- Bu konu 41 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
9 Aralık 2011: 19:32 #800706
Anonim
dolayı düşüp başı kırılırsa müstahak olur. Çünkü, bu musibet o muhalefete cezadır. Veya dişi bir kaplan, öz evlâtlarına olan şiddet-i şefkat ve himâyeyi nazara almayarak, zavallı ceylânın yavrucuğunu parçalayarak yavrularına rızık yapar. Sonra, bir avcı tarafından öldürülür. İşte, hiss-i şefkat ve himâyeye muhalefet ettiğinden, ceylâna yaptığı aynı musibete mâruz kalır.HAŞİYE-1HTAR
İtizar
Arkadaş! Bu risale, Kur’ân’ın bazı âyâtını şuhudî bir tarzda beyan eden bir nevi tefsirdir. Ve hâvi olduğu mesâil, Furkan-ı Hakîmin Cennetlerinden koparılmış birtakım gül ve çiçekleridir. Fakat, ibaresindeki işkâl ve îcazdan tevahhuş edip, mütâlaasından vazgeçme. Mütalâasına tekrar ile devam edilirse, meluf ve menus bir şekil alır. Kezâlik, nefsin temerrüdünden de korkma. Çünkü, benim nefs-i emmârem bu risalenin satvetine dayanamayarak inkıyada mecbur olduğu gibi, şeytanım da “Eyne’l-meferr?” diye bağırdı. Sizin nefis ve şeytanlarınız benim nefis ve şeytanımdan daha âsi, daha tâği, daha şakî değiller.Kezâlik, Birinci Babda tevhidin beyanı için zikredilen delillerde vâki olan tekrarları faidesiz zannetme. Hususî makamlarda, ihtiyaca binaen zikredilmişlerdir. Evet, hatt-ı harpte siperde oturup müdafaa eden bir nefer, etrafında bulunan boş siperlere gitmeyip, bulunduğu siper içinde diğer bir pencereyi açması, elbette bir ihtiyaca binaendir.
Kezâlik, bu risalelerin ibarelerindeki işkâl ve iğlâkın, keyif için ihtiyarımdan çıkmış olduğunu zannetme. Çünkü, bu risale, dehşetli bir zamanda, nefsimin hücumuna karşı yapılan âni ve irticâlî bir münakaşadır. Kelimeleri, o müthiş mücadele esnasında zihnimin eline geçen dikenli kelimelerdir. O, ateşle nurun
[NOT]Haşiye-1HTAR Kaplan gibi hayvanların helâl rızıkları, ölü hayvanlardır. Sağ hayvanları öldürüp rızık yapmak, şeriat-ı fıtriyece haramdır.[/NOT]
[TABLE=”class: cms_table”]
[TR]
[TD]Furkan-ı Hakîm: doğru ile yanlışı; hak ile batılı birbirinden ayıran, içinde sonsuz hikmetler bulunan Kur’ân[/TD]
[TD]bab: kısım, bölüm[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]beyan: açıklama, anlatım[/TD]
[TD]beyan etmek: açıklamak, izah etmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]binaen: dayanarak[/TD]
[TD]eyne’l-meferr: “Nereye kaçayım?” mânâsına gelen korku ifadesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hatt-ı harp: savaş hattı, düşmanla savaş yapılan alan[/TD]
[TD]helâl: dinen yapılmasına ve yenilmesine izin verilen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]himâye: muhafaza[/TD]
[TD]hiss-i şefkat ve himaye: şefkat ve koruma hissi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hususî: özel[/TD]
[TD]hâvi: içine alan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ibare: cümle, ifade[/TD]
[TD]ihtiyar: irade[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkıyad: boyun eğme, itaat etme[/TD]
[TD]irticâlî: sözlü konuşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]itizar: bir özür beyanıyla, bir konu hakkında yapılan açıklama[/TD]
[TD]işkâl: zorluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]işkâl ve iğlâk: zor anlaşılma, kapalılık[/TD]
[TD]kezâlik: bunun gibi, buradan hareketle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meluf: alışılan, ülfet edilen[/TD]
[TD]menus: sevimli, yakın[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mesâil: meseleler[/TD]
[TD]muhalefet: karşıt olma, aykırılık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]musibet: belâ, dert, felâket[/TD]
[TD]mâruz kalmak: bir şeyle yüzyüze gelmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müdafaa etmek: savunmak[/TD]
[TD]mütâlaa: dikkatlice okuyup düşünme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazara almak: dikkate almak[/TD]
[TD]nefer: asker[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefs-i emmâre/nefis: insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere sevk eden duygu[/TD]
[TD]nevi: çeşit[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rızık: yiyecekler[/TD]
[TD]rızık yapmak: yedirmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]satvet: güç, ezici kuvvet[/TD]
[TD]tefsir: açıklama; Kur’ân’ın âyetlerini açıklayıp yorumlayan eser[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]temerrüt: inat etme, ayak direme
[/TD]
[TD]tevahhuş etmek: çekinmek, uzak durmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevhid: Allah’ın birliği[/TD]
[TD]tâği: azgın[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vâki: mevcut, var[/TD]
[TD]zikretmek: bildirmek, anmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âni: birden bire[/TD]
[TD]âsi: isyankâr[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âyât: âyetler[/TD]
[TD]îcaz: az sözle çok mânâlar anlatma, özlü söz, veciz söz söyleme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şakî: eşkiya, haydut[/TD]
[TD]şeriat-ı fıtriye: Allah’ın yaratılışa koyduğu ve bütün varlıkların tabi olduğu kanunlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şiddet-i şefkat: şiddetli şefkat hissi[/TD]
[TD]şuhudî: açıkça, gözle görür derecede[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
9 Aralık 2011: 19:35 #800707Anonim
karıştıkları bir hengâmda, başım dönmeye başlıyordu. Kâh yerde, kâh gökte, kâh minarenin dibinde, kâh minarenin şerefesinde kendimi görüyordum. Çünkü, tâkib ettiğim yol, akıl ile kalb arasında yeni açılan berzahî bir yoldur. Akıldan kalbe, kalbden akla inip çıkmaktan bîzar olmuştum. Bunun için, bir nur bulduğum zaman, hemen üstüne bir kelime bırakıyordum. Fakat, o nurların üstüne bıraktığım kelime taşları, delâlet için değildi. Ancak, kaybolmamak için birer nişan ve birer alâmet olarak bırakırdım. Sonra baktım ki, o zulmetler içinde bana yardım eden o nurlar, Kur’ân güneşinden ilham edilen misbah ve kandillerdi.
اَللّٰهُمَّ اجْعَلِ الْقُرْاٰنَ نُورًا لِعُقُولِنَا وَقُلُوبِنَا وَاَرْوَاحِنَا وَمُرْشِدًا ِلاَنْفُسِنَا اٰمِينَ اٰمِينَ اٰمِينَ
1


[NOT]Dipnot-1 Allah’ım, Kur’ân’ı akıllarımıza, kalblerimize, ruhlarımıza nur ve nefislerimize de mürşid eyle. Âmin, âmin, âmin.
[/NOT][TABLE=”class: cms_table”]
[TR]
[TD]berzahî: iki dünya arasına ait, iki yer arasında bulunan[/TD]
[TD]bîzar: bezmiş, usanmış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
[TD]hengâm: zaman, an[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ilham: Allah tarafından kalbe atılan mânâlar[/TD]
[TD]kâh: bazen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]misbah: lamba[/TD]
[TD]nişan: alâmet, işaret[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zulmet: karanlık[/TD]
[TD]şerefe: minarede müezzinin ezan okuduğu yer[/TD]
[/TR]
[/TABLE]21 Aralık 2011: 19:41 #800990Anonim
Katrenin Zeyli
اَلْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعٰالَمِينَ وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَعَلٰى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينَ
1
RemzArkadaş! Vaktin evvelinde, Kâbe’yi hayalen nazara almakla namaz kılmak mendubdur ki, birbirine giren daireler gibi Beytin etrafında teşekkül eden safları görmekle, yakın saflar Beyti ihata ettikleri gibi, en uzak safların da âlem-i İslâmı ihata etmiş olduğunu hayal ile görsün. Ve o saflara girmekle, o cemaat-ı uzmâya dahil olsun ki, o cemaatin icmâ ve tevatürü, onun namazda söylediği her dâvâya ve herbir sözüne bir hüccet ve bir burhan olsun.
Meselâ: Namaz kılan اَلْحَمْدُ ِللهِ dediği zaman, sanki o cemâat-i uzmâyı teşkil eden bütün mü’minler “Evet, doğru söyledin” diye onun o sözünü tasdik ediyorlar. Ve bu tasdikler, hücum eden evham ve vesveselere karşı mânevî bir kalkan vazifesini görür. Ve aynı zamanda, bütün hasseleri, lâtifeleri, duyguları o namazdan zevk ve hisselerini alırlar. Yalnız musallînin Kâbe’ye olan şu hayalî nazarı, kasdî değil, tebeî bir şuurdan ibaret bulunmalıdır.HAŞİYE-1HTAR
[NOT]Dipnot-1 Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun. Salât ü selâm ise, efendimiz Muhammed’e (a.s.m.) ve onun âl ve Ashâbına olsun.
Haşiye-1HTAR Sath-ı arz mescidini mütehâlif ve muntazam harekâtıyla tezyin eden o cemaat-i uzmânın, satırları andıran saflarının o güzel manzarası muhafaza edilmek üzere, âlem-i misal sahifesinde kalem-i kaderle, İlâhî bir fotoğrafla tersim ve terkîm edilmekte olduğu, ihtimâl ve imkândan hâli değildir.
[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Beyt: (bk. bilgiler – Kâbe)[/TD]
[TD]Elhamdü lillâh: “ezelden ebede her türlü hamd ve övgü Allah’a mahsustur”[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Kâbe: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]burhan: güçlü ve sarsılmaz delil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cemaat: topluluk[/TD]
[TD]cemâat-i uzmâ: büyük cemaat, topluluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]evham: asılsız kuruntu ve şüpheler[/TD]
[TD]evvel: önce[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]harekât: hareketler[/TD]
[TD]hasse: hisler, duyular[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayalen: hayal ederek[/TD]
[TD]hayalî: hayale dayalı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
[TD]hisse: pay[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâli: uzak[/TD]
[TD]hüccet: kanıt, delil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icmâ: fikir birliği, birleşme[/TD]
[TD]ihata etmek: kuşatmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]imkân: mümkün olma, olabilirlik[/TD]
[TD]kalem-i kader: kader kalemi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kasdî: bilerek, kasıtlı olarak[/TD]
[TD]katre: damla; Katre Risalesi Mesnevî-i Nuriye adlı eserde yer alır[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lâtife: insanın manevî yapısındaki ince duygulardan her biri[/TD]
[TD]mendub: dinen yapılması emredilmese de, güzel görülen davranış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muntazam: düzenli[/TD]
[TD]musallî: namaz kılan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mütehâlif: birbirinden farklı[/TD]
[TD]mü’min: iman eden, Allah’a ve Onun gönderdiği şeylere inanan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazar: bakış, görüş[/TD]
[TD]nazara almak: dikkate almak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]remiz: işaret[/TD]
[TD]sath-ı arz: yeryüzü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasdik etmek: doğruluğunu kabul etmek[/TD]
[TD]tebeî: dolaylı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tersim ve terkîm etmek: resim ve yazı olarak belirlemek[/TD]
[TD]tevatür: güvenilir insanların birbirlerine anlatarak getirdikleri kesin haber[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tezyin etmek: süslemek, donatmak[/TD]
[TD]teşekkül eden: oluşan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teşkil eden: meydana getiren[/TD]
[TD]vesvese: şüphe, tereddüt[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zeyil: ilâve, ek[/TD]
[TD]âlem-i misal: bütün varlıkların ve olayların görüntülerinin yansıdığı madde ötesi âlem[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i İslâm: İslâm dünyası[/TD]
[TD]İlâhî: Allah tarafından olan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şuur: bilinç, anlayış, idrak[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
23 Aralık 2011: 19:17 #801005Anonim
RemzArkadaş! Vesvese ve evham zulmetleri içinde yürürken, Resul-i Ekrem’in (a.s.m.) sünnetleri birer yıldız, birer lâmba vazifesini gördüklerini gördüm. Her bir sünnet veya bir hadd-i şer’î, zulmetli dalâlet yollarında güneş gibi parlıyor. O yollarda, insan zerre miskal o sünnetlerden inhiraf ve udûl ederse, şeytanlara mel’ab, evhama merkeb, ehval ve korkulara ma’rez ve dağlar kadar ağır yüklere matiye olacaktır.
Ve keza, o sünnetleri, sanki semâdan tedellî ve tenezzül eden ipler gibi gördüm ki, onlara temessük eden yükselir, saadetlere nâil olur. Muhalefet edip de akla dayananlar ise, uzun bir minare ile semâya çıkmak hamakatinde bulunan Firavun gibi bir firavun olur.
RemzArkadaş! Nefiste öyle dehşetli bir nokta ve açılmaz bir ukde var ki, zıtları birbirinden tevlid eder. Ve aleyhte olan herbirşeyi lehte zanneder. Meselâ, güneşin eli sana yetişir, ziyasıyla başını okşar. Fakat, senin elin ona yetişemez. Ve senin keyfin üzerine hareket etmez. Demek, şemsin sana karşı iki ciheti vardır: biri kurb, diğeri bu’d. Eğer senin ondan baîd olduğun cihetle “O bana tesir edemez” ve onun sana karîb olduğu cihetle “Ona tesir edebilirim” desen, cehlini ilân etmiş olursun.
Kezâlik, Hâlık ile nefis arasında da bir kurb ve bu’d vardır. Kurb Hâlıkındır, bu’d nefsindir. Eğer nefis uzaklığı cihetiyle enâniyet ile Hâlıka bakıp “Bana tesir edemez” diye bir ahmaklıkta bulunursa, dalâlete düşer. Ve keza, nefis mükâfatı gördüğü zaman “Keşke ben de öyle yapaydım, böyle olaydım” der. Mücâzâtın şiddetini de gördüğü vakit, teâmî ve inkâr ile kendisini tesellî eder.Ey ahmak nokta-i sevda! Hâlıkın ef’âli sana nâzır değildir. Ancak Ona bakar. Kâinatı senin hendesen üzerine yapmış değildir. Ve seni hilkat-i âlemde şahit
[TABLE]
[TR]
[TD]Firavun: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
[TD]baîd: uzak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bu’d: uzaklık[/TD]
[TD]cehil: cahillik, bilgisizlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: yön[/TD]
[TD]dalâlet: doğru yoldan sapkınlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]dalâlete düşmek: doğru yoldan sapmak[/TD]
[TD]ef’âl: fiiller, işler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehval: korkular[/TD]
[TD]enâniyet: benlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]evham: kuruntular, şüpheler[/TD]
[TD]hadd-i şer’î: İslâm dininin emir ve yasakları, esasları[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hamakat: ahmaklık[/TD]
[TD]hendese: mühendislik ilmi; plân, proje[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hilkat-i âlem: âlemin yaratılışı
[/TD]
[TD]inhiraf etmek: sapmak, yönünü değiştirmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]karîb: yakın[/TD]
[TD]keza: aynı, aynı biçimde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kezâlik: bunun gibi[/TD]
[TD]kurb: yakınlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]matiye: binek hayvanı[/TD]
[TD]ma’rez: ortaya çıkma yeri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mel’ab: oyuncak[/TD]
[TD]merkeb: binek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhalefet etmek: karşı durmak, zıt gitmek[/TD]
[TD]mücâzât: cezalandırma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mükâfat: ödül[/TD]
[TD]nefis: bir kimsenin kendisi; insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nokta-i sevda: siyah nokta; burada nefis kastediliyor[/TD]
[TD]nâil olmak: ulaşmak, erişmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nâzır: bakan; yönelik[/TD]
[TD]remz/remiz: işaret[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saadet: mutluluk[/TD]
[TD]semâ: gökyüzü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sünnet: Peygamberimizin (a.s.m.) söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler[/TD]
[TD]tedellî eden: aşağıya sarkan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]temessük eden: sarılan, tutunan[/TD]
[TD]tenezzül eden: aşağıya inen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tesir etmek: etkilemek[/TD]
[TD]tevlid etmek: doğurmak, sebep olmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teâmî: görmez gibi görünmek, görmezden gelmek[/TD]
[TD]udûl etmek: geri dönmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ukde: düğüm, çözümü zor iş[/TD]
[TD]vesvese: şüphe; asılsız düşünceler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zerre miskal: çok az miktarda, zerre ağırlığında[/TD]
[TD]ziya: ışık, parlaklık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zulmet: karanlık[/TD]
[TD]şems: güneş[/TD]
[/TR]
[/TABLE]23 Aralık 2011: 19:21 #801007Anonim
tutmamıştır. İmam-ı Rabbânî’nin (r.a.) dediği gibi: “Melikin atiyelerini, ancak matiyyeleri taşıyabilir.”RemzArkadaş! Bilhassa muztar olanların dualarının büyük bir tesiri vardır. Bazan o gibi duaların hürmetine, en büyük birşey en küçük birşeye musahhar ve muti’ olur. Evet, kırık bir tahta parçası üzerindeki fakir ve kalbi kırık bir mâsumun duası hürmetine, denizin fırtınası, şiddeti, hiddeti inmeye başlar. Demek dualara cevap veren Zât, bütün mahlûkata hâkimdir. Öyleyse, bütün mahlûkata dahi Hâlıktır.
RemzKardeşlerim! Nefsin en mühim bir hastalığı da şudur ki, küllü cüz’îde, büyüğü küçükte görmek istiyor. Göremediği takdirde red ve inkâr eder. Meselâ, küçük bir kabarcıkta, güneşin tamamıyla tecelliyâtını ister. Bunu göremediği için, o kabarcıktaki cilvenin güneşten olduğunu inkâr eder. Halbuki, şemsin vahdeti, tecelliyâtının da vahdetini istilzam etmez.
Ve keza, delâlet etmek tazammun etmeyi iktizâ etmez. Meselâ, kabarcıktaki güneşin cilvesi güneşin vücuduna delâlet eder, fakat güneşi tazammun edemez, yani içine alamaz.
Ve keza, birşeyi birşeyle tavsif edenin o şeyle muttasıf olması lâzım gelmez. Meselâ, şeffaf bir zerre, şemsi tavsif eder, fakat şems olamaz. Balarısı Sâni-i Hakîmi vasıflandırır, amma Sâni olamaz.
RemzArkadaş! Küfür yolunda yürümek, buzlar üzerinde yürümekten daha zahmetli ve daha tehlikelidir. İman yolu ise, suda, havada, ziyada yürümek ve yüzmek gibi pek kolay ve zahmetsizdir. Meselâ: Bir insan, gövdesinin cihât-ı sittesini güneşlendirmek istediği zaman, ya bir Mevlevî gibi dönerek gövdesinin her tarafını güneşe karşı getirir veya güneşi o mesafe-i baîdeden celp ile gövdesinin etrafında döndürecektir. Birinci şık, tevhidin kolaylığına misaldir. İkincisi de, küfrün zahmetlerine misaldir.
[TABLE]
[TR]
[TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
[TD]Mevlevî: Mevlevîlik tarikatına mensup kimse[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Sâni: her şeyi san’atla yaratan Allah[/TD]
[TD]Sâni-i Hakîm: her şeyi hikmetle ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Zât: Cenâb-ı Hakkın Kendisi[/TD]
[TD]atiye: hediye[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bilhassa: özellikle[/TD]
[TD]celp: çekme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihât-ı sitte: altı yön; sağ, sol, ön, arka, yukarı ve aşağı yönleri[/TD]
[TD]cilve: görüntü, yansıma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cüz’î: ferd, birey[/TD]
[TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâkim: hükmeden, idareci[/TD]
[TD]iktizâ etmek: gerektirmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istilzam etmek: gerektirmek[/TD]
[TD]keza: aynı, aynı biçimde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küfür: inkâr ve inançsızlık[/TD]
[TD]küll: bütün, genel[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahlûkat: yaratılmış varlıklar[/TD]
[TD]matiyye: binek hayvanı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]melik: hükümdar, sultan[/TD]
[TD]mesafe-i baîde: uzak mesafe[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]misal: örnek[/TD]
[TD]musahhar: boyun eğen, emre uyan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muti’: itaat eden[/TD]
[TD]muttasıf olma: sıfatı üzerinde taşıma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muztar: çaresiz, zorda kalan[/TD]
[TD]mühim: önemli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefis: bir kimsenin kendisi; maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu[/TD]
[TD]remiz: işaret[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tavsif etme: tanıtma, niteliğini bildirme[/TD]
[TD]tazammun etmek: içine almak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecelliyât: yansımalar, görünümler[/TD]
[TD]tevhid: birleme, her şeyi bir şeye verme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vahdet: bir, tek olma[/TD]
[TD]vasıf: belli bir özellik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücud: varlık (v-c-d)[/TD]
[TD]zerre: atom, maddenin en küçük parçası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ziya: ışık, parlaklık[/TD]
[TD]İmam-ı Rabbânî: (bk. bilgiler)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şems: güneş[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
23 Aralık 2011: 19:23 #801008Anonim
Sual: Şirk bu kadar zahmetli olduğu halde niçin kâfirler kabul ediyorlar?Cevap: Kasten ve bizzat kimse küfrü kabul etmez. Yalnız şirk hevâ-i nefislerine yapışır. Onlar da içine düşer; mülevves, pis olurlar. Ondan çıkması müşkülleşir. İman ise, kasten ve bizzat takip ve kabul edilmekle kalbin içine bırakılır.
RemzArkadaş! Bir kelime-i vahidenin işitilmesinde, bir adam, bin adam birdir. Yaratılış hususunda da, kudret-i ezeliyeye nisbeten birşey, bin şey birdir. Nev’ ile fert arasında fark yoktur.
RemzArkadaş! Bütün zamanlarda, bütün insanların maddî ve mânevî ihtiyaçlarını temin için nâzil olan Kur’ân’ın hârikulâde hâiz olduğu câmiiyet ve vüs’atle beraber, tabakat-ı beşerin hissiyatına yaptığı mürâat ve okşamalar, bilhassa en büyük tabakayı teşkil eden avâm-ı nâsın fehmini okşayarak, tevcih-i hitap esnasında yaptığı tenezzülât, Kur’ân’ın kemâl-i belâgatine delil ve bâhir bir burhan olduğu halde, hasta olan nefislerin dalâletine sebep olmuştur. Çünkü, zamanların ihtiyaçları mütehaliftir. İnsanlar fikirce, hisçe, zekâca, gabâvetçe bir değildir. Kur’ân mürşiddir. İrşad umumî oluyor. Bunun için, Kur’ân’ın ifadeleri zamanların ihtiyaçlarına, makamların iktizasına, muhatapların vaziyetlerine göre ayrı ayrı olmuştur. Hakikat-i hal bu merkezde iken, en yüksek, en güzel ifade çeşitlerini Kur’ân’ın herbir ifâdesinde aramak hatâ olduğu gibi, muhatabın hissine, fehmine uygun olan bir üslûbun mizan ve mirsadıyla, mütekellime bakan, elbette dalâlete düşer.
[TABLE]
[TR]
[TD]avâm-ı nâs: halk tabakası[/TD]
[TD]bilhassa: özellikle[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]burhan: güçlü ve sarsılmaz delil[/TD]
[TD]bâhir: çok açık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]câmiiyet: kapsımlılık, kapsamlı oluş[/TD]
[TD]dalâlet: doğru yoldan sapkınlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fehim: anlama, kavrayış[/TD]
[TD]fert: birey[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]gabâvet: anlayışsızlık[/TD]
[TD]hakikat-i hal: işin aslı, gerçeği[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hevâ-i nefis: nefsin gelip geçici arzu ve istekleri[/TD]
[TD]hissiyat: duygular, hisler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hâiz: sahip[/TD]
[TD]hârikulâde: olağanüstü, şaşırtıcı derecede[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iktiza: gerektirme[/TD]
[TD]iman: inanç, inanma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]irşad: doğru yolu gösterme[/TD]
[TD]kasten ve bizzat: bilerek ve kendisi isteyerek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kelime-i vahide: bir tek kelime[/TD]
[TD]kemâl-i belâgat: hal neyi gerektiriyorsa tam ona göre, mükemmel bir şekilde konuşma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret-i ezeliye: Allah’ın ezelden beri var olan kudreti, güç ve kuvveti[/TD]
[TD]kâfir: Allah’ı veya Allah’ın bildirdiği kesin şeylerden birini inkâr eden kimse[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]küfür: inkâr ve inançsızlık[/TD]
[TD]makam: derece, konum[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mirsad: gözetleme vasıtası; dürbün[/TD]
[TD]mizan: terazi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhatap: hitap edilen kimse[/TD]
[TD]mülevves: kirli, pis[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mürâat: riayet etme, uyma[/TD]
[TD]mürşid: doğru yolu gösteren[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mütehalif: farklı[/TD]
[TD]mütekellim: konuşan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müşkül: zor[/TD]
[TD]nefis: bir kimsenin kendisi; insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nev’: tür[/TD]
[TD]nisbeten: oranla, kıyasla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nâzil olan: inen, indirilen[/TD]
[TD]remiz: işaret[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sual: soru[/TD]
[TD]tabakat-ı beşer: insan tabakaları[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tenezzülât: muhatabın seviyesine göre hitap etmeler[/TD]
[TD]tevcih-i hitap: sözü birine yöneltme, birine hitap etmeler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teşkil eden: oluşturan[/TD]
[TD]umumî: genel, herkese ait[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vaziyet: durum[/TD]
[TD]vüs’at: genişlik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]üslûb: ifade ve söyleyiş tarzı[/TD]
[TD]şirk: Allah’a ortak koşma[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
23 Aralık 2011: 19:27 #801010Anonim
RemzArkadaş! Dünyanın üç vechi vardır:
Birisi: Âhirete bakar. Çünkü onun mezraasıdır.
İkincisi: Esmâ-i Hüsnâya bakar. Çünkü onların mektep ve tezgâhlarıdır.
Üçüncüsü: Kasten ve bizzat kendi kendine bakar. Bu vecihle insanların hevesatına, keyiflerine ve bu fâni hayatın tekâlifine medar olur.
Nur-u iman ile dünyanın evvelki iki vechine bakmak, mânevî bir cennet gibi olur. Üçüncü vecih ise, dünyanın fena yüzüdür ki zâtî ve ehemmiyetli bir kıymeti yoktur.
RemzArkadaş! İnsanın vücudu, bedeni, emvâl-i mîriyeden bir neferin elinde bulunan bir hayvan gibidir. O nefer, o hayvanı beslemeye ve hizmetine mükellef olduğu gibi, insan da o vücudu beslemeye mükelleftir
Aziz kardeşlerim! Burada bana bu sözü söylettiren, nefsimle olan bir münakaşamdır. Şöyle ki:
Mehâsiniyle mağrur olan nefsime dedim ki: “Sen birşeye mâlik değilsin, nedir bu gururun?”
Dedi ki: “Madem mâlik değilim, ben de hizmetini görmem.”
Dedim ki: “Yâhu, bu sineğe bak. Gayet küçücük zarif elleriyle kanatlarını, gözlerini siler süpürür. Her işini görür. Sen de lâakal onun kadar vücuduna hizmet etmelisin” diye ikna ettim.
Takdis ederiz o Zâtı ki, bu sineğe nezafeti ilhamen öğretir, bana da üstad yapar. Ben de onunla nefsimi ikna ve ilzam ederim.
Remz
İnsanı dalâletlere sürükleyen cihetlerden biri de şudur ki: İsm-i Zâhir ile ism-i Bâtın’ın hükümleri ayrı ayrı oluyor; bunları birbirine karıştırıp mercilerini kaybetmek mahzurludur.
[TABLE]
[TR]
[TD]Zât: Allah[/TD]
[TD]aziz: çok değerli, izzetli[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cihet: yön[/TD]
[TD]dalâlet: doğru yoldan sapkınlık inançsızlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehemmiyetli: önemli[/TD]
[TD]emvâl-i mîriye: devlete âit mallar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın sonsuz mükemmellikte ve güzellikte olan isimleri[/TD]
[TD]fena: gelip geçici olan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]fâni: geçici olan, ölümlü[/TD]
[TD]gayet: çok[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hevesat: nefsin hoşuna giden gelip geçici istek ve arzular[/TD]
[TD]ilhamen: ilham yoluyla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ilzam etmek: susturmak, cevap veremez hâle getirmek[/TD]
[TD]ism-i Bâtın: Cenâb-ı Hakkın her varlığın içine hükmettiğini ifade eden ismi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ism-i Zâhir: Cenâb-ı Hakkın bütün varlıkları dıştan kuşatan ve varlığını eserleriyle ve delilleriyle açıkça ifade eden ismi[/TD]
[TD]kasten ve bizzat: bilerek ve kendisi isteyerek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lâakal: en azından[/TD]
[TD]mahzurlu: sakıncalı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mağrur: gururlu, kendini beğenmiş[/TD]
[TD]medar: dayanak noktası, kaynak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mehâsin: güzellikler, iyilikler[/TD]
[TD]mektep: ders okutulan yer; okul[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]merci: başvurulacak, sığınılacak yer[/TD]
[TD]mezraa: tarla[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâlik: sahip[/TD]
[TD]mükellef: yükümlü[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefer: asker[/TD]
[TD]nefis: bir kimsenin kendisi; insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden duyu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nezafet: temizlik[/TD]
[TD]nur-u iman: iman nuru, aydınlığı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]remz: işaret[/TD]
[TD]takdis etmek: Allah’ın her türlü eksiklikten pak ve yüce olduğunu dile getirmek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tekâlif: yükümlülükler, sorumluluklar[/TD]
[TD]tezgâh: vitrin[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vecih: yön, yüz[/TD]
[TD]zarif: ince, hoş[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zatî: özüne ait olan, esas[/TD]
[TD]âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki ebedî hayat[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]üstad: hoca, öğretmen[/TD]
[/TR]
[/TABLE]23 Aralık 2011: 19:29 #801011Anonim
Kezâlik, kudretin levazımıyla hikmetin levâzımı bir değildir. Birisine ait levazımatı ötekisinden talep etmek hatadır.Ve keza daire-i esbabın iktizasıyla daire-i itikad ve tevhidin iktizası bir değildir Onu bundan istememeli.
Ve keza, kudretin taallûkatı ayrı, vücudun cilveleri veya sair sıfatın tecelliyâtı ayrıdır; birbirine iltibas edilmemeli. Meselâ, dünyada vücudun tedricîdir; berzahî ayinelerde âni ve def’îdir. Çünkü, icad ile tecellî arasında fark vardır.
RemzArkadaş! İslâmiyet, bütün insanlara bir nur, bir rahmettir. Kâfirler bile onun rahmetinden istifade etmişlerdir. Çünkü, İslâmiyetin telkinatiyle küfr-ü mutlak, inkâr-ı mutlak, şek ve tereddüde inkılâp etmiştir. O telkinatın kâfirlerde de yaptığı in’ikâs ve tesirat sayesinde, kâfirlerin, hayat-ı ebediye hakkında ümitleri vardır. Bu sayede, dünya lezzetleri ve saadeti onlarca tamamıyla zehirlenmez. Bütün bütün o lezzetler elemlere inkılâp etmez. Yalnız tereddütleri vardır. Tereddüt ise, her iki tarafa baktırır. Devekuşu gibi, tam mânâsıyla ne kuş olur ve ne de deve olur. Ortada kalarak her iki tarafın zahmetinden kurtulur.
RemzArkadaş! Nefis, tembellik saikasıyla vazife-i ubudiyetini terk ettiğinden, tesettür etmek istiyor. Yani, onu görecek bir rakibin gözü altında bulunmasını istemiyor. Bunun için bir Hâlıkın, bir Mâlikin bulunmamasını temennî eder. Sonra mülâhaza eder. Sonra tasavvur eder. Nihayet, ademini, yok olduğunu itikad etmekle dinden çıkar. Halbuki, kazandığı o hürriyetler, adem-i mes’uliyetler altında ne gibi zehirler, yılanlar, elîm elemler bulunduğunu bilmiş olsa, derhal tevbe ile vazifesine avdet eder.
[TABLE]
[TR]
[TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
[TD]Mâlik: her şeyin hakiki sahibi olan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]adem: hiçlik, yokluk[/TD]
[TD]adem-i mes’uliyet: sorumsuzluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]avdet etmek: dönmek[/TD]
[TD]berzahî: dünya ile âhiretin ortasında bulunan kabir âlemine ait; iki şey arasındaki ara bölme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cilve: görüntü, yansıma[/TD]
[TD]daire-i esbab: sebepler dairesi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]daire-i itikad ve tevhid: sarsılmaz inanç ve her şeyin bir olan Allah’a ait olduğuna inanma dairesi[/TD]
[TD]def’î: birden bire, âni[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]elem: acı, keder[/TD]
[TD]elîm: acı ve sıkıntı veren[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hayat-ı ebediye: sonsuz âhiret hayatı[/TD]
[TD]hikmet: bir gaye ve faydaya yönelik olarak tam yerli yerinde olma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]icad: yaratma, var etme[/TD]
[TD]iktiza: gerektirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]iltibas etme: karıştırma[/TD]
[TD]inkâr-ı mutlak: sınırsız bir inkâr, her türlü kutsal değeri inkâr etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]inkılâp etmek: değişmek, dönüşmek[/TD]
[TD]in’ikâs: yansıma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]itikad etmek: sağlam bir şekilde inanmak[/TD]
[TD]keza: aynı, aynı biçimde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kezâlik: bunun gibi[/TD]
[TD]kudret: güç, kuvvet ve iktidar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kâfir: Allah’ı veya Allah’ın kesin olarak bildirdiği şeylerden birini inkâr eden kimse[/TD]
[TD]küfr-ü mutlak: kesin ve tam bir inkâr, bütün kutsal şeyleri inkâr etme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]levazım: gerekli olan ve ihtiyaç duyulan şeyler[/TD]
[TD]levazımat: gerekli olan ve ihtiyaç duyulan şeyler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mülâhaza etmek: düşünmek, akla getirmek[/TD]
[TD]nefis: bir kimsenin kendisi; insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nihayet: sonunda[/TD]
[TD]rahmet: İlâhî şefkat, merhamet ve ihsan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]rakib: gözetleyen[/TD]
[TD]remiz: işaret[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]saadet: mutluluk[/TD]
[TD]saika: yönlendirici sebep[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sair: diğer, başka[/TD]
[TD]sıfat: özellik, vasıf[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taallûkat: ilgili ve bağlantılı hususlar[/TD]
[TD]tasavvur etmek: düşünmek, hayal ederek canlandırmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecelliyât: tecellîler; yansımalar[/TD]
[TD]tecellî: yansıma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tedricî: aşamalı[/TD]
[TD]telkinat: telkinler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]temennî etmek: dilemek, istemek[/TD]
[TD]tereddüt: şüphe[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tesettür etmek: gizlenmek[/TD]
[TD]tesirat: tesirler, etkiler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tevbe: pişmanlık duyarak günahtan dönüş[/TD]
[TD]vazife-i ubudiyet: kulluk görevi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücud: var olma (v-c-d)[/TD]
[TD]âni: en kısa zamanda[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şek: şüphe, tereddüt[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
23 Aralık 2011: 19:31 #801012Anonim
RemzArkadaş! Herbir insanın bir nokta-i istinadı bulunduğuna nazaran, istinad noktalarının tefâvütüne göre insanların yapabileceği işler de tefâvüt eder. Meselâ, büyük bir sultana istinadı olan bir nefer, bir şâhın yapamadığı bir işi yapar. Çünkü, nokta-i istinadı şahtan büyüktür. Evet, kudret-i ezeliye tarafından memur edilen baûda, yani sivrisineğin Nemrud’a olan galebesi; ve bir çekirdeğin Fâlıku’l-Habbi ve’n-Nevâ tarafından verilen izin ve kuvvete binâen koca bir ağacın cihazatını, malzemesini tazammun etmesi, yani içine alması bu hakikati tenvir eden birer hakikattir.
RemzArkadaş! Katre nâmındaki eserimde Kur’ân’dan ilhamen takip ettiğim yol ile ehl-i nazar ve felsefenin takip ettikleri yol arasındaki fark şudur:
Kur’ân’dan tavr-ı kalbe ilham edilen asâ-yı Mûsâ gibi, mânevî bir asâ ihsan edilmiştir. Bu asâ ile, kitab-ı kâinatın herhangi bir zerresine vurulursa, derhal mâ-i hayat çıkar. Çünkü müessir ancak eserde görünebilir.
Mânevî asansör hükmünde olan murakabeler ile mâ-i hayatı bulmak pek müşküldür.
Vesaite lüzum gösteren ehl-i nazar ise, etraf-ı âlemi Arşa kadar gezmeleri lâzımdır. Ve o uzun mesafede hücum eden vesveselere, vehimlere, şeytanlara mağlûp olup caddeden çıkmamak için, pek çok burhanlar, alâmetler, nişanlar lâzımdır ki yolu şaşırtmasınlar.
Kur’ân ise, bize asâ-yı Mûsâ gibi bir hakikat vermiştir ki, nerede olsam, hattâ taş üzerinde de bulunsam, asâyı vuruyorum, mâ-i hayat fışkırıyor. Âlemin haricine giderek uzun seferlere ve su borularının kırılmaması ve parçalanmaması için muhafazaya muhtaç olmuyorum. Evet,
[TABLE]
[TR]
[TD]Arş: Cenâb-ı Allah’ın sınırsız egemenliğinin ve büyüklüğünün tecellî ettiği yer[/TD]
[TD]Fâlıku’l-Habbi ve’n-Nevâ: tohum ve çekirdekleri çatlatıp açarak filiz çıkaran Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Nemrud: (bk. bilgiler)[/TD]
[TD]alâmet: belirti, işaret[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]asâ: değnek, baston[/TD]
[TD]asâ-yı Mûsâ: Hz. Mûsâ’nın asâsı, değneği [bk. bilgiler – Mûsâ (a.s.)][/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]baûda: sivrisinek[/TD]
[TD]binâen: –dayanarak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]burhan: güçlü ve sarsılmaz delil[/TD]
[TD]cihazat: cihazlar, donanım[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ehl-i nazar: tecrübeye dayanarak görüş ve düşünceye sahip olanlar[/TD]
[TD]ehl-i nazar ve felsefe: tecrübeye dayanarak görüş ve düşünce sahibi olanlar ve felsefeciler
[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]etraf-ı âlem: âlemin her tarafı[/TD]
[TD]galebe: üstün gelme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: herbir şeyin aslı ve esası, gerçek mahiyeti[/TD]
[TD]hariç: dış[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ihsan edilmek: bağışlanmak[/TD]
[TD]ilham: Allah tarafından kalbe atılan mânâlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ilhamen: kalbe gelen mânâlar ve ilhamlar olarak[/TD]
[TD]istinad: dayanak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kitab-ı kâinat: kâinat kitabı, evren[/TD]
[TD]kudret-i ezeliye: Allah’ın ezelden beri var olan kudreti, güç ve kuvveti[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mağlûp olmak: yenilmek[/TD]
[TD]muhafaza: koruma, saklama[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]murakabe: iç âleme kapanıp kendini tamamen ibadet ve taate vermek, iç âleminde gözlem yapmak[/TD]
[TD]mâ-i hayat: hayat suyu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müessir: eser sahibi[/TD]
[TD]müşkül: zor[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazaran: bakarak, –göre[/TD]
[TD]nefer: asker[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nişan: işaret[/TD]
[TD]nokta-i istinad: dayanak noktası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nâmında: isminde[/TD]
[TD]remiz: işaret[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tavr-ı kalb: kalbin merkezi[/TD]
[TD]tazammun etmek: içermek, içine almak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tefâvüt: farklı olma, farklılık arz etme[/TD]
[TD]tenvir etmek: aydınlatmak, ışıklandırmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vehim: kuruntu, olmayan şeyi varmış gibi gösteren düşünce[/TD]
[TD]vesait: vasıtalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vesvese: kuruntu, şüphe[/TD]
[TD]zerre: atom, maddenin en küçük parçası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem: dünya, evren[/TD]
[TD]şâh: padişah[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
23 Aralık 2011: 19:37 #801013Anonim
وَفِى كُلِّ شَىْءٍ لَهُ اٰيَةٌ تَدُلُّ عَلٰۤى اَنَّهُ وَاحِدٌ
1
beytiyle, bu hakikat hakikatiyle tebarüz eder.HAŞİYE-1HTAR
RemzArkadaş! Nefsin vücudunda bir körlük vardır. O körlük vücudunda zerre-miskal kaldıkça, hakikat güneşinin görünmesine mâni bir hicap olur. Evet, müşâhedemle sabittir ki, kat’î, yakînî burhanlarla deliller dolu olan büyük bir kalede, küçük bir taşta bir zafiyet görünürse, o kör olası nefis o kaleyi tamamen inkâr eder, altını üstüne çevirir. İşte nefsin cehaleti, hamakati, bu gibi insafsızca tahribattan anlaşılır.
RemzEy insan! Senin vücudunun sahasında yapılan fiiller ve işlerden senin yed-i ihtiyarında bulunan, ancak binde bir nisbetindedir. Bâki kalan Mâlikü’l-Mülke aittir. Binaenaleyh, kendi kuvvetine göre yük al. Yoksa altında ezilirsin. Kıl kadar bir şuur ile büyük taşları kaldırmak teşebbüsünde bulunma. Mâlikinin izni olmaksızın Onun mülküne el uzatma. Binaenaleyh, gafletle, kendi hesabına bir iş yaptığın zaman, haddini tecavüz etme. Eğer Mâlikin hesabına olursa, istediğin şeyi al ve yap—fakat izin ve meşiet ve emri dairesinde olmak şartıyla. İzin ve meşîetini de şeriatından öğrenirsin.
RemzEy şan ve şerefi, nam ve şöhreti isteyen adam! Gel, o dersi benden al.
Şöhret ayn-ı riyâdır ve kalbi öldüren zehirli bir baldır. Ve insanı insanlara abd ve köle yapar. O belâ ve musibete düşersen,
2 اِنَّا ِللهِ وَاِنَّاۤ اِلَيْهِ رَاجِعُونَde, o belâdan kurtul.
[NOT]Dipnot-1 “Herbir şeyde, Onun bir olduğuna delâlet eden bir âyet vardır.” İbnü’l-Mu’tez’in bir şiirinden alınmıştır. İbn-i Kesîr, Tefsîrü’l-Kur’âni’l-Azîm, 1:24.
Haşiye-1HTAR Kur’ân’ın delâletiyle bulduğum yola gitmek isteyen için ve ona o yolu güzelce tarif etmek için, Risale-i Nur Külliyatı güzel bir tarifçidir.
Dipnot-2 “Biz Allah’ın kullarıyız; sonunda yine Ona döneceğiz.” Bakara Sûresi, 2:156.
[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Bâki: kendi varlığı sonsuza kadar devam eden ve dilediği varlığa bekà veren, onları sonsuz ve kalıcı hale getiren Allah
[/TD]
[TD]Mâlik: her şeyin hakiki sahibi olan Allah[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Mâlikü’l-Mülk: bütün mülkün gerçek sahibi olan Allah[/TD]
[TD]abd: kul[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ayn-ı riyâ: gösteriş ve ikiyüzlülüğün tâ kendisi[/TD]
[TD]beyt: anlam bakımından birbirine bağlı iki dizeden oluşmuş şiir parçası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
[TD]cehalet: cahillik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]delâlet: delil olma, işaret etme[/TD]
[TD]gaflet: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli, umursamazlık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haddini tecavüz etme: haddini aşma, ileri gitme[/TD]
[TD]hakikat: herbir şeyin aslı ve esası, gerçek mahiyeti[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hamakat: ahmaklık[/TD]
[TD]hicap: örtü, perde[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meşiet: dileme, irade, istek[/TD]
[TD]musibet: belâ, dert, felâket[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mâni: engel[/TD]
[TD]mülk: sahip olunan şey, hükmedilen yer[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müşâhede: gözlem[/TD]
[TD]nam: ad, şan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nefs/nefis: bir kimsenin kendisi; insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu[/TD]
[TD]nisbetinde: ölçüsünde, oranında[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]remz: işaret[/TD]
[TD]tahribat: tahripler, yıkıp bozmalar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tebarüz etmek: ortaya çıkmak[/TD]
[TD]teşebbüs: girişim[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]vücud: varlık[/TD]
[TD]yakînî burhan: güçlü ve sarsılmaz şüphesiz, kesin delil[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]yed-i ihtiyar: irâde eli[/TD]
[TD]zafiyet: zayıflık, güçsüzlük[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zerre miskal: zerre ağırlığınca, çok az [/TD]
[TD]şeriat: Allah tarafından bildirilen hükümlerin hepsi[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şuur: bilinç, anlayış, idrak[/TD]
[/TR]
[/TABLE]12 Eylül 2012: 20:23 #807407Anonim
Abi katre risalesinin bir ucundan açıklanmasına başlanılmalı galiba.. katre zira epey önemli.. bende pek anlamadığımdan anlayan abilerimizden kardeşlerimizden yardım beklerim inşaallah..
15 Eylül 2012: 08:37 #807503Anonim
@kab-ı kavseyn 368094 wrote:
Abi katre risalesinin bir ucundan açıklanmasına başlanılmalı galiba.. katre zira epey önemli.. bende pek anlamadığımdan anlayan abilerimizden kardeşlerimizden yardım beklerim inşaallah..
Kardeşim derslerimiz şu anda bu linkteki şekliyle devam ediyor. Risale Analiz ve Çalışmalar Her eserden dönüşümlü olarak yapılan derslerde var bunun içerisinde. Yani şu an için Katre ye dair özel bir ders planı yok. Sıranın oraya gelmesi ise uzun sürebilir. Konu açıp merak ettiğiniz noktaları sorarsanız, yardımcı olacak kardeşler çıkar muhtemelen. Allah cc. istifademizi arttırsın. Amin.
15 Eylül 2012: 15:08 #807509Anonim
@HuSeYni 368529 wrote:
Kardeşim derslerimiz şu anda bu linkteki şekliyle devam ediyor. Risale Analiz ve Çalışmalar Her eserden dönüşümlü olarak yapılan derslerde var bunun içerisinde. Yani şu an için Katre ye dair özel bir ders planı yok. Sıranın oraya gelmesi ise uzun sürebilir. Konu açıp merak ettiğiniz noktaları sorarsanız, yardımcı olacak kardeşler çıkar muhtemelen. Allah cc. istifademizi arttırsın. Amin.
Tamam inşaallah abi öyle yapayım.. Rabbim ebeden razı olsun inşaallah..
Amin amin ecmain inşaallah abi..
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.