- Bu konu 32 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
23 Ekim 2011: 20:47 #798896
Anonim
göre onlara tecellî eden esmânın hesabına ve şerefine olarak birer mânevî letâfet, birer mânevî nur, birer makam, birer mânevî ders almalarını gösteriyor.
Elhasıl: Madem Sâni-i Hakîm herşey için o şeye münasip bir nokta-i kemâl ve ona lâyık bir mertebe-i feyz-i vücut tayin edip ve o şeye, o nokta-i kemâle sa’y edip gitmek için bir istidat vererek ona sevk ediyor. Ve bütün nebâtât ve hayvânâtta şu kanun-u rububiyet câri olmakla beraber, cemâdatta dahi câridir ki, âdi toprağa, elmas derecesine ve cevahir-i âliye mertebesine bir terakkiyat veriyor. Ve şu hakikatte muazzam bir kanun-u rububiyetin ucu görünüyor.
Hem madem o Hâlık-ı Kerîm, tenasül kanun-u azîminde istihdam ettiği hayvânâta ücret olarak, birer maaş gibi, birer lezzet-i cüz’iye veriyor. Ve arı ve bülbül gibi, sair hidemât-ı Rabbâniyede istihdam olunan hayvanlara birer ücret-i kemâl verir; şevk ve lezzete medar birer makam veriyor. Ve şunda bir muazzam kanun-u keremin ucu görünüyor.
Hem madem herşeyin hakikati, Cenâb-ı Hakkın bir isminin tecellîsine bakar, ona bağlıdır, ona âyinedir. O şey ne kadar güzel bir vaziyet alsa, o ismin şerefinedir; o isim öyle ister. O şey bilse, bilmese, o güzel vaziyet, hakikat nazarında matluptur. Ve şu hakikatten, gayet muazzam bir kanun-u tahsin ve cemâlin ucu görünüyor.
Hem madem Fâtır-ı Kerîm, düstur-u kerem iktizasıyla, birşeye verdiği makamı ve kemâli, o şeyin müddeti ve ömrü bitmesiyle, o kemâli geriye almıyor. Belki, o zîkemâlin meyvelerini, neticelerini, mânevî hüviyetini ve mânâsını, ruhlu ise ruhunu ibkà ediyor. Meselâ, dünyada insanı mazhar ettiği kemâlâtın mânâlarını, meyvelerini ibkà ediyor. Hattâ, müteşekkir bir mü’minin yediği zâil meyvelerin şükrünü, hamdini, mücessem bir meyve-i Cennet suretinde tekrar ona veriyor. Ve şu hakikatte, muazzam bir kanun-u rahmetin ucu görünüyor.
[TABLE]
[TR]
[TD]Cenâb-ı Hak: Hakkın ta kendisi olan, şeref ve azamet sahibi yüce Allah (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]Fâtır-ı Kerîm: sonsuz cömertlik ve ikram sahibi olan ve herşeyi hârika, eşsiz sanatıyla yaratan Allah (bk. f-ṭ-r; k-r-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Hâlık-ı Kerîm: sonsuz cömertlik ve ikram sahibi ve herşeyi yoktan yaratan Allah (bk. ḫ-l-ḳ; k-r-m)[/TD]
[TD]Sâni-i Hakîm: herşeyi hikmetle ve san’atla yaratan Allah (bk. ṣ-n-a; ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cemâdat: cansız varlıklar[/TD]
[TD]cevahir-i âliye: değerli taşlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]câri: geçerli, yürürlükte[/TD]
[TD]düstur-u kerem: cömertlik ve ikram prensibi (bk. k-r-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]elhasıl: özetle, sonuç olarak[/TD]
[TD]esmâ: isimler (bk. s-m-v)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: gerçek mahiyet, esas, içyüz (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]hakikat nazarı: gerçeği gören bakış (bk. ḥ-ḳ-ḳ; n-ẓ-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hamd: övgü, teşekkür (bk. ḥ-m-d)[/TD]
[TD]hayvânât: hayvanlar (bk. ḥ-y-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hidemât-ı Rabbâniye: herşeyin Rabbi olan Allah’a yönelik hizmetler (bk. r-b-b)[/TD]
[TD]hüviyet: şahsiyet, kişilik[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ibkà etmek: kalıcı ve devamlı hale getirmek (bk. b-ḳ-y)[/TD]
[TD]iktiza: gerektirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istidat: kabiliyet, yetenek (bk. a-d-d)[/TD]
[TD]istihdam: çalıştırma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kanun-u azîm: büyük kanun (bk. ḳ-n-n; a-ẓ-m)[/TD]
[TD]kanun-u kerem: cömertlik, bağış ve ikram kanunu (bk. ḳ-n-n; k-r-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kanun-u rahmet: rahmet kanunu (bk. ḳ-n-n; r-ḥ-m)[/TD]
[TD]kanun-u rububiyet: Allah’ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurması kanunu (bk. ḳ-n-n; r-b-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kanun-u tahsin ve cemâl: güzellik kanunu (bk. ḳ-n-n; ḥ-s-n; c-m-l)[/TD]
[TD]kemâl: kusursuzluk, mükemmellik (bk. k-m-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kemâlât: mükemmellikler (bk. k-m-l)[/TD]
[TD]letâfet: güzellik, hoşluk (bk. l-ṭ-f)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lezzet-i cüz’iye: küçük ve az lezzet (bk. c-z-e)[/TD]
[TD]matlup: istenilen (bk. ṭ-l-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazhar: erişme, sahip olma (bk. ẓ-h-r)[/TD]
[TD]medar: dayanak, vesile[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mertebe: derece[/TD]
[TD]mertebe-i feyz-i vücut: varlığın en bereketli ve verimli hâle geldiği derece (bk. f-y-ḍ; v-c-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]meyve-i Cennet: Cennet meyvesi[/TD]
[TD]muazzam: çok büyük (bk. a-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mücessem: cisimleşmiş, maddi yapısı olan[/TD]
[TD]münasip: uygun (bk. n-s-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müteşekkir: şükreden (bk. ş-k-r)[/TD]
[TD]mü’min: imanlı, Allah’a inanan (bk. e-m-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nebâtât: bitkiler[/TD]
[TD]nokta-i kemâl: mükemmellik noktası (bk. k-m-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sair: diğer[/TD]
[TD]sa’y: çalışma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[TD]tayin etmek: belirlemek[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecellî: yansıma (bk. c-l-y)[/TD]
[TD]tenasül: üreme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]terakkiyat: ilerlemeler, yükselmeler[/TD]
[TD]zâil: geçici, yok olucu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîkemâl: kemâl sahibi, mükemmel (bk. ẕî; k-m-l)[/TD]
[TD]âdi: basit, sıradan[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ücret-i kemâl: varlıkların değişip mükemmelleşerek bir tür ücret kazanması (bk. k-m-l)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
23 Ekim 2011: 20:49 #798897Anonim
Hem madem Hallâk-ı Bîmisal israf etmiyor, abes işleri yapmıyor. Hattâ güz mevsiminde vazifesi bitmiş, vefat etmiş mahlûkların enkaz-ı maddiyesini bahar masnuatında istimal ediyor, onların binalarında derc ediyor. Elbette,
1يَوْمَ تُبَدَّلُ اْلاَرْضُ غَيْرَ اْلاَرْضِ sırrıyla,وَاِنَّ الدَّارَ اْلاٰخِرَةَ لَهِىَ الْحَيَوَانُ
2 işaretiyle, şu dünyada câmid, şuursuz, ve mühim vazifeler gören zerrât-ı arziyenin, elbette taşı, ağacı, herşeyi zîhayat ve zîşuur olan âhiretin bazı binalarında derc ve istimali mukteza-yı hikmettir. Çünkü, harap olmuş dünyanın zerrâtını dünyada bırakmak veya ademe atmak israftır. Ve şu hakikatten, pek muazzam bir kanun-u hikmetin ucu görünüyor.Hem madem şu dünyanın pek çok âsârı ve mâneviyâtı ve meyveleri ve cin ve ins gibi mükellefînin mensucat-ı amelleri, sahâif-i ef’alleri, ruhları, cesetleri âhiret pazarına gönderiliyor. Elbette o semerâta ve mânâlara hizmet eden ve arkadaşlık eden zerrât-ı arziye dahi, vazife noktasında kendine göre tekemmül ettikten sonra, yani nur-u hayata çok defa hizmet ve mazhar olduktan sonra ve hayatî tesbihata medar olduktan sonra, şu harap olacak dünyanın enkazı içinde, şu zerrâtı dahi öteki âlemin binasında derc etmek, mukteza-yı adl ve hikmettir. Ve şu hakikatten, pek muazzam bir kanun-u adlin ucu görünüyor.
Hem madem ruh cisme hâkim olduğu gibi, câmid maddelerde dahi, kaderin yazdığı evâmir-i tekvîniye o maddelere hâkimdir. O maddeler, kaderin mânevî yazısına göre mevki ve nizam alabilirler. Meselâ, yumurtaların envâında ve nutfelerin aksamında ve çekirdeklerin esnafında ve tohumların ecnâsında kaderin ayrı ayrı yazdığı evâmir-i tekvîniye cihetiyle ayrı ayrı makam ve nur sahibi oluyorlar. Ve o madde itibarıyla mahiyetleriHAŞİYE-1 bir hükmünde olan o maddeler,
[NOT]Dipnot-1
“O gün yeryüzü başka bir şekle girer.” İbrahîm Sûresi, 14:48.
Dipnot-2
“Asıl hayata mazhar olan ise âhiret yurdudur.” Ankebut Sûresi, 29:64.Haşiye-1
Evet, bütün onlar dört unsurdan mürekkeptir. Müvellidülmâ, müvellidülhumuza, azot, karbon gibi maddelerden teşkil olunuyorlar. Maddece bir sayılabilirler. Farkları yalnız kaderin mânevî yazısındadır.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Hallâk-ı Bîmisal: eşi ve benzeri olmayan yaratıcı, Allah (bk. ḫ-l-ḳ; m-s̱-l)[/TD]
[TD]abes: anlamsız, gayesiz[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]adem: yokluk[/TD]
[TD]aksam: kısımlar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]bina: yapı[/TD]
[TD]cihet: yön[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]câmid: cansız[/TD]
[TD]derc: yerleştirme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ecnâs: cinsler, türler[/TD]
[TD]enkaz-ı maddiye: maddi yıkıntılar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]envâ: çeşitler, türler[/TD]
[TD]esnaf: sınıflar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]evâmir-i tekvîniye: yaratılışa ait emirler (bk. k-v-n)[/TD]
[TD]güz: sonbahar[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hakikat: gerçek, doğru (bk. ḥ-ḳ-ḳ)[/TD]
[TD]hayatî: hayatla ilgili (bk. ḥ-y-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
[TD]hâkim: hükmeden (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ins: insanlar[/TD]
[TD]istimal: kullanma[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]istimal etmek: kullanmak[/TD]
[TD]itibarıyla: özelliğiyle (bk. a-b-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, planlaması (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[TD]kanun-u adl: adalet kanunu (bk. ḳ-n-n; a-d-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kanun-u hikmet: hikmet kanunu (bk. ḥ-k-m; ḳ-n-n)[/TD]
[TD]mahiyet: özellik, nitelik, esas[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mahlûk: yaratık (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[TD]masnuat: san’at eseri varlıklar (bk. ṣ-n-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mazhar: erişme, sahip olma (bk. ẓ-h-r)[/TD]
[TD]medar: vesile, dayanak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mensucat-ı amel: iş ve davranışların dokumaları[/TD]
[TD]mevki: yer, konum[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muazzam: çok büyük (bk. a-ẓ-m)[/TD]
[TD]mukteza-yı adl ve hikmet: hikmet ve adaletin gereği (bk. a-d-l; ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mukteza-yı hikmet: Allah’ın hikmetinin gereği (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[TD]mâneviyât: mânevî âleme ait olan şeyler (bk. a-n-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mühim: önemli[/TD]
[TD]mükellefîn: yükümlüler, vazifeliler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mürekkep: oluşmuş; bileşik[/TD]
[TD]müvellidülhumuza: oksijen[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]müvellidülmâ: hidrojen[/TD]
[TD]nizam: düzen (bk. n-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nur-u hayat: hayat nuru (bk. n-v-r; ḥ-y-y)[/TD]
[TD]nutfe: memelilerin yaratıldığı su, meni[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sahâif-i ef’âl: fiilerin ve işlerin sahifeleri (bk. f-a-l)[/TD]
[TD]semerât: meyveler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tekemmül: olgunlaşma, mükemmelleşme (bk. k-m-l)[/TD]
[TD]tesbihat: Allah’ı noksan sıfatlardan yüce tutan sözler (bk. s-b-ḥ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]teşkil olunmak: oluşturulmak[/TD]
[TD]zerrât: atomlar, en küçük madde parçaları[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zerrât-ı arziye: yerin, maddenin yapı taşları[/TD]
[TD]zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîşuur: şuurlu, bilinçli (bk. ẕî; ş-a-r)[/TD]
[TD]âhiret: öteki dünya (bk. e-ḫ-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem: dünya (bk. a-l-m)[/TD]
[TD]âsâr: eserler[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]şuursuz: bilinçsiz (bk. ş-a-r)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
23 Ekim 2011: 20:51 #798898Anonim
hadsiz muhtelif mevcudata menşe oluyorlar, ayrı ayrı makam ve nur sahibi oluyorlar. Elbette, hidemât-ı hayatiye ve hayattaki tesbihat-ı Rabbâniyede defaatle bir zerre bulunmuşsa ve hizmet etmişse, o zerrenin mânevî alnında o mânâların hikmetlerini, hiçbir şeyi kaybetmeyen kader kalemiyle kaydetmesi, mukteza-yı ihata-i ilmîdir. Ve şunda pek muazzam bir kanun-u ilm-i muhitin ucu görünüyor.
Öyle ise, zerrelerHAŞİYE-1 başıboş değiller.
Netice-i kelâm: Geçmiş yedi kanun, yani kanun-u rububiyet, kanun-u kerem, kanun-u cemâl, kanun-u rahmet, kanun-u hikmet, kanun-u adl, kanun-u ihata-i ilmî gibi pek çok muazzam kanunların görünen uçları arkalarında birer İsm-i Âzam ve o İsm-i Âzamın tecellî-i âzamını gösteriyorlar. Ve o tecellîden anlaşılıyor ki, sair mevcudat gibi, şu dünyadaki tahavvülât-ı zerrât dahi, gayet âli hikmetler için kaderin çizdiği hudut üzerine kudretin verdiği evâmir-i tekvîniyeye göre hassas bir mizan-ı ilmî ile cevelân ediyorlar. Adeta başka, yüksek bir âlemeHAŞİYE-2 gitmeye hazırlanıyorlar. Öyle ise, zîhayat cisimler, o seyyah zerrelere
[NOT]Haşiye-1
Şu cevap, yedi “madem” kelimelerine bakar.
Haşiye-2
Çünkü, bilmüşahede, gayet cevâdâne bir faaliyetle şu âlem-i kesif ve süflîde pek kesretle nur-u hayatı serpmek ve iş’âl etmek, hattâ en hasis maddelerde ve taaffün etmiş cisimlerde kesretle taze bir nur-u hayatı ışıklandırmak, o kesif ve hasis maddeleri nur-u hayatla letâfetlendirmek, cilâlandırmak, sarahate yakın işaret ediyor ki, gayet lâtif, ulvî, nazif, hayattar diğer bir âlemin hesabına şu kesif, câmid âlemi, zerrâtın hareketiyle, hayatın nuruyla cilâlandırıyor, eritiyor, güzelleştiriyor, güya lâtif bir âleme gitmek için ziynetlendiriyor. İşte, beşer haşrini aklına sığıştıramayan dar akıllı adamlar, Kur’ân’ın nuruyla rasat etseler görecekler ki, bütün zerrâtı bir ordu gibi haşredecek kadar muhit bir kanun-u kayyûmiyet görünüyor, bilmüşahede tasarruf ediyor.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]beşer: insan[/TD]
[TD]bilmüşahede: gözle görüldüğü gibi (bk. ş-h-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]cevelân: dolaşma, gezme[/TD]
[TD]cevâdâne: cömertçe (bk. c-v-d)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]câmid: cansız[/TD]
[TD]defaat: defalarca[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]evâmir-i tekvîniye: yaratılışla ilgili emirler (bk. k-v-n)[/TD]
[TD]hadsiz: sınırsız[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hasis: âdi, değersiz[/TD]
[TD]hayattar: canlı (bk. ḥ-y-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]haşiye: dipnot, açıklayıcı not[/TD]
[TD]haşr: öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah’ın huzurunda toplanma (bk. ḥ-ş-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hidemât-ı hayatiye: hayata ait hizmetler, görevler (bk. ḥ-y-y)[/TD]
[TD]hikmet: sır, incelik; fayda, gaye (bk. ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hudud: sınır[/TD]
[TD]iş’al etmek: nurlandırmak, ışıklandırmak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kader: Allah’ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, planlaması (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[TD]kanun-u adl: adalet kanunu (bk. ḳ-n-n; a-d-l)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kanun-u cemâl: güzellik kanunu (bk. ḳ-n-n; c-m-l)[/TD]
[TD]kanun-u hikmet: hikmet kanunu (bk. ḳ-n-n; ḥ-k-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kanun-u ihata-i ilmî: Allah’ın ilminin herşeyi kuşatmasının kanunu (bk. ḳ-n-n; a-l-m)[/TD]
[TD]kanun-u ilm-i muhit: Allah’ın herşeyi kuşatan ilminin kanunu (bk. ḳ-n-n; a-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kanun-u kayyûmiyet: Allah’ın yarattıklarının varlıklarını ayakta tutup devam ettirme kanunu (bk. ḳ-n-n; ḳ-v-m)[/TD]
[TD]kanun-u kerem: cömertlik, ikram ve bağış kanunu (bk. ḳ-n-n; k-r-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kanun-u rahmet: rahmet kanunu (bk. ḳ-n-n; r-ḥ-m)[/TD]
[TD]kanun-u rububiyet: Allah’ın bütün varlık âlemini terbiye ve idare ediciliğinin kanunu (bk. ḳ-n-n; r-b-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kesif: yoğun, katı[/TD]
[TD]kesretle: çoklukla (bk. k-s̱-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kudret: İlâhî güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[TD]letâfetlendirmek: güzelleştirmek (bk. l-ṭ-f)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lâtif: güzel, hoş (bk. l-ṭ-f)[/TD]
[TD]menşe: kaynak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
[TD]mizan-ı ilmî: ilmî ölçü (bk. v-z-n; a-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muazzam: çok büyük (bk. a-ẓ-m)[/TD]
[TD]muhit: kuşatıcı, kapsamlı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muhtelif: çeşitli[/TD]
[TD]mukteza-yı ihata-i ilmî: Allah’ın ilminin herşeyi kuşatmasının gereği (bk. a-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nazif: temiz, pak[/TD]
[TD]netice-i kelâm: sözün özü (bk. k-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]nur-u hayat: hayat nuru (bk. n-v-r; ḥ-y-y)[/TD]
[TD]rasat: gözetleme[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]sair: diğer, başka[/TD]
[TD]sarahat: açıklık[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]seyyah: hareketli, gezici[/TD]
[TD]süflî: aşağılık, alçak[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]taaffün etmek: bozulmak, çürümek[/TD]
[TD]tahavvülât-ı zerrât: atomların değişim, dönüşüm ve hareketleri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tasarruf: herşeyi dilediği gibi kullanma ve yönetme (bk. ṣ-r-f)[/TD]
[TD]tecellî: yansıma (bk. c-l-y)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tecellî-i âzam: en büyük yansıma (bk. c-l-y; a-ẓ-m)[/TD]
[TD]tesbihat-ı Rabbâniye: Allah’ı öven ve kusurdan yüce tutan sözler (bk. s-b-ḥ; r-b-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]ulvî: yüce[/TD]
[TD]zerre: atom, en küçük madde parçası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zerrât: atomlar, en küçük madde parçaları[/TD]
[TD]ziynetlendirmek: süslendirmek (bk. z-y-n)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zîhayat: canlı (bk. ẕî; ḥ-y-y)[/TD]
[TD]âlem: dünya (bk. a-l-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]âlem-i kesif: yoğun madde âlemi, dünya (bk. a-l-m)[/TD]
[TD]âli: yüce[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]İsm-i Âzam: Cenâb-ı Hakkın binbir isminden en büyük ve mânâca diğer isimleri kuşatmış olanı (bk. s-m-v; a-ẓ-m)[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
23 Ekim 2011: 20:54 #798899Anonim
güya birer mektep, birer kışla, birer misafirhane-i terbiye hükmündedir. Ve öyle olduğuna, bir hads-i sâdıkla hükmedilebilir.Elhasıl: Birinci Sözde denildiği ve ispat edildiği gibi, herşey Bismillâh der. İşte, bütün mevcudat gibi, herbir zerre ve zerrâtın herbir taifesi ve mahsus herbir cemaati, lisan-ı hâl ile Bismillâh der, hareket eder.
1Evet, geçmiş Üç Nokta sırrıyla, herbir zerre, mebde-i hareketinde, lisan-ı hâl ile “Bismillâhirrahmânirrahîm” der. Yani, “Ben Allah’ın namıyla, hesabıyla, ismiyle, izniyle, kuvvetiyle hareket ediyorum.”
Sonra, netice-i hareketinde, herbir masnu gibi, herbir zerre, herbir taifesi, lisan-ı hâl ile
2اَلْحَمْدُِللهِرَبِّالْعَالَمِينَder ki, bir kaside-i medhiye hükmünde olan san’atlı bir mahlûkun nakşında, kudretin küçük bir kalem ucu hükmünde kendini gösterir. Belki herbiri, mânevî, Rabbânî, muazzam, hadsiz başlı bir fonoğrafın birer plâğı hükmünde olan masnuların üstünde dönen ve tahmidât-ı Rabbâniye kasideleriyle o masnuatı konuşturan ve tesbihat-ı İlâhiye neşidelerini okutturan birer iğne başı suretinde kendini gösteriyorlar.دَعْوٰيهُمْ فِيهَا سُبْحَانَكَ اللّٰهُمَّ وَتَـحِيَّتُهُمْ فِيهَا سَلاَمٌ وَاٰخِرُ دَعْوٰيهُمْ اَنِ الْحَمْدُ ِللهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
3 سُبْحَانَكَ لاَعِلْمَ لَناَۤ اِلاَّ مَاعَلَّمْتَنَاۤ اِنَّكَ اَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
4 رَبَنَّا لاَ تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ اِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ
5 اَللّٰهُمَّ صَلِّ عَلٰى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ صَلاَةً تَكُونُ لَكَ رِضَاۤءً وَلِحَقِّهِ اَدَاءً وَعَلٰۤى اٰلِهِ وَصَحْبِهِ وَاِخْوَانِهِ وَسَلِّمْ وَسَلِّمْنَا وَسَلِّمْ دِينَنَا، اٰمِينَ يَا رَبَّ الْعَالَمِينَ
6
[NOT]Dipnot-1
bk. İsrâ Sûresi, 17:44.
Dipnot-2
“Her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.” Fâtiha Sûresi, 1:2.
Dipnot-3
“Onların Cennetteki duaları şöyledir: ‘Allahım, Seni bütün noksan sıfatlardan tenzih ederiz.’ Aralarındaki dilekleri de hep selâmdır, iyiliktir. Duaları ise şu sözlerle sona erer: ‘Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, Âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.” Yûnus Sûresi, 10:10.
Dipnot-4
“Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Sensin.” Bakara Sûresi, 2:32.
Dipnot-5
“Ey Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalblerimizi sapıklığa meylettirme. Yüce katından bize bir rahmet bağışla. Muhakkak ki veren Sensin, dua edip istediklerimizi bize bağışlayan Sensin.” Âl-i İmrân Sûresi, 3:8.
Dipnot-6
Allahım! Efendimiz Muhammed’e, âline, ashabına ve ihvânına, Senin razı olacağın şekilde ve onun hakkını eda edecek bir surette salât ve selâm et, bize ve dinimize selâmet ver. Âmin, ey Rabbü’l-Âlemîn.[/NOT][TABLE]
[TR]
[TD]Bismillâh: Allah’ın adıyla (bk. s-m-v)[/TD]
[TD]Bismillâhirrahmânirrahîm: Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla (bk. s-m-v; r-ḥ-m)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]Rabbânî: Allah’a ait (bk. r-b-b)[/TD]
[TD]cemaat: topluluk (bk. c-m-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]elhasıl: özetle, sonuç olarak[/TD]
[TD]fonoğraf: Gromofonun ilk şekli, ses cihazı[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]hads-i sâdık: tam ve şüphesiz idrak etme ve bilme (bk. ḥ-d-s̱; s-d-ḳ)[/TD]
[TD]kaside: övgü şiiri[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]kaside-i medhiye: metheden, öven kaside[/TD]
[TD]kudret: güç, iktidar (bk. ḳ-d-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]lisan-ı hâl: hal ve beden dili[/TD]
[TD]mahlûk: yaratık (bk. ḫ-l-ḳ)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]masnu: sanat eseri varlık (bk. ṣ-n-a)[/TD]
[TD]masnuat: sanat eseri varlıklar (bk. ṣ-n-a)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mebde-i hareket: hareketin başlangıcı[/TD]
[TD]mektep: okul (bk. k-t-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]mevcudat: varlıklar (bk. v-c-d)[/TD]
[TD]misafirhane-i terbiye: terbiye etmek için kurulan misafirhane (bk. r-b-b)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]muazzam: çok büyük (bk. a-ẓ-m)[/TD]
[TD]netice-i hareket: hareketin sonucu[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]neşide: şiir[/TD]
[TD]suret: şekil, biçim (bk. ṣ-v-r)[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tahmidât-ı Rabbâniye: Allah’a yapılan şükür ve övgüler (bk. ḥ-m-d; r-b-b)[/TD]
[TD]taife: topluluk[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]tesbihat-ı İlâhiye: Allah’ı noksan sıfatlardan yüce tutan sözler (bk. s-b-ḥ; e-l-h)[/TD]
[TD]zerre: atom, en küçük madde parçası[/TD]
[/TR]
[TR]
[TD]zerrât: zerreler, atomlar[/TD]
[/TR]
[/TABLE]
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.