- Bu konu 502 yanıt içerir, 15 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
8 Ekim 2011: 10:33 #798017
Anonim
Durma eşiktegel içeri
-İyi böyleinsan hazır hissediyor gitmeye…”
Yağmur içmiş kız sokak kokusu sinmiş ciğerlerine
Uzanıvermiş karanlığa üşümüş..
Ve biraz defter arası aşk şiiri kıvamındaymış oğlan
Birbirlerine yaralarını göstermişler dilencilik kutsal sayılmış…
Ben kendimi adak ettiğimden beri iflah olmadı yaralarım..
Sevgili
Gelme sakın üvey anne şefkati var gözlerimde
Ayrılık herkese başka hediyeler sundu
Payıma düşen şer oldu…
Siyahları giydim
“Yakıştı” dedin
Yasa büründüğüm gözüksün istedim…
Tırnaklarım etimde acımıyor artık
Çıktım ya o kapıdan attım ya ilk adımımı
Kustum içtiğim tüm yağmurları…
Kozamda ördüğüm üç beş tel ipeği doladım boynuma
Birkaç yıldız ufalayıp sürdüm yanaklarıma
Çok güzelim…
Ayrılık herkese başka hediyeler sundu
Payıma düşen delilik oldu…
Sevgili
Sırra kadem bastı aşk
Gelme sakın
İstanbul kendi tarihine yenildi gelme..
Sancısı bol ayazları kabullendi bünyeler
Gönderdiğin gibi değilim
Gelme…
Gece-kondu yarınlarıma
Derme çatma
Alabildiğine siyah yıkık…
Ayrılık herkese başka hediyeler sundu
Payıma düşen yokluk oldu…
Şimdi sana borcum iki kelime
Çoğu zaman birleştirir insanlar yanlış da olsa
Bir çırpıda çıksın diye ağızdan
Yanlışlar bir çırpıda yaşanıp bitsin diye belki.
Sevgili
Ödeşmeye geldim son bir oyuna gebe kelimelerim..
“Önüm arkam sağım solum saklanmayan ebedir”
Ayrılık herkese başka hediyeler sundu
Payıma düşen çocukluğum oldu…
Hoşça kal………………………8 Ekim 2011: 17:25 #798055Anonim
Yetim çocuklar sade babalarını kaybetmezler. Adlarını da kaybederler babalarıyla birlikte.
Ağzının dolusu, boşluğa “babaaa!” diye seslenen bir yetimin hikâyesine şahid oldunuz mu hiç? Ve bu şahidliğin insan yüreğine yüklediği ağır yükün altından kalkılmazlığının çaresizliğini yaşadınız mı?
Hiç tanımadığı babasına “babaaa!” diye yüksek sesle sesleniyor olsaydı “baba” sesi ağzından nasıl çıkardı? Kulağına nasıl gelirdi diye ortaya konan çabayı? Ya da babasının bir odada var olduğu üstüne kurulu akıl izan dışı bir istekle “babaaa!” diyerek çağırmayı denediğini ve karşılık bulamadığı seslenişlinin boşlukta yankılanıp kayboluşunun yetim yüreğine açtığı derin yarayı, hiç dinlediniz mi bir yetimin annesinden evladının çaresiz derdine derman olamayışının kahreden yürek yangını içinde?
Milyonlarca yetimin milyonlarca hikâyesinden sadece biri. Ana okuluna giden bir yetimin okulda babalarından bahseden çocuklara heveslenerek evin kapısından girer girmez “babaaa!” diye bağırdıktan sonra kolu kanadı kırık kuş gibi kalakalışı… Akıl izan dışı özlemleri vardır yetimlerin. Ayakkabısının bağcığını bir baba eli bağlasaydı nasıl bağlardı? Bağcık nasıl dururdu ayakkabısında? diye ortaya konan çabadan tutun hem annesi hem babası olmayan yetiştirme yurdundaki çocuğun düşüp elini yaraladığında sırf hemşire pansuman yaparken elini tutacak, eline dokunacak diye yaralı elinin acısını unutup da düştüğüne sevindiğini dinleyeniniz oldu mu? Ve yanında anne babasından iştahla bahseden çocuklara nasıl bir gıpta ile baktıklarını, algılarındaki seçicilin hep anne ve babasızlıkları yetim ve öksüzlükleri üstüne olduğunu…
Yetim çocuklar sade babalarını kaybetmezler. Adlarını da kaybederler babalarıyla birlikte. Ebeveynlerinin kaybıyla birlikte isimleri değişir “yetim” diye bahsedilir onlardan isimlerinin ne olduğu neredeyse unutulur “falancanın yetimleri” oluverirler. Anneleri yetim annesi… Babasını kaybeden bir çocuk çoğunluk hayatını kaybetmese de annesini de kaybeder aslında. Ya psikolojik sorunlardan duvarlar girer çocuklarla annelerinin arasına, yahut ayrılık. Yoksulluk varsa bir de hayatlarında yetimliklerinin acısı daha da katmerleşir, yaraları kanar her gün. Küllenmez yüreklerindeki yangın yeri.
Etraflarındaki katı, kayıtsız ve acımasız ortam sertleştikçe onların babasızlık acısı, hassasiyetleri de bir o kadar artar bir o kadar kırılgan olurlar. Bir cam kırıldığında parça parça olur mesela. Bir kristal cam kırıldığında ise tuz- buz… Yetimin yüreği kristaldendir kırılırsa tuz-buz olur. Bir yetim gözyaşı döktüğünde Nuh tufanı olur gözünün yaşı… Arş-ı alayı kasıp kasıp kavurur ahı…
Savaş ve işgallerin birinci elden mağdurları kadınlar ve çocuklar yetimler ve yetim anneleri. Her türlü tehlikeye, istismara açık bir arenanın ortasına bırakılıyorlar av gibi çaresizce, etraflarında aç kurtlar…
Dünyada 143 milyon yetim himayeye muhtaç, uzanacak şefkat elini bekliyor. Yılda 2 milyon çocuk kayboluyor. Çoğunluğu uygar(!) dünyanın ülkesine demokrasi armağan ederken karşılığında elinden babasını aldığı çocuklar. Sadece Irak’ta resmi rakamlara göre 5 milyon yetim olduğunu BM’nin bundan birkaç yıl önce yaptığı açıklamadan biliyoruz. 2002’den beri Irak’ta halen bombalar patlamaya, babalar ölmeye devam ediyor. Siz buna Filistinli yetimleri ekleyin, kahreden bir sessizlikle gündemimizden çıkıp giden Çeçenistan’ı ekleyin, Afganistan’ı da unutmayın tabi. Ve deprem-sel-tsunami felaketleriyle geride kalan yetimleri ekleyin. Ortalama insan ömrünün 45 ila 50 olduğu Afrika’nın yetimlerini… Milyonlarca yetim sömürgenin, işgalin ve savaşın orta yerinde insan tacirlerinin, fuhuş-organ mafyasının vahşi iştahlarını kabartıyor. Yardım çalışması adı altında misyonerlik faaliyeti yürütenlerin elindeki milyonlarca yetimi hatırlatmaya gerek var mı bilmiyorum.
Dünya Yetimlerinin ise yüreklerini avutacak tek cümleye ihtiyaçları var bu gün: “İstemez misin baban Muhammed, annen Aişe olsun?” diyen bir peygamberin ümmetinin O’ndan aldığı öğretiyle, O’na özenen nidasıyla: “İstemez misin baban ben olayım?” diyecek seslenişine… Onlara sahiplenenlerin ismi belki Muhammed belki Aişe olmayacak ama O’nun yüreğinden kopup gelen sesle ses verecek yetime ve aslında yetiminin değil kendi dünya ve ahiretini mamur edecek. Yetimin bereketiyle bereketlendirecek ömrünü ve ömrünün tüm güzelliklerini.
Demet Tezcan9 Ekim 2011: 11:59 #798079Anonim
Çiçeksen baharı bekleyeceksin sabırla… [HR][/HR]

Çiçeksen baharı bekleyeceksin sabırla… Erken açmayacaksın, kış soğukları vurur. Baharın gelmesinden ümidi kesip, toprağın karanlıklarına teslim olmayacaksın, çürür yok olursun… Sabır Rabbin halikiyetine , ibdasına güveni, bir iç direnci koruyarak baharı bekleme eylemidir….Tohumsan, toprağın bağrında saklanmaktır. Mükerrer bir vakte kadar sabır… Karanlığa boyun eğmemektir. Üzerindeki yük altında ezilmemektir. Misyonunu unutmamaktır. Zamanı geldiğinde cidarı çatlatabilmek, toprağın üzerine doğru, ışığa doğru tırmanabilmektir. “Rabbimin dilediği bir gün var , ışığa çıkmak için, yaratılış misyonumu ifa etmek için” virdini her an diyebilmektir sabır…..
Güneşsen bekleyeceksin, karanlığın koynunda doğum anını… Enerjin yaradılış sırrında saklıdır. Aydınlığı ve karanlığı yaradana teslim olacaksın…
Baharsan, kışın soğuklarında saklayacaksın bin bir rengini, çiçeğini Kış geçecek ve geleceksin… Buzların içinde çıkacak kardelenler… Toprak bir ana rahmi gibi saklayacak seni.. Ve kara topraktan, al – mor menevseler boy verecek… Sabrın , bin bir tomurcuk demek.. yaprakların , yeşilin, çağlayanlar gibi hayata koşmak demek.. Kışın buzulları içinde iraden çürümeyecek.. çözülmeyecek…. Ebedi buzullaşmalara mahkûm etmeyecek dünyayı…
Bebeksen karanlıkları aşacaksın dünyaya gelmek için… Sabredeceksin dokuz ay on gün.. Damarlarında Rabbinin verdiği sabır akacak..
Anneysen, sabrı bir doğum sancısı gibi yaşayacaksın… Çilelerde tükenmeyeceksin.. teslim olmayacaksın zor zamanlarda .. Bir ödül arıyorsan nur topu gibi, onun bedeline katlanacaksın…
Müminsen, sabrı bir gönül dokusu bileceksin.. İmanın olmazsa olmaz boyutu olarak görecek, müminin her an ayakta kalabilme sırrı, Allah’a itimadın yüreğine yansıması olarak kabul edeceksin…
Ve diyebilmelisin ki
” Bizim için Allah’ın yazdığından başkası bize asla erişmez. O bizim sahibimizdir, onun için Müminler yalnız Allah’a dayanıp güvensinler” Tevbe s. a. 5Rabbin diyor ki;
” Rabbinize karşı gelmekten sakının, bu dünyada iyilik yapanlara iyilik vardır. Allah’ın yarattığı yeryüzü geniştir. Yalnız sabredenler mükâfatları hesapsız verilecektir.” Zümer s. a.10“Şüphesiz biz sizi biraz korku, açlık, mal, can ve ürün eksikliği ile imtihan edeceğiz! Sabredenlere müjdele” Bakara s. a 155
Ve emin ol ki
Şüphe edilen altını ateşe atarak muayene ettikleri gibi Cenab-ı Hakk da insanları dertle, musibetle imtihan eder. Bazısı bela ateşinden halis olarak çıkar, bazısı imtihanı kaybeder…La-Edri
9 Ekim 2011: 12:10 #798081Anonim
[HR][/HR]
[IMG]http://umuthuzmeleri.files.wordpress.com/2011/10/kuran-kalplere-aksc4b1n.jpg?w=432&h=468[/IMG].Çocuklarınıza sütle birlikte Kur’an’dan öğütler verin.
Boyları büyürken, kalpleri ve bakış açıları da büyüsün. .
Ömer Muhtar
9 Ekim 2011: 12:12 #798084Anonim
[HR][/HR]
“Pervane uçtu, döndü, eritti kendini.
Resimsiz, cisimsiz, unvansız hale geldi.
Artık ne için dönecekti şekillere?
Vuslattan sonra hangi hal vardı ki!”.Hallac-ı Mansur
9 Ekim 2011: 12:13 #798083Anonim
[HR][/HR]
Bir bardak hüzünle demlenmiş çay,
bir dilim ağlayan kek,
bir kaç göz yaşı kurabiyesi
ve hüzünle kurulmuş bir sofrada demleniyorum…10 Ekim 2011: 08:47 #798141Anonim
Ya olduğun gibi görün yada göründüğün gibi ol
10 Ekim 2011: 08:57 #798142Anonim
Edin..Etmeyin!..
Emanete ihanet etmeyin
Halinizden Şikayet etmeyin
Büyüğünüze emretmeyin
Boş şeylerde ısrar etmeyin
Cahillerle sohbet etmeyin
Nefesinizi boşa tüketmeyin
İnsanları bekletmeyin
Etrafınızı kirletmeyin
Hayatınızı mahvetmeyin
Kimseye minnet etmeyin
İnsanları yüzüne karşı methetmeyin
Kimseye küfretmeyin
Kötülüğe meyil etmeyin
Malınızı boşa sarf etmeyin
Sırrınızı açık etmeyin
Her şeyi merak etmeyin
Suçunuzu inkar etmeyin
Şerefinizi kaybetmeyin
Vatanınızı terk etmeyin
İyiliğe niyet edin
Büyüklere hürmet edin
Sıkıntıya sabredin
Aza kanaat edin
Sözünüzde sebat edin
Bildiğinizle amel edin
Hatanızı kabul edin
Yaramaz ise def edin
Varken tasarruf edin
Alimlerle sohbet edin
Nefsinizle inat edin
Sofranıza davet edin
Zararlıysa men edin
Seviyorsanız ifade edin
Kalpleri fethedin
Misafire ikram edin
Muhtaca yardım edin
Bilseniz de istişare edin
Tehlikeye dikkat edin
Hakkı teslim edin
Unutacaksanız kaydedin
Esirgemeyin lütfedin
Gariplere merhamet edin
Kazanmaya gayret edin
Çalışanı takdir edin
Başarıyı tebrik edin
Mazereti kabul edin
Her an tevekkül edin
Hastaları ziyaret edin
Çocuğunuzu terbiye edin
Herkese tebessüm edin
Güvenseniz de kontrol edin
İnanmayana ispat edin
Fakirleri gözetin
Hayır için sarf edin
Bize de dua edin
10 Ekim 2011: 12:28 #798166Anonim
Varlığını bilmeyen yürek yokluğunla sancırmıydı..
15 Ekim 2011: 15:07 #798406Anonim
Allah razı olsun inş. Hocam………..
18 Ekim 2011: 14:41 #798597Anonim
amin ecmain inş
20 Ekim 2011: 07:33 #798652Anonim
ADAM, bineceği otobüsün kalkmasına bir saatten fazla süre olduğu için, terminalin yarı aydınlık koridorlarını arşınlıyordu. Ellerini yıkamak üzere biraz ilerideki mescide yanaştığında, iş tulumları giymiş bir genç ona doğru gelerek:— Herhalde namaz kılacaksınız, dedi. Abdest alma yerimiz de mevcuttur.
Adam, elindeki sigaranın külünü delikanlının ayakları dibine silkelerken:
— Sen herhalde görevlisin, diye diklendi. Ne iş yaparsın burda?
Delikanlı, köşedeki süpürgeye işaret ederek:
— Temizlikçiyim efendim, diye kekeledi. Lavabo ve tuvaleti temizliyorum.
Adam, onu alaycı gözlerle süzerken:
— Ben, namazı senin gibi çulsuzlara bıraktım, diye sırıttı. Bu iş size öyle yakışıyor ki…
Temizlikçi genç, adamın hakaretine aldırmayacak kadar olgundu. Fakat namaza karşı yapılan saygısızlık, canını çok sıkmıştı. Vereceği cevabı bir süre düşündükten sonra, susmayı tercih ederek işine döndü.
Adam, mağrur adımlarla oradan uzaklaşırken, başının döndüğünü hissetti. Sırtından çıkartarak koluna aldığı kaşe paltonun ağırlığını da ilk defa farkediyordu. Biraz önce yediği iki porsiyon kebap, herhalde tansiyonunu yükseltmiş ve kendisini hâlsiz bırakmıştı. Birkaç adım daha attığında âniden fenalaşarak dizleri üzerine çöktü. Allah’tan ki kolundaki palto ondan önce yere serilmiş ve yeni aldığı takım elbisenin kirlenmesini engellemişti. Adam, çömelmiş vaziyette olmasına rağmen fırıldak gibi dönen başını yere dayayarak bir müddet dinlendi ve tekrar doğrulduğunda, aynı rahatsızlığı duyarak hareketini tekrarladı. Fakat, başkaları tarafından görülmüş olmaktan endişe ediyordu. Bunun için başını yerden kaldırıp sağa sola bakındığında, terminalin çaycısı olduğu anlaşılan bir gençle burun buruna geldi. Delikanlı, adamı saygılı bir ifadeyle selâmlarken:
— Allah kabul etsin bey amca, dedi. Ama kıble biraz daha sağa doğruydu.Cüneyd Suavi
_________________25 Ekim 2011: 09:17 #798954Anonim
“Aşkı taşıyan her kalbin muhkem olduğunu zannediyordum oysa.
Meğer aşk, indiği kalbi ihya ediyordu ya, ihya edemezse yok ediyordu.
Kazasız belasız kurtulmanın imkânı yoktu.”

25 Ekim 2011: 09:19 #798955Anonim

Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında
Öyle yoruldum ki yoruldum dünyayı tanımaktan
Saçlarım çok yoruldu gençlik uykularımda
Acılar çekebilecek yaşa geldiğim zaman
Acıyla uğraşacak yerlerimi yok ettim.
Ve şimdi birçok sayfasını atlayarak bitirdiğim kitabın
Başından başlayabilirim.
__________________
25 Ekim 2011: 09:21 #798956Anonim
Bırak git bu kalbi..
Bu kalp seni çoktan terketti..
Şahidim olsun sabahı iple çeken ıssız gecelerim..
Dudaklarımdan akan sözcükler şahidim olsunSensensiz yaşamayı öğrettin bana..
Ben ise karanlık soğuk gecelerde yağan yağmurlarla
Mısralarıma eşlik ettim sana..
Şimdi Yok olman bağrımda yanan bir kor ateş..
Suskuluğum cehennem ateşi kadar sıcak ve yanıcı
Korkuyorum artık sessizliğinden..
Ama terketmeli
ve
Unutmalıyım seni…Tüm benliğimle..
Gururumu yokederek
Tüm yaşanmışlıkların anısına..
Senin yoluna delice düştüysem..
Herkesi karşıma birer birer aldıysam..
Ve buna rağmen sesin titremeden..
“Bitti” ile başlayan son cümleyi kurduysan..
Ve bu son sözünün sonuna noktayı koyduysan..
Bırak git bu kalbi
Sana artık bir faydası olmaz..Artık kendime fazla acı çektirmeden..
Seni beklemedenistemeden ve düşünmeden..
Kalbimden çık git istiyorum..
Son gözyaşlarımla seni ıslatarak..
Çaresizcesesizce seni senle bırakarak..
Bir kere olsun yüzüne bakmadan..
Çekip gidiyorum yok olan varlığından..Şimdi;
Bırak git bu kalbi..
Bu kalp seni çoktan terk etti..
Artık mühürlü bu kalp..
Sensizliğe kaç gece yemin etti -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.