• Bu konu 32 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
4 yazı görüntüleniyor - 31 ile 34 arası (toplam 34)
  • Yazar
    Yazılar
  • #818934
    Anonim

      Bir bürhan ile elde edilen netice-i tevhidi bazı insanlar isti’zam ile dar zihinlerine sıkıştıramazlar veya bozuk hayalleri tahammül edemez. Bu hale karşı o kat’î, sahih bürhanı reddetmek üzere “Bu neticeyi, bu kadar azametiyle şu bürhan (onu) intac edemez.” diye bahaneler ile kabul etmez. O miskin bilmez mi ki, neticenin kayyumu imandır. Bürhan, ancak onu görmek için bir menfezdir veya bir süpürge gibi o neticeye konan vehimleri süpürür. Maahâza bürhan bir değildir, bin değildir. Zerrat-ı âlem adedince bürhanlar vardır.

      Fesübhanallah! Mülk ve melekût arasındaki hicab ne kadar incedir, aralarındaki mesafe ne kadar büyüktür. Dünya ile âhiret arasındaki yol ne kadar kısa ve ne kadar uzundur. İlim ile cehil arasındaki hicab ne kadar latif ve ne kadar kalındır. İman ile küfür arasındaki berzah ne kadar şeffaf ve ne kadar kesiftir. İbadetle masiyet arasındaki mesafe ne kadar kısadır. Halbuki araları Cennet ile Nâr’ın araları kadardır. Hayat ne kadar kısa, emel ne kadar uzundur. Evet hal ile mazi arasında öyle ince bir perde vardır ki, ruhun mazi cihetine geçmesine mani değildir. Cesede nisbeten bitmez bir mesafedir.

      Kezalik mülk ile melekût, dünya ile âhiret arasında ehl-i kalb için şeffaf, ehl-i heva için kesif ince bir perde vardır. Kezalik gece ile gündüz arasında latif bir perde var ki, gözün kapanmasıyla gece olup, açılmasıyla gündüz olduğu gibi; nefsin âlem-i maneviyata gözü kapanırsa ebedî bir gece içinde kalır, gözü maneviyata açılırsa neharı inkişaf eder.

      Kezalik Allah’ın hesabına kâinata bakan adam her ne müşahede ederse ilimdir. Eğer gafletle esbab hesabına bakarsa, ilim zannettiği şey de cehl olur.

      Kezalik iman ve tevhid ile bakan, âlemi nurlu görür ve illâ âlemi zulümat içerisinde görecektir.

      Kezalik ef’al-i beşer için iki cihet vardır. Eğer niyet ile Allah’ın hesabına olursa, tecelliyata ma’kes, şeffaf, parlak olur. Eğer Allah hesabına olmasa, zulmetli bir manzarayı göstermiş olur.

      Kezalik hayatın da iki vechi vardır. Biri siyah, dünyaya bakar. Diğeri şeffaf, âhirete nâzırdır. Nefis, siyah vechin altına girer. Şeffaf veche terettüb eden saadet-i ebediyeyi ister.

      Mesnevi-i Nuriye
      #818951
      Anonim

        @fanidünya… 522893 wrote:

        Cenab-ı Hakk’a nâzır ve ona vâsıl olan yollar, kapılar; âlemin tabakaları, sahifeleri, mürekkebatı nisbetinde bir yekûn teşkil etmektedir. Âdi bir yol kapandığı zaman, bütün yolların kapanmış olduğunu tevehhüm etmek, cehaletin en büyük bir şahididir. Bu adamın meseli, gayet büyük askerî bir karargâhı hâvi büyük bir şehirde, karargâhın bayrağını görmediğinden, sultanın ve askeriyeye ait bütün şeylerin inkârına veya teviline başlayan adamın meseli gibidir. Mesnevi-i Nuriye

        Nâzır: Nezaret eden, bakan, gözeten, gören.
        Vâsıl: Ulaşan, erişen, kavuşan.
        Mürekkebat: Birleştirilerek yapılmışlar, birleşikler, birleşik maddeler.
        Yekûn: Toplam.
        Tevehhüm: Evhamlanma, kuruntuya kapılma.
        Meseli: Misali, örneği.
        Hâvi: İçine alan, kapsayan.
        Tevil: Bir sözden gaye edilmiş olması mümkün olan mana, bundan kasdedilen mana bu olabilir diyerek yapılan açıklama.

        #818958
        Anonim

          Bakınız! Her bir masnuun yüzünde öyle bir sikke vardır ki, ancak her şeyi halkeden Hâlık’a mahsustur. Ve her bir mahlukun cebhesinde öyle bir hâtem vurulmuştur ki, her şeyi yapan Sâni’den maada kimsede o hâtem bulunmaz. Ve kudretin neşrettiği mektublarından her bir mektubun âhirinde, taklidi kabil olamayan öyle bir turra vardır ki, ancak Sultan-ı Ezel ve Ebed’e hastır. O gibi sikkelerden yalnız hayat üzerinde parlayan sikke-i i’caza bakınız ki; hayat ile bir şeyden pek çok şeyler husule gelir, icad edilir. Ve pek çok şeyler dahi bir şey-i vâhide emr-i Rabbaniyle inkılab ederler. Meselâ: Su, bir şey-i vâhid iken pek çok uzuvlara, cihazlara Allah’ın izni ile menşe olur, icad edilirler. Ve mideye giren pek çok muhtelif yemekler ve meyvelerden Hâlık-ı Teâlâ tek bir cismi icad eder, tek bir cisim husule getirir.

          İşte kalb, akıl, şuur sahibi olan bir adam, bu ciheti düşünürse anlar ki, bir şeyden çok şeyleri icad edip çıkartmak ve çok şeyleri bir şeye tahvil etmek, ancak her şeyi halkeden ve her şeyi yapan Sâni’a mahsus bir sikkedir.

          Said Nursi

          Masnuun: Sanatlı varlığın.
          Sikke: Ait olduğu yeri belirten ve gösteren damga, mühür, işaret.
          Hâlık: Yaratıcı Allah (cc), yoktan en güzel şekilde yaratan Allah.
          Hâtem: Mühür.
          Sâni’: Sanatkar yaratıcı, sanatlı şekilde yaratan.
          Maada: Başka.
          Kudret: Güç.
          Kabil: Mümkün, olabilir.
          Sultan-ı Ezel ve Ebed: Ezel ve ebed sultanı, başlangıcı ve sonu olmayıp sonsuz olan Allah (cc).
          Sikke-i i’caz: Mucizelik damgası, mucize olduğunu gösteren işaretler.
          Şey-i vâhid: Tek şey, tek nesne.
          Menşe: Kaynak.
          Muhtelif: Çeşitli, farklı, ayrı ayrı.
          Hâlık-ı Teâlâ: Yüce yaratıcı.
          Tahvil: Değiştirme, dönüştürme, bir halden başka bir hale getirmek.

          #818998
          Anonim

            Senin önünde çok korkunç büyük mes’eleler vardır ki, insanı ihtiyata, ihtimama mecbur eder.

            Birisi:
            Ölümdür ki, insanı dünyadan ve bütün sevgililerinden ayıran bir ayrılmaktır.

            İkincisi:
            Dehşetli korkulu ebed memleketine yolculuktur.

            Üçüncüsü:
            Ömür az, sefer uzun, yol tedariki yok, kuvvet ve kudret yok, acz-i mutlak gibi elîm elemlere maruz kalmaktır. Öyle ise, bu gaflet ü nisyan nedir? Devekuşu gibi başını nisyan kumuna sokar, gözüne gaflet gözlüğünü takarsın ki Allah seni görmesin. Veya sen Onu görmeyesin. Ne vakte kadar zâilat-ı fâniyeye ihtimam ve bâkiyat-ı daimeden tegafül edeceksin?

            Mesnevi-i Nuriye


            İhtiyat: Tedbirli olmak, ileriyi düşünerek önlemler almak.
            İhtimam: Özen gösterme, çok dikkat etme.
            Ebed: Ebedilik, sonu olmamak, sonsuzluk.
            Kudret: Güç.
            Acz-i mutlak: Sonsuz güçsüzlük.
            Elîm: Acı veren.
            Elem: Acı, dert, kaygı.
            Maruz: Uğrayan, uğrar durumda, uğramış, hedef.
            Gaflet ü nisyan: Allah’ı(cc) ve ahireti unutmak ve düşünmemek, Allah’ın emir ve yasaklarına alakasız olma.
            Nisyan: Unutmak, hatırdan çıkarmak.
            Gaflet: Düşüncesizlik ve ihmal sebebiyle, içinde bulunduğu gerçeklerden habersiz olma.
            Zâilat-ı fâniye: Gelip geçici olanlar, kaybolup gidenler.
            İhtimam: Özen gösterme, çok dikkat etme.
            Bâkiyat-ı daime: Daima devam edenler, sürekli kalıcı olup devamlı olanlar.
            Tegafül: Anlamazlıktan gelmek, bilmez görünmek.

          4 yazı görüntüleniyor - 31 ile 34 arası (toplam 34)
          • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.