- Bu konu 611 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
7 Kasım 2012: 19:01 #809795
Anonim
Fahr-i Kâinât -Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem-‘in Dünyâyı Şereflendirmesi
Zirâ risâlet takvîmi, “nûr-i Muhammedî” ile başlamış;
son yaprağı da “cismâniyet-i Muhammedî” ile nihâyet bulmuştur.
Bu Îtibarla denilebilir ki;
Meleklerin secdeye mecbûr kılındığı Âdem (a.s.);
Semâvî hayranlığın esrârını taşıyan İdrîs (a.s.);
Yeryüzünü tûfânı ile küfürden temizleyen Nûh (a.s.);
İnkâr yurtlarını fırtınalar ile alt-üst eden Hûd (a.s.);
Azgınlık ve taşkınlık yuvalarını zelzelelerle kökünden sarsan Sâlih (a.s.);
Nemrûd’un ateşlerini, tevekkül ve teslimiyeti ile gülistâna çeviren İbrâhîm (a.s.);
İhlâs, sadâkat, tevekkül ve teslîmiyeti ile sembolleşen, kıyamete kadar hac
ibâdetinde bütün mü’minlere kıssaları hatırlatılan İsmail (a.s.);
Muhabbet ve hasretle kavrulan ve sabırda âbideleşen Ya’kûb (a.s.);
7 Kasım 2012: 19:01 #809796Anonim
Fahr-i Kâinât -Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem-‘in Dünyâyı Şereflendirmesi
Bir müddet kölelik, sonra zindanda yalnızlık, gariplik, çile, ızdırab, meşakkat,
riyâzât ve nefs mucâhedesini muteâkıb Mısır’a ve gönüllere sultân olan ve mehtapları solduran nûru ile Yûsuf (a.s.);
Derin tefekkürü ile sabrın bideyi tasi olan Eyyûb (a.s.);
Esrâr-i ilâhiyyeyi Hz. Mûsâ’ya tâlim eden Hızır (a.s.);
Tevhîd sancağını meşrıkdan mağribe taşıyan Zülkarneyn (a.s.);
Gönülleri saran hitâbeti ile Şuayb (a.s.);
Fir’avn’ın saltanatını alt-üst eden, Kızıldeniz’den mûcizevî asâsı ile yollar açan Mûsâ (a.s.);
Büyük bir vecd hâlinde, istiğfâr, duâ ve zikrin hakîkatinde derinleşerek karanlıkları asan Yûnus (a.s.);
Zikri ile; dağları, taşları, vahşî hayvanları, istiğrâk hâline getiren Dâvûd (a.s.);
Muazzam saltanatını, kalbinin dışında taşıyabilen Süleymân (a.s.);
Yüz senelik bir ölümden sonra tekrar diriltilerek, kıyâmetteki yeniden yaradılışa misâl olan Uzeyr (a.s.);
Testere ile ikiye bölünürken dahî “aaah!” demeden, tevekkül ve teslîmiyetini
muhâfaza eden mazlûm peygamber Zekeriyyâ (a.s.);Babası gibi olumu şehîdlikle karşılayan Yahyâ (a.s.);
Ölülere hayât veren nefesleri ile Îsâ (a.s.);
Ve hulâsa, Yüz yirmi bin kusûr peygamber ve onlardaki tecellîler, âlemlerin sultâni Hz. Muhammed Mustafâ’nın zuhûra gelmesinin âdetâ birer müjdesi idi…
7 Kasım 2012: 19:02 #809797Anonim
Fahr-i Kâinât -Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem-‘in Dünyâyı Şereflendirmesi -devamı-
İbn-i Abbas’dan rivâyet edilir:
Cenâb-i Hakk, Havvâ Vâlidemizi, Hz. Âdem’in sol kaburga kemiğinden yarattı.
Âdem (a.s.) o esnâda uyumaktaydı.
Uyanıp yanında bir filiz gibi Havvâ’yı görünce, kalbi ona aktı ve elini uzattı.
Melekler haykırdı:
“-Yâ Âdem, dokunma ona!.. Henüz nikâhın kıyılmadı!..”
Bundan sonra Hz. Âdem ile Hz. Havvâ’nın nikâhları kıyıldı. Mehrin şartı da, üç kere Hz. Muhammed Mustafâ’ya salevât-i şerîfe getirmek sûretiyle tahakkuk etti.
Bu, Allâh huzûrunda ve Muhammedî hakîkat önünde ilk nikâhın başlangıcı oldu.
Böylece nikâh, Hz. Muhammed Mustafâ’ya salevât ile ulvî bir mânâ kazandı. Rahmet, bereket ve feyiz tecellîleri ile doldu.
Nihâyet, “cismâniyet-i Muhammediyye” Hz. Abdullâh ile Hz. Âmine’nin izdivâc kucağında göründü.
Bu kudsî doğum, yaradılış târihinin en Büyük hedefi idi.
7 Kasım 2012: 19:02 #809798Anonim
Fahr-i Kâinât -Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem-‘in Dünyâyı Şereflendirmesi
Bu hatun, Rasûlullâh’ın düşmanı Ebû Leheb’in câriyesi idi.
Sevbiye Hatun, Ebû Leheb’e yeğeninin doğum müjdesini haber verince, Ebû Leheb, sırf kavmî asabiyetten dolayı bu câriyeyi âzâd etti.
Bu ırkî asabiyetten meydana gelen sevinç bile, Ebû Leheb’in Pazartesi geceleri azâbını hafifletmeye yetti.
Ebû Leheb’i ölümünden sonra bir gece rü’yâda gördüler ve sordular:
-Yâ Ebâ Leheb, hâlin nasıl?
– cehennemdeyim; azâb içindeyim!.
Ancak pazartesi geceleri azâbım hafifletiliyor.
O gecelerde parmaklarımın arasını emiyorum.
Oralardan su çıkıyor, suyu içiyor ve serinliyorum.
çünkü, Pazartesi günü Sevbiye koşup bana “o sabah Allâh Resûlü’nün doğduğunu” müjdelemişti; ben de onu âzâd etmiştim.
Bunun karşılığı olarak Allâh, Pazartesi geceleri bana, azâbımı hafifletmek gibi bir ihsanda bulunuyor.
7 Kasım 2012: 19:03 #809799Anonim
Fahr-i Kâinât -Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem-‘in Dünyâyı Şereflendirmesi
İbn-i Cezerî:
“-Ebû Leheb gibi bir kâfir, Allâh Resûlü’nün doğduğu gün gösterdiği sırf kavmÎ bir sâikle cehennem içinde faydalanırken,
kıyas etmeli ki, bir mü’min o gece hürmet gösterip Kâinâtın Fahr-i ebedîsi askına gönlünü ve sofrasını açacak olursa,
Hakk tarafından ne turlu lütuf ve keremlere nâil olur!..
Lâyık olan, Allâh Resûlü’nün doğdukları ayda toplantılar yapıp ziyâfetler vermek,
fakirleri her turlu iyilik ve sadakalarla sevindirmek ve Kur’ân okutmaktır…” der.
O yetîm ve ümmî, insanlardan ders almadı;
bütün beşeriyyete kurtarıcı ve gayb âleminin tercümânı ve Hakk mektebinin hocası olarak geldi.
7 Kasım 2012: 19:03 #809800Anonim
Fahr-i Kâinât -Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem-‘in Dünyâyı Şereflendirmesi
Hazret-i Mûsâ birtakım ahkâm getirmişti.
Hazret-i Dâvûd, Allâh’a duâ eylemek ve munâcaatları tegannî etmekle mümtâz olmuştu.
Hazret-i Îsâ, insanlara mekârim-i ahlâki ve dünyâda zühdü öğretmek için gönderilmişti.
İslâm Peygamberi Hazret-i Muhammed Mustafâ -sallâllâhu aleyhi ve sellem- ise, bunların cümlesini getirdi:
Ahkâm vaz’ etti. Allâh’a duâyı öğretti.
En güzel ahlâki bildirdi. Dünyânın aldatıcı alâyişine aldanmamayı tavsiye buyurdu.
Kısaca, bütün peygamberlerin salâhiyet ve vazîfelerinin cümlesini şahsiyyet ve eserinde cem’ etti…
Şüphesiz O’nun kırkıncı yaşı, insanlık için donum noktalarından biri oldu.
Kırk yıl câhil bir toplum içinde yaşadı.
Sonradan ortaya koyacağı mükemmelliklerin çoğu, halkının Henüz meçhûlü idi.
Bir devlet adamı bir vâiz, bir hatîb olarak bilinmiyordu.
Büyük bir kumandan olduğundan söz etmek söyle dursun, sıradan bir asker olarak bile mârûf değildi.
7 Kasım 2012: 19:04 #809801Anonim
Fahr-i Kâinât -Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem-‘in Dünyâyı Şereflendirmesi
Geçmiş milletlerin ve peygamberlerin târihinden, kıyâmet gününden,
cennet ve cehennemden bahsettiği duyulmamıştı.
Yalnız kendi şahsına münhasır ulvî bir hayatin, yüksek bir ahlâkin içinde idi.
Lâkin ilâhî bir mesaj ile Hırâ mağarasından döndüğünde, tamâmen değişmişti.
Tebliğe başlayınca, bütün Arabistan korku ve şaşkınlık içinde kaldı.
Hârika belâgâtı ve hitâbeti, onları teshîr etti.
Şiir, edebiyat, belâgat ve fesâhat yarışmaları âniden sıfırlandı.
Bundan sonra artık hiçbir sâir,
yarışma kazanan şiirini Kâbe’nin duvarına asmaz oldu.
7 Kasım 2012: 19:04 #809802Anonim
Fahr-i Kâinât -Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem-‘in Dünyâyı Şereflendirmesi
Böylece asırlardan beri gelen bir an’ane târihe karıştı.
O derecede ki, meşhûr İmriü’l-Kays’ın kızı, Kur’ân-i Kerîm’den kısa bir metin dinleyince, hayretle irkildi ve:
“Bu bir insan sözü olamaz! Dünyâ’da böyle bir söz varsa, babamın şiiri Kâbe’nin duvarından indirilmelidir!
Gidip onu indirin; bunu oraya asin!..” demek mecbûriyetinde kaldı.
Bütün âlemi, Kur’ân sûrelerine benzer bir sûre ortaya koymaya dâvet etti.
Allâh’dan gayri güvendiği kim varsa yardıma çağırmak şartıyla Kur’ân sûrelerinden birinin benzerini vücûda getirmek husûsundaki Kur’ânî iddiâ, o günden beri cevapsız kaldı.
Allâh Teâlâ buyurur:
“Eğer kulumuza (Peygamber – aleyhisselâm-‘a) indirdiklerimizden herhangi bir şüpheye düşüyorsanız, haydi onun benzeri bir sûre getirin!
Eğer iddiânızda doğru iseniz, Allâh’dan gayri şâhidlerinizi (bütün yardımcılarınızı) da çağırın!..” (el-Bakara, 23)
7 Kasım 2012: 19:04 #809803Anonim
Fahr-i Kâinât -Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem-‘in Dünyâyı Şereflendirmesi
Medeniyetten uzak câhil bir toplum içinden çıkan bu ümmî insan, ortaya koyduğu ilim ve hikmet muhtevâsıyla devrin insanlarını âciz bıraktığı gibi, kıyâmete kadar ulaşılmamış ve ulaşılamayacak bir mûcize deryâsıyla ortaya çıkmıştı. Bu sununla da sâbittir ki, Kur’ân-i Kerîm, birçok fennî mes’eleye temâs ettiği halde, 1400 yıldan beri hiçbir kesif O’ nu tekzîb edememiştir. Halbuki, bugün bile Dünyâ’nın en meşhûr ansiklopedileri, bir ek cilt çıkararak, kendilerini tashîh ve yenilemek mecbûriyetiyle karşı karşıya kalmaktadır.
O, bütün insanlığa, kendisinin yeryüzünde Hakk’ın halîfesi olduğu gerçeğini tâlim etti.
En güzîde ilim adamlarının bile ancak omur boyu suren araştırmalarından insan ve eşyâ üzerindeki geniş tecrübelerinden sonra gerçek hikmetini idrâk edebilecekleri sosyal, kültürel, iktisâdî teşkilat, kitle idâresi ve milletlerarası ilişkilerin en mükemmel kâidelerini O oluşturdu. Muhakkak insanlık, teorik bilgi ve pratik tecrübe açısından geliştikçe, hakîkat-i Muhammediyye daha iyi kavranmaktadır.
7 Kasım 2012: 19:05 #809804Anonim
Fahr-i Kâinât -Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem-‘in Dünyâyı Şereflendirmesi
Daha önce eline kılıç almamış, askerî tâlim görmemiş, ancak bir defâ seyirci olarak savaşa katilmiş olan bu yüce Peygamber, bütün insanlığı ihâta eden engin merhametine rağmen ictimâî sulh için bizzarûre tevhîd mücâdelesi uğruna en çetin savaşlardan bile geri kalmayan bir asker oldu. Dokuz yıl içinde çok zaman düşmana karşı az olan askerî gücü ile bütün Arabistan’ı fethetti. Devrinin başıbozuk, disiplinsiz insanlarına aşıladığı rûhânî güç ve verdiği askerî eğitim ile fütûhâtta mûcizevî bir basari elde etti. O derecede ki, ardından gelenler, zamanın en heybetli ve güçlü iki devleti olan Rûm ve Pers imparatorluklarını hezîmete uğratmışlardır. Böylece, O’nun çok önceden buyurduğu:
“Lâilâhe illâllâh deyin; Iran ve Bizans sizin olsun!” müjde ve va’di gerçekleşmiş oldu.
Böylece insanlık târihinin -bütün menfî şartlara rağmen- en Büyük inkılâbına vucûd vermiş olan Allâh Rasûlu -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, zâlimleri sindirdi, mazlûmların gözyaşlarını dindirdi. Yetimlerin saçlarına O’nun mübârek elleri tarak oldu. O’nun tesellî ışıkları ile, gönüller gamdan uzak oldu.
7 Kasım 2012: 19:05 #809805Anonim
Fahr-i Kâinât -Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem-‘in Dünyâyı Şereflendirmesi
M. Âkif, bu manzarayı ne güzel ifâdelendirir:
Derken, büyümüş, kırkına gelmişti ki Öksüz,
Başlarda gezen kanlı ayaklar suya erdi!
Bir nefhada insanlığı kurtardı o Mâsûm,
Bir hamlede kayserleri, kisrâları serdi!
Aczin ki ezilmekti bütün hakki, dirildi;
Zulmun ki, zevâl aklına gelmezdi, geberdi!
Âlemlere rahmetti, evet, ser’-i mübîni,
Şehbâlini adl isteyenin yurduna gerdi..
Dünyâ neye sâhipse, O’nun vergisidir hep;
Medyûn O’na cem’iyyeti, medyûn O’na ferdi..
Medyûndur o Mâsûm’a bütün bir beşeriyyet…
Yâ Rab, bizi mahşerde bu ikrâr ile hasret!..Şâyet bütün fazîletleri kendisinde cem’ eden Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- dünyâyı teşrif etmeseydi, insanlar, kıyâmete kadar zulmun ve vahşetin içinde kalırlar, güçsüzler güçlülerin esîri olurlardı. Muvâzene ser lehine bozulurdu. Dünyâ, zâlimlere ve güçlülere âid olurdu.
Yirmiyeydi muhârebe, kırk dört veya elli kadar “seriyye” denilen, küçük mikyasta askerî faâliyetlerde bulundu. Mekke Fethi ile köklesen İslâmiyet;
“Bugün size dîninizi ikmâl ettim. Üzerinize nîmetimi tamamladım.. Ve sizin için dîn olarak İslâm’ı seçtim!.” (el-Mâide, 3) âyetiyle kemâle erdi. Medîne’ye dönüşlerinde on üç gün kadar suren çetin bir hastalık neticesinde 634. Miladî yılının 8 Haziran’ında kendilerine cemâl ufukları acildi. Refîk-i a’lâsına kavuştu.
7 Kasım 2012: 19:06 #809806Anonim
Fahr-i Kâinât -Sallâllâhü Aleyhi ve Sellem-‘in Dünyâyı Şereflendirmesi
#12 Rabîulevvel Pazartesi günü doğup Dünyâ’yı şereflendirdiler.
Ve 12 Rabîulevvel Pazartesi günü Allâh tarafından kendilerine nübüvvet vazîfesi verildi. Ebû Katâde Hazretleri şöyle rivâyet eder:
“(Hazret-i Peygamber’e) pazartesi gününün orucundan soruldu. O da cevâben:
«-Bu, benim doğum günüm ve peygamber olarak gönderildiğim gündür…» buyurdular.” (Müslim, Kitâbu’s-Siyâm, c. 2, s. 818, H. No: 198)
Yine bir 12 Rabîulevvel ayinin Pazartesi sabahı, Medîne’ye girerek yeni kurulan ve kıyâmete kadar devâm edecek olan İslâm devletinin temelini attılar.
Ve nihâyet bir 12 Rabîulevvel Pazartesi günü de, Ahiret âlemine intikâl ettiler.
O’nun doğumu, peygamberliği, hicreti ve irtikalinin, ilâhî bir tecellî olarak hep 12 Rabîulevvel Pazartesi günlerine rastlaması, bu ayin kudsiyyetinin ve öneminin bir nişânesidir. cemâl ve celâl tecellîsi olarak; sevincin heyecânı ve hüznün burukluğu beraber yaşanmaktadır. Gönül iklîminde bayram neş’esi ile irtihâl elemleri, zıd bir hassasiyet beraberliği içindedir. Yine O, ukbâda şefkatle şefâat için ümmetini beklemektedir.
Allâh Rasûlü’nün Dünyâ’dan seâdet âlemine irtihâlı ile O’ ndan mahrûm kalan Dünyâ’nın vefâsızlığını, Azîz Mahmûd Hudâyî Hazretleri su mısrâları ile tasvîr eder:
Kim umar senden vefâyı
Yalan dünyâ değil misin?
Muhammedü’l-Mustafâ’yı
Alan dünya değil misin?7 Kasım 2012: 19:06 #809807Anonim
Rasûlullah’ın s.a.v. Örnek Sîreti
Eğer servet sâhibi zengin bir kişi isen, bütün Arabistan’a hâkim olan,
bilumûm Arap ulularını kendisine muhabbetle râm eden O yüce Peygamber’in tevâzû ve cömertliğini tefekkür et!..
Eğer zayıf teb’adan biri isen, Mekke’de zâlim ve gâsıb müşriklerin nizâm ve idâresi altında yaşayan Peygamber’in hayatından örnek al!
Eğer muzaffer bir fâtih isen, Bedir ve Huneyn’de düşmanına galebe çalan cesâret ve teslîmiyet Peygamber’inin hayatından ibret al!
Allâh göstermesin, eğer mağlûbiyyete uğradığın olursa, o zaman da Uhud Harbi’nde şehîd düşen veyâ yaralanıp yere yatan ashâbı arasında secâat ve cesâretle dolaşan mütevekkil Peygamber’i hatırla!
Eğer muallim isen, mescidde Soffa Ashâbı’na ince, rakîk ve hassas gönlünün feyzlerini aktararak ilâhî emirleri öğreten Peygamber’i düşün!
Eğer talebe isen, kendisine vahiy getiren Cibrîl-i Emîn’in önünde oturan Peygamber’i tasavvur et!
7 Kasım 2012: 19:07 #809808Anonim
Rasûlullah’ın s.a.v. Örnek Sîreti
Eğer öğüt veren bir vâiz ve emîn bir mürşid isen,
Mescid-i Nebevî’nin içinde ashâbına hikmet saçan Peygamber’i dinle!
O’nun tatlı sesine kulak ve gönül ver!
Eğer hakkı müdâfaa etmek, hakkı teblîğ etmek, hakkı tutup kaldırmak istiyorsan ve bu husûsda seni destekleyen bir yardımcın dahî yoksa,
Mekke’de her nevi’ yardımdan mahrûm bir hâlde iken zâlimlere hakkı i’lân edip onları hidâyete dâvet eden Peygamber’in hayatına bak!
Düşmana galebe çalıp onun belini kırdınsa, karşısındakinin inâdını kahredip ona üstün geldinse, bâtılı perîşân edip hakkı i’lân ettinse,
Mekke’nin fethi günü mukaddes beldeye gâlib bir kumandan olduğu hâlde,
büyük bir tevâzû ile devesi üzerinde secde edercesine giren şükür hâlindeki Peygamber’i gözünün önünde canlandır!
7 Kasım 2012: 19:08 #809809Anonim
İlm-i Nafi -Faydalı İlim-
Bir nahiv (dilbilgisi) âlimi gemiye binmişti. Sefer esnâsında ilmine mağrur bir şekilde gemici ile sohbete koyuldu. Gemiciye zaman zaman muhtelif suâller sordu ve muhâtabından cevabını alınca da gemiciye karşı ilmiyle iftihâr etmek üzere:
“-Yazık! Ömrünün yarısını câhilliğin yüzünden hebâ ve ziyân etmişsin.” diyerek onunla istihzâ etti.
Temiz kalpli gemicinin, bu küçük düşürücü davranışa gönlü kırıldı ise de olgunluk gösterip nahivciye cevap vermedi, sustu. Derken şiddetli bir fırtına çıktı ve gemiyi müthiş bir girdabın içine sürükledi. Herkesi büyük bir telaşın kapladığı o hengâmede gemici, nahivciye döndü ve:
“-Ey üstad, yüzme bilir misin?” diye sordu.
Nahivci, solmuş sararmış bir vaziyette titrek bir sesle kekeledi:
“-Hayır bilmem!..” dedi.
Bunun üzerinde gemici, mahzun bir edâ ile şu mukâbelede bulundu:
“-Nahiv bilmediğim için benim yarı ömrüm mahvolmuştu, öyleyse şimdi senin bütün ömrün mahvoldu. Zîrâ gemimizin bu girdaptan kurtulma imkânı yoktur. Ey nahivci, bu deryâda nahivden ziyâde yüzme ilminin daha faydalı ve zarûrî olduğunu bilmiyor muydunuz?..”
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.