• Bu konu 21 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
8 yazı görüntüleniyor - 16 ile 23 arası (toplam 23)
  • Yazar
    Yazılar
  • #800415
    Anonim


      Maahaza, o lezzetlerden hiç kimse tam mânâsıyla muradına nail olamaz. Ya o lezzetlerin ömürleri kısa olur veya insanın ömrü kısa olduğundan muradına yetişemez. Ancak, o lezzetler ve o nefîs şeyler ibret ve şükre sevk içindir. Çünkü, onlar Cenâb-ı Hakkın ehl-i iman için Cennetlerde ihzar ettiği hakikî nimetlere nümunelerdir.

      Ve o müzeyyen masnuat-ı fâniye, fena ve adem için değildir. Ancak, onların suretleri ve misalleri, mânâları, neticeleri alınır; âlem-i bekàda, ehl-i bekà için ebedî manzaraların yapılmasına medar olurlar. Yahut ebedî âlemde Sâni-i Ebedî istediği şekillere sokar. Çünkü, o masnûat, bekà içindir. Onların o zahirî ölüm ve fenâları, vazifelerinden terhistir, idam değildir.

      Evet, onların ölümleri fena olsa bile, yalnız bir cihetten fenaya gider, çok cihetlerden bâki kalır. Meselâ, kudret-i Ezeliyyenin yarattığı şu gül çiçeğine bak: Evet, nasıl bir kelime ağızdan çıkar çıkmaz zahiren fenaya giderse de, Allah’ın izniyle kulaklarda, kâğıtlarda, kitaplarda milyonlarca timsalleri kaldığı gibi, akıllarda da akıllar adedince mânâları kalır. Kezalik, o gül kısa bir zamanda vazifesi tamam olur olmaz solar, ölür, gider. Amma onu gören bütün insanların kuvve-i hafızalarında ve halefiyle hâmile olan tohumlarında suretleri, mânâları bâkidir. Demek, o gülün tohumu olsun, kuvve-i hafızalar olsun, o gül çiçeğinin suretini, ziynetini, menzilini hıfz için sanki birer fotoğraf ve bekàsı için birer menzildir.

      Ey arkadaş! İnsan da başıboş, serseri, sahipsiz bir hayvan değildir. Ancak, onun da bütün harekât ve ef’âli yazılıyor, tesbit ediliyor. Ve a’mâlinin neticeleri hıfzediliyor ki, muhasebe-i kübrâda ona göre derece alsın. Hülâsa, her güz mevsiminde yapılan tahribat, gelecek bahar mevsimlerinde gelen yeni misafirler için yer tedarik etmek ve bir nevi terhis ve izinlerdir.

      [TABLE]
      [TR]
      [TD]Cenâb-ı Hakk: Hakkın tâ kendisi olan, şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
      [TD]Sâni-i Ebedî: varlığının sonu olmayan ve herşeyi mükemmel bir san’atla yaratan Allah[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]a’mâl: ameller, işler[/TD]
      [TD]adem: yokluk[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]bekà: devamlılık ve kalıcılık, sonsuzluk[/TD]
      [TD]bâki: devamlı, kalıcı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]cihet: yön[/TD]
      [TD]ebedî: sonsuz[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ebedî âlem: sonu olmayan âlem, âhiret[/TD]
      [TD]ef’âl: fiiller, hareketler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ehl-i bekà: bâkî olanlar, sonsuza dek yaşayanlar[/TD]
      [TD]ehl-i iman: Allah’a ve Allah’tan gelen herşeye inanan kimseler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]fenâ: geçip gitme, kaybolma[/TD]
      [TD]güz mevsimi: sonbahar[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hakikî: asıl, gerçek[/TD]
      [TD]halef: birinin yerine sonradan geçen[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]harekât: hareketler[/TD]
      [TD]hâmile: taşıyan, yüklenen[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hülâsa: özetle[/TD]
      [TD]hıfz: koruma, saklama[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]idam: yokluğa mahkum etme[/TD]
      [TD]ihzar etmek: hazırlamak[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kezâlik: böylece, bunun gibi[/TD]
      [TD]kudret-i Ezeliyye: Allah’ın ezelden beri var olan kudreti, güç ve muktedir olan iktidarı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kuvve-i hafıza: hafıza gücü, bellek[/TD]
      [TD]maahaza: bununla beraber, bununla birlikte[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]masnuat: san’atla yaratılmış varlıklar[/TD]
      [TD]masnuat-ı fâniye: gelip geçici olan sa’nat eseri varlıklar[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]medar: sebep, vesile[/TD]
      [TD]menzil: oturulan mekân, yer[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]misal: akis, yansıma, temessül; örnek[/TD]
      [TD]muhasebe-i kübrâ: büyük muhasebe, hesaba çekilme; Allah’ın bütün insanları öldükten sonra dirilttiğinde hayatlarının tamamından hesaba çekmesi[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]müzeyyen: süslü[/TD]
      [TD]nail olmak: erişmek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nevi: tür, çeşit[/TD]
      [TD]nimet: iyilik, lütuf, ihsan
      [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nümune: örnek, misal[/TD]
      [TD]sevk: yöneltme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]suret: görüntü[/TD]
      [TD]tahribat: yıkımlar, bozmalar[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tedarik etmek: elde etmek[/TD]
      [TD]terhis: göreve son verme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]timsal: örnek, benzer[/TD]
      [TD]zahiren: dış görünüş itibariyle[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]zahirî: görünürde, dış görünüşte[/TD]
      [TD]ziynet: süs[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]âlem-i bekà: devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi[/TD]
      [TD]şükür: minnet duyma, teşekkür etme[/TD]
      [/TR]
      [/TABLE]

      #800416
      Anonim


        Ve keza, bu âlemde tasarruf eden Sâniin öyle bir kitab-ı mübîni vardır ki, ne küçük ve ne büyük, o kitapta yazılıp hıfz edilmemiş hiçbir şey yoktur. O kitabın maddelerinden âlemde görünen yalnız nizam ve mizan maddelerine bak:

        Evet, görüyoruz ki, herhangi muvazzaf bulunan birşey, vazifesinden terhis edilmekle daire-i vücuttan çıkarsa, Fâtır-ı Hakîm onun çok suretlerini levh-i mahfuzlarda tesbit eder. Ve tarih-i hayatını, tohumunda ve neticesinde nakşeder ve pek çok gaybî ayinelerde ibkà eder. Meselâ, bir şecere, meyvesiyle hâmile olduğu gibi, tohumu da meyveyle hâmiledir. Demek, ağacın bünyesinde semeresi mevcut olduğu gibi, tohumunda da semere mevcuttur. Ve keza, vücuttan çıkmış pek çok şeyler, insanın kuvve-i hâfızasında mevcut kalır.

        İşte bu misallerden hıfz ve hafîziyet kanunu ne derece ihatalı olduğu anlaşıldı. Evet, bu mevcudatın sahibi pek büyük bir ihtimamla mülkünde cereyan eden herşeyi taht-ı hıfz ve muhafazasına almıştır. Ve hâkimiyetinin muhafazası için sonsuz bir dikkati vardır. Ve rububiyetinde tam bir intizam ve saltanat vardır ki, ednâ bir hadiseyi, âdi bir hizmeti yazar ve yazdırır.

        İşte bu derece ihatalı, ihtimamlı bir hıfz kanunu, elbette âlem-i âhirette yapılacak bir divan-ı muhasebata bakar. Şu muhafaza kanunu, bütün eşyada câri olduğu gibi, mahlûkatın en eşrefi olan insana da şâmildir. Çünkü, insan Cenâb-ı Hakkın rububiyetine ait şuûnat ve ahvâline şahittir. Ve mahlûkatın cemaatleri içinde, Allah’ın birliğine dellâldır. Ve mevcudatın tesbihatına müşahit ve hilâfet-i kübrayla tekrim ve teşrif edilmiştir. İnsan bu keramete, bu şerefe nail olduğu

        [TABLE]
        [TR]
        [TD]Cenâb-ı Hakk: Hakkın tâ kendisi olan, şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
        [TD]Fâtır-ı Hakîm: her şeyi hikmetle ve benzersiz şeyleri üstün san’atıyla yaratan Allah[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Sâni: herşeyi mükemmel bir san’atla yaratan Allah[/TD]
        [TD]ahvâl: haller, durumlar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]cemaat: topluluk[/TD]
        [TD]cereyan etmek: meydana gelmek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]câri olmak: geçerli olmak[/TD]
        [TD]daire-i vücut: varlık dairesi; dünya hayatı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]dellâl: ilân edici[/TD]
        [TD]divan-ı muhasebat: insanların sorgulanıp hesaba çekileceği yüksek makam; mahşerdeki hesap[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ednâ: en küçük, en aşağı[/TD]
        [TD]eşref: en şerefli[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]gaybî: bilinmeyen, gayb âlemine ait[/TD]
        [TD]hadise: olay[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hafîziyet: Allah’ın herşeyi koruyup saklaması[/TD]
        [TD]hilâfet-i kübra: en büyük halifelik; insanların Allah tarafından bütün varlıkların üzerinde bir temsilci kılınması[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hâkimiyet: egemenlik, hükümranlık[/TD]
        [TD]hıfz: koruma, saklama[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ibkà etmek: bâkileştirme, sürekli ve kalıcı hâle getirme[/TD]
        [TD]ihatalı: kapsamlı; kuşatıcı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ihtimam: özen, önem verme[/TD]
        [TD]intizam: düzenlilik[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kanun: tabiat olaylarının bağlı olduğu değişmez kàide; yasa[/TD]
        [TD]keramet: yüksek şeref sahibi kılınmak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]keza: bunun gibi[/TD]
        [TD]kitab-ı mübîn: her şeyin açıkça yazılı olduğu, Allah katındaki kitap; Kur’ân-ı Kerim[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kuvve-i hâfıza: hâfıza gücü, bellek[/TD]
        [TD]levh-i mahfuz: herşeyin bütün ayrıntılarıyla yazıldığı kader levhası, Allah’ın ilminin bir defteri, unvanı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mahlûkat: yaratılmış varlıklar[/TD]
        [TD]mevcudat: varlıklar, var edilenler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mevcut: var[/TD]
        [TD]misal: örnek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mizan: ölçü, denge[/TD]
        [TD]muvazzaf: görevli[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mülk: sahip olunan ve kendisine hükmedilen şey[/TD]
        [TD]müşahit: gören, şâhit olan[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nail olmak: erişmek[/TD]
        [TD]nakşetmek: işlemek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nizam: düzen[/TD]
        [TD]rububiyet: Allah’ın her varlığa, yaratılış gayelerine ulaşmaları için zarar verici şeylerden koruyup, muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye etmesi, tedbir, tasarruf ve egemenliği altında bulundurması ve mutlak bir düzenlilik içinde yönetmesi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]saltanat: egemenlik, hâkimiyet, sultanlık[/TD]
        [TD]semere: meyve[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]suret: görüntü[/TD]
        [TD]taht-ı hıfz ve muhafaza: koruma altına alıp kollama, kaydetme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tarih-i hayat: özgeçmiş[/TD]
        [TD]tasarruf etmek: dilediği gibi kullanmak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tekrim edilmek: yüceltilmek, saygıya lâyık bulunmak[/TD]
        [TD]terhis edilmek: salıverilmek, görevi bitince işine son verilmek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tesbihat: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma[/TD]
        [TD]teşrif edilmek: şerefli kılınmış, kendisine bir makam verilmiş[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]âdi: basit, sıradan[/TD]
        [TD]âlem: kâinat[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]âlem-i âhiret: öteki dünya, öldükten sonraki sonsuz hayat[/TD]
        [TD]şahit: tanık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]şecere: ağaç[/TD]
        [TD]şuûnat: işler, hâller[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]şâmil: kapsayıcı[/TD]
        [/TR]
        [/TABLE]

        #800417
        Anonim


          halde, kendisini başıboş ve gayr-ı mes’ul zannetmesin. Onun da divan-ı muhasebatta pek karışık hesapları vardır. Ondan kurtulduktan sonra, müstehak olduğu yere gidecektir.

          Evet, Kudret-i ezeliyeye nisbetle, ölümden sonra haşrin gelmesi, güzden sonra baharın gelmesi gibidir. Evet, nebatat gibi insanın da bir güzü, bir de baharı vardır. Evet, geçmiş zamanda vukua gelmiş olan mu’cizat-ı kudret, Sâniin bütün imkânat-ı istikbaliyeye kadir olduğuna kat’î şahit ve burhanlardır.

          Ve keza, bu âlemin mâliki, kendi kudretine pek kolay ve pek ehven ve ibâdına fevkalâde mühim ve pek şedidü’l-ihtiyaç olan haşrin tekrar be tekrar vaadinde bulunmuştur. Malûmdur ki, hulfül-vaad, kudretin izzetine, rububiyetin merhametine zıttır. Zira, vaadin hilâfını yapmak, cehlin veya aczin alâmetidir. Bu ise, Kadîr-i Mutlak, Hakîm-i Mutlak olan zâta muhaldir.

          Maahaza, insanların haşri nebatatın haşri gibidir. Bunu gören onu nasıl inkâr eder? Haşrin icadına olan vaadi ise, bütün enbiyanın tevatürüyle ve büyük insanların icmâıyla sabit olduğu gibi Kur’ân-ı Kerîmin lisanıyla da sabittir.

          Ezcümle,

          اَللهُ لاَ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ لَيَجْمَعَنَّكُمْ اِلٰى يَوْمِ الْقِيَامَةِ لاَرَيْبَ فِيهِ وَمَنْ اَصْدَقُ مِنَ اللهِ حَدِيثًا blank.gif1

          olan âyet-i kerime, büyük bir şiddet ve kuvvetle haşrin icadına söz veriyor. Fakat, bazı insan pek nankördür ki, bütün mevcudat, sıdkına ve hak olduğuna delâlet


          [NOT]Dipnot-1 “Allah Teâlâ ki, Ondan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. And olsun ki, geleceğinde şüphe olmayan kıyamet gününde O sizi kabirlerinizden toplayıp diriltecektir. Allah’tan daha doğru sözlü kim vardır?” Nisâ Sûresi, 4:87.
          [/NOT]

          [TABLE]
          [TR]
          [TD]Hakîm-i Mutlak: herşeyi belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan sınırsız hikmet sahibi Allah[/TD]
          [TD]Kadîr-i Mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Kudret-i ezeliye: ezelî olan Allah’ın kudreti, güç ve kuvveti[/TD]
          [TD]Sâni: herşeyi mükemmel bir san’atla yaratan Allah[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]acz: acizlik, güçsüzlük[/TD]
          [TD]alâmet: belirti[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]burhan: güçlü ve sarsılmaz delil[/TD]
          [TD]cehil: cahillik[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]divan-ı muhasebat: insanların sorgulanıp hesaba çekileceği yüksek makam; mahşerdeki hesap[/TD]
          [TD]ehven: daha kolay[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]enbiya: nebiler, peygamberler[/TD]
          [TD]ezcümle: meselâ, örneğin[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]fevkalâde: olağanüstü[/TD]
          [TD]gayr-ı mes’ul: mes’ul olmayan, sorumlu tutulmayan[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]güz: sonbahar[/TD]
          [TD]hak: doğru, gerçek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]haşir: öldükten sonra yeniden diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma[/TD]
          [TD]hilâf: ters, zıt[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hulfül-vaad: sözünden dönme[/TD]
          [TD]ibâd: kullar[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]icad: var etme, vücuda getirme[/TD]
          [TD]icmâ: fikir birliği, aynı görüşte birleşme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]imkânat-ı istikbaliye: geleceğe ait imkânlar, olması mümkün olan ihtimaller [/TD]
          [TD]inkâr: reddetme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]izzet: üstünlük, yücelik[/TD]
          [TD]kadir: her şeye gücü yeten[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kat’î: kesin, şüphesiz[/TD]
          [TD]keza: bunun gibi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
          [TD]lisan: dil[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]maahaza: bununla birlikte[/TD]
          [TD]malûm: bilinen, belli[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]merhamet: acıma, şefkat[/TD]
          [TD]mevcudat: varlıklar, yaratılanlar[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]muhal: imkânsız[/TD]
          [TD]mu’cizat-ı kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarının mu’cizeleri[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mâlik: sahip[/TD]
          [TD]mühim: önemli[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]müstehak olmak: lâyık olmak, hak etmek[/TD]
          [TD]nebatat: bitkiler[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nisbet: kıyas, oran[/TD]
          [TD]rububiyet: herbir varlığa muhtaç olduğu şeyleri verme, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]sıdk: doğruluk[/TD]
          [TD]tevatür: yalanda birleşmeleri imkânsız olan insanların verdiği doğru ve kesin haber[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]vaad: söz verme[/TD]
          [TD]vukua gelmek: gerçekleşmek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]zira: çünkü[/TD]
          [TD]âlem: kâinat[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]âyet-i kerime: Kur’ân’da geçen her bir cümle[/TD]
          [TD]şedidü’l-ihtiyaç: şiddetli ihtiyaç[/TD]
          [/TR]
          [/TABLE]

          #800418
          Anonim


            ettiği o Mâlikü’l-Mülkün sözlerini tasdik etmez, kendi hezeyanına ve ahmaklığına itimat eder.

            Ve keza, bu âlemde pek ihtişamlı bir rububiyet âsârıyla şâşaalı bir saltanatın şuâları görünmektedir. Evet, görüyoruz ki, koca arz, sekenesiyle beraber, ehlî, zelil, mutî bir hayvan gibi o rububiyetin emri altında beslenir. Güzde ölmesi, baharda dirilmesi ve bir Mevlevî gibi raks ve hareketi ve sair bütün işleri o emre tâbi olduğu gibi, şemsin de seyyaratıyla tanzim ve teshiri ve sair vaziyetleri o emre bağlıdır. Halbuki, azametli şu rububiyet-i sermediye ve bu saltanat-ı ebediye şöyle zayıf, zâil, muvakkat temeller ve esaslar üzerine bina edilemez. Ve bu mütebeddil, belâlı, kederli, fâni dünya üzerine kaim olamaz. Ancak, bu dünya o azametli rububiyetin pek azîm ve geniş dairesi içinde insanları tecrübe ve imtihan, kudretin mu’cizelerini teşhir ve ilân için kurulmuş muvakkat bir menzildir ki, tahrip edilip pek muazzam, geniş, ebedî ve bâki bir âleme cüz olmak için tebdil edilecektir. Binaenaleyh, bu tebeddülât ma’razı olan âlemin Sânii için, diğer tagayyürsüz, sabit bir âlemin vücudu zarurîdir.

            Maahaza, zahirden hakikate geçen ervah-ı neyyire ashabı ve kulûb-u münevvere aktabı ve ukul-ü nuraniye erbabı ve kurb-u huzur-u İlâhîde dahil olanlar, o Zât-ı Zülcelâlin, mutîler için bir dâr-ı mükâfat ve âsiler için bir dâr-ı mücâzat ihzar ettiğini ve pek metin vaadlerle şedit tehditleri olduğunu kat’î ihbar ediyorlar.

            [TABLE]
            [TR]
            [TD]Mevlevî: Mevlevîlik tarikatına mensup kimse[/TD]
            [TD]Mâlikü’l-Mülk: herşeyin gerçek sahibi olan Allah[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Sâni: herşeyi mükemmel bir san’atla yaratan Allah[/TD]
            [TD]Zât-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet sahibi olan yüce Zât, Allah[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]arz: dünya[/TD]
            [TD]azametli: büyük, büyük heybet sahibi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]azîm: büyük[/TD]
            [TD]bina edilmek: kurulmak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
            [TD]bâki: devamlı, kalıcı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]cüz: parça[/TD]
            [TD]dahil olmak: katılmak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]delâlet etmek: göstermek, işaret etmek[/TD]
            [TD]dâr-ı mücâzat: ceza yeri[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]dâr-ı mükâfat: mükâfat, ödül yeri[/TD]
            [TD]ebedî: sonsuz[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ehlî: evcil[/TD]
            [TD]ervah-ı neyyire ashabı: nurlu ruh sahipleri; manevî âlemlerdeki nurlara ulaşan büyük zâtlar[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]esas: temel[/TD]
            [TD]fâni: geçici[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]güz: sonbahar[/TD]
            [TD]hakikat: her şeyin aslı ve esası, gerçek mahiyeti[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hezeyan: boş söz, saçmalama[/TD]
            [TD]ihbar etmek: haber vermek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ihtişamlı: haşmetli, heybetli[/TD]
            [TD]ihzar etmek: hazırlamak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]itimat etmek: güvenmek[/TD]
            [TD]kaim olmak: varlığı devam etmek, ayakta durmak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kat’î: kesin[/TD]
            [TD]keza: bunun gibi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kudret: Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve iktidarı[/TD]
            [TD]kulûb-u münevvere aktabı: kalp aracılığıyla nurlara ulaşan ve manevî bir kutup hâline gelen insanlar[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kurb-u huzur-u İlâhî: İlâhî yakınlığa ulaşma makamı[/TD]
            [TD]maahaza: bununla beraber, bununla birlikte[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ma’raz: bir şeylerin sergilendiği yer[/TD]
            [TD]menzil: durak, oturulan yer, mekân[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]metin: sağlam[/TD]
            [TD]muazzam: azametli, çok büyük[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mutî: itaat eden, emre uyan[/TD]
            [TD]muvakkat: geçici[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mütebeddil: değişken[/TD]
            [TD]raks ve hareket: oynama, düzenli bir şekilde hareket etme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]rububiyet: Allah’ın bütün varlıklar üzerindeki malikiyet ve egemenliği, her varlığı yaratılış amacına hikmetle ulaştıran terbiyesi[/TD]
            [TD]rububiyet-i sermediye: Allah’ın bütün varlıklar üzerindeki kesintisiz mâlikiyet ve egemenliği ve her varlığı yaratılış amacına hikmetle ulaştıran kesintisiz terbiyesi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]sair: başka[/TD]
            [TD]saltanat: egemenlik, hâkimiyet[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]saltanat-ı ebediye: sonsuz hakimiyet; Allah’ın sonsuz egemenliği, hâkimiyeti[/TD]
            [TD]sekene: sakinler, ikamet edenler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]seyyarat: gezegenler[/TD]
            [TD]tagayyürsüz: değişmeyen, sabit[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tahrip etmek: bozmak[/TD]
            [TD]tanzim: düzenleme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tasdik etmek: doğrulamak, onaylamak[/TD]
            [TD]tebdil etmek: değiştirmek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tebeddülât: değişimler[/TD]
            [TD]teshir: boyun eğdirme, itaat ettirilme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]teşhir: sergileme[/TD]
            [TD]tâbi olmak: uymak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ukul-ü nuraniye erbabı: nuranî akıl sahipleri; akıl yoluyla manevî hakikatlerin nuruna ulaşan kişiler[/TD]
            [TD]vaad: verilen söz[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]vaziyet: durum[/TD]
            [TD]vücud: varlık[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]zahir: dış görünüş[/TD]
            [TD]zarurî: zorunlu[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]zelil: aşağı, alçak[/TD]
            [TD]zâil: gelip gidici[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]âlem: dünya, evren[/TD]
            [TD]âsi: isyan eden[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]âsâr: eserler[/TD]
            [TD]şedit: şiddetli[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]şems: güneş[/TD]
            [TD]şuâ: ışık hüzmesi, ışın
            [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]şâşaalı: gösterişli, göz alıcı[/TD]
            [/TR]
            [/TABLE]

            #800419
            Anonim


              Malûmdur ki, vaadleri ifa etmemek bir züldür. Hâlık-ı Âlem züll ve zilletlerden münezzehtir. Ve aynı zamanda, o hakikati ihbar eden ehl-i hakikat ve enbiya ve evliya ve asfiya cemaatlerine kâinat bütün âyâtıyla, kelimatıyla, zâhir olarak ihbarlarını teyid ve takviye ediyor. Ey insan! Bu haberden daha doğru bir haber ve bu sözden daha doğru bir söz var mıdır?

              Ve keza, bu âlemin mutasarrıfı, dar ve muvakkat şu arz meydanında, âlem-i âhiretin büyük meydanının çok misallerini, nümunelerini her vakit gösteriyor.

              Ezcümle: Bahar mevsiminde arzın sathında yapılan nebatî haşirlere dikkat lâzımdır. Evet, altı gün zarfında, o karışık nebatatın tohumlarından ölmüş, çürümüş, kaybolmuş olan cesetleri galatsız, haltsız kemâ fi’s-sâbık inşa ve iâde etmekle, arz meydanında nebatî haşirleri yapan kudret, semâvat ve arzı altı günde halk etmesinden âciz değildir. Ve o kudrete nazaran göz işareti kadar kolay olan haşr-i insanîyi yapmamak imkânı var mıdır? Evet, haşr-i nebatîde kelimeleri, yazıları tamamen silinmiş üç yüz bin kadar sahifeleri, birlikte, bilâhalt ve bilâgalat, kısa bir zamanda eski yazılarını iâde eden bir kudrete tek bir sahifeden ibaret bulunan haşr-i insanî ağır gelir mi? Hâşa!

              İşte o kudret sahibi, lisan-ı Kur’ân’la emrettiği,

              فَانْظُرْ اِلٰۤى اٰثَارِ رَحْمَتِ اللهِ كَيْفَ يُحْىِ اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَاۤ اِنَّ ذٰلِكَ لَمُحْىِ الْمَوْتٰى وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ blank.gif1

              âyet-i kerimesi bu meselenin hakikat olduğuna sarahatle şehadet ediyor.

              Ey aziz arkadaş! Cenâb-ı Hakkın şu tasarrufatından ve şuûnatından anlaşıldı

              [NOT]

              Dipnot-1 “Şimdi bak Allah’ın rahmet eserlerine: Yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor. Bunu yapan, elbette ölüleri de öylece diriltecektir. O herşeye hakkıyla kàdirdir.” Rum Sûresi, 30:50.

              [/NOT]

              [TABLE]
              [TR]
              [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan, şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
              [TD]Hâlık-ı Âlem: bütün evreni ve varlık âlemini yaratan Allah[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]arz: dünya[/TD]
              [TD]asfiya: Hz. Peygamber yolundan giden ilim ve takvâ sahibi velî kullar[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]aziz: çok değerli, izzetli[/TD]
              [TD]bilâgalat: hatasız, yanlışsız[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]bilâhalt: karıştırmadan[/TD]
              [TD]cemaat: topluluk[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ehl-i hakikat: hakikat ehli; hakikatlere ulaşan veya ulaşmayı temel alanlar[/TD]
              [TD]enbiya: nebiler, peygamberler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]evliya: Allah’ın sevgili kulları, veliler[/TD]
              [TD]ezcümle: meselâ, örneğin[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]galatız: hatasız, yanlışsız[/TD]
              [TD]hakikat: her şeyin aslı ve esası, gerçek mahiyeti[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]halk etmek: yaratmak[/TD]
              [TD]haltsız: karıştırmaksızın[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]haşir: öldükten sonra âhirette yeniden diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma[/TD]
              [TD]haşr-i insanî: insanın öldükten sonra âhirette yeniden diriltilip Allah’ın huzuruna getirilmesi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]haşr-i nebatî: bitkilerin öldükten sonra her baharda yeniden yaratılması[/TD]
              [TD]hâşa: asla öyle değil[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ifa etmek: yerine getirmek[/TD]
              [TD]ihbar: haber verme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]inşa etmek: bina etmek, yapmak[/TD]
              [TD]kelimat: kelimeler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kemâ fi’s-sâbık: aynen eskisi gibi
              [/TD]
              [TD]keza: bunun gibi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kudret: güç, iktidar; Allah’ın bütün varlığı kuşatan güç ve muktedir olan iktidarı[/TD]
              [TD]lisan-ı Kur’ân: Kur’ân dili ve lisanı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]malûm: bilinen[/TD]
              [TD]misal: benzer[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mutasarrıf: mülkünde dilediği gibi tasarruf eden[/TD]
              [TD]muvakkat: geçici[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]münezzeh: arınmış, temiz[/TD]
              [TD]nazaran: bakarak, –göre[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nebatat: bitkiler[/TD]
              [TD]nebatî: bitkisel[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nümune: örnek[/TD]
              [TD]sarahatle: açık bir şekilde[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]satıh: yüzey[/TD]
              [TD]semâvat: gökler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]takviye: güçlendirme, destekleme[/TD]
              [TD]tasarrufat: tasarruflar, herşeyi dilediği gibi kullanma ve yönetmeye dair işler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]teyid: doğrulama[/TD]
              [TD]vaad: verilen söz[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]zillet: alçaklık, aşağılık[/TD]
              [TD]zâhir: açık, görünür[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]zül: alçaklık[/TD]
              [TD]âciz: güçsüz[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]âlem-i âhiret: öldükten sonraki hayat, âhiret âlemi[/TD]
              [TD]âyât: âyetler, deliller[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]şehadet etmek: şahid olmak[/TD]
              [TD]şuûnat: hâller, durumlar, işler[/TD]
              [/TR]
              [/TABLE]

              #800420
              Anonim


                ki, arz meydanında yapılan nebatî haşirler ve neşirler ve sair içtimâ ve iftiraklar maksud-u bizzat değildir. Çünkü, öteki âlemin meydan-ı kebîrinde yapılan o büyük ve mühim ihtifallerle kısa bir zamanda yapılan şu cüz’î, gayr-ı sabit bu semereler arasında münasebet yoktur. Ancak bu cüz’î semereler, birtakım misal ve nümunelerdir ki, bunların suret ve neticelerine o mecma-i kebirde muameleler tatbik ve icra edilsin. Demek bu fâni şeylerin suretleri, o âlemde bâki semereleri meyve verecektir.

                Ve keza görüyoruz ki, Sâni-i Sermedî, Sultan-ı Ebedî, şu inhidama meyyal menzillerde ve zevale mahkûm meydanlarda öyle bir hikmet-i bâhirenin ve bir inayet-i zahirenin ve bir adalet-i âliyenin ve bir merhamet-i câmianın âsârını izhar ediyor ki, kalbi paslanmamış, gözü kör olmamış bir insan, aynelyakîn ile anlar ki, o hikmetten daha ekmel bir hikmet olamaz. Ve o âsârı görünen inayetten daha ecmel bir inayet kabil değil. Ve o emârâtı görünen adaletten daha ecell bir adalet yoktur. Ve o semeratı görünen merhametten daha eşmel bir merhamet tasavvur edilemez. Öyleyse, o Sultanın memleketinde daimî mekânlar, sâbit meskenler, daimî ve mukim sakinler bulunmazsa, şu görünen hikmet, inayet, merhamet ve adaletin, kalb ve fikir sahiplerince inkârları lâzım gelir. Ve aynı zamanda o ef’âl-i hakîme sahibinin—hâşa!—sefih, zâlim olmasını istilzam eder. Bu ise, hakikati zıddına kalb eden bir muhaldir.

                Ey sözlerimi dinleyen arkadaş! Haşrin vücuduna ve vukuuna dair delillerin, şu zikredilen kısma, emârelere münhasır olduğunu zannetme. Kur’ân-ı Kerimin

                [TABLE]
                [TR]
                [TD]Sultan: her şeyin hâkimi olan Allah[/TD]
                [TD]Sultan-ı Ebedî: varlığının sonu olmayan ve her şeyin hâkimi olan Allah[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]Sâni-i Sermedî: varlığı sürekli olan ve herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah[/TD]
                [TD]adalet: her hak sahibine hakkının tam ve eksiksiz verilmesi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]adalet-i âliye: yüksek adalet; her hak sahibine hakkının tam ve eksiksiz verilmesi[/TD]
                [TD]arz: dünya[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]aynelyakîn: gözle gömek suretiyle kesin bilgi edinme[/TD]
                [TD]bâki: devamlı, kalıcı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]cüz’î: küçük, sınırlı[/TD]
                [TD]ecell: daha görkemli ve haşmetli[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ecmel: daha güzel[/TD]
                [TD]ef’âl-i hakîme: hikmetli fiiller; bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde olan işler, faaliyetler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ekmel: daha mükemmel[/TD]
                [TD]emâre: belirti, işaret[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]emârât: emareler, belirtiler[/TD]
                [TD]eşmel: daha kapsamlı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]fâni: geçici[/TD]
                [TD]gayr-ı sabit: sabit olmayan[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hakikat: asıl, gerçek, doğru[/TD]
                [TD]haşir: öldükten sonra âhirette yeniden diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hikmet: bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde olma[/TD]
                [TD]hikmet-i bâhire: ap açık hikmet; bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde olmanın ap açık oluşu[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hâşa: asla[/TD]
                [TD]icra etmek: yerine getirmek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]iftirak: ayrılma[/TD]
                [TD]ihtifal: merasim[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]inayet: bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan düzenlilik[/TD]
                [TD]inayet-i zahire: ap açık inayet; bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan ap açık düzenlilik[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]inhidam: yıkılma, harab olma[/TD]
                [TD]inkâr: reddetme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]istilzam etme: gerekli kılma[/TD]
                [TD]izhar etmek: göstermek, açığa çıkarmak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]içtimâ: toplanma[/TD]
                [TD]kabil: mümkün, olabilir[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kalb eden: dönüştüren; değiştiren[/TD]
                [TD]keza: bunun gibi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]maksud-u bizzat: asıl gaye, temel hedef[/TD]
                [TD]mecma-i kebir: büyük toplanma yeri; haşir meydanı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]menzil: durak, yer, mekân[/TD]
                [TD]merhamet: şefkat, acıma, iyilik etme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]merhamet-i câmia: kapsamlı merhamet; her şeyi kuşatan şefkat[/TD]
                [TD]mesken: ev, oturulan mekân[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]meydan-ı kebîr: en büyük meydan[/TD]
                [TD]meyyal: meyilli, eğilimli[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]misal: örnek[/TD]
                [TD]muamele: işlem[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]muhal: imkânsız[/TD]
                [TD]mukim: ikamet eden, oturan[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]münasebet: ilişki[/TD]
                [TD]münhasır olmak: sınırlı olmak, yalnız bir şeye özel olmak, ait olmak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nebatî haşir: bitkilerin öldükten sonra bahar mevsiminde yeniden diriltilmeleri[/TD]
                [TD]neşir: yayılma[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nümune: örnek[/TD]
                [TD]sair: başka[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]sakin: ikâmet eden, yerleşmiş olan[/TD]
                [TD]sefih: yararı ve zararı ayırt etme yeteneğinden mahrum, beyinsiz[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]semerat: meyveler, neticeler[/TD]
                [TD]semere: meyve[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]suret: görüntü[/TD]
                [TD]tasavvur etmek: zihinde şekillendirmek, hayal etmek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tatbik etmek: uygulamak[/TD]
                [TD]vuku: gerçekleşme, meydana gelme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]vücud: varlık[/TD]
                [TD]zeval: yok olma, yokluk[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]zikredilen: ifade edilen[/TD]
                [TD]âsâr: eserler[/TD]
                [/TR]
                [/TABLE]

                #800421
                Anonim


                  gösterdiği gayr-ı mütenahi emârelerden istihraç edilen hakikat şudur ki: Hâlıkımız, şu muvakkat dünya meşherlerinde daimî olan rububiyetinin sabit karargâhına bizleri nakledecektir. Ve bu seyyal memleketi sermedî bir memlekete tebdil edecektir.

                  Ve yine zannetme ki, haşir ve âhireti iktiza eden, Esmâ-i Hüsnâdan yalnız Hakîm, Kerîm, Rahîm, Âdil, Hafîz isimleridir. Belki, kâinatın tedbiriyle alâkadar olan herbir isim, âhiret ve haşri iktiza eder.

                  Hülâsa: Haşir meselesi öyle bir hakikattir ki, celâliyle, cemâliyle, esmâsıyla Hâlık-ı Zîşan, bütün kütüb-ü semâviyeyle enbiya ve evliya ve asfiyanın icmâlarını tazammun eden Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan ve Fahr-i Kâinat Hazret-i Muhammed (a.s.m.), ekmelü’l-halk ve eşrefü’l-insan, haşrin geleceğine ittifakla hükmettikleri gibi, şu kâinat dahi, bütün âyatıyla ve kelimatıyla haşrin vücut ve icadına şehadet ediyor. Hattâ herbir cüzün, cüz’î olsun küllî olsun, cüz olsun küll olsun, iki veçhi vardır. Bir vecihle Hâlıka bakar, vahdaniyete delâlet eder. Diğer vecihle de âhirete nâzırdır ki, haşrin, âhiretin vücutlarını ister.

                  Meselâ, bir insan kendi vücuduyla, hüsn-ü san’atıyla Sâniin vücub-u vücuduna ve vahdetine delâlet ettiği gibi, âmâl ve istidatları ebede kadar uzandığı halde pek sür’atle ölüm ve zevali, âhiretin vücuduna delâlet eder. Bütün mevcudatta

                  [TABLE]
                  [TR]
                  [TD]Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın en güzel isimleri[/TD]
                  [TD]Fahr-i Kâinat: kâinatın kendisiyle övündüğü zât olan Peygamberimiz (a.s.m.)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Hafîz: herşeyi koruyup saklayan ve yarattıklarını esirgeyip gözeten Allah[/TD]
                  [TD]Hakîm: herşeyi hikmetle belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde yaratan Allah[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
                  [TD]Hâlık-ı Zîşan: şeref sahibi, her şeyi yaratan Allah[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Kerîm: sonsuz cömertlik ve ikram sahibi Allah[/TD]
                  [TD]Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan: aynı seviyede bir açıklama yapmaktan başkalarını âciz bırakan Kur’ân-ı Kerim[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Rahîm: rahmeti herşeyi kuşatan ve her bir varlığa ayrı ayrı şefkatini gösteren Allah[/TD]
                  [TD]Sâni: herşeyi mükemmel bir san’atla yaratan Allah[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]alâkadar: alâkalı, ilgili[/TD]
                  [TD]asfiya: Hz. Peygamber yolundan giden ilim ve takvâ sahibi velî kullar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]celâl: azamet, yücelik, haşmet[/TD]
                  [TD]cemâl: güzellik[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]cüz: parça, bölüm[/TD]
                  [TD]cüz’î: bir sınıfın veya türün bir ferdi, bireyi[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]daimî: devamlı, sürekli[/TD]
                  [TD]delâlet etmek: göstermek, işaret etmek[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ebed: sonsuzluk[/TD]
                  [TD]ekmelü’l-halk: yaratıkların en mükemmeli[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]emâre: belirti, işaret[/TD]
                  [TD]enbiya: nebiler, peygamberler[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]esmâ: Allah’ın isimleri[/TD]
                  [TD]evliya: Allah’ın sevgili kulları, veliler[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]eşrefü’l-insan: insanın en şereflisi[/TD]
                  [TD]gayr-ı mütenahi: sonu olmayan, sonsuz[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hakikat: bir şeyin aslı ve esası, gerçek mahiyeti[/TD]
                  [TD]haşir: öldükten sonra âhirette yeniden diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hülâsa: özet olarak[/TD]
                  [TD]hüsn-ü san’at: san’at güzelliği[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]icad: var etme, yaratma[/TD]
                  [TD]icmâ: fikir birliği, birleşme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]iktiza eden: gerektiren[/TD]
                  [TD]iktiza etmek: gerektirmek[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]istidat: yetenek, kabiliyet[/TD]
                  [TD]istihraç edilen: çıkarılan[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ittifak: anlaşma, birlik[/TD]
                  [TD]karargâh: karar yeri[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kelimat: kelimeler[/TD]
                  [TD]küll: bütün[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]küllî: bireylerden oluşan sınıf, tür[/TD]
                  [TD]kütüb-ü semâviye: vahye dayanan mukkades kitaplar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
                  [TD]meşher: sergi yeri; dünya[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]muvakkat: geçici[/TD]
                  [TD]nâzır: bakan[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]rububiyet: Allah’ın bütün varlıklar üzerindeki mâlikiyet ve egemenliği, her varlığı yaratılış amacına hikmetle ulaştıran terbiyesi[/TD]
                  [TD]sermedî: daimî, sürekli[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]seyyal: akıcı; sürekli değişen[/TD]
                  [TD]sür’at: hız[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tazammun eden: içine alan[/TD]
                  [TD]tebdil etmek: değiştirmek[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tedbir: çekip çevirmek, ihtiyacını karşılamak[/TD]
                  [TD]vahdet: Allah’ın birliğinin bütün varlıklarda görülmesi[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]vahdâniyet: Allah’ın bir ve benzersiz oluşu[/TD]
                  [TD]vecih: yön[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu olması[/TD]
                  [TD]vücut: varlık, var olmak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]zeval: yok olma[/TD]
                  [TD]Âdil: adaletle iş gören, sonsuz adalet sahibi Allah[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat[/TD]
                  [TD]âmâl: emeller, arzular[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]âyât: âyetler, deliller[/TD]
                  [TD]şehadet etmek: şahitlik yapmak[/TD]
                  [/TR]
                  [/TABLE]

                  #800422
                  Anonim


                    görünen intizam-ı hikmet, tezyin-i inayet, taltif-i rahmet, tevzin-i adalet, Sâni-i Hakîmin vücut ve vahdetine şahit oldukları gibi, âhiretin ve saadet-i ebediyenin de icad ve vücutlarına delâlet ederler.

                    اللّٰهُمَّ اجْعَلْنَا مِنْ اَهْلِ السَّعَادَةِ وَاحْشُرْنَا فِى زُمْرَةِ السُّعَدَاۤءِ وَاَدْخِلْنَا الْجَنَّةَ مَعَ السُّعَدَاءِ بِشَفَاعَةِ نَبِيِّكَ الْمُخْتَارِ فَصَلِّ وَسَلِّمْ عَلَيْهِ وَعَلٰۤى اٰلِهِ كَمَا يَلِيقُ بِرَحْمَتِكَ وَبِحُرْمَتِهِ اٰمِينَ اٰمِينَ اٰمِينَ blank.gif1

                    endOfSection.gifendOfSection.gif



                    [NOT]Dipnot-1 Allah’ım, bizi saadet ehlinden kıl, Said’ler zümresinde haşret ve Said’lerle beraber, Nebiyy-i Muhtârının şefaatiyle Cennete idhal et. Ona ve Âline de, Senin rahmetine ve onun hürmetine lâyık şekilde salât ve selâm et. Âmin, âmin, âmin.
                    [/NOT]


                    [TABLE]
                    [TR]
                    [TD]Sâni-i Hakîm: her şeyi hikmetle ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah[/TD]
                    [TD]delâlet etmek: göstermek, işaret etmek[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]icad: var etme, yaratma[/TD]
                    [TD]intizam-ı hikmet: hikmetin düzenlemesi; herbir şeyin bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde olmasındaki düzenlilik[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk, âhiret mutluluğu[/TD]
                    [TD]taltif-i rahmet: şefkat ve merhametin lütfetmesi, iyilik ve güzellikle muamele etmesi[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tevzin-i adalet: adaletin her şeyi teraziye alması; her hak sahibine hakkının tam ve eksiksiz verilmesindeki ölçü, tartı, denge[/TD]
                    [TD]tezyin-i inayet: İlâhî düzen ve özenin süslemesi[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]vahdet: Allah’ın birliği[/TD]
                    [TD]vücut: varlık, var olmak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]âhiret: öldükten sonra yaşanacak olan sonsuz hayat[/TD]
                    [/TR]
                    [/TABLE]

                  8 yazı görüntüleniyor - 16 ile 23 arası (toplam 23)
                  • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.