuz olan Allah tarafından gönderilen[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD=”align: left”]Samedânî: hiçbir şeye muhtaç olmayıp herşeyin kendisine muhtaç olduğu Allah’a ait olan[/TD]
      [TD=”align: left”]ahvâl-i beşeriye: insanların halleri, durumları[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD=”align: left”]bekà-yı nev’: bir canlı türünün varlığını sürdürmesi[/TD]
      [TD=”align: left”]düstur: kural, prensip[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD=”align: left”]gayet: son derece[/TD]
      [TD=”align: left”]hayat-ı cinsiye: aynı alt türdeki varlıkların hayatı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD=”align: left”]hayat-ı içtimaiye: toplum hayatı[/TD]
      [TD=”align: left”]hayat-ı şahsiye: kişisel hayat[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD=”align: left”]hâl-i hazır: şimdiki zaman[/TD]
      [TD=”align: left”]hâtem-i vahdet: Allah’ın herşeyi bir elden yönettiğini gösteren birlik mührü[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD=”align: left”]ism-i Bâtın: Allah’ın herbir varlığın iç yüzünü mükemmel bir şekilde yarattığını bildiren ismi[/TD]
      [TD=”align: left”]kader: Allah’ın meydana gelecek hâdiseleri olmadan önce bilmesi, takdir etmesi, plânlaması[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD=”align: left”]matbah: mutfak[/TD]
      [TD=”align: left”]mazi: geçmiş zaman[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD=”align: left”]mukadderât-ı hayatiye: kader kalemiyle yazılmış hayat programları[/TD]
      [TD=”align: left”]muntazam: düzenli, intizamlı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD=”align: left”]mühr-ü vahdâniyet: Allah’ın zâtını ve benzersiz oluşunu gösteren mühür[/TD]
      [TD=”align: left”]müstakbel: gelecek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD=”align: left”]müşevveş: karışık, düzensiz[/TD]
      [TD=”align: left”]nev-i beşer: insanlar[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD=”align: left”]nev’: tür, çeşit[/TD]
      [TD=”align: left”]semere: meyve, netice[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD=”align: left”]sikke-i tevhid: herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu gösteren işaret, damga[/TD]
      [TD=”align: left”]turra: özel bir biçimi olan işaret, padişah mührü[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD=”align: left”]zahirî: dış görünüşte olan[/TD]
      [/TR]
      [/TABLE]
      #802965
      Anonim
        Hâtime

        Sırr-ı tevhid içinde sair erkân-ı imaniyeye birer kelâmla kısacık birer işarettir.

        Ey insan-ı gafil! Gel bir kere düşün ve bu risalenin üç makamında beyan edilen Üç Meyve, ÜçMuktazî, Üç Hücceti nazara al, bak ki, bu kâinatta tasarruf eden ve en cüz’î bir şifayı ve en küçük bir şükrü dahi nazara alan ve sinek kanadı gibi en az bir san’atı başkalarına havale etmeyen ve vermeyen ve lâkayt kalmayan ve en basit bir tohuma bir ağaç kadar vazifeler vehikmetler takan ve kendi Rahmâniyetini ve Rahîmiyetini ve Hakîmliğini herbir san’atıyla ihsas eden ve kendini herbir vesileyle tanıttıran ve herbir nimetle sevdiren bir Sâni-i Kadîr, Hakîm,Rahîm, Alîm, hiç mümkün müdür ki ve hiçbir cihetle kàbil midir ki, kâinatı mânen istilâ edenmehâsin-i hakikat-ı Muhammediyeye (a.s.m.) ve tesbihat-ı Ahmediyeye (a.s.m.) ve envar-ı İslâmiyeye karşı lâkayd kalsın?

        Ve hiçbir cihetle mümkün müdür ki, bütün masnuatını yaldızlayan ve bütün mahlûkatını sevindiren ve kâinatı ışıklandıran ve semâvât ve arzı velveleye veren ve küre-i arzın yarısını venev-i beşerin beşten birisini ondört asır bilâ fasıla saltanat-ı maddiye ve mâneviyesi altına alan ve daima o muhteşem saltanatı Hâlık-ı Kâinat hesabına ve namına süren Risalet-i Ahmediye(a.s.m.) o Sâniin en mühim bir maksadı, bir nuru, bir âyinesi olmasın? Hem Muhammed (a.s.m.) gibi aynı hakikata hizmet eden enbiyalar dahi o Sâniin elçileri ve dostları ve memurları olmasın? Hâşâ, mu’cizat-ı enbiya adedince hâşâ ve kellâ!

        Hem hiçbir cihetle mümkün müdür ki, dal ve budak gibi en cüz’î birşeye yüz hikmetleri ve meyveleri takan ve kendi rububiyetini fevkalâdehikmetleriyle ve umumîRahmâniyetiyle tanıttırıp sevdiren bir Hâlık-ı Hakîm-i Rahîm, kudretine nisbeten bir bahar kadar kolay olan haşri getirmeyerek, bir dâr-ı saadet, bir menzil-i bekà açmayıp, bütün hikmetlerini verahmetlerini, hattâ rubûbiyetini ve kemâlâtını inkâr etsin ve ettirsin ve çok sevdiği bütünmahbubmahluklarını ebedî bir sûrette idam etsin? Hâşâ, yüz bin defa hâşâ! O cemâl-i mutlak, böyle bir kubh-u mutlaktan yüz binler derece münezzeh ve mukaddestir.

        [TABLE]
        [TR]
        [TD]Alîm: her şeyi hakkıyla bilen, ilmi herşeyi kuşatan, sonsuz ilim sahibi Allah[/TD]
        [TD]Hakîm: hikmet sahibi; herşeyi hikmetle, belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Hâlık-ı Kâinat: evreni ve bütün varlıkları yaratan Allah[/TD]
        [TD]Rahmâniyet: Cenâb-ı Hakkın kullarını beslemesi, koruması ve merhamet etmesi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Rahîm: rahmetinin çok özel tecellîleri olan ve sonsuz şefkat ve merhamet sahibi Allah[/TD]
        [TD]Rahîmiyet: Allah’ın herbir varlıkta tecelli eden merhamet ediciliği[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Risalet-i Ahmediye: Hz. Muhammed’in (a.s.m.) Allah’ın elçisi olması[/TD]
        [TD]Sâni: her şeyi san’atla yaratan Allah[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Sâni-i Kadîr: herşeyi san’atlı yaratan ve sonsuz güç ve kudret sahibi olan Allah[/TD]
        [TD]arz: dünya[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]beyan etmek: açıklamak[/TD]
        [TD]bilâ fasıla: fasılasız, aralıksız[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]cihet: şekil, yön[/TD]
        [TD]cüz’î: az, küçük, ferdî[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]enbiya: nebiler, peygamberler[/TD]
        [TD]envar-ı İslâmiye: İslâmiyetin insanlığı aydınlatan nurları[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]erkân-ı imaniye: imanın esasları, şartları[/TD]
        [TD]hakikat: doğru, gerçek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hikmet: fayda, gaye[/TD]
        [TD]hâtime: sonuç, son bölüm[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hâşâ ve kellâ: asla ve asla, kesinlikle öyle değil[/TD]
        [TD]hüccet: güçlü delil[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ihsas etmek: hissettirmek[/TD]
        [TD]insan-ı gâfil: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı duyarsız olan insan[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]istilâ etmek: kuşatmak, kaplamak[/TD]
        [TD]kabil: mümkün, olabilir[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kelâm: kelime, söz[/TD]
        [TD]kâinat: evren[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]küre-i arz: yerküre, dünya[/TD]
        [TD]mahlukât: yaratılmışlar, varlıklar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]masnuat: san’atlı bir şekilde yaratılan varlıklar[/TD]
        [TD]mehâsin-i hakikat-ı Muhammediye: Hz. Muhammed’in (a.s.m.) bütün kâinatı kaplayan hakikatinin güzellikleri[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]muktazî: gerekçe, gerektirici sebep[/TD]
        [TD]mu’cizât-ı enbiya: peygamberlerin gösterdikleri mu’cizeler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mânen: manevî olarak[/TD]
        [TD]mümkün: imkân dahilinde olan, olabilir[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nam: ad[/TD]
        [TD]nazara almak: dikkate almak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nev-i beşer: insanlar, insan türü[/TD]
        [TD]sair: diğer, başka[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]saltanat-ı maddiye ve mâneviye: maddî ve mânevî yönlerden kurulan egemenlik, hakimiyet[/TD]
        [TD]semâvât: gökler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]sırr-ı tevhid: herşeyin bir olan Allah’a ait olduğunu bilme ve inanma sırrı[/TD]
        [TD]tasarruf eden: bir şeyi dilediği gibi yönlendiren, kullanan[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tesbihat-ı Ahmediye: Peygamber Efendimizin Allah’ı şanına lâyık derin ifadelerle anması[/TD]
        [TD]velvele: coşku, haykırış[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]yaldızlamak: parlatmak[/TD]
        [/TR]
        [/TABLE]

        #802967
        Anonim

          UZUNCA BİR HÂŞİYE

          Haşir münasebetiyle bir suâl:

          Kur’ân’da mükerreren blank.gif1 اِنْ كَانَتْ اِلاَّ صَيْحَةً وَاحِدَةً hemblank.gif2 وَمَاۤ أَمْرُ السَّاعَةِ إِلاَّ كَلَمْحِ الْبَصَرِfermanları gösteriyor ki, haşr-i âzam bir anda, zamansız vücuda geliyor. Dar akıl ise, bu hadsiz derece harika ve emsalsiz olan meseleyi iz’an ile kabul etmesine medar olacak meşhud bir misal ister.Elcevap: Haşirde ruhların cesetlere gelmesi var; hem cesetlerin ihyası var; hem cesetlerininşası var. Üç meseledir.

          BİRİNCİ MESELE

          Ruhların cesetlerine gelmesine misâl ise, gayet muntazam bir ordunun efradı istirahat için her tarafa dağılmışken, yüksek sadalı bir boru sesiyle toplanmalarıdır.Evet, İsrafil’in borusu olan sûru, ordunun borazanından geri olmadığı gibi, ebedler tarafında ve zerreler âleminde iken, ezel cânibinden gelen,blank.gif1 اَلَسْتُ بِرَبِّكُمْ hitabını işiten ve قَالُوا بَلٰى blank.gif2 ile cevap verenervahlar, elbette ordunun neferatından binler derece daha musahhar ve muntazam vemutîdirler. Hem değil yalnız ruhlar, belki bütün zerreler dahi bir ordu-yu Sübhânî ve emirber neferleri olduğunu gayet kat’î burhanlarla Otuzuncu Söz ispat etmiş.

          İKİNCİ MESELE

          Cesedlerin ihyası misâli ise, çok büyük bir şehirde, şenlik bir gecede, birtek merkezden yüz bin elektrik lâmbaları âdeta zamansız bir anda canlanmaları ve ışıklanmaları gibi, bütün küre-i arz yüzünde dahi, birtek merkezden yüz milyon lâmbalara nur vermek mümkündür. MademCenâb-ı Hakkın elektrik gibi bir mahlûku ve bir misafirhanesinde bir hizmetkârı ve birmumdarı, Hâlıkından aldığı terbiye ve intizam dersiyle bu keyfiyete mazhar oluyor. Elbette, elektrik gibi, binler nuranî hizmetkârlarının temsil ettikleri hikmet-i İlâhiyenin muntazamkanunları dairesinde, haşr-i âzam tarfetü’l-aynda vücuda gelebilir.

          [BILGI]
          Dipnot-1 “Korkunç bir ses onlara yetti.” Yâsin Sûresi, 36:29.
          Dipnot-2 “Kıyâmetin gerçekleşmesi ise sadece göz açıp kapayıncaya kadardır.” Nahl Sûresi, 16:77.
          [/BILGI]

          [BILGI]Dipnot-1 “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” A’raf Sûresi, 7:172.
          Dipnot-2 “‘Evet, Sen bizim Rabbimizsin’ dediler.” A’raf Sûresi, 7:172. [/BILGI]

          [TABLE]
          [TR]
          [TD]Hâlık-ı Hakîm-i Rahîm: her şeyin yaratıcısı olan, her şeyi hikmetle yaratan ve herbir şeye özel rahmet ve merhamet tecellîsi olan Allah[/TD]
          [TD]Rahmâniyet: Cenâb-ı Hakkın kullarını beslemesi, koruması ve merhamet etmesi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]cemâl-i mutlak: sınırsız güzellik[/TD]
          [TD]cihet: yön[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]cüz’î: az, küçük, ferdî[/TD]
          [TD]dâr-ı saadet: mutluluk yurdu, âhiret[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ebedî: sonsuz[/TD]
          [TD]efrad: fertler, bireyler[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]emsalsiz: benzersiz, eşsiz[/TD]
          [TD]fevkalâde: olağanüstü[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]gayet: son derece[/TD]
          [TD]hadsiz: sınırsız, sonsuz[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]haşir: insanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanması[/TD]
          [TD]haşr-i âzam: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hikmet: fayda, gaye, yarar[/TD]
          [TD]hâşiye: dipnot[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hâşâ: kesinlikle öyle değil[/TD]
          [TD]ihya: diriltme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]inşa: yaratma, meydana getirme[/TD]
          [TD]istirahat: dinlenme, rahatlama[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]iz’ân: şüphesiz anlama ve inanma[/TD]
          [TD]kemâlât: mükemmel özellikler[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kubh-u mutlak: sınırsız çirkinlik[/TD]
          [TD]kudret: güç, iktidar[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mahbub: sevilen[/TD]
          [TD]mahluk: yaratılmış, varlık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]medar olmak: vesile olmak[/TD]
          [TD]menzil-i bekà: sonsuzluğun bulunduğu yer[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]meşhud: görünen, bilinen[/TD]
          [TD]mukaddes: her türlü çirkinlik ve eksiklikten arınmış[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]muntazam: düzenli, intizamlı[/TD]
          [TD]mükerreren: defalarca, tekrarla[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]münasebet: bağlantı, ilgi[/TD]
          [TD]münezzeh: kusurlardan ve çirkinliklerden arınmış, yüce[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nisbeten: kıyasla[/TD]
          [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]rububiyet: Rablık; herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
          [TD]sada: ses[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
          [TD]sûr: kıyamet gününde Hz. İsrafil’in (a.s.) üfleyeceği emir borusu[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]umumî: bütün[/TD]
          [TD]vücuda gelmek: var olmak[/TD]
          [/TR]
          [/TABLE]

          #802969
          Anonim

            ÜÇÜNCÜ MESELE

            Ecsâdın def’aten inşasının misâli ise:

            Bahar mevsiminde, birkaç gün zarfında, nev-i beşerin umumundan bin derece ziyade olanumum ağaçların, bütün yapraklarıyla beraber, evvelki baharın aynı gibi, birden mükemmel birsurette inşaları ve yine umum ağaçların umum çiçekleri ve meyveleri ve yaprakları, geçmiş baharın mahsulâtı gibi, berk gibi bir sür’atle icadları…

            Hem o baharın mebde’leri olan hadsiz tohumcukların, çekirdeklerin, köklerin birden, beraber intibahları ve inkişafları ve ihyaları, hem kemiklerden ibaret olarak, ayakta duranemvât gibi bütün ağaçların cenazeleri, bir emirle def’aten “ba’sü bâde’l-mevt” sırrına mazhariyetleri ve neşirleri, hem küçücük hayvan taifelerininhadsiz efratlarının gayet derecede san’atlı bir surette ihyaları, hem bilhassa sinekler kabilelerinin haşirleri ve bilhassa daima yüzünü, gözünü, kanadını temizlemekle bize abdesti ve nezafeti ihtar eden ve yüzümüzü okşayan, gözümüz önündeki kabilenin bir senede neşr olan efradı, benî Âdemin Âdem zamanından beri gelen umum efradından fazla olduğu halde, her baharda sair kabilelerle beraber birkaç gün zarfında inşaları ve ihyaları, haşirleri, elbette kıyamette ecsâd-ı insaniyenin inşasına bir misâl değil belki binler misâldirler.

            Evet, dünya dârü’l-hikmet ve âhiret dârü’l-kudret olduğundan, dünyada Hakîm, Mürettib,Müdebbir, Mürebbî gibi çok isimlerin iktizasıyla, dünyada icad-ı eşya bir derece tedrici ve zamanla olması, hikmet-i Rabbâniyenin muktezasıyla olmuş. Âhirette ise, hikmetten ziyadekudret ve rahmetin tezahürleri için, maddeye ve müddete ve zamana ve beklemeye ihtiyaç bırakmadan, birden eşya inşa ediliyor. Burada bir günde ve bir senede yapılan işler, âhirette bir anda ve bir lemhada inşasına işareten, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyanblank.gif1 وَمَاۤ أَمْرُ السَّاعَةِ إِلاَّ كَلَمْحِ الْبَصَرِ اَوْ هُوَ أَقْرَبُferman eder.Eğer haşrin gelmesini gelecek baharın gelmesi gibi kat’î bir sûrette anlamak istersen, haşre dair Onuncu Söz ile Yirmi Dokuzuncu Söze dikkatle bak, gör. Eğer baharın gelmesi gibi inanmazsan, gel, parmağını gözüme sok!


            AMMA BİR DÖRDÜNCÜ MES’ELEolan mevt-i dünya ve kıyamet kopması ise:
            Bir anda bir seyyare veya bir kuyruklu yıldızın emr-i Rabbânî ile küremize, misafirhanemize çarpması, bu hanemizi harap edebilir: On senede yapılan bir saray bir dakikada harap olması gibi.

            [BILGI] Dipnot-1 “Kıyâmetin gerçekleşmesi ise sadece göz açıp kapayıncaya kadar, yahut ondan da yakındır.” Nahl Sûresi, 16:77.[/BILGI]

            [TABLE]
            [TR]
            [TD]Hakîm: her işini hikmetle ve belli bir sebeple yapan Allah[/TD]
            [TD]Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla ve anlatımıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Müdebbir: idare eden, ilmiyle herşeyin sonunu görüp ona göre hikmetle iş yapan Allah[/TD]
            [TD]Mürebbî: herşeyi terbiye eden, eğiten, yetiştiren Allah[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Mürettib: herşeyi tertip ve düzene sokan Allah[/TD]
            [TD]ba’sü ba’de’l-mevt: ölümden sonra yeniden dirilme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]benî Âdem: Âdemoğulları, insanlar[/TD]
            [TD]bilhassa: özellikle[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]darü’l-kudret: Allah’ın güç, kuvvet ve iktidarının doğrudan yansıdığı yer, âhiret[/TD]
            [TD]dârü’l-hikmet: işlerin bir sebep ve hikmete bağlı olarak yapıldığı yer olan dünya[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ecsâd-ı insaniye: insanların cesetleri bedenleri[/TD]
            [TD]efrad: fertler, bireyler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]emr-i Rabbânî: herşeyi terbiye edip idaresi ve tasarrufu altında bulunduran Allah’ın emri[/TD]
            [TD]ferman etmek: buyurmak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]gayet derecede: son derece[/TD]
            [TD]hadsiz: sayısız, sınırsız[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]haşir: âhirette diriltilerek Allah’ın huzurunda toplanma[/TD]
            [TD]hikmet-i Rabbâniye: Allah’ın herşeyi bir fayda ve gayeye yönelik olarak, anlamlı ve yerli yerinde yaratması[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]icad etmek: yaratmak, var etmek[/TD]
            [TD]ihtar etmek: hatırlatmak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ihyâ: diriltme, hayat verme[/TD]
            [TD]iktiza: gerektirme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kat’î: kesin[/TD]
            [TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]lemha: göz atma, süratle bakış[/TD]
            [TD]mazhariyet: erişme, nail olma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mevt-i dünya: dünyanın ölümü[/TD]
            [TD]mukteza: bir şeyin gereği[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nezafet: temizlik[/TD]
            [TD]neşir: yayma, yayılma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet[/TD]
            [TD]sair: diğer, başka[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]seyyare: gezegen[/TD]
            [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]taife: grup, topluluk[/TD]
            [TD]tedrici: yavaş yavaş, derece derece[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tezahür: belirme, görünme[/TD]
            [TD]umum: bütün[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]zarfında: içinde[/TD]
            [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
            [/TR]
            [/TABLE]

            #802970
            Anonim

              Bu haşrin dört meselesinin icmali şimdilik yeter. Yine sadedimize dönüyoruz.

              Hem hiç mümkün müdür ki, kâinatın bütün hakiki ve âlî hakikatlerinin beliğ tercümanı veHâlık-ı Kâinatın bütün kemâlâtının mu’ciz lisanı ve bütün maksatlarının hârika mecmuası olanKur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan, o Hâlıkın kelâmı olmasın? Hâşâ, âyâtının esrarı adedince hâşâ!

              Hem hiç mümkün müdür ki, bir Sâni-i Hakîm, bütün zîhayat, zîşuur masnularını birbiriyle konuştursun ve dillerinin binler çeşitleriyle birbiriyle söyleştirsin ve onların sözlerini ve seslerini bilsin ve işitsin ve efâliyle ve in’âmıyla zâhir bir sûrette cevap versin, fakat kendisi konuşmasın ve konuşamasın? Hiç kàbil midir ve hiç ihtimali var mı?Madem bilbedahe konuşur ve madem konuşmasına karşı tam anlayışlı muhatap en başta insandır. Elbette, başta Kur’ân olarak meşhur kütüb-ü mukaddese onun konuşmalarıdır.

              Hem hiç mümkün müdür ki, bir Sâni-i Hakîm, kendini tanıttırmak ve sevdirmek ve medh ü senâsını ettirmek ve envâ-ı ihsanatıyla zîhayatları mesrur ve memnun etmekle minnettarlıklarını ve şükürlerini rubûbiyetine mühim bir medar yapmak için, koca kâinatı,envâıyla, erkânıyla zîhayata musahhar bir hizmetkâr, bir mesken, bir meşher, bir ziyafetgâhyaptıktan sonra, zîhayatların çeşit çeşit, binlerce envâlarının nüshalarını o derece teksirini istiyor ki, kavak ve karaağaç gibi meyvesizlerin bir kısım yapraklarından herbir yaprağı bir tabur sineklere, yani havada zikreden zîhayatlara hem beşik, hem rahm-ı mâder, hemerzaklarının mahzeni yaptığı halde; bu ziynetli semâvâtı ve bu nurânî yıldızları sahipsiz, hayatsız, ruhsuz, sekenesiz, boş, hâlî, faidesiz yani melâikesiz, ruhânîsiz bıraksın? Hâşâ, melekler ve ruhânîler adedince hâşâ ve kellâ!

              Hem hiç mümkün müdür ki, bir Sâni-i Hakîm-i Müdebbir, en ehemmiyetsiz bir nebatın, en küçük bir ağacın mebde’lerini ve müntehâlarını kemâl-i intizam içinde mukadderat-ı hayatiyesini, çekirdeğinde ve meyvesinde kalem-i kaderle yazmakla beraber, koca baharı birtek ağaç gibi, mukaddematını ve neticelerini kemâl-i imtiyaz veintizamla yazsa ve en ehemmiyetsiz şeylere de lâkayt kalmazsa, fakat kâinatın neticesi ve arzın halifesi ve envâ-ı mahlûkatın nâzırı ve zâbiti olan insanın çok ehemmiyetli bulunanef’âlini ve harekâtını yazmasın, daire-i kaderine almasın, onlara lâkayt kalsın? Hâşâ, insanların mizana girecek olan amelleri adedince hâşâ ve kellâ!

              [TABLE]
              [TR]
              [TD]Hâlık: herşeyi yaratan Allah[/TD]
              [TD]Hâlık-ı Kâinat: evreni ve bütün varlıkları yaratan Allah[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan: açıklamalarıyla ve anlatımıyla benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân[/TD]
              [TD]Sâni-i Hakîm: her şeyi hikmetle ve san’atlı bir şekilde yapan Allah[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Sâni-i Hakîm-i Müdebbir: her şeyi san’atlı olarak belli gaye ve hikmet doğrultusunda yaratan ve idare eden Allah[/TD]
              [TD]beliğ: maksadını noksansız ve güzel sözlerle anlatabilen[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]bilbedâhe: ap açık bir şekilde[/TD]
              [TD]ef’âl: fiiller, işler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]envâ: neviler, türler[/TD]
              [TD]envâ-ı ihsanat: iyiliklerin çeşitleri, bağışların türleri[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]erkân: esaslar, temel unsurlar[/TD]
              [TD]erzak: rızıklar, yiyecek içecek şeyler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]esrar: sırlar[/TD]
              [TD]haşr: insanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanması[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hâşâ ve kellâ: asla ve asla, kesinlikle öyle değil[/TD]
              [TD]icmalî: kısa, özet halinde[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]in’am: nimet verme[/TD]
              [TD]kabil: mümkün, olabilir[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kelâm: ifade, söz[/TD]
              [TD]kemâl-i intizam: kusursuz derecede düzenli oluş[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kemâlât: mükemmel özellikler[/TD]
              [TD]kütüb-ü mukaddese: kutsal olan semâvî kitaplar; Tevrat, Zebur, İncil, Kur’ân-ı Kerim[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]lisan: dil[/TD]
              [TD]mahzen: depo[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]masnu: san’at eseri varlık[/TD]
              [TD]mebde’: başlangıç[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]medar: dayanak noktası, kaynak[/TD]
              [TD]medh ü senâ: övme ve yüceltme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mesken: ev, mekan[/TD]
              [TD]mesrur: sevinçli, mutlu[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]meşher: sergi yeri[/TD]
              [TD]musahhar: emir altında bulunan[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mu’ciz: mu’cize özelliği olan[/TD]
              [TD]müntehâ: en son nokta[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nebat: bitki[/TD]
              [TD]rahm-i mâder: anne karnı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]rububiyet: Rablık; Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği, yaratıcılığı, idaresi ve terbiyesi[/TD]
              [TD]ruhanî: maddî yapısı olmayan manevî varlıklar[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]saded: asıl mevzu, asıl bahsedilen şey[/TD]
              [TD]sekene: sakinler, oturanlar[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]semâvât: gökler[/TD]
              [TD]teksir: çoğaltma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ziyafetgâh: ziyafet yeri[/TD]
              [TD]ziynet: süs[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]zâhir: açık, gözle görünür[/TD]
              [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]zîşuur: şuur sahibi, bilinçli[/TD]
              [TD]âlî: yüce, yüksek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]âyât: âyetler[/TD]
              [/TR]
              [/TABLE]

              #802971
              Anonim

                Elhasıl, kâinat bütün hakaikiyle bağırarak diyor: اٰمَنْتُ بِاللهِ وَمَلٰۤئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَبِالْيَوْمِ اْلاٰخِرِ وَبِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَشَرِّهِ مِنَ اللهِ تَعَالٰى وَالْبَعْثُ بَعْدَ الْمَوْتِ حَقٌّ اَشْهَدُ اَنْ لاَۤ إِلٰهَ اِلاَّ اللهُ وَاَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللهِ صَلَّ اللهُ عَلَيْهِ وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ وَاِخْوَانِهِ وَسَلِّمْ اٰمِينَ blank.gif1

                TEVHİDÎ BİR MÜNÂCÂT VE MUKADDİME

                Hazret-i İmam-ı Ali Radıyallahu Anh ve Kerremallahu Vechehu, Kaside-i Celcelûtiyesindekerametkârâne Risale-i Nur’dan haber verdiği yerde, Risale-i Nur’u “Siracü’n-Nur” ve “Siracüssürcnamlarıyla tesmiye ederek, Risale-i Nur’un üç ismine iki isim ilâve etmesicihetiyle ve bu risalede “Siracü’n-Nurnamı tekrarı münasebetiyle, bu risalenin âhirinde İmam-ı Ali Radıyallahu Anhın en mühim bir münâcâtını iki derece tevsî ederek onun ulvîlisanıyla ve dilimizi onun bir dili hesabıyla istimal edip, bu gelen münâcâtı dergâh-ı Vâhid-i Ehade takdim ederiz.

                endOfSection.gifendOfSection.gif

                [BILGI]
                Dipnot-1
                “Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, kadere ve hayrın da, şerrin de Allah Teâlâdan geldiğine, ölümden sonra dirilişin hak olduğuna iman ettim. Şehadet ederim ki Allah’tan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Yine şehadet ederim ki, Muhammed—Allah ona, âline, ashabına ihvânına salât ve selâm etsin, âmin—Allah’ın resulüdür. “
                [/BILGI]

                [TABLE]
                [TR]
                [TD]Hazret-i İmam-ı Ali: [bk. bilgiler – Ali (r.a.)][/TD]
                [TD]Kaside-i Celcelûtiye: (bk. bilgiler – Celcelûtiye)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]Kerremallahu Vechehu: Allah yüzünü şerefli kılsın[/TD]
                [TD]Radıyallahu Anh: “Allah ondan razı olsun”[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]Siracüssürc: kandillerin kandili, lâmbaların lâmbası; Risale-i Nur[/TD]
                [TD]Sirâcü’n-Nur: Nur lâmbası; Risale-i Nur[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]cihet: yön[/TD]
                [TD]daire-i kader: kader dairesi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]dergâh-ı Vâhid-i Ehad: bir olan ve birliği her bir şeyde görülen Allah’ın huzuru[/TD]
                [TD]ef’âl: fiiller, işler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]elhasıl: kısaca, özetle[/TD]
                [TD]envâ-ı mahlûkat: yaratılmış varlıkların türleri, çeşitleri[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hakaik: gerçekler[/TD]
                [TD]halife: yeryüzünde Allah namına hareket eden insan[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]harekât: hareketler[/TD]
                [TD]hâşâ ve kellâ: asla ve asla[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]intizam: düzen[/TD]
                [TD]istimal etmek: kullanmak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kalem-i kader: kader kalemi, Allah’ın olacak hâdiseleri olmadan önce bilip yazması[/TD]
                [TD]kemâl-i imtiyaz: bir şeyi mükemmel bir şekilde diğerlerinden ayırma[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kerametkârâne: kerametli bir şekilde[/TD]
                [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]lisan: dil[/TD]
                [TD]mizan: ölçü, terazi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mukaddemât: başlangıçlar[/TD]
                [TD]mukadderât-ı hayatiye: kader kalemiyle yazılmış hayat programları[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mukaddime: başlangıç, giriş[/TD]
                [TD]münacat: dua, yakarış[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]münasebet: bağlantı, ilgi[/TD]
                [TD]nam: ad[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nâzır: bakan[/TD]
                [TD]risale: küçük çaplı kitap; Risale-i Nur Külliyatı’ndan her bir bölüm[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]takdim etmek: sunmak[/TD]
                [TD]tesmiye etmek: isimlendirmek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tevhidî: Allah’ı bir olarak bilme ve ilân etmeyle ilgili[/TD]
                [TD]tevsî etmek: genişletmek, yaymak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ulvî: yüce, büyük[/TD]
                [TD]zâbit: subay[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]âhir: son[/TD]
                [/TR]
                [/TABLE]

                #802972
                Anonim
                  Münâcât

                  اَللّٰهُمَّ إِنَّهُ لَيْسَ فِى السَّمٰوَاتِ دَوَرَاتٌ وَنُجُومٌ وَمُحَرَّكَاتٌ سَيَّارَاتٌ، وَلاَ فِى الْجَوِّ سَحَابَاتٌ وَبُرُوقٌ مُسَبِّحَاتٌ وَرَعَدَاتٌ، وَلاَ فِى اْلاَرْضِ غَمَرَاتٌ وَحَيَوَانَاتٌ وَعَجَاۤئِبُ مَصْنُوعَاتٍ، وَلاَفِى الْبِحَارِ قَطَرَاتٌ وَسَمَكَاتٌ وَغَرَاۤئِبُ مَخْلُوقَاتٍ وَلاَ فِى الْجِبَالِ حَجَرَاتٌ وَنَبَاتَاتٌ وَمُدَخَّرَاتُ مَعْدَنِيَّاتٍ، وَلاَ فِى اْلاَشْجَارِ وَرَقَاتٌ وَزَهَرَاتٌ مُزَيَّنَاتٌ وَثَمَرَاتٌ، وَلاَ فِى اْلاَجْسَامِ حَرَكَاتٌ وَ اٰلاَتٌ وَمُنَظَّمَاتُ جِهَازَاتٍ، وَلاَ فِى الْقُلُوبِ خَطَرَاتٌ وَاِلْهَامَاتٌ وَمُنَوَّرَاتُ إِعْتِقَادَاتٍ.. اِلاَّ وَهِىَ كُلُّهَا عَلٰى وُجُوبِ وُجُودِكَ شَاهِدَاتٌ وَعَلٰى وَحْدَانِيَّتِكَ دَآلاَّتٌ وَفِى مُلْكِكَ مُسَخَّرَاتٌ فَبِالْقُدْرَةِ الَّتِى سَخَّرْتَ بِهَا اْلاَرَضِينَ وَالسَّمٰوَاتِ سَخِّرْ لِى نَفْسِى وَسَخِّرْلِى مَطْلُوبِى وَسَخِّرْ لِرَسَاۤئِلِ النُّورِ وَلِخِدْمَةِ الْقُرْاٰنِ وَاْلاِيمَانِ قُلُوبَ عِبَادِكَ وَقُلُوبَ الْمَخْلُوقَاتِ الرُّوحَانِيَّاتِ مِنَ الْعُلْوِيَّاتِ وَالسُّفْلِيَاتِ يَا سَمِيعُ يَا قَرِيبُ يَا مُجِيبَ الدَّعَوَاتِ.. اٰمِينَ. وَالْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ blank.gif1

                  سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ blank.gif2

                  endOfSection.gifendOfSection.gif

                  [BILGI]Dipnot-1 “Allahım, göklerde dönen hiçbir yıldız ve hareket eden hiçbir gezegen, hava boşluğunda hiçbir tesbih edici bulut ve şimşek ve gök gürültüsü, yeryüzünü dolduran hayvanlardan ve şaşırtıcı san’at eserlerinden hiçbir fert, denizlerde hiçbir damla, balıklarından ve şaşırtıcı san’at eserlerinden hiçbirisi, dağlarda hiçbir taş, hiçbir bitki ve depolanmış madenlerden hiçbirisi, ağaçlarda hiçbir yaprak ve hiçbir süslenmiş çiçek ve meyve, hayvanların cisimlerinde âletler ve düzenli cihazlardan hiçbirisi, kalblerde hiçbir hatıralar ve ilhamlar ve nurlanmış itikad ve inançlar yoktur ki, hepsi Senin varlığının vâcib ve bir olduğuna şahitler olmasın. Yerleri ve gökleri emrine boyun eğdiren kudretinin hakkı için, nefsimi bana boyun eğdir ve isteklerimi bana nasip eyle. Kur’ân’a ve imana ve Risale-i Nur’a hizmet için, kullarının kalblerini ve yüksek ve alçak bütün ruhlu varlıklarının kalblerini bana ve iman ve Kur’ân hizmetkârlarına boyun eğdir, ey herşeyi işiten Semî’, ey herşeye herşeyden daha yakın olan Karîb, ey bütün dualara cevap veren Mücîbe’d-Daavât! Hamd, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.
                  Dipnot-2 “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve kikmeti herşeyi kuşatan Alîm-i Hakîmsin.” Bakara Sûresi, 2:32.
                  [/BILGI]

                7 yazı görüntüleniyor - 31 ile 37 arası (toplam 37)
                • ‘İkinci Şua’ konusu yeni yanıtlara kapalı.