- Bu konu 611 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
27 Ekim 2012: 16:42 #809441
Anonim
Merhametin Bereketi
Ali bin Muvaffak devamla:
“- Bunu duyunca, sanki içimden bir parça koptu.
Bin bir zorlukla biriktirdiğim bu 300 dirhemi ona verdim;
“Ya Rabbî, hac niyetimi kabul et!..” diye Rabbime iltica ettim.” dedi.
Bunun üzerine Abdullah bin Mübarek:
“Rabbim bana rüyada doğruyu bildirmiş!” dedi.
Bu hadise Rahman ve Rahîm olan Rabbimizin bize gösterdiği bir merhamet bereketidir.
Rüyadaki zuhuratla hacdan misal verilmesi, ibadet hayatında da merhametin ne derece mühim bir rol oynadığını ifade etmektedir.
27 Ekim 2012: 16:42 #809442Anonim
Merhametin Bereketi
Diğer manada hac, beden elbisesinden sıyrılıp ruhun derinliğine kavuşabilmeye gayret ederek nefsanî kasırgalardan kurtulmağa çalışmaktır.
İçli Yûnusumuz bazı beyitlerinde bu hakikati şöyle ifade eder
Ak sakallu pîr hoca
Bilemez hâli nice
Emek yimesün hacca
Bir gönül yıkar iseGönül Çalab’ın tahtı
Gönül Çalab’a baktı
İki cihan bedbahtı
Kim gönül yıkar iseSırf şekille ruhî bir derinliğe ulaşılamayacağına dair Bayezîd-i Bistamî’den (k.s.) şu kıssa meşhurdur:
Müridlerinden biri:
“- Kürkünüzden bir parça verseniz de teberruken üzerimde taşısam!..”der.
Bayezîd cevaben:
“- Oğlum, sen adam olmazsan, Bayezîd’in kürküne değil, derisini yüzüp, içine girsen fayda vermez !” buyururlar.
27 Ekim 2012: 16:43 #809443Anonim
Merhametin Bereketi
Bayezîd-ı Bestamî (k.s.), bir yolculuk esnasında bir ağacın altında istirahat ederler. Müteakiben yolculuğa devam ederler.
Yolda torbaların üzerinde, dinlendikleri yerden geçen bir kaç karıncanın gezindiğini görürler.
Onları yurtlarından mahrum etmemek ve onlara gurbet hayatı yaşatmamak için geri dönerler.
Dinlendikleri yere gelir, karıncaları eski yerlerine bırakırlar.
Yaratandan ötürü yaratılana muhabbetin kamil bir tezahürü!.. Hadîs-i şerîfde buyurulur:
“Kendisinin aç kalmasını umursamayıp ölümüne sebep olan bir kadın cehenneme gitti.
Susuzluktan soluyan bir köpeğe ayakkabısı ile su içiren günahkâr bir kadın da affedildi.”
Hz Ebûbekir (r.a.) buyurur:
“Ya Rabbi! Benim vücûdumu cehennemde o kadar büyüt ki, başka kullarına orada yer kalmasın!..”
İslam’da merhamet ufkunun sonsuzluğu işte budur!
Ya Rab! Merhamet, kalplerimizin tükenmez hazînesi olsun!.. Amîn…
27 Ekim 2012: 16:43 #809444Anonim
Muhabbet ve Husumet
Beşerî hayatı yüceltmek veya alçaltmak husûsunda muhabbet ve husumet kadar müessir olan hiçbir şey mevcut değildir.
Layık olana muhabbet, müstahakkına husumet, hayatı alabildiğine yükseltip ulvîleştirirken, bunun aksine hareket de hayatı, alabildiğine süflîleştirir.
Beşerî hayatı yüceltmek veya alçaltmak husûsunda muhabbet ve husumet kadar müessir olan hiçbir şey mevcut değildir.
Layık olana muhabbet, müstahakkına husumet, hayatı alabildiğine yükseltip ulvîleştirirken, bunun aksine hareket de hayatı, alabildiğine süflîleştirir.
Firavun, Hz. Musa’nın (a.s.) tevhid mücadelesinden, saltanatını kaybetme endişesi ile korktu, ürktü, şaşkınlık içinde Mısır sihirbazlarını topladı ve Musa (a.s.) ile müsabakaya çıkardı.
devamı var
27 Ekim 2012: 22:22 #809471Anonim
Muhabbet ve Husumet
“Ya Musa, sen mi önce asanı atarsın, yoksa biz mi atalım?” diyerek. Hz. Musa’ya (a.s.) hürmet ve nezaket gösterdiler.
Musa (a.s.) ise onlara:
“Siz atacağınızı atın!” dedi. (A’raf, 115-116)
Sihirbazlar, Firavun ve Mısır halkının önünde yere bir kaç değnek ve ip attılar.
Onlar da kıvrılıp yılan gibi görülmeye başladılar.
Sonra emr-i ilahi ile Musa (a.s.) asasını attı.
Asa, kocaman bir ejderha olup meydandaki sihir aletlerini yuttu.
Sihirbazlar, bu halin beşerî bir sanat ve marifet değil, ilahî bir mucize olduğunu anladılar.
Çünkü sihir olsaydı atılan değnek ve ipler, sihir bozulduğunda yerinde kalırdı.
Halbuki, sihirbazların sihirleri bozulup iptal edildiği gibi, aynı zamanda değnek ve ipler de tamamen ortadan kaldırılmıştı.
İşte bu mucizeyi gören sihirbazlar:
“Biz, Musa ve Harun’un Rabbine îman ettik!” diyerek secdeye kapandılar.
27 Ekim 2012: 22:22 #809472Anonim
Muhabbet ve Husumet
Firavun buna çok öfkelendi:
“Benden izin almadan nasıl îman edersiniz? Demek ki, Musa sizin üstadınız imiş: Siz bu işi ondan öğrenmişsiniz!
O halde sizin el ve ayaklarınızı çapraz kestirerek sizi ölüme mahkum ediyorum!” dedi.
Sihirbazlar da Firavun’a tavır koyarak:
“Seni, bize gelen apaçık bir mucizeye tercih edemeyiz!.
Sen fiilinde serbestsin. Dilediğin zulmü yapabilirsin, işkencen bize zarar veremez.
Hükmünse, yalnız bu dünya hayatında geçerlidir.
Oysa biz, Allah’a (c.c.) döndürüleceğiz.” dediler.
Mevlana (k.s.) bu hadisenin derunî vechesini şu şekilde tahlil eder:
“Mel’un ve zalim Firavun, sihirbazları, îmanlarından dolayı ölümle tehdit ederek:
“Elinizi ve ayağınızı çaprazlama olarak kestireceğim.. Sonra da sizi affetmeyip astıracağım!” demişti.”
27 Ekim 2012: 22:22 #809473Anonim
Muhabbet ve Husumet
“Firavun, o anda sihirbazların korkacaklarını, ürkeceklerini ve titreyerek kendisine boyun eğeceklerini sanmıştı.”
“Ama Firavun bilmiyordu ki, o sihirbazlar, korku ve endişeden kurtulmuşlar.
İlahî esrar ve hakîkata vakıf olmuşlardı.”
“Onlar, felek havanında yüz kerre dövülüp un haline gelseler dahi, artık gölgelerini kendilerinden ayırt etme irfan ve basîretini göstermişlerdi.”
Yani, ruhun asıl, cesedin ise bir gölge olduğunu anlamışlar ve bir an önce bu gölgeyi feda edip “fena fillah” makamına ulaşmışlardı.
“Ey insan, bu dünya bir uyku ve ru’yadan ibarettir. Sen oradaki cümbüş ve debdebeye sakın aldanma!
Şayet ru’yada elin kesilse veya vücudun lime lime doğransa bile korkma! Zira Hz. Peygamber (s.a.):
“Bu dünya, bir ru’yadan ibarettir.” buyurmuştur.”
27 Ekim 2012: 22:23 #809474Anonim
Muhabbet ve Husumet
Görülüyor ki, sihirbazların Musa’ya (a.s.) birazcık olsun tazim göstermeleri, kendilerine îmanı bahşetmiştir.
Firavun’un akıbeti ise, Kızıldeniz’in girdapları içinde bir cehennem yolculuğuna dönüşmüştür.
Arkasında bıraktığı nam da, zulüm sembolü olmaktan başka birşey değildir.
Şu halde hayatın temeli, davranışlara vücud veren hayal, his ve fikirlerden ibarettir,
insan, muhabbet ve husumet arasında bir meddü cezre me’murdur.
Peygamber ve velîler, insana dünya ve ahiret saadetini kazandırmak üzere, hayatı, hakîkî mecraına oturtan güneşlerdir.
Baharın toprağı yeniden dirilttiği gibi onlar da beşeriyyetin ölü dimağına canlılık verir, ham kalblerini fuyuzat ile doldurup Hakk’a yöneltir.
Beşerin muhtaç olduğu huzur ve yaratılış gayesine yönelme böylece tahakkuk eder.
27 Ekim 2012: 22:24 #809475Anonim
Muhabbet ve Husumet
Ezelde, Cenab-ı Hakk’ın yalnız kendisi varken, bütün bu varlıklar alemi (alem-i kesret) muhabbet sebebiyle vücuda gelmiştir.
Varlıklar içinde imtihan şartlama tabi kılınarak yaratılmış olan ins-ü cin (insanlar ve cinler),
ancak ve ancak muhabbetullah ile tatmin bulan bir sevme istîdad ve iştihası ile hallendirilmişlerdir.
Geldiği yere nisbetle devamlı gurbette bulunan ins-ü cinnin elem ve ızdıraplarını dindirerek onları sükun ve huzura kavuşturacak olan asıl müessir, muhabbetullah olan sevme meylinin tatminidir.
Mevlana (k.s.) buyurur:
“Peygamberler ve onların varisleri, yani insan-ı kamil olanlar, beşeriyet nikahı ile örtülmüş birer güneştir.
Onların himayesine sığın ki, seninle binbir pazarlık yaparak sana düşmanlık eden nefsinin elinden kurtulasın!”
28 Ekim 2012: 14:52 #809479Anonim
Muhabbet ve Husumet
Bayezid-i Bistamî’ye (k.s.) müracaat eden bir derviş:
“Beni Allah’a (c.c.) yaklaştıracak bir amel tavsiye et.” deyince.
Bayezid (k.s.) ona, şu öğütte bulunur:
“Allah’ın veli kullarını sev! Onların gönlüne girmeye çalış!
Çünkü Allah (c.c.), her gün o ariflerin kalplerine 360 defa nazar eder.
Bu nazarlar esnasında seni de orada bulsun!..”
Süleyman (a.s.), Sebe melîkesi Belkıs’a îmana davet eden bir mektub gönderdi.
O zaman putperest olan Belkıs mektubu okuyunca:
“Beyler, ulular! Bana şerefli bir mektup gönderildi. Mektup Süleyman’dandır.
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adı ile başlamaktadır.” dedi.
Bu tazim dolayısıyla bazı alimler:
“Belkıs, Süleyman’ın (a.s.) mektubuna hürmet edip değer verdiği için îman ile şereflendi.” demişlerdir.
28 Ekim 2012: 14:52 #809480Anonim
Muhabbet ve Husumet
Yine Bişr-i Hafi de, sarhoşken yolunun üstünde kelime-i tevhîd yazılı bir kağıd buldu.
O kudsî kelimenin yerde kalmasına gönlü razı olmadı.
Büyük bir hürmetle onu alarak sildi, temizledi.
Güzel kokular sürdü. Ve binbir tazim içersinde evinin en güzel yerine astı.
Bu sebeple Allah (c.c.) da ona hidayet ve velayet ihsan etti.
Yine, asr-ı saadette ashab-ı kiramdan Hakîm bin Hizam adında bir zat vardı.
Hz. Hatice’nin (r.anha) akrabası olan Hakîm, cömert, müşfik, hayr-u hasenat sahibiydi Cahiliyye devrinde kızlarını diri diri gömmek isteyen babalardan onları satın alır, himaye eder ve hayata kavuştururdu.
Hakîm bin Hizam, Hz. Peygamber’e cahiliyyedeki bu amellerin kendisine fayda verip vermeyeceğini sorduğunda Efendimiz (s.a.) ona
“Bu güzel amellerinin kendisini İslam’la şereflendirdiğini..” ifade etmiştir.
28 Ekim 2012: 14:52 #809481Anonim
Muhabbet ve Husumet
Şunu iyi bilmek icab eder ki, cihanın sır ve hikmetleri ancak hakîkî gönüllerde yeşerir.
Osmanlı İmparatorluğunun, hiçbir İslam devletine nasip olmayan 600 küsür senelik bir ihtişama nail olması, asıl maneviyata verdiği ehemmiyetten ileri gelmiştir.
Osman Gazi’ nin, meşhur bir rivayete göre misafir kaldığı bir evde, odada Kur’ an-ı Kerim bulunması sebebiyle geceleyin ayağını uzatıp yatmaması
Yavuz Sultan Selim Han’ in mukaddes emanetleri büyük bir tazim ile İstanbul’ a getirip, 40 hafız tayin ederek onların başında asırlarca sürecek bir surette inkıtasız olarak
Kur’ an-ı Kerim okutması bu ihtişamın temel saiklerindendir.
28 Ekim 2012: 14:53 #809482Anonim
Muhabbet ve Husumet
Allah (c.c) kendisine, peygamberlerine ve velilerine hürmet ve tazimde bulunanları abad eylemiş, onların dahil oldukları topluma daima rahmet indirmiştir.
Nitekim Hz. Peygamber içlerinde bulunduğu müddetçe, Mekke müşriklerine dahi azab etmemiştir.
Bu durum, Enfal süresi 33. ayetinde şöyle bildiriyor.
“Habîbim! Sen aralarında bulundukça Allah onlara azab etmeyecektir.”
Ancak, Rasûlullah ( a.s ) Medîne-i Münevvere ‘ ye hicret edince, Mekke ‘ de büyük bir kıtlık başlamış, müşriklerin, açlıktan başlarını kaldırıp semaya bakacak takatleri kalmamıştı.
Adeta amalaşıp gökyüzünü beyaz bir bulut gibi görmüşlerdi.
Çaresizlik içinde Medîne-i Munevvere’ye gelmiş ve bu belanın kalkması için Rasûlullah’tan (s.a.) yardım istemişlerdi.
28 Ekim 2012: 14:53 #809483Anonim
Muhabbet ve Husumet –
İkaz mahiyetindeki bu tecelliler İstîdadi olanlara hidayet vesîlesi, aksine istidadi bulunmayanlar için ise, iki cihan bedbahtlığına sebep olur.
Şu hadise de oldukça ibretlidir:
Suriye’de Gassanî Devleti’nin hükümdarı Cebele,Hz. Ömer zamanında Medîne’ye gelip müslüman oldu.
Hacc için ihrama girdi.
Tavaf esnasında bir bedevî onun ipekli ihramına bastı Cebele, hiddetinden bedevinin yüzüne bir tokat attı.
Bedevi de Hz. Ömer’e (r.a.) gidip Cebele’yi şikayet etti.
Hz. Ömer (r.a.) Cebele’ye:
“Ya hasmına diyet vererek onu razı et! Ya da, o senin yüzüne aynı şekilde vurarak hakkını alsın!” dedi Cebele:
“Ben hükümdarım, o ise sıradan bir bedevidir.” dedi
“İslam’da bunun yeri yoktur. ilahi adalet karşısında her ikiniz de eşitsizin!” dedi Bu sefer Cebele:
“Öyle ise bu akşam düşüneyim!” dedi
28 Ekim 2012: 14:54 #809484Anonim
Muhabbet ve Husumet
Cebele, bedevîye bir kaç kuruş diyet verip razı etmeyi gururuna yediremedi.
O gece yanındakilerle birlikte kaçtı.
Bizans’a sığındı ve irtidat etti (dinden çıktı) Bir müddet sonra ise öldü.
Gururu, kendisini İslam’ın nurlu yolundan uzaklaştırdı.
Hayvanî bir hayatın nefsanî arzularına aldandı ve böylece ebedî olarak cehenneme mahkum oldu.
Buna benzer bir misal de şudur:
İran kisrası, Hz. Peygamberin (s.a.) mektubunu yırttı.
Edepsizce hakaret etti Allah (c.c.) da onun mülkünü ve saltanatını paramparça etti.
Harabe haline gelen saltanatı, tarihe bir ibret levhası olarak geçti.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.