• Bu konu 20 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 22)
  • Yazar
    Yazılar
  • #676343
    Anonim
      Nokta

      مِنْ نُورِ مَعْرِفَةِ اللهِ جَلَّ جَلاَلُهُ blank.gif1

      Kırk beş sene evvelblank.gif 2 telif edilmiş bir risalenin bir kısmıdır

      İfade-i meram

      Bir bahçeye girsem iyisini intihab ederim. Koparmasından zahmet çeksem hoşlanırım. Çürüğünü, yetişmemişini görsem “Huz mâ safâ” derim. Muhataplarımı da öyle arzu ederim. Derler:

      “Sözlerin iyi anlaşılmıyor?”

      Bilirim ki, kâh minare başında, kâh kuyu dibinde konuşuyorum. Neyleyeyim, zuhurat öyle. Şuâat ve şu kitapta mütekellim, âciz kalbimdir. Muhatap, âsi nefsimdir. Müstemi, müteharrî-i hakikat bir Japondur. Temâşâ eden bunu düşünmeli. Gayetü’l-gayat olan mârifetullahın bir burhanı olan mârifetü’n-Nebîyi Şuâat’ta bir nebze beyan ettik. Şu risalede maksud-u bizzat olan tevhidin lâyühad berâhininden yalnız dört muazzam burhanına işaret edeceğiz. Hem nazar-ı aklîyi hads-i kalbiyle birleştirmek için, melâike ve haşrin bir kısım delâiline îma ederek, imanın altı rüknünden dördünün birer lem’asını, fehm-i kàsırımla göstermek isterim.



      [NOT]Dipnot-1 Marifetullahın (c.c.) nurundan (bir nokta).
      Dipnot-2 Milâdî 1918 (1337).

      [/NOT]

      [TABLE]

      [TR]
      [TD]Japon: (bk. bilgiler – Japonya)
      [/TD]
      [TD]Said Nursî: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]arzu etmek: istemek[/TD]
      [TD]berâhin: güçlü deliller[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]beyan etmek: açıklamak, izah etmek[/TD]
      [TD]burhan: güçlü delil, kesin kanıt[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]delâil: deliller[/TD]
      [TD]fehm-i kasır: dar anlayış, etraflıca anlayamama[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]gayetü’l-gayât: gayelerin gayesi, gayelerin son noktası, esas hedef[/TD]
      [TD]hads-i kalbi: kalbin güçlü sezişi[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]haşir: insanın öldükten sonra âhirette diriltilerek Allah’ın huzurunda toplanması[/TD]
      [TD]huz mâ safâ: duru ve saf olanı al [/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ifade-i meram: bir maksadın ifadesi[/TD]
      [TD]intihab etmek: seçmek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kâh: bazan[/TD]
      [TD]lem’a: parıltı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]lâyühad: sınırsız[/TD]
      [TD]maksud-u bizzat: asıl gaye[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]melâike: melekler[/TD]
      [TD]muazzam: azametli, çok büyük[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]muhatap: hitap edilen[/TD]
      [TD]mârifetullah: Allah’ı tanıma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mârifetü’n-Nebî: Peygamberi (a.s.m) bilmek, tanımak[/TD]
      [TD]müstemi: dinleyici[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]müteharrî-i hakikat: hakikati inceleyen, araştıran[/TD]
      [TD]mütekellim: konuşan[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nazar-ı aklî: aklî bakış, akıl gözü, aklın anlayışı[/TD]
      [TD]nebze: az miktar[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nefis: bir kimsenin kendisi; insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu[/TD]
      [TD]risale: küçük çaplı kitap; Risale-i Nur’un bölümlerinden her biri[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]rükün: esas, şart[/TD]
      [TD]telif: yazılmış eser[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]temâşâ: seyir, hoşlanarak bakma[/TD]
      [TD]tevhid: birleme; her şeyin bir olan Allah’a verilmesi[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]zuhurat: gönle doğan mânâlar, ele gelen hakikatler[/TD]
      [TD]âciz: güçsüz, elinden bir şey gelmeyen[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]âsi: isyan eden, başkaldıran[/TD]
      [TD]şuâât: ışınlar; Risalet-i Muhammediyenin isbatına dair bir eser olup, 1921 yılında Üstad Saîd Nursî tarafından telif edilmiştir[/TD]
      [/TR]

      [/TABLE]

      #802653
      Anonim
        مَنْتُ بِاللهِ وَمَلٰۤئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ وَالْيَوْمِ اْلاٰخِرِ وَبِالْقَدَرِ خَيْرِهِ وَشَرِّهِ مِنَ اللهِ تَعَالىَ وَالْبَعْثُ بَعْدَ الْمَوْتِ حَقٌّ اَشْهَدُ اَنْ لاٰۤ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ وَاَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللهِ blank.gif1

        Said Nursî

        endOfSection.gifendOfSection.gif

        [NOT]Dipnot-1 Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, âhiret gününe, kadere, hayır ve şerrin Allah Teâlâdan geldiğine iman ettim. Ölümden sonra diriliş haktır. Allah’tan başka ilâh olmadığına şahitlik ederim. Muhammed’in, Allah’ın resulü olduğuna da şahitlik ederim.

        [/NOT]

        #802654
        Anonim


          besmele.jpg

          اَلْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَالصَّلاَةُ وَالسَّلاَمُ عَلٰى مُحَمَّدٍ خَاتَمِ النَّبِيِّينَ وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ اَجْمَعِينَ blank.gif1

          اَللهُ لاٰۤ اِلٰهَ اِلاَّ هُوَ الْحَىُّ الْقَيُّومُ blank.gif2

          maksudumuzdur, matlubumuzdur. Gayr-ı mütenahi berâhininden dört burhan‑ı küllîyi îrad ediyoruz.

          Birinci burhan:
          Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmdır. Şu burhan-ı neyyirimiz Şuâat’da tenevvür ettiğinden, tenvir-i müddeâmızda münevver bir mir’attır.

          İkinci burhan: Kitab-ı kebîr ve insan-ı ekber olan kâinattır.

          Üçüncü burhan: Kitab-ı mu’cizü’l-beyan, Kelâm-ı Akdestir.

          Dördüncü burhan: Âlem-i gayb ve şehadetin nokta-i iltisakı ve berzahı ve iki âlemden birbirine gelen seyyârâtın mültekası, vicdan denilen fıtrat-ı zîşuurdur. Evet, fıtrat ve vicdan akla bir penceredir; tevhidin şuâını neşrederler.

          BİRİNCİ BURHAN: Risalet ve İslâmiyetle mücehhez olan hakikat-ı Muhammediyedir ki, risalet noktasında en muazzam icmâ ve en vâsi tevatür sırrını ihtiva eden mecmû-u enbiyânın şehadetini tazammun eder. Ve İslâmiyet cihetiyle



          [NOT]Dipnot-1 Hamd, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Peygamberlerin hâtemi olan Muhammed’e ve bütün âl ve ashabına salât ve selâm olsun.
          Dipnot-2 “Allah Teâlâ ki, Ondan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. O Hayydır, O Kayyûmdur.” Bakara Sûresi, 2:255.
          [/NOT]


          [TABLE]

          [TR]
          [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: salât ve selâm onun üzerine olsun[/TD]
          [TD]Kelâm-ı Akdes: kutsal söz; Kur’ân[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]berzah: geçit yeri[/TD]
          [TD]berâhin: güçlü deliller, kanıtlar[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]burhan: gülü delil, sarsılmaz kanıt[/TD]
          [TD]burhan-ı küllî: çok büyük ve kapsamlı delil[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]burhan-ı neyyir: nurlu, parlak delil[/TD]
          [TD]cihet: yön, taraf[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]fıtrat: yaratılış, mizaç, karakter[/TD]
          [TD]fıtrat-ı zîşuur: şuurlu fıtrat; yaratılışında ve öz yapısında şuur olan varlık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]gayr-ı mütenahi: sonu olmayan, nihayetsiz[/TD]
          [TD]hakikat-ı Muhammediye: Hz. Muhammed’in (a.s.m.) hakikati, mânevî şahsiyeti[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]icmâ: görüş birliği, aynı gerçek üzerinde birleşme[/TD]
          [TD]ihtiva etmek: içermek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]insan-ı ekber: en büyük insan[/TD]
          [TD]irad etme: sunma, söyleme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kitab-ı kebîr: büyük kitap, kâinat[/TD]
          [TD]kitab-ı mu’cizü’l-beyan: açıklaması ve ifadesi mu’cize olan kitap, Kur’ân[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
          [TD]maksud: kast edilen, hedeflenen şey[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]matlub: istenen, arzu edilen[/TD]
          [TD]mecmû-u enbiyâ: peygamberlerin hepsi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mir’at: ayna[/TD]
          [TD]muazzam: azametli, çok büyük[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mücehhez: cihazlanmış, donanmış[/TD]
          [TD]mülteka: buluşma yeri; kavşak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]münevver: aydın, aydınlanmış[/TD]
          [TD]neşretmek: yayınlamak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nokta-i iltisak: kavuşma noktası, birleşme noksatı[/TD]
          [TD]risalet: elçilik, peygamberlik[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]seyyârât: bir yerde durmayıp yer değiştiren şeyler[/TD]
          [TD]tazammun etmek: içine almak, içermek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tenevvür etmek: aydınlanmak[/TD]
          [TD]tenvir-i müddeâ: iddia edilen şeyin aydınlatılması[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tevatür: doğru kanallardan ve yalan söyleme ihtimali olmayan topluluklardan gelen doğru haber[/TD]
          [TD]tevhid: birleme; her şeyin bir olan Allah’a verilmesi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]vicdan: iyiyi kötüden ayırabilen his[/TD]
          [TD]vâsi: geniş[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]âlem: dünya[/TD]
          [TD]âlem-i gayb: gayb âlemi, görünmeyen âlem[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Şuâât: ışınlar; Risalet-i Muhammediyenin isbatına dair bir eser olup, 1921 yılında Üstad Said Nursî tarafından telif edilmiştir[/TD]
          [TD]şehadet: görünen âlem[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]şuâ: parıltı; ışık hüzmesi[/TD]
          [/TR]

          [/TABLE]

          #802652
          Anonim


            vahye istinad eden bütün edyân-ı semâviyenin ruhunu ve tasdiklerini taşıyor. İşte, bütün enbiyanın şehadetiyle ve bütün edyânın tasdikiyle ve bütün mu’cizatının teyidiyle musaddak olan bütün akvaliyle, vücud ve vahdet-i Sânii beşere gösteriyor. Demek şu dâvada ittihad etmiş bütün efâzıl-ı beşer nâmına o nuru gösteriyor. Acaba bu kadar tasdiklere mazhar, büyük, derin, durbîn, sâfi, keskin, hakaik-âşina bir gözün gördüğü hakikat, hakikat olmamak hiç ihtimali var mı?

            İKİNCİ BURHAN: Kâinat kitabıdır. Evet, şu kitabın bütün hurufu ve bütün noktaları, efrâden ve terekküben Zât-ı Zülcelâlin vücud ve vahdetini, elsine-i mahsusaları kıraatla blank.gif1 وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ’yi tilâvet ediyorlar. Cemî zerrat-ı kâinat, birer birer, zât ve sıfât ve saire vücuh ile hadsiz imkânat mabeyninde mütereddit iken, birden bire bir ciheti takip, muayyen bir sıfatla ittisaf, mahsus bir keyfiyetle tekeyyüf ederek hayret-bahşâ hikemi intaç ettiğinden, Sâniin vücub-u vücuduna şehadetle, avâlim-i gaybiyenin enmuzeci olan lâtife-i Rabbâniye içinde ilân-ı Sâni eden misbah-ı imanı ışıklandırıyorlar. Evet, bir nefer, nefsinde ve takımda ve bölükte, taburda ve orduda gibi; herbir zerre de, kendi başıyla zât, sıfât, keyfiyetindeki imkânat cihetiyle Sânii ilân ettiği gibi, tesâvir-i mütedahileye benzeyen mürekkebat-ı müteşâbike-i mütesâide-i kâinatın herbir makamında ve herbir nisbetinde ve herbir dairesinde, herbir zerre, muvâzene-i



            [NOT]Dipnot-1 “Hiçbir şey yoktur ki Onu övüp Onu tesbih etmesin (Kusursuzluğunu bilip kemâlâtını göstermesin).” İsrâ Sûresi, 17:44.
            [/NOT]

            [TABLE]

            [TR]
            [TD]Sâni: herşeyi san’atla yaratan Allah[/TD]
            [TD]Zât-ı Zülcelâl: haşmet ve yücelik sahibi Zât, Allah[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]akval: sözler[/TD]
            [TD]avâlim-i gaybiye: bilinmeyen ve görünmeyen âlemler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]beşer: insan[/TD]
            [TD]burhan: güçlü delil, sarsılmaz kanıt[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]bölük: takımlardan oluşan askerî birlik[/TD]
            [TD]cemî: bütün, hep[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]cihet: yön, taraf[/TD]
            [TD]durbîn: uzağı gösteren âlet; dürbün[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]edyân: dinler[/TD]
            [TD]edyân-ı semâviye: İlâhî dinler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]efrâden: ferdler, bireyler olarak[/TD]
            [TD]efâzıl-ı beşer: insanlığın en faziletlileri[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]elsine-i mahsusa: özel lisanlar, diller[/TD]
            [TD]enbiya: nebiler, peygamberler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]enmuzec: nümune, örnek[/TD]
            [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hakaik-âşina: gerçeklere âşina, gerçekleri bilen ve onlara yabancı olmayan[/TD]
            [TD]hakikat: gerçek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hayret-bahşâ: hayret bahşeden, hayret veren[/TD]
            [TD]hikem: hikmetler; belli amaç ve faydalara yönelik olma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]huruf: harfler[/TD]
            [TD]ilân-ı Sâni: herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah’ı ilân[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]imkânat: imkân dahilinde olan şeyler, olasılıklar[/TD]
            [TD]intaç etmek: sonuç vermek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]istinad: dayanma[/TD]
            [TD]ittihad etmek: birleşmek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ittisaf: vasıflanma, nitelenme[/TD]
            [TD]keyfiyet: nitelik, durum[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
            [TD]kıraat: okuma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]lâtife-i Rabbâniye: İlâhî hakikatleri hisseden ve mânevî zevkleri alan his, duygu[/TD]
            [TD]mabeyninde: arasında[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mahsus: has, özel[/TD]
            [TD]makam: derece, yer[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mazhar: erişmiş, nail olmuş[/TD]
            [TD]misbah-ı iman: Allah’a imanın lâmbası[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]muayyen: belirli[/TD]
            [TD]musaddak: doğrulanan, onaylanan[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mu’cizat: mu’cizeler; Allah tarafından verilip, yalnız peygamberlerin gösterebilecekleri olağanüstü şeyler[/TD]
            [TD]mürekkebat-ı müteşâbike-i mütesâide-i kâinat: kâinatta bir ağ gibi birbirine bağlanarak genişleyen terkipler, birleşikler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mütereddit: tereddüt eden, kararsız[/TD]
            [TD]nefis: bir kimsenin kendisi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nisbet: bağ[/TD]
            [TD]nâm: ad[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]saire: başkaları, diğerleri[/TD]
            [TD]sâfi: arı, temiz[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]sıfât: sıfatlar, nitelikler[/TD]
            [TD]tabur: dört bölükten meydana gelen askerî birlik[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]takım: en küçük askerî birlik[/TD]
            [TD]tasdik: doğrulama, onay[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tekeyyüf: bir nitelik kazanma[/TD]
            [TD]terekküben: birleşik olarak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tesâvir-i mütedahile: iç içe geçmiş tasvirler, resimler[/TD]
            [TD]teyid: destek, muvafakat[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tilâvet: okuma[/TD]
            [TD]vahdet: birlik[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]vahdet-i Sâni: herşeyi san’atla yaratanın birliği; kâinatın san’atkârı olan Allah’ın birliği[/TD]
            [TD]vücub-u vücud: Allah’ın varlığının zorunlu olması[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]vücud: varlık[/TD]
            [TD]vücuh: yönler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]zerre: maddenin en küçük parçası[/TD]
            [TD]zerrât-ı kâinat: kâinattaki, evrendeki zerreler, atomlar[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]zât: şahıs, kendisi[/TD]
            [TD]şehadet: şahitlik, tanıklık[/TD]
            [/TR]

            [/TABLE]

            #802651
            Anonim


              cereyan-ı umumîyi muhafaza; ve her nisbetinde ve her takımında ayrı ayrı vazifeyi ifa ve hikmeti intaç ettiklerinden, Sâniin kast ve hikmetini izhar ve vücut ve vahdetinin âyâtını kıraat ettikleri için, Sâni-i Zülcelâlin berâhini, zerrattan kat kat ziyade olur. Demek blank.gif1اَلطُّرُقُ اِلَى اللهِ بِعَدَدِ اَنْفَاسِ الْخَلاَئِقِ hakikattir, mübalâğa değil; belki nâkıstır.

              S: Neden aklıyla herkes göremiyor?

              C: Kemâl-i zuhurundan ve zıddın ademinden.

              تَأَمَّلْ سُطُورَ الْكَائِنَاتِ فَإِنَّهَا مِنَ الْمََلإِ اْلاَعْلٰۤى اِلَيْكَ رَسَاۤئِلُ


              Yani, “Sahife-i âlemin eb’âd-ı vâsiasında Nakkaş-ı Ezelînin yazdığı silsile-i hâdisâtın satırlarına hikmet nazarıyla bak ve fikr-i hakikatle sarıl. Tâ ki mele-i âlâdan uzanan şu selâsil-i resâil, seni âlâ-yı illiyyîn-i tevhide çıkarsın.”

              Şu kitabın heyet-i mecmuasında öyle parlak bir nizam var ki, nazzâmı güneş gibi içinde tecellî ediyor. Her kelimesi, her harfi birer mu’cize-i kudret olan bu kitab-ı kâinatın te’lifinde öyle bir i’câz var ki, bütün esbab-ı tabiiye, farz-ı muhal olarak muktedir birer fâil-i muhtar olsalar, yine kemâl-i acz ile o i’câza karşı secde ederek blank.gif2 سُبْحَانَكَ لاَ قُدْرَةَ لَنَا اِنَّكَ اَنْتَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ diyeceklerdir. Herbir kelimesi bütün kelimatıyla münasebettardır. Ve her harfi, bâhusus zîhayat bir harfi, bütün cümlelere karşı müteveccih birer yüzü, nâzır birer gözü var

              [NOT]Dipnot-1 Allah’a giden yollar, mahlukâtın nefesleri sayısıncadır.
              Dipnot-2 Sen her türlü noksandan münezzeh ve uzaksın. Bizim hiç bir kudretimiz yoktur. Şüphesiz ki Sen Azîzsin, Senin kudretin herşeye galiptir; Hakîmsin, Senin her işin hikmet iledir.
              [/NOT]

              [TABLE]

              [TR]
              [TD]Nakkaş-ı Ezelî: Ezelî Nakkaş; ezelden beri bütün varlıkları nakış nakış işleyip san’atla yaratan Allah[/TD]
              [TD]Sâni: herşeyi san’atla yaratan Allah[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]Sâni-i Zülcelâl: büyüklük ve haşmet sahibi olan ve herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah[/TD]
              [TD]adem: yokluk[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]berâhin: güçlü deliller, sarsılmaz kanıtlar[/TD]
              [TD]bâhusus: özellikle; bilhassa[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]eb’âd-ı vâsia: geniş mesafeler, boyutlar, uzaklıklar[/TD]
              [TD]esbab-ı tabiiye: tabiî, doğal sebepler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]farz-ı muhal olarak: olmayacak birşeyi olacakmış gibi düşünerek… varsayalım ki…[/TD]
              [TD]fikr-i hakikat: gerçek ve doğru bir düşünce, gerçeğe nüfuz eden düşünce[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]fâil-i muhtar: dilediğini yapmakta serbest olan[/TD]
              [TD]hakikat: gerçek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]heyet-i mecmua: bütün hepsi; bütün bölümleri, bireyleri[/TD]
              [TD]hikmet: sır, gaye, fayda; bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde yaratılma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ifa: yerine getirme[/TD]
              [TD]intaç etmek: sonuç vermek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]izhar: ortaya çıkarma, gösterme[/TD]
              [TD]i’câz: mu’cize oluş, bir benzerini yapmakta başkalarını âciz bırakma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kast: amaç, hedef[/TD]
              [TD]kelimat: kelimeler, sözler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kemal-i zuhur: son derece açık olma; gözlerin görme sınırını aşacak şiddette açık ve meydanda olma[/TD]
              [TD]kemâl-i acz: tam anlamıyla âcizlik, güçsüzlük[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kitab-ı kâinat: kâinat kitabı[/TD]
              [TD]kıraat etmek: okumak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mele-i âlâ: Allah katında en yüksek en yakın makam; melekler âlemi[/TD]
              [TD]muktedir: güçlü[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]muvâzene-i cereyan-ı umumî: genel gidişatın dengesi, bütün hareket ve faaliyetlerin dengesi [/TD]
              [TD]mu’cize-i kudret: Allah’ın kudret mu’cizesi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mübalâğa: abartı[/TD]
              [TD]münasebettar: ilgili, bağlantılı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]müteveccih: yönelmiş, dönmüş[/TD]
              [TD]nazzâm: nizam veren, düzene koyan[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nisbet: bağ[/TD]
              [TD]nizam: düzen[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nâkıs: noksan, eksik[/TD]
              [TD]nâzır: bakan, gözeten[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]sahife-i âlem: evren sayfası[/TD]
              [TD]selâsil-i resâil: mektup silsileleri, mektup zincirleri[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]silsile-i hâdisât: olaylar zinciri[/TD]
              [TD]tecellî etmek: yansımak, görünmek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]telif: yazma[/TD]
              [TD]vahdet: birlik[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]vücut: varlık[/TD]
              [TD]zerrat: zerreler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
              [TD]zıd: ters, karşıt, zıt[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]âlâ-yı illiyyîn-i tevhid: tevhid mertebelerinin en yükseği; her şeyi bir olan Allah’a verme derecelerinin en yükseği, en zirvesi[/TD]
              [TD]âyât: âyetler, deliler[/TD]
              [/TR]

              [/TABLE]

              #802650
              Anonim


                olan bu kitabın öyle bir muzâaf iştibak-ı tesânüd-ü nazmı vardır ki, bir noktayı yerinde icad etmek için, bütün kâinatı icad edecek bir kudret-i gayr-ı mütenahi lâzımdır. Demek sivrisineğin gözünü halk eden, güneşi dahi o halk etmiştir. Pirenin midesini tanzim eden, manzume-i şemsiyeyi de o tanzim etmiştir.

                Sünuhat
                ’ın dokuzuncu sahifesinde blank.gif1مَاخَلْقُكُمْ وَلاَ بَعْثُكُمْ اِلاَّ كَنَفْسٍ وَاحِدَةٍ âyetinin sırrına müracaat et. Yalnız şu kitabın küçük bir kelimesi olan balarısını gör: Nasıl şehd ü şehadet o mu’cize-i kudretin lisanından akıyor! Veyahut şu kitabın bir noktası olan hurdebînî bir huveynat ki, çok defa büyülttükten sonra görünür. Dikkat et: Nasıl mu’ciznümâ, hayret-fezâ bir misâl-i musağğar-ı kâinattır! Sûre-i Yâsin, sûret-i lâfz-ı “Yâsin” de yazıldığı gibi, cezâletli, mûciz bir nokta-i câmiadır. Onu yazan, bütün kâinatı da o yazmıştır. Eğer insafla dikkat etsen, şu küçücük hayvanın ve huveynatın sureti altında olan makine-i dakika-i bedîa-i İlâhiyenin şuursuz, kör, mecrâ ve mahrekleri tahdid olunmayan ve imkânâtından evleviyet olmayan esbab-ı basîta-i câmide-i tabiiyeden husulünü, muhal-ender-muhal göreceksin

                Eğer herbir zerrede hükemâ şuuru, etibbâ hikmeti, hükkâmın siyaseti bulunduğunu ve herbir zerre de sair zerratla vasıtasız muhabere ettiğini itikad edersen, belki nefsini kandırıp o muhali de itikad edebilirsin. Halbuki, o zîhayat makinede öyle bir mu’cize-i kudret, öyle bir harika-i hikmet vardır ki, ancak bütün kâinatı, bütün şuûnatını icad eden, tanzim eden bir Sâniin sun’u olabilir. Yoksa kör, az, basit imkân tereddüdüyle ayak atamaz. Esbab-ı tabiîden olamaz. Bâhusus



                [NOT]Dipnot-1 “Sizin yaratılmanız da, diriltilmeniz de, tek bir kişinin yaratılıp diriltilmesi gibi kolaydır.” Lokman Sûresi, 31:28.
                [/NOT]

                [TABLE]

                [TR]
                [TD]Sâni: herşeyi san’atla yaratan Allah
                [/TD]
                [TD]Sûre-i Yâsin: Yâsin Sûresi, Kur’ân-ı Kerimin 36. sûresi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]Sünuhat: Üstad Bediüzzaman’ın Eski Said döneminde yazdığı bir eser[/TD]
                [TD]cezâlet: akıcı ve güçlü ifade, güçlü anlatım[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]esbab-ı basîta-i câmide-i tabiiye: tabiattaki basit cansız sebepler[/TD]
                [TD]esbab-ı tabiî: tabiî, doğal sebepler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]etibbâ: tabibler, doktorlar[/TD]
                [TD]halk eden: yaratan[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]harika-i hikmet: hikmet harikası; harika bir gaye ve olağanüstü bir fayda[/TD]
                [TD]hayret-fezâ: hayret veren, şaşırtan[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hikmet: bilim[/TD]
                [TD]hurdebini: mikroskobik[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]husul: meydana gelme[/TD]
                [TD]huveynat: mikroplar; mikroskopik hayvanlar[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hükemâ: âlimler, filozoflar[/TD]
                [TD]hükkâm: hâkimler, büyük devlet adamları[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]icad etmek: yaratmak, var etmek[/TD]
                [TD]imkân: olabilirlik, varlığı ile yokluğu eşit olan ve varlığı Allah’ın var etmesine bağlı olan[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]imkânâtından evleviyet olmayan: ihtimallerindeki öncelikleri ayırt edilemeyen; oluşma ihtimallerinde öncelik olmayan[/TD]
                [TD]insaf: merhamet ve adalet dairesinde hareket[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]itikad etme: inanma[/TD]
                [TD]iştibak-ı tesânüd-ü nazm: bir ağ gibi birbirine bağlanıp dayanmış olan nazım, diziliş[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kudret-i gayr-ı mütenahi: sonsuz bir kudret ve muktedir bir iktidar[/TD]
                [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]lisan: dil[/TD]
                [TD]mahrek: hareket yeri[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]makine-i dakika-i bedîa-i İlâhiye: Allah’ın eşi ve benzeri olmayan, ince ayarlı makinası, sistemi, düzeni[/TD]
                [TD]manzume-i şemsiye: güneş sistemi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mecrâ: akım yeri[/TD]
                [TD]misâl-i musağğar-ı kâinat: âlemin küçültülmüş örneği[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]muhabere etme: haberleşme[/TD]
                [TD]muhal: imkânsız, olması aslâ mümkün değil[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]muhal-ender-muhal: imkânsızlık içinde imkânsızlık, olması aslâ mümkün olmayan[/TD]
                [TD]muzâaf: kat kat[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mu’cize-i kudret: Allah’ın kudret mu’cizesi[/TD]
                [TD]mu’ciznümâ: mu’cize gösteren, mu’cizeli[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mûciz: kısa ve özlü ifade[/TD]
                [TD]müracaat: başvurma[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nefis: bir kimsenin kendisi[/TD]
                [TD]nokta-i câmia: kapsamlı bir nokta[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]sair: diğer[/TD]
                [TD]sun’: san’at[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]suret: görünüm, şekil[/TD]
                [TD]sûret-i lâfz-ı Yâsin: Yasin kelimesinin yazılış şekli[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]sır: gizli gerçek[/TD]
                [TD]tahdid: sınırlama[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tereddüt: şüphe[/TD]
                [TD]zerrat: zerreler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]zerre: en küçük madde parçası[/TD]
                [TD]zîhayat: canlı, hayat sahibi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]şehd ü şehadet: şehadet balı[/TD]
                [TD]şuur: bilinç[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]şuûnat: işler, haller[/TD]
                [/TR]

                [/TABLE]

                #802649
                Anonim


                  o esbab-ı tabiîyenin üssü’l-esası hükmünde olan cüz-ü lâyetecezzâdaki kuvve-i câzibe ve kuvve-i dâfianın içtimâlarının hortumu üzerinde, bir muhaliyet damgası var. Fakat câizdir ki, herbir şeyin esası zannettikleri olan cezb, def, hareket, kuvâ gibi emirler, âdâtullahın kanunlarına birer isim olsun. Lâkin kanun, kaidelikten tabiîliğe ve zihnîlikten hâricîliğe ve itibarîden hakikate ve âletiyetten müessiriyete geçmemek şartıyla kabul ederiz.

                  S: Ezeliyet-i madde ve harekât-ı zerrattan teşekkül-ü envâ gibi umur-u bâtılaya neden ihtimal veriliyor?

                  C: Sırf başka şey ile nefsini ikna etmek sadedinde olduğu için, o umurun esas‑ı fasidesini tebeî bir nazarla derk etmediğinden neş’et ediyor. Eğer nefsini ikna etmek suretinde, kasten ve bizzat ona müteveccih olursa, muhaliyetine ve mâkul olmadığına hükmedecektir. Faraza kabul etse de, tegafül-ü ani’s-Sâni sebebiyle hasıl olan ıztırar ile kabul edilebilir. Dalâlet ne kadar aciptir. Zât-ı Zülcelâlin lâzım-ı zarurîsi olan ezeliyeti ve hassası olan icadı aklına sığıştırmayan, nasıl oluyor ki gayr-ı mütenâhî zerrâta ve aciz şeylere veriyor?

                  Evet, meşhurdur ki, hilâl-i îde bakarlardı. Kimse birşey görmedi. İhtiyar bir zât yemin etti: “Hilâli gördüm.” Halbuki gördüğü hilâl, kirpiğinin takavvüs etmiş beyaz bir kılı idi. Kıl nerede, kamer nerede? Harekât-ı zerrat nerede, sebeb-i teşkil-i envâ nerede?

                  İnsan fıtraten mükerrem olduğundan hakkı arıyor. Bazan bâtıl eline gelir, hak zannederek koynunda saklar. Hakikati kazarken ihtiyarsız dalâlet başına düşer; hakikat zannederek başına giydiriyor.



                  [TABLE]

                  [TR]
                  [TD]Zât-ı Zülcelâl: haşmet ve yücelik sahibi Zât, Allah[/TD]
                  [TD]acip: acayip, şaşırtıcı, tuhaf[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]aciz: güçsüz[/TD]
                  [TD]bizzat: doğrudan[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]bâhusus: özellikle; bilhassa[/TD]
                  [TD]bâtıl: doğru olmayan, İslâmiyete uymayan[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]cezb: çekim[/TD]
                  [TD]câiz: mümkün olan[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]cüz-ü lâyetecezzâ: bölünmeyen, parçalanmayan en ufak zerre, bölünmez parça; atom[/TD]
                  [TD]dalâlet: doğru ve hak yoldan sapma, sapkınlık[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]def: uzaklaştırma[/TD]
                  [TD]derk etmek: anlamak, algılamak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]esas: temel[/TD]
                  [TD]esas-ı fayda: asıl fayda, asıl yarar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]esbab-ı tabiîye: tabiî, doğal sebepler[/TD]
                  [TD]ezeliyet: sonradan var olmama, varlığının başlangıcı olmaması[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ezeliyet-i madde: sonradan meydana gelmemiş ve varlığının başlangıcı olmayan madde; maddenin yaratılmamış olması[/TD]
                  [TD]faraza: varsayalım ki[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]fıtraten: yaratılış açısından[/TD]
                  [TD]gayr-ı mütenâhî: sonsuz[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]harekât-ı zerrat: zerrelerin, atomların hareketleri[/TD]
                  [TD]hassa: özellik[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hasıl olan: ortaya çıkan[/TD]
                  [TD]hilâl: yay şeklinde görülen ay[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hilâl-i îd: bayram hilâli; Ramazan’nın son günü akşamı görülen Şevval ayı hilâli[/TD]
                  [TD]hâricî: dışarıya ait; zihnin dışındaki gerçek dünyaya ait[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hükmetmek: kesin bir yargıya varmak[/TD]
                  [TD]hükmünde olma: benzer birşeyle aynı hükmü taşımak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]icad: var etme, meydana getirme[/TD]
                  [TD]itibarî: var sayılan, gerçek ve fiilî olmayan[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]içtimâ: toplanma, bir araya gelme[/TD]
                  [TD]kaide: düstur, prensip[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kamer: ay[/TD]
                  [TD]kuvve-i câzibe: çekim gücü[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kuvve-i dâfia: itme gücü[/TD]
                  [TD]kuvâ: kuvvetler, güçler; enerjiler[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]lâzım-ı zarurî: olması gerekli, şart olan[/TD]
                  [TD]muhaliyet: imkânsızlık; yani fâil olması, bizzat işi yapması mümkün değil [/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mâkul: akla uygun[/TD]
                  [TD]müessiriyet: tesirlilik, bizzat fiil ve eseri yapan olma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mükerrem: şerefli[/TD]
                  [TD]müteveccih: yönelmiş, dönmüş[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nazar: bakış[/TD]
                  [TD]nefis: bir kimsenin kendisi[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]neş’et etmek: doğmak, kaynaklanmak[/TD]
                  [TD]saded: niyet, maksat[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]sebeb-i teşkil-i envâ: türlerin oluşum sebebi[/TD]
                  [TD]suret: görünüm, şekil[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tabiî: doğaya, tabiata ait[/TD]
                  [TD]takavvüs: yay gibi bükülme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tebeî: başka birşeye tabi olan, dolaylı[/TD]
                  [TD]tegafül-ü ani’s-Sâni: her şeyin sanatkârı olan Allah’ı unutma veya unutur gibi yapma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]teşekkül-ü envâ: türlerin oluşumu, meydana gelmeleri[/TD]
                  [TD]umur: işler[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]umur-u bâtıla: doğru olmayan hususlar[/TD]
                  [TD]zerrât: zerreler, atomlar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]zihnî: düşünce kalıpları içerisinde olan[/TD]
                  [TD]zât: kişi[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]âdetullah: Allah’ın kâinata koyduğu kanun ve prensipler[/TD]
                  [TD]âletiyet: âletlik, vasıtalık[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]üssü’l-esas: temel taşı; esas sağlam temel[/TD]
                  [TD]ıztırar: çaresizlik[/TD]
                  [/TR]

                  [/TABLE]

                  #802611
                  Anonim


                    S: Nedir şu tabiat, kavânin, kuva ki, onlarla kendilerini aldatıyorlar?

                    C: Tabiat, âlem-i şehadet denilen cesed-i hilkatin anâsır ve âzâsının ef’âlini intizam ve rapt altına alan bir şeriat-ı kübrâ-yı İlâhiyedir. İşte şu şeriat-ı fıtriyedir ki, “sünnetullah” ve “tabiat” ile müsemmâdır. Hilkat-i kâinatta câri olan kavânin-i itibariyesinin mecmû ve muhassalasından ibarettir. Kuvâ dedikleri şey, herbiri şu şeriatın birer hükmüdür. Ve kavânin dedikleri şey, herbiri şu şeriatın birer meselesidir. Fakat o şeriattaki ahkâmın yeknesak istimrârına istinaden vehim, hayal tasallut ederek tazyik edip, şu tabiat-ı hevaiye tevazzu’ ve tecessüm edip mevcud-u haricî ve hayalden hakikat suretine girmiştir. Hayali, hakikat suretinde gören, gösteren, nüfusun istidat-ı şûresinden, fâil-i müessir tavrını takmıştır. Halbuki, kör, şuursuz tabiat, kat’iyen kalbi ikna edecek ve fikre kendini beğendirecek ve nazar-ı hakikat ona ünsiyet edecek hiçbir mülâyemet ve münasebet yok iken ve masdar olmaya kabiliyeti mefkud iken, sırf nefy-i Sâni farazından çıkan bir ıztırar ile veleh-resan-ı efkâr olan kudret-i ezeliyenin âsâr-ı bâhiresinin tabiattan suduru tahayyül edilmiş.

                    Halbuki tabiat misalî bir matbaadır, tâbi’ değil; nakıştır, nakkaş değil; kàbildir, fâil değil; mistardır, masdar değil; nizamdır, nâzım değil; kanundur, kudret değil; şeriat-ı iradiyedir, hakikat-i hariciye değil. Meselâ, yirmi yaşında bir adam birden bire dünyaya gelse, hâli bir yerde, muhteşem ve sanayi-i nefîsenin âsârıyla müzeyyen bir saraya girse, hem farz etse, kat’iyen hariçten gelme hiçbir

                    [TABLE]

                    [TR]
                    [TD]ahkâm: hükümler, esaslar
                    [/TD]
                    [TD]anâsır: unsurlar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]cesed-i hilkat: yaratılmış olan varlık cesedi, bedeni[/TD]
                    [TD]câri olan: geçerli olan[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ef’âl: fiiler, işler[/TD]
                    [TD]faraz: varsayım[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]fâil: işi yapan, fiilin sahibi[/TD]
                    [TD]fâil-i müessir: etkin olan; iş ve fiili bizzat yapan[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hakikat: gerçek[/TD]
                    [TD]hakikat-i hariciye: dışa ait, görünen maddî gerçek[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hariç: dış, dışarı[/TD]
                    [TD]hilkat-i kâinat: evrenin yaratılışı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hâli: boş, ıssız[/TD]
                    [TD]intizam: düzen, disiplin[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]istidat-ı şûre: çorak, verimsiz yetenek[/TD]
                    [TD]istimrâr: devamlı sürüp gitme, devamlı olma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]istinaden: dayanarak[/TD]
                    [TD]kabil: mümkün, olabilir[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kat’iyen: kesinlikle[/TD]
                    [TD]kavânin: kanunlar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kavânin-i itibariye: itibarî kanunlar; maddî olmayan kanunlar[/TD]
                    [TD]kudret: güç, iktidar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kudret-i ezeliye: Cenâb-ı Hakkın ezelî kudreti[/TD]
                    [TD]kuvâ: kuvvetler, güçler; enerjiler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]masdar: kaynak[/TD]
                    [TD]mecmû: toplanmış, bir araya getirilmiş[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mefkud: kaybolmuş[/TD]
                    [TD]mevcud-u haricî: gözle görülür şekilde maddî bir yapıya sahip olan[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]misalî: görüntüden ibaret[/TD]
                    [TD]mistar: cetvel, şablon[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]muhassala: sonuç, toplam[/TD]
                    [TD]muhteşem: ihtişamlı, görkemli[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mülâyemet: uygunluk[/TD]
                    [TD]münasebet: bağlantı, ilgi[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]müsemmâ: isimlendirilen[/TD]
                    [TD]müzeyyen: süslenmiş[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nakkaş: nakış ustası[/TD]
                    [TD]nakış: işleme, süsleme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nazar-ı hakikat: gerçek bakış[/TD]
                    [TD]nefy-i Sâni: kâinatın san’atkârı olan Allah’ı reddetme, yok sayma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nizam: düzen[/TD]
                    [TD]nâzım: düzenleyen[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nüfus: nefisler[/TD]
                    [TD]rapt: bağ[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]sanay-i nefîse: güzel san’atlar, ileri sanayi[/TD]
                    [TD]sudur: çıkma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]suret: görünüm, şekil[/TD]
                    [TD]sünnetullah: kâinatta yürürlükte olan İlâhî kanunlar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tabiat: doğa; düzenin devam etmesi gayesiyle Allah tarafından kâinata konulmuş olan kanunlar mecmuası[/TD]
                    [TD]tabiat-ı hevai: hava gibi görünmez ve lâtif özellikte olan tabiat[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tahayyül edilmek: hayal edilmek[/TD]
                    [TD]tasallut: musallat olma, sataşma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tazyik etme: zorlama, baskı yapma[/TD]
                    [TD]tecessüm: cisimlenme, maddî olarak görünme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tevazzu’: madde gibi bir mekân alma[/TD]
                    [TD]tâbi’: tab eden, basan[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]vehim: kuruntu, olmayan şeyi varmış gibi gösteren düşünce[/TD]
                    [TD]veleh-resan-ı efkâr: fikirleri, düşünceleri hayrette bırakan[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]yeknesak: tekdüze, monoton[/TD]
                    [TD]âlem-i şehadet: görünen âlem[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]âsâr: eserler[/TD]
                    [TD]âsâr-ı bâhire: apaçık eserler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]âzâ: uzuvlar, organlar[/TD]
                    [TD]ünsiyet: alışkanlık, yakınlık[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ıztırar: çaresizlik[/TD]
                    [TD]şeriat: İlâhî anayasa, Allah’ın koyduğu kanunlar mecmuası[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]şeriat-ı fıtriye: Allah’ın yaratılışa koyduğu ve bütün varlıkların tabi olduğu anayasa, kanunlar mecmuası[/TD]
                    [TD]şeriat-ı iradiye: Cenâb-ı Hakkın irade sıfatından gelen şeriat, tabiat kanunları[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]şeriat-ı kübrâ-yı İlâhiye: Allah’ın kâinata koyduğu ve bütün varlıkların tabi olduğu büyük anayasa, kanunlar mecmuası[/TD]
                    [/TR]

                    [/TABLE]

                    #802610
                    Anonim


                      fâilin eseri değil. Sonra içindeki eşya-yı muntazamaya sebep ararken, tanziminin kavâninini câmi bir kitap bulsa, onu mâkes-i şuur olduğundan, bir fâil, bir illet-i ıztırarî kabul eder. İşte, Sâni-i Zülcelâlden tegafül sebebiyle, böyle gayr-ı mâkul, gayr-ı mülâyim bir illet-i ıztırarî olan tabiat ile kendilerini aldatmışlar.

                      Şeriat-ı İlâhiye ikidir:

                      Biri: Sıfat-ı kelâmdan gelen bir şeriattır ki, beşerin ef’âl-i ihtiyariyesini tanzim eder.

                      İkincisi: Sıfat-ı iradeden gelen ve “evâmir-i tekviniye” tesmiye edilen şeriat-ı fıtriyedir ki, bütün kâinatta câri olan kavânin-i âdâtullahın muhassalasından ibarettir. Evvelki şeriat nasıl kavânîn-i akliyeden ibârettir; tabiat denilen ikinci şeriat dahi, mecmu-u kavânin-i itibariyeden ibarettir. Sıfat-ı kudretin hassası olan tesir ve icada mâlik değillerdir.

                      Sabıkan, sırr-ı tevhid beyanında demiştik: Herşey herşeyle bağlıdır. Birşey herşeysiz yapılmaz. Birşeyi halk eden, herşeyi halk etmiştir. Öyleyse, birşeyi yapan Vâhid, Ehad, Ferd, Samed olmak zarurîdir.

                      Şu ehl-i dalâletin gösterdikleri esbab-ı tabiiye, hem müteaddit, hem birbirinden haberi yok, hem kör, iki elinde iki kör olan tesadüf-ü a’mâ ve ittifakıyet-i avrânın eline vermiştir.

                      قُلِ اللهُ ثُمَّ ذَرْهُمْ فِى خَوْضِهِمْ يَلْعَبُونَ 1



                      [NOT]

                      Dipnot-1 “Sen Allah de, sonra da onları daldıkları batakta bırak, oynayadursunlar.” En’âm Sûresi, 6:91.
                      [/NOT]

                      [TABLE]

                      [TR]
                      [TD]Ehad: her bir varlık üzerinde birliğinin izleri görünen ve bütün kemâl sıfatların sahibi olan bir Allah[/TD]
                      [TD]Ferd: vâhid ve ehad olan; birliğiyle kâinatın tamamına ve kâinatta bulunan her bir varlığa bizzat hükmeden ve Kendisinin hiçbir dengi ve benzeri bulunmayan Allah[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]Samed: Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan ve herşey Kendisine muhtaç olan Allah[/TD]
                      [TD]Sâni-i Zülcelâl: büyüklük ve haşmet sahibi olan ve herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]Vâhid: Zâtında, sıfatlarında, isimlerinde, işlerinde ve hükümlerinde asla ortağı, benzeri ve dengi olmayan ve herşeyi birliğiyle kuşatan Allah[/TD]
                      [TD]beyan: açıklama, anlatım[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]beşer: insan[/TD]
                      [TD]câmi: içine alan[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]câri olan: geçerli olan[/TD]
                      [TD]ef’âl-i ihtiyariye: iradeyle yapılan davranışlar, fiiller[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ehl-i dalâlet: doğru ve hak yoldan sapanlar[/TD]
                      [TD]esbab-ı tabiiye: doğal sebepler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]evvel: önce[/TD]
                      [TD]evâmir-i tekviniye: Allah’ın kâinata koyduğu kanunlar, emirler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]eşya-yı muntazama: düzenli eşya, düzenli şeyler[/TD]
                      [TD]fâil: işi yapan, fiilin sahibi[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]gayr-ı mâkul: akla uymayan[/TD]
                      [TD]gayr-ı mülâyim: uygunsuz, abes[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]halk etmek: yaratmak[/TD]
                      [TD]hassa: özellik[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]icad: var etme, meydana getirme[/TD]
                      [TD]illet-i ıztırarî: çaresizlik sonucu olarak iddia edilen sebep[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ittifakıyet-i avrâ: tek gözü kör olan ittifak, beraberlik; arkasında hükmeden İlâhî kudret görülmediği için sadece maddî güce sahip olduğu sanılan birlik ve beraberlik[/TD]
                      [TD]kavânin: kanunlar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kavânin-i âdâtullah: Âdetullah kanunları; kâinatta işleyen İlâhî yasalar, yaratılış kanunları[/TD]
                      [TD]kavânîn-i akliye: aklî kanunlar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kâinat: evren, bütün yaratılmışlar[/TD]
                      [TD]mecmu-u kavânin-i itibariye: varsayıma dayalı kanunlar bütünü[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]muhassala: sonuç, toplam[/TD]
                      [TD]mâkes-i şuur: şuur ve düşüncenin yansıdığı yer, şuur aynası[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mâlik: sahip[/TD]
                      [TD]müteaddit: bir çok, çeşitli[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]sabıkan: bundan önce[/TD]
                      [TD]sıfat-ı irade: Cenab-ı Hakkın irade sıfatı, niteliği[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]sıfat-ı kelâm: konuşma sıfatı[/TD]
                      [TD]sıfat-ı kudret: kudret sıfatı, neteliği[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]sırr-ı tevhid: birlik espirisi; herşeyin bir olan Allah’a ait olmasının sırrı, Ona ait kılma sırrı[/TD]
                      [TD]tabiat: doğa; Allah’ın kâinata koyduğu ve kâinatın düzenini devam ettirmeye sebep olan kanunlar mecmuası [/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tanzim: düzenleme[/TD]
                      [TD]tegafül: gaflet etme, bilmez görünme, anlamazlıktan gelme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tesadüf-ü a’mâ: kör raslantı[/TD]
                      [TD]tesmiye edilen: adlandırılan[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]zarurî: zorunlu[/TD]
                      [TD]şeriat: İlâhî kanun, anayasa[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]şeriat-ı fıtriye: Allah’ın yaratılışa koyduğu, bütün varlıkların bağlı olduğu anayasa, kanunlar mecmuası[/TD]
                      [TD]şeriat-ı İlâhiye: Allah’ın koymuş olduğu anayasa, kanunlar mecmuası[/TD]
                      [/TR]

                      [/TABLE]

                      #802609
                      Anonim


                        Elhâsıl: İkinci burhanımız olan kitab-ı kebir-i kâinattaki nazm ve nizam, intizam ve telifindeki i’câz güneş gibi gösteriyor ki, bir kudret-i gayr-ı mütenahi, bir ilm-i layetenâhî, bir irâde-i ezeliyenin eserleridir.

                        S: Nazm ve nizam-ı tâmme neyle sabittir?

                        Elcevap: Nev-i beşerin havâs ve cevâsisi hükmünde olan fünun-u ekvan, istikrâ-i tâmme ile o nizamı keşfetmişlerdir. Çünkü, herbir nev’e dair bir fen ya teşekkül etmiş veya etmeye kabildir. Herbir fen, külliyet-i kaide hesabıyla, kendi nev’indeki nazm ve intizamı gösteriyor. Zira, herbir fen kavaid-i külliye desâtirinden ibarettir. Demek, şahsın nazarı, nizamı ihata etmezse, cevâsis-i fünun vasıtasıyla görür ki, insan-ı ekber, insan-ı asgar gibi muntazamdır. Herbir şey, hikmet üzere vaz edilmiştir. Faidesiz, abes yoktur. ŞuHAŞİYE-1*) burhanımız değil yalnız erkânı ve âzâsı, belki bütün hüceyratı, belki bütün zerratı birer lisan-ı zâkir-i tevhid olarak büyük burhanın sadâ-yı bülendine iştirak ederek Lâ ilâhe illâllah diye zikrediyorlar.

                        ÜÇÜNCÜ BURHAN: Kur’ân-ı Azîmüşşandır. Şu burhan-ı nâtıkın sinesine kulağını yapıştırsan işiteceksin, “Allahü Lâ İlâhe İllâ Hû”yu tekrar ediyor. Hem gayet mükemmel semerâtıyla, meyvedar bir ağacın menba-ı hayatı olan cürsûme olmazsa veya kökü bozuk ise, semere vermez. Şu burhanımızın dallarında meyve-i hak ve hakikat o kadar çoktur ve o kadar doğrudur ki, şüphe bırakmaz ki, cürsûmesinde olan mesele-i tevhid, hiç vehim bırakmaz derecede kuvvetli,



                        [NOT]Haşiye-1*) Delâletçe siması bir Hu lafzına benzer ki, o’nun herbir cüz’ü küçük ’lardan, herbir küçük ’da küçücük ’lardan teşekkül etmiştir.
                        [/NOT]

                        [TABLE]

                        [TR]
                        [TD]Allahü Lâ İlâhe İllâ Hû: “O Allah ki, Ondan başka ilâh yoktur”
                        [/TD]
                        [TD]: O, Allah[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]Kur’ân-ı Azîmüşşan: şan ve şerefi yüce olan Kur’ân[/TD]
                        [TD]Lâ ilâhe illâllah: “Allah’tan başka ilâh yoktur”[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]abes: boş ve faydasız[/TD]
                        [TD]burhan: güçlü ve sarsılmaz delil[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]burhan-ı nâtık: konuşan delil[/TD]
                        [TD]cevâsis: gizli şeyleri araştıranlar[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]cevâsis-i fünun: casus gibi davranan fenler; gizli şeyleri araştıran fenler[/TD]
                        [TD]cürsûme: kök[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]cüz’: kısım, parça[/TD]
                        [TD]delâletçe: işaret olarak, gösterdiği mânâ olarak[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]desâtir: prensipler, kurallar[/TD]
                        [TD]elcevap: cevap, yanıt[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]elhâsıl: kısaca, özetle[/TD]
                        [TD]erkân: temel unsurlar, esaslar[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]fen: bilim[/TD]
                        [TD]fünun-u ekvan: yaratılışa ait ilimler, pozitif bilimler[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]gayet: son derece[/TD]
                        [TD]hakikat: gerçek[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]havâs: hasseler, duyular, duygular[/TD]
                        [TD]hikmet: gaye, fayda, güzel san’at[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hüceyrat: hücreler[/TD]
                        [TD]hükmünde olan: bir şeyle aynı hükmü alan[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ihata etmek: içine almak, kapsamak[/TD]
                        [TD]ilm-i layetenâhî: Allah’ın sonu olmayan ilimi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]insan-ı asgar: küçük insan, insan [/TD]
                        [TD]insan-ı ekber: büyük insan, kâinat[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]intizam: düzenlilik[/TD]
                        [TD]irâde-i ezeliye: ezelî olan Allah’ın irâdesi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]istikrâ-i tâmme: tümevarım, endüksiyon; bir bütünü oluşturan parçaların hepsini inceleyerek o bütün hakkında hüküm vermek[/TD]
                        [TD]iştirak etmek: katılmak[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]i’câz: mu’cize oluş, bir benzerini yapmakta başkalarını aciz bırakma[/TD]
                        [TD]kabil: mümkün[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kavaid-i külliye: geniş kapsamlı kanunlar[/TD]
                        [TD]kitab-ı kebir-i kâinat: büyük kâinat kitabı; bir kitabı andıran evren[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kudret-i gayr-ı mütenahi: Allah’ın sonsuz güç ve iktidarı[/TD]
                        [TD]külliyet-i kaide: kuralın genelliği, kapsamlılığı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]lafz: ifade, kelime, söz[/TD]
                        [TD]lisan-ı zâkir-i tevhid: Allah’ın birliğini zikreden, anan dil[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]menba-ı hayat: hayat kaynağı[/TD]
                        [TD]mesele-i tevhid: tevhid meselesi; birleme konusu[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]meyve-i hak: hakikat, gerçek denilen meyve[/TD]
                        [TD]meyvedar: meyveli[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]muntazam: düzenli[/TD]
                        [TD]mükemmel: eksiksiz[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nazar: bakış, görüş[/TD]
                        [TD]nazm: diziliş, ahenk ve vezin[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nev-i beşer: insanlar[/TD]
                        [TD]nev’: tür, cins[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nizam: düzen[/TD]
                        [TD]nizam-ı tâmme: tam bir düzen[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]sadâ-yı bülend: yüksek ses[/TD]
                        [TD]semere: meyve[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]semerât: meyveler[/TD]
                        [TD]sima: yüz, çehre, görünüş[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]sine: göğüs[/TD]
                        [TD]telif: yazma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]teşekkül etme: ortaya çıkma, şekillenme[/TD]
                        [TD]vasıtasıyla: aracılığıyla[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]vaz edilme: konulma, yerleştirilme[/TD]
                        [TD]vehim: zan, şüphe, kuruntu[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]zerrat: zerreler[/TD]
                        [TD]zikretmek: anmak[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]âzâ: uzuvlar, organlar[/TD]
                        [/TR]

                        [/TABLE]

                        #802608
                        Anonim


                          doğru bir hak ve hakikati tazammun ediyor. Hem şu burhanın âlem-i şehadet tarafına tedellî etmiş olan ahkâma dair dalı, bütün sıdk ve hak ve hakikat olduğu gibi, bizzarure âlem-i gayb tarafına uzanan tevhide ve gayba dair gusn-u azamı (büyük dalı) yine sabit hakaikle meyvedardır.

                          Hem derince şu burhan tersim edilse anlaşılır ki, onu gösteren zât, neticesi olan mesele-i tevhidde o kadar emindir ki, hiçbir şaibe-i tereddüt hiçbir tarafında ihsas edilmiyor. Hem o neticeyi bütün hakaike esas addederek, müselleme ve zaruriye olduğunu bütün kuvvet-i beyanıyla ve ısrarıyla ona giydiriyor. Ve başka şeyleri ona ircâ ediyor. Temel taşı o şedit kuvvet, sun’î olamaz. Hem de, üstündeki sikke-i i’câz her ihbarını tasdik eder, tezkiyeden müstağni kılar. Âdeta ihbaratı binefsihâ sâbit umurlardandır. Evet, şu burhan-ı münevverin altı ciheti de şeffaftır. Üstünde i’câz, altında mantık ve delil, sağında aklı istintak, solunda vicdanı istişhad, önünde, hedefinde hayır ve saadet, nokta-i istinadı vahy-i mahzdır. Vehmin ne haddi var ki girebilsin!

                          Mârifet-i Sâni denilen kemâlât arşına uzanan miracların usulü dörttür.

                          Birincisi: Tasfiye ve işrâka müesses olan muhakkikîn-i sufiyenin minhacıdır.

                          İkincisi: İmkân ve hudûsa mebnî mütekellimîn tarîkidir.

                          Bu iki asıl, çendan Kur’ân’dan teşâub etmişlerdir. Lâkin fikr-i beşer başka surete ifrağ ettiği için uzunlaşmış ve müşkilleşmiş. Evhamdan masun kalmamışlar.



                          [TABLE]

                          [TR]
                          [TD]addetmek: saymak, tutmak[/TD]
                          [TD]ahkâm: hükümler, esaslar[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]arş: makam, derece[/TD]
                          [TD]binefsihâ: kendi kendine[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]bizzarure: ister istemez, zorunlu olarak[/TD]
                          [TD]burhan: güçlü ve sarsılmaz delil[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]burhan-ı münevver: nurlu, parlak delil[/TD]
                          [TD]cihet: taraf, yön[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]evham: vehimler, zanlar, kuşkular[/TD]
                          [TD]fikr-i beşer: insan fikri[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]gayb: bilinmeyen ve görünmeyen âlem[/TD]
                          [TD]gusn-u azam: büyük dal[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hakaik: hakikatler, gerçekler[/TD]
                          [TD]hakikat: gerçek; herbir şeyin gerçeği[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hayır: iyilik[/TD]
                          [TD]hudûs: sonradan meydana gelme, yok iken varlık kazanma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ifrağ etme: bir halden başka bir hâle dökme, sokma[/TD]
                          [TD]ihbar: haber verme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ihbarat: haber vermeler[/TD]
                          [TD]ihsas edilmek: hissedilmek[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]imkân: olabilirlik, varlığı ile yokluğu eşit olan ve varlığı Allah’ın var etmesine bağlı olan[/TD]
                          [TD]ircâ etmek: verme, dayandırma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]istintak: konuşturma[/TD]
                          [TD]istişhad: şahit gösterme, şahit tutma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]işrâk: sezgi; keşif ve ilham ile insanı Allah’a götüren yolları bulmaya çalışmak[/TD]
                          [TD]i’câz: mu’cize oluş, bir benzerini yapmakta başkalarını aciz bırakma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kemâlât: mükemellikler, kusursuzluklar[/TD]
                          [TD]kuvvet-i beyan: güçlü anlatım[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]masun: sağlam, korunmuş[/TD]
                          [TD]mebnî: kurulmuş, bina edilmiş[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mesele-i tevhid: tevhid meselesi, birleme konusu[/TD]
                          [TD]meyvedar: meyveli[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]minhac: yol, meslek[/TD]
                          [TD]miraç: yükseliş[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]muhakkikîn-i sufiye: gerçekleri araştıran ve delilleriyle bilen tasavvuf âlimleri[/TD]
                          [TD]mârifet-i Sâni: herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah’ı bilme, tanıma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]müesses: kurulmuş[/TD]
                          [TD]müselleme: herkes tarafından kabul edilen; doğruluğu, gerçekliği herkesçe kabul edilmiş olan[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]müstağni kılmak: tenezzül etmemek, gerek duymamak[/TD]
                          [TD]mütekellimîn: kelâm âlimleri[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]müşkilleşmek: zorlaşmak[/TD]
                          [TD]nokta-i istinad: dayanak noktası[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]sikke-i i’câz: mu’cizelik mührü, benzerinin getirilmesinin imkânsızlığıyla ilgili delil[/TD]
                          [TD]sun’î: uydurma, yapmacık[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]suret: görünüm, şekil[/TD]
                          [TD]sıdk: doğruluk[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tarik: yol[/TD]
                          [TD]tasdik etmek: doğrulamak, onaylamak[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tasfiye: arındırma; zikir ve ibadetlerle kalbi ve aklı Allah’ın gayrından arındırarak Allah’a ve Onun marifetine ulaşmaya çalışmak[/TD]
                          [TD]tazammun etmek: içine almak, kapsamak[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tedellî etme: aşağı inme, eğilme[/TD]
                          [TD]tersim edilmek: resmedilmek, çizilmek[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tevhid: birleme; herşeyin bir olan Allah’a ait olması[/TD]
                          [TD]tezkiye: temize çıkarma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]teşâub etmek: şubelere, kısım ve bölümlere ayrılmak[/TD]
                          [TD]umur: işler[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]usul: metod, yol[/TD]
                          [TD]vahy-i mahz: Allah’ın vahyinin ta kendisi, sırf vahiy, hâlis ve katıksız vahiy[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]vehim: zan, şüphe, kuruntu[/TD]
                          [TD]zaruriye: zorunlu[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]âlem-i gayb: gayb âlemi, görünmeyen âlem[/TD]
                          [TD]âlem-i şehadet: görünen âlem[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]çendan: gerçi[/TD]
                          [TD]şaibe-i tereddüt: şüphe lekesi[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]şedit: şiddetli[/TD]
                          [/TR]

                          [/TABLE]

                          #802607
                          Anonim


                            Üçüncüsü: Şübehat-âlûd hükemâ mesleğidir.

                            Dördüncüsü ve en birincisi: Belâgat-ı Kur’âniyenin ulvî mertebesini ilân etmekle beraber, cezâlet cihetiyle en parlağı ve istikamet cihetiyle en kısası ve vuzuh cihetiyle beşerin umumuna en eşmeli olan mirac-ı Kur’ânîdir.

                            Hem o arşa çıkmak için dört vesile vardır: İlham, tâlim, tasfiye, nazar-ı fikrî.

                            Tarîk-i Kur’ânî iki nevidir.

                            Birincisi: Delil-i inayet ve gayettir ki, menâfi-i eşyayı tâdât eden bütün âyat-ı Kur’âniye bu delili nesc ve şu burhanı tanzim ediyorlar. Bu delilin zübdesi, kâinatın nizam-ı ekmelinde ittikan-ı san’at ve riayet-i mesâlih ve hikemdir. Bu ise, Sâniin kast ve hikmetini ispat ve tesadüf vehmini ortadan nefyediyor. Zira ittikan ihtiyarsız olmaz. Evet, nizamın şahitleri olan bütün fünun-u ekvan, mevcudatın silsilelerindeki halkalardan asılmış mesâlih ve semeratı ve inkılâbât-ı ahvâlin katmer ve düğümleri içinde saklanmaz hikem ve fevaidi göstermekle, Sâniin kast ve hikmetine kat’î şehadet ediyorlar. Ezcümle:

                            Fenn-i hayvanat, fenn-i nebatat, iki yüz bini mütecâviz envâın büyük peder ve âdemleri hükmünde olan mebdelerinin herbirinin hudûsuna şehadet ettiği gibi; mevhum ve itibarî olan kavânin, kör ve şuursuz olan esbab-ı tabiiye ise bu kadar hayret-fezâ silsileler ve bu silsileleri teşkil eden ve efrad denilen dehşet-engiz birer makine-i acîbe-i İlâhiyenin icad ve inşasına adem-i kabiliyetleri cihetiyle



                            [TABLE]

                            [TR]
                            [TD]Sâni: herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah[/TD]
                            [TD]adem-i kabiliyet: yeteneğin olmayışı[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]arş: en yüce makam[/TD]
                            [TD]belâgat-ı Kur’âniye: Kur’ân belâğatı, Kur’ân’ın güzel ve yerli yerinde ve muhatabın hâline uygun anlatımı[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]beşer: insan[/TD]
                            [TD]burhan: güçlü ve sarsılmaz delil[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]cezâlet: akıcı ve güçlü ifade, güzel anlatım[/TD]
                            [TD]dehşet-engiz: dehşet verici[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]delil-i inayet: bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan düzen delili[/TD]
                            [TD]efrad: fertler[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]envâ: türler, çeşitler[/TD]
                            [TD]esbab-ı tabiiye: doğal sebepler[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ezcümle: örneğin[/TD]
                            [TD]eşmel: en kapsamlı; en geniş[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]fenn-i hayvanat: hayvanları inceleyen ve onlar hakkında bilgi veren ilim dalı, zooloji[/TD]
                            [TD]fenn-i nebatat: bitkileri inceleyen ve onlar hakkında bilgi veren ilim dalı, botanik[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]fevaid: faydalar, yararlar[/TD]
                            [TD]fünun-u ekvan: yaratılışa ait ilimler, pozitif bilimler[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hayret-fezâ: hayret verici, şaşırtıcı[/TD]
                            [TD]hikem: hikmetler[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hikmet: Allah’ın bilerek yararlı bir şekilde iş yapması[/TD]
                            [TD]hudûs: sonradan meydana gelme, yok iken varlık kazanma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hükemâ: filozoflar, felsefeyle uğraşanlar[/TD]
                            [TD]hükmünde olan: bir şeyle aynı hükmü alan[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]icad: var etme[/TD]
                            [TD]ihtiyar: dileme, istek, irade[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ilham: Allah tarafından insanın kalbine indirilen mânâ[/TD]
                            [TD]inkılâbât-ı ahvâl: hallerdeki, durumlardaki değişimler[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]inşa: kurma, bina etme[/TD]
                            [TD]istikamet: doğruluk[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]itibarî: var sayılan[/TD]
                            [TD]itkan: bir şeyi sağlam ve pürüzsüz yapmak[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]itkan-ı san’at: sağlam ve pürüzsüz san’at[/TD]
                            [TD]kast: amaç, hedef[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]katmer: üst üste katlanmış sargı[/TD]
                            [TD]kavânin: kanunlar[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]makine-i acîbe-i İlâhiye: Allah’ın hayret verici makinesi, eseri[/TD]
                            [TD]mebde: başlangıç[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]menâfi-i eşya: eşyaların, varlıkların faydaları[/TD]
                            [TD]mesâlih: maslahatlar, faydalar, işler[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
                            [TD]mevhum: gerçekte olmadığı halde varmış gibi hayal edilen, düşünülen[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mirac-ı Kur’ânî: Kur’ânî yükseliş[/TD]
                            [TD]mütecâviz: sınırı geçen, başkalarının sınırını tecavüz eden[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]nazar-ı fikrî: fikrî nazar, düşünceye ait bakış, görüş[/TD]
                            [TD]nefyetmek: inkâr etmek, reddetmek[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]nesc: dokuma[/TD]
                            [TD]nevi: çeşit[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]nizam: düzen[/TD]
                            [TD]nizam-ı ekmel: en mükemmel ve eksiksiz düzen[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]peder: baba[/TD]
                            [TD]riayet-i mesâlih: amaçlara, yararlara riayet etme, uyma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]semerat: meyveler, neticeler[/TD]
                            [TD]silsile: zincir[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tanzim etmek: düzenlemek[/TD]
                            [TD]tarîk-i Kur’ânî: Kur’ânî yol[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tasfiye: arındırma[/TD]
                            [TD]teşkil eden: oluşturan[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tâdât eden: sayan[/TD]
                            [TD]tâlim: eğitim, öğretim[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ulvî: yüce, büyük[/TD]
                            [TD]umum: bütün[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]vehim: kuruntu, olmayan şeyi varmış gibi gösteren düşünce[/TD]
                            [TD]vesile: araç, vasıta[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]vuzuh: açıklık[/TD]
                            [TD]zübde: en seçkin kısım, öz[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]âyat-ı Kur’âniye: Kur’ân’î âyetler[/TD]
                            [TD]şehadet etmek: şahitlik yapmak[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]şübehat-âlûd: şüphelerle karma karışık olmuş, şüphelerle dolu[/TD]
                            [/TR]

                            [/TABLE]

                            #802606
                            Anonim



                              herbir fert, herbir nevi müstakillen Sâni-i Hakîmin dest-i kudretinden çıktıklarını ilân ve izhar ediyorlar. Kur’ân-ı Kerîm blank.gif1 فَارْجِعِ الْبَصَرَ هَلْ تَرَى مِنْ فُطُورٍ der.

                              Kur’ân’dan delil-i inayet, vücuh-u mümkinenin en mükemmel veçhi ile bulunuyor. Kur’ân kâinatta tefekküre emir verdiği gibi, fevâidi tezkâr ve ni’metleri tâdât eden âyâtın fevâsıl ve hâtimelerinde galiben akla havale ve vicdanla müşaverete sevk etmek için اَوَلاَ يَعْلَمُونَ 2 اَفَلاَ يَعْقِلُونَ 3 اَفَلاَ تَتَذَكَّرُونَ 4 فَاعْتَبِرُوا 5

                              gibi o burhan-ı inayeti ezhanda tesbit ediyor.


                              İkinci delil-i Kur’ânî: Delil-i ihtirâdır. Hülâsası:

                              Mahlûkatın her nevine, her ferdine ve o nev’e ve o ferde mürettep olan âsâr-ı mahsusasını müntiç ve istidad-ı kemâline münasip bir vücudun verilmesidir. Hiçbir nevi müteselsil-i ezelî değildir. İmkân bırakmaz. İnkılâb-ı hakikat olmaz. Mutavassıt nev’in silsilesi devam etmez. Tahavvül-ü esnaf inkılâb-ı hakaikin gayrısıdır. Madde dedikleri şey, suret-i mütegayyire, hem harekât-ı mütehavvile-i hâdiseden tecerrüd etmediğinden hudûsu muhakkaktır. Kuvvet ve suretler, a’râziyetleri cihetiyle envâdaki mübâyenet-i cevheriyeyi teşkil edemez. A’râz

                              [NOT]
                              Dipnot-1 “Haydi, çevir gözünü: En küçük bir kusur görüyor musun?” Mülk Sûresi, 67:3.
                              Dipnot-2 “Onlar bilmiyorlar mı ki?” Bakara Sûresi, 2:77.
                              Dipnot-3 “Hiç düşünmüyorlar mı?” Yâsin Sûresi, 36:68.
                              Dipnot-4 “Hiç düşünmez misiniz?” Yûnus Sûresi, 10:3.
                              Dipnot-5 “İbret alınız.” Haşir Sûresi, 59:2.
                              [/NOT]

                              [TABLE]

                              [TR]
                              [TD]Sâni-i Hakîm: herşeyi belirli maksat ve faydalara uygun ve tam yerli yerinde yaratan ve san’atlı bir şekilde yapan Allah[/TD]
                              [TD]a’râz: bir şeyin aslında bulunmayıp onun üzerinde sonradan meydana gelen[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]burhan-ı inayet: bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan düzen delili[/TD]
                              [TD]cihet: taraf, yön[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]delil-i Kur’ânî: Kur’ânî delil[/TD]
                              [TD]delil-i ihtirâ: Allah’ın hiç yoktan yaratması delili[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]delil-i inayet: bütün yararların, hikmetlerin ve faydaların kaynağı olan düzen delili[/TD]
                              [TD]dest-i kudret: Allah’ın kudret eli[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]envâ: türler, çeşitler[/TD]
                              [TD]ezhan: zihinler[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]fevâid: faydalar, kazançlar[/TD]
                              [TD]fevâsıl: fasıllar, bölümler[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]galiben: çoğunlukla[/TD]
                              [TD]gayr: hariç, başkası[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]harekât-ı mütehavvile-i hâdise: sonradan var olan değişen hareketler, oluşumlar[/TD]
                              [TD]havale: gönderme, verme[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hudûs: sonradan meydana gelme, yok iken varlık kazanma[/TD]
                              [TD]hâtime: sonuç, son bölüm[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hülâsa: özet, öz[/TD]
                              [TD]imkân: olabilirlik, varlığı ile yokluğu eşit olan ve varlığı Allah’ın var etmesine bağlı olan [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]inkılâb-ı hakaik: gerçek ve doğruların değişmesi, zıtlarına dönüşmesi[/TD]
                              [TD]inkılâb-ı hakikat: gerçek ve doğrunun değişmesi, zıttına dönüşmesi[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]istidad-ı kemâl: olgunlaşma kabiliyeti[/TD]
                              [TD]izhar etmek: göstermek, ortaya çıkarmak[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mahlûkat: yaratılmışlar, yaratılmış varlıklar[/TD]
                              [TD]muhakkak: gerçekliği kesin olan[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mutavassıt nev’: evrim teorisindeki ara geçiş türü, iki ayrı türden doğan melez[/TD]
                              [TD]mübâyenet-i cevheriye: asla, öze ait farklılık, zıtlık[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mükemmel: eksiksiz[/TD]
                              [TD]müntiç: netice veren[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mürettep: bağlantılı, dizili[/TD]
                              [TD]müstakillen: bağımsız olarak[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]müteselsil-i ezelî: başlangıcı olmayan sonsuz bir zincir[/TD]
                              [TD]müşaveret: birbirleriyle istişare etme; birbirlerine danışma[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]nevi: tür, çeşit[/TD]
                              [TD]sevk etmek: göndermek, yönlendirmek[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]silsile: zincir[/TD]
                              [TD]suret-i mütegayyire: değişken şekil[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tahavvül-ü esnaf: sınıfların, çeşitlerin dönüşümü[/TD]
                              [TD]tecerrüd etmek: soyutlanmak, sıyrılmak[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tefekkür: Allah’ı tanımayı netice verecek şekilde etraflıca ve derinlemesine düşünme[/TD]
                              [TD]tesbit etmek: sağlam şekilde yerleştirmek[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tezkâr: zikretme; hatırlatma[/TD]
                              [TD]teşkil etmek: meydana getirmek oluşturmak[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tâdât eden: sayan, anan[/TD]
                              [TD]vecih: yön, yüz[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]vücud: beden, varlık[/TD]
                              [TD]vücuh-u mümkine: mümkün olabilecek yönler[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]âsâr-ı mahsusa: has, özel eserler[/TD]
                              [TD]âyât: âyetler[/TD]
                              [/TR]

                              [/TABLE]

                              #802676
                              Anonim


                                cevher olamaz. Demek envâının fasîleleri ve umum a’râzının havâss-ı mümeyyizeleri bizzarure adem-i sırftan muhteradırlar. Silsilede tenâsül, şerait-i âdiye-i itibariyedendir.

                                Feyâ acaba! Vâcibü’l-Vücudun lâzime-i zaruriye-i beyyinesi olan ezeliyeti zihinlerine sığıştıramayan, nasıl oluyor da, herbir cihetten ezeliyete münâfi olan maddenin ezeliyetini zihinlerine sığıştırabilirler? Hem dest-i tasarruf-u kudrete karşı mukavemet edemeyen koca kâinat, nasıl oldu da küçücük ve nâzik zerratların (öyle dehşetli salâbet bulmuş ki) kudret-i ezeliyenin yed-i îdamına karşı dayanıyor? Hem nasıl oluyor ki, kudret-i ezeliyenin hassası olan ibdâ ve icadı, hiçbir münasebet-i mâkule olmadan en âciz ve en bîçâre esbaba isnad ediliyor?

                                İşte Kur’ân-ı Kerim, şu delili, halk ve icaddan bahseden âyâtı ile ezhanda tanzim ediyor. Müessir-i hakikî yalnız Allah’tır. Tesir-i hakikî esbabda yoktur. Esbab, izzet ve azamet-i kudretin perdesidir-tâ ki, aklın nazar-ı zahirîsinde, dest-i kudret umur-u hasîse ile mübaşir görünmesin. Birşeyde iki cihet var:

                                Biri, mülk-âyinenin mülevven vechi gibi, ezdat ona vârid oluyor; çirkin olur, şer olur, hakîr olur, azîm olur, ilâ âhir. Esbab bu cihette vardır. İzhar-ı azamet ve izzet-i kudret öyle ister.

                                İkinci cihet, melekûtiyet cihetidir: Âyinenin şeffaf vechi gibi. Şu cihet herşeyde güzeldir. Şu cihette esbabın tesiri yoktur. Vahdet öyle ister. Hattâ hayat ve ruh ve nur ve vücut, iki vecihleri şeffaf ve güzel olduğundan, mülken ve melekûten vasıtasız dest-i kudretten çıkıyorlar.

                                [TABLE]

                                [TR]
                                [TD]Vahdet: Allah’ın birliği[/TD]
                                [TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan ve var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]adem-i sırf: tam yokluk[/TD]
                                [TD]azamet-i kudret: Allah’ın kudretinin büyüklüğü[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]azîm: büyük, yüce[/TD]
                                [TD]a’râz: ilinek; bir şeyin aslında bulunmayan ve sonradan meydana gelen nitelik[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]bizzarure: ister istemez, zorunlu olarak[/TD]
                                [TD]bîçâre: çaresiz, zavallı[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]cevher: asıl, öz[/TD]
                                [TD]cihet: taraf, yön[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]dehşetli: korkunç, ürkütücü[/TD]
                                [TD]dest-i kudret: Allah’ın kudret eli[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]dest-i tasarruf-u kudret: Allah’ın herşeyi dilediği gibi kullanan ve yöneten kudret eli[/TD]
                                [TD]envâ: türler, çeşitler[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]esbab: sebepler[/TD]
                                [TD]ezdat: zıtlar[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ezeliyet: başlangıcı olmayan sonsuzluk[/TD]
                                [TD]ezhan: zihinler[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]fasîle: alt grup[/TD]
                                [TD]feyâ acaba: hayret ve taaccüb ifadesi için söylenir; hayret verici[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hakîr: küçük, ehemmiyetsiz[/TD]
                                [TD]halk: yaratma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hassa: özellik[/TD]
                                [TD]havâss-ı mümeyyize: birşeyi diğerinden ayıran temel özellikler[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ibdâ: benzersiz güzellikte yaratma[/TD]
                                [TD]icad: var edilme[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]isnad etmek: dayandırmak[/TD]
                                [TD]izhar-ı azamet: büyüklüğü, yüceliği ortaya çıkarma, gösterme[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]izzet: büyüklük, yücelik[/TD]
                                [TD]izzet-i kudret: kudretin izzet ve üstünlüğü[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kudret-i ezeliye: Cenâb-ı Hakkın başlangıcı olmayan sonsuz kudreti[/TD]
                                [TD]kâinat: evren[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]lâzime-i zaruriye-i beyyine: apaçık zorunlu bir gereklilik şeklinde; bir şeyin apaçık zorunlu niteliği[/TD]
                                [TD]melekûten: birşeyin görünmeyen iç yüzü, aslı, hakikati olarak[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]melekûtiyet: bir şeyin görünmeyen iç yüzü, aslı, hakikati[/TD]
                                [TD]muhtera: icad edilmiş, yaratılmış[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mukavemet etmek: dayanmak, karşı koymak[/TD]
                                [TD]mübaşir: temas eden, dokunan[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]müessir-i hakikî: gerçek tesir sahibi olan, bütün sebepleri harekete geçiren Allah[/TD]
                                [TD]mülevven: renkli[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mülk: herşeyin görünen dış yüzü[/TD]
                                [TD]mülken: herşeyin görünen dış yüzü olarak[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]münasebet-i mâkule: akla uygun bir bağ, ilgi, ilişki[/TD]
                                [TD]münâfi: aykırı, zıt[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]nazar-ı zahirî: yüzeysel bakış[/TD]
                                [TD]nur: aydınlık[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]nâzik: zarif, ince, narin[/TD]
                                [TD]salâbet: sağlamlık, sertlik[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]silsile: zincir[/TD]
                                [TD]tanzim etmek: düzenlemek[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tenâsül: üreme[/TD]
                                [TD]tesir-i hakikî: gerçek tesir[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]umum: bütün[/TD]
                                [TD]umur-u hasîse: alçak ve değersiz işler[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]vasıta: araç[/TD]
                                [TD]vecih: yön, yüz[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]vârid olmak: ulaşmak, erişmek[/TD]
                                [TD]vücut: varlık[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]yed-i îdam: herşeyi yok edebilen el[/TD]
                                [TD]zerrat: zerreler[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]âciz: güçsüz[/TD]
                                [TD]âyât: âyetler[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]şer: kötülük[/TD]
                                [TD]şerait-i âdiye-i itibariye: var sayılan, normal, sıradan kurallar[/TD]
                                [/TR]

                                [/TABLE]

                                #802677
                                Anonim


                                  DÖRDÜNCÜ BURHAN: Vicdan-ı beşer denilen fıtrat-ı zîşuurdur. Şu burhanda dört nükteyi nazar-ı dikkate al.

                                  Birincisi: Fıtrat yalan söylemez. Meselâ, Bir çekirdekteki meyelân-ı nümüvv der ki: “Sümbülleneceğim, meyve vereceğim.” Doğru söyler. Meselâ, yumurtada bir meyelân-ı hayat var. Der: “Piliç olacağım.” Biiznillâh olur. Doğru söyler. Meselâ, bir avuç su incimad ile meyelân-ı inbisatı der: “Fazla yer tutacağım.” Metin demir onu yalan çıkaramaz; sözünün doğruluğu, demiri parçalar. İşte şu meyelânlar, irade-i İlâhiyeden gelen evâmir-i tekviniyenin tecellîleridir, cilveleridir.

                                  İkincisi: Beşerin havâssü’l-hams-ı zâhire ve bâtınadan başka, âlem-i gayba karşı açılan pek çok pencereleri var. Gayr-ı meş’ur pek çok hisleri var. Hiss-i sâmia, bâsıra, zâika olduğu gibi, bir hiss-i sâdise-i sâdıka olan sâika vardır. Hem bir hiss-i sâbia-i bârika olan şâika var. O şevk ve sevk yalan söylemez. Yanlış gidemez.

                                  Üçüncüsü: Mevhum birşey hakikat-i hariciyeye mebde’ olamaz. Fıtrat ve vicdanda nokta-i istinad ile nokta-i istimdad, iki hakikat-ı zaruriyedir. Hilkatin safveti ve en mükerremi olan ruh-u beşer, o iki nokta olmazsa en süflî, en berbat bir mahlûk olur. Halbuki, kâinattaki hikmet ve nizam ve kemâl bu ihtimali reddeder.

                                  Dördüncüsü: Akıl tâtil-i eşgal etse de, nazarını ihmal etse, vicdan Sânii unutamaz. Kendi nefsini inkâr etse de onu görür. Onu düşünür. Ona müteveccihtir. Hads—ki, şimşek gibi sür’at-i intikaldir—daima onu tahrik eder. Hadsin muzaafı olan ilham, onu daima tenvir eder. Meyelânın muzâafı olan arzu ve onun



                                  [TABLE]

                                  [TR]
                                  [TD]Sâni: herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah[/TD]
                                  [TD]arzu: istek[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]beşer: insan[/TD]
                                  [TD]biiznillâh: Allah’ın izniyle[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]burhan: güçlü ve sarsılmaz delil[/TD]
                                  [TD]cilve: görüntü, akis[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]evâmir-i tekviniye: Cenab-ı Hakkın yaratmaya yönelik emirleri ve kanunları[/TD]
                                  [TD]fıtrat: yaratılış, mizaç[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]fıtrat-ı zîşuur: şuurlu, bilinçli yaratılış, yapı[/TD]
                                  [TD]gayr-ı meş’ur: şuurla fark edilmeyen[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hads: bir anda kavrayan güçlü sezgi, seziş[/TD]
                                  [TD]hakikat-i hariciye: somut, müstakil gerçekliği olan[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hakikat-ı zaruriye: zorunlu gerçek[/TD]
                                  [TD]havâssü’l-hums-u zâhire ve bâtına: insandaki beş iç beş dış duygu; beş iç duygu[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hikmet: fayda, gaye; bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde olma[/TD]
                                  [TD]hilkat: yaratılış[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hiss-i sâbia-i bârika: şimşek gibi parlak yedinci his[/TD]
                                  [TD]hiss-i sâdise-i sâdıka: doğru altıncı his[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hiss-i sâmia, bâsıra, zâika: işitme, görme, tat alma hisleri, duyguları[/TD]
                                  [TD]ihmal etmek: önemsememek[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]ilham: Allah tarafından insanın kalbine indirilen mânâ[/TD]
                                  [TD]incimad: donma, katılaşma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]inkâr etmek: reddetmek[/TD]
                                  [TD]irade-i İlâhiye: Allah’ın iradesi, dilemesi ve tercihi[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]kemâl: kusursuzluk, mükemmellik[/TD]
                                  [TD]mahlûk: varlık[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mebde’: başlangıç[/TD]
                                  [TD]metin: sağlam, kuvvetli[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mevhum: gerçekte olmadığı halde var sayılan[/TD]
                                  [TD]meyelân: meyletme, eyilim[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]meyelân-ı hayat: yaşamak için gösterilen eğilim[/TD]
                                  [TD]meyelân-ı inbisat: genişleme, yayılma meyli, eğilimi[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]meyelân-ı nümüvv: büyüme, gelişme meyli, eğilimi[/TD]
                                  [TD]muzaaf: katmerli, kat kat[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mükerrem: şerefli, ikrama lâyık[/TD]
                                  [TD]müteveccih: yönelmiş[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]nazar: bakış[/TD]
                                  [TD]nazar-ı dikkat: dikkatli bakış[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]nefis: bir kimsenin kendisi[/TD]
                                  [TD]nizam: düzen[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]nokta-i istimdad: yardım isteme noktası[/TD]
                                  [TD]nokta-i istinad: dayanak noktası[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]nükte: ince anlam[/TD]
                                  [TD]ruh-u beşer: insan ruhu[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]safvet: paklık, temizlik[/TD]
                                  [TD]sevk: yönlendirme[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]sâika: sevk edici[/TD]
                                  [TD]süflî: alçak, âdi[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]sür’at-i intikal: çabuk anlama ve kavrama[/TD]
                                  [TD]tahrik etmek: harekete geçirmek[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tecellî: görünme, yansıma[/TD]
                                  [TD]tenvir etmek: aydınlatmak[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tâtil-i eşgal: işe ara verme[/TD]
                                  [TD]vicdan-ı beşer: insanın vicdanı[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]âlem-i gayb: gayb âlemi, görünmeyen âlem[/TD]
                                  [TD]şevk: şiddetli arzu ve istek[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]şâika: insanı belli bir yöne teşvik eden duyu, duygu[/TD]
                                  [/TR]

                                  [/TABLE]

                                15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 22)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.