- Bu konu 17 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
1 Temmuz 2011: 20:48 #794017
Anonim
ÜÇÜNCÜ NOKTA: Cenâb-ı Hakkın hadsiz merhameti olduğu gibi, hadsiz bir muhabbeti de vardır. Bütün kâinattaki masnuatın mehâsiniyle ve süslendirmesiyle kendini hadsiz bir surette sevdirdiği gibi; masnuatını, hususan, sevdirmesine sevmekle mukabele eden zîşuur mahlûkatı sever. Cennetin bütün letâif ve mehâsini ve lezâizi ve niamâtı bir cilve-i rahmeti olan bir Zâtın nazar-ı muhabbetini kendine celbe çalışmak ne kadar mühim ve âli bir maksat olduğu bilbedâhe anlaşılır. Madem, nass-ı kelâmıyla, Onun muhabbetine, yalnız ittibâ-ı Sünnet-i Ahmediye (a.s.m.) ile mazhar olunur;
1 elbette ittibâ-ı Sünnet-i Ahmediye (a.s.m.) en büyük bir maksad-ı insanî ve en mühim bir vazife-i beşeriye olduğu tahakkuk eder.
ON BİRİNCİ NÜKTE
Üç Meseledir.
BİRİNCİ MESELE: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın Sünnet-i Seniyyesinin menbaı üçtür: akvâli, ef’âli, ahvâlidir.
2 Bu üç kısım dahi üç kısımdır: ferâiz, nevâfil, âdât-ı hasenesidir.
Farz ve vâcip kısmında ittibâa mecburiyet var; terkinde azap ve ikab vardır. Herkes ona ittibâa mükelleftir.
Nevâfil kısmında, emr-i istihbâbî ile, yine ehl-i iman mükelleftir; fakat terkinde azap ve ikab yoktur. Fiilinde ve ittibâında azîm sevaplar var. Ve tağyir ve tebdili bid’a ve dalâlettir ve büyük hatadır.
[NOT]Dipnot-1 bk. Âl-i İmran Sûresi, 3:31.
Dipnot-2 bk. es-Suyûtî, et-Tedrîbü’r-Râvî: 1:194.[/NOT]
Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) Sünnet-i Seniyye: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler Zât: Allah ahvâl: haller, vaziyetler akvâl: sözler azap: acı, sıkıntı azîm: büyük, çok bid’a: dinin aslında olmayıp sonradan dine zarar verecek şekilde ortaya çıkan şey bilbedâhe: açık bir şekilde celb etme: çekme cilve-i rahmet: şefkat ve merhamet yansıması dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık ef’âl: fiiler, davranışlar ehl-i iman: Allah’a ve Allah’tan gelen her şeye inanan kimseler, mü’minler emr-i istihbâbî: sevimli bir şeyin yapılmasını emreden buyruk farz: Allah’ın kesinlikle yapılmasını emrettiği şey ferâiz: farzlar, Allah’ın kesin emirleri hadsiz: sınırsız hususan: özellikle ikab: cezalandırma ittibâ: tabi olma, uyma ittibâ-ı Sünnet-i Ahmediye: Hz. Muhammed’in (a.s.m.) sünnetine tabi olma kâinat: evren, bütün yaratılmışlar letâif: güzel ve hoş şeyler lezâiz: lezzetler mahlûkat: varlıklar maksad-ı insanî: insanî hedef maksat: amaç, gaye masnuat: san’at eseri varlıklar mazhar olmak: erişmek mehâsin: güzellikler menba: kaynak merhamet: acıma, şefkat muhabbet: sevgi mukabele eden: karşılık veren mükellef: yükümlü nass-ı kelâm: Kur’ân’da geçen kesin hükümlü âyetler nazar-ı muhabbet: sevgi bakışı nevâfil: farz ve vâcip ibadetlerin dışında kalan ve sevap kazandıran ibadetler niamât: nimetler nükte: ince mânâlı söz suret: biçim, görünüş tahakkuk etmek: gerçekleşmek tağyir: değiştirme, başkalaştırma tebdil: değiştirme vazife-i beşeriye: insanlık görevi vâcip: dinî bakımdan yapılması şart ve kesin olan emir zîşuur: şuur sahibi âdât-ı hasene: güzel âdetler âli: yüce 1 Temmuz 2011: 20:50 #794018Anonim
Âdât-ı seniyyesi ve harekât-ı müstahsenesi ise, hikmeten, maslahaten, hayat-ı şahsiye ve nev’iye ve içtimaiye itibarıyla onu taklit ve ittibâ etmek gayet müstahsendir. Çünkü herbir hareket-i âdiyesinde çok menfaat-i hayatiye bulunduğu gibi, mütâbaat etmekle, o âdâb ve âdetler ibadet hükmüne geçer.
Evet, madem dost ve düşmanın ittifakıyla, zât-ı Ahmediye (a.s.m.) mehâsin-i ahlâkın en yüksek mertebelerine mazhardır. Ve madem bil’ittifak nev-i beşer içinde en meşhur ve mümtaz bir şahsiyettir. Ve madem, binler mucizâtın delâletiyle ve teşkil ettiği âlem-i İslâmiyetin ve kemâlâtının şehadetiyle ve mübelliğ ve tercüman olduğu Kur’ân-ı Hakîmin hakaikinin tasdikiyle, en mükemmel bir insan-ı kâmil ve bir mürşid-i ekmeldir. Ve madem semere-i ittibâıyla milyonlar ehl-i kemal, merâtib-i kemâlâtta terakki edip saadet-i dâreyne vâsıl olmuşlardır. Elbette o zâtın sünneti, harekâtı, iktidâ edilecek en güzel nümunelerdir ve takip edilecek en sağlam rehberlerdir ve düstur ittihaz edilecek en muhkem kanunlardır. Bahtiyar odur ki, bu ittibâ-ı Sünnette hissesi ziyade ola. Sünnete ittibâ etmeyen, tembellik ederse hasâret-i azîme, ehemmiyetsiz görürse cinayet-i azîme, tekzibini işmam eden tenkit ise dalâlet-i azîmedir.
1
İKİNCİ MESELE: Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Hakîmde
2 وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظِيمٍ
[NOT]Dipnot-1 bk. Buhârî, İ’tisam: 2, Ahkâm: 1, Cihâd: 109; Müslim, İmâret: 33; Nesâî, Bey’at: 27; Müsned: 2:361.
Dipnot-2 “Hiç şüphesiz sen pek büyük bir ahlâk üzerindesin.” Kalem Sûresi, 68:4.[/NOT]
Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân bahtiyar: talihli, mutlu bil’ittifak: ittifakla, birleşerek cinayet-i azîme: çok büyük cinayet dalâlet-i azîme: çok büyük sapıklık, yoldan çıkma delâlet etme: delil olma, işaret etme düstur: kural, kanun ehl-i kemâl: olgun ve mükemmel kişiler hakaik: gerçekler hareket-i âdiye: sıradan, normal hareket harekât: hareketler harekât-ı müstahsene: herkesin beğendiği güzel davranış ve hareketler hasâret-i azîme: çok büyük zarar ve ziyan hayat-ı şahsiye ve nev’iye ve içtimaiye: şahsî, türe ait ve sosyal hayat hikmeten: hikmet gereği; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması gereği iktidâ: tabi olma, uyma insan-ı kâmil: mükemmel insan; tasavvufta Allah’ın fiilleri, isimleri, sıfatları ve şuûnâtının en parlak aynası anlamındadır itibarıyla: açısından ittibâ etmek: tabi olmak, uymak ittibâ-ı Sünnet: Peygamberimizin sünnetine tabi olmak ittifak: anlaşma, birlik ittihaz: edinme, kabullenme işmam etmek: hissettirmek kemâlât: mükemmel ve kusursuz özellikler maslahaten: fayda ve yarar gereği mazhar: nail olma, sahip mehâsin-i ahlâk: güzel ahlâklar menfaat-i hayatiye: hayata faydalı şeyler mertebe: derece, makam merâtib-i kemâlât: fazilet ve mükemmellik mertebeleri mesele: konu mucizât: mucizeler muhkem: sağlam, sarsılmaz mübelliğ: tebliğ edici mümtaz: seçkin, üstün mürşid-i ekmel: en mükemmel yol gösterici; tasavvufta kemâle ermiş, manevî olarak olgunlaşmış, bütün manevî mertebeleri aşmış ve kendisine tâbi bu yolda yetiştiren zat anlamındadır müstahsen: güzel görülen, beğenilen mütâbaat etmek: tâbi olmak nev-i beşer: insanlar nümune: örnek saadet-i dâreyn: dünya ve âhiret mutluluğu semere-i ittibâ: tâbi olmanın meyvesi sünnet: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler tasdik: doğruluğunu kabul etme, onaylama tekzib: yalanlama tenkit: eleştiri terakki etmek: ilerlemek, gelişmek vâsıl olmak: kavuşmak, ulaşmak ziyade: çok, fazla zât-ı Ahmediye: Peygamber Efendimizin veli zâtı, şahsiyeti âdet: alışkanlık âdâb: davranış kuralları âdât-ı seniyye: Peygamberimizin (a.s.m.) örnek hal ve hareketleri âlem-i İslâmiyet: İslâm dünyası şehadet: şahitlik 1 Temmuz 2011: 20:52 #794019Anonim
ferman eder. Rivâyât-ı sahiha ile Hazret-i Aişe-i Sıddıka (r.a.) gibi Sahabe-i Güzin, Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmı tarif ettikleri zaman, “Hulukuhu’l-Kur’ân”
1 diye tarif ediyorlardı. Yani, Kur’ân’ın beyan ettiği mehâsin-i ahlâkın misali, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmdır. Ve o mehâsini en ziyade imtisal eden ve fıtraten o mehâsin üstünde yaratılan odur.İşte böyle bir zâtın ef’al, ahval, akval ve harekâtının herbirisi nev-i beşere birer model hükmüne geçmeye lâyık iken, ona iman eden ve ümmetinden olan gafillerin (Sünnetine ehemmiyet vermeyen veyahut tağyir etmek isteyen) ne kadar bedbaht olduğunu divaneler de anlar.
ÜÇÜNCÜ MESELE: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm hilkaten en mutedil bir vaziyette ve en mükemmel bir surette halk edildiğinden, harekât ve sekenâtı itidal ve istikamet üzerine gitmiştir.
2 Siyer-i Seniyyesi kat’î bir surette gösterir ki, her hareketinde istikamet ve itidal üzere gitmiş, ifrat ve tefritten içtinap etmiştir.Evet, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm
3 فَاسْتَقِمْ كَمَاۤ اُمِرْتَ emrini tamamıyla imtisal ettiği için, bütün ef’al ve akval ve ahvâlinde istikamet, kat’î bir surette görünüyor. Meselâ kuvve-i akliyenin fesat ve zulmeti hükmündeki ifrat ve tefriti olan gabâvet ve cerbezeden müberrâ olarak, hadd-i vasat ve medar-ı istikamet olan hikmet noktasında kuvve-i akliyesi daima hareket ettiği gibi; kuvve-i gadabiyenin fesadı ve ifrat ve tefriti olan korkaklık ve tehevvürden münezzeh[NOT]Dipnot-1 Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn: 139; Ebû Dâvud, Tatavvu’: 26; Nesâi, Tetavvu’: 2; Müsned, 6:54, 91, 163, 188, 216; el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, 5:170; İbni Hibban, Sahih, 1:345, 4:112.
Dipnot-2 bk. Müsned: 6:68, 155; et-Tayâlisî, el-Müsned: s.49; Ebû Ya’lâ, el-Müsned: 4:478; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr: 10:314.Dipnot-3 “Emrolunduğun gibi dos doğru ol.” Hûd Sûresi, 11:112.
[/NOT]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun Hazret-i Aişe-i Sıddıka: [bk. bilgiler – Aişe (r.a.)] Hulukuhu’l-Kur’ân: “Onun ahlâkı Kur’an ahlâkıdır.” Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) Sahabe-i Güzin: seçkin sahabîler Siyer-i Seniyye: Hz. Peygamber’in (a.s.m.) hayatına, yüksek ahlâk ve vasıflarına dair yazılan kitap, biyografisi ahvâl: durumlar, hâller akvâl: sözler bedbaht: talihsiz, bahtsız beyan etmek: açıklamak, anlatmak cerbeze: aldatıcı kurnazlık divane: akılsız ef’al: fiiller, hareketler ehemmiyet: değer, önem ferman etmek: buyurmak, emretmek fesat: bozukluk, bozulma fıtraten: yaratılış itibariyle gabâvet: anlayışsızlık gafil: Allah’ı düşünmeyen ve sorumluluklarından habersiz olan hadd-i vasat: orta çizgi, orta yol halk edilme: yaratılma harekât: hareketler hikmet: bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde olma hilkaten: yaratılış itibarıyle ifrat: bir şeye aşırı ilgi gösterme imtisal: sarılma istikamet: doğru yolda olma itidal: her konuda orta yolu tutma, aşırıya kaçmama içtinap etmek: kaçınmak kat’î: kesin kuvve-i akliye: akıl duyusu kuvve-i gadabiye: öfke duygusu medar-ı istikamet: doğruluk kaynağı mehâsin: güzellikler mehâsin-i ahlâk: ahlâkî güzellikler mesele: konu misal: örnek mutedil: ölçülü, aşırıya kaçmayan müberrâ: arınmış, temiz nev-i beşer: insanlık rivâyât-ı sahiha: sahih olarak nakledilmiş hadisler sekenât: durgunluk, hareketsiz durmalar suret: biçim, görünüş sünnet: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler tağyir etmek: değiştirmek tefrit: bir şeye aşırı seviyede ilgisiz kalma tehevvür: öfkelenme, kızma ziyade: çok, fazla zulmet: karanlık ümmet: Hz. Peygambere inanıp onun yolundan giden mü’minler 1 Temmuz 2011: 20:59 #794020Anonim
olarak, kuvve-i gadabiyenin medar-ı istikameti ve hadd-i vasatı olan şecaat‑i kudsiye ile kuvve-i gadabiyesi hareket etmekle beraber; kuvve-i şeheviyenin fesadı ve ifrat ve tefriti olan humud ve fücurdan musaffâ olarak, o kuvvenin medar-ı istikameti olan iffette, kuvve-i şeheviyesi daima iffeti, âzamî mâsumiyet derecesinde rehber ittihaz etmiştir. Ve hâkezâ, bütün Sünen-i Seniyyesinde, ahvâl-i fıtriyesinde ve ahkâm-ı şer’iyesinde hadd-i istikameti ihtiyar edip, zulüm ve zulümat olan ifrat ve tefritten, israf ve tebzirden içtinap etmiştir. Hattâ tekellümünde ve ekl ve şürbünde iktisadı rehber ve israftan kat’iyen içtinap etmiştir. Bu hakikatin tafsilâtına dair binler cilt kitap telif edilmiştir. El-ârifü tekfîhi’l-işâre
1 sırrınca, bu denizden bu katre ile iktifâ edip, kıssayı kısa keseriz.
اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى جَامِعِ مَكَارِمِ اْلاَخْلاَقِ وَمَظْهَرِ سِرِّ «وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظِيمٍ» اَلَّذِى قَالَ: «مَنْ تَمَسَّكَ بِسُنَّتِى عِنْدَ فَسَادِ اُمَّتِى فَلَهُ اَجْرُ مِائَةِ شَهِيدٍ».
2
وَقَالُوا الْحَمْدُ ِللهِ الَّذِى هَدٰينَا لِهٰذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِىَ لَوْلاَ اَنْ هَدٰينَا اللهُ لَقَدْ جَاۤءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّ
3
سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
4

[NOT]Dipnot-1 Arif olana bir işaret yeter.
Dipnot-2 Allahım! “Şüphesiz sen pek büyük bir ahlâk üzeresin” sırrına mazhar olarak en üstün meziyetleri kendisinde toplayan ve “Ümmetimin fesadı zamanında benim sünnetime yapışana yüz şehid ecri vardır” buyuran zâta salât et.
Dipnot-3 “Dediler: Bizi buna eriştiren Allah’a hamd olsun; yoksa Allah hidayet etmeseydi, biz kendiliğimizden buna erişemezdik. Gerçekten Rabbimizin peygamberleri bize hakkı getirdiler.” A’râf Sûresi, 7:43.
Dipnot-4 “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki ilmi ve hikmeti her şeyi kuşatan Sensin.” Bakara Sûresi, 2:32.
[/NOT]Sünen-i Seniyye: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler ahkâm-ı şer’iye: dinî hükümler ahvâl-i fıtriye: doğuştan gelen haller ekl: yeme fesad: bozulma, bozukluk fücur: sapıklık, haddi aşma hadd-i istikamet: doğru yolu gösteren sınır hadd-i vasat: orta çizgi, orta yol hakikat: gerçek humud: isteksizlik; ne helâle, ne de harama isteği olmama hâkezâ: bunun gibi iffet: namus ifrat: bir şeye aşırı ilgi gösterme, aşırıya kaçma ihtiyar etmek: istemek, seçmek iktifâ etmek: yetinmek iktisad: tutumluluk israf: savurganlık ittihaz etmek: edinmek, kabullenmek içtinap etmek: kaçınmak katre: damla kat’iyen: kesin olarak kuvve: duygu kuvve-i gadabiye: öfke duygusu kuvve-i şeheviye: şehvet duyusu kıssa: ibretli yazı musaffâ: arınmış, safileşmiş mâsumiyet: günahsızlık münezzeh: arınmış, kusur ve eksiklikten yüce tafsilât: ayrıntılar tebzir: elde olanı saçıp savurmak tefrit: bir şeye aşırı seviyede ilgisiz kalma tekellüm: konuşma telif etmek: kitap yazmak, yazılı eser ortaya koymak zulüm: haksızlık zulümat: karanlıklar âzamî: en büyük şecaat-i kudsiye: kutsal kahramanlık şürb: içme -
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.