- Bu konu 15 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
22 Temmuz 2011: 16:02 #794698
Anonim
اسْمِهِ سُبْحَانَهُ
1 وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
2
اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَعَلٰۤى اِخْوَانِكُمْ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ
3
Aziz, sıddık, meraklı kardeşim Re’fet Bey,
Mektubunda Letâif-i Aşereyi sual ediyorsun. Şimdi tarikatı ders vermek zamanında olmadığımdan, tarîk-i Nakşî muhakkiklerinin Letâif-i Aşereye dair eserleri var. Şimdilik vazifemiz ise istihrac-ı esrar-ı Kur’ânî olduğundan, mevcud mesâili nakil değildir. Gücenme, tafsilat veremiyorum. Yalnız bu kadar derim ki; Letâif-i Aşere; İmam-ı Rabbanî: kalp, ruh, sır, hafî, ahfâ, insanda anâsır‑ı erbaanın herbir unsurdan o unsura münasip bir lâtife-i insaniye tâbir ederek seyr-i sülûkta her mertebede bir lâtifenin terakkiyatı ve ahvâlinden icmâlen bahsetmiştir.
Ben kendimce görüyorum ki, insanın mâhiyet-i câmiasında ve istidad-ı hayatiyesinde çok letâif var, onlardan on tanesi iştihar etmiş. Hattâ hükemâ ve ulemâ-yı zâhirî dahi, o Letâif-i Aşerenin pencereleri veyahut nümuneleri olan havass-ı hamse-i zâhirî, havass-ı hamse-i bâtına diye o Letâif-i Aşereyi başka bir surette hikmetlerine esas tutmuşlar. Hattâ avam ve havas beyninde taaruf etmiş olan insanın letâif-i aşeresi, ehl-i tarikın letâif-i aşeresiyle münasebettardır. Meselâ, vicdan, âsab, his, akıl, hevâ, kuvve-i şeheviye, kuvve-i gadabiye gibi letâifi; kalp, ruh ve sırra ilâve edilse Letâif-i Aşereyi başka bir surette gösterir. Daha bu letâiften başka sâika, şâika ve hiss-i kablel’l-vuku gibi çok letâif var. Bu meseleye dair hakikat yazılsa, çok uzun olur, vaktim de kısa olduğundan kısa kesmeye mecbur oldum.
[NOT]Dipnot-1 Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah’ın adıyla.
Dipnot-2 “Hiçbir şey yoktur ki Allah’ı hamd ile tesbih etmesin.” İsrâ Sûresi, 17:44.
Dipnot-3 Allah’ın selâmı, rahmeti ve bereketi ebediyen, dâima kardeşlerinizin ve sizin üzerinize olsun.
[/NOT]
Letâif-i Aşere: insandaki on duygu Re’fet: (bk. bilgiler – Re’fet Barutçu) ahfâ: çok gizli ahvâl: haller, davranışlar anâsır-ı erbaa: dört temel unsur; toprak, hava, su, ateş avam: halk tabakası, halktan ilmi az olan kesim aziz: çok değerli, izzetli beyninde: arasında ehl-i tarik: tarikata mensup olanlar hafî: gizli havas: seçkin insanlar, bilgiler havass-ı hamse-i bâtına: kalbe bağlı beş duyu havass-ı hamse-i zâhirî: görünen beş duyu organı hevâ: gelip geçici arzu ve istekler hikmet: felsefe ilmi hiss-i kablelvuku: birşeyi olmadan önce hissetme duyusu hükemâ ve ulemâ-yı zâhirî: zahire ve dış görünüşe göre hüküm veren alimler ve filozoflar icmâlen: kısaca istidad-ı hayatiye: hayatı sürdüren yetenekler istihrac-ı esrar-ı Kur’ânî: Kur’ân’ın ince sırlarını keşfedip ortaya çıkarmak iştihar etmek: meşhur olmak kuvve-i şeheviye ve gadabiye: dünya zevklerine istek duygusu ve zararlı şeyleri defetmeye sevk eden hiddetlenme hissi letâif: lâtifeler, duyular lâtife: ince duygu lâtife-i insani: insanda bulunan lâtif duygulardan birisi mertebe: derece mesâil: meseleler mevcud: var olan muhakkik: gerçekleri araştıran ve delilleriyle bilen mâhiyet-i câmia: çok geniş kapsamlı yapı münasebettar: ilgili, bağlantılı nakil: aktarma, anlatma seyr-i sülûk: mânevî makamlarda ruh ile yapılan seyir ve seyahat suret: biçim, görünüş sâika: insanı belli bir yöne sevk eden duyu sıddık: çok doğru ve sadık taarruf etmek: yaygın olarak bilinmek tafsilat: ayrıntılar tarikat: tasavvuf yolunu gösteren ve mânevî ilerlemeyi sağlayan yol tarîk-i Nakşî: Nakşibendî tarikati terakkiyat: bir hedefe yönelik ilerlemeler tâbir etmek: ifade etme, adlandırma âsab: sinirler İmam-ı Rabbanî: (bk. bilgiler) şâika: insanı belli bir yöne teşvik eden duyu 22 Temmuz 2011: 16:05 #794700Anonim
Senin ikinci sualin olan, mânâ-yı ismî ile mânâ-yı harfînin bahsi ise, ilm-i nahvin umum kitapları başlarında o mesele izah edildiği gibi ilm-i hakikatın Sözler ve Mektuplar namındaki risalelerinde temsilâtla kâfi beyânat vardır. Senin gibi zekî ve müdakkik bir zâta karşı fazla izahat fazla oluyor. Sen âyineye baksan, eğer âyineyi şişe için bakarsan şişeyi kasden görürsün, içinde Re’fet’e tebeî, dolayısıyla nazar ilişir. Eğer maksad, mübarek sîmanıza bakmak için âyineye baktın, sevimli Re’fet’i kasden görürsün.
1 فَتَبَارَكَ اللهُ اَحْسَنُ الْخَالِقِينَ dersin. Âyine şişesi tebeî, dolayısıyla nazarın ilişir.
İşte birinci sûrette âyine şişesi mânâ-yı ismîdir. Re’fet mânâ-yı harfî oluyor. İkinci surette âyine şişesi mânâ-yı harfîdir, yani kendi için ona bakılmıyor, başka mânâ için bakılır ki akistir. Akis mânâ‑yı ismîdir. Yâni
2 دَلَّ عَلٰى مَعْنًى فِىنَفْسِهِ olan târif-i isme bir cihette dahildir. Ve âyine ise
3 دَلَّ عَلٰى مَعْنًى فِىغَيْرِهِ olan harfin târifine mâsadak olur. Kâinat nazar-ı Kur’ânî ile bütün mevcudatı huruftur, mânâ-yı harfiyle başkasının mânâsını ifade ediyorlar. Yâni, esmâsını, sıfâtını bildiriyorlar. Ruhsuz felsefe ekseriya mânâ-yı ismiyle bakıyor, tabiat bataklığına saplanıyor. Her ne ise… Şimdi çok konuşmaya vaktim yoktur. Hatta Fihriste’nin en kolay, en mühim, en âhir parçasını dahi yazamıyorum. Senin ders arkadaşların, bilhassa Hüsrev, Bekir, Rüşdü, Lütfü, Şeyh Mustafa, Hâfız Ahmed, Sezâi, Mehmedler, Hocalara selâm ve mübarek hânende mübarek mâsumlara dua ediyorum.
اَلْبَاقِى هُوَ الْبَاقِى
4
Kardeşiniz Said Nursî

[NOT]Dipnot-1 “Yaratıcılık mertebelerinin en güzelinde olan Allah’ın şânı ne yücedir!” Mü’minûn Sûresi, 23:14.
Dipnot-2 Kendi içinde var olan mânâya delalet eder.
Dipnot-3 Başkasında var olan mânâya delalet eder.
Dipnot-4 Bâkî olan sadece Odur.
[/NOT]
Bekir: (bk. bilgiler – Bekir Bey) Hâfız Ahmed: (bk. bilgiler – Muhacir Hafız Ahmet) Hüsrev: (bk. bilgiler – Hüsrev Altınbaşak) Lütfü: (bk. bilgiler – Abdullah Lütfi Özerdem) Re’fet: (bk. bilgiler – Re’fet Barutçu) Rüşdü: (bk. bilgiler – Süleyman Rüştü Çakın) Said Nursî: (bk. bilgiler – Bediüzzaman Said Nursî) akis: yansıma beyânat: açıklamalar cihet: taraf, yön esmâ: isimler fihriste: özet, bir kitabın içindekiler bölümü, Risale-i Nur’da yer alan bir risale huruf: harfler ilm-i hakikat: hakikat ilmi ilm-i nahv: Arapça gramer ilmi izahat: açıklamalar kasden: kasıtlı olarak mevcudat: varlıklar mânâ-yı harfî: bir şeyin kendisini değil de san’atkârını, sahibini bildirip tanıtan anlamı mânâ-yı ismî: bir şeyin bizzat kendisine bakan ve kendisini tanıtan anlamı mâsadak: bir söz veya hükmü doğrulayan husus, doğrulayıcı mâsumlar: günahsız çocuklar mübarek: bereketli, değerli müdakkik: dikkatlice araştıran nazar: bakış nazar-ı Kur’ânî: Kur’ân’ın bakış açısı risaleler: Risale-i Nur’u oluşturan bölümler sima: yüz suret: şekil tebeî: başka bir şeye tabi olan, dolaylı temsilât: kıyaslama tarzında yapılan benzetmeler, analoji târif-i isim: ismin tanımı umum: bütün âhir: son Şeyh Mustafa: (bk. bilgiler – Mustafa Üstün) -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.