- Bu konu 37 yanıt içerir, 6 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
14 Mayıs 2009: 10:26 #653295
Anonim
Esselamünaleyküm!
Açıklamalı Risale-i Nur Derslerimiz bir yenisiyle devam ediyor. Karşılıklı Soru-Cevap şeklinde düşündüğümüz dersimize katılımlarınızı bekliyoruz. Hizmet bizden, muvaffakiyet Allah’tan.
Selam ve Dua ile…
14 Mayıs 2009: 10:33 #742445Anonim
ve aleykum selam
Rabbim razı olsun… elimden geldiğince inşallah
14 Mayıs 2009: 11:04 #742449Anonim
Yirmi Üçüncü Lem’a
Tabiat RisalesiOn Yedinci Lem’anın On Altıncı Notası iken, ehemmiyetine binaen, Yirmi Üçüncü Lem’a olmuştur. Tabiattan gelen fikr-i küfrîyi dirilmeyecek bir surette öldürüyor, küfrün temel taşını zîrüzeber ediyor.
İHTAR: Şu Notada, tabiiyyunun münkir kısmının gittikleri yolun içyüzü ne kadar akıldan uzak ve ne kadar çirkin ve ne derece hurafe olduğu, lâakal doksan muhali tazammun eden Dokuz Muhal ile beyan edilmiş. Sair risalelerde o muhaller kısmen izah edildiğinden; burada gayet muhtasar olmak haysiyetiyle, bâzı basamaklar tayyedilmiştir. Onun için, birden bire, “Bu kadar zâhir ve âşikâre bir hurafeyi nasıl bu meşhur âkıl feylesoflar kabul etmişler, o yolda gidiyorlar?” hatıra geliyor.
Evet, onlar mesleklerinin içyüzünü görememişler. Hem, hakikat-i meslekleri ve mesleklerinin lâzımı ve muktezası odur ki, yazılmış herbir muhalin ucunda beyan edilen o çirkin ve müstekreh ve gayr-ı mâkul (HAŞİYE) hülâsa-i mezhepleri ve mesleklerinin lâzımı ve zarurî muktezası olduğunu gayet bedihî ve kat’î burhanlarla, şüphesi olanlara tafsilen beyan ve ispat etmeye hazırım.
(HAŞİYE) : HAŞİYE Bu risalenin sebeb-i telifi, gayet mütecavizâne ve gayet çirkin bir tarzla, hakaik-i imaniyeyi tezyif edip, bozulmuş aklı yetişmediği şeye hurafe deyip, dinsizliği tabiata bağlayarak, Kur’ân’a hücum edilmesidir. O hücum ise şiddetli bir hiddeti kalbe (kaleme) verdi ki, şiddetli ve galiz tokatları o mülhidlere ve haktan yüz çeviren bâtıl mezheplilere yedirdi. Yoksa, Risale-i Nur’un mesleği, nezihâne ve nazikâne ve kavl-i leyyindir.
14 Mayıs 2009: 11:08 #742450Anonim
HuSeYni;126470 wrote:Evet, onlar mesleklerinin içyüzünü görememişler. Hem, hakikat-i meslekleri ve mesleklerinin lâzımı ve muktezası odur ki, yazılmış herbir muhalin ucunda beyan edilen o çirkin ve müstekreh ve gayr-ı mâkul (HAŞİYE) hülâsa-i mezhepleri ve mesleklerinin lâzımı ve zarurî muktezası olduğunu gayet bedihî ve kat’î burhanlarla, şüphesi olanlara tafsilen beyan ve ispat etmeye hazırım.Üstad burada; küfür ve şirkin ne kadar akıldan ve mantıktan uzak, saçma ve hurafe fikirler olduğunu beyan ediyor. İspat etmeye hazırım, dediği de bu manayadır. Yani küfür ve şirk mesleklerinin ne kadar akıl dışı ve mantıksız olduğunu, kati ve zahir deliller ile ispat etmeye hazırım, diyor. Nitekim bahsin devamında da, küfür ve şirkin son sığınağı olan tabiat ve tesadüf fikirlerini, kati ve mantıki deliller ile yerle bir ediyor. O mesleklerin gerçek yüzünü ortaya koyarak, küfre derin bir darbe indiriyor..
sorularlarisaleinur.com
18 Mayıs 2009: 12:40 #742807Anonim
Quote:Evet, onlar mesleklerinin içyüzünü görememişler. Hem, hakikat-i meslekleri ve mesleklerinin lâzımı ve muktezası odur ki, yazılmış herbir muhalin ucunda beyan edilen o çirkin ve müstekreh ve gayr-ı mâkul (HAŞİYE) hülâsa-i mezhepleri ve mesleklerinin lâzımı ve zarurî muktezası olduğunu gayet bedihî ve kat’î burhanlarla, şüphesi olanlara tafsilen beyan ve ispat etmeye hazırım.üstadın burda bahis buyurduğu;
metaryalis felsefenin en temek kaidesi olan şüphecilik,
nedensellik, priori akıl yürütme gibi metodların izlenmesiyle bile
yegane gerçek, bir ve tek olan yaratıcının varlığının görünebileceği,
ispat edilebileceğidir.başka bir yerde de izahı olduğu üzere;
bir ve tek olan bir yaratıcıyı bulmanın birçok yolu mevcuttur.
hatta en salt fikri yaklaşımlarla bile üstad,
allahın varlığının görünebileceğini
vede bunun sadece akli delillerle isbat olunacağını ortaya koymaktadır.üstad, kuranı kerimin bize anlatmış olduğu
bu “yaratıcı” gerçeğinin ise bu farklı yollar içerisinde
en kestirmesi ve en sağlamı olarak görmektedir.şayet tarafgirane yaklaşılmassa,
kişisel vehimler ön planda tutulmasa
en sert metaryalist sorgu doktrinlerinin bile arkasında
bir yaratıcının görüneceğini ifade etmektedirler.ve paragrafın sonunda da dediği gibi
bunu sadece akli bir surette vahiye başvurmadan ispat etmeye hazırım
şeklinde ifade etmektedir.adeta hegel’in (ki kendileri metaryalizmin fikir mimarlarındandır)
“ussal olan gerçektir gerçek olan ussaldır”
önermesi ışığında bir ispat olacağını dile getirmektedir üstad.18 Mayıs 2009: 21:55 #742911Anonim
bu gün ilginç bir tevafuk oldu huseyn abim kısaca bahsedeyim;
moskovadan misafirlerimiz vardı bu akşam,
ordaki hizmetlerin inkişafından,
halkların nurlara karşı olan iştiyakından bahsediyordu.sonra bir ara “falanca kişiye ihtiyarlar risalesi verdim
çünki o risale yasak değildi”
şeklinde bir ifade kullandı arkadaşımız.
peki, yasak olanlar nelerdir dedim,
kardeşimiz başta “tabiat risalesi” dedi..küfrün belini kırdığı için hususen bu tabiat risalesinin
okunmasına neşrine dağıtımına rusyada yasak getirilmiş.elbette yasakların cazibesi başka olur
nihayetinde elbet güneş balçıkla sıvanmaz,
lakin bu risalenin ne derece akli ve mantıki deliller ile
en muannid materyalistleri bile çaresiz bıraktığına delildir bu yasak..bu risaleye bir karşı tez üretemeyişlerinin,
yada bu risaleyi susturacak bir cevap bulamadıklarının;
bundan da aciz olduklarının veciz bir temsilidir bu yasak..konu münasebetiyle burda sizlerle paylaşmak istedim abim.
18 Mayıs 2009: 22:28 #742918Anonim
guftepira;127593 wrote:bu gün ilginç bir tevafuk oldu huseyn abim kısaca bahsedeyim;moskovadan misafirlerimiz vardı bu akşam,
ordaki hizmetlerin inkişafından,
halkların nurlara karşı olan iştiyakından bahsediyordu.sonra bir ara “falanca kişiye ihtiyarlar risalesi verdim
çünki o risale yasak değildi”
şeklinde bir ifade kullandı arkadaşımız.
peki, yasak olanlar nelerdir dedim,
kardeşimiz başta “tabiat risalesi” dedi..küfrün belini kırdığı için hususen bu tabiat risalesinin
okunmasına neşrine dağıtımına rusyada yasak getirilmiş.elbette yasakların cazibesi başka olur
nihayetinde elbet güneş balçıkla sıvanmaz,
lakin bu risalenin ne derece akli ve mantıki deliller ile
en muannid materyalistleri bile çaresiz bıraktığına delildir bu yasak..bu risaleye bir karşı tez üretemeyişlerinin,
yada bu risaleyi susturacak bir cevap bulamadıklarının;
bundan da aciz olduklarının veciz bir temsilidir bu yasak..konu münasebetiyle burda sizlerle paylaşmak istedim abim.
Allah razı olsun ali kardeşim,
o zaman bu dersle biraz daha fazla ilgi göstermek lazım.18 Mayıs 2009: 22:38 #742919Anonim
guftepira;127593 wrote:çünki o risale yasak değildi”
şeklinde bir ifade kullandı arkadaşımız.
peki, yasak olanlar nelerdir dedim,
kardeşimiz başta “tabiat risalesi” dedi..küfrün belini kırdığı için hususen bu tabiat risalesinin
okunmasına neşrine dağıtımına rusyada yasak getirilmiş.elbette yasakların cazibesi başka olur
nihayetinde elbet güneş balçıkla sıvanmaz,
lakin bu risalenin ne derece akli ve mantıki deliller ile
en muannid materyalistleri bile çaresiz bıraktığına delildir bu yasak..bu risaleye bir karşı tez üretemeyişlerinin,
yada bu risaleyi susturacak bir cevap bulamadıklarının;
bundan da aciz olduklarının veciz bir temsilidir bu yasak..konu münasebetiyle burda sizlerle paylaşmak istedim abim.
ozellikle Tabiat risalesinin yasak oldugunu bilmiyordum, onemini bir kez daha anlamis olduk,Istedikleri kadar yasaklasinlar, insanlar yasak olduklarini gorunce daha cok okumak isteyeceklerdir 🙂
bu arada, Tabiat risalesini fransizca paylastigimiz bir sitede, “Supplement Naturel Solution” tabiatin getirdigi çareler adinda taninmis baska bir dergi/site tarafindan cok guzel yorumlar aldik :)tabiatin çok “farkli” ve degisik” acidan ele alindigini, ve begendiklerini dile getiriyorlardi,
paylasmak istedim…
dua ile…20 Mayıs 2009: 08:52 #743100Anonim
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِقَالَتْ رُسُلُهُمْ اَفِى اللهِ شَكٌّ فَاطِرِ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ
1Şu âyet-i kerime, istifham-ı inkârî ile, “Cenâb-ı Hak hakkında
şek olmaz ve olmamalı” demekle, vücud ve vahdâniyet-i İlâhiye
bedâhet derecesinde olduğunu gösteriyor.Şu sırrı izahtan evvel bir ihtar: 1338’de Ankara’ya gittim. İslâm
Ordusunun Yunan’a galebesinden neş’e alan ehl-i imanın kuvvetli
efkârı içinde, gayet müthiş bir zındıka fikri, içine girmek ve bozmak
ve zehirlendirmek için dessâsâne çalıştığını gördüm. “Eyvah,” dedim.
“Bu ejderha imanın erkânına ilişecek!” O vakit, şu âyet-i kerime
bedâhet derecesinde vücud ve vahdâniyeti ifham ettiği cihetle,
ondan istimdad edip, o zındıkanın başını dağıtacak derecede
Kur’ân-ı Hakîmden alınan kuvvetli bir burhanı, Nur’un Arabî
risalesinde yazdım. Ankara’da, Yeni Gün Matbaasında tab ettirmiştim.Fakat maatteessüf Arabî bilen az ve ehemmiyetle bakanlar da nadir
olmakla beraber, gayet muhtasar ve mücmel bir surette o kuvvetli
burhan tesirini göstermedi. Maatteessüf, o dinsizlik fikri hem inkişaf
etti, hem kuvvet buldu. Bilmecburiye, o burhanı Türkçe olarak bir derece
beyan edeceğim. O burhanın bazı parçaları bazı risalelerde tam izah
edildiğinden, burada icmâlen yazılacaktır. Sair risalelerde inkısam etmiş olan
müteaddit burhanlar, bu burhanda kısmen ittihad ediyor, herbiri bunun bir
cüz’ü hükmüne geçiyor.1 : “Peygamberleri onlara dedi ki: Gökleri ve yeri yoktan var eden Allah hakkında şüphe olur mu?” İbrahim Sûresi, 14:10.
21 Mayıs 2009: 08:18 #743203Anonim
Mukaddime
Ey insan! Bil ki, insanların ağzından çıkan ve dinsizliği işmam eden
dehşetli kelimeler var; ehl-i iman bilmeyerek istimal ediyorlar.
Mühimlerinden üç tanesini beyan edeceğiz.Birincisi: Evcedethu’l-esbab, yani, “Esbab bu şeyi icad ediyor.”
İkincisi: Teşekkele binefsihî, yani, “Kendi kendine teşekkül ediyor, oluyor, bitiyor.”
Üçüncüsü: İktezathu’t-tabiat, yani, “Tabiîdir, tabiat iktiza edip icad ediyor.”
Evet, madem mevcudat var ve inkâr edilmez. Hem, her mevcut san’atlı
ve hikmetli vücuda geliyor. Hem madem kadîm değil, yeniden oluyor.
Herhalde, ey mülhid, bu mevcudu, meselâ bu hayvanı, ya diyeceksin ki,
esbab-ı âlem onu icad ediyor, yani esbabın içtimaında o mevcut vücut
buluyor; veyahut o kendi kendine teşekkül ediyor; veyahut, tabiat
muktezası olarak, tabiatın tesiriyle vücuda geliyor; veyahut bir Kadîr-i
Zülcelâlin kudretiyle icad edilir.Madem aklen bu dört yoldan başka yol yoktur. Evvelki üç yol muhal, battal,
mümteni, gayr-ı kabil oldukları kat’î ispat edilse, bizzarure ve bilbedâhe,
dördüncü yol olan tarik-i vahdâniyet şeksiz, şüphesiz sabit olur.22 Mayıs 2009: 08:37 #743316Anonim
AMMA BİRİNCİ YOL ki, esbab-ı âlemin içtimaıyla teşkil-i eşya
ve vücud-u mahlûkattır. Pek çok muhâlâtından yalnız üç tanesini zikrediyoruz.
BİRİNCİSİ
Bir eczahanede, gayet muhtelif maddelerle dolu, yüzer kavanoz şişeler
bulunuyor. O edviyelerden, zîhayat bir macun istenildi. Hem hayattar,
harika bir tiryak, onlardan yapılmak icap etti. Geldik, o eczahanede, o
zîhayat macunun ve hayattar tiryakın çoklukla efradını gördük. O
macunlardan herbirisini tetkik ettik.
Görüyoruz ki, o kavanoz şişelerden herbirisinden, bir mizan-ı mahsusla,
bir iki dirhem bundan, üç dört dirhem ötekinden, altı yedi dirhem başkasından,
ve hâkezâ, muhtelif miktarlarda eczalar alınmış. Eğer birinden, bir dirhem
ya noksan veya fazla alınsa, o macun zîhayat olamaz, hâsiyetini gösteremez.
Hem o hayattar tiryakı da tetkik ettik. Herbir kavanozdan bir mizan-ı mahsusla
bir madde alınmış ki, zerre miktarı noksan veya ziyade olsa, tiryak hassasını kaybeder.
O kavanozlar elliden ziyade iken, herbirisinden ayrı bir mizanla alınmış gibi, ayrı ayrı
miktarda eczaları alınmış.
Acaba hiçbir cihette imkân ve ihtimal var mı ki, o şişelerden alınan muhtelif miktarlar,
şişelerin garip bir tesadüf veya fırtınalı bir havanın çarpmasıyla devrilmesinden,
herbirisinden alınan miktar kadar, yalnız o miktar aksın, beraber gitsinler ve toplanıp
o macunu teşkil etsinler? Acaba bundan daha hurafe, muhal, bâtıl birşey var mı?
Eşek muzaaf bir eşekliğe girse, sonra insan olsa, “Bu fikri kabul etmem” diye kaçacaktır.
İşte bu misal gibi, herbir zîhayat, elbette zîhayat bir macundur. Ve herbir nebat,
hayattar bir tiryak gibidir ki, çok müteaddit eczalardan, çok muhtelif maddelerden,
gayet hassas bir ölçüyle alınan maddelerden terkip edilmiştir. Eğer esbaba, anâsıra
isnad edilse ve “Esbab icad etti” denilse, aynen eczahanedeki macunun, şişelerin
devrilmesinden vücut bulması gibi, yüz derece akıldan uzak, muhal ve bâtıldır.
24 Mayıs 2009: 18:34 #743778Anonim
Elhasıl, şu eczahane-i kübrâ-yı âlemde, Hakîm-i Ezelînin mizan-ı kazâ
ve kaderiyle alınan mevâdd-ı hayatiye, hadsiz bir hikmet ve nihayetsiz
bir ilim ve herşeye şâmil bir irade ile vücut bulabilir. “Kör, sağır, hudutsuz,
sel gibi akan küllî anasır ve tabâyi ve esbabın işidir” diyen bedbaht, “O
tiryak-ı acip, kendi kendine, şişelerin devrilmesinden çıkıp olmuştur” diyen
divane bir hezeyancı, sarhoş bulunan bir ahmaktan daha ziyade ahmaktır.
Evet, o küfür ahmakane, sarhoşâne, divanece bir hezeyandır.
26 Mayıs 2009: 16:13 #744114Anonim
Konu: Sebeplerin Yaratılıştaki Rolü
Okuyan ve açıklayan: Dr. Burhan SABAZ[VIMEO]4624343[/VIMEO]
29 Mayıs 2009: 17:49 #744558Anonim
İKİNCİ MUHAL
Eğer herşey, Vâhid-i Ehad olan Kadîr-i Zülcelâle verilmezse, belki
esbaba isnad edilse, lâzım gelir ki, âlemin pek çok anâsır ve esbabı,
herbir zîhayatın vücudunda müdahalesi bulunsun. Halbuki, sinek gibi
bir küçük mahlûkun vücudunda,kemâl-i intizamla, gayet hassas bir
mizan ve tamam bir ittifakla, muhtelif ve birbirine zıt, mübâyin esbabın
içtimaı o kadar zâhir bir muhaldir ki, sinek kanadı kadar şuuru bulunan,
“Bu muhaldir, olamaz” diyecektir.
Evet, bir sineğin küçücük cismi, kâinatın ekser anâsır ve esbabıyla
alâkadardır, belki bir hülâsasıdır. Eğer Kadîr-i Ezelîye verilmezse, o
esbab-ı maddiye, onun vücudu yanında bizzat hazır bulunmak lâzım;
belki onun küçücük cismine girmek gerektir. Belki, cisminin küçük bir
nümunesi olan gözündeki bir hücresine girmeleri icap ediyor. Çünkü,
sebep maddî ise, müsebbebin yanında ve içinde bulunması lâzım geliyor.
Şu halde, iki sineğin iğne ucu gibi parmakları yerleşmeyen o hücrecikte,
erkân-ı âlem ve anâsır ve tabâyiin, maddeten içinde bulunup, usta gibi
içinde çalıştıklarını kabul etmek lâzım geliyor. İşte, Sofestâînin en eblehleri
dahi böyle bir meslekten utanıyor.
30 Mayıs 2009: 18:02 #744738Anonim
ÜÇÜNCÜ MUHAL
اَلْوَاحِدُ لاَ يَصْدُرُ اِلاَّ عَنِ الْوَاحِدِ kaide-i mukarreresiyle, “Bir mevcudun
vahdeti varsa, elbette bir vâhidden, bir elden sudur edebilir.” Hususan o
mevcut, gayet mükemmel bir intizam ve hassas bir mizan içinde ve câmi
bir hayata mazhar ise, bilbedâhe, sebeb-i ihtilâf ve keşmekeş olan
müteaddit ellerden çıkmadığını, belki gayet kadîr, hakîm olan birtek elden
çıktığını gösterdiği halde; hadsiz ve câmid ve cahil, mütecaviz, şuursuz,
karmakarışıklık içinde, kör, sağır esbab-ı tabiiyenin karmakarışık ellerine
—hadsiz imkânat yolları içinde ve içtima ve ihtilâtla o esbabın körlüğü,
sağırlığı ziyadeleştiği halde—o muntazam ve mevzun ve vâhid bir mevcudu
onlara isnad etmek, yüz muhali birden kabul etmek gibi akıldan uzaktır.
Haydi, bu muhalden kat-ı nazar, esbab-ı maddiyenin elbette tesirleri,
mübaşeretle ve temasla olur. Halbuki, o esbab-ı tabiiyenin temasları,
zîhayat mevcutların zâhirleriyledir. Halbuki görüyoruz ki, o esbab-ı maddiyenin
elleri yetişmediği ve temas edemedikleri o zîhayatın bâtını, on defa
zâhirinden daha muntazam, daha lâtif, san’atça daha mükemmeldir.
Esbab-ı maddiyenin elleri ve âletleriyle hiçbir cihetle yerleşemedikleri,
belki tam zâhirine de temas edemedikleri küçücük zîhayat, küçücük
hayvancıklar, en büyük mahlûklardan daha ziyade san’atça acip, hilkatçe
bedî bir surette oldukları halde, o câmid, cahil, kaba, uzak, büyük ve
birbirine zıt olan sağır, kör esbaba isnad etmek, yüz derece kör, bin derece
sağır olmakla olur.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.