- Bu konu 32 yanıt içerir, 14 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
10 Mayıs 2011: 19:45 #791217
Anonim
@ademyakup 249241 wrote:
Bir de hedefi olmayan insanlarla konuşsak,
konuşmaların da ne var;
BEN BEN BEN VAR.
BAŞKA BİRŞEY GÖREN VAR MI?
Yok hakikaten…
@ademyakup 249238 wrote:
Hedefi olan insanlar hizmete koşuyorlar,hizmetle meşgullar,nefisleri unutmuş değiller çünkü hizmette kullanıyorlar.
Hedefi olmayan insanlar kahvehanelerde,sokaklarda geziyorlar.
hali alem buna şahittir.
değil mi kardeşler?
anladığım ve gördüğüm kadarıyla.
demek ki insanın hedefi olacak…gaye-i hayal demek;hedefi olan demektir.
hedefini hayal edecek önce,sonra fiiliyata dökecek.
Fiiliyata dökülmeyen hayaller,insanı oyalar sadece.
Onun için hedefimiz varsa,bunu fiiliyata dökelim,ta ki hedefe varalım.
Hedefine iman kurtarmak hizmetini koyan insan,
bu uğurda faaliyet göstermelidir.
aksi halde kendini oyalar,bocalar,iş işten geçebilir.
niyetimiz halis olmalı.
yapılan iman hizmeti zaten özünde Allahın razı olacağı iştir.
Allahın razı olmadığı iş,serseriyane boş boş dolaşmak,kahvelerde çay içmek,sokaklarda gezmektir.
Allah hedefi olup,uğrunda çalışanlardan eylesin.
Peki bu hayalleri fiiliyata dökemezsek, hedefe ulasmak yolunda çabaladiktan, bu ugurda çalistiktan sonra yinede gaye-i hedefe varamazsak, bu isi yapmis gibi yinede sevabini alirmiyiz? Bu açidan hayallerimiz hasenat meyvesi verebilir mi?
10 Mayıs 2011: 20:02 #791220Anonim
[BILGI]
“Evet, hakikî terakki ise, insana verilen kalp, sır, ruh, akıl, hattâ hayal ve sair kuvvelerin hayat-ı ebediyeye yüzlerini çevirerek, her biri kendine lâyık hususî bir vazife-i ubudiyetle meşgul olmaktadır. Yoksa, ehl-i dalâletin terakki zannettikleri, hayat-ı dünyeviyenin bütün inceliklerine girmek ve zevklerinin her çeşitlerini, hattâ en süflîsini tatmak için bütün letâifini ve kalp ve aklını nefs-i emmâreye musahhar edip yardımcı verse, o terakki değil, sukuttur.” (Sözler, 291)
[/BILGI]
Baska dikkat çeken bir hususlardan biri ise, üstadin çogu zaman, akil, kalp,ve ruh gibi önemli hissiyatlardan bahsederken, HAYAL hissiyatini da bunlara denk tutup, ayni degeri vermesi.
Aklin, kalbin ve ruhun ne kadar degerli oldugunu biliriz. Bir insanin hayatinda kontrolu saglayan genel merkez gibidir.
Peki ya Hayal ?
Belki hiç umursamadigimiz,
bir guniçerisinde, ders çalisirken kurdugumuz hayaller, bir ise baslarken, 15 dakika çalisip, 45 dakika kurdugumuz hayaller,
temizlik yaparken dusundugumuz hayaller… Bunlarda akil, ruh, ve kalp kadar önemlimidir?
Yukardaki cumlede yazarken fark ettim : Düsündugumuz hayaller yazdim, fakat, hayallerimizi dusunurmuyuz ki?
Hayallerimiz kontrol altinda alinan hislermidir ki?
Cogu zaman kontrolunu saglayamadigimiz Hayal kavrami, nasil olur da , akil, kap ve ruh kadar genis ve önemli bir yere sahip olabilir ?
11 Mayıs 2011: 05:31 #791245Anonim
@Lemalar_ 249415 wrote:
Yok hakikaten…
Peki bu hayalleri fiiliyata dökemezsek, hedefe ulasmak yolunda çabaladiktan, bu ugurda çalistiktan sonra yinede gaye-i hedefe varamazsak, bu isi yapmis gibi yinede sevabini alirmiyiz? Bu açidan hayallerimiz hasenat meyvesi verebilir mi?
sevabını alırsın..20.lemada var.bazı peygamberler tebliğ ettikleri halde ,hiç kendilerine iman eden olmadıkları halde tebliğ vazifesinin ücretini almışlar.çünkü tebliğ de esas Allahın rızasıdır.çok kişinin iman edip,etmemesi değildir.
Bu manada bakarsak sevabını alırsın.Ama Allah için olan hayaller de
11 Mayıs 2011: 05:41 #791246Anonim
@Lemalar_ 249416 wrote:
[BILGI]
“Evet, hakikî terakki ise, insana verilen kalp, sır, ruh, akıl, hattâ hayal ve sair kuvvelerin hayat-ı ebediyeye yüzlerini çevirerek, her biri kendine lâyık hususî bir vazife-i ubudiyetle meşgul olmaktadır. Yoksa, ehl-i dalâletin terakki zannettikleri, hayat-ı dünyeviyenin bütün inceliklerine girmek ve zevklerinin her çeşitlerini, hattâ en süflîsini tatmak için bütün letâifini ve kalp ve aklını nefs-i emmâreye musahhar edip yardımcı verse, o terakki değil, sukuttur.” (Sözler, 291)
[/BILGI]
Burda üstad her duygunun ve hissin yani aklın,ruhun,sırrın, hayalin,ayrı ayrı ubudiyet vazifesi olduğunu anlatıyor.asıl terakkinin bu duyguları yerli yerinde kullanmakla olur.diyorebedi hayata yüzleri çevirerek kullanmak..yoksa dünya hayatının bütün inceliklerine çevirerek kullanmak sukuttur,terakki değildir.yükselme değildir,alçalmadır.
6.söz güzel açıklıyor.
insanın tüm his ve duyguları önemlidir.
daha önemlisi bunları 6.sözde anlatıldığı gibi kullanmaktır.
hayalimizi de;insanların imanlarının kurtulması için neler yapabilirim şeklinde kullanmalıyız.
11 Mayıs 2011: 06:23 #791248Anonim
Evet, insan bir çekirdeğe benzer. Nasıl ki o çekirdeğe kudretten mânevî ve ehemmiyetli cihazat ve kaderden ince ve kıymetli program verilmiş; tâ ki toprak altında çalışıp, tâ o dar âlemden çıkıp, geniş olan hava âlemine girip, Hâlıkından istidat lisanıyla bir ağaç olmasını isteyip, kendine lâyık bir kemal bulsun.
madem bir çekirdek hükmündeyiz mahiyeti ne, nasıl olgunlaşır bunun için ne yapması gerek ;
işte burda akıl ve kalb gibi letaiflerin yanı sıra hayal dunyamızda devreye girer emredilen yapılması gereken emirleri hayal dünyasında Halık,ına karşı kulluk daha fazla nasıl olur üşüncesi ile hayal kurmak,
öteki alemlerin hayali ile ibadetine zevk katmak işte ozaman istidatı kemal bulur.
efendimiz buyuruyorki;
“Ahretine çalışana Allah dünyayı da verir; ama sadece dünyası için çalışana Allah ahreti vermez”
Ahiret alemine yapılan hazırlıklar dünyada bile işimizi kolaylaştırırken sadece dunyalık olsa butun istidatını hayal gücünü dunyalık nimetlere sarf etse elinden bir gün çıkacağını bilmesi bunu hayal etmesi bile ona dunyasını zindan eder varlığı kazandığı ona azab verir.
üstadımızın buyurduğu gibi;“imanın insanı tevhide, tevhidin teslime, teslimin tevekküle, tevekkülün de insanın iki dünya saadetine ulaştıracağını” ve
“Hayatın zevkini ve lezzetini isterseniz hayatınızı iman ile hayatlandırın, farzları yapmakla ziynetlendirin ve günahlardan sakınmakla muhafaza edin”işte bunları yapmak içinde yine ustadımızın buyurduğu gibi,
“Güzel gören güzel düşünür; güzel düşünen hayatından lezzet alır”
dusturunu hayatımıza hayallaerime yerleştirmemiz gerek.
Hayal kurmak güzeldir …:037:helede efendimizle kendinizi aynı yerde olduğunuzu düşünmek hayali ,çokk güzeldir…:037:11 Mayıs 2011: 08:32 #791255Anonim
Hz. İbrahim gaye-i hayali uğrunda ateşe atıldı.
Oğlu Hz. İsmail gaye-i hayali uğrunda bıçak altına yattı.
Hz. Zekeriyya gaye-i hayeli uğrunda testereyle ikiye bölündü.Peygamberimiz (s.a.v) gaye-i hayali uğrunda mekkede horlandı taifde taşlandı uhutda yaralandı. Ancak bir elime güneşi bir elime ayı verseniz gaye-i hayalimden dönmem dedi.
Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleride gaye-i hayali yolunda 28 sene memleket memleket hapishane hapishane sürgün edildi. Ancak milletimin imanını selamette görürsem cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım çünkü vücudum yanarken gönlüm gül gülüstan olur demeden de geri kalmadı.
Gaye-i hayali La ilahe ilallah Muhammeden resulullah hakikatını bütün insanlığa yaymak olan o(s.a.v) kutlu peygamber ümmetinede “benim adım üzerine güneşin doğup battığı her yere gidecektir” buyurarak ümmetinede bir hedef ve bir gaye-i hayel gösterdi. Bu mesajı alan sahabileride bunu kendilerine bir gaye-i hayal kabul ettiler ve yaklaşık yüz bin sahabe bu gaye uğrunda dünyanın dört bir yanına hicret etti.
Gayesi uğrunda benliğinden geçen Hz ibrahimi ateş yakmadı. Allahın verdiği bütün nimet ve kabiliyetlerini yine Allaha yaklaşmak için marifetullah ve muhabbetullah için ve onun (cellle celalü) rızası yolunda onun adını yayma istikametinde kullandı.
Benim aklım benim gücüm benim ilmim diye sahiplendiğimiz şeylerde aslında Allahın bize onun rızası istikametinde kullanmak için verdiği emanetler değilmi. Allah bize verdiklerini alsa bizde sıfır kalacak bir hiç kalacak. Gaye-i hayali uğrunda benliğinden geçenler aslında Allah karşısında hiçliğini yokluğunu kabul etmiş kendini sıfırlamış insanlar.
Hiçliğini kabul eden Hz. İbrahimi ateş yakarmı. Ortada bir şey yok ki ateş neyi yakacak.
Yokluğunu kabul edeni bıçak kesermi. İsmail sadece Allahın esmasının tecellileri var ben yokum diyor bıçak neyi kesecek.
Üstad Bediüzzaman rus harbinde savaşırken üzerine gelen kurşunlar ona bir şey yapmamış.Tevazusuyla ben yokum diyene kurşun değermi.Teşbihte hata olmasın hayalet casper diye bir çizgifilm vardı. Hayalet caspere vurmak için elinizi sallasanız bu taraftan girer öbür taraftan çıkar ve eliniz hiçbir katılığa değmez. Benliğini gayesi yolunda sıfırlamış acizliğini hiçliğini kabullenmiş insanlar buna benziyor. Ben ben ben diye sahiplendiği hiçbir şey olmayınca hepsini Allahtan bilince hiçbir katılıkta olmuyor adeta şeffaflaşıyor nuranileşiyor. Allah hepimize böyle olmayı, olamasakta yolunda olmayı nasib etsin.
11 Mayıs 2011: 09:23 #791259Anonim
amaç gayeye hedefe hiç yılmadan usanmadan bıkmadan yürümektir..vede çok çok çalışmak ve bolca kitap okumaktan geçer…sabır da çok önemli bir silah tabikide ………
11 Mayıs 2011: 18:06 #791281Anonim
@Lemalar_ 249415 wrote:
Peki bu hayalleri fiiliyata dökemezsek, hedefe ulasmak yolunda çabaladiktan, bu ugurda çalistiktan sonra yinede gaye-i hedefe varamazsak, bu isi yapmis gibi yinede sevabini alirmiyiz? Bu açidan hayallerimiz hasenat meyvesi verebilir mi?
“Hayal, yerinde ibadet sayılacak bir husustur. Hatta hayali çok geniş, tasavvur tabloları çok parlak olan kimseler, ibadet ü taat ve evrâd u ezkârlarından daha derin bir zevk alırlar.
Cenâb-ı Hakk’ın çok geniş ve engin lütuf ve ihsan tecellîlerini müşâhede edebilirler. Evet, onlar, ibadet ü taatlerinde ve Rabbe teveccühlerinde, sonra Cennet’i bütün ihtişam ve debdebesi ile müşâhedede de daha bir farklıdırlar.
Kur’ân’ın o husustaki bütün âyât-ı beyyinatını, o âyât-ı beyyinatla ortaya konan Cehennem’i bütün dehşetiyle, Cennet’i bütün ihtişamıyla akıllarına getirebilir ve hayallerine resmedebilirler.
Binaenaleyh bir yönüyle hayal, Allah’ın insanlara verdiği en büyük lütuflardan biridir; insan onunla, ibadette ve gönül hayatında derinleşebileceği gibi aynı zamanda kötü neticeleri tevlid edebilecek fenalıkları da kötü sonuçlarıyla daha net tasavvur edebilir”
FGulen.11 Mayıs 2011: 18:21 #791283Anonim
@HuSeYni 249107 wrote:
Gördüğümüz şeyler genelde bizi hayal kurmaya iter. Hayaller fiilerin bir nevi mukaddemesi hükmündedir. O nedenle insan kurduğu hayallerde çok dikkatli olması gerekir. Mesela çirkin bir hayalle meşgul olan biri o hayalini kurduğu şeye meyleder. Eğer ki hayalini kurmakta ısrar ederse o şeye niyet hasıl olur. Daha sonra bu niyeti fiiliyata dönüşmeye başlar. Ve sonrasında gaye-i hayalini gerçekleştirmiş olur.
Gaye-i hayallerimiz müslüman olmanında bir iktizası olarak elbette Allahın rızası olmalıdır. Bu cümleden benim anladığım insanın bir ideali olmazsa, ya da Allahtan gaflet hasıl olursa, yokluktan gelip varedildiğini ve uyması gereken emir ve yasakları ve de bir fani olup bu dünyadan bir mükafat ya da mücazat yerine gideceğini unutursa; şüphesiz bunlarla meşgul olmayan zihin kendini kendinden bilecek ve kendi kurallarını kendi koymaya kalkışacaktır. Nefsinin ölümü tadacağından gaflette olduğu için onu bir nevi Rab edinecektir. Zira nefsini bilen Rabbini bilir.
Yani ucunda bir hedef , bir gaye olmayan hayallerin hiç bir manasi ve faydasi yoktur.
Hayallerine bir gaye sigdirmak ictimai ve sahsi hayat içinde önemlidir.
Hedefleri olmayan, veya kucuk hedeflerle yetinenler sadece hayallerinin buyuklugu ölçüsunde bir hayat surdudurler.
Eger hayalde ki gayede , dunya adina bir zevk, bir makam yer aliyorsa , bu hedef ugruna calisip cabalayan insan hiç bir zaman doymaz,
surekli ister…Hayalde ki gayet , rizayi ilahi olursa,
bu hedefin sadece O’nun isminin butun cihana duyurulmasiyla gerceklesecegine inan kimse,
kendi benliginden kurtulacak,
hep uçacak,
ve önünde hep yeni ufuklar, yeni perdeler açilacak,
hep farkli atilimlarda bulunup,
bir kuheylan gibi hep hedefine dogru kosacaktir…
Hedefte O’na ulasmak vardir, O’na dogru gitmek vardir,
O’nda fani olduktan sonra, dönüp baskalarini O’na goturmek vardir.
12 Mayıs 2011: 18:17 #791402Anonim
“Gaye-i hayal olmazsa veyahut nisyan veya tenasi edilse; ezhan enelere dönüp etrafında gezerler.” cümlesini izah eder misiniz?
İnsanın bu kısa dünya hayatının gayesi, bu fani ile bakiyi kazanmak, Üstadın ifadesiyle ?Fanide bakiye yol bulmaktır.
Hayal ancak sonsuzlukla, ebediyetle tatmin olur.
Satın aldığı her şeyin önce ömrünü, dayanma gücünü merak edip soran insan, kendisinin fani olduğunu bildiği halde, bu dünya hayatından nasıl zevk alabilir? Dünya onu nasıl tatmin edebilir?
İşte, hayalin gayesi olan o ebedî saadet yoluna girmeyen, onu unutan (nisyan) yahut bildiği halde dünya zevklerinin hatırı için onu unutur görünen, unutmuş gibi davranan (tenasi) bir insanın aklı ve fikri, sadece kendi enesini yani kendi nefsini düşünür, onun menfaatini gözetir, onun tatminine çabalar, onun zevkini esas alır.
Bu hale düşen bir insan, gaye-i hayalden yüz çevirerek enesine yönelir, adeta onun etrafında tavaf eder; ona bir kutsiyet vermek gibi çok aşağı ve zararlı bir yola girer.
Halbuki her akıl bilir ki, kalem kendi için yazmadığı, göz kendi yolunu görmediği, ağaç kendisine meyve hazırlamadığı, ayak kendi işine koşmadığı gibi, bu insan da kendi için olamaz. O da bir gaye için yaratılmıştır ve bir yere yolcudur.
“Gaye-i hayal olmazsa veyahut nisyan veya tenâsi edilse, ezhan enelere dönüp etrafında gezerler.”(1)İnsanın hayatında bir intizam ve hedef olmaz ise, -ki intizam ve hedef burada kulluk ve ibadet anlamındadır- insanın zihni ve düşüncesi, nefis ve hevanın peşinde koşar ve bütün aza ve cihazlarını da bu yolda sarf eder.
İnsan adeta kendi benliğinin bir kölesi, bir aracı haline dönüşür. Her şeyi kendi benliğine hizmet eden bir vasıta olarak düşünür. Bu da insanı egoist ve hedonist (Hayatın gayesini hazcılık olarak görenler) yapar, yani insanı bencil ve zevkperest yapar.
İnsanın yapmış olduğu bütün zulüm ve ahlaksızlıklarının temelinde, insanın kendisini unutması ve gayesiz kalması vardır. Unutmak burada gaflet ve hedefsizlik anlamındadır. Yani insanın asıl gayesi ve hedefi ibadet ve kulluk iken, insan bunu inkar ve gaflet ile unutup başka şeylere yöneldiği için, zalim ve cahil unvanına liyakat kesp etmiştir.
(1) bk. Mektubat, Hakikat Çekirdekleri (41).
Sorularla Islamiyet
12 Mayıs 2011: 22:48 #791422Anonim
“..İnsanın çekirdeği olan kalb, ubudiyet ve ihlâs altında İslâmiyetle iska edilmekle imanla intibaha gelirse, nurânî, misâlî âlem-i emirden gelen emirle öyle bir şecere-i nurânî olarak yeşillenir ki, onun cismânî âlemine ruh olur. Eğer o kalb çekirdeği böyle bir terbiye görmezse, kuru bir çekirdek kalarak nura inkılâp edinceye kadar ateşle yanması lâzımdır.
Ve keza, o habbe-i kalb için, pek çok hizmetçi vardır ki, o hâdimler kalbin hayatiyle hayat bulup inbisat ederlerse, kocaman kâinat onlara tenezzüh ve seyrangâh olur. Hattâ kalbin hâdimlerinden bulunan hayal, meselâ en zayıf, en kıymetsiz iken, hapiste ve zindanda kayıtlı olan sahibini bütün dünyada gezdirir, ferahlandırır. Ve şarkta namaz kılanın başını Hacerü’l-Esvedin altına koydurur. Ve şehadetlerini Hacerü’l-Esvede muhafaza için tevdi ettirir. .” Mesnevi-i Nuriye
13 Mayıs 2011: 17:44 #791524Anonim
Kalbi besleyen en önemli beslenme kaynağı zikir ve tefekkürdür. Tefekkür etmek için okuduğumuz her cümle ve kainat kitabında gördüğümüz her tablo kalpte manalar oluşturuyor. Vesvese bahsinde (21 söz 2. makam 2.vecih) “Manalar kalbden çıktıkları vakit, suretlerden çıplak olarak hayale girerler; oradan suretleri giyerler.” Buyuruyor üstad. Örneğin “Mü’min erkeklere söyle, bakışlarını sakınsınlar” (Nûr: 30) ayetini okuyorsunuz. Gözlerinizi haram görüntülerden müstehcen resimlerden sakınmanız gerektiği manası kalbinizde hasıl oluyor. Ancak insanın hayal dünyası imtihan sırrı gereği hem şeytanın vesvese oklarını atabilmesi için hemde meleklerin ilhamlarını boşaltabilmesi için bizim kontrolümüz dışına yaratılmış bir alemdir. Ancak şu var ki hayal alemine şeytan bir kısım resim ve manzaralar hatıralar atabilir. Biz harama bakarak şeytana kullanabileceği malzemeler vermezsek bunuda yapamaz. Şeytanın eline, gözümüzle bir saniyeliğine bile bakarak çektiğimiz haram bir görüntü karesi vermemiz şeytan için vesvese malzemesi olarak yeterlidir. Şeytan o bir karelik müstehcen fotoğrafı alır senaryosunu şeytanın yazdığı yönetmenliğini nefsin yaptığı bir müstehcen filme çevirebilir. Şeytanın bu malzemeyi kullanıp vesvese vermesini engellemek bizim elimizde değil ancak harama bakmamak, bakmayıp şeytanın eline malzeme vermemek bizim elimizdedir. Üstad manaların çıplak olarak hayale gireceğini belirtiyor. Çıplak yani ilk orijinal anlamını koruyordur, manayı deforme edecek hiçbir şey yoktur. Mana kutsal bir anlam taşıyorsa ilk haliyle vesveseye sebep olacak halde değildir. Siz o manayı yalın çıplak haliyle çarpıtamazsınız değiştiremezsiniz deforme edemezsiniz. Ancak hayalimizdeki kirli resimler ve fikirlerdir ki o manada deformasyona çarpıtmaya sebebiyet verebilir. Verebilir diyoruz çünkü helal dairesinde yaşayan bir insan isek şeytanın elinde hayalimize giren manaları kirletebilecek malzeme olmaz. Şeytanın kendi hafızasında kütüphanesinde bir takım malzemeler olsa da etkisi zayıf olur. Yılanın aynadaki sureti ısırmaz misali etkisiz olur. Ama biz harama bakarak bizzat kendi irademizle doldurduğumuz hafızamızdan onun eline malzeme verirsek işte o şeytanın elini ve etkisini güçlendirir ve bu sefer o haram görüntü yani günah aynada yansıyan hayali bir yılan değil gerçek bir yılan olur ve kalbi ısırır. İşte hayal alemi müstehcen görüntülerle kirli bir insanın namazda okuduğu gözleri haramdan sakınmayla ilgili ayet mana olarak kalpten çıkıp hayal alemine adımını atar atmaz, şeytan elindeki müstehcen görüntüleri kullanarak, ayetin bakışlarını sakınsınlar kısmından girerek o kişinin değişik zamanlarda baktığı haram görüntüleri hatırlatır ve gözünün önüne getirir. Hemen vesvese oklarını atıp bu kutsal manaya bulaştırmaya çalışır ve namazdaki huzuru ve huşuyu kaçırır.
Hayal alemimiz şeytanın kullanacağı malzemelerle dolmuşsa şeytan hayallerimiz ve günahlarımızı kullanıp bizi bir günaha daha sevkeder bu arada günah kalbi ısıran bir yılan olur. Şeytanın güçlenmesine mukabil kalp ve irademiz zayıflar hatta felç olabilir ve enaniyette giitikçe şişer ve büyür.. Bu haliylede insan artık nefsin azad kabul etmez bir kölesi haline gelir. Güçlenen nefsi ve enaniyeti ona istediğini yaptırır. Artık davul gibi ben ben ben diyen bir enesi vardır. Artık böyle birinin hayalindeki Allah rızasını kazanma, Allah için vatanı milleti davası için çalışma, peygamberinin sünnetine uyup Allaha yaklaşma kalbini inkişaf ettirip sevgisini şefkatini arttırma gibi manevi kutsal duygular onun nazarında önemini yitirmiştir hatta ölmüştür yerini ise yeyip içip şehvani her arzusularını yerine getirip nefsin önünde hiçbir engel tanımama almıştır. Hayali bu kadar kirlenen bir insanında gaye-i hayalide kalmaz.
13 Mayıs 2011: 20:57 #791555Anonim
@Lemalar_ 249416 wrote:
[
Hayallerimiz kontrol altinda alinan hislermidir ki?hayal bir köpek gibi istediği yöne koşar onu her koşuşunda çekip kapımıza bağlarsak,bir zaman sonra itaatkar bir köpek olur..
karşımıza hep mücadele çıkıyor..yüksek hissiyat ile güzel ahlakın neşvüneması, ancak mücahede ve içtihadla olur.işaratül icaz
@memluk 249455 wrote:
Hayal kurmak güzeldir …:037:helede efendimizle kendinizi aynı yerde olduğunuzu düşünmek hayali ,çokk güzeldir…:037:
aklıma şurası geldi..
Namaz tesbihatının sırrına göre, nasıl ki namazdan sonra tesbih ve zikir ve tehlille bir hatme-i muazzama-i Muhammediye (a.s.m.) ve zikir ve tesbih eden ve rû-yi zemin kadar geniş bir halka-i tahmidat-ı Ahmediye (a.s.m.) dairesine tasavvuran ve niyeten girmek medâr-ı füyuzat olduğu gibi…kas.lah.
14 Mayıs 2011: 15:32 #791594Anonim
İnsanın bu kısa dünya hayatının gayesi, bu fani ile bakiyi kazanmak, Üstadın ifadesiyle ?Fanide bakiye yol bulmaktır.?
Hayal ancak sonsuzlukla, ebediyetle tatmin olur. Satın aldığı her şeyin önce ömrünü, dayanma gücünü merak edip soran insan, kendisinin fani olduğunu bildiği halde, bu dünya hayatından nasıl zevk alabilir? Dünya onu nasıl tatmin edebilir?
İşte, hayalin gayesi olan o ebedî saadet yoluna girmeyen, onu unutan (nisyan) yahut bildiği halde dünya zevklerinin hatırı için onu unutur görünen, unutmuş gibi davranan (tenasi) bir insanın aklı ve fikri, sadece kendi enesini yani kendi nefsini düşünür, onun menfaatini gözetir, onun tatminine çabalar, onun zevkini esas alır.
Bu hale düşen bir insan, gaye-i hayalden yüz çevirerek enesine yönelir, adeta onun etrafında tavaf eder; ona bir kutsiyet vermek gibi çok aşağı ve zararlı bir yola girer.
Halbuki her akıl bilir ki, kalem kendi için yazmadığı, göz kendi yolunu görmediği, ağaç kendisine meyve hazırlamadığı, ayak kendi işine koşmadığı gibi, bu insan da kendi için olamaz. O da bir gaye için yaratılmıştır ve bir yere yolcudur.
14 Mayıs 2011: 15:48 #791598Anonim
Madem konu hayallerle ilgili ben yorumumdan sonra islami hayallerimden bir tane paylaşmak isterim ..Belki bir müslüman dua ederde Rabbim onuın yüzü suyu hürmetine kabul olur inşl;
İlerde bir gün büyük bir mederese açmak ve bu medresede özellikle yetim ve kimsesiz çocukaları hem himaye edip bakmak hemde ilim adına yetiştirlmelerini sağlamaya vesile olmayı çook istiyorum..İNŞL nasip olur bir gün..
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.