• Bu konu 30 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 32)
  • Yazar
    Yazılar
  • #676328
    Anonim


      Onuncu Risale


      besmele.jpg

      وَجَعَلْنَاهَا رُجُومًا لِلشَّيَاطِينِ 1

      İ’lem eyyühe’l-aziz! Şu âyet-i kerimenin yüksek semâsına çıkıp sırrını fehmetmek için yedi basamaklı bir merdiven kuruyoruz.

      Birinci basamak: Semâvâtın, melâike ile tesmiye edilen münasip sakinleri vardır. Çünkü, küre-i arzın semâya nisbeten küçüklüğü ve hakaretiyle beraber zevilhayatla dolu olması, semâvâtın o müzeyyen burçları zevi’l-idrak ile dolu olmasını tasrih ediyor. Ve keza, semâvâtın bu kadar ziynetler ile tezyin edilmesi, behemehal zevi’l-idrâkin takdir ve istihsan ile nazar-ı hayretlerini celb etmek içindir. Çünkü, hüsn-ü ziynet, âşıkların celbi içindir. Yemek ve taam da aç olanlara yapılır. Maahaza, ins ve cin o vazifeyi ifâya kâfi değillerdir. Ancak, gayr-ı mahdut, oraya münasip melâike ve ruhânîler o vazifeyi ifâ edebilir.

      İkinci basamak: Arzın semâvat ile alâkası, muamelesi olup aralarında çok büyük irtibat vardır. Evet, arza gelen ziya, hararet, bereket ve saire semâvattan geliyor. Arzdan da semâya dualar, ibadetler, ruhlar gidiyor. Demek, aralarında cereyan eden ticarî muameleden anlaşılıyor ki, arzın sakinleri için semâya çıkmaya bir yol vardır ki, enbiya, evliya, ervah, cesetlerinden tecerrüd ile semâvâta uruç ederler.



      [NOT]Dipnot-1 “Şeytanlar için o yıldızları birer mermi yaptık.” Mülk Sûresi, 67:5.

      [/NOT]


      [TABLE]
      [TR]
      [TD]alâka: bağlantı[/TD]
      [TD]arz: yeryüzü, dünya[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]behemehal: ister istemez; mutlaka[/TD]
      [TD]burç: belli bir şekil ve surete benzeyen sabit yıldız kümesi[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]celb: çekme[/TD]
      [TD]celb etmek: çekmek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]cereyan eden: meydana gelen[/TD]
      [TD]ceset: beden[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]enbiya: nebiler, peygamberler[/TD]
      [TD]ervah: ruhlar[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]evliya: Allah dostları velîler[/TD]
      [TD]fehmetmek: anlamak[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]gayr-ı mahdut: sınırsız[/TD]
      [TD]hakaret: küçüklük[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hararet: ısı, sıcaklık[/TD]
      [TD]hüsn-ü ziynet: süsteki güzellik, güzel süsleme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ifâ: yerine getirme[/TD]
      [TD]ifâ etmek: yerine getirmek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ins: insanlar[/TD]
      [TD]irtibat: bağ, ilişki[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]istihsan: güzel bulma[/TD]
      [TD]i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kardeşim bil ki[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]keza: bunun gibi[/TD]
      [TD]kâfi: yeterli[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]küre-i arz: yerküre, dünya[/TD]
      [TD]maahaza: bununla beraber[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]melâike: melekler[/TD]
      [TD]muamele: iş, alışveriş[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]münasip: uygun[/TD]
      [TD]müzeyyen: ziynetli, süslenmiş[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nazar-ı hayret: hayret içinde kalmış şaşkın ve hayran bakış[/TD]
      [TD]nispeten: kıyasla[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ruhânî: maddî yapısı olmayan, ruh âlemine ait varlık[/TD]
      [TD]sair: diğer, başka[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]sakin: ikâmet eden, yerleşmiş olan[/TD]
      [TD]semâ: gök; yücelik[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]semâvât: gökler[/TD]
      [TD]taam: yiyecek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tasrih etmek: açıkça ifade etmek[/TD]
      [TD]tecerrüd: soyutlanma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tesmiye edilen: isimlendirilen[/TD]
      [TD]tezyin edilmek: süslenilmek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]uruç etmek: yükselmek[/TD]
      [TD]zevilhayat: hayat sahipleri, canlılar[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]zevi’l-idrak: düşünebilen varlıklar, idrak sahipleri[/TD]
      [TD]ziya: ışık[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ziynet: süs[/TD]
      [TD]âyet-i kerime: Kur’ân’ın her bir cümlesi[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]âşık: çok seven, şiddetli sevgi besleyen[/TD]
      [/TR]
      [/TABLE]

      #802547
      Anonim



        Üçüncü basamak: Semâvatta devam ile cereyan eden sükûn, sükût, nizam, intizam, ıttıraddan hissedildiğine nazaran, semâvat ehli, arz sakinleri gibi değildirler. Evet, arzda bulunan nifak, şikak, ihtilâf, ezdâdın içtimâı, hayır ve şerrin ihtilâtı gibi şeyler, semâvatta yoktur. Bu sayede, semâvatta nizam ve intizamı bozacak bir hal yoktur. Sakinleri, verilen emirlere kemâl-i itaatle imtisal ediyorlar.

        Dördüncü basamak: Cenâb-ı Hakkın, iktizâları, hükümleri mütegayir bazı esmâları vardır. Meselâ, Bedir gibi bazı gazâlarda Ashab-ı Kirama yardım etmek üzere, küffar ile muharebe etmek için melâikenin semâdan inzâlini iktiza eden ismi, melâike ile şeyâtin (yani semâvî olan ahyar ile arzî eşrar) arasında muharebenin vukuunu istib’ad değil, iktizâ eder. Evet, Cenâb-ı Hak melâikeye bildirmeksizin şeytanları def veya ihlâk edebilir. Fakat satvet ve haşmetin iktizâsı üzerine, bu kabil mücâzâtın müstehaklarına ilân ve teşhiri, azametine lâyıktır.

        Beşinci basamak: Ruhânîlerin ahyârı semâda bulunduklarından, eşrarı da letâfetlerine güvenerek onları takliden iltihak etmek istediklerinde, ehl-i semâ, onları şerâretleri için kabul etmeyerek def ediyorlar. Maahaza, bu gibi mânevî mübârezeleri âlem-i şehadete, bilhassa vazifesi şehadet ve müşahede olan insana ilân ve teşhirine recm-i nücum alâmet ve nişan kılınmıştır.


        Altıncı basamak: Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan, nev-i beşeri itaate irşad, isyandan zecr ve men etmek üzere kullandığı üslûb-u âlisine bak:

        يَا مَعْشَرَ الْجِنِّ وَاْلاِنْسِ اِنِ اسْتَطَعْتُمْ اَنْ تَنْفُذُوا مِنْ اَقْطَارِ السَّمَوَاتِ وَاْلاَرْضِ فَانْفُذُوا لاَ تَنْفُذُونَ اِلاَّ بِسُلْطَانٍ blank.gif1


        [NOT]Dipnot-1 Rahmân Sûresi, 55:23.
        [/NOT]

        [TABLE]
        [TR]
        [TD]Ashab-ı Kiram: (bk. bilgiler)[/TD]
        [TD]Bedir: (bk. bilgiler)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Cenab-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
        [TD]Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan: açıklamalarıyla mu’cize olan, benzerini yapmakta akılları âciz bırakan Kur’ân[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ahyâr: hayırlı kimseler[/TD]
        [TD]alâmet: belirti, işaret[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]arz: yer, dünya[/TD]
        [TD]arzî: dünyaya âit, dünyalı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]azamet: büyüklük[/TD]
        [TD]cereyan eden: meydana gelen[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]def: uzaklaştırma[/TD]
        [TD]def etmek: uzaklaştırmak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ehl-i semâ: gök ehli, melekler ve ruhanîler[/TD]
        [TD]esmâ: isimler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ezdâd: zıtlar[/TD]
        [TD]eşrar: şerliler, kötüler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]gazâ: savaş[/TD]
        [TD]hayır: iyilik[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]haşmet: büyüklük, ihtişam[/TD]
        [TD]hüküm: karar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ihlâk etmek: helâk etmek, yok etmek[/TD]
        [TD]ihtilâf: anlaşmazlık, uyuşmazlık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ihtilât: karışıklık[/TD]
        [TD]iktizâ: bir şeyin gereği[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]iltihak etmek: katılmak[/TD]
        [TD]imtisal etmek: uymak, yerine getirmek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]intizam: düzenlilik[/TD]
        [TD]inzâl: indirme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]irşad: doğru yolu gösterme[/TD]
        [TD]istib’ad: akıldan uzak görme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]içtimâ: bir araya gelme[/TD]
        [TD]kabil: gibi[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kemâl-i itaat: tam itaat, emre uyma[/TD]
        [TD]küffar: kâfirler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]letâfet: hafiflik, incelik[/TD]
        [TD]maahaza: bununla beraber[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]melâike: melekler[/TD]
        [TD]men etmek: yasaklamak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]muharebe: harp, savaş[/TD]
        [TD]mübâreze: karşı koyma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mücâzât: cezalandırma[/TD]
        [TD]müstehak: hak etmiş[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mütegayir: değişik, birbirine zıt[/TD]
        [TD]müşahede: görme, gözlem[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nazaran: bakarak, –göre[/TD]
        [TD]nev-i beşer: insanlar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nifak: münafıklık, ikiyüzlülük[/TD]
        [TD]nizam: düzen[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nişan kılmak: işaret yapmak, işaret olarak koymak[/TD]
        [TD]recm-i nücum: yıldızlarla taşlama[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ruhânî: maddî yapısı olmayan ve gözle görülemeyen ruh âlemine ait varlık; melek ve cin gibi varlıklar[/TD]
        [TD]sakin: ikâmet eden, yerleşmiş olan[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]satvet: güç, ezici kuvvet[/TD]
        [TD]semâ: gökyüzü[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]semâvat: gökler[/TD]
        [TD]semâvat ehli: semâda yaşayan varlıklar; melekler, ruhaniler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]semâvî: gökle ilgili, uzaylı[/TD]
        [TD]sükûn: durgunluk[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]sükût: sessizlik[/TD]
        [TD]teşhir: ilân etme, duyurma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]vuku: gerçekleşme, meydana gelme[/TD]
        [TD]zecr: sakındırma, yasaklama, kovma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]âlem-i şehadet: görünen alem[/TD]
        [TD]üslûb-u âli: yüksek ifade tarzı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ıttırad: saat gibi düzenli ritmik olma[/TD]
        [TD]şehadet: şahidlik, tanıklık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]şer: kötülük[/TD]
        [TD]şerâret: şerlilik, kötülük[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]şeyâtin: şeytanlar[/TD]
        [TD]şikak: ayrılık[/TD]
        [/TR]
        [/TABLE]

        #802548
        Anonim


          Yani, “Ey ins ve cin cemaati! Mülkümden hariç bir memlekete çıkıp kurtulmak için semâvat ve arzın aktarından çıkmaya kuvvetiniz varsa çıkınız. Amma ancak bir sultan ile çıkarsınız.”

          Kur’ân-ı Kerim bu âyet ile, pek geniş saltanat-ı rububiyete karşı ins ve cinnin aczlerini ilân zımnında nidâ ediyor: “Ey insan-ı hakîr, sağîr, âciz! Ne suretle, şeytanları recmeden melâike ile necimlerin, şemslerin, kamerlerin itaat ettikleri Sultan-ı Ezele isyan ediyorsun. Nasıl kocaman yıldızları mermi, kurşun yerinde kullanabilen bir askere sahip olan bir sultana karşı isyan etmeye cesaret ediyorsun?”

          Yedinci basamak: Yıldızların pek küçük efradı olduğu gibi, pek büyükleri de vardır. Semânın veçhini, yüzünü ziyalandıran herşey yıldızdır. Bu neviden bir kısmı, semâya ziynet olmuştur. Bir kısmı da şeytanları recmetmek için semâvî mancınıklardır. Semâda yapılan bu recim, semâ gibi en vâsi dâirelerde bile vukua gelen mübareze hâdisesini insanlara göstermekle, insanların mutîlerini âsiler ile mübarezeye teşvik ile alıştırmaktır.

          İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsanı hayvandan ayıran şeylerden,

          Biri: Mazi ve müstakbel ile alâkadar olmasıdır. Hayvan bu iki zamanı bihakkın düşünecek bir idrâke mâlik değildir.

          İkincisi: Gerek enfüsî, gerek âfâkî, yani dahilî ve haricî şeylere taallûk eden idrâki, küllî ve umumîdir.

          Üçüncüsü: İnşaata lâzım olan mukaddemeleri keşif ve tertip etmektir: Meselâ, bir evin yapılması için lâzım olan taş, ağaç, çimento misilli lüzumlu mukaddemeleri ihzar ve tertip etmek gibi.

          Binaenaleyh, insanın en evvel ve en büyük vazifesi, tesbih ve tahmiddir. Evvelâ mazi, hal ve istikbal zamanlarında görmüş veya görecek nimetler lisanıyla,

          [TABLE]
          [TR]
          [TD]acz: acizlik, güçsüzlük, zayıflık[/TD]
          [TD]aktar: bölgeler, dört bir taraf[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]alâkadar: alâkalı, ilgili[/TD]
          [TD]arz: yer, dünya[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]bihakkın: hakkıyla, gerçek anlamıyla[/TD]
          [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]cemaat: topluluk[/TD]
          [TD]dahilî: iç[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]efrad: fertler, bireyler[/TD]
          [TD]enfüsî: iç dünyamıza ait[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hadise: olay[/TD]
          [TD]hal: şimdiki zaman[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]haricî: dış[/TD]
          [TD]idrâk: anlama, kavrama[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ihzar: hazırlama[/TD]
          [TD]ins: insan[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]insan-ı hakîr: ufak tefek olan insan[/TD]
          [TD]istikbal: gelecek zaman[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]i’lemeyyühe’l-aziz: ey aziz kardeşim bil ki[/TD]
          [TD]kamer: ay[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]keşf etmek: bulup ortaya çıkarmak[/TD]
          [TD]küllî: geniş[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]lisan: dil[/TD]
          [TD]mancınık: eskiden kale kuşatmalarında ağır taşlar fırlatmak için kullanılan bir savaş âleti[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mazi: geçmiş zaman[/TD]
          [TD]melâike: melekler[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]misilli: gibi, benzeri[/TD]
          [TD]mukaddeme: ön hazırlık[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mutî: itaat eden, emre uyan[/TD]
          [TD]mâlik: sahip[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mübareze: karşı koyma, çarpışma[/TD]
          [TD]mülk: sahip olunan ve hükmedilen şey[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]müstakbel: gelecek zaman[/TD]
          [TD]necim: yıldız[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nev: çeşit, tür[/TD]
          [TD]nidâ etmek: seslenmek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]recim: taşlama[/TD]
          [TD]saltanat-ı rububiyet: rablık saltanatı; Allah’ın her varlığa, yaratılış gayelerine ulaşmaları için zarar verici şeylerden koruyup, muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye etmesi, tedbir, tasarruf ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]sağîr: küçük[/TD]
          [TD]semâ: gökyüzü[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]semâvat: gökler[/TD]
          [TD]semâvî: gökle ilgili; gayb âlemiyle ilgili[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]sultan-ı Ezel: Ezel Sultanı; bütün zamanlara hâkim olan zaman üstü Sultan, Allah[/TD]
          [TD]suret: şekil[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]taallûk etmek: ilgilendirmek, ait olmak[/TD]
          [TD]tahmid: Allah’a övgü, minnet ve şükürlerini sunma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tertip etmek: sıralamak, düzenlemek[/TD]
          [TD]tesbih: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]teşvik: şevklendirme, isteklendirme[/TD]
          [TD]umumî: genel[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]vech: yüz[/TD]
          [TD]vukua gelen: gerçekleşen[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]vâsi: geniş[/TD]
          [TD]ziyalandıran: ışıklandıran[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ziynet olmak: süs olmak[/TD]
          [TD]zımnında: açıkça olmayıp, dolayısıyla üstü kapalı olarak içinde var olan[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]âciz: güçsüz, elinden bir şey gelmeyen[/TD]
          [TD]âfâkî: dış dünyaya ait[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]âsi: isyan eden, başkaldıran[/TD]
          [TD]âyet: Kur’ân’ın her bir cümlesi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]şems: güneş[/TD]
          [/TR]
          [/TABLE]

          #802549
          Anonim


            sonra nefsinde veya haricinde görmekte olduğu in’amlar lisanıyla, sonra mahlûkatın yapmakta oldukları tesbihatı şehadet ve müşahede lisanıyla Sânii hamd ü senâ etmektir.

            İ’lem eyyühe’l-aziz! Cenâb-ı Hakkın atâ, kazâ ve kader namında üç kanunu vardır. Atâ, kazâ kanununu; kazâ da, kaderi bozar.

            Meselâ: Birşey hakkında verilen karar, kader demektir. O kararın infazı, kazâ demektir. O kararın iptaliyle hükmü kazâdan affetmek, atâ demektir. Evet, yumuşak bir otun damarları katı taşı deldiği gibi, atâ da kazâ kanununun kat’iyetini deler. Kazâ da ok gibi kader kararlarını deler. Demek, atânın kazâya nisbeti, kazânın kadere nisbeti gibidir. Atâ, kazâ kanununun şümulünden ihraçtır. Kazâ da kader kanununun külliyetinden ihracıdır. Bu hakikate vakıf olan ârif, “Yâ İlâhî! Hasenatım senin atândandır. Seyyiatım da senin kazândandır. Eğer atân olmasaydı helâk olurdum” der.

            İ’lem eyyühe’l-aziz! Esmâ-i Hüsnâyı tazammun eden bazı fezlekeler ile âyetlere hâtime verilmekte ne gibi bir sır vardır?

            Evet, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan, bazan âyât-ı kudreti âyetlerde basteder, sonra içerisinden esmâyı çıkarır. Bazan mensucat toplar gibi açar, dağıtır; sonra toplar, esmâda tayyeder. Bazan da ef’âlini tafsil ettikten sonra, isimler ile icmal eder. Bazan da, halkın a’mâlini tehdidâne söyler; sonra rahmete işaret eden isimler ile tesellî eder. Bazan da bazı makasıd-ı cüz’iyeyi zikrettikten sonra, o makasıdı takdir ve ispat için, burhan olarak kavâid-i külliye hükmünde olan isimleri zikrediyor. Bazan da maddî cüz’iyatı zikreder, sonra esmâ-i külliye ile icmal eder. Ve hâkezâ…

            [TABLE]
            [TR]
            [TD]Cenab-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
            [TD]Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan: açıklamalarıyla benzerini yapmaktan akılları âciz bırakan Kur’ân, açıklamaları mu’cize olan Kur’ân[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]Sâni: herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah[/TD]
            [TD]Ya İlâhî: ey Allah’ım[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]atâ: bağış; ihsan[/TD]
            [TD]a’mâl: ameller, işler ve davranışlar[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]bast etmek: yaymak, genişletmek[/TD]
            [TD]burhan: güçlü, açık delil, kanıt[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]cüz’iyat: ferdî, bireysel şeyler[/TD]
            [TD]ef’âl: fiiler, işler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]esmâ: Allah’ın isimleri[/TD]
            [TD]esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın en güzel isimleri[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]esmâ-i külliye: bütün varlık âleminde yansımaları görünen Allah’ın isimleri[/TD]
            [TD]fezleke: hülasa, öz[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hakikat: gerçek[/TD]
            [TD]hamd ü senâ etmek: hamd etmek ve övmek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]haricinde: dışında[/TD]
            [TD]hasenat: güzellikler, iyilikler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]helâk olmak: mahvolmak, yok olmak[/TD]
            [TD]hâkezâ: böylece, bunun gibi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hâtime: son[/TD]
            [TD]icmal etmek: özetlemek[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ihraç: çıkarılma[/TD]
            [TD]infaz: bir hükmü yerine getirme[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]in’am: nimetler[/TD]
            [TD]i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kadreşim bil ki[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kader: Allah’ın meydana gelecek şeyleri olmadan önce bilmesi, takdir etmesi, plânlaması[/TD]
            [TD]kanun: emirden gelen ve varlıkların ve tabiat olaylarının fiil, hareket ve hallerini düzen altında tutmasına vesile olan kurallardır[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kat’iyet: kesinlik[/TD]
            [TD]kavâid-i külliye: herşey hakkında tatbik edilebilen genel kurallar[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kazâ: olacağı Allah tarafından bilinen ve takdir olunan şeylerin zamanı gelince yaratılması[/TD]
            [TD]külliyet: bütünlük, kapsamlılık[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]lisan: dil[/TD]
            [TD]mahlûkat: yaratılmışlar, yaratılmış varlıklar[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]makasıd: gayeler, istenilen şeyler[/TD]
            [TD]makasıd-ı cüz’iye: ferdî, bireysel gayeler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mensucat: dokunmuş mamüller[/TD]
            [TD]müşahede: gözlem[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]namında: isminde, adında[/TD]
            [TD]nefis: bir kimsenin kendisi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nisbet: oran, kıyas[/TD]
            [TD]rahmet: İlâhî şefkat ve merhamet[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]seyyiat: günahlar, kötülükler[/TD]
            [TD]tafsil etmek: ayrıntılı olarak açıklamak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tayyetmek: sarıp dürmek[/TD]
            [TD]tazammun etmek: içermek, içine almak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tehdidâne: tehdit ederek[/TD]
            [TD]tesbihat: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tesellî etmek: avutmak, acıyı dindirmek[/TD]
            [TD]vakıf olma: bütün yönleriyle bilme, haberdar olma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]zikretmek: anmak, belirtmek[/TD]
            [TD]ârif: bilgide ileri olan[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]âyet: Kur’ân’ın her bir cümlesi[/TD]
            [TD]âyât-ı kudret: kudret âlemi olan kâinat belgeleri, delilleri[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]şehadet: şahidlik, tanıklık[/TD]
            [TD]şümul: kapsamlılık, kuşatıcılık[/TD]
            [/TR]
            [/TABLE]

            #802550
            Anonim



              İ’lem eyyühe’l-aziz! Acz de aşk gibi Allah’a isal eden yollardan biridir. Amma acz yolu, aşktan daha kısa ve daha selâmettir.

              Ehl-i sülûk, tarîk-i hafâda letâif-i aşere üzerine, tarîk-i cehirde nüfus-u seb’a üzerine sülûk etmişlerdir. Bu fakir, âciz ise dört hatveden ibâret, hem kısa, hem sehl bir tarîki, Kur’ân’ın feyzinden istifade etmiştir.
              Birinci hatveyi blank.gif1 فَلاَ تُزَكُّوا اَنْفُسَكُمْâyetinden,
              İkinci hatveyi blank.gif2 وَلاَ تَكُونُوا كَالَّذِينَ نَسُوا اللهَ فَاَنْسٰيهُمْ اَنْفُسَهُمْ âyetinden,
              Üçüncü hatveyi مَا اَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ اللهِ وَمَا اَصَابَكَ مِنْ سَيِّئَةٍ فَمِنْ نَفْسِكَ 3 âyetinden,
              Dördüncü hatveyi blank.gif4 كُلُّ شَىْءٍ هَالِكٌ اِلاَّ وَجْهَهُ âyetinden ahzetmiştir. Bunların izahı:

              Birinci hatve: İnsan yaratılışında kendi nefsine muhib olarak yaratılmıştır. Hattâ bizzat nefsi kadar birşeye sevgisi yoktur. Kendisini, ancak mâbûda lâyık senâlar ile medhediyor. Nefsini bütün ayıplardan, kusurlardan tenzih etmekle—haklı olsun haksız olsun—kemâl-i şiddetle müdafaa ediyor. Hattâ Cenâb-ı Hakkı hamd ü senâ için kendisinde yaratılan cihazatı, kendi nefsine hamd ve senâ için sarf ediyor ve blank.gif5 مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوَيهُ ’deki blank.gif6 مَنْ şümulüne dahil oluyor. Bu mertebede nefsin tezkiyesi, ancak adem-i tezkiyesiyle olur.


              [NOT]Dipnot-1 “Nefislerinizi temize çıkarmayın.” Necm Sûresi, 53:32.
              Dipnot-2 “Allah’ı unutanlar gibi olmayın ki, Allah da onlara kendi nefislerini unutturmuştur.” Haşir Sûresi, 59:19.
              Dipnot-3 “Sana her ne iyilik erişirse Allah’tandır. Sana her ne kötülük gelirse, o da kendi nefsindendir.” Nisâ Sûresi, 4:79.
              Dipnot-4 “Onun zatından başka herşey helâk olup gidicidir.” Kasas Sûresi, 28:88.
              Dipnot-5 “Nefsinin arzusunu kendine mâbud edinen kimse.” Furkan Sûresi, 25:43.
              Dipnot-6 Kim, kimse.

              [/NOT]

              [TABLE]
              [TR]
              [TD]Cenab-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
              [TD]acz: acizlik, güçsüzlük[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]adem-i tezkiye: temize çıkarmama; hoş görmeme[/TD]
              [TD]ahzetmek: almak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]bizzat: kendi[/TD]
              [TD]cihazat: cihazlar, duyu ve organlar[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ehl-i sülûk: tarikat yolunda yürüyenler[/TD]
              [TD]fakir: muhtaç[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]feyz: ihsan, bağış, kerem[/TD]
              [TD]hamd: teşekkür ve övgülerini sunma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hamd ü senâ: şükür ve övgü[/TD]
              [TD]hatve: basamak, mertebe[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ibâret: meydana gelmiş, toplanmış[/TD]
              [TD]isal etmek: ulaştırmak, eriştirmek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]istifade etmek: faydalanmak, yararlanmak[/TD]
              [TD]kemal-i şiddet: çok şiddetli[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]letâif-i aşere: on lâtife veya duygu[/TD]
              [TD]medh etmek: övmek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mertebe: derece, makam[/TD]
              [TD]muhib: seven[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mâbûd: kendisine ibadet edilen[/TD]
              [TD]müdafaa etmek: savunmak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nefis: bir kimsenin kendisi[/TD]
              [TD]nüfus-u seb’a: nefsin yedi mertebesi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]sarf etmek: harcamak[/TD]
              [TD]sehl: kolay[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]selâmet: esenlikli, güvenli[/TD]
              [TD]senâ: övme, methetme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]sülûk etmek: yol almak[/TD]
              [TD]tarik: mânevî yol[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tarik-i hafâ: gizli olarak zikir yapılan tarikat[/TD]
              [TD]tarîk-i cehir: açık olarak ve yüksek sesle zikir eden tarikat[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tenzih etmek: eksik ve çirkinliklerden arınmış tutmak[/TD]
              [TD]tezkiye: temizleme, arındırma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]âciz: güçsüz[/TD]
              [TD]âyet: Kur’ân’ın her bir cümlesi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]İlem eyyühe’l-aziz: ey aziz kadreşim bil ki[/TD]
              [TD]şümul: kapsam[/TD]
              [/TR]
              [/TABLE]

              #802551
              Anonim


                İkinci hatve: Nefis hizmet zamanında geri kaçar. Ücret vaktinde ileri safa hücum ediyor. Bu mertebede onun tezkiyesi, yaptığı fiili aksetmekle olur. Yani işe, hizmete ileriye sevk edilmeli, ücret tevziinde geriye bırakılmalıdır.

                Üçüncü hatve: Kendi nefsinde, torbasında, kusur, naks, acz, fakrdan mâadâ birşeyi bırakmamalıdır. Bütün mehâsin, iyilikler, Fâtır-ı Hakîm tarafından in’am edilen nimetler olup hamdi iktiza eder. Fahri istilzam etmediklerini itikad ve telâkki edilmelidir. Bu mertebede onun tezkiyesi, kemâlinin adem-i kemâlinde, kudretinin aczinde, gınasının fakrında olduğunu bilmekten ibarettir.

                Dördüncü hatve: Kendisi istiklâliyet halinde fâni, hâdis, mâdum olduğunu ve esmâ-i İlâhiyeye ayinedarlık ettiği halde şahit, meşhud, mevcut olduğunu bilmekten ibarettir. Bu mertebede onun tezkiyesi, vücudunda ademini, ademinde vücudunu bilmekle blank.gif1 لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ ’yü kendisine vird ittihaz etmektir.

                Ve keza, Vahdetü’l-vücud ehli, kâinatı nefyetmekle idam ediyorlar. Vahdetü’ş-şühud halkı ise, bütün mevcudatı, kürek cezalıları gibi nisyan zindanında ebedî hapse mahkûm ediyorlar.

                Kur’ân’ın ifham ettiği tarik, kâinatı, mevcudatı hem idamdan, hem hapisten kurtarır. Esmâ-i Hüsnâya mazhariyet ile ayinedarlık etmek gibi vazifelerde istihdam ediyor. Fakat kâinatı, istiklâliyetten ve kendi hesabına çalışmaktan azlediyor.

                Ve keza, insanın vücudunda birkaç daire vardır. Çünkü, hem nebatîdir, hem hayvanîdir, hem insanîdir, hem imanî. Tezkiye muamelesi bazan tabaka-i imaniyede



                [NOT]Dipnot-1 Mülk umumen Onundur; hamd de Ona mahsustur.
                [/NOT]


                [TABLE]
                [TR]
                [TD]Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın güzel isimleri
                [/TD]
                [TD]Fâtır-ı Hakîm: herşeyi hikmetle ve benzersiz şeyleri üstün san’atıyla yaratan Allah[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]Vahdetü’l-vücud ehli: “Allah’ın varlığı o kadar mükemmeldir ki, diğer varlıklar Ona göre bir gölge gibidir ve ‘varlık’ adını almaya lâyık değiller” tarzındaki tasavvufî görüş sahipleri[/TD]
                [TD]Vahdetü’ş-şühud: İlâhi tecellilerin karşısında Allah’tan başka bir şeyin görülmemesi ve Allah’tan başka herşeyin unutkanlık perdesiyle örtülmesi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]acz: acizlik, güçsüzlük[/TD]
                [TD]adem: yokluk, hiçlik[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]adem-i kemal: kemalsizlik, mükemmel olmama[/TD]
                [TD]aksetmek: tersine çevirmek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ayinadarlık: birşeyin özelliklerini yansıtma, aynalık görevi yapma[/TD]
                [TD]azletmek: ayırmak, uzaklaştırmak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ebedî: sonsuz[/TD]
                [TD]esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimleri[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]fahr: gurur, övünme[/TD]
                [TD]fakr: fakirlik, muhtaçlık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]fâni: geçici olan, ölümlü[/TD]
                [TD]gına: zenginlik[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hamd: minnet, teşekkür ve övgülerini sunma[/TD]
                [TD]hatve: basamak, mertebe[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hayvanî: hayvansal[/TD]
                [TD]hâdis: sonradan olan[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]idam: yokluğa mahkum etme[/TD]
                [TD]ifham etmek: anlatmak, bildirmek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]iktiza etmek: gerektirmek[/TD]
                [TD]insanî: insana ait[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]in’am edilen: nimet olarak verilen[/TD]
                [TD]istihdam etmek: belli bir görevde çalıştırmak, kullanmak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]istiklâliyet: bağımsızlık, birşeye bağlı olmayış[/TD]
                [TD]istilzam etmek: gerektirmek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]itikat etmek: inanmak[/TD]
                [TD]ittihaz etmek: edinmek, kabullenmek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kemal: fazilet, iyilik, mükemmellik[/TD]
                [TD]keza: aynı, aynı biçimde[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kudret: güç, iktidar[/TD]
                [TD]kâinat: evren[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mahkûm: cezalandırılma[/TD]
                [TD]mahsus: özel, has[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mazhariyet: ayna olma[/TD]
                [TD]mehâsin: güzellikler, iyilikler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mertebe: makam[/TD]
                [TD]mevcudat: varlıklar, var edilenler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mevcut: var[/TD]
                [TD]meşhud: şahit olunan, görülen, gözlemlenen[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]muamele: davranış[/TD]
                [TD]mâadâ: -den başka, gayri[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mâdum: yok[/TD]
                [TD]mülk: hükmedilen yer, sahip olunan şey[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]naks: eksiklik, noksanlık[/TD]
                [TD]nebatî: bitkisel[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nefis: bir kimsenin kendisi; insanı zevkli ve lezzetli şeylere sevk eden güç, duygu[/TD]
                [TD]nefyetmek: inkâr etmek, reddetmek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nisyan: unutkanlık[/TD]
                [TD]sevk etmek: yöneltmek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tarik: mânevî yol[/TD]
                [TD]telâkki etmek: kabul etmek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tevzi: dağıtma[/TD]
                [TD]tezkiye: temizleme, arındırma[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]umumen: genellikle[/TD]
                [TD]vird: devamlı yapılan zikir[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]vücud: varlık[/TD]
                [/TR]
                [/TABLE]

                #802552
                Anonim


                  olur. Sonra tabaka-i nebatiyeye iner. Bazan da yirmi dört saat zarfında her dört tabakada muamele vaki olur. İnsanı hatâ ve galata atan, bu dört tabakadaki farkı riayet etmemektir.

                  blank.gif1 خَلَقَ لَنَا مَا فِى اْلاَرْضِ جَمِيعًا ’ya istinaden insaniyetin mide-i hayvaniye ve nebatiyeye münhasır olduğunun zannıyla galat ediyor. Sonra bütün gayelerin nefsine ait olduğunun hasriyle galat ediyor. Sonra, herşeyin kıymeti, menfaati nisbetinde olduğunun takdiriyle galat ediyor. Hattâ Zühre yıldızını kokulu bir zühreye mukabil almaz. Çünkü kendisine menfaati dokunmuyor.

                  İ’lem eyyühe’l-aziz! Ubudiyet, sebkat eden nimetin neticesi ve onun fiyatıdır. Gelecek bir nimetin mükâfat mukaddemesi ve vesilesi değildir. Meselâ, insanın en güzel bir surette yaratılışı, ubudiyeti iktizâ eden sâbık bir nimet olduğu ve sonra da, imanın îtâsıyla kendisini sana tarif etmesi, ubudiyeti iktiza eden sabık nimetlerdir. Evet, nasıl ki midenin îtâsıyla bütün mat’ûmat îtâ edilmiş gibi telâkki ediliyor; hayatın îtâsıyla da, âlem-i şehadet müştemil bulunduğu nimetler ile beraber îtâ edilmiş gibi telâkki ediliyor.

                  Ve keza, nefs-i insanînin îtâsıyla, bu mide için mülk ve melekût âlemleri nimetler sofrası gibi kılınmıştır. Kezâlik, imanın îtâsıyla, mezkûr sofralarla beraber, Esmâ-i Hüsnâda iddihar edilen defineleri de sofra olarak verilmiş oluyor. Bu gibi ücretleri peşin aldıktan sonra, devamile hizmete mülâzım olmak lâzımdır. Hizmet ve amelden sonra verilen nimetler, mahzâ Onun fazlındandır.

                  İ’lem eyyühe’l-aziz! Envâın efradında, bilhassa haşerat ve hevâm kısmında görünen fevkalâde çoklukta müşahede edilen, hârikulâde gayr-ı mütenâhi bir cûd u sehâvet vardır. Kemâl-i ittikan ve intizamla bütün envâda bulunan şu kesret-i efrad, tecelliyat-ı İlâhiyenin gayr-ı mütenâhi olduğuna ve Cenâb-ı Hakkın


                  [NOT]Dipnot-1 Yerdeki herşeyi bizim için yarattı.
                  [/NOT]


                  [TABLE]
                  [TR]
                  [TD]Cenab-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
                  [TD]Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın en güzel isimleri[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Zühre yıldızı: (bk. bilgiler)[/TD]
                  [TD]amel: iş, davranış[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]cûd: cömertlik, el açıklığı[/TD]
                  [TD]efrad: fertler, bireyler[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]envâ: çeşitler, türler[/TD]
                  [TD]fazl: cömertlik, ihsan, yardım[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]fevkalâde: olağanüstü[/TD]
                  [TD]galat: hatâ, yanlış[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]gayr-ı mütenâhi: sınırsız, sonsuz[/TD]
                  [TD]hasr: sınırlama, bir şeye mahsus kılma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hayvaniye: hayvanî[/TD]
                  [TD]haşerat: böcekler[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hevâm: küçük hayvanlar, küçük böcekler[/TD]
                  [TD]hârikulâde: olağanüstü, şaşırtıcı derecede[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]iddihar edilen: biriktirilen, depolanan[/TD]
                  [TD]iktizâ eden: gerektiren[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]insaniyet: insanlık[/TD]
                  [TD]intizam: düzen[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]istinaden: dayanarak[/TD]
                  [TD]i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kadreşim bil ki![/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kemal-i itkan: tam bir sağlamlık[/TD]
                  [TD]kesret-i efrad: fertlerin çokluğu[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]keza: aynı, aynı şekilde[/TD]
                  [TD]kezâlik: bunun gibi[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mahzâ: tam, sırf
                  [/TD]
                  [TD]mat’ûmat: yiyecekler[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mebde: başlangıç, ilk yaratılış[/TD]
                  [TD]mezkûr: anılan, sözü geçen[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mide-i hayvaniye ve nebatiye: hayvanî ve bitkisel mide[/TD]
                  [TD]muamele: davranış[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mukabil: karşılık[/TD]
                  [TD]mukaddeme: başlangıç[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mülk ve melekût âlemi: Allah’ın sahip olduğu ve hükmettiği görünen ve görünmeyen âlemler[/TD]
                  [TD]mülâzım: birşeyden ayrılmama, aralıksız devam etme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]münhasır: ait, mahsus[/TD]
                  [TD]müşahede edilen: görülen[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]müştemil: içine alan, kavrayan[/TD]
                  [TD]nebatiye: bitkisel[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nefis: kişinin kendisi; hazır lezzet ve zevklere düşkün olan duygu[/TD]
                  [TD]nefs-i insanî: insanı maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nisbetinde: ölçüsünde[/TD]
                  [TD]riayet etmek: uymak, gözetmek[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]sebkat eden: daha önceden verilen[/TD]
                  [TD]sehâvet: cömertlik[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]suret: biçim, görünüş[/TD]
                  [TD]sâbık: önceki, geçmiş[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tabaka-i imaniye: iman tabakası, derecesi[/TD]
                  [TD]tabaka-i nebatiye: insanın bitkisel yönü[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tecelliyat-ı İlâhiye: İlâhi tecelliler, İlâhî isimlerin varlıklarda eserini göstermesi[/TD]
                  [TD]telâkki edilen: kabul edilen[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ubudiyet: kulluk[/TD]
                  [TD]zühre: çiçek[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]âlem-i şehadet: görünen âlem[/TD]
                  [TD]îtâ: ihsan, verme[/TD]
                  [/TR]
                  [/TABLE]

                  #802553
                  Anonim



                    mâhiyeti herşeye mübâyin olduğuna ve bütün eşya onun kudretine nisbeten mütesâvi olduğuna sarahaten delâlet eder.

                    Evet bu cûd-u icad Sâniin vücubundandır. Nevide celâlîdir, fertte cemâlîdir.

                    İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsanın yaptığı san’atların suhulet ve suubet dereceleri, onun ilim ve cehliyle ölçülür. Ne kadar san’atlarda, bilhassa ince ve lâtif cihazatta ilmî mahareti çok olursa, o nisbette kolay olur. Cehli nisbetinde de zahmet olur. Binaenaleyh, eşyanın hilkatinde sür’at-i mutlaka ile vüs’at-i mutlaka içinde görünen suhulet-i mutlaka, Sâniin ilmine nihayet olmadığına hads-i kat’î ile delâlet eder.

                    وَمَا اَمْرُنَاۤ اِلاَّ وَاحِدَةٌ كَلَمْحٍ بِالْبَصَرِ blank.gif1

                    İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsanın fıtraten mâlik olduğu câmiiyetin acâibindendir ki: Sâni-i Hâkim şu küçük cisimde gayr-ı mahdut envâ-ı rahmeti tartmak için gayr-ı mâdut mizanlar vaz etmiştir. Ve Esmâ-i Hüsnânın gayr-ı mütenâhi mahfî definelerini fehmetmek için, gayr-ı mahsur cihâzat ve âlât yaratmıştır. Meselâ, mesmûat, mubsırat, me’kûlât âlemlerini ihata eden insandaki duygular, Sâniin sıfât-ı mutlakasını ve geniş şuûnatını fehmetmek içindir.

                    Ve keza, hardaleden daha küçük kuvve-i hâfızasında öyle bir lâtife-i müdrike bırakılmıştır ki, o hardalenin tazammun ettiği geniş âlemde o lâtife daimî seyir ve cevelân etmekte ise de, sahiline vâsıl olamaz. Maahaza, bazan bu büyük


                    [NOT]Dipnot-1 “Bizim birşeyi yapmamız, gözün bir bakışı gibi kolay ve sür’atli tek bir emirledir.” Kamer Sûresi, 54:50.

                    [/NOT]


                    [TABLE]
                    [TR]
                    [TD]Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın en güzel isimleri[/TD]
                    [TD]Sâni: herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Sâni-i Hâkim: herşeyi hikmetle ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah[/TD]
                    [TD]acâib: şaşırtıcı, garip şeyler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
                    [TD]cehl / cehil: câhillik, bilgisizlik[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]celâlî: Allah’ın büyüklük ve azametinin tecellîsine ait[/TD]
                    [TD]cemalî: Allah’ın lütuf ve ihsanının tecellîsine ait[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]cevelân etmek: dolaşmak, gezmek[/TD]
                    [TD]cihazat: cihazlar, duyular ve organlar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]cisim: beden[/TD]
                    [TD]câmiiyet: kapsamlılık[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]cûd-u icad: bolca, çokça yaratma[/TD]
                    [TD]daimî: devamlı, sürekli[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
                    [TD]envâ-ı rahmet: rahmet çeşitleri[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]eşya: varlıklar[/TD]
                    [TD]fehmetmek: anlamak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]fert: tek, birey[/TD]
                    [TD]fıtraten: yaratılış gereği[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]gayr-ı mahdut: sınırsız[/TD]
                    [TD]gayr-ı mahsur: kuşatılamayacak kadar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]gayr-ı mâdut: sayısız[/TD]
                    [TD]gayr-ı mütenâhi: sınırsız, sonsuz[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hads-i kat’î: doğru ve kesin sezgi[/TD]
                    [TD]hardale: çok küçük tohumları olan bir bitki[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hilkat: yaratılış[/TD]
                    [TD]ihata eden: kuşatan[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kardeşim bil ki[/TD]
                    [TD]keza: aynı, aynı biçimde[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kudret: güç, iktidar[/TD]
                    [TD]kuvve-i hâfıza: hafıza gücü, bellek[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]lâtif: ince[/TD]
                    [TD]lâtife: duygu; burada hafıza merkezindeki idrak duygusu kastediliyor[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]lâtife-i müdrike: idrâk etme duygusu, anlama ve kavrama hassesi[/TD]
                    [TD]maahaza: bununla beraber[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]maharet: beceri, hüner[/TD]
                    [TD]mahfî: gizli[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mesmûat âlemi: işitilen ve duyulan varlıklar dünyası[/TD]
                    [TD]me’kûlât âlemi: yenilen şeyler, yiyecekler dünyası[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mizan: ölçü[/TD]
                    [TD]mubsırat âlemi: görülen varlıklar dünyası[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mâhiyet: brişeyin neden ibaret olduğu, aslı, esası, hakikati[/TD]
                    [TD]mâlik: sahip[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mübâyin: farklı; diğerinin zıddı[/TD]
                    [TD]mütesâvi: birbirine eşit[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
                    [TD]nihayet: son[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nisbet: oran, kıyas[/TD]
                    [TD]nisbeten: göre, oranla[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]sarahaten: açıkça[/TD]
                    [TD]seyir: yolculuk, gezinti[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]suhulet: kolaylık
                    [/TD]
                    [TD]suhulet-i mutlaka: sınırsız kolaylık[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]suubet: zorluk[/TD]
                    [TD]sür’at-i mutlaka: son derece hız[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]sıfât-ı mutlaka: sınırsız sıfatlar, vasıflar, nitelikler[/TD]
                    [TD]tazammun etmek: içermek, içine almak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]vaz etmek: koymak, yerleştirmek[/TD]
                    [TD]vâsıl olmak: ulaşmak[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]vücub: Allah’ın varlığının zorunlu oluşu[/TD]
                    [TD]vüs’at-i mutlaka: sınırsız genişlik[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]âlem: dünya[/TD]
                    [TD]âlât: âletler, organlar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]şuûnat: Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecelliye sevk eden Zâtına ait mukaddes özellikler[/TD]
                    [/TR]
                    [/TABLE]

                    #802554
                    Anonim


                      âlem o lâtifeye o kadar darlaşır ki, âlem o lâtifenin karnında bir zerre gibi olur. Ve o lâtifeyi, bütün seyahat meydanlarıyla, mütalâa ettiği kitaplarıyla o hardale dahi yutar, yerinde oturur, karnı da ağrımaz.

                      İşte, insanın mütefâvit mertebeleri bu sırdan anlaşılır.

                      Evet, bazı insanlar zerrede boğulurlar. Bazısında da dünya boğulur. Bazılar da, kendilerine verilen anahtarlardan birisiyle kesretin en geniş bir âlemini açar, fakat içinde boğulur. Sahil-i vahdet ve tevhide zorla vasıl olur. Demek, insanın seyr-i ruhânîsinde çok tabakalar vardır. Bir tabakada, insanlara huzur-u tevhid pek suhuletle nasip ve müyesser olur. Bir tabakasına da gaflet ve evham öyle istilâ eder ki, kesret içinde gark olmakla, tam mânâsıyla tevhidi unutmuş olur. Sukutu suûd, tedennîyi terakki, cehl-i mürekkebi yakîn, uykunun son perdesini intibah zan ve tevehhüm eden bir kısım medenîler, ikinci tabakadaki insanlardandır. Onlar, hakaik-i imâniyeyi derk etmekte bedevîlerin bedevîleridir.

                      İ’lem eyyühe’l-aziz! İsm-i Celâl, alelekser nevilerde, külliyatta tecellî eder. İsm-i Cemâl ise, mevcudatın cüz’iyatına tecellî eder. Bu itibarla, nevilerdeki cûd-u mutlak, celâlin tecellîsidir. Cüz’iyatın nakışları, eşhasın güzellikleri cemâlin tecellîyatındandır.

                      Ve keza, celâl, vahidiyetin tecellîsinden, cemâl dahi ehadiyetin tecellîsinden zahir olur. Bazan da cemâl, celâlden tecellî eder. Evet, cemâlin gözünde celâl ne kadar cemîldir; celâlin gözünde dahi cemâl o kadar celîldir.

                      İ’lem eyyühe’l-aziz! Basar masnuatı görüp de, basiret Sânii görmezse çok garip ve pek çirkin düşer. Çünkü, o halde Sâniin mânen, kalben görünmemesi, ya basiretin fıkdânındandır veya kalb gözünün kör olmasındandır. Veya pek dar olduğundan,


                      [TABLE]
                      [TR]
                      [TD]Sâni: herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah[/TD]
                      [TD]alelekser: çoğunlukla[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]basar: görme duyusu[/TD]
                      [TD]basiret: feraset, seziş[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]bedevî: çölde yaşayan, köylü[/TD]
                      [TD]cehl-i mürekkeb: bilmediği halde kendini bilmiş sayma; katmerli cehalet[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]celâl: azamet, yücelik, haşmet[/TD]
                      [TD]celîl: yüce, haşmetli[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]cemal: güzellik[/TD]
                      [TD]cemîl: güzel[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]cûd-u mutlak: sınırsız cömertlik[/TD]
                      [TD]cüz’iyat: ferdler, bireyler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]derk etmek: anlamak[/TD]
                      [TD]ehadiyet: Allah’ın birliği ve İlâhî isimlerin her bir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]evham: kuruntular, şüpheler[/TD]
                      [TD]eşhas: şahıslar, fertler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]fıkdân: yokluk, kayıp[/TD]
                      [TD]gaflet: dalgınlık, umursamazlık[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]gark olmak: boğulmak[/TD]
                      [TD]hakaik-i imâniye: iman hakikatleri, esasları[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hardale: çok küçük tohumları olan bir bitki[/TD]
                      [TD]huzur-u tevhid: her şeyin bir olan Allah’a ait olduğuna kesin olarak inandıktan sonra kendini herzaman Allah’ın huzurunda hissetme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]intibah: uyanma[/TD]
                      [TD]ism-i Celâl: büyüklük, haşmet ve görkem ifade eden isim[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ism-i Cemal: güzelliği ifade eden isim, Cemal ismi[/TD]
                      [TD]istilâ etmek: ele geçirmek[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]itibar: özellik[/TD]
                      [TD]i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kadreşim bil ki[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kalben: kalp yoluyla[/TD]
                      [TD]kesret: çokluk[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]keza: aynı şekilde[/TD]
                      [TD]külliyat: bütün fertler, bütün türler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]lâtife: duygu[/TD]
                      [TD]masnuat: san’atla yaratılmış varlıklar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
                      [TD]mânen: mânevî olarak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mütalâa etmek: dikkatle okumak, incelemek[/TD]
                      [TD]mütefâvit: çeşitli, farklı[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]müyesser: kolay[/TD]
                      [TD]nakış: işleme, süsleme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nasip (olma): elde etme[/TD]
                      [TD]nev: çeşit, tür[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]sahil-i vahdet ve tevhid: vahdet ve tevhid sahili; insanların mânevî kurtuluşuna ve ebedî saadet sahiline ulaştıran tevhid ve vahdet inancı[/TD]
                      [TD]seyahat: yolculuk[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]seyr-i ruhânî: ruhanî ve mânevî âlemlerdeki seyir, gezinti[/TD]
                      [TD]suhulet: kolaylık[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]sukut: alçalış, düşüş[/TD]
                      [TD]suûd: yükseliş[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tabaka: derece, katman[/TD]
                      [TD]tecellî: görünüm, yansıma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tecellîyat: yansımalar, görünmeler[/TD]
                      [TD]tedennî: alçalma, gerileme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]terakki: ilerleme, yükselme[/TD]
                      [TD]tevehhüm eden: kuruntuya kapılan, zanneden, sanan[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tevhid: birleme; her şeyin bir olan Allah’a ait kılınması[/TD]
                      [TD]vahdet: birlik; Allah’ın birliği[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]vahidiyet: Allah’ın birliği ve birliğin her tarafı kaplaması[/TD]
                      [TD]vasıl olmak: ulaşmak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]yakîn: kesin ve doğru bilgi[/TD]
                      [TD]zahir olmak: görünmek[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]zan: şüphe, sanma, zannetme[/TD]
                      [TD]zerre: maddenin en küçük parçası[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]âlem: dünya[/TD]
                      [/TR]
                      [/TABLE]

                      #802555
                      Anonim


                        meseleyi azametiyle kavramadığındandır. Veya bir hızlandır. Ve illâ, Sâniin inkârı, basarın şuhudunu inkârdan daha ziyade münkerdir.

                        İ’lem eyyühe’l-aziz! Bir tarlaya zer edilen bir tohum, mânevî bir sur ve bir duvardır; o tarlayı tohum sahibine mal eder, başkasının tasarrufuna mâni olur. Kezâlik, küre-i arz tarlasına zer edilen nebatat, hayvanat tohumları, mânevî bir sur ve bir seddir ki, şirketi men ediyor; gayrı, müdahaleden tard eder.

                        İ’lem eyyühe’l-aziz! Tabiatları lâtif, ince ve lâtif san’atlara meftun bazı insanlar, bilhassa has bahçelerinde pek güzel hendesevâri bir şekilde şekilleri, arkları, havuzları, şadırvanları yaptırmakla, bahçelerine pek muntazam bir manzara verirler. Ve o letâfetin, o güzelliğin derecesini göstermek için, bazı çirkin kaya, kaba, gayr-ı muntazam mağara ve dağ heykelleri gibi şeyleri de ilâve ediyorlar ki, onların çirkinliğiyle, adem-i intizamıyla bahçenin güzelliği, letâfeti fazlaca parlasın. Çünkü, blank.gif1 اِنَّمَا اْلاَشْيَاۤءُ تُعْرَفُ بِاَضْدَادِهَا Lâkin, müdakkik bir kimse, o ezdadı cem eden bahçenin manzarasına baktığı zaman anlar ki, o çirkin, kaba şeyler kasten yapılmıştır ki, güzellik, intizam, letâfet artsın. Zira, güzelin güzelliğini arttıran, çirkinin çirkinliğidir. Demek bahçenin tam intizamını ikmal eden, o çirkinlerdir. Ve o çirkinlerin adem-i intizamı nisbetinde bahçenin intizamı artar.

                        Kezalik, dünya bahçesinde nizam ve intizamın son sisteminde bulunan mahlûkat ve masnuat arasında—hayvanlarda olsun, nebatatta olsun, cemâdatta olsun-bazı çirkin, intizamdan hariç şeyler bulunur. Bunların çirkinliği, intizamsızlıkları, dünya bahçesinin güzelliğine, intizamına bir ziynet, bir süs olmak üzere Sâni‑i Hakîm tarafından kasten yapılmış olduğunu, pek yüksek, geniş, şâirâne bir hayal ile dünyanın o bahçe manzarasını nazar altına alabilen adam, görebilir.

                        Maahaza, o gibi şeyler kastî olmasaydı, şekillerinde hikmetli tehâlüf olmazdı.


                        [NOT]Dipnot-1 Eşyânın hakikati, ancak zıtlarıyla bilinir.
                        [/NOT]


                        [TABLE]
                        [TR]
                        [TD]Sâni: herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah[/TD]
                        [TD]Sâni-i Hakîm: herşeyi hikmetle ve san’atlı bir şekilde yapan Allah[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]adem-i intizam: düzensizlik[/TD]
                        [TD]ark: su kanalı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]azamet: büyüklük[/TD]
                        [TD]basar: göz, görme duyusu[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]bilhassa: özellikle[/TD]
                        [TD]cem eden: toplayan, bir araya getiren[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]cemâdat: cansız varlıklar[/TD]
                        [TD]ezdad: zıtlar[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]gayr: diğer, başka[/TD]
                        [TD]gayr-ı muntazam: muntazam olmayan[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hakikat: her bir şeyin aslı, esası[/TD]
                        [TD]has: özel[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hayvanat: hayvanlar[/TD]
                        [TD]hendesevâri: plânlı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hikmet: herşeyi bir gayeye yönelik olarak, anlamlı ve tam yerli yerine koyma[/TD]
                        [TD]hızlan: rezalet, rezil rüsvay olma; iflâs etme[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ikmal eden: tamamlayan[/TD]
                        [TD]illâ: ancak[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]intizam: düzenlilik, düzgün olma hâli[/TD]
                        [TD]i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kardeşim bil ki[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kasden: amaçlı olarak, bilerek[/TD]
                        [TD]kezâlik: bunun gibi[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]küre-i arz: yerküre, dünya[/TD]
                        [TD]letâfet: şirinlik, güzellik[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]lâkin: ancak, fakat[/TD]
                        [TD]lâtif: güzel, ince[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]maahaza: bununla beraber[/TD]
                        [TD]mahlûkat: yaratılmışlar, yaratıklar[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mal etmek: mülk olarak vermek, isnad etmek[/TD]
                        [TD]manzara: bakılıp seyredilen yer[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]masnuat: san’atla yaratılmış varlıklar[/TD]
                        [TD]meftun: düşkün[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]men etmek: yasaklamak[/TD]
                        [TD]muntazam: düzenli, tertipli[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mâni olmak: engellemek[/TD]
                        [TD]müdahale: karışma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]müdakkik: dikkatli bir şekilde araştıran[/TD]
                        [TD]münker: çirkin şey; istenmeyen durum[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nazar: bakış[/TD]
                        [TD]nebatat: bitkiler[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nisbet: oran[/TD]
                        [TD]nizam: düzen[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]sed: engel[/TD]
                        [TD]tard etmek: kovmak, uzaklaştırmak[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tasarruf: kullanım[/TD]
                        [TD]zer edilen: ekilen[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ziyade: fazla[/TD]
                        [TD]ziynet: süs[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]şirket: ortaklık[/TD]
                        [TD]şuhud: görme, şahid olma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]şâirâne: şâirce, şâirler gibi[/TD]
                        [/TR]
                        [/TABLE]

                        #802556
                        Anonim


                          Evet, tehâlüfte kast ve ihtiyar vardır. Her insanın bütün insanlara simâca muhalefeti buna delildir.

                          İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsanı fıtraten bütün hayvanlara tefevvuk ettiren câmiiyetinin meziyetlerinden biri, zevilhayatın Vâhibü’l-Hayata olan tahiyye ve tesbihlerini fehmetmektir. Yani, insan kendi kelâmını fehmettiği gibi, iman kulağıyla zevilhayatın da, belki cemâdâtın da bütün tesbihlerini fehmeder. Demek, herşey sağır adam gibi yalnız kendi kelâmını anlar. İnsan ise, bütün mevcudatın lisanlarıyla tekellüm ettikleri Esmâ-i Hüsnânın delillerini fehmeder. Binaenaleyh, herşeyin kıymeti kendisine göre cüz’îdir. İnsanın kıymeti ise küllîdir. Demek bir insan, bir fert iken, bir nevi gibi olur.


                          وَاللهُ اَعْلَمُ بِالصَّوَابِ blank.gif1


                          İ’lem eyyühe’l-aziz! Zâhir ile bâtın arasında müşabehet varsa da, hakikate bakılırsa aralarında büyük uzaklık vardır.

                          Meselâ, âmiyâne olan tevhid-i zâhirî, hiçbirşeyi Allah’ın gayrısına isnad etmemekten ibarettir. Böyle bir nefiy sehil ve basittir. Ehl-i hakikatin hakikî tevhidleri ise, herşeyi Cenâb-ı Hakka isnad etmekle beraber, herşeyin üstünde bulunan mührünü, sikkesini görüp okumaktan ibarettir. Bu huzuru ispat, gafleti nefyeder.

                          İ’lem eyyühe’l-aziz! Hayat-ı dünyeviyeye kasten ve bizzat teveccüh edip bağlanan kâfirin, imhâl-i ikabında ve bilâkis terakkiyat-ı maddiyede muvaffakiyetindeki hikmet nedir?

                          [NOT]Dipnot-1 En doğrusunu Allah bilir.
                          [/NOT]


                          [TABLE]
                          [TR]
                          [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
                          [TD]Esmâ-i Hüsnâ: Cenab-ı Hakkın güzel isimleri[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]Vâhibü’l-Hayat: hayatı veren Allah[/TD]
                          [TD]bilâkis: tersine[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
                          [TD]bizzat: doğrudan[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]bâtın: iç[/TD]
                          [TD]cemâdât: cansız varlıklar[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]câmiiyet: kapsamlılık, kapsamlı oluş[/TD]
                          [TD]cüz’î: bireysel; az, sınırlı[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ehl-i hakikat: hakikate ve her hangi bir şeyin aslına ve gerçeğine araştırarak ulaşanlar[/TD]
                          [TD]fehmetmek: anlamak[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]fert: birey[/TD]
                          [TD]fıtraten: yaratılış itibarıyla[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]gaflet: habersiz davranma; Allah’ın bildirdiği şeylere karşı duyarsız olma[/TD]
                          [TD]gayr: başka[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hakikat: asıl, esas[/TD]
                          [TD]hakikî: gerçek[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı[/TD]
                          [TD]hikmet: fayda, gaye[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ihtiyar: dileme, irade[/TD]
                          [TD]imhâl-i ikab: cezanın sonraya bırakılması[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]isnad etmek: dayandırmak[/TD]
                          [TD]i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kardeşim bil ki[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kasıt: bir maksat gözetme[/TD]
                          [TD]kelâm: ifade, söz[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kâfir: Allah’ı veya Allah’ın kesin olarak bildirdiği birşeyi inkâr eden kimse[/TD]
                          [TD]küllî: geniş ve kapsamlı; bir tür veya bir sınıf kadar[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kıymet: değer[/TD]
                          [TD]lisan: dil[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
                          [TD]meziyet: üstün özellik[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]muhalefet: başkalarından farklı olma, farklılık[/TD]
                          [TD]muvaffakiyet: başarı[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]müşabehet: benzeyiş[/TD]
                          [TD]nefiy: inkar, reddetme; hiçbirşeyi Allah’tan başkasına isnad etmeme, vermeme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]nevi: tür[/TD]
                          [TD]sehil: kolay[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]sikke: damga, mühür[/TD]
                          [TD]simâ: yüz, çehre[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tahiyye: selâm, hediye[/TD]
                          [TD]tefevvuk: üstün gelme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tehâlüf: birbirinden farklı olma[/TD]
                          [TD]tekellüm etmek: konuşmak[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]terakkiyat-ı maddiye: maddî ilerlemeler[/TD]
                          [TD]tesbih: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]teveccüh etmek: yönelmek[/TD]
                          [TD]tevhid: birleme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tevhid-i zâhirî: yüzeysel bir bakış açısıyla “Allah’ın ortağı yok ve bu kâinat Onun mülküdür” şeklindeki taklidî tasdik[/TD]
                          [TD]zevilhayat: hayat sahipleri, canlılar[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]zâhir: dış görünüm[/TD]
                          [TD]âmiyâne: körü körüne[/TD]
                          [/TR]
                          [/TABLE]

                          #802557
                          Anonim


                            Evet, o kâfir, kendi terkibiyle, sıfâtıyla Cenâb-ı Hakça nev-i beşere takdir edilen nimetlerin tezâhürüne, şuuru olmaksızın hizmet ediyor. Ve güzel masnuat-ı İlâhiyenin mehasinini bilâ-şuur tanzim ediyor. Ve kuvveden fiile çıkartmakla garâbet-i san’at-ı İlâhiyeye nazarları celb ediyor. Ne faide ki, farkında değildir. Demek, o kâfir, saat gibi kendi yaptığı amelden haberi yok. Amma, vakitleri bildirmek gibi nev-i beşere pek büyük bir hizmeti vardır. Bu sırra binaen dünyada mükâfatını görür.

                            İ’lem eyyühe’l-aziz! Tevfik-i İlâhî refiki olan adam, tarikat berzahına girmeden zahirden hakikate geçebilir. Evet, Kur’ân’dan, hakikat-i tarikati, tarikatsiz feyiz suretiyle gördüm ve bir parça aldım. Ve keza, maksud-u bizzat olan ilimlere ulûm-u âliyeyi okumaksızın isâl edici bir yol buldum.

                            Serîüsseyir olan bu zamanın evlâdına, kısa ve selâmet bir tarîki ihsan etmek rahmet-i hâkimenin şânındandır.

                            İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsanı gaflete düşürtmekle Allah’a ubudiyetine mâni olan, cüz’î nazarını cüz’î şeylere hasretmektir. Evet, cüz’iyat içerisine düşüp cüz’îlere hasr-ı nazar eden, o cüz’î şeylerin esbabdan sudûruna ihtimal verebilir. Amma başını kaldırıp nev’e ve umuma baktığı zaman, ednâ bir cüz’înin en büyük bir sebepten sudûruna cevaz veremez. Meselâ, cüz’î rızkını bazı esbaba isnat edebilir. Fakat menşe-i rızk olan arzın, kış mevsiminde kup kuru, kıraç olduğuna, bahar mevsiminde rızıkla dolu olduğuna baktığı vakit, arzı ihya etmekle bütün zevilhayatın rızıklarını veren Allah’tan maadâ kendi rızkını verecek birşey bulunmadığına kanaati hasıl olur. Ve keza, evindeki küçük bir ışığı veya kalbinde bulunan küçük bir nuru bazı esbaba isnat edebilirsin. Amma, o ışığın, şemsin ziyasıyla, o nurun da Menbâü’l-Envârın nuruyla muttasıl olduğuna vakıf


                            [TABLE]
                            [TR]
                            [TD]Cenab-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
                            [TD]Menbâü’l-Envâr: nurların kaynağı[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]amel: iş, davranış[/TD]
                            [TD]arz: yeryüzü[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]berzah: geçit[/TD]
                            [TD]bilâ-şuur: şuursuzca; körü körüne[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]binaen: dayanarak[/TD]
                            [TD]celb etmek: çekmek[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]cevaz: izin, müsaâde, ruhsat[/TD]
                            [TD]cüz’iyat: bireyler, ferdler[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]cüz’î: ferd, birey; ferdî, bireysel; az, sınırlı[/TD]
                            [TD]ednâ: en basit, en küçük[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]esbab: sebepler[/TD]
                            [TD]evlâd: çocuklar, nesil[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]feyiz: mânevî gıda, bereket[/TD]
                            [TD]fiil: hareket, iş, etki[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]gaflet: dalgınlık; dünya ile ilgili şeylere dalıp mânevî sorumluluklarından habersiz olma[/TD]
                            [TD]garâbet-i san’at-ı İlâhiye: Allah’ın hayranlık uyandıran san’atı[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hakikat: her bir şeyin aslı, esası[/TD]
                            [TD]hakikat-i tarikat: tarikatin özü, tarikatle ulaşılan hakikat ve eşyanın gerçeği[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hasr-ı nazar: dikkati yöneltme[/TD]
                            [TD]hasretmek: sadece bir tek şeye bakmak[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hasıl olmak: meydana gelmek[/TD]
                            [TD]ihsan etmek: bağışlamak, ikram olarak sunmak[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ihya etmek: hayat vermek[/TD]
                            [TD]isnat etmek: bir şeye dayandırmak[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]isâl edici: ulaştırıcı[/TD]
                            [TD]i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kadreşim bil ki[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kanaat: inanma, razı olma[/TD]
                            [TD]keza: aynı, aynı biçimde[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kuvve: güç, duyu veya duygu[/TD]
                            [TD]kâfir: Allah’ı veya Allah’ın kesin olarak bildirdiği birşeyi inkâr eden kimse[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]maadâ: başka, dışında[/TD]
                            [TD]maksud-u bizzat: asıl gaye[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]masnuat-ı İlâhiye: Allah’ın san’atla yarattığı varlıklar[/TD]
                            [TD]mehasin: güzellikler[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]menşe-i rızk: rızkın kaynağı[/TD]
                            [TD]muttasıl: yapışık, bitişik[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mükâfat: ödül[/TD]
                            [TD]nazar: bakış, görüş[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]nev-i beşer: insanlık, insan türü[/TD]
                            [TD]nev’: çeşit, tür[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]rahmet-i hâkime: Allah’ın herşeye hükmeden rahmeti[/TD]
                            [TD]refik: arkadaş; bir kimsenin beraberinde olan[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]selâmet: güven[/TD]
                            [TD]serîüsseyir: çok hızlı olan, süratle akan[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]sudûr: bir şeyden çıkma, meydana gelme[/TD]
                            [TD]suret: biçim, şekil[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]sıfât: sıfatlar, nitelikler[/TD]
                            [TD]tarikat: mânevî yol; mânevî alanda ilerleme sağlayan yol[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tarîk: yol, usul[/TD]
                            [TD]terkib: birleşme, sentez[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tevfik-i İlâhî: Allah’ın yardımı ve başarıya ulaştırması[/TD]
                            [TD]tezâhür: ortaya çıkma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ubudiyet: kulluk[/TD]
                            [TD]ulûm-u âliye: yüksek ilimler[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]umum: genel[/TD]
                            [TD]zahir: dış görünüş[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]zevilhayat: canlılar[/TD]
                            [TD]ziya: ışık[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]şems: güneş[/TD]
                            [TD]şuur: bilinç[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]şân: bir şeyin gereği, özelliği [/TD]
                            [/TR]
                            [/TABLE]

                            #802558
                            Anonim


                              olduğun zaman anlarsın ki, kalıbını ışıklandıran, kalbini tenvir eden, ancak leyl ve neharı birbirine kalb eden Fâtır-ı Hakîmdir.

                              Ve keza, senin vücudunun zuhur ve vuzuhça Hâlıkın vücuduna nisbeti, Hâlıkın vücuduna delâlet edenlerin nisbeti gibidir. Çünkü, sen, bir vecihle kendi vücuduna delâlet ediyorsun. Amma Hâlıkın vücuduna, bütün mevcudat, bütün zerratıyla delâlet ediyor. Öyleyse, onun vücudu senin vücudundan âlemin zerratı adedince zuhur dereceleri vardır.

                              Ve keza, seni nefsini sevmeye sevk eden esbab:

                              “1. Bütün lezzetlerin mahzeni nefistir.

                              “2. Vücudun merkezi ve menfaatin madeni nefistir.

                              “3. İnsana en karib (yakın) nefistir” diyorsun. Pekâlâ. Fakat, o fâni lezzetlere mukabil, lezâiz-i bâkiyeyi veren Hâlıkı daha ziyade ubudiyetle sevmek lâzım değil midir? Nefis vücuda merkez olduğundan muhabbete lâyık ise, o vücudu icad eden ve o vücudun kayyûmu olan Hâlık, daha fazla muhabbete, ubudiyete müstehak olmaz mı? Nefsin maden-i menfaat ve en yakın olduğu sebeb-i muhabbet olursa, bütün hayırlar, rızıklar elinde bulunan ve o nefsi yaratan Nâfi’, Bâki ve daha karib olan, daha ziyade muhabbete lâyık değil midir? Binaenaleyh, bütün mevcudata inkısam eden muhabbetleri cem ve muhabbetinle beraber mahbub-u hakikî olan Fâtır-ı Hâkîme ihdâ etmek lâzımdır.

                              İ’lem eyyühe’l-aziz! Senin önünde çok korkunç büyük meseleler vardır ki, insanı ihtiyata, ihtimama mecbur eder.

                              Birisi: Ölümdür ki, insanı dünyadan ve bütün sevgililerinden ayıran bir ayrılmaktır.

                              İkincisi: Dehşetli, korkulu ebed memleketine yolculuktur.

                              Üçüncüsü: Ömür az, sefer uzun, yol tedariki yok, kuvvet ve kudret yok, acz-i mutlak gibi elîm elemlere mâruz kalmaktır. Öyleyse, bu gaflet ü nisyan nedir? Devekuşu gibi başını nisyan kumuna sokar, gözüne gaflet gözlüğünü takarsın ki


                              [TABLE]
                              [TR]
                              [TD]Bâki: Kendi varlığı sonsuza kadar devam eden ve dilediği varlığa bekà veren, onları sonsuz ve kalıcı hâle getiren, Allah[/TD]
                              [TD]Fâtır-ı Hakîm: herşeyi hikmetle ve benzersiz olarak yaratan Allah[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]Hâlık: herşeyi yaratan Allah[/TD]
                              [TD]Nâfi’: bütün yararlı şeyleri ihsan eden, Allah[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]acz-i mutlak: sınırsız güçsüzlük[/TD]
                              [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]cem: bir araya gelme[/TD]
                              [TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]elem: acı, keder
                              [/TD]
                              [TD]elîm: acı ve sıkıntı veren[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]esbab: sebepler[/TD]
                              [TD]fâni: gelip geçici, ölümlü[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]gaflet: dalgınlık, dünya ile ilgili şeylere dalarak mânevî sorumluluklarına karşı habersiz olma[/TD]
                              [TD]icad eden: var eden[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]ihdâ etmek: hediye etmek, hediye olarak sunmak[/TD]
                              [TD]inkısam eden: bölünen[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kalb eden: dönüştüren[/TD]
                              [TD]karib: yakın[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kayyûm: her bir şeyi ayakta tutan ve varlıklarını devam ettiren[/TD]
                              [TD]keza: aynı, aynı biçimde[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kudret: güç, iktidar[/TD]
                              [TD]leyl: gece[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]lezâiz-i bâkiye: bâki, sonsuz lezzetler[/TD]
                              [TD]maden-i menfaat: menfaat kaynağı[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mahbub-u hakikî: gerçek sevgili, sevilmeye lâyık olan[/TD]
                              [TD]mahzen: kaynak[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]menfaat: fayda[/TD]
                              [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]muhabbet: sevgi[/TD]
                              [TD]mukabil: karşılık[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mâruz kalmak: etkisi altına girmek[/TD]
                              [TD]müstehak: hak etmiş, lâyık[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]nefis: maddî, geçici lezzetlere düşkün olan duygu[/TD]
                              [TD]nehar: gündüz[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]nisbet: oran[/TD]
                              [TD]nisyan: unutkanlık[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler[/TD]
                              [TD]sebeb-i muhabbet: sevginin sebebi[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]sevk eden: yönlendiren[/TD]
                              [TD]tedarik: hazırlık[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tenvir eden: aydınlatan[/TD]
                              [TD]ubudiyet: kulluk[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]vakıf olmak: bilgi sahibi ve farkında olmak[/TD]
                              [TD]vecih: yön[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]vuzuh: açık, açık olma[/TD]
                              [TD]vücud: varlık[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]zerrat: zerreler[/TD]
                              [TD]ziyade: fazla[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]zuhur: ortaya çıkma, görünme[/TD]
                              [TD]âlem: dünya, evren[/TD]
                              [/TR]
                              [/TABLE]

                              #802560
                              Anonim


                                Allah seni görmesin. Veya sen Onu görmeyesin. Ne vakte kadar zâilât-ı fâniyeye ihtimam ve bâkiyat-ı dâimeden tegafül edeceksin?

                                İ’lem eyyühe’l-aziz! Cenâb-ı Hakka hamdler, şükürler olsun ki, mesâil-i nahviyeden isim ile harf arasındaki mânevî fark ile çok mühim meseleleri bana öğretmiştir. Şöyle ki:

                                Harf, gayrın mânâsını izah için bir âlet, bir hâdim olduğu gibi, şu mevcudat da Esmâ-i Hüsnânın tecelliyatını izhar, ifham, izah için birtakım İlâhî mektuplardır ki, içlerinde yazılı delâil, berâhin, havârık, mu’cize-i kudrettir. Mevcudat bu vecihle nazara alınması, ilim, iman, hikmettir. Şayet isim gibi müstakil ve maksud-u bizzat cihetiyle bakılırsa, küfran ve cehl-i mürekkep olur.

                                Ve keza, mesâil-i mantıkıyeden “küllî” ile “küll” arasındaki fark ile rububiyete dair çok meseleleri öğrenmiş bulunuyorum. Cemâl ile ehadiyet كُلِّىٌّ ذُو جُزْئِيَّاتٍ 1 şümulüne dahildir. Celâl ile Vâhidiyet كُلٌّ ذُو اَجْزَاۤءٍ 2 unvanına dahildir.

                                İ’lem eyyühe’l-aziz! Dünya, âlem-i âhirete bir fihriste hükmündedir. Bu fihristede âlem-i âhiretin mühim meselelerine olan işaretlerden biri, cismânî olan rızıklardaki lezzetlerdir. Bu fâni, rezil, zelil dünyada bu kadar nimetleri ihsas ve ifaza etmek için insanın vücudunda yaratılan havâs, hissiyat, cihazat, azâ gibi alât ve edevatından anlaşılır ki, âlem-i âhirette de blank.gif3 تَجْرِى مِنْ تَحْتِهَا اْلاَنْهَارُ kasırların altında, ebediyete lâyık cismanî ziyafetler olacaktır.



                                [NOT]Dipnot-1 Fertleri içinde barındıran küllî; bireyler sahibi tür.
                                Dipnot-2 Cüz’leri içinde barındıran küll.
                                Dipnot-3 “Altlarından ırmaklar akar.” Bakara Sûresi, 2:25.
                                [/NOT]


                                [TABLE]
                                [TR]
                                [TD]Cenab-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
                                [TD]Esmâ-i Hüsnâ: Cenab-ı Hakkın güzel isimleri[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]Vâhidiyet: birlik; İlâhî isimlerin bütün varlıkları kaplaması[/TD]
                                [TD]alât: aletler, araçlar[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]azâ: uzuvlar, organlar[/TD]
                                [TD]berâhin: güçlü deliller[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]bâkiyat-ı dâime: daimî, bâki şeyler[/TD]
                                [TD]cehl-i mürekkep: bilmediğinden habersiz olan kimsenin cehaleti[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]celâl: haşmet, görkem, yücelik; Allah’ın büyüklük ve haşmetini bildiren ismi[/TD]
                                [TD]cemal: sonsuz derecede güzellik sahibi, Allah[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]cihazat: cihazlar, duyular, organlar[/TD]
                                [TD]cismânî: maddî yapısı olan[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]dahil: içinde[/TD]
                                [TD]delâil: deliller[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ebediyet: sonsuzluk[/TD]
                                [TD]edevat: takımlar, gereçler[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ehadiyet: birlik; İlâhî isimlerin her bir varlıkta ayrı ayrı tecellî etmesi[/TD]
                                [TD]fihriste: içindekiler, özet bilgiler, nümuneler[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]fâni: gelip geçici, ölümlü[/TD]
                                [TD]gayr: başka[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hamd: övgü ve şükür[/TD]
                                [TD]havârık: harikalar[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]havâs: duyular; duyu organları[/TD]
                                [TD]hikmet: fayda, gaye[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hissiyat: hisler, duygular[/TD]
                                [TD]hâdim: hizmetçi[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ifaza etmek: feyizlendirmek[/TD]
                                [TD]ifham: anlatmak[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ihsas etmek: hissettirmek[/TD]
                                [TD]ihtimam: önem verme[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]izhar: açığa çıkarmak, göstermek[/TD]
                                [TD]i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kadreşim bil ki![/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kasır: saray[/TD]
                                [TD]keza: aynı, aynı biçimde[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]küfran: nankörlük[/TD]
                                [TD]küll: bütün; parcalardan, bölümlerden oluşan bütün[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]küllî: sınıf, tür; bireylerden oluşan sınıf, tür[/TD]
                                [TD]maksud-u bizzat: asıl gaye[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mesâil-i mantıkıye: mantık meseleleri[/TD]
                                [TD]mesâil-i nahviye: Arapça dilbilgisi konuları[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
                                [TD]mu’cize-i kudret: Allah’ın kudret mu’cizesi[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]müstakil: bağımsız[/TD]
                                [TD]nazara almak: göz önünde bulundurmak[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]rububiyet: rablık; Allah’ın bütün varlık âlemini kuşatan egemenliği idaresi ve terbiyesi[/TD]
                                [TD]rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tecelliyat: tecelliler, yansımalar[/TD]
                                [TD]tegafül etmek: gaflet ediyormuş gibi davranmak, zorla unutmak[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]unvan: isim, ad[/TD]
                                [TD]vecih: yön[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]zelil: alçak, aşağı[/TD]
                                [TD]zâilât-ı fâniye: geçici, yok olucu şeyler [/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]âlem-i âhiret: âhiret âlemi, öteki dünya[/TD]
                                [TD]âlet: araç, vasıta[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]İlâhî: Allah tarafından gönderilen, bildirilen[/TD]
                                [TD]şümul: kapsam[/TD]
                                [/TR]
                                [/TABLE]

                                #802561
                                Anonim


                                  İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsanın havf ve muhabbeti halka teveccüh ettiği takdirde, havf bir belâ, bir elem olur. Muhabbet bir musibet gibi olur. Zira o korktuğun adam, ya sana merhamet etmez veya senin istirhamlarını işitmez. Muhabbet ettiğin şahıs da ya seni tanımaz veya muhabbetine tenezzül etmez. Binaenaleyh, havfın ile muhabbetini dünya ve dünya insanlarından çevir. Fâtır-ı Hakîme tevcih et ki, havfın Onun merhamet kucağına—çocuğun anne kucağına kaçtığı gibi—leziz bir tezellül olsun. Muhabbetin de saadet-i ebediyeye vesile olsun.

                                  İ’lem eyyühe’l-aziz! Sen şecere-i hilkatin ya bir semeresi veya bir çekirdeğisin. Cismin itibarıyla küçük, âciz, zayıf bir cüzsün. Lâkin Sâni-i Hakîm lütfu ile, lâtif san’atı ile seni cüz’lükten küllîliğe çıkartmıştır.

                                  Evet cismine verilen hayat sayesinde, geniş duyguların ile âlem-i şehadet üzerinde cevelân etmekle filcümle cüz’iyet kaydından kurtulmuşsun. Ve keza, insaniyet itâsıyla bilkuvve “küll” hükmündesin. Ve keza, iman ve İslâmiyet ihsanıyla bilkuvve “küllî” olmuşsun. Ve keza, mârifet ve muhabbetin in’âmıyla muhit bir nur olmuşsun.

                                  Binaenaleyh, dünyaya ve cismanî lezâize meyledersen, âciz, zelil bir “cüz’î” olursun. Eğer cihazatını insaniyet-i kübrâ denilen İslâmiyet hesabına sarf edersen, bir “küllî” ve bir “küll” olursun.

                                  İ’lem eyyühe’l-aziz! Bu kadar elîm firak ve ayrılıklara mâruz kalmakla çektiğin elemlerin sebebi ve kabahati sendedir. Çünkü o muhabbetleri gayr yerinde sarf ediyorsun. Eğer o muhabbetleri cem’ edip Vâhid-i Ehade tevcih ve Onun hesabıyla, izniyle sarf edersen, bütün mahbuplarınla beraber bir anda birleşip sevinçlere, memnuniyetlere mazhar olacaksın.

                                  Evet, bir sultana intisab eden bir adam, o sultanın herşeyle alâkadar, her mekânda


                                  [TABLE]
                                  [TR]
                                  [TD]Fâtır-ı Hakîm: her şeyi hikmetle ve eşi benzeri olmayan san’atıyla yaratan Allah[/TD]
                                  [TD]Sâni-i Hakîm: her şeyi hikmetle ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]Vâhid-i Ehad: bir ve tek olan, birliği bütün varlıkları kuşattığı gibi herbir varlıkta da tecellî eden Allah[/TD]
                                  [TD]alâkadar: alâkalı, ilgili[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]belâ: büyük sıkıntı, musibet[/TD]
                                  [TD]bilkuvve: potansiyel; yetenek ve kabiliyet halinde[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
                                  [TD]cem’ etmek: toplamak, içine almak[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]cevelân etmek: dolaşmak, gezmek[/TD]
                                  [TD]cihazat: cihazlar, duyu ve organlar[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]cisim: maddî varlık[/TD]
                                  [TD]cismanî: maddî, bedenî[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]cüz: parça[/TD]
                                  [TD]cüz’iyet: bireylik, ferdîlik, küçüklük[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]cüz’î: ferd, birey[/TD]
                                  [TD]elem: acı, keder[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]elîm: acı veren[/TD]
                                  [TD]filcümle: kısmen[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]firak: ayrılık[/TD]
                                  [TD]gayr: diğer, başka[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]havf: korku[/TD]
                                  [TD]ihsan: bağış, ikram[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]insaniyet: insanlık[/TD]
                                  [TD]insaniyet-i kübrâ: en büyük insanlık[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]intisab etmek: bağlanmak[/TD]
                                  [TD]in’âm: nimetlendirme[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]istirham: merhamet dileme[/TD]
                                  [TD]itibarıyla: bakımından[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]itâ: ihsan etme, verme[/TD]
                                  [TD]i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kardeşim bil ki![/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]keza: aynı, aynı biçimde[/TD]
                                  [TD]küll: bütün[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]küllî: bir tür veya bir sınıf kadar kapsamlı; kapsamlı varlık[/TD]
                                  [TD]leziz: lezzetli, tatlı[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]lezâiz: lezzetler[/TD]
                                  [TD]lâtif: ince, güzel[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]lütuf: ihsan, ikram[/TD]
                                  [TD]mahbup: sevgili[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mazhar olmak: erişmek, nail olmak[/TD]
                                  [TD]merhamet: acıma, şefkat[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]meyletmek: eğilim göstermek[/TD]
                                  [TD]muhabbet: sevgi[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]muhit: her şeyi içine alan, kuşatan[/TD]
                                  [TD]musibet: felaket, dert[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mârifet: Allah’ı tanıma, bilme[/TD]
                                  [TD]mâruz kalmak: yüzyüze gelmek[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]saadet-i ebediye: sonsuz mutluluk[/TD]
                                  [TD]sarf etmek: harcamak, kullanmak[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]semere: meyve[/TD]
                                  [TD]tenezzül etmek: inmek, tevazu göstermek[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tevcih etmek: yöneltmek[/TD]
                                  [TD]teveccüh etmek: yönelmek[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tezellül: boyun eğme, alçak gönüllülük[/TD]
                                  [TD]zelil: aşağı, alçak[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]âciz: güçsüz, elinden bir şey gelmeyen[/TD]
                                  [TD]âlem-i şehadet: görünen âlem[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]şecere-i hilkat: yaratılış ağacı[/TD]
                                  [/TR]
                                  [/TABLE]

                                15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 32)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.