- Bu konu 31 yanıt içerir, 10 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
8 Aralık 2010: 11:15 #812846
Anonim
@nuktepira 225340 wrote:
ifadedeki “yalnız” kelamının “sadece” anlamı ile birlikte “ama, fakat” gibi anlamları da içerdiğini göz önünde bulundurmak, ifadenin içerdiği anlamı daha net görmemize vesile oluyorŞu kısmı biraz açıklar mısınız ? Tam anlıyamadım kusura bakmayın 🙂
8 Aralık 2010: 11:53 #812847Anonim
“Ey daire-i esbabdan zuhur eden işleri, hâdiseleri esbaba isnad eden gafil, cahil!”
Üstad hazretleri daha konunun başında bile, dersin muhatabı olarak gafil ve cahil insanlara hitab ediyor. Şüphesiz hepimizin alacağı dersler var. Hepimizde de gafillik ve cahillik var. Yalnız şu var ki o gaflet perdesini kaldırmakta bizim elimizde. Allahın inayetiyle bir tercihimiz yetiyor. Şu dersi buraya getirmekle o perdelerden birini kaldırmış olduk bir nebze. Görmemiz gerekenleri biraz olsun görmüş olduk. İnşaallah daha da istifade ederiz. Yani ders bizim gibi gafillere ve cahillere hitap ediyor desek yanılmış olmayız herhalde.
8 Aralık 2010: 14:03 #812848Anonim
@Lemeât 225358 wrote:
Şu kısmı biraz açıklar mısınız ? Tam anlıyamadım kusura bakmayın 🙂
estağfirullah
esbab, ancak ve ancak kudretin izzetini, rububiyetin haşmetini izhar için vaz edilmiş birtakım vasıtalardır. Yoksa, kudretin acz ve ihtiyacı için muavenet eden yardımcı değillerdir. Beşer sultanlarının memurları ise, sultanların ihtiyaç ve aczlerini def için tayinlerine zaruret hasıl olan yardımcı ve ortaklarıdır. Binaenaleyh, Allah’ın memurlarıyla insanın memurları arasında münasebet yoktur. Yalnız gafil ve cahil olanlar hâdiselerde ve vukuattaki hikmetleri, güzellikleri göremediklerinden, Cenâb-ı Haktan şekva ve şikâyetlere başlarlar. İşte o şekva ve şikâyetlerin hedefini değiştirmek için esbab vaz edilmiştir. Çünkü, kusur onlardan çıkıyor, onların kabiliyetsizliğinden ileri geliyor. Bu sırra bir misal-i lâtif sûretinde bir temsil-i mânevî rivayet ediliyor ki:bu kısımda, “yalnız” kelimesinin eş anlamlısı olabilecek “sadece” kelimesi kullanıldığında, anlam biraz değişiyor.
aynı zamanda, “yalnız” kelimesi burada bir bağlaç olarak kullanılmış, kendisinden önce anlatılan durum ile bu duruma ters düşen bir ifadeyi birbirine bağlıyor. bu sebeble “yalnız” kelimesinin yerine “ama” “fakat” kelimeleri konarak bir kere daha okunabilir.
her iki şekilde farklı anlamlar karşımıza çıkıyor;
- ortada Cenab-ı Hakkın hikmetini göremeyip şekva eden bir güruh var ve bunlar sadece gafil ve cahil olanlardır. başka herkes farkında.
- ortada bir sürü hikmet var ama cahil ve gafil olanlar bu hikmetleri göremediğinden şekva ediyorlar. yani şikayet etmesinin sebebi hikmeti görememek.
her iki anlam da birbirine yakın ve doğrudur.
ve
@Lemeât 225392 wrote:“Ey daire-i esbabdan zuhur eden işleri, hâdiseleri esbaba isnad eden gafil, cahil!”
Üstad hazretleri daha konunun başında bile, dersin muhatabı olarak gafil ve cahil insanlara hitab ediyor. Şüphesiz hepimizin alacağı dersler var. Hepimizde de gafillik ve cahillik var. Yalnız şu var ki o gaflet perdesini kaldırmakta bizim elimizde. Allahın inayetiyle bir tercihimiz yetiyor. Şu dersi buraya getirmekle o perdelerden birini kaldırmış olduk bir nebze. Görmemiz gerekenleri biraz olsun görmüş olduk. İnşaallah daha da istifade ederiz. Yani ders bizim gibi gafillere ve cahillere hitap ediyor desek yanılmış olmayız herhalde.
burada ifade ettiğiniz gibi,
bir müslüman her zaman müslümandır ama gaflete düşebilir, cahilane davranabilir.
ve nasıl başına bir musibet geldiğinde arkasındaki hikmetleri aramak gerekiyorsa,
şikayet etmeye başladığını fark ettiği anda da, şikayet etmesinin sebebinin hikmetleri göremediği olduğunu bilip, şikayetin gaflet alameti olduğunu tefekkür etmesi gerektirbiz de böyle davrananlardan oluruz inşallah..
8 Aralık 2010: 14:18 #812849Anonim
11.Evet, izzet ve azamet ister ki, esbab perdedar-ı dest-i kudret ola aklın nazarında. Tevhid ve celâl ister ki, esbab ellerini çeksinler tesir-i hakikîden.denilmiş burada neden izzet ve azamet-tevhid ve celal sıfatları kullanılmıştır?
Çok yerlerde de söylediği gibi akıl nazarında çirkin görünen (ölüm hastalık musibet…) ve ibadların kendi kusur ve kabiliyetsizliğinden kaynaklanan olaylarda haksız şekvanın Hak makamına ulaşmaması için izzet ve azametine değmemesi için akıl gözüyle sebepler Allahın izet ve azametine perde, örtü oluyorlar.Çünkü diğer bir cihette dünya Darü’l Hikmet yeridir.İmtihan yeridir.İnsanların kafasını çalıştırması gerekir.Sebeplerin ardındaki eses olanı keşfetme ,varlığı doğru anlama, hadiseleri okuma gibi eşya, insan ve Allah arasındaki münasebeti kurma cihetiyle sevap kazanmamızdır.
Tevhid ve Celal ister ki; asıl tesir eden sebeplerden ziyade tesiri hakikidir.Tevhid inancı birliği tekliği ister.
Kainatta var olan herşeyi var eden O dur, yaratılanda,olanda zatının mührünü,damgasını görelim dalalet ve evhamdan kurtulalım.Kainatta meydana gelen güzellikleri zahirde görünene değil de asıl icad edene verelim ister.Misal;Güneş doğuyor, kar yağıyor,çiçek açıyor,ağaç meyveveriyor… burda gaflete düşüp icad noktasında görünenleri düşünebilirz lakin herşeyin mucidi olanı görmemiz gerekir.
işte bu noktada tevhid karşımıza çıkar ve herşeyde bize Onu tanıttırır.Çünkü hakiki tevhid edenler herşeyde Rabbini bulabilir ve Halıkına varabilir biiznillah.Sebepleri görmemiz gereken yerleri ve sebeplerin ardındaki Zatı görmemiz gereken yerleri en iyi anlatan kelimeler İzzet Azamet -Tevhid Celal oluyor bu noktada ….
8 Aralık 2010: 15:35 #812850Anonim
@delailin-nur 225418 wrote:
11.Evet, izzet ve azamet ister ki, esbab perdedar-ı dest-i kudret ola aklın nazarında. Tevhid ve celâl ister ki, esbab ellerini çeksinler tesir-i hakikîden.denilmiş burada neden izzet ve azamet-tevhid ve celal sıfatları kullanılmıştır?
Çok yerlerde de söylediği gibi akıl nazarında çirkin görünen (ölüm hastalık musibet…) ve ibadların kendi kusur ve kabiliyetsizliğinden kaynaklanan olaylarda haksız şekvanın Hak makamına ulaşmaması için izzet ve azametine değmemesi için akıl gözüyle sebepler Allahın izet ve azametine perde, örtü oluyorlar.Çünkü diğer bir cihette dünya Darü’l Hikmet yeridir.İmtihan yeridir.İnsanların kafasını çalıştırması gerekir.Sebeplerin ardındaki eses olanı keşfetme ,varlığı doğru anlama, hadiseleri okuma gibi eşya, insan ve Allah arasındaki münasebeti kurma cihetiyle sevap kazanmamızdır.
Tevhid ve Celal ister ki; asıl tesir eden sebeplerden ziyade tesiri hakikidir.Tevhid inancı birliği tekliği ister.
Kainatta var olan herşeyi var eden O dur, yaratılanda,olanda zatının mührünü,damgasını görelim dalalet ve evhamdan kurtulalım.Kainatta meydana gelen güzellikleri zahirde görünene değil de asıl icad edene verelim ister.Misal;Güneş doğuyor, kar yağıyor,çiçek açıyor,ağaç meyveveriyor… burda gaflete düşüp icad noktasında görünenleri düşünebilirz lakin herşeyin mucidi olanı görmemiz gerekir.
işte bu noktada tevhid karşımıza çıkar ve herşeyde bize Onu tanıttırır.Çünkü hakiki tevhid edenler herşeyde Rabbini bulabilir ve Halıkına varabilir biiznillah.Sebepleri görmemiz gereken yerleri ve sebeplerin ardındaki Zatı görmemiz gereken yerleri en iyi anlatan kelimeler İzzet Azamet -Tevhid Celal oluyor bu noktada ….
açıklamalarınız için Allah razı olsun,
bende hisseme düşen şu eklemeyi yapayım inşallah,
İZZET : Şeref, üstünlük; değer, kıymet, yeterlilik.
AZAMET : Büyüklük.
genel olarak herhangi bir şeyin değeri, kıymeti, üstünlüğü, büyüklüğü; “ona ulaşılabilme” ile ters orantılıdır, ulaşmak ne kadar zorsa kıymet o kadar artar.
elmas ve kömürün yapı taşları, içerikleri aynı olsa da, elmas çok zor bulunduğu, zor tedarik edildiği için değeri çok fazla, kömür ona nisbeten daha çok ve erişilebilir olduğu için değeri daha azdır.
Cenab-ı Hakkın izzeti ve azameti sonsuzdur, ve bu izzet ve azamet, kolay erişilememeyi, çaba sarf edilen bir durumu da iktiza eder, ister.
bu çabayı sarf edecek olan “insan”, ve bunun için kullanacağı araç ise, “aklı”dır.
bu araç ile İlâhî kudret elinin önündeki perdeyi aralamaya çalışır ve arkasındaki hakiki “sahib”i, görmeye, bulmaya çabalar.
TEVHİD : Birleme, Allah`ın bir olduğuna ve Ondan başka İlâh olmadığına inanma.
CELÂL : Sonsuz büyüklük, haşmet, ululuk, yücelik ve haşmet sahibi olan Allah.
bununla birlikte, ne kadar çok sebeb olursa olsun, herbirisinin ve herbirisi sonunda ortaya çıkan herşeyin tek hakimi, tek ilahı, idarecisi olanın sadece Cenab-ı Hak olması, Cenab-ı Hakkın herşeyi kapsayan sonsuz büyüklüğü, haşmeti de, olayları durumları sebeblere vermemize engel olur.
tevhid bilinci ve Cenab-ı Hakkın Celâl inin bilinmesi nisbetinde, sebeblere olan bağlılık, olanları onlardan bilme hali azalır.8 Aralık 2010: 16:47 #812851Anonim
Ecmain Rabbim sizdende razı olsun açıklamalarınız için pek çok soru işaretine cevap oldu akıl ve kalbimizde….
8 Aralık 2010: 23:30 #812852Anonim
…Tevhid ve celâl ister ki, esbab ellerini çeksinler tesir-i hakikîden.
Arkadaş,
Tevhid iki çeşit olur:
Birisi âmiyâne tevhiddir…
İkincisi hakikî tevhiddir…
Deniliyor peki yukarıdaki cümlede hangi tevhid kastedilmiş neden?
9 Aralık 2010: 10:04 #812853Anonim
~~~~~~
10.sorunun cevabı için düzeltme ve eklemediryukarıdaki cevabda ifade edilen insanın kendi kusur ve kabiliyetsizliği gibi;
hikmet boyutu gözönünde bulundurulmadığında, mana-yı harfi ile her bir sebeb tek başına incelendiğinde, hiç birisinin yapıları itibariyle, güzel bir şey ortaya çıkarma kabiliyetleri, hayra yönelme kabiliyetleri bulunmadığını görürüz.
ateş bir sebeptir, ve yakma tahrip etme özelliği, istidadı vardır
su akışkandır, sakin, yacı bir özelliği yoktur ve yine yıkıcıdır
herhangi bir hayvan, misal bir arı veya bir deve bir hayrı yapabilme özelliğine sahip değildir, nefis ve hevası peşinde gitmesi halinde yapabileceği sadece tahrip olur
bu şekilde çevremizdeki sebeblerin tek tek ele alınmasında, kendilerinin hayra yönelik bir kabiliyetleri olmadığı, tersine, kendi hallerine bir yöneticiden mahrum kalmaları halinde yıkıcı, zarar verici özellikleri olduğunu görürüz. bu yetersizlikleri, kabiliyetsizlikleri onların kusurlarıdır,
mana-yı ismi ile bakıldığında hepsinin bir vazife üzere yaratıldığını, bir idare edici tarfından yönetildiğini ve hayra yöneltildiklerini görürüz.
bu kusurlu unsurlar, kendi kusur ve hayırdaki acziyetleri ile, ve kendilerinin vesile olmaları ile oluşan muazzam güzellikler mükemmellikler ile, kendilerini idare eden muazzam bir kudret eline işaret ederler.
kendi kusurlarının büyüklükleri nisbetinde, kendilerini idare edenin kusursuzluğunu ilan ederler.
insan Allah a kusur veremez ama sel’e kusur verir, sel olması halinde suyun verdiği zararda sudan şikayet edebilir, eli yandığında kusuru ateşte bulabilir. su insanların ve çevrenin düzenine verdiği zarar ile kusurunu ilan etmiş olur, ateş verdiği zarar ile kusurunu ilan etmiş olur. zahiren çirkin fakat batınen güzel olan fiil ve icraatların güzelliğini Allah’a, çirkinliğini sebeblere vermekte bir sakınca olmaz.9 Aralık 2010: 14:32 #812854Anonim
@delailin-nur 225297 wrote:
5. “Veya o memurlar, nâzır müşahitlerdir ki, gördükleri evâmir-i tekviniyeye karşı yaptıkları itaat ve inkıyad ile istidatlarına göre bir nevi ibadet yapmış olurlar.” Bu cümleyi nasıl anlamalıyız ? Evamiri tekviniyeye karşı sebeplerin itaati ve ibadeti nasıl oluyor ? Nasıl misal verebiliriz ?
Allahın memurları olan melekler vazifedardırlar her meleğin bir vazifesi vardır ve onu yerine getirmekte, böylece Allaha ibadet etmektedir.Aynı noktadan bakacak olur isek Allahın memurları yalnızca melekelr değil hayvanlar dahi memurlardır.Üstadında dediği gibi kedinin miyavlamaları dahi Ya Rahim Ya Rahim şeklindedir.
Yaratılan her varlığın bir vazifesi vardır;yazın kışa kışın bahara güze,gecenin gündüze yer vermesi,tavuğun yumurtlaması,ineğin süt vermesi,arının bal yapması,tatlı su ile tuzlu suyun birbirine karışmaması,güneşin vaktiyle doğup batması görevini aksatmaması,dünyanın kendi etrafında dönmesi,hücrelerin kendini yenilemesi,besinlerin vücütta taşınması… ve sair bunlar da; Allahın kendilerine koymuş olduğu, tabiatla ilgili kanunlara,emirlere uyarak ibadet etmiş oluyorlar.
Bu sebepleri gözden geçirdiğimizde varlıkları bizlerin ihtiyaçlarını karşılayacak niteliktedir.Her sebep kendince baktığımızda Allahın varlığının delillerini ve esmasının sikkesini taşımaktadır.O halde tevhid ve Celal sıfatının istediği gibi bizler dahi sebeplere takılı kalmadan sebepler arkasında gerçek tesir edeni görmeliyiz.
Allah razı olsun ..
şöyle bir ekleme yapmak istiyorum izninizle,
“Veya o memurlar, nâzır müşahitlerdir ki”
“gördükleri evâmir-i tekviniyeye karşı yaptıkları itaat ve inkıyad”
“stidatlarına göre bir nevi ibadet yapmış olurlar”
malumdur ki, Cenab-ı Hakkın ne sebeblere ne aracılara ne işini gördürecek memurlara ihitiyacı yoktur. aslı esası çevremizde gördüğümüz veya görmediğimiz her şey Cenab-ı Hak kın isimlerinin tezahürleri ile vucud bulur. bu sırada vazifeli bulunan melek veya memur tayin edilmiş mevcudad, olan olaya şahitlik eder, olayın gereki olan tesbihi, hamdi yerine getirir ve hakeza,
hastalıkların Hz.Azrail a.s. ‘a perde olması gibi, ruhun kabzedilme işinde de Hz.Azrail a.s.’da Cenab-ı Hakka bir perdedir. Ruhu kabzeden Cenab-ı Haktır, Mümit isiminin tezahürüdür, Hz.Azrail o sırada orada hazır bulunur ve bu işe şahitlik eder, işin gereği olan tesbihi yerine getirir. itaat ederek mavizesini yapar ibadet eder. İbadet zaten itaat edip boyun eğmek manasına geliyor.
bir elmayı dalından koparan görüntüde bir eldir. ama o el arkasında bir fiziksel vucuda şahitlik eder, birisi olduğuna işaret eder ve o kişinin emri ile hareket eder. o kişi de kendi içindeki “açlık” hissi ile elmaya yönelir ve eline elmayı koparmasını emreder.
yani aslında elmayı dalından koparan bir maneviyat vardır. ve yine aslında bizim acıkmamız ve bize rızık verilmesi ile izhar olunan Rezzak ismidir bu işin kaynağı.
elmanın kendisi, parmaklar, insan hepsi bu ismin hükmüne boyun eğer ve kendilerine emredilen işi yerine getirerek, itaat ederek ibadet ederler.
sokaktaki bir acizin önünden geçerken bir miktar para versek, görüntüde parayı veren parmaklardır. ama aslında o parmaklar, o parmakların sahibi olan kişiye ait ve onun emri ile hareket ederler. o kişi de içindeki merhamet duygusunun etkisi, emri ile parayı verir. para verme işlemi bir maneviyata işaret eder.
o acizin önünden, hem parası hem elleri olan çok insan geçmiştir ama içlerinde o acize karşı merhamet olmadığından para vermemişlerdir.
merhamet ise; Rahman isminin tecellisi olarak orada bu fiilin gerçekleşmesini emretmiştir. ve tüm süreç bu isiminlerin emirlerine itaat ederek vazifelerini yaparlar ve ibadetlerini yerine getirmiş olurlar.
adetullah, sunnetullah tabirleri ile de ifade edilen, kainatın işleyişinin muntazam devamlılığı ile ilgili kanunların sahibi Cenab-ı Haktır, hiç bir mevcut bu kanunların dışına çıkamadığı gibi, Cenab-ı Hakkın kendisi dahi bu kanunları değiştirmediğini onlara uygun işleyişi sürdürdüğünü, bizlere duyurmuştur.
cisimlerin yere düşmesi, yağmurun yağması vs tüm çevremizde gördüğümüz tüm işleyiş belli çerçeveler içinde gerçekleştirilir, devam ettirirlir.
bunun çokça hikmetlerinden birisi bizim bu düzen içerisinde aklımızı kullanarak Cenab-ı Hakka yol bulabilmemiz olduğu gibi,
bir diğeri; kainatta tecelli eden Esma-i İlahiyenin her bir tecellisinin birbiri ile muazzam uyumlu olmasıdır demek yanlış olmaz. yani biz bir olay veya durum karşısında, Rezzak ismini görürkeni Hakim ismini de görürürz, Adl ismini de, Rab ismini de ve hakeza bir çok ismi görebiliriz.
koyulmuş olan kanunların sahibi Cenab-ı Hakdır, ve o sözünde duranların en güveniliridir. Kurallarını değiştirmeyeceğini bize kitabında bildirmiş ve bu kurallara uymayanlarında cezalandıracağını haber vermiş.
yine Cenab-ı Hakkın idaresinde olan sebebler ve memurları, O nun kurallarına uyup itaat ederler.
bir tek “insan” burada işi bozuyor .. nefs-i emmaresine, şeytana yenildiğinde bu kanunlara başkaldırmaya çalışabiliyor.. Cenab-ı Hak hepimizi isyandan nisyandan muhafaza etsin ..10 Aralık 2010: 09:00 #812855Anonim
ÖZETLE ANLADIKLARIMI SIRALAYIM:
1. Sepepler perdedir, gafletle o perde kalınlaşır, tefekkür o perdeyi izale eder.
2. Sebepler tesir sahibi değildir. Bir eseri vücuda getirecek kudretleri yoktur. Neticeyle sebebin icraat noktasında bir ilgisi yoktur.
3. Sebepler Allahın bir nevi kalem dairesi gibidir. Tebligat bu sebepler üzerinden yapılıyor. Hikmet, sebeplerin varlığını gerektiriyor.
4. Sebepler kudretin izzet ve Rububiyyetin haşmetini göstermek için konulmuş vasıtalardır.5. Sebepler Allahın kudret dairesi haricinde değildir. Daire içinde, Onun emirlerine itaatkar ve ubudiyet içerisindedirler. Yazın en sıcak zamanında yeşil yaprakların yaş kalması sebeplerin itaatine bir numunedir.
6. Sepepler Allahın saltanatına ortak değildir. Allahın yardımcısı hükmünde de değildir. İzzet ve azametine gelebilecek şekvalara, şikayetlere birer mercii hükmündedir.
7. Sebepler, Allahın rahmeti gereği, insanların Kendine yöneltebilecekleri şekvalarından, onları muhafaza etmek için konulmuştur.
8. Sebepler ayinenin iki yüzünden, arka yüzü gibidir. Bu yüzü Allaha gelen şikayetlere mercii olmak ve şikayetlerin Ona gitmemesi içindir. Diğer şeffaf yüzü ise, tevhidi isbat eder. Bu yüzde sebeplere yer yoktur. Herşey doğrudan doğruya Onun varlığına ve birliğine delildir.9. Allahın memurları Onun saltanatının büyüklüğünü gösterir. İstediği kadar memuru halketmeye muktedir olduğunu gösterir. Ve o memurlar vazife başında Allahı tesbih etmek için vardır. Olayların meydana geliş anını müşahede etmek, mütalaa etmek ve Allahı her türlü kusurdan tenzih etmek için vardır. İnsanların memurları ise onların acizliklerinin bir göstergesidir. İnsanlar aciz ve güçsüz olduklarından onların memurları yardımcıları hükmündedir. Ne kadar saltanatları büyürse o kadar çok yardıma muhtaçtırlar. Allah için ise bir ile bine hükmetmek arasında bir fark yoktur. Güneşin bir şeyi ısıtmasıyla binlerce şeyi ısıtması arasında, güneşe etkisinde bir fark olmadığı gibi.
10. Sebeplerin kabiliyetleri vardır. Misal; yağmurun kabiliyeti, toprağı ıslatması ve içindeki mineralleri çözmesidir. Bitkinin yetişme süreci bu kabiliyetle ilişkilendirilmiştir. Sonuca etki edicek ilim ve kudret ise o sebepte bulunmamaktadır. Sebep sadece o anki kabiliyetini sergilemekle, sonuca sadece bir tek sebeptir.
11. Sebepler tek başına ve kontrolsüz bırakıldığında hayra yönelme kabiliyetleri yoktur. Ateşin yakmak, suyun yıkmak gibi özellikleri misal olarak verilebilir. Yani sebepler kusurludur. Çirkinlik ve kusurlar sebeplere, o sebeplerin ardındaki hikmet ve güzellikler ise Allaha verilmelidir.
12. Allahın iki şekilde yaratması vardır. Birincisi hiçten yaratmak, diğeri ise yaratılmış olan unsurlardan inşa suretiyle yaratmak. Sebepler bu ikinci grupta yer alır ve Allahın çok isimleri bu dairede tezahür eder.
13. İzzet ve azamet sebeplerin perde olmasını iktiza eder; Tevhid ve celal ise sebeplerin tesirsizliğini iktiza eder.
Katılım gösteren tüm kardeşlerimizden Allah razı olsun. Allah istifademizi ziyadeleştirsin. Amin.
10 Aralık 2010: 09:30 #812856Anonim
@Lemeât 225660 wrote:
ÖZETLE ANLADIKLARIMI SIRALAYIM:
1. Sepepler perdedir, gafletle o perde kalınlaşır, tefekkür o perdeyi izale eder.
2. Sebepler tesir sahibi değildir. Bir eseri vücuda getirecek kudretleri yoktur. Neticeyle sebebin icraat noktasında bir ilgisi yoktur.
3. Sebepler Allahın bir nevi kalem dairesi gibidir. Tebligat bu sebepler üzerinden yapılıyor. Hikmet, sebeplerin varlığını gerektiriyor.
4. Sebepler kudretin izzet ve Rububiyyetin haşmetini göstermek için konulmuş vasıtalardır.5. Sebepler Allahın kudret dairesi haricinde değildir. Daire içinde, Onun emirlerine itaatkar ve ubudiyet içerisindedirler. Yazın en sıcak zamanında yeşil yaprakların yaş kalması sebeplerin itaatine bir numunedir.
6. Sepepler Allahın saltanatına ortak değildir. Allahın yardımcısı hükmünde de değildir. İzzet ve azametine gelebilecek şekvalara, şikayetlere birer mercii hükmündedir.
7. Sebepler, Allahın rahmeti gereği, insanların Kendine yöneltebilecekleri şekvalarından, onları muhafaza etmek için konulmuştur.
8. Sebepler ayinenin iki yüzünden, arka yüzü gibidir. Bu yüzü Allaha gelen şikayetlere mercii olmak ve şikayetlerin Ona gitmemesi içindir. Diğer şeffaf yüzü ise, tevhidi isbat eder. Bu yüzde sebeplere yer yoktur. Herşey doğrudan doğruya Onun varlığına ve birliğine delildir.9. Allahın memurları Onun saltanatının büyüklüğünü gösterir. İstediği kadar memuru halketmeye muktedir olduğunu gösterir. Ve o memurlar vazife başında Allahı tesbih etmek için vardır. Olayların meydana geliş anını müşahede etmek, mütalaa etmek ve Allahı her türlü kusurdan tenzih etmek için vardır. İnsanların memurları ise onların acizliklerinin bir göstergesidir. İnsanlar aciz ve güçsüz olduklarından onların memurları yardımcıları hükmündedir. Ne kadar saltanatları büyürse o kadar çok yardıma muhtaçtırlar. Allah için ise bir ile bine hükmetmek arasında bir fark yoktur. Güneşin bir şeyi ısıtmasıyla binlerce şeyi ısıtması arasında, güneşe etkisinde bir fark olmadığı gibi.
10. Sebeplerin kabiliyetleri vardır. Misal; yağmurun kabiliyeti, toprağı ıslatması ve içindeki mineralleri çözmesidir. Bitkinin yetişme süreci bu kabiliyetle ilişkilendirilmiştir. Sonuca etki edicek ilim ve kudret ise o sebepte bulunmamaktadır. Sebep sadece o anki kabiliyetini sergilemekle, sonuca sadece bir tek sebeptir.
11. Sebepler tek başına ve kontrolsüz bırakıldığında hayra yönelme kabiliyetleri yoktur. Ateşin yakmak, suyun yıkmak gibi özellikleri misal olarak verilebilir. Yani sebepler kusurludur. Çirkinlik ve kusurlar sebeplere, o sebeplerin ardındaki hikmet ve güzellikler ise Allaha verilmelidir.
12. Allahın iki şekilde yaratması vardır. Birincisi hiçten yaratmak, diğeri ise yaratılmış olan unsurlardan inşa suretiyle yaratmak. Sebepler bu ikinci grupta yer alır ve Allahın çok isimleri bu dairede tezahür eder.
13. İzzet ve azamet sebeplerin perde olmasını iktiza eder; Tevhid ve celal ise sebeplerin tesirsizliğini iktiza eder.
Katılım gösteren tüm kardeşlerimizden Allah razı olsun. Allah istifademizi ziyadeleştirsin. Amin.
amin elfu elfi amin
Rabbim cc sizlerden ve tüm kardeşlerden ebeden razı olsun10 Aralık 2010: 09:37 #812857Anonim
çok istifadeli bir çalışma olmuş .. maşallah barekallah ..
13 Nisan 2011: 08:55 #812858Anonim
Allah razi olsun İnŞ…amİn ecmaİn İnŞ..
29 Haziran 2013: 23:56 #814783Anonim
@Zuhr 408329 wrote:
~~~~~~
10.sorunun cevabı için düzeltme ve eklemediryukarıdaki cevabda ifade edilen insanın kendi kusur ve kabiliyetsizliği gibi;
hikmet boyutu gözönünde bulundurulmadığında, mana-yı harfi ile her bir sebeb tek başına incelendiğinde, hiç birisinin yapıları itibariyle, güzel bir şey ortaya çıkarma kabiliyetleri, hayra yönelme kabiliyetleri bulunmadığını görürüz.
ateş bir sebeptir, ve yakma tahrip etme özelliği, istidadı vardır
su akışkandır, sakin, yacı bir özelliği yoktur ve yine yıkıcıdır
herhangi bir hayvan, misal bir arı veya bir deve bir hayrı yapabilme özelliğine sahip değildir, nefis ve hevası peşinde gitmesi halinde yapabileceği sadece tahrip olur
bu şekilde çevremizdeki sebeblerin tek tek ele alınmasında, kendilerinin hayra yönelik bir kabiliyetleri olmadığı, tersine, kendi hallerine bir yöneticiden mahrum kalmaları halinde yıkıcı, zarar verici özellikleri olduğunu görürüz. bu yetersizlikleri, kabiliyetsizlikleri onların kusurlarıdır,
mana-yı ismi ile bakıldığında hepsinin bir vazife üzere yaratıldığını, bir idare edici tarfından yönetildiğini ve hayra yöneltildiklerini görürüz.
bu kusurlu unsurlar, kendi kusur ve hayırdaki acziyetleri ile, ve kendilerinin vesile olmaları ile oluşan muazzam güzellikler mükemmellikler ile, kendilerini idare eden muazzam bir kudret eline işaret ederler.
kendi kusurlarının büyüklükleri nisbetinde, kendilerini idare edenin kusursuzluğunu ilan ederler.
insan Allah a kusur veremez ama sel’e kusur verir, sel olması halinde suyun verdiği zararda sudan şikayet edebilir, eli yandığında kusuru ateşte bulabilir. su insanların ve çevrenin düzenine verdiği zarar ile kusurunu ilan etmiş olur, ateş verdiği zarar ile kusurunu ilan etmiş olur. zahiren çirkin fakat batınen güzel olan fiil ve icraatların güzelliğini Allah’a, çirkinliğini sebeblere vermekte bir sakınca olmaz.“Kusur onlardan çıkıyor, onların kabiliyetsizliğinden ileri geliyor.” derken gafil ve cahil insanların böyle zannetmesinden bahsetmiyor mu? Sizin verdiğiniz birinci örnek aklıma oturdu fakat bunda karıştı. Suyun sel olması kusur mu şer(görünüş itibarıyla) mi? İnsanın bundan zarar görmesi kendi kusuru olabilir. Fakat su için ateş için iradesi olmayan şeylere kusur isnad edilmesi doğru mu?
30 Haziran 2013: 00:02 #814784Anonim
adetullah, sunnetullah tabirleri ile de ifade edilen, kainatın işleyişinin muntazam devamlılığı ile ilgili kanunların sahibi Cenab-ı Haktır, hiç bir mevcut bu kanunların dışına çıkamadığı gibi, Cenab-ı Hakkın kendisi dahi bu kanunları değiştirmediğini onlara uygun işleyişi sürdürdüğünü, bizlere duyurmuştur.
Bir de bu konuyu merak ediyorum. Sebepler dairesi haricinde Allah’dan bir istekte bulunamayız mı?
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.