• Bu konu 30 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
2 yazı görüntüleniyor - 31 ile 32 arası (toplam 32)
  • Yazar
    Yazılar
  • #802580
    Anonim


      etmekle enaniyeti, gururu öyle fazlalaşır ki, 1 اِنَّمَاۤ اُوتِيتُهُ عَلٰى عِلْمٍ okumaya başlar. Lâkin o inkişaf, tasfiye-i nefis ve tenevvür-ü kalb neticesi olduğu takdirde, ehl-i istidraç ile ehl-i keramet arasında tabaka-i ûlâda fark yoktur. Tam mânâsıyla fenaya mazhar olanlar ise, onlara da Allah’ın izniyle eşya-yı gaybiye inkişaf eder. Ve onlar da, o eşyayı fenâ fillâh olan havaslarıyla görürler. Bunun istidraçtan farkı pek zahirdir. Zira, zahire çıkan bâtınlarının nurâniyeti, mürâîlerin zulümatıyla iltibas olmaz.

      endOfSection.gifendOfSection.gif


      وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ blank.gif2


      İ’lem eyyühe’l-aziz! Tesbihat, ibâdât, gayr-ı mahdud envâlarıyla herşeyde vardır. Fakat, herşeyin kendi tesbihat ve ibadetini bütün vecihlerini daima bilip şuur edinmesi lâzım değildir. Çünkü, husul huzuru istilzam etmez. Tesbih ve ibadet edenler, yalnız yaptıkları amelin mahsus bir tesbih veya sıfatı malûm bir ibadet olduğunu bilirlerse kâfidir. Zaten Mâbud-u Mutlakın ilmi kâfidir. İnsandan maadâ mahlûkatta teklif olmadığından, onlara niyet lâzım değildir. Ve keza, amellerinin sıfâtını bilmek de lâzım değildir.

      İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsan-ı mü’minin kıymeti, ihtiva ettiği san’at-ı âliye ile Esmâ-i Hüsnâdan in’ikâs eden cilvelerin nakışları nisbetindedir. İnsan-ı kâfirin kıymeti ise, et, kemikten ibaret fâni ve sâkıt maddesinin kıymetiyle ölçülür. Kezâlik,



      [NOT]Dipnot-1 “Bu servet, ancak bilgim sayesinde bana verilmiştir.” Kasas Sûresi, 28:78.
      Dipnot-2 “Hiçbir şey yoktur ki Onu övüp Onu tesbih etmesin.” İsrâ Sûresi, 17:44.

      [/NOT]


      [TABLE]
      [TR]
      [TD]Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın güzel isimleri[/TD]
      [TD]Mâbud-u Mutlak: ibadete lâyık tek varlık olan Allah[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]amel: iş, fiil[/TD]
      [TD]bâtın: iç[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]cilve: görüntü, yansıma[/TD]
      [TD]ehl-i istidraç: kendilerine Allah tarafından bir takım olağanüstü hâl ve üstünlükler verilen günahkâr veya kâfir kişiler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ehl-i keramet: Allah’ın bir ikramı olarak kendilerine olağanüstü hâl ve fiiller verilen Allah’ın sevgili kulları[/TD]
      [TD]enaniyet: ben, benlik[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]envâ: çeşitler, türler[/TD]
      [TD]eşya-yı gaybiye: görünmeyen âleme ait varlıklar[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]fena: ölümlülük[/TD]
      [TD]fenâ fillâh: Allah’ta fâni olmak, bütün benliğini Allah’a verme ve sadece Onu düşünme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]fâni: geçici[/TD]
      [TD]gayr-ı mahdud: hudutsuz, sınırsız[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]havas: hisler, duygular[/TD]
      [TD]husul: meydana gelme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]huzur: sürekli olarak Allah’ın huzurunda bulunduğunun bilinci içinde olma[/TD]
      [TD]ibaret: meydana gelen, oluşan[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ibâdât: ibadetler[/TD]
      [TD]ihtiva etmek: içermek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]iltibas: karıştırma[/TD]
      [TD]inkişaf: açığa çıkma[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]inkişaf etmek: açığa çıkmak[/TD]
      [TD]insan-ı kâfir: Allah’ı inkâr eden insan[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]insan-ı mü’min: Allah’a inanan insan[/TD]
      [TD]in’ikâs etmek: yansımak[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]isnad etmek: dayandırmak[/TD]
      [TD]istidraç: Allah tarafından günahkâr veya kâfir kişilere verilen bir takım olağanüstü hâl ve üstünlükler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]istilzam etmek: gerektirmek[/TD]
      [TD]i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kardeşim bil ki![/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]keza: bunun gibi[/TD]
      [TD]kâfi: yeterli[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]kıymet: değer[/TD]
      [TD]lâkin: ama, fakat[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]lâzım: gerekli[/TD]
      [TD]maadâ: başka, dışında, ötesinde[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mahlûkat: yaratılmışlar, yaratıklar[/TD]
      [TD]mahsus: bir şeye has, özel[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]malûm: bilinen, belli[/TD]
      [TD]mazhar olma: erişme[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mânâ: anlam[/TD]
      [TD]mürâî: gösterişçi, gösteriş meraklısı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nakış: işleme, süsleme[/TD]
      [TD]netice: sonuç[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nisbet: kıyas, oran[/TD]
      [TD]niyet: bir işi yapmayı önceden düşünme, maksat[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nuraniyet: nur özelliği, parlaklık[/TD]
      [TD]san’at-ı âliye: yüksek san’at[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]sâkıt: düşük[/TD]
      [TD]tabaka-i ûlâ: birinci tabaka[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tasfiye-i nefis: nefsi arındırma, saflaştırma[/TD]
      [TD]tenevvür-ü kalb: kalbin nurlanması[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tesbih: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına lâyık ifadelerle anma[/TD]
      [TD]tesbihat: tesbihler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]vecih: yön, taraf[/TD]
      [TD]zahir: dış, açık[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]zira: çünkü[/TD]
      [TD]zulümat: karanlıklar[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]şuur: bilinç, anlayış, idrak[/TD]
      [/TR]
      [/TABLE]

      #802581
      Anonim


        bu âlem de, eğer Kur’ân’ın tarif ettiği gibi mânâ-yı harfiyle, yani Cenâb-ı Hakkın azametine bir âlet nazarıyla bakılırsa, o nisbette kıymettar olur. Eğer felsefenin dediği gibi mânâ-yı ismiyle, yani hiçbir fâil, Hâlık ile bağlı olmayıp müstakil-i bizzat nazarıyla bakılırsa, kıymeti câmide, mütegayyir maddesinde münhasır kalır. Kur’ân’dan istifade edilen ilmin felsefe ilminden ne derece yüksek olduğu, şu misal ile tebârüz eder:

        blank.gif1 وَجَعَلْنَا الشَّمْسَ سِرَاجًا Bu hükm-ü Kur’ânî, Esmâ-i Hüsnânın cilvelerine bakmak için bir pencere açıyor. Şöyle ki:

        Ey insan! Bu şems, azametiyle beraber size musahhardır. Meskenlerinize nur veriyor. Yemeklerinizi hararetiyle pişirtiyor. Sizin öyle Azîm, Rahîm bir Mâlikiniz var ki, bu şems onun bir lâmbası olup, misafirhanesinde sakin misafirlerini ziyalandırıyor.

        Felsefenin hikmetince, şems büyük bir ateştir, yerinde dönüyor. Arz ile seyyarat, ondan uçan parçalardır; câzibe ile şemse merbut kalarak medarlarında hareket ediyorlar.

        İ’lem eyyühe’l-aziz! İnsanın Cenâb-ı Haktan hiçbir hakkı talep etmeye hakkı yoktur. Bilâkis, daima Ona şükretmeye medyundur. Çünkü, mülk Onundur, insan Onun memlûküdür.

        endOfSection.gifendOfSection.gif

        [NOT]Dipnot-1 “Güneşi de bir kandil yaptık.” Nuh Sûresi, 71:16.
        [/NOT]


        [TABLE]
        [TR]
        [TD]Azîm: büyük, yüce[/TD]
        [TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan sonsuz şeref ve yücelik sahibi Allah[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Esmâ-i Hüsnâ: Allah’ın güzel isimleri[/TD]
        [TD]Hâlık: herşeyi yaratan Allah[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]Mâlik: herşeyin hakiki sahibi olan Allah[/TD]
        [TD]Rahîm: her bir varlığa şefkat ve merhamet gösteren Allah[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]arz: dünya[/TD]
        [TD]azamet: büyüklük, yücelik[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]bilâkis: aksine, tersine[/TD]
        [TD]cilve: görüntü, yansıma[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]câmid: cansız [/TD]
        [TD]câzibe: çekim gücü[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]fâil: bir işi yapan; fiilin sahibi[/TD]
        [TD]hararet: ısı, sıcaklık[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hikmet: amaç, maksat[/TD]
        [TD]hükm-ü Kur’ânî: Kur’ân’a dayalı hüküm, önerme, ilim[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]istifade: faydalanma, yararlanma[/TD]
        [TD]i’lem eyyühe’l-aziz: ey aziz kardeşim bil ki![/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kezâlik: bunun gibi, böylece, bu da böyle[/TD]
        [TD]kıymet: değer[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]kıymettar: değerli[/TD]
        [TD]medar: dayanak, eksen[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]medyun: borçlu[/TD]
        [TD]memlûk: kul, köle[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]merbut: bağlı[/TD]
        [TD]mesken: ev, konut[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]misafirhane: konuk evi[/TD]
        [TD]misal: örnek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]musahhar: boyun eğen, emre uyan[/TD]
        [TD]mânâ-yı harfî: harf mânâsı; bir şeyin kendisini değil de san’atkârını, ustasını, sahibini bildirip tanıtan mânâsı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mânâ-yı ismî: isim mânâsı; birşeyin bizzat kendisine bakan ve kendisini tanıtan mânâsı[/TD]
        [TD]mülk: sahip olunan şey, hükmedilen yer
        [/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]münhasır: ait, mahsus[/TD]
        [TD]müstakil-i bizzat: kendi kendine; bağımsız[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]mütegayyir: değişen[/TD]
        [TD]nazar: bakış açısı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nisbet: kıyas, oran[/TD]
        [TD]seyyarat: gezegenler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]talep etmek: istemek[/TD]
        [TD]tebârüz: belli olmak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ziyalandırmak: ışıklandırmak[/TD]
        [TD]âlem: dünya, evren[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]âlet: araç, vasıta[/TD]
        [TD]şems: güneş[/TD]
        [/TR]
        [/TABLE]

      2 yazı görüntüleniyor - 31 ile 32 arası (toplam 32)
      • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.