• Bu konu 17 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
4 yazı görüntüleniyor - 16 ile 19 arası (toplam 19)
  • Yazar
    Yazılar
  • #794017
    Anonim

      ÜÇÜNCÜ NOKTA: Cenâb-ı Hakkın hadsiz merhameti olduğu gibi, hadsiz bir muhabbeti de vardır. Bütün kâinattaki masnuatın mehâsiniyle ve süslendirmesiyle kendini hadsiz bir surette sevdirdiği gibi; masnuatını, hususan, sevdirmesine sevmekle mukabele eden zîşuur mahlûkatı sever. Cennetin bütün letâif ve mehâsini ve lezâizi ve niamâtı bir cilve-i rahmeti olan bir Zâtın nazar-ı muhabbetini kendine celbe çalışmak ne kadar mühim ve âli bir maksat olduğu bilbedâhe anlaşılır. Madem, nass-ı kelâmıyla, Onun muhabbetine, yalnız ittibâ-ı Sünnet-i Ahmediye (a.s.m.) ile mazhar olunur;blank.gif1 elbette ittibâ-ı Sünnet-i Ahmediye (a.s.m.) en büyük bir maksad-ı insanî ve en mühim bir vazife-i beşeriye olduğu tahakkuk eder.

      ON BİRİNCİ NÜKTE

      Üç Meseledir.

      BİRİNCİ MESELE: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın Sünnet-i Seniyyesinin menbaı üçtür: akvâli, ef’âli, ahvâlidir.blank.gif2 Bu üç kısım dahi üç kısımdır: ferâiz, nevâfil, âdât-ı hasenesidir.

      Farz ve vâcip kısmında ittibâa mecburiyet var; terkinde azap ve ikab vardır. Herkes ona ittibâa mükelleftir.

      Nevâfil kısmında, emr-i istihbâbî ile, yine ehl-i iman mükelleftir; fakat terkinde azap ve ikab yoktur. Fiilinde ve ittibâında azîm sevaplar var. Ve tağyir ve tebdili bid’a ve dalâlettir ve büyük hatadır.



      [NOT]Dipnot-1 bk. Âl-i İmran Sûresi, 3:31.
      Dipnot-2 bk. es-Suyûtî, et-Tedrîbü’r-Râvî: 1:194.

      [/NOT]

      Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
      Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.) Sünnet-i Seniyye: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler
      Zât: Allah ahvâl: haller, vaziyetler
      akvâl: sözler azap: acı, sıkıntı
      azîm: büyük, çok bid’a: dinin aslında olmayıp sonradan dine zarar verecek şekilde ortaya çıkan şey
      bilbedâhe: açık bir şekilde celb etme: çekme
      cilve-i rahmet: şefkat ve merhamet yansıması dalâlet: hak yoldan ayrılma, sapkınlık
      ef’âl: fiiler, davranışlar ehl-i iman: Allah’a ve Allah’tan gelen her şeye inanan kimseler, mü’minler
      emr-i istihbâbî: sevimli bir şeyin yapılmasını emreden buyruk farz: Allah’ın kesinlikle yapılmasını emrettiği şey
      ferâiz: farzlar, Allah’ın kesin emirleri hadsiz: sınırsız
      hususan: özellikle ikab: cezalandırma
      ittibâ: tabi olma, uyma ittibâ-ı Sünnet-i Ahmediye: Hz. Muhammed’in (a.s.m.) sünnetine tabi olma
      kâinat: evren, bütün yaratılmışlar letâif: güzel ve hoş şeyler
      lezâiz: lezzetler mahlûkat: varlıklar
      maksad-ı insanî: insanî hedef maksat: amaç, gaye
      masnuat: san’at eseri varlıklar mazhar olmak: erişmek
      mehâsin: güzellikler menba: kaynak
      merhamet: acıma, şefkat muhabbet: sevgi
      mukabele eden: karşılık veren mükellef: yükümlü
      nass-ı kelâm: Kur’ân’da geçen kesin hükümlü âyetler nazar-ı muhabbet: sevgi bakışı
      nevâfil: farz ve vâcip ibadetlerin dışında kalan ve sevap kazandıran ibadetler niamât: nimetler
      nükte: ince mânâlı söz suret: biçim, görünüş
      tahakkuk etmek: gerçekleşmek tağyir: değiştirme, başkalaştırma
      tebdil: değiştirme vazife-i beşeriye: insanlık görevi
      vâcip: dinî bakımdan yapılması şart ve kesin olan emir zîşuur: şuur sahibi
      âdât-ı hasene: güzel âdetler âli: yüce

      #794018
      Anonim

        Âdât-ı seniyyesi ve harekât-ı müstahsenesi ise, hikmeten, maslahaten, hayat-ı şahsiye ve nev’iye ve içtimaiye itibarıyla onu taklit ve ittibâ etmek gayet müstahsendir. Çünkü herbir hareket-i âdiyesinde çok menfaat-i hayatiye bulunduğu gibi, mütâbaat etmekle, o âdâb ve âdetler ibadet hükmüne geçer.

        Evet, madem dost ve düşmanın ittifakıyla, zât-ı Ahmediye (a.s.m.) mehâsin-i ahlâkın en yüksek mertebelerine mazhardır. Ve madem bil’ittifak nev-i beşer içinde en meşhur ve mümtaz bir şahsiyettir. Ve madem, binler mucizâtın delâletiyle ve teşkil ettiği âlem-i İslâmiyetin ve kemâlâtının şehadetiyle ve mübelliğ ve tercüman olduğu Kur’ân-ı Hakîmin hakaikinin tasdikiyle, en mükemmel bir insan-ı kâmil ve bir mürşid-i ekmeldir. Ve madem semere-i ittibâıyla milyonlar ehl-i kemal, merâtib-i kemâlâtta terakki edip saadet-i dâreyne vâsıl olmuşlardır. Elbette o zâtın sünneti, harekâtı, iktidâ edilecek en güzel nümunelerdir ve takip edilecek en sağlam rehberlerdir ve düstur ittihaz edilecek en muhkem kanunlardır. Bahtiyar odur ki, bu ittibâ-ı Sünnette hissesi ziyade ola. Sünnete ittibâ etmeyen, tembellik ederse hasâret-i azîme, ehemmiyetsiz görürse cinayet-i azîme, tekzibini işmam eden tenkit ise dalâlet-i azîmedir.blank.gif1

        İKİNCİ MESELE: Cenâb-ı Hak Kur’ân-ı Hakîmde blank.gif2 وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظِيمٍ


        [NOT]Dipnot-1 bk. Buhârî, İ’tisam: 2, Ahkâm: 1, Cihâd: 109; Müslim, İmâret: 33; Nesâî, Bey’at: 27; Müsned: 2:361.
        Dipnot-2 “Hiç şüphesiz sen pek büyük bir ahlâk üzerindesin.” Kalem Sûresi, 68:4.

        [/NOT]

        Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân
        bahtiyar: talihli, mutlu bil’ittifak: ittifakla, birleşerek
        cinayet-i azîme: çok büyük cinayet dalâlet-i azîme: çok büyük sapıklık, yoldan çıkma
        delâlet etme: delil olma, işaret etme düstur: kural, kanun
        ehl-i kemâl: olgun ve mükemmel kişiler hakaik: gerçekler
        hareket-i âdiye: sıradan, normal hareket harekât: hareketler
        harekât-ı müstahsene: herkesin beğendiği güzel davranış ve hareketler hasâret-i azîme: çok büyük zarar ve ziyan
        hayat-ı şahsiye ve nev’iye ve içtimaiye: şahsî, türe ait ve sosyal hayat hikmeten: hikmet gereği; herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, mânâlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması gereği
        iktidâ: tabi olma, uyma insan-ı kâmil: mükemmel insan; tasavvufta Allah’ın fiilleri, isimleri, sıfatları ve şuûnâtının en parlak aynası anlamındadır
        itibarıyla: açısından ittibâ etmek: tabi olmak, uymak
        ittibâ-ı Sünnet: Peygamberimizin sünnetine tabi olmak ittifak: anlaşma, birlik
        ittihaz: edinme, kabullenme işmam etmek: hissettirmek
        kemâlât: mükemmel ve kusursuz özellikler maslahaten: fayda ve yarar gereği
        mazhar: nail olma, sahip mehâsin-i ahlâk: güzel ahlâklar
        menfaat-i hayatiye: hayata faydalı şeyler mertebe: derece, makam
        merâtib-i kemâlât: fazilet ve mükemmellik mertebeleri mesele: konu
        mucizât: mucizeler muhkem: sağlam, sarsılmaz
        mübelliğ: tebliğ edici mümtaz: seçkin, üstün
        mürşid-i ekmel: en mükemmel yol gösterici; tasavvufta kemâle ermiş, manevî olarak olgunlaşmış, bütün manevî mertebeleri aşmış ve kendisine tâbi bu yolda yetiştiren zat anlamındadır müstahsen: güzel görülen, beğenilen
        mütâbaat etmek: tâbi olmak nev-i beşer: insanlar
        nümune: örnek saadet-i dâreyn: dünya ve âhiret mutluluğu
        semere-i ittibâ: tâbi olmanın meyvesi sünnet: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler
        tasdik: doğruluğunu kabul etme, onaylama tekzib: yalanlama
        tenkit: eleştiri terakki etmek: ilerlemek, gelişmek
        vâsıl olmak: kavuşmak, ulaşmak ziyade: çok, fazla
        zât-ı Ahmediye: Peygamber Efendimizin veli zâtı, şahsiyeti âdet: alışkanlık
        âdâb: davranış kuralları âdât-ı seniyye: Peygamberimizin (a.s.m.) örnek hal ve hareketleri
        âlem-i İslâmiyet: İslâm dünyası şehadet: şahitlik
        #794019
        Anonim

          ferman eder. Rivâyât-ı sahiha ile Hazret-i Aişe-i Sıddıka (r.a.) gibi Sahabe-i Güzin, Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâmı tarif ettikleri zaman, “Hulukuhu’l-Kur’ân”blank.gif1 diye tarif ediyorlardı. Yani, Kur’ân’ın beyan ettiği mehâsin-i ahlâkın misali, Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmdır. Ve o mehâsini en ziyade imtisal eden ve fıtraten o mehâsin üstünde yaratılan odur.

          İşte böyle bir zâtın ef’al, ahval, akval ve harekâtının herbirisi nev-i beşere birer model hükmüne geçmeye lâyık iken, ona iman eden ve ümmetinden olan gafillerin (Sünnetine ehemmiyet vermeyen veyahut tağyir etmek isteyen) ne kadar bedbaht olduğunu divaneler de anlar.

          ÜÇÜNCÜ MESELE: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm hilkaten en mutedil bir vaziyette ve en mükemmel bir surette halk edildiğinden, harekât ve sekenâtı itidal ve istikamet üzerine gitmiştir.blank.gif2 Siyer-i Seniyyesi kat’î bir surette gösterir ki, her hareketinde istikamet ve itidal üzere gitmiş, ifrat ve tefritten içtinap etmiştir.

          Evet, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm blank.gif3 فَاسْتَقِمْ كَمَاۤ اُمِرْتَ emrini tamamıyla imtisal ettiği için, bütün ef’al ve akval ve ahvâlinde istikamet, kat’î bir surette görünüyor. Meselâ kuvve-i akliyenin fesat ve zulmeti hükmündeki ifrat ve tefriti olan gabâvet ve cerbezeden müberrâ olarak, hadd-i vasat ve medar-ı istikamet olan hikmet noktasında kuvve-i akliyesi daima hareket ettiği gibi; kuvve-i gadabiyenin fesadı ve ifrat ve tefriti olan korkaklık ve tehevvürden münezzeh

          [NOT]Dipnot-1 Müslim, Salâtü’l-Müsâfirîn: 139; Ebû Dâvud, Tatavvu’: 26; Nesâi, Tetavvu’: 2; Müsned, 6:54, 91, 163, 188, 216; el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, 5:170; İbni Hibban, Sahih, 1:345, 4:112.
          Dipnot-2 bk. Müsned: 6:68, 155; et-Tayâlisî, el-Müsned: s.49; Ebû Ya’lâ, el-Müsned: 4:478; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr: 10:314.

          Dipnot-3 “Emrolunduğun gibi dos doğru ol.” Hûd Sûresi, 11:112.
          [/NOT]

          Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı üzerine olsun Hazret-i Aişe-i Sıddıka: [bk. bilgiler – Aişe (r.a.)]
          Hulukuhu’l-Kur’ân: “Onun ahlâkı Kur’an ahlâkıdır.” Resul-i Ekrem: Allah’ın en şerefli ve değerli elçisi olan Hz. Muhammed (a.s.m.)
          Sahabe-i Güzin: seçkin sahabîler Siyer-i Seniyye: Hz. Peygamber’in (a.s.m.) hayatına, yüksek ahlâk ve vasıflarına dair yazılan kitap, biyografisi
          ahvâl: durumlar, hâller akvâl: sözler
          bedbaht: talihsiz, bahtsız beyan etmek: açıklamak, anlatmak
          cerbeze: aldatıcı kurnazlık divane: akılsız
          ef’al: fiiller, hareketler ehemmiyet: değer, önem
          ferman etmek: buyurmak, emretmek fesat: bozukluk, bozulma
          fıtraten: yaratılış itibariyle gabâvet: anlayışsızlık
          gafil: Allah’ı düşünmeyen ve sorumluluklarından habersiz olan hadd-i vasat: orta çizgi, orta yol
          halk edilme: yaratılma harekât: hareketler
          hikmet: bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde olma hilkaten: yaratılış itibarıyle
          ifrat: bir şeye aşırı ilgi gösterme imtisal: sarılma
          istikamet: doğru yolda olma itidal: her konuda orta yolu tutma, aşırıya kaçmama
          içtinap etmek: kaçınmak kat’î: kesin
          kuvve-i akliye: akıl duyusu kuvve-i gadabiye: öfke duygusu
          medar-ı istikamet: doğruluk kaynağı mehâsin: güzellikler
          mehâsin-i ahlâk: ahlâkî güzellikler mesele: konu
          misal: örnek mutedil: ölçülü, aşırıya kaçmayan
          müberrâ: arınmış, temiz nev-i beşer: insanlık
          rivâyât-ı sahiha: sahih olarak nakledilmiş hadisler sekenât: durgunluk, hareketsiz durmalar
          suret: biçim, görünüş sünnet: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler
          tağyir etmek: değiştirmek tefrit: bir şeye aşırı seviyede ilgisiz kalma
          tehevvür: öfkelenme, kızma ziyade: çok, fazla
          zulmet: karanlık ümmet: Hz. Peygambere inanıp onun yolundan giden mü’minler

          #794020
          Anonim

            olarak, kuvve-i gadabiyenin medar-ı istikameti ve hadd-i vasatı olan şecaat‑i kudsiye ile kuvve-i gadabiyesi hareket etmekle beraber; kuvve-i şeheviyenin fesadı ve ifrat ve tefriti olan humud ve fücurdan musaffâ olarak, o kuvvenin medar-ı istikameti olan iffette, kuvve-i şeheviyesi daima iffeti, âzamî mâsumiyet derecesinde rehber ittihaz etmiştir. Ve hâkezâ, bütün Sünen-i Seniyyesinde, ahvâl-i fıtriyesinde ve ahkâm-ı şer’iyesinde hadd-i istikameti ihtiyar edip, zulüm ve zulümat olan ifrat ve tefritten, israf ve tebzirden içtinap etmiştir. Hattâ tekellümünde ve ekl ve şürbünde iktisadı rehber ve israftan kat’iyen içtinap etmiştir. Bu hakikatin tafsilâtına dair binler cilt kitap telif edilmiştir. El-ârifü tekfîhi’l-işâreblank.gif 1 sırrınca, bu denizden bu katre ile iktifâ edip, kıssayı kısa keseriz.

            اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى جَامِعِ مَكَارِمِ اْلاَخْلاَقِ وَمَظْهَرِ سِرِّ «وَاِنَّكَ لَعَلٰى خُلُقٍ عَظِيمٍ» اَلَّذِى قَالَ: «مَنْ تَمَسَّكَ بِسُنَّتِى عِنْدَ فَسَادِ اُمَّتِى فَلَهُ اَجْرُ مِائَةِ شَهِيدٍ». blank.gif2
            وَقَالُوا الْحَمْدُ ِللهِ الَّذِى هَدٰينَا لِهٰذَا وَمَا كُنَّا لِنَهْتَدِىَ لَوْلاَ اَنْ هَدٰينَا اللهُ لَقَدْ جَاۤءَتْ رُسُلُ رَبِّنَا بِالْحَقِّ blank.gif3
            سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَنَاۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ blank.gif4

            endOfSection.gifendOfSection.gif

            [NOT]Dipnot-1 Arif olana bir işaret yeter.

            Dipnot-2 Allahım! “Şüphesiz sen pek büyük bir ahlâk üzeresin” sırrına mazhar olarak en üstün meziyetleri kendisinde toplayan ve “Ümmetimin fesadı zamanında benim sünnetime yapışana yüz şehid ecri vardır” buyuran zâta salât et.

            Dipnot-3 “Dediler: Bizi buna eriştiren Allah’a hamd olsun; yoksa Allah hidayet etmeseydi, biz kendiliğimizden buna erişemezdik. Gerçekten Rabbimizin peygamberleri bize hakkı getirdiler.” A’râf Sûresi, 7:43.

            Dipnot-4 “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki ilmi ve hikmeti her şeyi kuşatan Sensin.” Bakara Sûresi, 2:32.
            [/NOT]

            Sünen-i Seniyye: Peygamberimizin söz, fiil ve hareketlerine dayanan yüce prensipler ahkâm-ı şer’iye: dinî hükümler
            ahvâl-i fıtriye: doğuştan gelen haller ekl: yeme
            fesad: bozulma, bozukluk fücur: sapıklık, haddi aşma
            hadd-i istikamet: doğru yolu gösteren sınır hadd-i vasat: orta çizgi, orta yol
            hakikat: gerçek humud: isteksizlik; ne helâle, ne de harama isteği olmama
            hâkezâ: bunun gibi iffet: namus
            ifrat: bir şeye aşırı ilgi gösterme, aşırıya kaçma ihtiyar etmek: istemek, seçmek
            iktifâ etmek: yetinmek iktisad: tutumluluk
            israf: savurganlık ittihaz etmek: edinmek, kabullenmek
            içtinap etmek: kaçınmak katre: damla
            kat’iyen: kesin olarak kuvve: duygu
            kuvve-i gadabiye: öfke duygusu kuvve-i şeheviye: şehvet duyusu
            kıssa: ibretli yazı musaffâ: arınmış, safileşmiş
            mâsumiyet: günahsızlık münezzeh: arınmış, kusur ve eksiklikten yüce
            tafsilât: ayrıntılar tebzir: elde olanı saçıp savurmak
            tefrit: bir şeye aşırı seviyede ilgisiz kalma tekellüm: konuşma
            telif etmek: kitap yazmak, yazılı eser ortaya koymak zulüm: haksızlık
            zulümat: karanlıklar âzamî: en büyük
            şecaat-i kudsiye: kutsal kahramanlık şürb: içme

          4 yazı görüntüleniyor - 16 ile 19 arası (toplam 19)
          • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.