• Bu konu 30 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 16 ile 30 arası (toplam 32)
  • Yazar
    Yazılar
  • #802563
    Anonim


      herkes ile muhaberesi, alâkası zımnında, o adam da bir cihette, bir derece alâkadar olabilir.

      İ’lem eyyühe’l-aziz! Meselâ, kamerin ahvaline veya istikbalin hakikatine dair itâ-i malûmat eden adama, bütün mâmelekini ona feda etmeye hazırsın. Amma daire-i mülkünde bir arı hükmünde bulunan kamerin Hâlıkından haber getiren ve ezel, ebede, hayat-ı ebediyeye, hakaik-i esasiyeye, azîm meselelere dair malûmat itâ eden ve seni mânevî perişaniyetlerden, dalâletlerden kurtarıp kesretten vahdete doğru yol gösteren ve hayat-ı ebediyeye iman ile mâülhayatı sana içirtmekle firak ve ayrılmak ateşlerinden kurtaran ve Hâlıkın marziyatını, metalibini tarif eden ve Sultan-ı Ezel, Ebedin muhaberesine tercümanlık yapan Resul-i Rahmân’ı dinlemeye ve o Muhbir-i Sadıka iman ile teslim olmaya mâni olan nefsin hevâ ve hevesini terk etmiyorsun.

      İ’lem eyyühe’l-aziz! Görüyoruz ki, Sâni-i Hakîm, kemâl-i hikmetiyle, pek âdi şeylerden pek harika, mu’cize-i mensucat yapıyor. Ve keza, abesiyet ve israfa mahal bırakılmamak üzere, bir ferdi envâen vazifelerle tavzif ediyor. Hattâ, insanın başında, insanın muvazzaf olduğu vazifeleri görmek için her vazifeye göre birer tırnak kadar maddî birşeyin bulunması icab etseydi, bir başın Cebel-i Tûr büyüklüğünde olması lâzım gelirdi ki, ashab-ı vezâife yer olsun.

      Ve keza, lisan sair vezâifiyle beraber, erzak hazinesine ve kudretin matbahında pişirilen bütün taamlara müfettiştir. Ve bütün taamların tatlarını yakîn eden, bilen bir ehl-i vukuftur.

      İşte bu faaliyet-i hakîmiyeden anlaşılır ki, zamanın seyliyle beraber gelip geçen eşya-yı seyyâleden ve geçen günlerden, senelerden, asırlardan, leyl ve neharın

      [TABLE]
      [TR]
      [TD]Cebel-i Tûr: (bk. bilgiler – Tûr Dağı)[/TD]
      [TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Muhbir-i Sadık: doğru haber veren, Peygamber Efendimiz (a.s.m.)[/TD]
      [TD]Resul-i Rahmân: rahmet ve şefkati bütün varlıkları kaplayan Allah’ın elçisi, Hz. Muhammed (a.s.m.)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Sultan-ı Ezel, Ebed: başlangıç ve sonu olmayan, hüküm ve saltanatı ezelden ebede devam eden Sultan, Allah[/TD]
      [TD]Sâni-i Hakîm: her şeyi hikmetle ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]abesiyet: faydasız ve gayesiz oluş[/TD]
      [TD]ahval: haller[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]alâka: ilgi, bağlantı[/TD]
      [TD]alâkadar: alâkalı, ilgili[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ashab-ı vezâif: görevli kişiler[/TD]
      [TD]azîm: büyük, yüce[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]cihet: yön[/TD]
      [TD]daire-i mülk: sahip olunan şeylerin dairesi; her şeyin sahibi olan Allah’ın yarattığı varlıklar âlemi[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]dalâlet: sapkınlık, doğru ve hak yoldan ayrılma,[/TD]
      [TD]ebed: sonu olmayan gelecek zaman, sonsuz[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ehl-i vukuf: bilirkişi[/TD]
      [TD]envâen: çeşitli[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]erzak: rızıklar, yenilecek ve içilecek şeyler[/TD]
      [TD]ezel: başlangıcı olmayan sonsuzluk[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]eşya-yı seyyâle: akıp giden ve sürekli değişen şeyler[/TD]
      [TD]faaliyet-i hakîmiye: hikmetli işler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ferd: birey, şahıs[/TD]
      [TD]firak: ayrılık[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hakaik-i esasiye: esas hakiketler, temel gerçekler[/TD]
      [TD]hakikat: gerçek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hayat-ı ebediye: sonsuz âhiret hayatı[/TD]
      [TD]heves: gelip geçici arzu ve istek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hevâ: boş, faydasız ve gelip geçici arzular[/TD]
      [TD]i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kardeşim bil ki![/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]icab etmek: gerekli olmak[/TD]
      [TD]istikbal: gelecek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]itâ etmek: ihsan etmek, vermek[/TD]
      [TD]itâ-i malûmat: bilgi verme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kamer: ay[/TD]
      [TD]kemal-i hikmet: eksiksiz ve mükemmel hikmet[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kesret: çokluk[/TD]
      [TD]keza: aynı, aynı biçimde[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kudret: güç ve iktidar[/TD]
      [TD]leyl: gece[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]lisan: dil[/TD]
      [TD]mahal: yer[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]malûmat: bilgiler[/TD]
      [TD]marziyat: Allah’ın rızasına uygun işler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]metalib: istekler, arzular[/TD]
      [TD]muhabere: haberleşme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]muvazzaf: görevli[/TD]
      [TD]mu’cize-i mensucat: mu’cize dokumalar; nakış nakış dokunmuş olan ve her birisi Allah’ın mu’cizesi olan varlıklar[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mâmelek: sahip olunan herşey[/TD]
      [TD]mâülhayat: hayat suyu[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nefis: insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu[/TD]
      [TD]perişaniyet: perişanlık[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]sair: diğer, başka[/TD]
      [TD]seyl: akım[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]taam: gıda, yiyecek[/TD]
      [TD]tavzif etmek: görevlendirmek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]teslim olmak: kabul etmek[/TD]
      [TD]vahdet: birlik, teklik[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]vezâif: görevler[/TD]
      [TD]yakîn: şüphesiz ve kesin bilgi[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]zımnında: içinde[/TD]
      [TD]âdi: basit, önemsiz[/TD]
      [/TR]
      [/TABLE]

      #802564
      Anonim


        takallübü ile pek çok mensucat-ı gaybiye ve uhreviye yapılmaktadır. Evet, âlemin fihristesi hükmünde olan insan fabrikasında dokunan mensucat o hakikati tenvir eder. Öyleyse, bu fani dünyada mevt, fena, devâir-i gaybiyede sâfi bir bekaya intikal ederek bâki kalır. Evet, rivâyetlerde vardır ki, “İnsanın ömür dakikaları insana avdet ederler. Ya gaflet ile muzlim olarak gelirler veya hasenat-ı muzîe ile avdet ederler.”

        İ’lem eyyühe’l-aziz! Görüyoruz ki, Sâni-i Hakîmin, efrad ve cüz’iyatın tasvirinde büyük büyük tefennünleri vardır. Evet, hayvanların pek büyük ve pek küçükleri olduğu gibi, kuşlarda, balıklarda, meleklerde ve sair ecramda, âlemlerde dahi pek küçük ve pek büyük fertleri vardır. Cenâb-ı Hakkın şu tefennünde takip ettiği hikmet:

        1. Tefekkür ve irşad için bir lütuf, bir teshilattır.

        2. Kudret mektupları okunup fehmetmekte bir kolaylıktır.

        3. Kudretin kemâlini izhar etmektir.

        4. Celâlî ve cemâlî her iki nevi san’atı ibraz etmektir.

        Maahaza, pek ince yazıları herkes okuyamaz ve pek büyük şeyler de nazar-ı ihataya alınamaz. İşte irşadı teshil ve tâmim için bir kısmını küçük harflerle, bir kısmını da büyük harflerle yazmakla irşadın iktizâsı yerine getirilmiştir.

        Amma şeytanın talebesi olan nefs-i emmâre, cismin küçüklüğünü san’atın küçüklüğüne atfetmekle, esbabdan sudûrunu tecviz ediyor. Ve pek büyük cisimler dahi hikmetle yaratılmamış iddiasında bulunarak, bir nevi abesiyete isnat ediyor.

        İ’lem eyyühe’l-aziz! Gerek vücutta, gerek rızıkta ifrat derecesinde mebzuliyet vardır. Bu ise, hikmetten uzak, abesiyete yakın görünür. Evet, eğer yaratılan şey



        [TABLE]
        [TR]
        [TD]Cenab-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
        [TD]Sâni-i Hakîm: her şeyi hikmetle ve san’atlı bir şekilde yaratan Allah[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]abesiyet: faydasız ve gayesiz oluş[/TD]
        [TD]atfetmek: vermek, bağlamak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]avdet etmek: dönmek[/TD]
        [TD]beka: devamlılık, kalıcı olma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]bâki kalmak: kalıcı ve sürekli olmak[/TD]
        [TD]celâlî: Allah’ın azamet, haşmet, kahır ifade eden isimlerine ait[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]cemalî: Allah’ın rahmet, lütuf, ihsan ifade eden isimlerine ait[/TD]
        [TD]cisim: varlık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]cüz’iyat: ferdler, bireyler[/TD]
        [TD]devâir-i gaybiye: gaybî, görünmeyen daireler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ecram: gök cisimleri, yıldızlar[/TD]
        [TD]efrad: fertler, bireyler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]esbab: sebepler[/TD]
        [TD]fani: ölümlü, geçici[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]fehmetmek: anlamak[/TD]
        [TD]fena: gelip geçicilik[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]fert: birey[/TD]
        [TD]fihriste: özet[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]gaflet: dalgınlık, umursamazlık[/TD]
        [TD]hasenat-ı muzîe: aydınlatıcı güzellikler, iyilikler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hikmet: fayda, gaye, sır; bir gaye ve faydaya yönelik olarak, tam yerli yerinde olma[/TD]
        [TD]ibraz etmek: göstermek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ifrat: aşırılık[/TD]
        [TD]iktizâ: bir şeyin gereği[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]intikal etmek: geçmek, ulaşmak[/TD]
        [TD]irşad: doğru yol gösterme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]isnat etmek: dayandırmak[/TD]
        [TD]izhar etmek: açıklamak, göstermek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]i’lem eyyühe’l-aziz: Ey aziz kardeşim bil ki![/TD]
        [TD]kemal: kusursuzluk, mükemmellik[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kudret: güç ve iktidar[/TD]
        [TD]lütuf: iyilik, bağış[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]maahaza: bununla beraber[/TD]
        [TD]mebzuliyet: bolluk, çokluk[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mensucat: dokumalar[/TD]
        [TD]mensucat-ı gaybiye ve uhreviye: gayba ve âhirete ait dokumalar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mevt: ölüm[/TD]
        [TD]muzlim: karanlıklı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nazar-ı ihata: her şeyi içine alan, kuşatan bakış[/TD]
        [TD]nefs-i emmâre: insanı daima kötülüğe, yasak zevk ve isteklere sevk eden duygu[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nehar: gündüz[/TD]
        [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]rivâyet: nakledilen haber; Peygamber’e (a.s.m.) ait nakledilen haberler, hadisler[/TD]
        [TD]rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]sair: diğer, başka[/TD]
        [TD]sudûr: olma, meydana gelme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]sâfi: arınmış, temiz[/TD]
        [TD]takallüb: çevrilme; dönüşme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tecviz etmek: uygun bulmak, izin vermek[/TD]
        [TD]tefekkür: etraflıca ve derinlemesine düşünme[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tefennün: çeşitlilik[/TD]
        [TD]tenvir etmek: aydınlatmak, ışıklandırmak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]teshil: kolaylaştırma[/TD]
        [TD]teshilat: kolaylıklar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tâmim: genelleştirme, yayma[/TD]
        [TD]vücud: var olma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]âlem: dünya, evren[/TD]
        [/TR]
        [/TABLE]

        #802565
        Anonim



          bir gaye için yaratılıyorsa hakkın var; amma gayeler pek çoktur. Binaenaleyh, bir gayeye nazaran abesiyet hissedilse bile, gayelerin mecmuuna nazaran ayn-ı hikmet ve ayn-ı adalettir.

          İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsanın san’atıyla Hâlıkın san’atı arasındaki fark: İnsan kendi san’atının arkasında görünebilir; amma Hâlıkın masnuu arkasında yetmiş bin perde vardır. Fakat, Hâlıkın bütün masnuatı def’aten bir nazarda görünebilirse, siyah perdeler ortadan kalkar, nuranîler kalır.

          İ’lem eyyühe’l-aziz! Hayvanattan olsun, nebatattan olsun, tevellüd ile tenasül şümulüne dahil olan her fert, veçh-i arzı istilâ ve tasallut etmek niyetindedir ki, arzı kendisine ve zürriyetine has ve hâlis bir mescid yapmakla Fâtır-ı Hakîmin esmâ-i hüsnâsını izharla Hâlıkına gayr-ı mütenâhi bir ibadette bulunsun.

          Evet, kuşların, balıkların, karıncaların, yumurtalarında, eşcar ve sebzevatın semeratında ve o semeratın tohumlarındaki ifrat derecesini bulan kesret o vaziyeti tenvir eder. Lâkin âlem-i şehadetin darlığına ve müstakbel ibadetlerin Allamü’l-Guyûbun ilminde mevcut olduğuna binaen, niyetten fiile henüz çıkmayan onların ibadetleri kabul edilmiştir.

          İ’lem eyyühe’l-aziz! Kur’ân-ı Kerim, bazan birşeyin müteaddit gayelerinden insanlara ait bir gayeyi zikre tahsis eder. Bu ihtar içindir, inhisar için değildir. Yani, o şeyin gayeleri, zikredilen gayeye münhasır değildir. Ancak o şeyin nizam ve intizam ve sair faidelerine insanın nazar-ı dikkatini celbetmek için insanlara râci o faideyi zikrediyor. Meselâ: وَاْلقَمَرَ قَدَّرْنَاهُ مَنَازِلَblank.gif1 لِتَعْلَمُوا عَدَدَ السِّنِينَ وَالْحِسَابَ 2 âyet-i kerimeyle zikredilen faide, takdir-i kamerin binlerce faidelerinden biridir.


          [NOT]Dipnot-1 “Ay için de menziller takdir ettik.” Yâsin Sûresi, 36:39.
          Dipnot-2 “Yılları ve hesabı bilesiniz diye.” Yûnus Sûresi, 10:5.
          [/NOT]


          [TABLE]
          [TR]
          [TD]Allamü’l-Guyûb: gaybı, görünmeyen her şeyi bilen Allah[/TD]
          [TD]Fâtır-ı Hakîm: her şeyi hikmetle ve benzersiz şeyleri üstün san’atıyla yaratan Allah[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
          [TD]abesiyet: faydasız ve gayesiz oluş[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]arz: yer, dünya[/TD]
          [TD]ayn-ı adalet: adaletin tâ kendisi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ayn-ı hikmet: hikmetin tâ kendisi[/TD]
          [TD]binaen: -dayanarak[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
          [TD]celbetmek: çekmek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]def’aten: birden bire[/TD]
          [TD]esmâ-i hüsnâ: Allah’ın güzel isimleri[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]eşcar: ağaçlar[/TD]
          [TD]fert: birey[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]gayr-ı mütenâhi: sınırsız, sonsuz[/TD]
          [TD]has: özel[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hayvanat: hayvanlar[/TD]
          [TD]hâlis: katıksız, saf[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]ifrat: aşırılık[/TD]
          [TD]ihtar: hatırlatma, ikaz[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]inhisar: bir şeyle sınırlanma[/TD]
          [TD]intizam: düzenlilik, tertip[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]istilâ etmek: kuşatmak[/TD]
          [TD]izhar: gösterme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kardeşim bil ki![/TD]
          [TD]kesret: çokluk[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]masnu: san’atlı şekilde yaratılmış varlık[/TD]
          [TD]masnuat: san’at eseri varlıklar[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]mecmu: bütün, genel[/TD]
          [TD]mevcut: var[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]münhasır: sadece bir şeye ait, bir şeye özel[/TD]
          [TD]müstakbel: gelecek[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]müteaddit: bir çok, çeşitli[/TD]
          [TD]nazar: bakış, düşünce[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nazar-ı dikkat: dikkatli bakış[/TD]
          [TD]nazaran: bakarak, –göre[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nebatat: bitkiler[/TD]
          [TD]nizam: düzen[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]nuranî: nurlu varlıklar[/TD]
          [TD]râci: ait, dönen[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]sair: diğer, başka[/TD]
          [TD]sebzevat: sebzeler[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]semerat: meyveler, neticeler[/TD]
          [TD]tahsis etme: bir şeye ait kılma, ayırma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tasallut etmek: baskı kurmak, hâkim olmak[/TD]
          [TD]tenasül: üreme[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]tenvir etmek: aydınlatmak, ışıklandırmak[/TD]
          [TD]tevellüd: doğum, doğma[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]vaziyet: durum, hâl[/TD]
          [TD]veçh-i arz: yeryüzü[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]zikretmek: bildirmek, anmak[/TD]
          [TD]zürriyet: soy, nesil[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]âlem-i şehadet: görünen alem[/TD]
          [TD]âyet-i kerime: Kur’ân’ın herbir cümlesi[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]şümul: kapsamlılık, kapsam[/TD]
          [/TR]
          [/TABLE]

          #802567
          Anonim


            Yoksa, takdir-i kamer bu faideye münhasır değildir. Yani, kamer yalnız bu gaye için değildir. Bu gaye onun gayelerinden biridir.

            İ’lem eyyühe’l-aziz! Cenâb-ı Hakka mahsus taklidi mümkün olmayan en bâhir tevhid sikke ve mühürlerinden biri, gayr-ı mâdud muhtelif eşyayı basit bir şeyden halk etmektir. Evet, pek basit olan şu topraktan binlerce envâ, muhtelif nebatat, gayr-ı mütenâhi bir kudretle, bir ilimle, pek büyük bir itkan, bir suhuletle yaratılmakta olduğu tevhidin öyle bir burhanıdır ki, hem taklidi, hem tenkidi imkân haricidir.

            İ’lem eyyühe’l-aziz! Hayat-ı insaniyenin vezâifinden biri de, kendi cüz’î sıfatlarını, şuûnatını, Hâlıkın küllî sıfatlarını, şuûnatını fehmetmek için bir mikyas yapmaktır. Amma, âlem-i âhirette, haşirdeki şuûnat-ı azîmesini ve kıyamette emvatın ihyâsıyla ahvâl-i umumiyesini fehmetmek için, ancak güz mevsiminin kıyametiyle baharların haşri, haşir ve kıyamet-i kübrâda Hâlıkın şuûnatına mikyas olabilir.

            İ’lem eyyühe’l-aziz! Müslümanları lehviyat-ı nevmiye mesabesinde olan dünya hayatına davet etmekle, Cenâb-ı Hakkın helâl ettiği tayyibat dairesinden, haram ettiği habîsat mezbelesine teşvik eden adamın meseli öyle bir sarhoşa benzer ki:

            Parçalayıcı arslan ile, ünsiyetli ehlî atı birbirinden tefrik edemiyor. Sehpa ağacıyla jimnastik ağacını birbirinden ayıramıyor. Kanlı yarayı kırmızı gülden temyiz edemediği halde, kendisini mürşid bilerek irşad ve nasihata çıkıyor.

            Esnâ-yı irşadda bir adama rastgelir. Zavallı adamın arka tarafında korkunç bir arslan duruyor. Ön tarafında da sehpa ağacı kurulduğu gibi, her iki yanında da dehşetli yaralar var. Fakat adamcağızın elinde iki ilâç vardır. Ve lisanıyla kalbinde


            [TABLE]
            [TR]
            [TD]Cenab-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
            [TD]Hâlık: her şeyi yaratan Allah[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ahvâl-i umumiye: genel haller, durumlar[/TD]
            [TD]burhan: güçlü delil[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]bâhir: açık[/TD]
            [TD]cüz’î: ferdî, bireysel[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ehlî: evcil[/TD]
            [TD]emvat: ölüler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]envâ: çeşitler, türler[/TD]
            [TD]esnâ-yı irşad: doğru yolu gösterme, uyarma esnası, ânı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]eşya: varlıklar[/TD]
            [TD]fehmetmek: anlamak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]gayr-ı mâdud: sayılamayacak kadar çok[/TD]
            [TD]gayr-ı mütenâhi: sınırsız, sonsuz[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]güz: sonbahar[/TD]
            [TD]habîsat: pis ve çirkin şeyler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]halk etmek: yaratmak[/TD]
            [TD]hariç: dış[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hayat-ı insaniye: insan hayatı[/TD]
            [TD]haşir: öldükten sonra âhiret âleminde tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ihyâ: ediriltme, hayat verme[/TD]
            [TD]imkân hârici: olabilir ihtimalinin dışında, mümkün olmama[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]irşad: doğru yolu gösterme[/TD]
            [TD]itkan: san’atta kusursuzluk, pürüzsüzlük[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kardeşim bil ki![/TD]
            [TD]kamer: ay[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kudret: güç ve iktidar[/TD]
            [TD]küllî: kapsamlı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kıyamet: dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması[/TD]
            [TD]kıyamet-i kübrâ: büyük kıyâmet, bütün varlığın bozulup dağılması[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]lehviyat-ı nevmiye: insanları uyutucu zevk ve eğlenceler[/TD]
            [TD]lisan: dil[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mahsus: has, özel[/TD]
            [TD]mesabe: derece[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mesel: örnek[/TD]
            [TD]mezbele: çöplük[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mikyas: ölçü[/TD]
            [TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]münhasır: sadece bir şeye ait, bir şeye özel[/TD]
            [TD]mürşid: doğru yolu gösteren[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nasihat: öğüt[/TD]
            [TD]nebatat: bitkiler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]sikke: damga, mühür[/TD]
            [TD]suhulet: kolaylık[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]sıfat: nitelik, özellik[/TD]
            [TD]takdir-i kamer: aya nizam verilmesi; konaklar takdir edilmesi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tayyibat: temiz, güzel ve helâl şeyler[/TD]
            [TD]tefrik etmek: birbirinden ayırmak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]temyiz etmek: birbirinden ayırmak[/TD]
            [TD]tenkid: eleştiri[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tevhid: birleme; her şeyi bir olan Allah’a verme ve Ona ait kılma[/TD]
            [TD]teşvik eden: şevklendiren, isteklendiren
            [/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]vezâif: görevler[/TD]
            [TD]âlem-i âhiret: âhiret âlemi[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ünsiyetli: canayakın, dost[/TD]
            [TD]şuûnat: işler, hâller; Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecelliye sevk eden Zâtına ait kutsal nitelikler, özellikler[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]şuûnat-ı azîme: büyük işler, fiiller, haller, icraatlar[/TD]
            [/TR]
            [/TABLE]

            #802568
            Anonim


              iki tılsım vardır. Onları istimal ederse şifâyab olur. Ve o arslan ata inkılâp eder. Burak gibi bineği olur. O sehpa ağacı da daima teceddüd etmekte olan ahvâl-i âlemi, seyyal manzaraları seyretmeye âlet ve vasıta olur. O sarhoş herif, o zavallı adamcağıza diyor:

              “Yâhu, nedir o ilâçları, tılsımları saklıyorsun? Onları at, keyfine bak.”

              Adamcağız:

              “Yok baba! Bu ilâçlar ve tılsımların hıfz ve himayelerindeyim. Onlardan almakta olduğum haz, lezzet, keyif bana kâfidir. Fakat o arslan gibi parçalayıcı ölümü öldürebilirsen ve sehpayı kırmakla kabir ağzını kapatabilirsen ve hayatımın mâruz kaldığı fenâ ve zeval yaralarını bir hayat-ı bâkiyeye tebdil etmekle tedavi edebilirsen, pekâlâ, seninle beraber dans oynayalım. Ve illâ gözümün önünden def ol, git. Sen ancak kendin gibi sarhoşları kandırabilirsin. Ben sarhoş değilim. Dünyanıza, keyfinize ihtiyacım yok. Çünkü, bana yeter.” حَسْبُنَا اللهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ 1 نِعْمَ الْمَوْلىَ وَنِعْمَ النَّصِيرُ 2

              İ’lem eyyühe’l-aziz! Felsefe talebesiyle medeniyet tilmizleri, Müslümanları ecnebî âdetlerine ittibâ ile şeâir-i İslâmiyeyi terk etmeye davet ettiklerinde, Kur’ân Nurcuları böylece müdafaada bulunurlar: “Eğer dünyadan zeval ve ölümü ve insandan acz ve fakrı kaldırmaya iktidarınız varsa, pekâlâ, dini de terk ediniz, şeâiri de kaldırınız. Ve illâ dilinizi kesin, konuşmayınız. Bakınız arkamızda pençelerini açmış hücuma hazır ecel arslanı tehdit ediyor. Eğer iman kulağıyla Kur’ân’ın sadâsını dinleyecek olursan, o ecel arslanı bir burak olur. Bizleri rahmet-i Rahmâna ulaştıracaktır. Ve illâ o ecel, yırtıcı bir hayvan gibi bizleri parçalar. Bâtıl itikadınız gibi, ebedî bir firak ile dağıtacaktır. Ve keza, önümüzde idam sehpaları kurulmuştur. Eğer imân ile, îkanla Kur’ân’ın irşadını dinlersen, o sehpa ağaçlarından, sefine-i Nuh gibi sahil-i selâmete, yani âlem-i âhirete ulaştırıcı bir sefine yapılacaktır.


              [NOT]Dipnot-1 “Allah bize yeter; O ne güzel vekildir.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:173.
              Dipnot-2 “O ne güzel dost ve O ne güzel yardımcıdır.” Enfâl Sûresi, 8:40.
              [/NOT]


              [TABLE]
              [TR]
              [TD]acz: güçsüzlük[/TD]
              [TD]ahvâl-i âlem: âlemin halleri, dünyanın durumu[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]burak: Cennete ait bir binek[/TD]
              [TD]bâtıl: doğru olmayan, din açısından bir gerçeği olmayan[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ebedî: sonsuz[/TD]
              [TD]ecel: ölüm vakti[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ecnebî: yabancı[/TD]
              [TD]fakr: muhtaçlık[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]fenâ: geçip gitme, kaybolma[/TD]
              [TD]firak: ayrılık[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hayat-ı bâkiye: devamlı ve kalıcı hayat[/TD]
              [TD]haz: zevk, hoşlanma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]himaye: koruma altına alma[/TD]
              [TD]hücum: saldırı[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hıfz: saklanma[/TD]
              [TD]idam sehpası: hayata son vermek için kurulan sehpa, darağacı [/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ikan: iyi ve kesin olarak bilmek[/TD]
              [TD]iktidar: güç, kudret[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]illâ: aksi halde[/TD]
              [TD]inkılâp etmek: dönüşmek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]irşad: doğru yol gösterme[/TD]
              [TD]istimal etmek: kullanmak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]itikad: inanç[/TD]
              [TD]ittibâ: tâbi olmak, bağlanmak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kardeşim bil ki![/TD]
              [TD]keza: bunun gibi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kâfi: yeterli[/TD]
              [TD]mâruz kalmak: birşeyin tesirine uğramak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]müdafaa: savunma[/TD]
              [TD]nurcu: Risale-i Nur talebeleri[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]rahmet-i Rahmân: rahmet ve şefkat tecellîsi bütün varlıkları kuşatan Allah’ın rahmeti[/TD]
              [TD]sadâ: ses[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]sahil-i selâmet: kurtuluş sahili[/TD]
              [TD]sefine: gemi[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]sefine-i Nuh: Nuh’un gemisi[/TD]
              [TD]seyyal: akıcı, akıp giden[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]talebe: öğrenci[/TD]
              [TD]tebdil etmek: değiştirmek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]teceddüd etmek: yenilenmek[/TD]
              [TD]tilmiz: öğrenci[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tılsım: olağanüstü kuvvet ve tesire sahip bulunan şey[/TD]
              [TD]zeval: geçip gitme, sona erme[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]âdet: alışkanlık[/TD]
              [TD]âlem-i âhiret: âhiret âlemi, öldükten sonraki hayat[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]âlet: araç, vasıta[/TD]
              [TD]şeâir: işaretler; İslâm’a sembol olmuş şeyler, iş ve ibâdetler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]şeâir-i İslâmiye: İslâm’a sembol olmuş şeyler, iş ve ibâdetler[/TD]
              [TD]şifâyab: şifa bulma[/TD]
              [/TR]
              [/TABLE]

              #802569
              Anonim


                Ve keza, sağ yanımızda fakr yarası, solda da acz, zaaf cerihası vardır. Eğer Kur’ân’ın ilâçlarıyla tedavi edersen, fakrımız rahmet-i Rahmân’ın ziyafetine şevk ve iştiyaka inkılâp edecektir. Acz ve zâfımız da Kadîr-i Mutlakın dergâh-ı izzetine iltica için bir davet tezkeresi gibi olur.

                Ve keza, bizler uzun bir seferdeyiz. Buradan kabre, kabirden haşre, haşirden ebed memleketine gitmek üzereyiz. O yollarda zulümatı dağıtacak bir nur ve bir erzak lâzımdır. Güvendiğimiz akıl ve ilimden ümit yok. Ancak Kur’ân’ın güneşinden, Rahmân’ın hazinesinden tedarik edilebilir. Eğer bizleri bu seferden geri bırakacak bir çareniz varsa, pekâlâ. Ve illâ sükût ediniz. Kur’ân-ı dinleyelim, bakalım ne emrediyor: فَلاَ تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيوةُ الدُّنْيَا وَلاَ يَغُرَّنَّكُمْ بِاللهِ الْغَرُورُblank.gif1

                Hülâsa:
                Ayık olan sana tâbi olmaz. Ancak siyaset şarabıyla veya şöhret hırsıyla veya rikkat-i cinsiyeyle veya felsefenin dalâletiyle veya medeniyetin sefahetiyle sarhoş olanlar senin meşrep ve mesleğine tâbi olurlar. Fakat insanın başına indirilen darbeler ve yüzüne vurulan tokatlar, onun sarhoşluğunu izâle ile ayıltacaktır.

                Ve keza, insan hayvan gibi yalnız zaman-ı hal ile müptelâ ve meşgul değildir. Belki müstakbelin korkusu ve mazinin hüzün ve kederiyle hal elemlerine mâruzdur. Fakat kendisini şakî, dâll, ahmaklardan addetmeyen adam, Kur’ân’ın şu beşaretini dinlesin:

                اَلاَ اِنَّ اَوْلِيَاءَ اللهِ لاَخَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلاَ هُمْ يَحْزَنُونَ اَلَّذِينَ اٰمَنُوا وَكَانُوا يَتَّقُونَ لَهُمُ الْبُشْرٰى فِى الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَفِى اْلاٰخِرَةِ لاَ تَبْدِيلَ لِكَلِمَاتِ اللهِ ذٰلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ blank.gif2



                [NOT]Dipnot-1 “Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın. O çok aldatıcı şeytan da Allah ile aldatmasın (Yani, Onun veya âhireti yapmayacak diye sizi aldatmasın!).” Lokman Sûresi, 31:33.
                Dipnot-2 “Bilin ki, Allah’ın dostları için ne bir korku vardır, ne de onlar mahzun olurlar. “Onlar îmân eden ve Allah’ın emir ve yasaklarına karşı gelmekten sakınan takvâ ehlidir. “Dünya hayatında da, âhirette de onlar için müjde vardır. Allah’ın sözlerinde değişiklik olmaz. En büyük ödül işte budur.” Yûnus Sûresi, 10:62-64.
                [/NOT]


                [TABLE]
                [TR]
                [TD]Kadîr-i Mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah[/TD]
                [TD]Rahmân: çok merhamet sahibi olan ve şefkatle bütün yaratıkların rızkını veren Allah[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]acz: güçsüzlük[/TD]
                [TD]addetmek: saymak, kabul etmek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]beşaret: müjde, sevindirici haber[/TD]
                [TD]ceriha: yara[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]dalâlet: doğru yoldan sapma, sapkınlık[/TD]
                [TD]dergâh-ı izzet: izzet sahibi Allah’ın kapısı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]dâll: hak yoldan sapan[/TD]
                [TD]ebed: sonsuzluk[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]elem: acı, keder[/TD]
                [TD]erzak: rızıklar, yenilecek ve içilecek şeyler[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]fakr: muhtaçlık[/TD]
                [TD]haşir: âhirette diriltilerek Allah’ın huzurunda toplanma[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hâl: şimdiki zaman[/TD]
                [TD]hülâsa: özet[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]illâ: aksi halde, yoksa[/TD]
                [TD]iltica: sığınma[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]inkılâp etmek: değişmek, dönüşmek[/TD]
                [TD]izâle: giderme, ortadan kaldırma, yok etme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]iştiyak: çok şiddetli arzu ve istek[/TD]
                [TD]keza: bunun gibi[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mazi: geçmiş[/TD]
                [TD]meşrep: hareket tarzı, metod[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mâruz: tesiri altında olma[/TD]
                [TD]müptelâ: bağımlı[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]müstakbel: gelecek[/TD]
                [TD]nur: aydınlık[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]rahmet-i Rahmân: rahmet ve şefkat tecellîsi bütün varlıkları kuşatan Allah’ın rahmeti[/TD]
                [TD]rikkat-i cinsiye: insanın kendi cinsinden olana acıması[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]sefahet: yasak zevk ve eğlencelere düşkünlük, beyinsizce davranış, yararı zarardan ayırt edememe[/TD]
                [TD]sefer: yolculuk[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]sükût etmek: susmak[/TD]
                [TD]tedarik etmek: elde etmek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tezkere: belge[/TD]
                [TD]tâbi olmak: bağlı olmak, uymak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]zaaf: zayıflık, güçsüzlük[/TD]
                [TD]zaman-ı hâl: şimdiki zaman[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]zulümat: karanlık; inkâr ve inaçsızlıktan doğan karanlıklar[/TD]
                [TD]şakî: haydut, yol kesici; günahkâr, mutsuz[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]şevk: şiddetli arzu ve istek[/TD]
                [/TR]
                [/TABLE]

                #802570
                Anonim


                  besmele.jpg

                  وَالتِّينِ وَالزَّيْتُونِ وَطُورِسِينِينَ blank.gif1

                  ilâ âhir-i sûre…

                  İ’lem eyyühe’l-aziz! Herbir masnuda tahakkuk eden kemâl-i sanat, Sâniin her mekânda ve her masnuun yanında bulunmasına delâlet ettiği gibi, hiçbir mekânda ve hiçbir masnuun yanında bulunmamasına da delâlet eder.

                  Ve keza, insan, herbir şeye muhtaç olduğu cihetle, herşeyin melekûtu elinde ve herşeyin hazinesi yanında olan Zât-ı Akdesten maadâ kimseye ibadet edemez.

                  Ve keza insan vücut, icad, hayır, ef’al cihetiyle pek küçük, nâkıs olmakla karıncadan, arıdan ednâ, örümcekten daha zayıftır. Fakat adem, tahrip, şer, infial cihetiyle semâvat, arz, cibalden daha büyüktür. Meselâ, Hasenat yaptığı zaman, habbe habbe yapar. Seyyiat yaparsa kubbe kubbe yapar. Evet, meselâ küfür seyyiesi bütün mevcudatı tahkir eder, kıymetten düşürür.

                  Ve keza, insanın bir cihetle kıl kadar bir ihtiyarı, zerre kadar bir iktidarı, şuâ kadar bir hayatı, dakika kadar bir ömrü, cüz’î bir cüz kadar mevcudiyeti varsa da, diğer cihetle hadsiz bir acz ve fakrı da vardır. Kadîr-i Mutlak ve Ganiyy-i Mutlakın tecelliyatına geniş bir mâkes olur.

                  Ve keza, insan hayat-ı dünyeviye cihetiyle bir çekirdek olup, pek büyük semere ve sümbüller vermek için kendisine tevdi edilen cihazatı, bazı maddeleri elde



                  [NOT]Dipnot-1 “Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. Yemin olsun incire ve zeytine. Ve Sînâ Dağına.” Tîn Sûresi, 95:1-2.

                  [/NOT]


                  [TABLE]
                  [TR]
                  [TD]Ganiyy-i Mutlak: sınırsız zenginliğe sahip olan Allah[/TD]
                  [TD]Kadîr-i Mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]Sâni: herşeyi san’atlı bir şekilde yaratan Allah[/TD]
                  [TD]Zat-ı Akdes: bütün kusurlardan, çirkinliklerden, eksiklikten, benzer ve ortak edinmekten sonsuz derecede yüce olan Allah[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]acz: güçsüzlük[/TD]
                  [TD]adem: yokluk, hiçlik[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]arz: yeryüzü[/TD]
                  [TD]cibal: dağlar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]cihazat: cihazlar, donanım[/TD]
                  [TD]cihet: yön[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]cüz: parça, bölüm[/TD]
                  [TD]cüz’î: ferd, birey[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]delâlet etmek: işaret etmek[/TD]
                  [TD]ednâ: en basit, en aşağı[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ef’al: fiiller, hareketler[/TD]
                  [TD]fakr: muhtaçlık[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]habbe: dane[/TD]
                  [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hasenat: iyi ameller, hayırlar[/TD]
                  [TD]hayat-ı dünyeviye: dünya hayatı[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hayır: iyilik[/TD]
                  [TD]icad: var etme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ihtiyar: seçme, tercih etme gücü[/TD]
                  [TD]iktidar: güç, kuvvet[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ilâ âhir-i sûre: sûrenin sonuna kadar[/TD]
                  [TD]infial: fiilden etkilenme, bir etkinin gücü altında hareket etme[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kardeşim bil ki![/TD]
                  [TD]kemal-i san’at: eksiksiz ve mükemmel san’at[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]keza: bunun gibi[/TD]
                  [TD]küfür: Allah’ı veya Allah’ın kesin olarak bildirdiği herhangi bir şeyi inkâr etme (k-f-r)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kıymet: değer[/TD]
                  [TD]maadâ: başka, dışında[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]masnu: san’at eseri varlık[/TD]
                  [TD]melekût: varlığın iç yüzü, hakikati[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mevcudat: varlıklar[/TD]
                  [TD]mevcudiyet: var olma hâli[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]mâkes: yansıma yeri, ayna[/TD]
                  [TD]nâkıs: eksik[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]semere: meyve, sonuç[/TD]
                  [TD]semâvat: gökler[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]seyyiat: kötülükler, günahlar[/TD]
                  [TD]seyyie: kötülük[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tahakkuk eden: gerçekleşen[/TD]
                  [TD]tahkir etmek: aşağılamak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tahrip: bozma, yok etme[/TD]
                  [TD]tecelliyat: tecellîler; yansımalar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tevdi edilen: bırakılan, emanet edilen[/TD]
                  [TD]vücut: var olma[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]zerre: en küçük madde parçası[/TD]
                  [TD]şer: kötülük[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]şuâ: ışık hüzmesi, parıltı[/TD]
                  [/TR]
                  [/TABLE]

                  #802571
                  Anonim


                    etmek için tavuk gibi toprakları, gübreleri, necisleri eşmeye sarf eder, faidesiz tefessüh eder. Ve hayat-ı mâneviye cihetiyle emelleri ebede kadar uzanan bir şecere-i bâkıyedir.

                    Ve keza, insan fiil ve sa’yi cihetiyle zayıf bir hayvan olup dâire-i sa’yi pek dardır. İnfial, sual, dua cihetiyle Rahmân-ı Rahîmin aziz bir misafiridir. Dairesi hayal kadar geniştir.

                    Ve keza, insanın hayat-ı hayvaniyeden aldığı lezzet bir serçe kuşunun lezzeti kadar değildir. Çünkü, insanda hüzün, keder, korku var, onda yoktur. Fakat cihazat, hissiyat, duygular, istidatlar itibarıyla hayvanların en âlâsından fazla lezzet alır. İnsanın şu vaziyetine dikkat edilirse anlaşılır ki, bu kadar cihazat, bu hayat için olmayıp, ancak bir hayat-ı bâkiye için kendisine verilmiştir.

                    Ve keza, insan saltanat-ı rububiyetin mehâsinine nâzır ve esmâ-i kudsiyenin cilvelerine dellâl ve kalem-i kudretle yazılan mektubat-ı İlâhiyeyi mütalâa ile mütefekkir olduğu cihetle, eşref-i mahlûkat ve halife-i arz olmuştur.

                    يَاۤ اَيُّهَا النَّاسُ اَنْتُمُ الْفُقَرَاءُ اِلَى اللهِ 1


                    İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsandaki kusur sonsuz olduğu gibi, acz, fakr ve ihtiyacına da nihayet yoktur. İnsana tevdi edilen açlık ile nimetlerin lezzetleri tebarüz ettiği gibi; insandaki kusur, kemâlât-ı Sübhâniye derecelerine bir mirsaddır. İnsandaki fakr, gınâ-i rahmetin derecelerine bir mikyastır. İnsandaki acz, kudret

                    [NOT]Dipnot-1 “Ey insanlar, hepiniz Allah’a muhtaçsınız. Allah ise hiçbir şeye muhtaç değildir ve her türlü övgüye lâyıktır.” Fâtır Sûresi, 35:15.
                    [/NOT]

                    [TABLE]
                    [TR]
                    [TD]Rahmân-ı Rahîm: rahmet ve merhameti bütün varlıkları kaplayan ve her bir varlığa hususî rahmet ve merhamet tecellîleri olan Allah[/TD]
                    [TD]acz: güçsüzlük[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]aziz: çok değerli, izzetli[/TD]
                    [TD]cihazat: cihazlar, donanım[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]cihet: yön[/TD]
                    [TD]cilve: görüntü, akis[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]dellâl: ilân edici, duyurucu[/TD]
                    [TD]dâire-i sa’y: çalışma alanı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ebed: sonsuzluk[/TD]
                    [TD]emel: arzu, istek[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]esmâ-i kudsiye: Allah’ın kutsal isimleri; her türlü kusur ve noksandan yüce olan İlâhî isimler[/TD]
                    [TD]eşref-i mahlûkat: yaratıkların en şereflisi[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]fakr: muhtaçlık[/TD]
                    [TD]gınâ-i rahmet: rahmetin zenginliği, rahmet ve merhametin geniş tecellîleri[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]halife-i arz: yeryüzü halifesi; yeryüzünde Allah’ın emirlerini yerine getirip Onun namına tasarrufta bulunan ve varlıklar üzerinde Onun adına egemen olan insan[/TD]
                    [TD]hayat-ı bâkiye: devamlı ve kalıcı olan âhiret hayatı[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hayat-ı hayvaniye: hayvanî hayat[/TD]
                    [TD]hayat-ı mâneviye: mânevî hayat, maddî olmayan hayat[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hissiyat: hisler, duygular[/TD]
                    [TD]infial: fiilden etkilenme, bir tesirin gücü altında hareket etme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]istidat: yetenek, ruhî nitelik ve özellikler[/TD]
                    [TD]itibarıyla: açısından[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kadreşim bil ki![/TD]
                    [TD]kalem-i kudret: kudretin kalemi; varlıkların ve olayların düzenli olarak vücuda gelişinde bir kalem gibi eserini gösteren İlâhî güç ve iktidar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kemalât-ı Sübhâniye: bütün eksikliklerden yüce olan Allah’ın sonsuz mükemmellikteki sıfatları, nitelikleri[/TD]
                    [TD]keza: bunun gibi[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kudret: güç, iktidar[/TD]
                    [TD]mehâsin: güzellikler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mektubat-ı İlâhiye: İlâhî mektuplar; Allah’ın birer mektup gibi yazdığı ve san’atla yarattığı eserler, varlıklar[/TD]
                    [TD]mikyas: ölçek, ölçü birimi[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mirsad: dürbün; projektör[/TD]
                    [TD]mütalâa: dikkatle okuma, inceleme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mütefekkir: düşünen, tefekkür eden[/TD]
                    [TD]necis: pis[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nihayet: son[/TD]
                    [TD]nimet: iyilik, lütuf, ihsan[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nâzır: bakan, gözeten[/TD]
                    [TD]saltanat-ı rububiyet: rubûbiyet saltanatı; kâinatın idare ve tedbirinde tecellî eden İlâhî isimlerin egemenliği[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]sarf etmek: harcamak[/TD]
                    [TD]sa’y: çalışma[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]sual: isteme[/TD]
                    [TD]tebarüz etme: ortaya çıkma, belirip görünme[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]tefessüh etmek: bozulmak[/TD]
                    [TD]tevdi edilen: emanet olarak verilen[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]vaziyet: durum[/TD]
                    [TD]âlâ: yüksek, üstün[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]şecere-i bâkıye: bakî, sonsuz bir ağaç[/TD]
                    [/TR]
                    [/TABLE]

                    #802572
                    Anonim


                      ve kibriyâsına bir mizandır. İnsandaki tenevvü-ü hâcât, envâ-ı niam ve ihsanatına bir merdivendir. Öyleyse fıtratından gaye ubudiyettir. Ubudiyet ise, dergâh-ı izzetine kusurlarını Estağfirullah ve Sübhânallah ile ilân etmektir.

                      endOfSection.gifendOfSection.gif

                      اِنَّ اْلاَبْرَارَ لَفِى نَعِيمٍ وَاِنَّ الْفُجَّارَ لَفِى جَحِيمٍ 1


                      İ’lem eyyühe’l-aziz! Herbir insan için hayat seferinde iki yol vardır. Bu iki yolun uzunluğu, kısalığı birdir. Amma birisinde ehl-i şuhud ve ehl-i vukufun şehadet ve tasdikleriyle, onda dokuz menfaat ihtimali var. İkinci yolda mesele mâkûsedir, onda dokuz zarar ihtimali vardır. İkinci yol ile gidenin ne silâhı var, ne zahiresi. Tabiî, yolda pek çok korkulara mâruz kalacağı gibi, ihtiyaçlarını def için çoklara minnet altında kalır. Fakat birinci yola sülûk edenin hem silâhı, hem erzakı beraberdir. Pek serbestâne gider. Birinci yol Kur’ân yoludur, ikinci yol ise dalâlet yoludur.

                      Evet, ehl-i şuhudun, ehl-i vukufun tasdik ve şehadetleriyle sabittir ki, iman yümnüyle yürüyen emn ü eman içindedir. Ve bilâhare merkez-i hükûmete ulaştığında, onda dokuzu büyük mükâfatlara mazhar olacaklardır. Fakat, dalâlet zulümatı içinde yürüyenler esnâ-yı seferde korkudan, açlıktan herşeye ve herkese tezellül ettikten sonra, mahall-i hükûmete vâsıl olduğunda, onda dokuzu ya idam veya ebedî hapse mahkûm olacaklardır. Binaenaleyh aklı olan, zararlı birşeyi, dünyevî, ednâ bir hiffet için tercih etmez.

                      Ehl-i şuhud dediğimizden maksat, evliyaullahtır. Zira velâyet sâhibi, avâmın itikad ettiği şeyleri göz ile müşahede ediyor. Kur’ân yoluyla gidenlerin silâh ve



                      [NOT]Dipnot-1 “İhlâs ile kulluk edenler, nimetle dolu Cennet içindedir. Günaha dalan kâfirler ise Cehennem ateşindedir.” İnfitar Sûresi, 82:12-13.
                      [/NOT]

                      [TABLE]
                      [TR]
                      [TD]Estağfirullah: Allah’tan af dilemek[/TD]
                      [TD]Sübhânallah: Allah her türlü eksiklikten sonsuz derecede yücedir[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]avâm: halk tabakası[/TD]
                      [TD]bilâhare: daha sonra[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
                      [TD]dalâlet: doğru ve hak yoldan sapma, sapkınlık[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]def: uzaklaştırma[/TD]
                      [TD]dergâh-ı izzet: izzet sahibi Allah’ın yüce kapısı[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]dünyevî: dünya ile ilgili[/TD]
                      [TD]ebedî: sonsuz[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ednâ: en basit, en aşağı[/TD]
                      [TD]ehl-i vukuf: bilirkişi, bir konuda derinleşmiş olanlar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]ehl-i şuhud: gayb âlemine ait bilinmeyen hakikatleri Allah’ın lütuf ve ihsanıyla gören kimseler[/TD]
                      [TD]emn ü eman: emniyet ve korkusuzluk[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]envâ-ı niam: nimetlerin çeşitleri[/TD]
                      [TD]erzak: rızıklar, yenilecek ve içilecek şeyler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]esnâ-yı sefer: yoluculuk esnasında, yolculuk sırasında[/TD]
                      [TD]evliyaullah: Allah’ın sevgili kulları[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]fıtrat: yaratılış, mizaç[/TD]
                      [TD]gaye: amaç[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hiffet: hafiflik[/TD]
                      [TD]ihsanat: iyilikler, bağışlar, lütuflar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]itikad: inanç[/TD]
                      [TD]i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kardeşim bil ki![/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kibriyâ: azamet, büyüklük[/TD]
                      [TD]mahall-i hükûmet: hükûmet yeri[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mahkûm olma: cezalandırılma, hüküm giyme[/TD]
                      [TD]maksat: amaç, gâye[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mazhar olmak: ulaşmak, kavuşmak[/TD]
                      [TD]menfaat: fayda, yarar[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]merkez-i hükûmet: hükûmet merkezi[/TD]
                      [TD]minnet: iyilik karşısında kendini borçlu hissetmek[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mizan: ölçü, tartı[/TD]
                      [TD]mâkûse: ters, zıt[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mâruz kalmak: yüzyüze gelmek, etki alanına girmek[/TD]
                      [TD]mükâfat: ödül[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]müşahede: gözlemleme, görme[/TD]
                      [TD]sefer: yolculuk[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]serbestâne: serbest bir şekilde[/TD]
                      [TD]sülûk eden: bir yöne doğru giden[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tasdik: doğrulama, onaylama[/TD]
                      [TD]tenevvü-ü hâcât: ihtiyaçların çeşitliliği[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tezellül: alçalma, kendisini küçük düşürme[/TD]
                      [TD]ubudiyet: Allah’a kulluk[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]velâyet: velilik[/TD]
                      [TD]vâsıl olmak: kavuşmak, ulaşmak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]yümn (yümün): kuvvet; bereket; bolluk; saadet[/TD]
                      [TD]zahire: ilerisi için saklanan yiyecek[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]zulümat: dinsizlik ve inkâr karanlıkları[/TD]
                      [TD]şehadet: şahitlik[/TD]
                      [/TR]
                      [/TABLE]

                      #802573
                      Anonim


                        zahireleri ise, Kadîr-i Mutlaka, Ganiyy-i Kerîme olan tevekkül onları temin eder. Zira, tevekkül, istinad ve istimdad noktalarını tazammun ediyor. Bu noktalar da kelime-i tevhidi istilzam ediyor. Kelime-i tevhid de namazı iktiza ediyor. Namaz dahi ubudiyetin esas bir rüknüdür. Ubudiyeti emreden tekliftir. Mükellefiyetini ifa edenin, mükellefiyet müddetince, mükellefiyet-i askeriye gibi yemekleri, libasları ve sair hayat lâzimeleri hazine-i Rahmân’dan verilir. Mükellefiyet-i askeriye iki buçuk senedir. Amma mükellefiyet-i ubudiyet, müddet-i ömürdür.

                        endOfSection.gifendOfSection.gif

                        وَمَا هٰذِهِ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا اِلاَّ لَهْوٌ وَلَعِبٌ وَاِنَّ الدَّارَ اْلاٰخِرَةَ لَهِىَ الْحَيَوَانُ blank.gif1


                        İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsan bir yolcudur. Sabâvetten gençliğe, gençlikten ihtiyarlığa, ihtiyarlıktan kabre, kabirden haşre, haşirden ebede kadar yolculuğu devam eder. Her iki hayatın levazımatı, Mâlikü’l-Mülk tarafından verilmiştir. Fakat o levazımatı, cehlinden dolayı tamamen bu hayat-ı fâniyeye sarf ediyor. Halbuki, o levazımattan lâakal onda biri dünyevî hayata, dokuzu hayat-ı bakiyeye sarf etmek gerektir. Acaba birkaç memleketi gezmek için hükûmetten yirmi dört lira harcırah alan bir memur, ilk dahil olduğu memlekette yirmi üç lirayı sarf ederse, öteki yerlerde ne yapacaktır? Hükûmete ne cevap verecektir? Böyle yapan kendisine akıllı diyebilir mi? Binaenaleyh, Cenâb-ı Hak her iki hayat levazımatını elde etmek için yirmi dört saatlik bir vakit vermiştir. Çoğunu aza, azını çoğa vermek suretiyle, yirmi üç saat kısa ve fâni olan dünya hayatına, hiç olmazsa bir saati de beş namaza ve bâki ve sonsuz uhrevî hayata sarf etmek lâzımdır ki, dünyada paşa, âhirette gedâ olmasın!


                        [NOT]Dipnot-1 “Bu dünya hayatı bir oyun ve oyalanmadan başka birşey değildir. Asıl hayata mazhar olan ise âhiret yurdudur.” Ankebut Sûresi, 29:64.
                        [/NOT]

                        [TABLE]
                        [TR]
                        [TD]Cenab-ı Hak: Hakkın tâ kendisi olan şeref ve yücelik sahibi Allah
                        [/TD]
                        [TD]Ganiyy-i Kerîm: cömertliği, ikramı sonsuz ve zenginliği sınırsız olan Allah[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]Kadîr-i Mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah[/TD]
                        [TD]Mâlikü’l-Mülk: bütün mülkün gerçek sahibi Allah[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
                        [TD]bâki: devamlı, kalıcı, ölümsüz[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]cehl: cahillik, bilgisizlik[/TD]
                        [TD]dünyevî: dünya ile ilgili[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ebed: sonsuzluk[/TD]
                        [TD]fâni: geçici olan, ölümlü[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]gedâ: köle[/TD]
                        [TD]harcırah: yol masrafı için verilen para[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hayat-ı bakiye: devamlı ve kalıcı âhiret hayatı[/TD]
                        [TD]hayat-ı fâniye: geçici dünya hayatı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hazine-i Rahmân: rahmet ve merhameti bütün varlıkları kaplayan Allah’ın hazinesi[/TD]
                        [TD]haşir: âhirette diriltilerek Allah’ın huzurunda toplanma[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]ifa eden: yerine getiren[/TD]
                        [TD]iktiza etmek: gerektirmek[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]istilzam etmek: gerekli kılmak[/TD]
                        [TD]istimdad: yardım isteme[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]istinad: dayanak[/TD]
                        [TD]i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kardeşim bil ki![/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kelime-i tevhid: Allah’tan başka ilâh yoktur mânâsında “Lâ ilâhe illâllah” sözü [/TD]
                        [TD]levazımat: ihtiyaçlar, gereçler[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]libas: elbise[/TD]
                        [TD]lâakal: en az[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]lâzime: gerekli şey[/TD]
                        [TD]müddet: süre[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]müddet-i ömür: yaşam süresi[/TD]
                        [TD]mükellefiyet: yükümlülük, zorunlu görev[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mükellefiyet-i askeriye: askerî yükümlülük, askerlikteki zorunlu görev[/TD]
                        [TD]mükellefiyet-i ubudiyet: kulluğa ait yükümlülük, sorumluluk[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]rükün: esas, şart[/TD]
                        [TD]sabâvet: çocukluk[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]sair: başka[/TD]
                        [TD]sarf etmek: harcamak[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]suret: yol, tarz[/TD]
                        [TD]tazammun etmek: içine almak, kapsamak[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]teklif: Allah’ın yükümlü tutması[/TD]
                        [TD]temin etmek: sağlamak[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tevekkül: Allah’a dayanma ve güvenme[/TD]
                        [TD]ubudiyet: kulluk[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]uhrevî: âhirete dair, âhirete yönelik[/TD]
                        [TD]zahire: ilerisi için saklanan yiyecek[/TD]
                        [/TR]
                        [/TABLE]

                        #802574
                        Anonim


                          İ’lem eyyühe’l-aziz! Gafil olan insan, kendi vazifesini terk eder, Allah’ın vazifesiyle meşgul olur. Evet, insan, gafletten dolayı, iktidarı dahilinde kolay olan ubudiyet vazifesinin terkiyle, zayıf kalbiyle rububiyet vazife-i sakîlesinin altına girer, altında ezilir. Ve aynı zamanda bütün istirahatini kaybetmekle âsi, şakî, hâin adamların partisine dahil olur.

                          Evet, insan bir askerdir. Askerlik vazifesi başka, hükûmetin vazifesi başkadır. Askerlik vazifesi tâlim, cihad gibi din ve vatanı koruyacak işlerdir. Hükûmetin vazifesi ise, erzakını, libasını, silâhını vermektir. Binaenaleyh, erzakını temin için askerliğe ait vazifesini terk edip ticaretle-meselâ-iştigal eden bir asker, şakî ve hâin olur. Bu itibarla, insanın Allah’a karşı ubudiyet, vazifesidir. Terk-i kebâir, takvâsıdır. Nefis ve şeytanla uğraşması, cihadıdır.

                          Amma gerek nefsine, gerek evlât ve taallûkatına hayat malzemesini tedarik etmek Allah’ın vazifesidir. Evet, madem hayatı veren Odur. O hayatı koruyacak levazımatı da O verecektir. Yalnız, hükûmetin asker için ofislerde cem ettiği erzakı askerlere taşıttırdığı, temizlettirdiği, öğüttürdüğü, pişirttiği gibi, Cenâb-ı Hak da hayat için lâzım olan levazımatı küre-i arz ofisinde yaratıp cem ettikten sonra, o erzakın toplanmasını ve sair ahvalini insana yaptırır ki, insana bir meşguliyet, bir eğlence olsun ve atâlet, betâlet azabından kurtulsun.

                          Ey insan! Rahm-ı mâderde iken, tıfl iken, ihtiyar ve iktidardan mahrum bir vaziyette iken, seni pek leziz rızıklar ile besleyen Allah, sen hayatta kaldıkça o rızkı verecektir. Baksana: Her bahar mevsiminde sath-ı arzda yaratılan enva-ı erzakı kim yaratıyor ve kimler için yaratıyor? Senin ağzına getirip sokacak değil ya! Yahu, eğlencelere, bahçelere gidip dallarda sallanan o güleç yüzlü leziz meyveleri koparıp yemek zahmet midir? Allah insaf versin!

                          Hülâsa: Allah’ı itham etmekle işini terk edip Allah’ın işine karışma ki, nankör âsiler defterine kaydolmayasın.

                          endOfSection.gifendOfSection.gif



                          [TABLE]
                          [TR]
                          [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
                          [TD]ahval: haller, durumlar[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]atâlet: hareketsizlik, tembellik[/TD]
                          [TD]azap: acı, sıkıntı, ceza[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]betâlet: âvârelik; işsizlik[/TD]
                          [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]cem etmek: toplamak[/TD]
                          [TD]cihad: mücadele, din uğrunda çaba harcama[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]dahil: iç[/TD]
                          [TD]dahil olmak: katılmak[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]enva-ı erzak: rızık türleri[/TD]
                          [TD]erzak: rızıklar, yenilecek ve içilecek şeyler[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]evlât: çocuk[/TD]
                          [TD]gafil: Allah’ı düşünmeyen ve maddî-mânevî sorumluluklarından habersiz olan[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]gaflet: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli, umursamazlık[/TD]
                          [TD]hükûmet: ülke yönetimi, idare[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hülâsa: kısaca, özet[/TD]
                          [TD]iktidar: güç, iktidar[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]insaf: merhamet ve adalet dairesinde hareket[/TD]
                          [TD]istirahat: rahat, huzur[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]itibar: göz önünde bulundurmak, dikkate almak[/TD]
                          [TD]ittiham etmek: suçlamak[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]iştigal: meşgul olma, uğraşma[/TD]
                          [TD]i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kardeşim bil ki![/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]küre-i arz: yerküre, dünya[/TD]
                          [TD]levazımat: gerekli olan şeyler[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]leziz: lezzetli, tatlı[/TD]
                          [TD]libas: elbise[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mahrum: yoksun[/TD]
                          [TD]nefis: bir kimsenin kendisi; insanı daima kötülüğe, maddî zevk ve isteklere sevk eden duygu[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]rahm-ı mâder: ana rahmi[/TD]
                          [TD]rububiyet: Rablık; Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]rızık: Allah’ın ihsan ettiği nimetler, yiyecekler[/TD]
                          [TD]sair: diğer[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]sath-ı arz: yeryüzü[/TD]
                          [TD]taallûkat: yakın akrabalar[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]takvâ: Allah’tan korkup emir ve yasaklarına titizlikle uyma[/TD]
                          [TD]tedarik: elde etme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]temin: hazırlama; bulma[/TD]
                          [TD]terk-i kebâir: büyük günahları terk etme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tâlim: öğretme, eğitme[/TD]
                          [TD]tıfl: bebek; çocuk[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]ubudiyet: kulluk[/TD]
                          [TD]vazife: görev[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]vazife-i sakîle: ağır görev[/TD]
                          [TD]vaziyet: durum, hâl[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]zahmet: zorluk[/TD]
                          [TD]âsi: isyankâr[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]şakî: haydut, yol kesici; günahkâr[/TD]
                          [/TR]
                          [/TABLE]

                          #802576
                          Anonim


                            اُدْعُونِى اَسْتَجِبْ لَكُمْ 1


                            İ’lem eyyühe’l-aziz! “Bazı dualar icabete iktiran etmez” diye iddiada bulunma. Çünkü dua bir ibadettir. İbadetin semeresi âhirette görünür. Dünyevî maksatlar ise, namaz vakitleri gibi, dualar ibadeti için birer vakittirler. Duaların semeresi değillerdir. Meselâ, şemsin tutulması küsuf namazına, yağmursuzluk yağmur namazına birer vakittir.

                            Ve keza, zâlimlerin tasallutu ve belâların nüzulü, bazı hususî dualara vakittir. Bu vakitler bâki kaldıkça, o namazlar, o dualar yapılır. Eğer bu vakitlerde dünyevî maksatlar hasıl olursa, zaten nurun alâ nur. Ve illâ, “İcabet duaya iktiran etmedi” diyemezsin. Ancak, “Henüz vakit inkıza etmemiş, duaya devam lâzımdır” diyebilirsin. Çünkü o maksatlar duaların mukaddemesidir, neticesi değillerdir. Cenâb-ı Hakkın duaların icabetine vaad etmesi ise, icabet ayn-ı kabul değildir. Yani, icabet kabulü istilzam etmez. Duaya herhalde cevap verilir. Cevapsız bırakılmaz. Matluba olan is’af ise, Mucîbin hikmetine tâbidir. Meselâ, doktoru çağırdığın zaman, herhalde “Ne istersin?” diye cevap verir. Fakat “Bu yemeği veya bu ilâcı bana ver” dediğin vakit, bazan verir, bazan hastalığına, mizacına mülâyim olmadığından vermez.

                            Adem-i kabul esbabından biri de, duayı ibadet kastıyla yapmayıp, matlubun tahsiline tahsis ettiğinden, aksülâmel olur. O dua ibadetinde ihlâs kırılır, makbul olmaz.

                            İ’lem eyyühe’l-aziz! İnkılâplar neticesinde, her iki taraf arasında geniş geniş dereler husule geliyor. O dereler üstünde her iki âlemle münasebettar köprüler lâzımdır ki, her iki âlem arasında gidiş geliş olsun. Lâkin o köprülerin inkılâbat cinslerine göre şekilleri, mahiyetleri mütebayin, isimleri mütenevvi olur. Meselâ, uyku, âlem-i yakaza ile âlem-i misal arasında bir köprüdür. Berzah, dünya ile


                            [NOT]Dipnot-1 “Bana dua edin, size cevap vereyim.” Mü’min Sûresi, 40:60.
                            [/NOT]

                            [TABLE]
                            [TR]
                            [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah
                            [/TD]
                            [TD]Mucîb: duâlara cevap veren Allah[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]adem-i kabul: kabul etmeme[/TD]
                            [TD]aksülâmel: tepki, reaksiyon[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ayn-ı kabul: aynen kabul etme, aynısını verme[/TD]
                            [TD]belâ: musibet, sıkıntı[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]berzah: kabir âlemi[/TD]
                            [TD]bâki: devamlı, kalıcı, ölümsüz[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]dünyevî: dünya ile ilgili[/TD]
                            [TD]esbab: sebebler[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hasıl olmak: meydana gelmek[/TD]
                            [TD]hikmet: gaye, fayda[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]husul: meydana gelme[/TD]
                            [TD]hususî: özel[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]icabet: cevap verme[/TD]
                            [TD]ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme; samimiyet[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]iktiran: sebeple sonucunun beraber olması; duaya hemen karşılık verilmesi, dua ile beraber cevabın görünmesi[/TD]
                            [TD]illâ: yoksa, böyle olmazsa[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]inkılâbat: büyük değişimler[/TD]
                            [TD]inkılâp: değişim[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]inkıza etmek: tamamlanmak, bir şey tamamlanıp sona ermek[/TD]
                            [TD]istilzam etmek: gerektirmek[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]is’af: yardım isteğini yerine getirme[/TD]
                            [TD]i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kardeşim bil ki![/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kast: amaç, hedef[/TD]
                            [TD]keza: bunun gibi[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]küsuf: güneş tutulması[/TD]
                            [TD]lâkin: ama, fakat[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mahiyet: asıl, esas nitelik[/TD]
                            [TD]makbul: kabul görmüş olma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]maksat: amaç, gaye[/TD]
                            [TD]matlub: istenilen, arzu edilen şey[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mizac: huy, tabiat, yaratılış[/TD]
                            [TD]mukaddeme: başlangıç[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mülâyim: uygun[/TD]
                            [TD]münasebettar: alâkalı, ilgili[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mütebayin: ayrı ayrı[/TD]
                            [TD]mütenevvi: çeşit çeşit[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]nurun alâ nur: nur üstüne nur, iyiden de iyi[/TD]
                            [TD]nüzul: inme[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]semere: meyve[/TD]
                            [TD]tahsil: elde etme, kazanma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tahsis etmek: ait kılmak, ayırmak[/TD]
                            [TD]tasallut: sataşma, baskı kurma, hâkim olma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tâbi: bağlı[/TD]
                            [TD]vaad etmek: söz vermek[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]zâlim: zulmeden, acımasız[/TD]
                            [TD]âlem: dünya[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]âlem-i misal: bütün varlıkların ve olayların görüntülerinin yansıdığı madde ötesi âlem[/TD]
                            [TD]âlem-i yakaza: uyanıklık âlemi[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]şems: güneş[/TD]
                            [/TR]
                            [/TABLE]

                            #802577
                            Anonim


                              âhiret arasında ayrı bir köprüdür. Ve misal, âlem-i cismaniyle âlem-i ruhanî arasında bir köprüdür. Bahar, kış ile yaz arasında ayrı bir nevi köprüdür. Kıyamette ise, inkılâp bir değildir. Pek çok ve büyük inkılâplar olacağından, köprüsü de pek garip, acip olması lâzım gelir.İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsanın ba’delmevt, Hâlık-ı Rahmân ve Rahime rücûu hakkında ilânat yapan şu; اِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ blank.gif1 وَاِلَيْهِ تُرْجَعُونَ blank.gif2 وَاِلَيْهِ الْمَصِيرُ blank.gif3 وَاِلَيْهِ الْمَاٰبُ blank.gif4 gibi âyetlerde büyük bir beşâret ve tesellî olduğu gibi, ehl-i isyana da büyük tehditleri imâ vardır.

                              Evet, bu âyetlerin sarahatine göre, ölüm, zeval, firak, adem kapısı ve zulümat kuyusu olmayıp ancak Sultan-ı Ezel ve Ebedin huzuruna girmek için bir medhaldir. Bu beşaretin işaretiyle, kalb adem-i mutlak korkusundan, eleminden kurtulur. Evet, küfrün tazammun ettiği cehennem-i mâneviyeye bak:

                              blank.gif5 اَنَا عِنْدَ ظَنِّ عَبْدِى بِى hadîs-i kudsîsi sırrınca, Cenâb-ı Hak kâfirin zan ve itikadını daimî bir azab-ı elîme kalb eder. Sonra, iman ve yakîn ile, Cenâb-ı Hakkın likasından sonra, rızasından sonra, rüyetinden sonra mü’minler için hasıl

                              [NOT]Dipnot-1 “Hepinizin dönüşü Onadır.” En’âm Sûresi, 6:60; Yûnus Sûresi, 10:4.
                              Dipnot-2 “Hepiniz Ona döndürüleceksiniz.” Bakara Sûresi, 2:245.
                              Dipnot-3 “Herkesin dönüşü sadece Onun huzurunadır.” Mâide Sûresi, 5:18.
                              Dipnot-4 “Sadece dönüş Onadır.” Ra’d Sûresi, 13:36.
                              Dipnot-5 “Kulum beni nasıl tanırsa, onunla öyle muamele ederim.” Buharî, Tevhid: 15, 35; Müslim, Tevbe: 1, Zikr, 2, 19; Tirmizî, Zühd: 51, Daavât: 131; İbni Mâce, Edeb: 58; Dârimî, Rikak: 22; Müsned, 2:251, 315, 391, 412, 445, 482, 516, 517, 524, 534, 539, 3:210, 277, 491, 4:106.
                              [/NOT]

                              [TABLE]
                              [TR]
                              [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
                              [TD]Hâlık-ı Rahmân ve Rahim: Rahmeti herşeyi kaplayan ve herbir varlıkta rahmet ve şefkati tecelli eden yaratıcı, Allah[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]Sultan-ı Ezel ve Ebed: saltanatının başlangıcı ve sonu olmayan Sultan; hüküm ve saltanatı ezelden ebede devam eden Sultan, Allah[/TD]
                              [TD]acip: acayip, tuhaf, şaşırtıcı[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]adem: hiçlik, yokluk[/TD]
                              [TD]adem-i mutlak: sınırsız yokluk; bir daha geri gelmemek üzere her şeyiyle beraber yokluğa gitme[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]azab-ı elîm: acı veren azap[/TD]
                              [TD]ba’delmevt: ölümden sonra[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]beşâret: müjde, sevindirici haber[/TD]
                              [TD]cehennem-i mâneviye: bu dünyadayken hissedilen manevî cehennem azabı[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]daimî: devamlı[/TD]
                              [TD]ehl-i isyan: isyan edenler[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]elem: acı, keder, sıkıntı[/TD]
                              [TD]firak: ayrılık[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hadis-i kudsî: Mânası, Peygamberimiz’e (a.s.m.) vahy veya ilham edilen, ifade tarzı kendisinden olan kutsal söz[/TD]
                              [TD]hasıl olmak: meydana gelmek[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]ilânat: ilânlar, duyurular[/TD]
                              [TD]imâ: dolaylı olarak işarette bulunma, üstü kapalı bir şekilde belirtme[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]inkılâp: değişim[/TD]
                              [TD]itikad: güçlü inanç[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kalb etmek: dönüştürmek[/TD]
                              [TD]kâfir: Allah’ı veya Allah’ın kesin olarak bildirdiği şeylerden birini inkâr eden kimse[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]küfür: Allah’ı veya Allah’ın kesin olarak bildiği herhangi bir şeyi inkâr etme[/TD]
                              [TD]kıyamet: dünyanın sonu, varlığın bozulup dağılması[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]lika: kavuşma, buluşma; Cennet’te Allah ile buluşma [/TD]
                              [TD]lâzım: gerekli[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]medhal: kapı, giriş[/TD]
                              [TD]misal: aynadaki görüntü; bütün varlıkların ve olayların görüntülerinin yansıdığı madde ötesi âlem [/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mü’min: iman eden, Allah’a ve Onun gönderdiği şeylere inanan[/TD]
                              [TD]nevi: çeşit, tür[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]rücû: dönme, dönüş[/TD]
                              [TD]rüyet: Cennet’te Allah’ın güzelliğini görme, seyretme[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]rıza: memnuniyet[/TD]
                              [TD]sarahat: açıklık[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tazammun etmek: içermek, içine almak[/TD]
                              [TD]tesellî: avutma, acısını dindirme[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]yakîn: kesin inanma[/TD]
                              [TD]zan: şüphe, zannetmek, sanmak[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]zeval: geçip gitme, sona erme[/TD]
                              [TD]zulümat: karanlıklar[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]âlem-i cismani: maddî âlem[/TD]
                              [TD]âlem-i ruhanî: maddî yapısı olmayan ve gözle görülemeyen ruh âlemi[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]âyet: Kur’ân’ın her bir cümlesi[/TD]
                              [TD]İ’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kadreşim bil ki![/TD]
                              [/TR]
                              [/TABLE]

                              #802578
                              Anonim


                                olan lezzetlerin derecelerine bak. Hattâ Cehennem-i cismanî, ârif olan mü’min için, âsiye kâfirin cehennem-i mânevîsine nisbeten cennet gibidir.

                                Arkadaş! Âlem-i bekaya delâlet eden berâhinden maadâ, arkasında saflar teşkil edip dualarına bir ağızdan “Âmin! Âmin!” söyleyen enbiya, evliya, sıddikîn imamları, Mahbub-u Ezelînin Habib-i Ekremi Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın tazarruatı, duaları, âlem-i bekada insanın bekasına pek büyük burhan ve kâfi bir vesiledir. Çünkü, kâinatı serâpâ istilâ eden şu hüsünler, güzellikler, cemâller, kemâller, o Habibin tazarruatını işitmemek veya kabul etmemek kadar çirkin, kabih, kusur, naks addedilecek birşeye müsaade eder mi? Cenâb-ı Hak bütün nekaisten, çirkin şeylerden münezzeh, müberrâ değil midir? Elbette münezzehtir.

                                İ’lem eyyühe’l-aziz! Cenâb-ı Hakkın verdiği nimetleri söyleyip ilân ve tahdis‑i nimet etmek, bazan gurura ve kibre incirar eder. Tevazu kastıyla da o nimetleri ketmetmek iyi değildir. Binaenaleyh, ifrat ve tefritten kurtulmak için istikamet mizanına müracaat edilmeli. Şöyle ki:

                                Herbir nimetin iki veçhi vardır. Bir veçhi insana aittir ki, insanı tezyin eder, medar-ı lezzeti olur. Halk içinde temayüze sebep olur. Mucib-i fahr olur, sarhoş olur. Mâlik-i Hakikîyi unutur. En nihayet kibir ve gurur kuyusuna düşürtür.

                                İkinci veçhi ise, in’am edene bakar ki, keremini izhar, derece-i rahmetini ilân, in’âmını ifşa, esmâsına şehadet eder. Binaenaleyh, tevazu, ancak birinci vecihte


                                [TABLE]
                                [TR]
                                [TD]Aleyhissalâtü Vesselâm: Allah’ın salât ve selâmı onun üzerine olsun[/TD]
                                [TD]Cehennem-i cismanî: cismen, bedenen yaşanacak olan cehennem azabı[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
                                [TD]Habib: sevgili; burada Peygamber Efendimiz (a.s.m.) kastedilmektedir[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]Habib-i Ekrem: Allah’ın en sevdiği şerefli kul olan Peygamber Efendimiz (a.s.m.)[/TD]
                                [TD]Mahbûb-u Ezelî: Ezelî Sevgili; bütün yaratılmışlar tarafından çok sevilen ve varlığı ezelî olan Allah[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]Muhammed (a.s.m): (bk. bilgiler)[/TD]
                                [TD]Mâlik-i Hakikî: herşeyin gerçek sahibi olan Allah[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]addetmek: saymak[/TD]
                                [TD]beka: devamlılık ve kalıcılık, sonsuzluk[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]berâhin: güçlü deliller[/TD]
                                [TD]binaenaleyh: bundan dolayı[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]burhan: güçlü delil, kanıt[/TD]
                                [TD]cehennem-i mânevî: bu dünyadayken hissedilen mânevî cehennem azabı[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]cemal: güzellik[/TD]
                                [TD]delâlet etmek: delil olmak, işaret etmek[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]derece-i rahmet: rahmet derecesi[/TD]
                                [TD]enbiya: nebiler, peygamberler[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]esmâ: Allah’ın isimleri[/TD]
                                [TD]evliya: Allah dostları velîler[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hüsün: güzellik ve iyilik[/TD]
                                [TD]ifrat: aşırılık[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]ifşa: yayma, duyurma[/TD]
                                [TD]ilân: duyuru[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]imam: bir ilimde sözü delil kabul edilebilecek derecede derin ve geniş bilgi sahibi olan âlim[/TD]
                                [TD]incirar: bir sona doğru çekilip dayanma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]in’am: nimet verme[/TD]
                                [TD]istikamet: doğru yolda olma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]istilâ etmek: ele geçirmek[/TD]
                                [TD]izhar: açığa çıkarma, gösterme[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kardeşim bil ki![/TD]
                                [TD]kabih: çirkin[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kast: amaç, hedef[/TD]
                                [TD]kemal: mükemellik, olgunluk[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kerem: cömertlik, ikram[/TD]
                                [TD]ketmetmek: söylemeyerek gizlemek, üstünü örtmek[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kibir: gurur, kendini büyük görme[/TD]
                                [TD]kâfi: yeterli[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kâfir: Allah’ı veya Allah’ın kesin olarak bildirdiği şeylerden birini inkâr eden kimse[/TD]
                                [TD]kâinat: evren[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]maadâ: başka, dışında, ötesinde[/TD]
                                [TD]medâr-ı lezzet: lezzet kaynağı[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mizan: ölçü, denge[/TD]
                                [TD]mucib-i fahr: övünme sebebi[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]müberrâ: temiz, pâk[/TD]
                                [TD]münezzeh: arınmış, kusur ve eksiklikten yüce[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]müracaat: başvurma[/TD]
                                [TD]mü’min: iman eden, Allah’a ve Onun gönderdiği şeylere inanan[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]naks: eksiklik, noksanlık[/TD]
                                [TD]nekais: eksiklikler, kusurlar[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]nihayet: son[/TD]
                                [TD]nimet: iyilik, lütuf, ihsan[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]nisbeten: kıyasla, oranla[/TD]
                                [TD]serâpâ: tepeden tırnağa, baştan başa[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]sıddıkîn: daima doğruluk üzere olan ve Allah’a ve peygambere bağlı yaşayan büyük insanlar[/TD]
                                [TD]tahdis-i nimet: ilâhi nimeti şükrederek anlatma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tazarruât: yakarışlar, niyazlar[/TD]
                                [TD]tefrit: normalden aşağı olma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]temâyüz: seçkin olma; başkalarından üstün olma[/TD]
                                [TD]tevazu: alçakgönüllülük[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tezyin: süsleme, donatma[/TD]
                                [TD]teşkil etmek: oluşturmak[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]vecih: yön[/TD]
                                [TD]vesile: araç, vasıta[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]âlem-i beka: devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi[/TD]
                                [TD]ârif: irfan sahibi olan, bilen[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]âsi: isyankâr[/TD]
                                [TD]şehadet etmek: şahit olmak[/TD]
                                [/TR]
                                [/TABLE]

                                #802579
                                Anonim


                                  tevazu olabilir. Ve illâ küfranı tazammun etmiş olur. Tahdis-i nimet dahi, ikinci vecihle mânevî bir şükür olmakla memduh olur. Yoksa, kibir ve gururu tazammun ettiğinden mezmumdur. Tevazu ile tahdis-i nimet, şöylece bir içtimâları var:

                                  Bir adam hediye olarak bir palto birisine veriyor. Paltoyu giyen adama, başka bir adam “Ne kadar güzel oldun” dediğine karşı, “Güzellik paltonundur” dediği zaman, tevazu ile tahdis-i nimeti cem etmiş olur.

                                  İ’lem eyyühe’l-aziz! Ücret alındığı zaman veya mükâfat tevzi edildiği vakit, rekabet, kıskançlık mikrobu oynamaya başlar. Fakat iş zamanında, hizmet vaktinde o mikrobun haberi olmuyor. Hattâ tembel olan adam çalışkanı sever. Zayıf olan, kavîyi takdir ve tahsin eder. Fakat çalışmasını ister ki, iş hafif olsun, zahmetten kurtulsun.

                                  Dünya da umur-u dîniyeye ve a’mâl-i âhirete iş ve hizmet için kurulmuş bir fabrika olduğu cihetle ve o fabrika içerisinde işlenen ve yapılan ibadetlerin semeresi öteki âlemde göründüğüne nazaran, ibadetlerde rekabet edilmemelidir. Olduğu takdirde ihlâsı kaybolur. Ve o rekabeti yapan, halkın takdir ve tahsinleri gibi dünyevî bir mükâfatı düşünür. Zavallı düşünmüyor ki, o düşünce ile amelini adem-i ihlâs ile iptal eder. Çünkü, sevap itâsında ve ücret aldığında, nâsı, Rabb-i Nâsa şerik yapar ve halkın nefretlerine hedef olur.

                                  İ’lem eyyühe’l-aziz! Keramet ile istidraç mânen birbirine mübayindir. Zira keramet, mu’cize gibi, Allah’ın fiilidir. Ve o keramet sahibi de kerametin Allah’tan olduğunu bilir ve Allah’ın kendisine hâmi ve rakîb olduğunu da bilir. Tevekkül ve yakîni de fazlalaşır. Lâkin, bazan Allah’ın izniyle kerametlerine şuuru olur, bazan olmaz. Evlâ ve eslemi de bu kısımdır.

                                  İstidraç ise, gaflet içinde iken eşya-yı gaybiyenin inkişafından ve garip fiilleri izhar etmekten ibarettir. Fakat, bu istidraç sahibi, nefsine istinad ve iktidarına isnad



                                  [TABLE]
                                  [TR]
                                  [TD]Rabb-i Nâs: insanların Rabbi[/TD]
                                  [TD]adem-i ihlâs: ihlâssızlık[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]amel: iş, fiil[/TD]
                                  [TD]a’mâl-i âhiret: âhirete ait işler[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]cem etmek: toplamak[/TD]
                                  [TD]cihetle: yönle, şekille[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]dünyevî: dünya ile ilgili[/TD]
                                  [TD]eslem: en selâmetli, en güvenli[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]evlâ: daha iyi[/TD]
                                  [TD]eşya-yı gaybiye: görünmeyen âleme ait olan varlıklar[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]gaflet: âhirete, Allah’ın emir ve yasaklarına duyarsız davranma hâli, umursamazlık[/TD]
                                  [TD]hâmi: koruyucu[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]ibaret: meydana gelen, oluşan[/TD]
                                  [TD]ihlâs: ibadet ve davranışlarda sadece Allah rızasını gözetme; samimiyet[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]iktidar: güç[/TD]
                                  [TD]illâ: aksi taktirde[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]inkişaf: açığa çıkma[/TD]
                                  [TD]istidraç: Allah tarafından günahkâr veya kâfir olan kişilere verilen olağanüstü hâl, fiil veya üstünlük[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]istinad: dayanma, güvenme[/TD]
                                  [TD]itâ: verme[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]izhar etmek: göstermek, açığa çıkarmak[/TD]
                                  [TD]içtimâ: toplanma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kardeşim bil ki![/TD]
                                  [TD]kavî: güçlü, kuvvetli[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]keramet: Allah’ın bir ikramı olarak, Onun sevgili kullarında görünen olağanüstü hâl veya fiil[/TD]
                                  [TD]kibir: büyüklenme, kendini büyük görme[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]küfran: nankörlük, inkâr[/TD]
                                  [TD]lâkin: ama, fakat[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]memduh: övülmeye, takdire lâyık[/TD]
                                  [TD]mezmum: aşağılanmış, kınanmış[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mu’cize: Allah tarafından verilip, yalnız peygamberlerin gösterebilecekleri olağanüstü harika şey[/TD]
                                  [TD]mânen: mânevî olarak[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mânevî: mânâya ait, maddî olmayan[/TD]
                                  [TD]mübâyin: farklı; birbirinin zıddı[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]nazaran: bakarak, –göre[/TD]
                                  [TD]nefis: kişinin kendisi[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]nâs: insanlar[/TD]
                                  [TD]rakîb: kontrol eden, gözetleyen[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]semere: meyve[/TD]
                                  [TD]tahdis-i nimet: ilâhi nimeti şükrederek anlatma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tahsin: beğenme, birşeyin güzelliğini ilân etme[/TD]
                                  [TD]tazammun etmek: içermek, içine almak[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tevazu: alçakgönüllülük[/TD]
                                  [TD]tevekkül: Allah’a dayanma ve güvenme[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tevzi edilmek: dağıtılmak[/TD]
                                  [TD]umur-u dîniye: dinin emirleri[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]vecih: yön[/TD]
                                  [TD]yakîn: şüphesizlik, kesin olarak inanma[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]zira: çünkü[/TD]
                                  [TD]âlem: dünya[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]şerik: Allah’a ortak koşulan şey[/TD]
                                  [TD]şuur: bilinç, anlayış, idrak[/TD]
                                  [/TR]
                                  [/TABLE]

                                15 yazı görüntüleniyor - 16 ile 30 arası (toplam 32)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.