• Bu konu 31 yanıt içerir, 10 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 33)
  • Yazar
    Yazılar
  • #679566
    Anonim
      Bismillahirrahmanirrahim
      Es-selamu aleyküm verahmetullahi ve berekatuhu…
      Bu gün itibariyle mesneviden soru-cevap şeklinde konular incelenerek istifade etmeye çalışacağız bi-iznillah, sizlerinde aklında bulunan soruları sorarak ve mevcut sorulara cevap vererek katılımlarınızı bekliyoruz.İstifademiz bol olsun inşALLAH…

      Lem’alar

      Türkçe Risale-i Nur’un Yirmi İkinci Sözüyle aynı mealdedir.

      بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ
      اَللهُ خَالِقُ كُلِّ شَىْءٍ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ وَكِيلٌ
      1
      لَهُ مَقَالِيدُ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ
      2
      وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ عِنْدَناَ خَزَاۤئِنُهُ
      4
      فَسُبْحَانَ الَّذِى بِيَدِهِ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ
      3
      مَامِنْ دَاۤبَّةٍ اِلاَّ هُوَ اٰخِذٌ بِنَاصِيَتِهَا
      5

      Ey daire-i esbabdan zuhur eden işleri, hâdiseleri esbaba isnad eden gafil, cahil! Mal sahibi zannettiğin esbab, mal sahibi değillerdir. Asıl mal sahibi, onların arkasında iş gören kudret-i ezeliyedir. Onlar, ancak o kudretten gelen hakikî tesirleri ilân ve neşretmekle muvazzaftırlar. Demek, daire-i esbab, hükûmetin kalem dairesi hükmündedir ki, yukarıdan gelen emirlerin tebliğatı o daireden yapılıyor. Çünkü, izzet ve azamet perdeyi iktizâ eder; tevhid ve celâl dahi şirketi reddeder, tesiri esbaba vermiyor.

      Evet, Sultan-ı Ezelînin memurları vardır, ama icraatçıları değillerdir ki, saltanat ve rububiyetinde ortak olsunlar. Ancak o memurların vazifesi dellâllıktır ki, kudretin icraatını ilân ediyorlar. Veya o memurlar, nâzır müşahitlerdir ki, gördükleri evâmir-i tekviniyeye karşı yaptıkları itaat ve inkıyad ile istidatlarına göre bir nevi ibadet yapmış olurlar. Demek esbab, ancak ve ancak kudretin izzetini, rububiyetin haşmetini izhar için vaz edilmiş birtakım vasıtalardır. Yoksa, kudretin acz ve ihtiyacı için muavenet eden yardımcı değillerdir. Beşer sultanlarının memurları ise, sultanların ihtiyaç ve aczlerini def için tayinlerine zaruret hasıl olan yardımcı ve ortaklarıdır. Binaenaleyh, Allah’ın memurlarıyla insanın memurları arasında münasebet yoktur. Yalnız gafil ve cahil olanlar hâdiselerde ve vukuattaki hikmetleri, güzellikleri göremediklerinden, Cenâb-ı Haktan şekva ve şikâyetlere başlarlar. İşte o şekva ve şikâyetlerin hedefini değiştirmek için esbab vaz edilmiştir. Çünkü, kusur onlardan çıkıyor, onların kabiliyetsizliğinden ileri geliyor. Bu sırra bir misal-i lâtif sûretinde bir temsil-i mânevî rivayet ediliyor ki:

      Hazret-i Azrail Aleyhisselâm, Cenâb-ı Hakka demiş ki:

      “Kabz-ı ervah vazifesinde Senin ibâdın benden şekva edecekler. Benden küsecekler.”

      Cenâb-ı Hak, lisan-ı hikmetle ona demiş ki:

      “Seninle ibâdımın ortasında musibetler, hastalıklar perdesini bırakacağım. Tâ şekvaları onlara gidip sana küsmesinler.”

      Evet, nasıl ki hastalıklar perdedir, ecelde tevehhüm olunan fenalıklara mercidirler. Ve kabz-ı ervahta hakikî olarak hikmet ve güzellik, Hazret-i Azrail Aleyhisselâm’ın vazifesine mütealliktir. Öyle de, Hazret-i Azrail Aleyhisselâm da bir perdedir. Kabz-ı ervahta zahiren merhametsiz görünen ve rahmetin kemâline münasip düşmeyen bazı hâlâta merci olmak için o memuriyete bir nâzır ve kudret-i İlâhiyyeye bir perdedir.

      Evet, izzet ve azamet ister ki, esbab perdedar-ı dest-i kudret ola aklın nazarında. Tevhid ve celâl ister ki, esbab ellerini çeksinler tesir-i hakikîden.

      [NOT]Bilinmeyen sözcükler üzerine tıklayıp anlamlarını öğrenebilirsiniz[/NOT]
      Dipnotlar – Arapça İbareler – Haşiyeler :

      1 : “Allah herşeyin yaratıcısıdır. Ve O her şey üzerinde hakkıyla görüp gözeticidir.” Zümer Sûresi, 39:62.
      2 : “Göklerin ve yerin tedbir ve tasarrufu Ona âittir.” Zümer Sûresi, 39:63.
      3 : “Şânı ne yücedir Onun ki, herşeyin hüküm ve tasarrufu elindedir.” Yâsin Sûresi, 36:83.
      4 : “Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri Bizim yanımızda olmasın.” Hicr Sûresi, 15:21.
      5 : “Hiçbir canlı yoktur ki, Allah onu alnından tutup kudretine boyun eğdirmiş olmasın.” Hûd Sûresi, 11:56.


      Soruları Cevaplandırıyoruz

      1. Sebeplerin vazifeleri nelerdir ?

      2. İzzet ve azamet neden sebepleri iktiza eder ? Misal verebilir miyiz ?


      3. Tevhid ve Celal sebeplerdeki tesiri nasıl reddediyor ? Örneklerle izah edebilir miyiz ?


      4. Sebepler kudretin icraatını ne şekilde ilan ediyorlar ?


      5. “Veya o memurlar, nâzır müşahitlerdir ki, gördükleri evâmir-i tekviniyeye karşı yaptıkları itaat ve inkıyad ile istidatlarına göre bir nevi ibadet yapmış olurlar.” Bu cümleyi nasıl anlamalıyız ? Evamiri tekviniyeye karşı sebeplerin itaati ve ibadeti nasıl oluyor ? Nasıl misal verebiliriz ?


      6.Allahın memurlarıyla, insanların yardımcıları, memurları arasında nasıl bir fark vardır?


      7. Girişte verilen ayetlerin konuyla nasıl bir bağlantısı vardır ?


      8. Daire-i esbabdan zuhur eden (sebepler sonucu ortaya çıkan) işler nelerdir ?


      9. “Yalnız gafil ve cahil olanlar hâdiselerde ve vukuattaki hikmetleri, güzellikleri göremediklerinden, Cenâb-ı Haktan şekva ve şikâyetlere başlarlar.” Bu söze göre sebepler hakikatı algılayamayan gaflet ve cehalette olanlar için mi vardır ?


      10. “Çünkü, kusur onlardan çıkıyor, onların kabiliyetsizliğinden ileri geliyor.” Sebeplerdeki kusurlar nelerdir ? Kabiliyetsizlikleri ne demektir ?


      11.Evet, izzet ve azamet ister ki, esbab perdedar-ı dest-i kudret ola aklın nazarında. Tevhid ve celâl ister ki, esbab ellerini çeksinler tesir-i hakikîden.denilmiş burada neden izzet ve azamet-tevhid ve celal sıfatları kullanılmıştır?


      #812832
      Anonim

        7. Girişte verilen ayetlerin konuyla nasıl bir bağlantısı vardır ?

        1 : “Allah herşeyin yaratıcısıdır. Ve O her şey üzerinde hakkıyla görüp gözeticidir.” Zümer Sûresi, 39:62.
        2 : “Göklerin ve yerin tedbir ve tasarrufu Ona âittir.” Zümer Sûresi, 39:63.
        3 : “Şânı ne yücedir Onun ki, herşeyin hüküm ve tasarrufu elindedir.” Yâsin Sûresi, 36:83.
        4 : “Hiçbir şey yoktur ki, hazineleri Bizim yanımızda olmasın.” Hicr Sûresi, 15:21.
        5 : “Hiçbir canlı yoktur ki, Allah onu alnından tutup kudretine boyun eğdirmiş olmasın.” Hûd Sûresi, 11:56.

        Ayetlerin herbirine baktığımızda Allahın her varlık üzerinde tasarruf sahibi olduğunu, tedbirinin ona ait olduğunu, herbirşeyi görüp gözettiğini, yine herşeye hükmettiğini görüyoruz. Üstad hazretleri, Allahın kudretini ve doğrudan herşeyin yaratıcısı olduğunu, gerçek hüküm ve tesir sahibi olduğunu bu ayetlerle nazara vermekle, sebeplerin tesirsizliğini ifade ediyor.

        #812833
        Anonim

          4. Sebepler kudretin icraatını ne şekilde ilan ediyorlar ?

          Sırr-ı ehadiyet; her bir eşyanın kendindeki has tecelli ile Allah’ın birliğini ilan etmesidir.
          Mesela her insana guzellik verilmeside birliği gösterdiği gibi,
          herkesteki guzelliğin kimsede olmayıp, sadece O’nda olması, hususi olarak birliği göstermektir.
          Bu durum her hadise için geçerlidir.

          Yunus as. başına gelen olayda bunu daha iyi anlamamıza yardımcı oluyor.
          Kalbinde nur-u tevhid ile bu hususi hadisedeki ehadiyet sırrını gördü;
          tek melce Allah olduğunu yakinen bildi ve hemen hatasını itiraf ederek Rabbine sığındı.

          #812834
          Anonim

            2. İzzet ve azamet neden sebepleri iktiza eder ? Misal verebilir miyiz ?

            Evvela; İzzet ve Azamet sözcüklerinin anlamlarına bakacak olursak; şeref sahibi, üstün olan ve büyük olan manlarına gelmektedir.

            Yaşanılan olaylar sonucu şekvanın Hakk’a gitmemesi ve sebeplere verilmesi adına izzet ve azamet sebepleri iktiza ediyor.

            Örneğin;Bir yerde deprem olduğunda,tsunami olduğunda kimse tabiat olayları ile ilgilenen melek olan Mikaili suçlamaz bunun önünde bulunan dünyanın iç yapısı,depremin meydana geldiği yerin coğrafi konumu,fay hattı üzerinde bulunup bulunmaması gibi sebeplere bakılır ve onlar sebep olarak gösterilir.

            Ya da ruhları kabz eden Azrail ile aramızdaki hastalık,kaza,müsibet gibi sebepler olmasa biz direk ondan şikayetçi olacağız ve Azrail dahi ölüm olayına perde olmasa Hakim olan Allahtan şikayetçi olacağız bu da bizi şüphesiz ki inkara,isyana ve mazallah şirke götürürür.

            Çünkü akıl zahirde görünen bazı olayları çirkin görür.Ve haşa bunu Kuddüs olan (pak temiz kusur ve noksanlardan münezzeh) Yaratıcıya isnad edebilir .

            Oysa herşey aklın göründüğü gibi değildir.Örneğin; ölüm zahirde çirkin gelir lakin ardında Allahın vadettiği, fıtratın şiddetle istediği,nihayetsiz nimetler vardır.Hem sevdiklerimiz özlenenler dahi oradadırlar.Hem nihayetsiz istekleri olan insanların bu isteklerinin giderilmesi gene oradadır ve hakedenlere cennet vadedilmiştir ve arkada bize bildirilmemiş olan daha nice güzel olaylar ve vasıflar bulunmaktadır.

            İşte bu ve daha bunlar gibi pek çok sebebe binaen Allahın izzet ve Azameti sebepleri iktiza etmektedir.

            #812835
            Anonim

              3. Tevhid ve Celal sebeplerdeki tesiri nasıl reddediyor ? Örneklerle izah edebilir miyiz ?

              “tevhid ve celâl dahi şirketi reddeder, tesiri esbaba vermiyor.”

              Allah yarattığı herşeyde varlığına ve birliğine deliller göstermiş. Ki bu deliller sebepleri saltanatına ortak etmiyecek kadar barizdir. Sebepleri bir perdedir. Biraz dikkatlice bakıldığında o perdeleri aralayıp, perde arkasındaki asıl tesir sahibini görmek mümkündür. Görünen çirkinlikler veya ilk bakıldığında hikmeti kavranamayan meselelerde sebepleri vardır ki şikayetler Allahın izetine ve azametine olmasın. Fakat bu sebeplerin Allahın izzet ve azametine gelen şikayetlerine merci olması, Onun tevhid ve celaline de ortak olduklarını göstermez. O noktada tesrileri yoktur. Bunu anlayabilmek içinde eşyaya 2 şekilde bakılabilir. Birisi manai ismi diğeri ise manai harfi. Manai ismi eşyaya kendi namına veyahut sebepler namına ya da tesadüflere vererek bakmaktır. Manai harfi ise nimette nimetlendiriciyi, sanatta sanatkarı, güzelde sonsuz güzellik sahibini, ilimde sonsuz ilim sahibini görmektir. Manai harfi ile mevcudata bakıldığında Allahın vahidiyetini ve ehadiyetini görmemek mümkün değildir.

              Misal bir masayı düşünelim. Masayı oluşturan malzemelerin kendi kendine, veya masaya ihtiyaç olması sebebiyle o malzemelerin şuurlu olarak bir araya geldiğini iddia edebilir miyiz ? Bir marangoz, ya da bir fabrika sahibi o işe el atmadığı müddetçe, hiç bir sebep o masanın vücuda gelmesini sağlıyamaz. Masayı ortaya koymak için birilerinin o işe el atması gerekir. Aynı şekilde kaianttaki bütün mevcudatta böyledir. Kendi kendine veya sebeplerin tesiriyle vücuda gelmiş değildir. Çünkü sebepler sonucu vücuda getirecek kudrette değildir. Yaz ayında kupkuru bir toprakta yetişen karpuzun içindeki su hangi sebeple izah edilebilir. Bir ağacın yemyeşil yapraklarının suyla, güneşle, havayla, toprakla nasıl bir ilgisi vardır ? İnekten çıkan tertemiz sütün otla nasıl bir ilişkisi vardır ? İncecik bir otun sert taşları ve kayaların delip onların üzerinde yeşermesi neyle ifade edilebilir ? Yine insanın bile dayanamadığı sıcaklarda yemyeşil yaprakların buna dayanıklılık göstermesinin sebebi nedir ? Gördüğümüz gibi sebeplerin sonuçla hiç bi şekilde ilişkisi yoktur. Biraz dikkatli bakmak kafidir anlamak için.

              “Cenâb-ı Hakkın mâsivâsına, yani kâinata mânâ-yı harfi ile ve Onun hesabına bakmak lâzımdır. Mânâ-yı ismi ile ve esbab hesabına bakmak hatâdır.

              Evet, herşeyin iki ciheti vardır. Bir ciheti Hakka bakar, diğer ciheti de halka bakar. Halka bakan cihet, Hakka bakan cihete tenteneli bir perde veya şeffaf bir cam parçası gibi, altında Hakka bakan cihet-i isnadı gösterecek bir perde gibi olmalıdır. Binaenaleyh, nimete bakıldığı zaman Mün’im, san’ata bakıldığı zaman Sâni, esbaba nazar edildiği vakit Müessir-i Hakikî zihne ve fikre gelmelidir.” Mesnevi-i Nuriye

              #812836
              Anonim

                6.Allahın memurlarıyla, insanların yardımcıları, memurları arasında nasıl bir fark vardır?

                Evet, Ezeli Sultan olan Allah cc’nun vazifeli memurları, yardımcıları vardır fakat o yardımcılar sadece sebep olabilirler, illet olamazlar (yani asıl sebep olamazlar). Bu nedenle Allah cc’nun saltanatına ve Rab’lığına yani terbiye ediciliğine ortak olamazlar. O yardımcılar sadece Allah cc’nun isim ve sıfatlarını şuur sahiplerine duyurmak, ilan etmek, tanıttırmak için vazifeli memurlardır.
                Mesela bir gül, bize Allah cc’nun Cemil ismini göstermekle vazifelidir, bir bulut yağmur vazifesini yerine getiriken Allah cc’nun Rahim ismini gösterir. Güneş her gün izni İlahi ile doğup batarken hem kulluğunu yerine getirmiş olur hem de Allah cc’nun azametini bizlere gösterir.

                Velhasıl Allah cc noksanlıktan acizlikten fakirlikten münezzehtir, yaratılmış her bir mevcut O’nun sonsuz ve sınırsız isim ve sıfatlarının, yansımalarını ve cilvelerini göstermekle vazifelidirler. Bu şekilde kendi kulluklarınıda yerine getirmiş olurlar.

                Fakat insanların yardımcıları, onların kusurlarını, acizliklerini, eksikliklerini örtmek için vardır. Çünkü padişahta olsa, başbakanda olsa kul her zaman acizdir yardıma ihtiyacı vardır. Her zaman her yerde olmak, bir işle uğraşırken başka bir işe yetişebilmek, raiyeti altında olanların her biri ile aynı anda ilgilenebilmesi mümkün değildir. Bundan dolayıdır ki bir padişah düşünün; bir çok yardımcısı vardır, askerlerle ilgilenmesi için yardımcısı vardır, konukları ile ilgilenmesi için yardımcısı vardır, sarayın işleri ile ilgilenmesi için yardımcısı vardır, halkının sorunları ile ilgilenmesi için yardımcısı vardır, devlet hazinesi ile ilgilenmesi için yardımcısı vardır .. vs.

                Lakin düşünen ve idrak eden insan anlar ki Allah cc bütün bu noksanlıklardan ve acizliklerden münezzehtir, tüm isim ve sıfatları hem sınırsızdır hem sonsuzdur. O cc herşeye Mailktir, hazinesinin sınırı yoktur, Rezzak’tır, zaman ve mekan gözetmeksizin her türlü canlıya Rahmet hazinesinden rızık gönderir. Kuddüs ismi ile kainatı temizler, Celil ismi ile bize azametini gösterir, Şafi ismi ile hastaların imdadına koşar, Kerim ismi ile ikram eder.. bu fiillerin hepsi çeşitli sebepler altına gizlenmiştir, fakat sebepler sadece aracı olabilirler, illet olamazlar..

                #812837
                Anonim

                  5. “Veya o memurlar, nâzır müşahitlerdir ki, gördükleri evâmir-i tekviniyeye karşı yaptıkları itaat ve inkıyad ile istidatlarına göre bir nevi ibadet yapmış olurlar.” Bu cümleyi nasıl anlamalıyız ? Evamiri tekviniyeye karşı sebeplerin itaati ve ibadeti nasıl oluyor ? Nasıl misal verebiliriz ?

                  Allahın memurları olan melekler vazifedardırlar her meleğin bir vazifesi vardır ve onu yerine getirmekte, böylece Allaha ibadet etmektedir.Aynı noktadan bakacak olur isek Allahın memurları yalnızca melekelr değil hayvanlar dahi memurlardır.Üstadında dediği gibi kedinin miyavlamaları dahi Ya Rahim Ya Rahim şeklindedir.
                  Yaratılan her varlığın bir vazifesi vardır;yazın kışa kışın bahara güze,gecenin gündüze yer vermesi,tavuğun yumurtlaması,ineğin süt vermesi,arının bal yapması,tatlı su ile tuzlu suyun birbirine karışmaması,güneşin vaktiyle doğup batması görevini aksatmaması,dünyanın kendi etrafında dönmesi,hücrelerin kendini yenilemesi,besinlerin vücütta taşınması… ve sair bunlar da; Allahın kendilerine koymuş olduğu, tabiatla ilgili kanunlara,emirlere uyarak ibadet etmiş oluyorlar.
                  Bu sebepleri gözden geçirdiğimizde varlıkları bizlerin ihtiyaçlarını karşılayacak niteliktedir.Her sebep kendince baktığımızda Allahın varlığının delillerini ve esmasının sikkesini taşımaktadır.O halde tevhid ve Celal sıfatının istediği gibi bizler dahi sebeplere takılı kalmadan sebepler arkasında gerçek tesir edeni görmeliyiz.

                  #812838
                  Anonim

                    “Veya o memurlar, nâzır müşahitlerdir ki, gördükleri evâmir-i tekviniyeye karşı yaptıkları itaat ve inkıyad ile istidatlarına göre bir nevi ibadet yapmış olurlar.”

                    Bu cümlede memurlardan kasıt melekler midir yoksa sebepler midir ? Yoksa her ikisi demi ? Sebepler ise sebepler Allahın yaratılış kanunlarına nasıl itaat ediyor ? Ben bu kısmı tam anlıyamadım, bi kaç misal görmek istiyorum ???

                    #812839
                    Anonim

                      @Lemeât 225301 wrote:

                      “Veya o memurlar, nâzır müşahitlerdir ki, gördükleri evâmir-i tekviniyeye karşı yaptıkları itaat ve inkıyad ile istidatlarına göre bir nevi ibadet yapmış olurlar.”

                      Bu cümlede memurlardan kasıt melekler midir yoksa sebepler midir ? Yoksa her ikisi demi ? Sebepler ise sebepler Allahın yaratılış kanunlarına nasıl itaat ediyor ? Ben bu kısmı tam anlıyamadım, bi kaç misal görmek istiyorum ???

                      Memurlardan kasıt hem meleklerdir hem sebeplerdir sonuç itibariyle meleklerde vazifeleri gereği sebeptirler, ölüm olayında Azrail as ın olduğu gibiki haksız şikayetler Hak makamına ulaşmasınlar…
                      Sebeplere örnek verecek olursak;Örneğin bir bitkinin yetişmesi için çok güneş hava su gereklidir değil mi?Akıl dairesinde baktığımızda bunlar olmadan bitkiler yetişemez, fotosentez yapamazlar, bilim penceresinden de baktığımızda bu böyledir.Ama iman penceresi ile baktığımızda bitkinin yetişmesi için güneşte havada suda birer esbaptırlar.Eğer Allah dileseydi sebepler (güneş hava su ) dahi olmadan da bitkiler yetişebilirdi.Demek ki burada sebpeler olan güneş hava ve su dahil emre itaat etmek durumundadırlar.Yazın en sıcak olduğu zamanlarda güneşin sıcaklığının şiddeti hararetine karşı ağaçların yapraklarının aylarca yeşil kalması buna örnektir.Akıl nazarı ile bakıldığında yapraklarında yanması hatta sıcaktan kuruması gerekiyor demekki sıcak olduğu halde dahi yaprağın vazifesi yeşil kalmak ve bu noktada itaat etmek…
                      Sebepler Allahın yaratılış kanununa itaat etmekle mükelleftirler çünkü bu dahi bir imntihandır.Sebeplerin var olmasındaki gayei maksat dahi haykırıyor ki: Bizler işi asıl yapanlar değiliz sadece perdeyiz,şimdi gel perdeyi arala bak ki tesir-i hakiki Hak’tır derler lisan-ı haleriyle.
                      Toprağa tohum ekeriz sularız biçeriz gübreleriz ki topraktan bir kazanç elde edelim.Toprağa tohum ekmesek ve diğer levazım olan sebepleri yapmadan ondan ürün beklesek ne kadar hılaf-ı akıl olur değil mi?
                      İşte onun gibi bu sebeplere yapışıp yerine getirdikten sonra dahi toprak ürünü verdi demekte o kadar hılafı akıldır.Çünkü toprağın hissi,şuuru yoktur demekki perdenin ardında Rahman olan Rahim olan Vedud olan bir zat var.
                      Şimdi bu sebeplere bakıldığında Allahın izzetinin azametinin gerektirdiği şekliyle ibadet yapmış oluyorlar.

                      #812840
                      Anonim

                        “inkıyad ile istidatlarına göre bir nevi ibadet yapmış olurlar.”

                        İstidatları ne peki ?

                        #812841
                        Anonim

                          @Lemeât 225315 wrote:

                          “inkıyad ile istidatlarına göre bir nevi ibadet yapmış olurlar.”

                          İstidatları ne peki ?

                          her birisinin fıtratına yerleştirilmiş, yaradılış gayesini yerine getirmek için kullanacağı özelliklerin hepsi.

                          rüzgarın yaratılış gayelerinden birisi, bir yerdeki havanın başka bir yere gönderilmesi ise, havayı hareket ettirecek denli kuvvetli olmalı, hava bu etki karşısında yer değiştirecek denli hafif ve akışkan olmalı.


                          bir odanın aydınlanlası için gereken sebeb odaya elektrik gelmesi ve elektriğin bir yerde tutularak ışığa dönüştürülmesi;
                          elektrik dediğimiz “şey”in bir enerjiye sahib olması, o enerjinin lamba teline ulaşıp orada “ışıma”ya vesile olması gerekir. bu “yapabildiği” şeyler elektriğin birer istidadıdır ve uygun koşullarda bu yetenekleri kullanılarak ışık elde edilir.


                          yağmur un kabiliyeti toprağı ıslatmak, içindeki mineralleri çözmektir, bu sayede bitki kökleri bu mineralleri çeker ve kullanırlar
                          yağmur bitkinin büyümesi için bir sebebtir, büyüme sürecindeki “etkisi” de onun istidadına göre belirlenir, yani topraktaki minerallerin çözülmesi, toprağın yumuşaması vs.

                          bulaşık deterjanın fıtratına yerleştirilen kabiliyet, verilen istidad yağları çözmektir, biz de bu istidada göre onu kullanarak tabaklarımızı yıkarız. tabağın temizlenmesinde sebeb bulaşık deterjanı, onun istidadıda yağları çözmek olur.

                          her bir sebeb, etki edeceği sonucun ortaya çıkması için bir “etki”ye sahiptir, bu etki onun istidadı ile belirlenir.

                          kilit nokta; hiçbir istidadın, oluşan sonucun bütün hikmetlerini, bütün etkilerini ihata edebilecek kadar muazzam olamamasıdır.
                          âkıl insan odur ki, bunu fark edebilsin, sonucu bütün bütün sebebin “kabiliyetine” vermesin.
                          Cenab-ı Hakkın isimlerini orada görebilsin.

                          #812842
                          Anonim

                            10. “Çünkü, kusur onlardan çıkıyor, onların kabiliyetsizliğinden ileri geliyor.” Sebeplerdeki kusurlar nelerdir ? Kabiliyetsizlikleri ne demektir ?

                            Verilen ifade;

                            İşte o şekva ve şikâyetlerin hedefini değiştirmek için esbab vaz edilmiştir.

                            İfadesinin bir delili bir açıklaması olarak yazılmış.

                            Olaylar sonrasında edilen şikâyetlerin kaynağı; şikayet edenin sonuçtan tatmin olmadığını, sonucun kendisine “zarar verdiğini” düşünmesidir. (misal, öğrencinin sınavda düşük not alması.)
                            Bu sonuçtan ötürü, sonuca karar vereni sorumlu tutar, (hoca düşük not vermiş!)
                            Sonucun hikmetini kavrayamamak onun kabiliyetsizliği (evet hoca düşük not vermiş çünkü öğrenilmesi gerekenler öğrenilmemiş, alınması gerekenler alınmamış, yükselmesi gereken seviye yükselmemiş, bunların olması, daha fazla şey öğrenilmesi için notun düşük olması gerekir ki biraz daha çalışılsın) ve asıl sorumlunun kim olduğunu görememesi hata edenin kim olduğunu fark edemeyip sorumluluğu karar merciine vermesi ise kusurudur (sınava yeterince hazırlanmamış)

                            “Yalnız gafil ve cahil olanlar hâdiselerde ve vukuattaki hikmetleri, güzellikleri göremediklerinden,”

                            Hiçbir şey yoktur ki var edilmesi, yaratılması bir/birçok hikmete bina edilmesin.

                            “Herşeyde, hattâ en çirkin görünen şeylerde, hakiki bir hüsün ciheti vardır. Evet, kâinattaki herşey, her hâdise, ya bizzat güzeldir, ona hüsn-ü bizzat denilir; veya neticeleri cihetiyle güzeldir ki, ona hüsn-ü bilgayr denilir. Bir kısım hâdiseler var ki, zâhiri çirkin, müşevveştir. Fakat o zahirî perde altında gayet parlak güzellikler ve intizamlar var.” (onsekizinci söz – ikinci nokta)

                            Bu güzelliği, hikmeti, faydayı görememek, iyilikleri Allah’tan, kötülükleri nefisten bilememek, şeytanın da tahriki ile Cenab-ı Hakka şevka edilmesine vesile olur, ki bu bir insanın yapabileceği –en sade ifade ile- en büyük nankörlük olur.. Rabbimizin rahmetinin bir tezahürüdür ki bu sonuçlara perde olacak sebebler yaratmış ve kulunun gafil anında kendisini şikayet etmesinden muhafaza etmiş.
                            ~~~~~~
                            Düzeltme ve ekleme;

                            yukarıda ifade edilen insanın kendi kusur ve kabiliyetsizliği gibi;
                            hikmet boyutu gözönünde bulundurulmadığında, mana-yı harfi ile her bir sebeb tek başına incelendiğinde, hiç birisinin yapıları itibariyle, güzel bir şey ortaya çıkarma kabiliyetleri, hayra yönelme kabiliyetleri bulunmadığını görürüz.

                            ateş bir sebeptir, ve yakma tahrip etme özelliği, istidadı vardır
                            su akışkandır, sakin, yacı bir özelliği yoktur ve yine yıkıcıdır
                            herhangi bir hayvan, misal bir arı veya bir deve bir hayrı yapabilme özelliğine sahip değildir, nefis ve hevası peşinde gitmesi halinde yapabileceği sadece tahrip olur


                            bu şekilde çevremizdeki sebeblerin tek tek ele alınmasında, kendilerinin hayra yönelik bir kabiliyetleri olmadığı, tersine, kendi hallerine bir yöneticiden mahrum kalmaları halinde yıkıcı, zarar verici özellikleri olduğunu görürüz. bu yetersizlikleri, kabiliyetsizlikleri onların kusurlarıdır,
                            mana-yı ismi ile bakıldığında hepsinin bir vazife üzere yaratıldığını, bir idare edici tarfından yönetildiğini ve hayra yöneltildiklerini görürüz.

                            bu kusurlu unsurlar, kendi kusur ve hayırdaki acziyetleri ile, ve kendilerinin vesile olmaları ile oluşan muazzam güzellikler mükemmellikler ile, kendilerini idare eden muazzam bir kudret eline işaret ederler.

                            kendi kusurlarının büyüklükleri nisbetinde, kendilerini idare edenin kusursuzluğunu ilan ederler.

                            insan Allah a kusur veremez ama sel’e kusur verir, sel olması halinde suyun verdiği zararda sudan şikayet edebilir, eli yandığında kusuru ateşte bulabilir. su insanların ve çevrenin düzenine verdiği zarar ile kusurunu ilan etmiş olur, ateş verdiği zarar ile kusurunu ilan etmiş olur. zahiren çirkin fakat batınen güzel olan fiil ve icraatların güzelliğini Allah’a, çirkinliğini sebeblere vermekte bir sakınca olmaz.

                            #812843
                            Anonim

                              @nuktepira 225326 wrote:

                              …yükselmesi gereken seviye yükselmemiş, bunların olması, daha fazla şey öğrenilmesi için notun düşük olması gerekir ki biraz daha çalışılsın) ve asıl sorumlunun kim olduğunu görememesi hata edenin kim olduğunu fark edemeyip sorumluluğu karar merciine vermesi ise kusurudur (sınava yeterince hazırlanmamış)

                              “Yalnız gafil ve cahil olanlar hâdiselerde ve vukuattaki hikmetleri, güzellikleri göremediklerinden, Cenâb-ı Haktan şekva ve şikâyetlere başlarlar.” Bu söze göre sebepler hakikatı algılayamayan gaflet ve cehalette olanlar için mi vardır ?

                              Allah razı olsun. Aynı zamanda bu sorununda cevabı oluyor anladığım kadarıyla. Yani gafletten arınanlar için sebepler aslında bişey ifade etmiyor diyebiliriz. Ve dediğiniz gibi gafil olan insanları, Allah direkt olarak kendine şikayetten sebepler vasıtasıyla onları muhafaza etmiş. O zaman tefekkür de çok önem arz ediyor ki tamamen sebep perdeleri gözümüzün önünden kalksın. Cevaplar için Allah razı olsun…

                              #812844
                              Anonim

                                @Lemeât 225338 wrote:

                                “Yalnız gafil ve cahil olanlar hâdiselerde ve vukuattaki hikmetleri, güzellikleri göremediklerinden, Cenâb-ı Haktan şekva ve şikâyetlere başlarlar.” Bu söze göre sebepler hakikatı algılayamayan gaflet ve cehalette olanlar için mi vardır ?

                                Allah razı olsun. Aynı zamanda bu sorununda cevabı oluyor anladığım kadarıyla. Yani gafletten arınanlar için sebepler aslında bişey ifade etmiyor diyebiliriz. Ve dediğiniz gibi gafil olan insanları, Allah direkt olarak kendine şikayetten sebepler vasıtasıyla onları muhafaza etmiş. O zaman tefekkür de çok önem arz ediyor ki tamamen sebep perdeleri gözümüzün önünden kalksın. Cevaplar için Allah razı olsun…

                                amin ecmain inşallah..
                                haklısınız, tefekküre bu kadar çok atıf yapılmasını, hadis-i şeriflerde ayet-i kerimelerde bu kadar vurgulanmasını biraz daha iyi anlayabiliyoruz ..

                                ve evet, sebeblerin Cenab-ı Hakkın azametini kibriyasını daha iyi anlayabilmemiz, sanatını izhar etmesi, isimlerini bize tanıtması gibi pek çok hikmetlerinin yanında, yine bir hikmet-i ilahi olarak sebebler gaflet ve cehalet içinde olanlar içindir demek yanlış olmaz

                                ifadedeki “yalnız” kelamının “sadece” anlamı ile birlikte “ama, fakat” gibi anlamları da içerdiğini göz önünde bulundurmak, ifadenin içerdiği anlamı daha net görmemize vesile oluyor

                                #812845
                                Anonim

                                  8. Daire-i esbabdan zuhur eden (sebepler sonucu ortaya çıkan) işler nelerdir ?
                                  9. “Yalnız gafil ve cahil olanlar hâdiselerde ve vukuattaki hikmetleri, güzellikleri göremediklerinden, Cenâb-ı Haktan şekva ve şikâyetlere başlarlar.” Bu söze göre sebepler hakikatı algılayamayan gaflet ve cehalette olanlar için mi vardır ?

                                  Evet, Kadîr-i Zülcelâlin iki tarzda icadı var:
                                  Biri ihtirâ’ ve ibdâ’ iledir. Yani hiçten, yoktan vücut veriyor ve ona lâzım herşeyi de hiçten icad edip eline veriyor.
                                  Diğeri inşa ile, san’at iledir. Yani, kemâl-i hikmetini ve çok esmâsının cilvelerini göstermek gibi çok dakik hikmetler için, kâinatın anâsırından bir kısım mevcudatı inşa ediyor; her emrine tâbi olan zerratları ve maddeleri, rezzâkiyet kanunuyla onlara gönderir ve onlarda çalıştırır. 23.Lem’a’dan

                                  mü’min ne kadar sebepler ile gizlensede her şeyin icadını Allah cc’ya verir
                                  Yağmurun buluta verilmesi, havaya attığımızda yere düşen bir nesnenin düşüşünün yer çekimine verilmesi, balın arıya, bebeğin oluşumunu anneye, hastalığın mikroba, ölümün kazaya verilmesi.. vs
                                  Allah cc muhafaza bizi şirke sokabilir

                                  daha öncede izah edildiği gibi Allah cc bu oluşları sebepler perdesinin arkasına gizlemişki haksız şikayet ve isyan oluşmasın
                                  çünkü gafil ve cahil insanlar kötü ya da çirkin olarak vasıflandırılan bu işlerdeki hikmetleri ve güzellikleri göremeyeceği için şikayet ederler
                                  halbuki bize kötü, acı ve dayanılmaz olarak gözüken hertürlü işte aslında ne hikmetler ne güzellikler var her zaman bilemeyebiliriz göremeyebiliriz (ölüm,hastalık,ayrılık..gibi)

                                  sebepler gafil ve cahil insanların haksız isyan ve şikayetini engellerken
                                  aklı başında iman sahiplerinin de, teslimiyet gösterip, tefekkür ettikçe imanlarının sağlamlaşmasına vesiledir

                                15 yazı görüntüleniyor - 1 ile 15 arası (toplam 33)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.