• Bu konu 32 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 16 ile 30 arası (toplam 34)
  • Yazar
    Yazılar
  • #798791
    Anonim

      bulunmuyor. Her tarafı canavarlar, muzır ve muvahhiş mahlûklarla dolu olduğunu tevehhüm ettim. Kalbime geldi ki, şu zeminin öteki tarafında ziya, nesîm, âb-ı hayat var, oraya geçmek lâzım. Baktım ki, ihtiyarsız sevk olunuyorum. Zeminin içinde tünelvâri bir mağaraya sokuldum. Git gide zeminin içinde seyahat ettim. Bakıyorum ki, benden evvel o tahtel’arz yolda çok kimseler gitmişler, her tarafta boğulup kalmışlar. Onların ayak izlerini görüyordum. Bazılarının bir zaman seslerini işitiyordum; sonra sesleri kesiliyordu.

      Ey hayaliyle benim seyahat-i hayaliyeme iştirak eden arkadaş! O zemin tabiattır ve felsefe-i tabiiyedir. Tünel ise, ehl-i felsefenin efkârıyla hakikate yol açmak için açtıkları meslektir. Gördüğüm ayak izleri, Eflâtun ve AristoHAŞİYE-1 gibi meşahirlerindir. İşittiğim sesler, İbn-i Sina ve Fârâbî gibi dâhilerindir. Evet, İbn-i Sina’nın bazı sözlerini, kanunlarını bazı yerlerde görüyordum. Sonra bütün bütün kesiliyordu. Daha ileri gidememiş. Demek boğulmuş. Her neyse, seni meraktan kurtarmak için hayalin altındaki hakikatin bir köşesini gösterdim. Şimdi seyahatime dönüyorum.

      Gid gide, baktım ki, benim elime iki şey verildi: biri, bir elektrik, o tahtel’arz tabiatın zulümatını dağıtır; diğeri bir âlet ile dahi azîm kayalar, dağ-misal taşlar parçalanıp bana yol açılıyor. Kulağıma denildi ki: “Bu elektrikle o âlet Kur’ân’ın hazinesinden size verilmiştir.”

      Her ne ise, çok zaman öylece gittim. Baktım ki, öteki tarafa çıktım. Gayet güzel bir bahar mevsiminde, bulutsuz bir güneş, ruh-efzâ bir nesîm, hayattar bir âb-ı leziz, her taraf şenlik içinde bir âlem gördüm. “Elhamdü lillâh” dedim. Sonra baktım ki, ben kendi kendime mâlik değilim. Birisi beni tecrübe ediyor.

      [NOT]Haşiye-1
      Eğer desen: “Sen necisin, bu meşahire karşı meydana çıkıyorsun? Sen bir sinek gibi olup da kartalların uçmalarına karışıyorsun?” Ben de derim ki: Kur’ân gibi bir üstad-ı ezeliyem varken, dalâlet-âlûd felsefenin ve evham-âlûd aklın şakirtleri olan o kartallara, hakikat ve marifet yolunda sinek kanadı kadar da kıymet vermeye mecbur değilim. Ben onlardan ne kadar aşağı isem, onların üstadı dahi benim üstadımdan bin defa daha aşağıdır. Üstadımın himmetiyle, onları gark eden madde ayağımı da ıslatamadı. Evet, büyük bir padişahın, onun kanununu ve evâmirini hâmil küçük bir neferi, küçük bir şahın büyük bir müşirinden daha büyük işler görebilir.[/NOT]

      [TABLE]

      [TR]
      [TD]Aristo: (bk. bilgiler)[/TD]
      [TD]Eflâtun: (bk. bilgiler)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]Fârâbî: (bk. bilgiler)[/TD]
      [TD]azîm: büyük (bk. a-ẓ-m)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]dalâlet-âlûd: hak yoldan sapmış, inançsızlık bulaşmış (bk. ḍ-l-l)[/TD]
      [TD]dağ-misal: dağ gibi (bk. m-s̱-l)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]dâhi: son derece zeki, deha ve hikmet sahibi kimse[/TD]
      [TD]efkâr: fikirler, düşünceler (bk. f-k-r)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ehl-i felsefe: felsefe ile uğraşanlar[/TD]
      [TD]elhamdü lillâh: “her türlü övgü ve şükür yalnızca Allah’a aittir” (bk. ḥ-m-d)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]evham-âlûd: vehimler ve kuruntular karışmış[/TD]
      [TD]evâmir: emirler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]felsefe-i tabiiye: herşeyi tabiata dayandıran felsefe (bk. ṭ-b-a)[/TD]
      [TD]gark etmek: boğmak, batırmak[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
      [TD]hayattar: canlı (bk. ḥ-y-y)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
      [TD]himmet: mânevî yardım[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]hâmil: taşıyan[/TD]
      [TD]ihtiyarsız: irade dışı, istemeden (bk. ḫ-y-r)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]iştirak etmek: katılmak[/TD]
      [TD]mahlûk: yaratık (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]marifet: geniş bilgi ve beceri (bk. a-r-f)[/TD]
      [TD]meşahir: meşhurlar, ünlüler[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]muvahhiş: ürküten, korkutan[/TD]
      [TD]muzır: zararlı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]mâlik: sahip (bk. m-l-k)[/TD]
      [TD]müşir: mareşal[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]nefer: asker, er[/TD]
      [TD]nesîm: hoş ve hafif rüzgâr[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ruh-efzâ: ruha hoş gelen (bk. r-v-ḥ)[/TD]
      [TD]seyahat-i hayaliye: hayalî (keşfî) yolculuk (bk. ḫ-y-l)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tabiat: kâinat ve içindekiler, canlı cansız varlıklar, maddî âlem (bk. ṭ-b-a)[/TD]
      [TD]tahtel’arz: yeraltı[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tecrübe etmek: denemek[/TD]
      [TD]tevehhüm etmek: zannetmek[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]tünelvâri: tünel gibi[/TD]
      [TD]zemin: yer[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]ziya: ışık[/TD]
      [TD]zulümat: karanlıklar (bk. ẓ-l-m)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]âb-ı hayat: hayat suyu (bk. ḥ-y-y)[/TD]
      [TD]âb-ı leziz: lezzetli su[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]âlem: dünya (bk. a-l-m)[/TD]
      [TD]üstad: hoca, öğretmen[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]üstad-ı ezeliye: varlığının başlangıcı olmayan üstad, öğretmen (bk. e-z-l)[/TD]
      [TD]İbn-i Sina: (bk. bilgiler)[/TD]
      [/TR]
      [TR]
      [TD]şakirt: öğrenci, talebe[/TD]
      [/TR]

      [/TABLE]

      #798792
      Anonim

        Yine evvelki vaziyette, o sahrâ-yı azîmede, boğucu bulut altında yine ben kendimi gördüm. Daha başka bir yolda, bir sâik beni sevk ediyordu. Bu defa tahtezzemin değil, belki seyir ve seyahatle yeryüzünü kat’ edip öteki yüze geçmek için gidiyordum. O seyahatimde öyle acaip ve garaibi görüyordum ki, tarif edilmez. Deniz bana hiddet ediyor, fırtına beni tehdit eder, herşey bana müşkülât peydâ eder. Fakat yine Kur’ân’dan bana verilen bir vasıta-i seyahatimle geçiyordum, galebe çalıyordum. Git gide bakıyordum, her tarafta seyyahların cenazeleri bulunuyor. O seyahati bitirenler, binde ancak birdir.

        Her ne ise, o buluttan kurtulup, zeminin öteki yüzüne geçip güzel güneşle karşılaştım. Ruh-efzâ nesîmi teneffüs ederek “Elhamdü lillâh” dedim. O cennet gibi o âlemi seyre başladım.

        Sonra baktım, biri var ki, beni orada bırakmıyor. Başka yolu bana gösterecek gibi, yine beni bir anda o müthiş sahrâya getirdi. Baktım ki, yukarıdan inmiş aynı asansörler gibi muhtelif tarzlarda bazı tayyare, bazı otomobil, bazı zembil gibi şeyler görünüyor. Kuvvet ve istidada göre onlara atılsa yukarıya çekiliyor. Ben de birisine atladım. Baktım, bir dakika zarfında bulutun fevkine beni çıkardı. Gayet güzel, müzeyyen, yeşil dağların üstüne çıktım. O bulut tabakası dağın yarısına kadar gelmemişti. En lâtif bir nesîm, en leziz bir âb-ı hayat, en şirin bir ziya her tarafta görünüyor.

        Baktım ki, o asansörler gibi nuranî menziller her tarafta var. Hattâ iki seyahatimde ve zeminin öteki yüzünde onları görmüştüm, anlamamıştım. Şimdi anlıyorum ki, şunlar Kur’ân’-ı Hakîmin âyetlerinin cilveleridir.

        İşte, وَلاَ الضَّاۤلِّينَ blank.gif1 ile işaret olunan evvelki yol, tabiata saplananların ve tabiiyyun fikrini taşıyanların mesleğidir ki, onda hakikate ve nura geçmek için ne kadar müşkülât olduğunu hissettiniz.غَيْرِ الْمَغْضُوبِ blank.gif2 ile işaret olunan ikinci yol, esbabperestlerin ve vesaite icad

        [NOT]Dipnot-1
        “Sapıtmış olanların yoluna değil.” Fâtiha Sûresi, 1:7.
        Dipnot-2
        “Gazabına uğrayanların yoluna değil.” Fâtiha Sûresi, 1:7.[/NOT]

        [TABLE]

        [TR]
        [TD]Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân (bk. ḥ-k-m)[/TD]
        [TD]acaib: şaşırtıcı, garip şeyler[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]cilve: yansıma, görüntü (bk. c-l-y)[/TD]
        [TD]elhamdü lillâh: “her türlü övgü ve şükür yalnızca Allah’a aittir” (bk. ḥ-m-d)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]esbabperest: sebeplere tapan (bk. s-b-b)[/TD]
        [TD]evvelki: önceki[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]fevkine: üstüne[/TD]
        [TD]galebe çalmak: üstün gelmek[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]garaib: tuhaf, hayret verici şeyler[/TD]
        [TD]hakikat: gerçek (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]hiddet: öfke, kızgınlık[/TD]
        [TD]icad: yaratma, var etme (bk. v-c-d)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]istidad: kabiliyet, yetenek (bk. a-d-d)[/TD]
        [TD]leziz: lezzetli[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]lâtif: güzel, hoş (bk. l-ṭ-f)[/TD]
        [TD]menzil: durak, yer (bk. n-z-l)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]meslek: yol, usül[/TD]
        [TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]müzeyyen: süslü (bk. z-y-n)[/TD]
        [TD]müşkülât: zorluklar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]müşkülât peydâ etmek: zorluklar çıkarmak[/TD]
        [TD]nesîm: hoş ve hafif rüzgâr[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]nuranî: nurlu, parlak (bk. n-v-r)[/TD]
        [TD]ruh-efzâ: ruha hoş gelen (bk. r-v-ḥ)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]sahrâ: çöl[/TD]
        [TD]sahrâ-yı azîm: büyük çöl (bk. a-ẓ-m)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]seyir: yolculuk, gezinti[/TD]
        [TD]seyyah: gezgin, yolcu[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]sâik: sevk eden, sürükleyen[/TD]
        [TD]tabiat: doğa, canlı cansız bütün varlıklar (bk. ṭ-b-a)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tabiiyyun: tabiatçılar, yaratıcı olarak tabiatı kabul edenler (bk. ṭ-b-a)[/TD]
        [TD]tahtezzemin: yer altı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tarz: şekil[/TD]
        [TD]tayyare: uçak[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]tehdit: korkutma[/TD]
        [TD]vasıta-i seyahat: yolculuk aracı[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]vaziyet: durum[/TD]
        [TD]vesait: vasıtalar, araçlar[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]zembil: hasırdan örülerek yapılan kulplu torba, sepet[/TD]
        [TD]zemin: yer[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]ziya: ışık[/TD]
        [TD]âb-ı hayat: hayat suyu (bk. ḥ-y-y)[/TD]
        [/TR]
        [TR]
        [TD]âlem: dünya (bk. a-l-m)[/TD]
        [/TR]

        [/TABLE]

        #798793
        Anonim

          ve tesir verenlerin, meşâiyyun hükeması gibi yalnız akılla, fikirle hakikatü’l-hakaike ve Vâcibü’l-Vücudun marifetine yol açanların mesleğidir.

          اَلَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ blank.gif1 ile işaret olunan üçüncü yol ise, sırat-ı müstakim ehli olan ehl-i Kur’ân’ın cadde-i nuraniyesidir ki, en kısa, en rahat, en selâmet ve herkese açık, semâvî ve Rahmânî ve nuranî bir meslektir.

          endOfSection.gifendOfSection.gif

          [NOT]Dipnot-1
          “Kendilerine in’âm ve ihsanda bulunduklarının yolu…” Fâtiha Sûresi, 1:7.[/NOT]

          [TABLE]

          [TR]
          [TD]Rahmânî: rahmeti sonsuz olan Allah tarafından gönderilen (bk. r-ḥ-m)[/TD]
          [TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]cadde-i nuraniye: nurlu, aydınlık cadde (bk. n-v-r)[/TD]
          [TD]ehl-i Kur’ân: Kur’ân ehli[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]hakikatü’l-hakaik: gerçeklerin gerçeği, en büyük hakikat (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
          [TD]hükema: felsefeciler, filozoflar (bk. ḥ-k-m)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]marifet: Allah’ı tanıma ve bilme (bk. a-r-f)[/TD]
          [TD]meslek: yol, usül[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]meşâiyyun: sadece akla güvenen Aristo geleneğini izleyen felsefeciler[/TD]
          [TD]nuranî: nurlu, aydınlık (bk. n-v-r)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]selâmet: esenlikli, güvenli (bk. s-l-m)[/TD]
          [TD]semâvî: vahye dayanan (bk. s-m-v)[/TD]
          [/TR]
          [TR]
          [TD]sırat-ı müstakim: dosdoğru yol[/TD]
          [TD]tesir: etki[/TD]
          [/TR]

          [/TABLE]

          #798880
          Anonim
            İkinci Maksat
            Tahavvülât-ı zerrâta dair şu âyetin hazinesinden bir zerreye işaret edecektir.


            besmele.jpg

            وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُوا لاَ تَاْتِينَا السَّاعَةُ قُلْ بَلٰى وَرَبِّى لَتَاْتِيَنَّكُمْ عَالِمِ الْغَيْبِلاَ يَعْزُبُ عَنْهُ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ فِى السَّمٰوَاتِ وَلاَ فِى اْلاَرْضِ وَلاَۤ اَصْغَرُ مِنْ ذٰلِكَ وَلاَۤ اَكْبَرُ اِلاَّ فِى كِتَابٍ مُبِينٍ blank.gif1

            ŞU ÂYETİN pek büyük hazinesinden bir miskal zerre miktarında, yani zerre sandukçasında olan cevheri gösterir ve zerrenin hareket ve vazifesinden bir nebze bahseder. Şu Maksat bir Mukaddime ile Üç Noktadan ibarettir.

            MUKADDİME

            Tahavvülât-ı zerrât, Nakkâş-ı Ezelînin kalem-i kudreti, kitab-ı kâinatta yazdığı âyât-ı tekvîniyenin hengâmındaki ihtizâzâtı ve cevelânıdır. Yoksa, maddiyyun ve tabiiyyunların tevehhüm ettikleri gibi tesadüf oyuncağı ve karışık, mânâsız bir hareket değildir. Çünkü, bütün mevcudat gibi, zerreler ve herbir zerre, mebde-i hareketinde “Bismillâh“ der. Çünkü, nihayetsiz, kuvvetinden fazla yükleri kaldırır ve buğday tanesi kadar bir çekirdeğin koca bir çam ağacı gibi bir yükü omuzuna alması gibi… Hem vazifesinin hitâmında “Elhamdü lillâh” der. Çünkü, bütün ukulü hayrette bırakan hikmetli bir cemâl-i san’at, faideli bir hüsn-ü nakış

            [NOT]Dipnot-1
            “İnkâr edenler, ‘Kıyamet başımıza gelmez’ dediler. Sen de ki: Evet, gaybı bilen Rabbime yemin olsun ki başınıza gelecektir. Ne göklerde ve ne de yerde zerre kadar birşey Ondan uzak kalamaz; bundan küçük veya büyük ne varsa hepsi ap açık bir kitapta yazılmıştır.” Sebe’ Sûresi, 34:3.[/NOT]

            [TABLE]

            [TR]
            [TD]Bismillâh: Allah’ın adıyla (bk. s-m-v)[/TD]
            [TD]Nakkâş-ı Ezelî: herşeyi zatına has olarak nakış nakış işleyen, evveli olmayan Allah (bk. n-ḳ-ş; e-z-l)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]cemâl-i san’at: sanat güzelliği (bk. c-m-l; ṣ-n-a)[/TD]
            [TD]cevelân: dolaşma, hareket[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]cevher: kıymetli taş; asıl, öz, temel[/TD]
            [TD]elhamdü lillâh: “her türlü övgü ve şükür yalnızca Allah’a aittir” (bk. ḥ-m-d)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hengâm: zaman[/TD]
            [TD]hikmet: fayda, gaye (bk. ḥ-k-m)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]hitâm: son[/TD]
            [TD]hüsn-ü nakış: nakış güzelliği (bk. ḥ-s-n; n-ḳ-ş)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ihtizâzât: sallanmalar, sarsıntılar[/TD]
            [TD]kalem-i kudret: Allah’ın kudret kalemi (bk. k-l-m; ḳ-d-r)[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]kitab-ı kâinat: kâinat kitabı; bir kitap gibi yazılmış bütün âlem (bk. k-t-b; k-v-n)[/TD]
            [TD]maddiyyun: materyalistler, herşeyi maddeye bağlayanlar[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]maksat: kastedilen şey, gaye (bk. ḳ-ṣ-d)[/TD]
            [TD]mebde-i hareket: hareketin başlangıcı[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
            [TD]miskal: yaklaşık 4.5 grama denk olan bir ağırlık ölçüsü[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]mukaddime: başlangıç, giriş (bk. ḳ-d-m)[/TD]
            [TD]nebze: az miktar[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
            [TD]sandukça: küçük sandık[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tabiiyyun: tabiatçılar, yaratıcı olarak tabiatı kabul edenler (bk. ṭ-b-a)[/TD]
            [TD]tahavvülât-ı zerrât: atomların değişim, dönüşüm ve hareketleri[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]tesadüf: rastlantı[/TD]
            [TD]tevehhüm etmek: sanmak, kuruntuya kapılmak[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]ukul: akıllar[/TD]
            [TD]zerre: atom, en küçük madde parçası[/TD]
            [/TR]
            [TR]
            [TD]âyât-ı tekvîniye: yaratılışa ait âyetler, deliller (bk. k-v-n)[/TD]
            [/TR]

            [/TABLE]

            #798881
            Anonim

              göstererek, Sâni-i Zülcelâlin medâyihine bir kaside-i medhiye gibi bir eser gösterir. Meselâ, nar ve mısıra dikkat et.Evet, tahavvülât-ı zerrât,HAŞİYE-1 âlem-i gaybdan olan herşeyin geçmiş aslında ve

              [NOT]Haşiye-1 İkinci Maksadın, tahavvülât-ı zerrâtın tarifine dair olan uzun cümlenin haşiyesidir. Kur’ân-ı Hakîmde İmam-ı Mübîn ve Kitab-ı Mübîn mükerrer yerlerde zikredilmiştir.1 Ehl-i tefsir “İkisi birdir”;2 bir kısmı “Ayrı ayrıdır” demişler. Hakikatlerine dair beyanatları muhteliftir. Hülâsa, “İlm-i İlâhînin ünvanlarıdır” demişler.3 Fakat Kur’ân’ın feyziyle şöyle kanaatim gelmiş ki: İmam-ı Mübîn, ilim ve emr-i İlâhînin bir nev’ine bir ünvandır ki, âlem-i şehadetten ziyade âlem-i gayba bakıyor. Yani, zaman-ı halden ziyade, mazi ve müstakbele nazar eder. Yani, herşeyin vücud-u zâhirîsinden ziyade aslına, nesline ve köklerine ve tohumlarına bakar. Kader-i İlâhînin bir defteridir. Şu defterin vücudu, Yirmi Altıncı Sözde, hem Onuncu Sözün haşiyesinde ispat edilmiştir. Evet, şu İmam-ı Mübîn, bir nevi ilim ve emr-i İlâhînin bir ünvanıdır. Yani, eşyanın mebâdileri ve kökleri ve asılları, kemâl-i intizamla eşyanın vücutlarını gayet san’atkârâne intaç etmesi cihetiyle, elbette desâtir-i ilm-i İlâhînin bir defteriyle tanzim edildiğini gösteriyor. Ve eşyanın neticeleri, nesilleri, tohumları, ileride gelecek mevcudatın programlarını, fihristelerini tazammun ettiklerinden, elbette evâmir-i İlâhiyenin bir küçük mecmuası olduğunu bildiriyorlar. Meselâ, bir çekirdek, bütün ağacın teşkilâtını tanzim edecek olan programları ve fihristeleri ve o fihriste ve programları tayin eden o evâmir-i tekvîniyenin küçücük bir mücessemi hükmünde denilebilir. Elhasıl, İmam-ı Mübîn, mazî ve müstakbelin ve âlem-i gaybın etrafında dal-budak salan şecere-i hilkatin bir programı, bir fihristesi hükmündedir. Şu mânâdaki “İmâm-ı Mübîn” kader-i İlâhînin bir defteri, bir mecmua-i desâtiridir. O desâtirin imlâsıyla ve hükmüyle, zerrât, vücud-u eşyadaki hidemâtına ve harekâtına sevk edilir. Amma Kitab-ı Mübîn ise, âlem-i gaybdan ziyade âlem-i şehadete bakar. Yani, mazi ve müstakbelden ziyade zaman-ı hazıra nazar eder. Ve ilim ve emirden ziyade kudret ve irade-i İlâhiyenin bir ünvanı, bir defteri, bir kitabıdır. İmam-ı Mübîn kader defteri ise, Kitab-ı Mübîn kudret defteridir. Yani, herşey vücudunda, mahiyetinde ve sıfât ve şuûnâtında kemâl-i san’at ve intizamları gösteriyor ki, bir kudret-i kâmilenin desâtiriyle ve bir irade-i nâfizenin kavâniniyle vücut giydiriliyor suretleri tayin, teşhis edilip birer miktar-ı muayyen, birer şekl-i mahsus veriliyor. Demek o kudret ve iradenin küllî ve umumî bir mecmua-i kavânini, bir defter-i ekberi vardır ki, herbir şeyin hususî vücutları ve mahsus suretleri ona göre biçilir, dikilir, giydirilir. İşte şu defterin vücudu, İmam-ı Mübîn gibi, kader ve cüz-ü ihtiyarî mesâilinde ispat edilmiştir. Ehl-i gaflet ve dalâlet ve felsefenin ahmaklığına bak ki, kudret-i fâtıranın o Levh-i Mahfuzunu ve hikmet ve irade-i Rabbâniyenin o basîrâne kitabının eşyadaki cilvesini, aksini, misalini hissetmişler; hâşâ, “tabiat“ namıyla tesmiye etmişler, körletmişler. İşte, İmam-ı Mübîn’in imlâsıyla, yani kaderin hükmüyle ve düsturuyla, kudret-i İlâhiye, icad-ı eşyada herbiri birer âyet olan silsile-i mevcudatı, “Levh-i Mahv, İsbat” denilen zamanın sahife-i misaliyesinde yazıyor, icad ediyor, zerrâtı tahrik ediyor. Demek, harekât-ı zerrât, o kitabetten, o istinsahtan, mevcudat âlem-i gaybdan âlem-i şehadete ve ilimden kudrete geçmelerinde bir ihtizazdır, bir harekâttır. Amma Levh-i Mahv, İsbat ise, sabit ve daim olan Levh-i Mahfuz-u Âzam’ın daire-i mümkinatta, yani mevt ve hayata, vücut ve fenâya daima mazhar olan eşyada mütebeddil bir defteri ve yazar bozar bir tahtasıdır ki, hakikat-i zaman odur. Evet, herşeyin bir hakikati olduğu gibi, zaman dediğimiz, kâinatta cereyan eden bir nehr-i azîmin hakikati dahi, Levh-i Mahv, İsbat’taki kitabet-i kudretin sahifesi ve mürekkebi hükmündedir. Lâ ya’lemu’l-ğaybe illâllah.1 Kitab-ı Mübîn: Mâide Sûresi, 5:15; En’âm Sûresi, 6:59; Yûnus Sûresi, 10:61; Hûd Sûresi, 11:6; Yûsuf Sûresi, 12:1; Şuarâ Sûresi, 26:2; Neml Sûresi, 27:1, 75; İmam-ı Mübîn: Yâsin Sûresi, 36:12.2 es-Suyûtî, ed-Dürru’l-Mensûr 7:48; Ebu’s-Süûd, Tefsîr 7:61; eş-Şevkânî, Fethu’l-Kadîr 5:367.3 et-Teberî, Câmiu’l-Beyân 7:212; el-Beyzâvî, Tefsîr 3:206; el-Kurtubî, el-Câmi’ li Ahkâmi’l-Kur’ân 7:4.
              [/NOT]


              [TABLE]

              [TR]
              [TD]Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân (bk. ḥ-k-m)[/TD]
              [TD]Sâni-i Zülcelâl: herşeyi san’atlı bir şekilde yapan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Allah (bk. ṣ-n-a; ẕü; c-l-l)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]beyanat: açıklamalar (bk. b-y-n)[/TD]
              [TD]cihet: yön[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]desâtir: prensipler, kurallar[/TD]
              [TD]desâtir-i ilm-i İlâhî: Allah’ın ilminin düsturları, prensipleri (bk. a-l-m; e-l-h)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ehl-i tefsir: Kur’ân’ı mânâ bakımından yorumlayanlar (bk. f-s-r)[/TD]
              [TD]elhasıl: özetle, sonuç olarak[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]emr-i İlâhi: Allah’ın emri (bk. e-l-h)[/TD]
              [TD]evâmir-i tekvîniye: yaratılışa ait emirler, işler (bk. k-v-n)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]evâmir-i İlâhiye: Allah’ın emirleri (bk. e-l-h)[/TD]
              [TD]eşya: varlıklar[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]feyz: ilham, bereket ve ilim bolluğu (bk. f-y-ḍ)[/TD]
              [TD]fihriste: indeks, içindekiler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hakikat: gerçek mahiyet, içyüz, esas (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
              [TD]harekât: hareketler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
              [TD]hidemât: hizmetler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]hükm: karar(bk.h-k-m)[/TD]
              [TD]hülâsa: özetle[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ilm-i İlâhî: Allah’ın herşeyi kuşatan ilmi (bk. a-l-m; e-l-h)[/TD]
              [TD]imlâ: yazdırma[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]intaç etmek: sonuç vermek[/TD]
              [TD]intizam: düzenlilik (bk. n-ẓ-m)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]irade-i nâfize: her şeye ve her yere tesir ve nüfuz eden Allah’ın iradesi (bk. r-v-d)[/TD]
              [TD]irade-i İlâhiye: Allah’ın iradesi, dilemesi ve tercihi (bk. r-v-d; e-l-h)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, planlaması (bk. ḳ-d-r)[/TD]
              [TD]kader-i İlâhî: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, planlaması (bk. ḳ-d-r; e-l-h)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kaside-i medhiye: övgü kasidesi[/TD]
              [TD]kavânin: kanunlar (bk. ḳ-n-n)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kemâl-i intizam: tam ve mükemmel düzenlilik (bk. k-m-l; n-ẓ-m)[/TD]
              [TD]kemâl-i san’at: sanat mükemmelliği (bk. k-m-l; ṣ-n-a)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]kudret: güç, kuvvet, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
              [TD]kudret-i kâmile: mükemmel ve kusursuz kudret (bk. ḳ-d-r; k-m-l)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mahiyet: esas özellik, nitelik[/TD]
              [TD]mazi: geçmiş zaman[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mebâdi: çekirdekler, başlangıçlar[/TD]
              [TD]mecmua: kitap (bk. c-m-a)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mecmua-i desâtir: kurallar kitabı (bk. c-m-a)[/TD]
              [TD]medâyih: övgüye lâyık iş ve hareketler[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
              [TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]mücessem: cisme bürünmüş, maddî yapısı olan[/TD]
              [TD]mükerrer: tekrarla, defalarca[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]müstakbel: gelecek zaman[/TD]
              [TD]nazar etmek: bakmak (bk. n-ẓ-r)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]nev’: tür, çeşit[/TD]
              [TD]san’atkârane: sanatlı bir şekilde (bk. ṣ-n-a)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]sıfât: vasıflar, özellikler (bk. v-ṣ-f)[/TD]
              [TD]tahavvülât-ı zerrât: atomların değişim, dönüşüm ve hareketleri[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tanzim: düzenleme (bk. n-ẓ-m)[/TD]
              [TD]tarif: tanım, açıklama (bk. a-r-f)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]tazammun: içine alma[/TD]
              [TD]teşkilât: yapı, kuruluş[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
              [TD]vücud-u eşya: varlıkların vücudu, bedeni (bk. v-c-d)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]vücud-u zâhirî: görünürdeki vücud (bk. v-c-d; ẓ-h-r)[/TD]
              [TD]vücut: beden (bk. v-c-d)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]zaman-ı hal: şimdiki zaman[/TD]
              [TD]zaman-ı hazır: şimdiki zaman[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]zerrât: atomlar, en küçük madde parçaları[/TD]
              [TD]zikredilmek: anılmak, belirtilmek[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]ziyade: çok, fazla[/TD]
              [TD]âlem-i gayb: görünmeyen, fakat varlığı kesin olan ve mahiyeti Allah tarafından bilinen başka dünyalar (bk. a-l-m; ğ-y-b)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]âlem-i şehadet: görünen âlem, dünya (bk. a-l-m; ş-h-d)[/TD]
              [TD]şecere-i hilkat: yaratılış ağacı (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
              [/TR]
              [TR]
              [TD]şuûnât: işler, fiiller, icraatlar ve haller (bk. ş-e-n)[/TD]
              [/TR]

              [/TABLE]

              #798882
              Anonim

                gelecek neslindeki intizamata medar ve ilim ve emr-i İlâhînin bir ünvanı olan İmam-ı Mübînin düsturları ve imlâsı tahtında ve zaman-ı hazır ve âlem-i şehadetten teşkil ve icad-ı eşyada tasarrufa medar ve kudret ve irade-i İlâhiyenin bir ünvanı olan Kitab-ı Mübînden istinsah ile ve seyyal zamanın hakikati ve sahife‑i misaliyesi olan Levh-i Mahv, İsbatta kelimât-ı kudreti yazmak ve çizmekten gelen harekâttır ve mânidar ihtizazattır.


                [TABLE]

                [TR]
                [TD]Levh-i Mahfuz: herşeyin bütün ayrıntılarıyla yazıldığı kader levhası, Allah’ın ilminin bir adı (bk. ḥ-f-ẓ)[/TD]
                [TD]Levh-i Mahv, İsbat: bir şeyin yıkılıp tekrar kuruluşunu gösteren mânevî levha; yaz boz tahtası, levhası[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ahmaklık: akılsızlık[/TD]
                [TD]basîrâne: görerek (bk. b-ṣ-r)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]cereyan eden: akan[/TD]
                [TD]cilve: görüntü, yansıma (bk. c-l-y)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]cüz-ü ihtiyar: insandaki çok az seçme ve tercih etme gücü (bk. c-z-e; ḫ-y-r)[/TD]
                [TD]daire-i mümkinat: kâinat dairesi; varlığı ile yokluğu imkân dahilinde olan ve Allah’ın var etmesine bağlı olan âlem (bk. m-k-n)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]defter-i ekber: en büyük defter (bk. k-b-r)[/TD]
                [TD]düstur: prensip, kural[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ehl-i gaflet ve dalâlet ve felsefe: gaflete dalan, hak yoldan sapan ve felsefeyle uğraşan kimseler (bk. ğ-f-l)[/TD]
                [TD]emr-i İlâhî: Allah’ın emri (bk. e-l-h)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]eşya: varlıklar[/TD]
                [TD]fenâ: geçicilik, ölümlülük (bk. f-n-y)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hakikat: gerçek mahiyet, içyüz (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                [TD]hakikat-i zaman: zamanın gerçek mahiyeti, aslı, içyüzü (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]harekât: hareketler[/TD]
                [TD]harekât-ı zerrât: atomların hareketleri[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]hâşâ: asla, kesinlikle öyle değil[/TD]
                [TD]icad: var etme, yaratma (bk. v-c-d)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]icad-ı eşya: varlıkların yaratılması (bk. v-c-d)[/TD]
                [TD]ihtizaz: titreşim[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]ihtizazat: titreşimler[/TD]
                [TD]imlâ: yazdırma[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]intizamat: düzenler (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                [TD]irade: dileme, tercih etme (bk. r-v-d)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]irade-i Rabbâniye: Rab olan Allah’ın iradesi, tercihi, dilemesi (bk. r-v-d; r-b-b)[/TD]
                [TD]irade-i İlâhiye: Allah’ın iradesi, dilemesi ve tercihi (bk. r-v-d; e-l-h)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]istinsah: yazarak çoğaltma[/TD]
                [TD]kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, planlaması (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kelimât-ı kudret: kudret kelimeleri (bk. k-l-m; ḳ-d-r)[/TD]
                [TD]kitabet: yazım (bk. k-t-b)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kitabet-i kudret: kudret kitabı (bk. k-t-b; ḳ-d-r)[/TD]
                [TD]kudret: güç, kuvvet, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kudret-i fâtıra: yaratıcı kudret (bk. ḳ-d-r; f-ṭ-r)[/TD]
                [TD]kudret-i İlâhiye: Allah’ın güç ve kuvveti (bk. ḳ-d-r; e-l-h)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
                [TD]küllî: kapsamlı ve büyük (bk. k-l-l)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]lâ ya’lemu’l-ğaybe illâllah: Allah’tan başka kimse gaybı bilmez (bk. a-l-m; ğ-y-b)[/TD]
                [TD]mazhar: sahip olan (bk. ẓ-h-r)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mecmua-i kavânin: kanunlar kitabı (bk. c-m-a; ḳ-n-n)[/TD]
                [TD]medar: dayanak, kaynak[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mesâil: meseleler[/TD]
                [TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mevt: ölüm (bk. m-v-t)[/TD]
                [TD]miktar-ı muayyen: belirlenmiş miktar[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]mânidar: anlamlı (bk. a-n-y)[/TD]
                [TD]mütebeddil: değişken[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]nehr-i azîm: büyük bir nehir gibi akıp giden zaman (bk. a-ẓ-m)[/TD]
                [TD]sahife-i misaliye: misal âlemi ile ilgili sayfa (bk. m-s̱-l)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]seyyal: akıcı[/TD]
                [TD]silsile-i mevcudat: yaratıklar zinciri (bk. v-c-d)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]suret: şekil, görüntü (bk. ṣ-v-r)[/TD]
                [TD]tahrik etmek: harekete geçirmek[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tahtında: altında[/TD]
                [TD]tasarruf: kullanma, yönetme (bk. ṣ-r-f)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]tesmiye: isimlendirme (bk. s-m-v)[/TD]
                [TD]teşhis: şekil ve suret verme[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]teşkil: oluşma, oluşturma[/TD]
                [TD]zaman-ı hazır: şimdiki zaman[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]zerrât: atomlar, en küçük madde parçaları[/TD]
                [TD]âlem-i gayb: görünmeyen, fakat mahiyeti Allah tarafından bilinen başka dünyalar (bk. a-l-m; ğ-y-b)[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]âlem-i şehadet: görünen âlem, dünya (bk. a-l-m; ş-h-d)[/TD]
                [TD]âyet: delil[/TD]
                [/TR]
                [TR]
                [TD]şekl-i mahsus: özel şekil[/TD]
                [/TR]

                [/TABLE]

                #798883
                Anonim

                  BİRİNCİ NOKTA
                  İki Mebhastır.

                  BİRİNCİ MEBHAS: Her zerrede, hem hareketinde, hem sükûnetinde iki güneş gibi iki nur-u tevhid parlıyor. Çünkü, Onuncu Sözün Birinci İşaretinde icmâlen ve Yirmi İkinci Sözde tafsilen ispat edildiği gibi, herbir zerre, eğer memur-u İlâhî olmazsa ve Onun izni ve tasarrufuyla hareket etmezse ve ilim ve kudretiyle tahavvül etmezse, o vakit herbir zerrenin nihayetsiz bir ilmi, hadsiz bir kudreti, herşeyi görür bir gözü, herşeye bakar bir yüzü, herşeye geçer bir sözü bulunmak lâzım gelir. Çünkü, anâsırın herbir zerresi, herbir cism-i zîhayatta muntazaman işler veya işleyebilir. Eşyanın intizamatı ve kavânin-i teşekkülâtı birbirine muhaliftir. Onların nizamatı bilinmezse işlenilmez, işlenilse de yanlışsız yapılmaz. Halbuki yanlışsız yapılıyor. Öyle ise, o hizmet eden zerreler, ya bir ilm-i muhit sahibinin izin ve emriyle ve ilim ve iradesiyle işliyorlar; veyahut kendilerinde öyle bir muhit ilim ve kudret bulunmak lâzım geliyor.

                  Evet, havanın herbir zerresi, herbir zîhayatın cismine, herbir çiçeğin herbir meyvesine, herbir yaprağın binasına girip işleyebilir. Halbuki onların teşkilâtları ayrı ayrı tarzdadır, başka başka nizamatı var. Bir incir meyvesinin fabrikası, faraza, çuha makinesi gibi olsa, bir nar meyvesinin fabrikası da şeker makinesi gibi olacaktır. Ve hâkezâ, o binaların, o cisimlerin programları birbirinden başkadır. Şimdi, şu zerre-i havaiye bütün onlara girer veya girebilir ve gayet hakîmâne ve üstadâne, yanlışsız olarak işler, vaziyetler alır. Vazifesi bittikten sonra kalkar, gider.

                  İşte, müteharrik havanın müteharrik zerresi, ya nebâtâta ve hayvânâta, hattâ meyvelerine ve çiçeklerine giydirilen suretlerin, miktarların teşkilâtını, biçimini bilmesi lâzım geldiği; veyahut onlar bir bilenin emir ve iradesiyle memur olması lâzım geldiği gibi:Sakin toprak, sakin olan herbir zerresi, bütün çiçekli nebâtâtın ve meyvedar ağaçların tohumlarına medar ve menşe olmak kabil olduğundan, hangi tohum gelse ve o zerrede, yani misliyet itibarıyla bir zerre hükmünde olan bir avuç toprakta

                  [TABLE]

                  [TR]
                  [TD]anâsır: unsurlar, elementler[/TD]
                  [TD]cisim: beden[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]cism-i zîhayat: canlı bedeni (bk. ẕî; ḥ-y-y)[/TD]
                  [TD]eşya: varlıklar[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]faraza: varsayalım ki[/TD]
                  [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hakîmâne: hikmetli biçimde (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                  [TD]hayvânât: hayvanlar (bk. ḥ-y-y)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]hâkezâ: böylece, bunun gibi[/TD]
                  [TD]icmâlen: kısaca, özetle (bk. c-m-l)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]ilm-i muhit: herşeyi kuşatan ilim (bk. a-l-m)[/TD]
                  [TD]intizamat: düzenler (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]irade: dileme, tercih, seçme (bk. r-v-d)[/TD]
                  [TD]itibar: özellik (bk. a-b-r)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kabil: mümkün[/TD]
                  [TD]kavânin-i teşekkülât: Allah’ın varlıkları yaratmada ortaya koyduğu kanunlar; oluşum kanunları (bk. ḳ-n-n)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]kudret: güç, kuvvet (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                  [TD]mebhas: bölüm, konu[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]medar: dayanak, kaynak, sebep[/TD]
                  [TD]memur: görevli[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]memur-u İlâhî: Allah’ın memuru (bk. e-l-h)[/TD]
                  [TD]menşe: kaynak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]meyvedar: meyveli[/TD]
                  [TD]misliyet: benzerlik (bk. m-s̱-l)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]muhalif: zıt[/TD]
                  [TD]muhit: herşeyi kuşatan, kapsamlı[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]muntazaman: düzenli olarak (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                  [TD]müteharrik: hareketli[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nebâtât: bitkiler[/TD]
                  [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]nizamat: düzenler, kanunlar (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                  [TD]nur-u tevhid: her şeyin bir olan Allah’a ait olmasından doğan nur, ışık (bk. n-v-r; v-ḥ-d)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]sakin: durgun, hareketsiz[/TD]
                  [TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]sükûnet: durgunluk, hareketsizlik[/TD]
                  [TD]tafsilen: ayrıntılı olarak[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]tahavvül etmek: değişmek, dönüşmek[/TD]
                  [TD]tasarruf: kullanma ve yönetme (bk. ṣ-r-f)[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]teşkilât: yapı, kuruluş[/TD]
                  [TD]vaziyet: durum, hal[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]zerre: atom, en küçük madde parçası[/TD]
                  [TD]zerre-i havaiye: hava molekülü[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)[/TD]
                  [TD]çuha: tüysüz ince, sık dokunmuş yün kumaş[/TD]
                  [/TR]
                  [TR]
                  [TD]üstadâne: ustaca, maharetli bir şekilde[/TD]
                  [/TR]

                  [/TABLE]

                  #798885
                  Anonim

                    kendine mahsus bir fabrika ve bütün levazımatına ve teşkilâtına lâzım bütün cihazatı bulunduğundan, o zerrede ve o zerrenin kulübeciği olan o bir avuç toprakta, eşcar ve nebatat ve çiçekler ve meyveler envâı adedince muntazam mânevî makine ve fabrikaları bulunması; veyahut mu’cizekâr, herşeyi hiçten icad eder ve herşeyin herşeyini ve her cihetini bilir bir ilim ve kudret bulunması lâzımdır; veyahut bir Kadîr-i Mutlak,blank.gif1 bir Alîm-i Külli Şeyinblank.gif2 emirblank.gif3 ve izniyle,blank.gif4 havl ve kuvvetiyleblank.gif5 o vazifeler gördürülür.

                    Evet, nasıl ki bir acemî, ham, âmi, âdi, hem kör bir adam Avrupa’ya gitse, bütün fabrikalara, destgâhlara girse, üstadâne kemâl-i intizamla herbir san’atta, herbir binada işler, öyle eserler yapar ki, nihayet derecede hikmetli, san’atlı, herkesi hayrette bırakıyor. Zerre miktar şuuru olan bilir ki, o adam kendi başıyla işlemiyor; belki bir üstad-ı küll ona ders verir, işlettirir.

                    Hem nasıl ki bir kör, âciz, yerinden kalkamıyor, basit bir kulübeciğinde oturmuş bir adam bulunuyor. Halbuki o kulübeciğe bir dirhem gibi küçük bir taş, kemik ve pamuk gibi birer madde veriliyor. Halbuki o kulübecikten batmanlarla şeker, toplarla çuha, binlerle mücevherat, gayet san’atlı, murassaatlı libaslar, lezzetli taamlar çıkıp gelse, zerre miktar aklı olan demeyecek mi ki, “O adam, gayet mu’cizekâr bir zâtın menşe-i mu’cizâtı olan fabrikasının bir mandalı veyahut miskin bir kapıcısıdır”?

                    Aynen öyle de, havanın zerreleri, herbiri birer mektubât-ı Samedâniye, birer antika-i san’at-ı Rabbâniye, birer mu’cize-i kudret, birer hârika-i hikmet olan nebâtât ve eşcar, ezhar ve esmardaki harekât ve hidematları, bir Sâni-i Hakîm-i
                    [NOT]
                    Dipnot-1
                    bk. Mâide Sûresi, 5:120.
                    Dipnot-2
                    bk. Bakara Sûresi, 2:231.
                    Dipnot-3
                    bk. A’râf Sûresi, 7:54; İbRahîm Sûresi, 14:32; Yâsin Sûresi, 36:82.
                    Dipnot-4
                    bk. Bakara Sûresi, 2:255; Âl-i İmran Sûresi, 3:145; Nisâ Sûresi, 4:64; Mâide Sûresi, 5:110; Yûnus Sûresi, 10:100.
                    Dipnot-5
                    bk. Kehf Sûresi, 18:39.[/NOT]

                    [TABLE]

                    [TR]
                    [TD]Alîm-i Külli Şey: herşeyi bilen ve herşey ilmi dahilinde olan Allah (bk. a-l-m; k-l-l)[/TD]
                    [TD]Avrupa: (bk. bilgiler)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]Kadîr-i Mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r; ṭ-l-ḳ)[/TD]
                    [TD]Sâni-i Hakîm-i Zülcelâl: herşeyi san’atla ve hikmetle yaratan, sonsuz büyüklük ve haşmet sahibi Allah (bk. ṣ-n-a; ḥ-k-m; ẕü)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]antika-i san’at-ı Rabbâniye: Rab olan Allah’ın san’at antikası (bk. ṣ-n-a; r-b-b)[/TD]
                    [TD]batman: yaklaşık sekiz kg. ağırlığında bir ağırlık ölçüsü[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]cihazat: cihazlar, donanım[/TD]
                    [TD]cihet: yön, taraf[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]destgâh: işyeri, tezgâh[/TD]
                    [TD]dirhem: yaklaşık üç grama denk olan bir ağırlık ölçüsü[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]envâ: çeşitler, türler[/TD]
                    [TD]esmar: meyveler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ezhar: çiçekler[/TD]
                    [TD]eşcar: ağaçlar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]ham: tecrübesiz, olgunlaşmamış[/TD]
                    [TD]harekât: hareketler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]havl: güç[/TD]
                    [TD]hidemat: hizmetler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, anlamlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                    [TD]hârika-i hikmet: hikmet hârikası; Cenâb-ı Hakkın her şeyi belirli fayda ve gayelere yönelik olarak tam yerli yerinde yaratma sıfatının olağanüstü eseri (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]icad: yaratma, var etme (bk. v-c-d)[/TD]
                    [TD]kemâl-i intizam: mükemmel derecede düzenlilik (bk. k-m-l; n-ẓ-m)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]kudret: güç, kuvvet, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                    [TD]levazımat: gerekli şeyler[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]libas: elbise[/TD]
                    [TD]mahsus: özgü[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mektubat-ı Samedâniye: Allah tarafından gönderilmiş birer mektup gibi, şuur sahiplerine İlâhî san’atı anlatan eserler (bk. k-t-b; ṣ-m-d)[/TD]
                    [TD]menşe-i mu’cizât: olağanüstü şeylerin kaynağı (bk. a-c-z)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]miskin: zavallı[/TD]
                    [TD]muntazam: düzenli (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]murassaatlı: değerli taşlarla süslenmiş[/TD]
                    [TD]mu’cize-i kudret: Allah’ın kudret mu’cizesi (bk. a-c-z; ḳ-d-r)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]mu’cizekâr: mu’cize gösteren (bk. a-c-z)[/TD]
                    [TD]mücevherat: kıymetli taşlar[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]nebâtât: bitkiler[/TD]
                    [TD]nihayet: son[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]taam: yiyecek[/TD]
                    [TD]teşkilât: yapı, kuruluş, oluşum[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]zerre: atom, en küçük madde parçası[/TD]
                    [TD]âciz: güçsüz (bk. a-c-z)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]âdi: basit, sıradan[/TD]
                    [TD]âmi: cahil, tahsil görmemiş[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]çuha: tüysüz ince, sık dokunmuş yün kumaş[/TD]
                    [TD]üstad-ı küll: her çeşit ilimde çok bilgisi olan hoca (bk. k-l-l)[/TD]
                    [/TR]
                    [TR]
                    [TD]üstadâne: ustaca, maharetli bir şekilde[/TD]
                    [TD]şuur: bilinç, idrak (bk. ş-a-r)[/TD]
                    [/TR]

                    [/TABLE]

                    #798887
                    Anonim

                      Zülcelâlin, bir Fâtır-ı Kerîm-i Zülcemâlin emir ve iradesiyle hareket ettiğini; ve toprağın zerreleri dahi, herbiri birer ayrı makine ve destgâh, birer ayrı matbaa, birer ayrı hazine, birer ayrı antika ve Sâni-i Zülcelâlin esmâsını ilân eden birer ayrı ilânnâme ve kemâlâtını söyleyen birer ayrı kaside hükmünde olan o tohumcuklarının, o çekirdeklerinin sünbüllerine, ağaçlarına menşe ve medar olmaları, emr-i كُنْ فَيَكُونُ blank.gif1’ amâlik, herşey emrine musahhar bir Sâni-i Zülcelâlin emriyle, izniyle, iradesiyle, kuvvetiyle olması, iki kere iki dört eder gibi kat’îdir. Âmennâ.

                      İKİNCİ MEBHAS:
                      Zerrâtın harekâtındaki vazifelere, hikmetlere küçük bir işarettir.

                      Evet, akılları gözlerine sukut etmiş maddiyyunların hikmetsiz hikmetleri, abesiyet esasına istinad eden felsefeleri nazarında tesadüfle bağlı olan tahavvülât-ı zerrâtı bütün düsturlarına üssül’esas tutup, masnuat-ı İlâhiyeye masdar göstermişler. Nihayetsiz hikmetlerle müzeyyen masnuatı hikmetsiz, mânâsız, karma karışık birşeye isnad etmeleri ne kadar hilâf-ı akıl olduğunu, zerre miktar şuuru bulunan bilir.

                      Şimdi, Kur’ân-ı Hakîmin hikmeti nokta-i nazarında tahavvülât-ı zerrâtın pek çok gayeleri, hikmetleri ve vazifeleri vardır.

                      blank.gif2 وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ gibi çok âyetlerle hikmetlerine ve vazifelerine işaret eder. Numune olarak birkaçına işaret ediyoruz.

                      Birincisi: Cenâb-ı Vâcibü’l-Vücudun tecelliyât-ı icadiyesini tecdid ve tazelendirmek için, her birtek ruhu model gibi ederek, her sene mu’cizât-ı kudretinden taze birer ceset giydirmek ve her birtek kitaptan ayrı ayrı bin muhtelif kitabı,

                      [NOT]Dipnot-1
                      “(Cenâb-ı Hak) Birşeyin olmasını murad ettiği zaman, Onun işi sadece ‘Ol’ demektir; o da oluverir.” Yâsin Sûresi, 36:82.
                      Dipnot-2
                      “Hiçbir şey yoktur ki, Onu hamd ile tesbih etmesin.” İsrâ Sûresi, 17:44.[/NOT]

                      [TABLE]

                      [TR]
                      [TD]Cenâb-ı Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan, şeref ve yücelik sahibi Allah (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
                      [TD]Fâtır-ı Kerîm-i Zülcemâl: sonsuz güzellik, lütuf ve cömertlik sahibi ve herşeyi hârika üstün sanatıyla yaratan Allah (bk. f-ṭ-r; ḥ-k-m; ẕü; c-m-l)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]Kur’ân-ı Hakîm: her âyet ve sûresinde sayısız hikmet ve faydalar bulunan Kur’ân (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                      [TD]Sâni-i Zülcelâl: herşeyi san’atla yapan, sonsuz haşmet ve yücelik sahibi Allah (bk. ṣ-n-a; ẕü; c-l-l)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]abesiyet: faydasızlık, gayesizlik[/TD]
                      [TD]antika: eski ve kıymetli sanat eseri[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]destgâh: işyeri, tezgâh[/TD]
                      [TD]düstur: prensip, kural[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]esmâ: isimler (bk. s-m-v)[/TD]
                      [TD]harekât: hareketler[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, anlamlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                      [TD]hikmetsiz hikmet: faydasız, gayesiz ilim; felsefe (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]hilâf-ı akıl: akla aykırı[/TD]
                      [TD]ilânnâme: ilan panosu[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]irade: dileme, tercih, istek(bk. r-v-d)[/TD]
                      [TD]isnad etme: dayandırma (bk. s-n-d)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]istinad: dayanma (bk. s-n-d)[/TD]
                      [TD]kaside: şiir[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]kat’î: kesin[/TD]
                      [TD]kemâlât: mükemmellikler (bk. k-m-l)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]maddiyyun: materyalistler, herşeyi maddeye bağlayanlar[/TD]
                      [TD]masdar: kaynak[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]masnuat: san’at eseri varlıklar (bk. ṣ-n-a)[/TD]
                      [TD]masnuat-ı İlâhiye: Allah’ın sanatla yarattığı varlıklar (bk. ṣ-n-a; e-l-h)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mebhas: bölüm, konu[/TD]
                      [TD]medar: dayanak, kaynak, sebep[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]menşe: kaynak[/TD]
                      [TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]musahhar: boyun eğmiş[/TD]
                      [TD]mu’cizât-ı kudret: Allah’ın kudret mu’cizeleri (bk. a-c-z; ḳ-d-r)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]mâlik: sahip (bk. m-l-k)[/TD]
                      [TD]mânâ: anlam (bk. a-n-y)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]müzeyyen: süslü (bk. z-y-n)[/TD]
                      [TD]nazar: bakış, görüş (bk. n-ẓ-r)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
                      [TD]nokta-i nazar: bakış noktası (bk. n-ẓ-r)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]numune: örnek[/TD]
                      [TD]sukut: düşme, alçalma[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tahavvülât-ı zerrât: atomların değişim, dönüşüm ve hareketleri[/TD]
                      [TD]tecdid: yenileme[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]tecelliyât-ı icadiye: Allah’ın yarattığı eserler, icad görüntüleri(bk. c-l-y; v-c-d)[/TD]
                      [TD]tesadüf: rastlantı[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]vazife: görev[/TD]
                      [TD]zerre: atom, en küçük madde parçası[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]zerrât: atomlar, en küçük madde parçaları[/TD]
                      [TD]âmennâ: inandık (bk. e-m-n)[/TD]
                      [/TR]
                      [TR]
                      [TD]üssül’esas: temel esas[/TD]
                      [TD]şuur: bilinç, idrak (bk. ş-a-r)[/TD]
                      [/TR]

                      [/TABLE]

                      #798888
                      Anonim

                        hikmetiyle istinsah etmek ve birtek hakikati başka başka surette göstermek ve kâinatların ve âlemlerin ve mevcudatların taife taife arkasından gelmelerine yer vermek ve zemin hazırlamak için, Fâtır-ı Zülcelâl, kudretiyle zerrâtı tahrik ve tavzif etmiştir.

                        İkincisi:
                        Mâlikü’l-Mülki Zülcelâl, şu dünyayı, bahusus rû-yi zemin tarlasını bir mülk suretinde yaratmıştır. Yani, neşvünemâya, taze taze mahsulât vermeye kabil bir surette müheyyâ etmiştir-tâ ki, nihayetsiz mu’cizât-ı kudretini orada ekip biçsin. İşte, şu zemin yüzündeki tarlasında zerrâtı hikmetle tahrik ederek intizam dairesinde tavzif edip her asırda, her fasılda, her ayda, belki her günde, belki her saatte mu’cizât-ı kudretinden yeni yeni birer kâinat gösterir, yeryüzü avlusuna başka başka mahsulât verdirir. Nihayetsiz hazine-i rahmetinin hedâyâsını, nihayetsiz kudretinin mu’cizâtının numunelerini harekât-ı zerrâtla izhar eder.

                        Üçüncüsü: Nihayetsiz tecelliyât-ı esmâ-i İlâhiyenin nakışlarını göstermekle, o esmânın cilvelerini ifade için, mahdut bir zeminde hadsiz nukuş göstermek, küçük bir sahifede nihayetsiz maânîleri ifade edecek olan hadsiz âyatları yazmak için, Nakkâş-ı Ezelî, zerrâtı kemâl-i hikmetle tahrik edip kemâl-i intizamla tavzif etmiştir.

                        Evet, geçen senenin mahsulâtıyla şu senenin mahsulâtının mahiyetleri bir hükmündedir. Fakat maânîleri başka başkadır. Taayyünât-ı itibariyeyi değiştirmekle maânîleri değişir ve çoğalır. Taayyünât-ı itibariye ve teşahhusât-ı muvakkate, tebdil edildikleri ve zâhiren fâni oldukları halde, onların maânî-i cemîleleri muhafaza olunup sabit ve bâki kalır. Şu ağacın geçen bahardaki yaprak ve çiçek ve meyvelerinin ruhları olmadığından, şu bahardaki emsalinin hakikatçe aynılarıdır.

                        [TABLE]

                        [TR]
                        [TD]Fâtır-ı Zülcelâl: sonsuz haşmet ve yücelik sahibi olan ve herşeyi hârika, üstün san’atıyla yaratan Allah (bk. f-ṭ-r; ẕü; c-l-l)[/TD]
                        [TD]Mâlikü’l-Mülk-i Zülcelâl: bütün mülkün gerçek sahibi, sonsuz büyüklük ve haşmet sahibi olan Allah (bk. m-l-k; ẕü; c-l-l)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]Nakkâş-ı Ezelî: herşeyi zatına has olarak nakış nakış işleyen, evveli olmayan Allah (bk. n-ḳ-ş; e-z-l)[/TD]
                        [TD]avlu: bahçe[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]bahusus: özellikle[/TD]
                        [TD]bâki: devamlı, sürekli (bk. b-ḳ-y)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]cilve: yansıma, görüntü (bk. c-l-y)[/TD]
                        [TD]emsal: benzerler (bk. m-s̱-l)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]esmâ: isimler (bk. s-m-v)[/TD]
                        [TD]fasıl: mevsim[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]fâni: gelip geçici, ölümlü (bk. f-n-y)[/TD]
                        [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                        [TD]harekât-ı zerrât: atomların hareketleri[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hazine-i rahmet: Allah’ın rahmet hazinesi (bk. r-ḥ-m)[/TD]
                        [TD]hedâyâ: hediyeler[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, anlamlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                        [TD]intizam: düzen (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]istinsah etmek: yazarak çoğaltmak[/TD]
                        [TD]izhar: gösterme, meydana çıkarma (bk. ẓ-h-r)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kabil: kabiliyetli, yetenekli[/TD]
                        [TD]kemâl-i hikmet: tam ve mükemmel bir hikmet (bk. k-m-l; ḥ-k-m)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kemâl-i intizam: mükemmel ve kusursuz düzen (bk. k-m-l; n-ẓ-m)[/TD]
                        [TD]kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
                        [TD]mahdut: sınırlı[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mahiyet: öz nitelik, özellik[/TD]
                        [TD]mahsulât: ürünler[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]maânî: mânâlar, anlamlar (bk. a-n-y)[/TD]
                        [TD]maânî-i cemîle: güzel mânâlar, anlamlar (bk. a-n-y; c-m-l)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
                        [TD]muhafaza: koruma (bk. ḥ-f-ẓ)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]mu’cizât: mu’cizeler (bk. a-c-z)[/TD]
                        [TD]mu’cizât-ı kudret: Allah’ın kudret mucizeleri (bk. a-c-z; ḳ-d-r)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]müheyyâ: hazırlanmış[/TD]
                        [TD]mülk: sahip olunan ve hükmedilen yer (bk. m-l-k)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]neşvünemâ: büyüyüp gelişme[/TD]
                        [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]nukuş: nakışlar, işlemeler (bk. n-ḳ-ş)[/TD]
                        [TD]numune: örnek[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]rû-yi zemin: yeryüzü[/TD]
                        [TD]suret: şekil, görüntü (bk. ṣ-v-r)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]taayyünât-ı itibariye: farazî taayyünler; muhtemel şekil ve keyfiyetler (bk. a-b-r)[/TD]
                        [TD]tahrik: harekete geçirme[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]taife: topluluk, grup[/TD]
                        [TD]tavzif: vazifelendirme, görevlendirme[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]tebdil: değiştirme[/TD]
                        [TD]tecelliyât-ı esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimlerinin tecellileri, yansımaları (bk. c-l-y; s-m-v; e-l-h)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]teşahhusât-ı muvakkate: varlıkların geçici olarak belli bir şekil ve görünüm almaları[/TD]
                        [TD]zemin: yer[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]zerrât: atomlar, en küçük madde parçaları[/TD]
                        [TD]zâhiren: görünüşte (bk. ẓ-h-r)[/TD]
                        [/TR]
                        [TR]
                        [TD]âlem: dünya (bk. a-l-m)[/TD]
                        [TD]âyât: âyetler, deliller[/TD]
                        [/TR]

                        [/TABLE]

                        #798889
                        Anonim

                          Yalnız teşahhusât-ı itibariyede fark var. Fakat o itibarî teşahhuslar, her vakit tecelliyâtı tazelenmekte olan şuûnât-ı esmâ-i İlâhiyenin maânîlerini ifade için, şu bahardakiler ayrı teşahhusatla onların yerine geldiler.

                          Dördüncüsü: Hadsiz âlem-i misal gibi gayet geniş âlem-i melekût ve gayr-ı mahdut sair uhrevî âlemlere birer mahsulât veya tezyinat veya levazımat gibi onlara münasip şeyleri yetiştirmek için, şu dar mezraa-i dünyada, zemin yüzünün destgâhında ve tarlasında, Hakîm-i Zülcelâl, zerrâtı tahrik edip kâinatı seyyale ve mevcudatı seyyare ederek, şu küçük zeminde o pek büyük âlemlere pek çok mahsulât-ı mâneviye yetiştiriyor. Nihayetsiz hazine-i kudretinden nihayetsiz bir seyli dünyadan akıttırıp âlem-i gayba ve bir kısmını âhiret âlemlerine döküyor.

                          Beşincisi:
                          Nihayetsiz kemâlât-ı İlâhiyeyi, hadsiz celevât-ı cemâliyeyi ve gayetsiz tecelliyât-ı celâliyeyi ve gayr-ı mütenâhi tesbihat-ı Rabbâniyeyi şu dar ve mahdut zeminde ve mütenâhi ve az bir zamanda göstermek için, zerrâtı kemâl-i hikmetle, kudretiyle tahrik edip, kemâl-i intizamla tavzif ederek, mütenâhi bir zamanda, mahdut bir zeminde, gayr-ı mütenâhi tesbihat yaptırıyor, gayr-ı mahdut tecelliyât-ı cemâliye ve celâliye ve kemâliyesini gösteriyor, çok hakaik-i gaybiye ve çok semerât-ı uhreviye ve fânilerin bâki olan hüviyet ve suretlerinden pek çok nukuş-u misaliye ve çok mânidar nüsuc-u levhiyeyi icad ediyor. Demek, zerreyi tahrik eden, şu makàsıd-ı azîmeyi, şu hikem-i cesîmeyi gösteren bir Zâttır. Yoksa, herbir zerrede güneş gibi bir dimağ bulunması lâzım gelir.

                          [TABLE]

                          [TR]
                          [TD]Hakîm-i Zülcelâl: sonsuz yücelik ve heybet sahibi olan ve herşeyi hikmetle yapan Allah (bk. ḥ-k-m; ẕü; c-l-l)[/TD]
                          [TD]bâki: devamlı, sürekli, ölümsüz (bk. b-ḳ-y)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]celevât-ı cemâliye: Allah’ın güzel isimlerinin varlıklar üzerindeki görünümleri, akisleri (bk. c-l-y; c-m-l)[/TD]
                          [TD]destgâh: işyeri, tezgâh[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]dimağ: beyin[/TD]
                          [TD]fâni: gelip geçici, ölümlü (bk. f-n-y)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]gayetsiz: sonsuz[/TD]
                          [TD]gayr-ı mahdut: sınırsız[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]gayr-ı mütenâhi: sonsuz[/TD]
                          [TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hakaik-i gaybiye: gayb âlemi ile ilgili gerçekler (bk. ğ-y-b; ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                          [TD]hazine-i kudret: kudret hazinesi (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]hikem-i cesîme: büyük ve esaslı hikmetler, faydalar (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                          [TD]hüviyet: şahsiyet[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]icad: yaratma, var etme (bk. v-c-d)[/TD]
                          [TD]kemâl-i hikmet: tam ve mükemmel bir hikmet (bk. ḥ-k-m; k-m-l)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kemâl-i intizam: mükemmel ve kusursuz düzen (bk. k-m-l; n-ẓ-m)[/TD]
                          [TD]kemâlât-ı İlâhiye: Cenâb-ı Allah’a ait mükemmellikler (bk. k-m-l; e-l-h)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                          [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]levazımat: gerekli şeyler[/TD]
                          [TD]mahdut: sınırlı[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mahsulât: ürünler[/TD]
                          [TD]mahsulât-ı mâneviye: mânevî ürünler (bk. a-n-y)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]makàsıd-ı azîme: büyük maksatlar, gayeler (bk. ḳ-ṣ-d; a-ẓ-m)[/TD]
                          [TD]maânî: mânâlar, anlamlar (bk. a-n-y)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
                          [TD]mezraa-i dünya: dünya tarlası[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mânidar: mânâlı, anlamlı (bk. a-n-y)[/TD]
                          [TD]münasip: uygun (bk. n-s-b)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]mütenâhi: sonu gelen, biten[/TD]
                          [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]nukuş-u misaliye: misal âlemiyle ilgili nakışlar (bk. n-ḳ-ş; m-s̱-l)[/TD]
                          [TD]nüsuc-u levhiye: dokunmuş, işlenmiş levhalar[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]sair: başka[/TD]
                          [TD]semerât-ı uhreviye: âhirete ait meyveler (bk. e-ḫ-r)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]seyl: sel, akıntı[/TD]
                          [TD]seyyale: akıcı, akıp giden[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]seyyare: gezici, gezen[/TD]
                          [TD]suret: şekil, görüntü (bk. ṣ-v-r)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tahrik: harekete geçirme[/TD]
                          [TD]tavzif: vazifelendirme, görevlendirme[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tecelliyât: yansımalar, görünümler (bk. c-l-y)[/TD]
                          [TD]tecelliyât-ı cemâliye ve celâliye ve kemâliye: Allah’ın güzellik ve yücelik ve mükemmellikle ilgili sıfatlarının yansımaları (bk. c-l-y; c-m-l; c-l-l; k-m-l)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tesbihat: Allah’ı öven ve kusurdan yüce tutan sözler (bk. s-b-ḥ)[/TD]
                          [TD]tesbihat-ı Rabbâniye: Allah’ı öven ve kusurdan yüce tutan sözler (bk. s-b-ḥ; r-b-b)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]tezyinat: süslemeler (bk. z-y-n)[/TD]
                          [TD]teşahhusât: şahıslanmalar, belirmeler[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]teşahhusât-ı itibariye: varlıkların duruma göre çeşitli görünümler alması (bk. a-b-r)[/TD]
                          [TD]uhrevî: âhiretle ilgili (bk. e-ḫ-r)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]zemin: yer[/TD]
                          [TD]zerre: atom, en küçük madde parçası[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]zerrât: atomlar, en küçük madde parçaları[/TD]
                          [TD]âlem-i gayb: görünmeyen, fakat varlığı kesin olan ve mahiyeti Allah tarafından bilinen başka dünyalar (bk. a-l-m; ğ-y-b)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]âlem-i melekût: İlâhî hükümranlığın tam olarak tecellî ettiği, görünmeyen mânâ âlemi (bk. a-l-m; m-l-k)[/TD]
                          [TD]âlem-i misal: bütün varlıkların ve olayların görüntülerinin yansıdığı madde ötesi âlem (bk. a-l-m; m-s̱-l)[/TD]
                          [/TR]
                          [TR]
                          [TD]şuûnât-ı esmâ-i İlâhiye: Allah’ın isimlerinin eserleri (bk. ş-e-n; s-m-v; e-l-h)[/TD]
                          [/TR]

                          [/TABLE]

                          #798890
                          Anonim

                            Daha bu beş numune gibi belki beş bin hikmetle tahrik olunan zerrâtın tahavvülâtını, o akılsız feylesoflar hikmetsiz zannetmişler. Ve hakikatte biri enfüsî, diğeri âfâkî iki hareket-i cezbekârânede zikir ve tesbih-i İlâhî ile Mevlevî gibi zikreden ve deverana kalkan o zerreleri, kendi kendine, sersem gibi dönüp oynuyorlar zu’m etmişler. İşte bundan anlaşılıyor ki, onların ilimleri ilim değil, cehildir. Hikmetleri, hikmetsizliktir.

                            Üçüncü Noktada altıncı, uzun bir hikmet daha söylenecektir.

                            İKİNCİ NOKTA

                            Herbir zerrede, Vâcibü’l-Vücudun vücuduna ve vahdetine iki şahid-i sadık vardır. Evet, zerre, acz ve cumuduyla beraber, şuurkârâne büyük vazifeleri yapmakla, büyük yükleri kaldırmakla Vâcibü’l-Vücudun vücuduna kat’î şehadet ettiği gibi; harekâtında nizamat-ı umumiyeye tevfik-i hareket edip, her girdiği yerde ona mahsus nizamatı müraat etmekle, her yerde kendi vatanı gibi yerleşmesiyle Vâcibü’l-Vücudun vahdetine ve mülk ve melekûtun mâliki olan Zâtın ehadiyetine şehadet eder. Yani, zerre kimin ise, gezdiği bütün yerler de onundur.

                            Demek zerre-çünkü âcizdir, yükü nihayetsiz ağırdır ve vazifeleri nihayetsiz çoktur-bir Kadîr-i Mutlakın ismiyle, emriyle kaim ve müteharrik olduğunu bildirir. Hem kâinatın nizamat-ı külliyesini bilir bir tarzda tevfik-i hareket etmesi ve her yere mânisiz girmesi, tek bir Alîm-i Mutlakın kudretiyle, hikmetiyle işlediğini gösterir.

                            Evet, nasıl ki bir nefer, takımında, bölüğünde, taburunda, alayında, fırkasında, ve hâkezâ, herbir dairede birer nisbeti ve o nisbete göre birer vazifesi olduğunu

                            [TABLE]

                            [TR]
                            [TD]Alîm-i Mutlak: ilmi herşeyi kuşatan, sınırsız ilim sahibi Allah (bk. a-l-m; ṭ-l-ḳ)[/TD]
                            [TD]Kadîr-i Mutlak: herşeye gücü yeten, sınırsız güç ve kudret sahibi Allah (bk. ḳ-d-r; ṭ-l-ḳ)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]Mevlevî: Mevlevîlik tarikatına mensup kimse[/TD]
                            [TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]acz: güçsüzlük (bk. a-c-z)[/TD]
                            [TD]alay: üç taburdan oluşan askerî topluluk[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]bölük: takımlardan oluşan askerî birlik[/TD]
                            [TD]cehil: cahillik, bilgisizlik[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]cumud: cansızlık[/TD]
                            [TD]deveran: dönüp dolaşma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]ehadiyet: birlik (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                            [TD]enfüsî: iç dünyaya ait[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]feylesof: felsefeci[/TD]
                            [TD]fırka: tümen (bk. f-r-ḳ)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
                            [TD]hareket-i cezbekârâne: kendinden geçer bir şekilde hareket[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]harekât: hareketler[/TD]
                            [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, anlamlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]hikmetsizlik: anlamsızlık, gayesizlik, faydasızlık (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                            [TD]hâkezâ: böylece, bunun gibi[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kaim: var olan, ayakta duran (bk. ḳ-v-m)[/TD]
                            [TD]kat’î: kesin[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]kudret: İlâhî güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                            [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mahsus: özel[/TD]
                            [TD]melekût: görünmeyen mânevî âlem (bk. m-l-k)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mâlik: sahip (bk. m-l-k)[/TD]
                            [TD]mâni: engel[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]mülk: görünen maddî ve cismanî âlem (bk. m-l-k)[/TD]
                            [TD]müraat: riayet etme, uyma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]müteharrik: hareketli[/TD]
                            [TD]nefer: asker, er[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]nihayetsiz: sonsuz[/TD]
                            [TD]nisbet: bağ (bk. n-s-b)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]nizamat: düzenler, kanunlar (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                            [TD]nizamat-ı külliye: büyük ve kapsamlı düzen (bk. n-ẓ-m; k-l-l)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]nizamat-ı umumi: genel düzen ve kanun (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                            [TD]numune: örnek[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tabur: dört bölükten meydana gelen askerî birlik[/TD]
                            [TD]tahavvülât: değişimler, başkalaşmalar[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tahrik: harekete geçirme[/TD]
                            [TD]takım: en küçük askerî topluluk[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tarz: şekil, biçim[/TD]
                            [TD]tesbih-i İlâhî: Allah’ı her türlü kusurdan yüce tutarak şanına layık ifadelerle anma (bk. s-b-ḥ; e-l-h)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]tevfik-i hareket: uygun hareket[/TD]
                            [TD]vahdet: birlik (bk. v-ḥ-d)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]vücud: varlık (bk. v-c-d)[/TD]
                            [TD]zerre: atom, en küçük madde parçası[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]zerrât: atomlar, en küçük madde parçaları[/TD]
                            [TD]zikir: Allah’ı anma[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]zu’m etmek: yanlış zanda bulunmak; bâtıl kanaatte bulunmak[/TD]
                            [TD]âciz: güçsüz (bk. a-c-z)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]âfâkî: dış dünyaya ait[/TD]
                            [TD]şahid-i sadık: doğru şahit (bk. s-d-ḳ)[/TD]
                            [/TR]
                            [TR]
                            [TD]şehadet: şahitlik (bk. ş-h-d)[/TD]
                            [TD]şuurkârâne: şuurlu, bilinçli bir şekilde (bk. ş-a-r)[/TD]
                            [/TR]

                            [/TABLE]

                            #798893
                            Anonim

                              ve o nisbetleri, o vazifeleri bilmekle tevfik-i hareket etmek, nizamat-ı askeriye tahtında talim ve talimat görmekle, bütün o dairelere kumanda eden birtek kumandan-ı âzamın emrine ve kanununa tebaiyetle oluyor. Öyle de, herbir zerre, birbiri içindeki mürekkebatta birer münasip vaziyeti, ayrı ayrı maslahatlı birer nisbeti, ayrı ayrı muntazam birer vazifesi, ayrı ayrı hikmetli neticeleri bulunduğundan, elbette o zerreyi, o mürekkebatta bütün nisbet ve vazifelerini muhafaza edip netice ve hikmetleri bozmayacak bir tarzda yerleştirmek, bütün kâinat kabza-i tasarrufunda olan bir Zâta mahsustur. Meselâ, Tevfik’inHAŞİYE-1 gözbebeğinde yerleşen zerre, gözün âsâb-ı muharrike ve hassâse ve şerâyin ve evride gibi damarlara karşı münasip vaziyet alması; ve yüzde ve sonra başta ve gövdede, daha sonra heyet-i mecmua-i insaniyede herbirisine karşı birer nisbeti, birer vazifesi, birer faidesi kemâl-i hikmetle bulunması gösteriyor ki, bütün o cismin bütün âzâsını icad eden bir Zât o zerreyi o yerde yerleştirebilir. Ve bilhassa rızık için gelen zerreler, rızık kafilesinde seyrüsefer eden o zerreler, o kadar hayretfezâ bir intizam ve hikmetle seyr ü seyahat ederler ve öyle tavırlarda, tabakalarda intizamperverâne geçip gelirler ve öyle şuurkârâne ayak atıp hiç şaşırmayarak gele gele tâ beden-i zîhayatta dört süzgeçle süzülüp rızka muhtaç âzâ ve hüceyrâtın imdadına yetişmek için kandaki küreyvât-ı hamrâya yüklenip bir kanun-u keremle imdada yetişirler. Ondan bilbedâhe anlaşılır ki, şu zerreleri binler muhtelif menzillerden geçiren, sevk eden, elbette ve elbette bir Rezzâk-ı Kerîm, bir Hallâk-ı Rahîmdir ki, kudretine nisbeten zerreler, yıldızlar omuz omuza müsavidirler.

                              Hem herbir zerre öyle bir nakş-ı san’atta işler ki, ya bütün zerrâtla münasebettar, herbirisine ve umumuna hem hâkim ve hem herbirisine ve umumuna mahkûm bir vaziyette bulunmakla, o hayretfezâ san’atlı nakşı ve hikmetnümâ nakışlı

                              [NOT]Haşiye-1
                              Nur’un birinci kâtibidir.[/NOT]

                              [TABLE]

                              [TR]
                              [TD]Hallâk-ı Rahîm: sonsuz şefkat ve merhamet sahibi olan yaratıcı, Allah (bk. ḫ-l-ḳ; r-ḥ-m)[/TD]
                              [TD]Rezzâk-ı Kerîm: bütün yaratıkların rızıklarını veren ve pek büyük ikram ve cömertlik sahibi olan Allah (bk. r-z-ḳ; k-r-m)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]Tevfik: (bk. bilgiler-Şamlı Hafız Tevfik Göksu)[/TD]
                              [TD]beden-i zîhayat: canlı bedeni (bk. ẕî; ḥ-y-y)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]bilbedâhe: ap açık bir şekilde[/TD]
                              [TD]bilhassa: özellikle[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]evride: toplardamarlar[/TD]
                              [TD]hayretfezâ: hayret verici[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]heyet-i mecmua-i insaniye: insanın genel yapısı (bk. c-m-a)[/TD]
                              [TD]hikmet: gaye, fayda (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hikmetnümâ: hikmetli (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                              [TD]hâkim: hükmeden (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]hâşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
                              [TD]hüceyrât: hücreler[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]icad eden: yaratan, var eden (bk. v-c-d)[/TD]
                              [TD]imdad: yardım[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]intizam: düzenlilik (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                              [TD]intizamperverâne: düzene uyarak (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kabza-i tasarruf: hükmü ve yönetimi altında bulundurma (bk. ṣ-r-f)[/TD]
                              [TD]kanun-u kerem: cömertlik ve ikram kanunu (bk. k-r-m; ḳ-n-n)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kemâl-i hikmet: tam ve mükemmel hikmet (bk. k-m-l; ḥ-k-m)[/TD]
                              [TD]kudret: güç, kuvvet, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kumandan-ı âzam: en büyük kumandan (bk. a-ẓ-m)[/TD]
                              [TD]kâinat: evren, yaratılmış herşey (bk. k-v-n)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]kâtib: yazıcı (bk. k-t-b)[/TD]
                              [TD]küreyvât-ı hamrâ: alyuvarlar[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]mahkûm: hüküm altında olan (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                              [TD]mahsus: özgü[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]maslahat: fayda, gaye (bk. ṣ-l-ḥ)[/TD]
                              [TD]menzil: yer, mekân (bk. n-z-l)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]muhafaza: koruma (bk. ḥ-f-ẓ)[/TD]
                              [TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]muntazam: düzenli (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                              [TD]münasebettar: ilgili, bağlantılı (bk. n-s-b)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]münasip: uygun (bk. n-s-b)[/TD]
                              [TD]mürekkebat: bir bütünü oluşturan parçalar[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]müsavi: eşit, denk[/TD]
                              [TD]nakş-ı san’at: san’atlı nakış, işleme (bk. n-ḳ-ş; ṣ-n-a)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]nisbet: bağ (bk. n-s-b)[/TD]
                              [TD]nisbeten: oranla, kıyasla (bk. n-s-b)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]nizamat-ı askeriye: askerî düzenler (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                              [TD]seyrüsefer: gidiş geliş, yolculuk[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tahtında: altında[/TD]
                              [TD]talim: eğitim (bk. a-l-m)[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]talimat: eğitimler (bk. a-l-m)[/TD]
                              [TD]tarz: şekil, biçim[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]tebaiyet: tabi olma, uyma[/TD]
                              [TD]tevfik-i hareket: uygun hareket[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]umum: bütün[/TD]
                              [TD]zerre: atom, en küçük madde parçası[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]zerrât: atomlar, en küçük madde parçaları[/TD]
                              [TD]âsâb-ı muharrike ve hassâse: hareket ettirici, hissedici sinirler[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]âzâ: organlar[/TD]
                              [TD]şerâyin: atardamarlar[/TD]
                              [/TR]
                              [TR]
                              [TD]şuurkârâne: şuurlu ve bilinçli bir şekilde (bk. ş-a-r)[/TD]
                              [/TR]

                              [/TABLE]

                              #798894
                              Anonim

                                san’atı bilir ve icad eder—bu ise binler defa muhaldir—veya bir Sâni-i Hakîmin kanun-u kader ve kalem-i kudretinden çıkan harekete memur birer noktadır. Nasıl ki, meselâ Ayasofya kubbesindeki taşlar, eğer mimarının emrine ve san’atına tâbi olmazlarsa, herbir taşı, Mimar Sinan gibi dülgerlik san’atında bir mahareti ve sair taşlara hem mahkûm, hem hâkim olmak, yani, “Geliniz, düşmemek, sukut etmemek için baş başa vereceğiz” diye bir hüküm sahibi olması lâzımdır. Öyle de, binler defa Ayasofya kubbesinden daha san’atlı, daha hayretli ve hikmetli olan masnuattaki zerreler, Kâinat Ustasının emrine tâbi olmazlarsa, herbirine Sâni-i Kâinatın evsâfı kadar evsâf-ı kemâl verilmesi lâzım gelir.

                                Feyâ sübhanallah! Zındık maddiyyun gâvurlar, bir Vâcibü’l-Vücudu kabul etmediklerinden, zerrât adedince bâtıl âliheleri kabul etmeye, mezheplerine göre muztar kalıyorlar. İşte, şu cihette münkir kâfir ne kadar feylesof, âlim de olsa, nihayet derecede bir cehl-i azîm içindedir, bir echel-i mutlaktır.

                                ÜÇÜNCÜ NOKTAŞu Nokta, Birinci Noktanın âhirinde va’d olunan altıncı hikmet-i azîmeye bir işarettir. Şöyle ki:

                                Yirmi Sekizinci Sözün ikinci sualinin cevabındaki haşiyede denilmişti ki: Tahavvülât-ı zerrâtın ve zîhayat cisimlerde zerrât harekâtının binler hikmetlerinden bir hikmeti dahi zerreleri nurlandırmaktır ve âlem-i uhreviye binasına lâyık zerreler olmak için hayattar ve mânidar olmaktır. Güya cism-i hayvanî ve insa-nî, hattâ nebatî, terbiye dersini almak için gelenlere bir misafirhane, bir kışla, bir mektep hükmündedir ki, câmid zerreler ona girerler, nurlanırlar. Adeta bir talim ve talimata mazhar olurlar, letâfet peydâ ederler. Birer vazifeyi görmekle,

                                [TABLE]

                                [TR]
                                [TD]Mimar Sinan: (bk. bilgiler)[/TD]
                                [TD]Sâni-i Hakîm: herşeyi hikmetle ve san’atla yapan Allah (bk. ṣ-n-a; ḥ -k-m)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]Sâni-i Kâinat: kâinatı ve herşeyi mükemmel bir sanatla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; k-v-n)[/TD]
                                [TD]Vâcibü’l-Vücud: varlığı zorunlu olan, var olmak için hiçbir sebebe ihtiyacı bulunmayan Allah (bk. v-c-b; v-c-d)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]bâtıl: yalan, sahte[/TD]
                                [TD]cehl-i azîm: büyük cehalet (bk. a-ẓ-m)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]cihet: yön[/TD]
                                [TD]cism-i hayvanî ve insanî ve nebâtî: hayvan ve insan ve bitki cismi, bedeni[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]câmid: cansız[/TD]
                                [TD]dülgerlik: yapı ustalığı[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]echel-i mutlak: kara cahil (bk. ṭ-l-ḳ)[/TD]
                                [TD]evsâf: sıfatlar, özellikler (bk. v-ṣ-f)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]evsâf-ı kemâl: mükemmel özellikler (bk. v-ṣ-f; k-m-l)[/TD]
                                [TD]feylesof: filozof, felsefeci[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]feyâ sübhanallah: ey her türlü eksiklikten sonsuz derecede yüce olan Allah mânâsında bir şeyin tuhaflığını bildirmek için şaşkınlık ifadesi olarak kullanılır (bk. s-b-ḥ)[/TD]
                                [TD]gâvur/kâfir: Allah’ı veya Onun bildirdiği kesin olan şeylerden herhangi birini inkâr eden kimse (bk. k-f-r)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]güya: sanki[/TD]
                                [TD]harekât: hareketler[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hayattar: canlı (bk. ḥ-y-y)[/TD]
                                [TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, anlamlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                                [TD]hikmet-i azîme: büyük hikmet (bk. ḥ-k-m; a-ẓ-m)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hikmetli: faydalı, gayeli (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                                [TD]hâkim: hükmeden (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]hüküm: karar (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                                [TD]icad: yaratma, var etme (bk. v-c-d)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]kalem-i kudret: kudret kalemi (bk. ḳ-d-r)[/TD]
                                [TD]kanun-u kader: kader kanunu (bk. ḳ-n-n; ḳ-d-r)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]letâfet: lâtiflik, incelik (bk. l-ṭ-f)[/TD]
                                [TD]maddiyyun: materyalistler, herşeyi maddeye bağlayanlar[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]maharet: beceri, hüner[/TD]
                                [TD]mahkûm: hüküm giyen, hükmedien (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]masnuat: sanat eseri varlıklar (bk. ṣ-n-a)[/TD]
                                [TD]mazhar olmak: erişmek, nail olmak (bk. ẓ-h-r)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mektep: okul (bk. k-t-b)[/TD]
                                [TD]memur: görevli[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]mezhep: tutulan yol, usül (bk. ẕ-h-b)[/TD]
                                [TD]muhal: imkansız[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]muztar: mecbur, çaresiz[/TD]
                                [TD]mânidar: anlamlı (bk. a-n-y)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]münkir: inkârcı, inanmayan (bk. n-k-r)[/TD]
                                [TD]peydâ etmek: kazanmak[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]sair: diğer[/TD]
                                [TD]sukut: düşme[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]tahavvülât-ı zerrât: atomların değişim, dönüşüm ve hareketleri[/TD]
                                [TD]talim: eğitim (bk. a-l-m)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]talimat: eğitimler, emirler (bk. a-l-m)[/TD]
                                [TD]tâbi: uyma[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]va’d: söz verme (bk. v-a-d)[/TD]
                                [TD]zerre: atom[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]zerrât: atomlar, en küçük madde parçaları[/TD]
                                [TD]zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]zındık: dinsiz[/TD]
                                [TD]âhir: son (bk. e-ḫ-r)[/TD]
                                [/TR]
                                [TR]
                                [TD]âlem-i uhreviye: âhiret âlemi (bk. a-l-m; e-ḫ-r)[/TD]
                                [TD]âlihe: ilâhlar, tanrılar (bk. e-l-h)[/TD]
                                [/TR]

                                [/TABLE]

                                #798895
                                Anonim

                                  âlem‑i bekàya ve bütün eczasıyla hayattar olan dâr-ı âhirete zerrât olmak için liyakat kesb ederler.

                                  Sual: Zerrâtın harekâtında şu hikmetin bulunması neyle bilinir?

                                  Elcevap: Evvelâ, bütün masnuatın bütün intizamatıyla ve hikmetleriyle sabit olan Sâniin hikmetiyle bilinir. Çünkü, en cüz’î bir şeye küllî hikmetleri takan bir hikmet, seyl-i kâinatın içinde en büyük faaliyet gösteren ve hikmetli nakışlara medar olan harekât-ı zerrâtı hikmetsiz bırakmaz. Hem en küçük mahlûkatı vazifelerinde ücretsiz, maaşsız, kemâlsiz bırakmayan bir hikmet, bir hâkimiyet, en kesretli ve esaslı memurlarını, hizmetkârlarını nursuz, ücretsiz bırakmaz.

                                  Saniyen: Sâni-i Hakîm, anâsırı tahrik edip tavzif ederek, onlara bir ücret-i kemâl hükmünde madeniyat derecesine çıkarmasıyla ve madeniyâta mahsus tesbihatları onlara bildirmesiyle ve madeniyâtı tahrik ve tavzif edip nebâtât mertebe-i hayatiyesinin makamını vermesiyle ve nebâtâtı rızık ederek tahrik ve tavzif ile hayvânât mertebe-i letâfetini onlara ihsan etmesiyle ve hayvânâttaki zerrâtı tavzif edip rızık yoluyla hayat-ı insaniye derecesine çıkarmasıyla ve insanın vücudundaki zerrâtı süze süze tasfiye ve taltif ederek tâ dimağın ve kalbin en nazik ve lâtif yerinde makam vermesiyle bilinir ki, harekât-ı zerrât hikmetsiz değil; belki kendine lâyık bir nevi kemâlâta koşturuluyor.

                                  Salisen:
                                  Zîhayat cisimlerin zerrâtı içinde, çekirdek ve tohumdaki gibi, bir kısım zerreler öyle mânevî bir nura, bir letâfete, bir meziyete mazhar oluyorlar ki, sair zerrelere ve o koca ağaca bir ruh, bir sultan hükmüne geçer. İşte, azîm bir ağacın bütün zerrâtı içinde bir kısım zerrelerin şu mertebeye çıkmaları, o ağacın tabaka-i hayatında çok devirleri ve nazik vazifeleri görmesiyle olduğundan, gösteriyor ki, Sâni-i Hakîmin emriyle vazife-i fıtrat içinde zerrâtın envâ-ı harekâtına

                                  [TABLE]

                                  [TR]
                                  [TD]Sâni: herşeyi san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a)[/TD]
                                  [TD]Sâni-i Hakîm: herşeyi hikmetle ve san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ḥ-k-m)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]anâsır: unsurlar, elementler[/TD]
                                  [TD]azîm: büyük (bk. a-ẓ-m)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]cüz’î: küçük ve ferdî (bk. c-z-e)[/TD]
                                  [TD]dimağ: beyin[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]dâr-ı âhiret: âhiret yurdu (bk. e-ḫ-r)[/TD]
                                  [TD]ecza: parçalar (bk. c-z-e)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]envâ-ı harekât: hareketlerin çeşitleri[/TD]
                                  [TD]evvelâ: ilk olarak[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]harekât: hareketler[/TD]
                                  [TD]harekât-ı zerrât: atomların hareketleri[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hayat-ı insaniye: insan hayatı (bk. ḥ-y-y)[/TD]
                                  [TD]hayattar: canlı (bk. ḥ-y-y)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hayvânât: hayvanlar (bk. ḥ-y-y)[/TD]
                                  [TD]hikmet: herşeyin belirli gayelere yönelik olarak, anlamlı, faydalı ve tam yerli yerinde olması (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]hizmetkâr: hizmetçi[/TD]
                                  [TD]hâkimiyet: egemenlik (bk. ḥ-k-m)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]ihsan etmek: ikram etmek, bağışlamak (bk. ḥ-s-n)[/TD]
                                  [TD]intizamat: düzenlilikler (bk. n-ẓ-m)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]kemâlsiz: kusurlu, noksan (bk. k-m-l)[/TD]
                                  [TD]kemâlât: mükemmellikler (bk. k-m-l)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]kesb etmek: kazanmak[/TD]
                                  [TD]kesretli: çok (bk. k-s̱-r)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]küllî: büyük ve kapsamlı (bk. k-l-l)[/TD]
                                  [TD]letâfet: hoşluk, güzellik (bk. l-ṭ-f)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]liyakat: layık olma[/TD]
                                  [TD]lâtif: güzel, hoş (bk. l-ṭ-f)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]madeniyât: madenler[/TD]
                                  [TD]mahlûkat: yaratıklar (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mahsus: özel[/TD]
                                  [TD]makam: derece, yer[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]masnuat: san’at eseri varlıklar (bk. ṣ-n-a)[/TD]
                                  [TD]mazhar: erişme, sahip olma (bk. ẓ-h-r)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]medar: kaynak, dayanak[/TD]
                                  [TD]mertebe: derece[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]mertebe-i hayatiye: hayat mertebesi (bk. ḥ-y-y)[/TD]
                                  [TD]mertebe-i letâfet: güzellik ve hoşluk derecesi (bk. l-ṭ-f)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]meziyet: üstün özellik[/TD]
                                  [TD]nazik: ince, zarif[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]nebâtât: bitkiler[/TD]
                                  [TD]nevi: tür, çeşit[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]sair: diğer[/TD]
                                  [TD]salisen: üçüncü olarak[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]saniyen: ikinci olarak[/TD]
                                  [TD]seyl-i kâinat: kâinatın akışı, sürekli değişmesi (bk. k-v-n)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tabaka-i hayat: hayat tabakası (bk. ḥ-y-y)[/TD]
                                  [TD]tahrik: harekete geçirme[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]taltif: iyilik ve lütufta bulunmak (bk. l-ṭ-f)[/TD]
                                  [TD]tasfiye: arıtma, saflaştırma (bk. ṣ-f-y)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]tavzif: vazifelendirme, görevlendirme[/TD]
                                  [TD]tesbihat: Allah’ı noksan sıfatlardan yüce tutan sözler (bk. s-b-ḥ)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]vazife-i fıtrat: yaratılış vazifesi (bk. f-ṭ-r)[/TD]
                                  [TD]zerre: atom, en küçük madde parçası[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]zerrât: atomlar, en küçük madde parçaları[/TD]
                                  [TD]zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)[/TD]
                                  [/TR]
                                  [TR]
                                  [TD]âlem-i bekà: devamlı ve kalıcı olan âhiret âlemi (bk. a-l-m; b-ḳ-y)[/TD]
                                  [TD]ücret-i kemâl: varlıkların değişip mükemmelleşerek bir tür ücret kazanması (bk. k-m-l)[/TD]
                                  [/TR]

                                  [/TABLE]

                                15 yazı görüntüleniyor - 16 ile 30 arası (toplam 34)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.