- Bu konu 32 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
23 Haziran 2011: 13:29 #793788
Anonim
“Resâilü’n-Nur yalnız insanların hafızalarında ve kalblerinde nakşolmuyor. Belki hadsiz zîşuur mahlûkatın ve ruhânîlerin bir mütalâagâhları olmakla beraber, rıza-i İlâhîye mazhar ise,..” Bu ifadeleri devamıyla açıklar mısınız?
Yazar: Sorularla Risale, 23-6-2011
Risale-i Nur gibi külli iman hizmetinin Levh-i Mahfuz’da takdire şayan bir şekilde yazılması, Allah’ın kerem ve şefkatinin bir tezahürüdür. En basit zikir ve ibadetlerin Levh-i Mahfuz’da kaydedilmesi elbette külli iman hizmetlerinin yazılmasına işaret ve beşaret eder.
Şuur sahibi varlıkların asıl vazifesi Allah’ın sanat ve eserlerini mütalaa ve tefekkür etmektir. Risale-i Nurlar ise kainat kitabını okuyan ve okutturan Kur’ani bir tefsirdir. Hal böyle olunca, şuur sahibi ruhanilerin ve meleklerin Risale-i Nurlara bigane ve ilgisiz kalması düşünülemez.
Melekler nurani ve latif mahlukturlar. İradeleri sadece hayır ve ibadet cihetine çalışır; isyan ve günah işleme kabiliyetleri yoktur.
Cinler de latif bir fıtrata sahiptirler. Yalnız meleklerden farklı olarak şerre de kabiliyetleri vardır. Bu noktadan meleklerden ayrılırlar. Yani cinler ile melekler fıtratlarının letafetleri noktasından birbirlerine benzerler, lakin şerre kabiliyet noktasından ayrışırlar.
Ruhaniler kainattaki kanunlardan oluşan bir tür soyut varlıklardır. Bunlar ne cinlere ne de meleklere benzerler. Kainatın her yanını kuşatan mücerret varlıklardır. Ama şuur sahibi varlıklar olup mütalaa ve tefekkür üzere hareket ederler.
Kabul-ü Nebevi; Risale-i Nurların Peygamber Efendimizin (asv) rızasına ve hoşnutluğuna mazhar olması demektir. Evet peygamberler vefat etmiş olsalar bile, mübarek ruhları hayatlı ve tasarruf sahibidirler. İman ve Kur’an hizmeti ile alakadardırlar.23 Haziran 2011: 13:31 #793789Anonim
Ruhaniler
kainattaki kanunlardan oluşan bir tür soyut varlıklardır. Bunlar ne cinlere ne de meleklere benzerler. Kainatın her yanını kuşatan mücerret varlıklardır. Ama şuur sahibi varlıklar olup mütalaa ve tefekkür üzere hareket ederler.23 Haziran 2011: 13:34 #793790Anonim
A’lâ-yı illiyyîn nedir, neresidir; Risalelerdeki manası, Kur’andaki mana ile aynı mı?
Yazar: Sorularla Risale, 21-10-2010
Ala-yı illiyyin: Cennette en yüksek derece. Cenâb-ı Hakk’ın indinde en iyilerin ve kâmillerin derecesine ve makamına denir.
Alâ-yi illiyyîn; “yücelerin en yücesi; en ileri nokta.; cennetteki üstün makam”, esfel-i sâfilîn ise “aşağıların aşağısı, sefillerin en sefili, cehennemin en derin azap mahalli” şeklinde tarif edilmiştir. Bu birinci manada, daha çok cennet ve cehennem makamlarına işaret ediliyor. Yani mekan açısından makam vurgusu vardır.
Diğer bir manası da; insanın manen mazhar olabileceği terakki ve tekemmül seviyesidir. Yani insan manen nihayetsiz terakki ve tekemmül kabiliyetine sahip olduğu gibi, nihayetsiz tedenni ve alçalma kabiliyetine de sahiptir. İşte insanın manen nihayetsiz terakki ve tekemmülüne “a’lâ-yı illiyyîn” denilmiş, nihayetsiz sukut ve tedennisine de “esfel-i safilin” tabir edilmiştir. Risale-i Nur’da a’la-yı illiyyin tabiri daha çok bu anlamında kullanılmıştır.
Üstat bu manaya şu şekilde işaret ediyor:“Bak o zat öyle bir maksad, öyle bir gâye için saadet isteyip duâ ediyor ki: İnsanı ve bütün mahlukatı, esfel-i safilin olan fenâ-i mutlaka sukuttan, kıymetsizlikten, fâidesizlikten, abesiyetten a’lâ-yı illiyyîn olan kıymete, bekaya, ulvi vazifeye, mektubât-ı samedaniye olması derecesine çıkarıyor.”(1)(1) bk. Mesnevi-i Nuriye, Lâsiyyemalar.
23 Haziran 2011: 13:38 #793791Anonim
Acz, fakr ve naks kavramlarını açıklar mısınız?
Yazar: Sorularla Risale, 21-10-2006
Nur külliyatında bu konu üzerinde önemle durulur. Çünkü bu üç özellik ubudiyetin esasıdır. Yani, insan bunların şuuruna varmakla kulluğunu takınır; Rubbine karşı tesbih, hamd ve tekbir görevlerini yerine getirir.
Üstad şöyle buyurur:
“İnsandaki kusur, kemâlât-i Sübhaniye derecelerine bir mirsaddır. İnsandaki fakr, gına-yı rahmetin derecelerine bir mikyasdır. İnsandaki acz, kudret ve kibriyasına bir mizandır.”
Kusur, acz ve fakr insanın üç temel özelliğidir. Nefsin mahiyeti bu üçüyle yoğrulmuş bulunuyor. Kusur, noksanlık mânâsına gelir ve kemâlin zıddıdır. Kusur denilince, genellikle hata ve günah hatıra gelir. Böyle olmakla birlikte, kusur sadece bunlara mahsus değildir. Yani her kusur, her noksanlık günah değildir. Ama her günah bir kusurdur, bir noksanlıktır.
İnsanın kusur yönü, “acıkması, yorulması, uyuması, hastalanması, ihtiyarlaması, iradesinin cüzi olması, yani bir anda iki şey irade edememesi, iki şeyi birlikte düşünememesi, aynı anda iki farklı yöne bakamayışı” gibi noksanlıklarıdır.
Fakirlik, muhtaç olma mânâsına gelir ve konuşmalarımızda ‘fakr’ denilince genellikle servetten mahrumiyeti anlarız. Yani, maddî imkânlardan mahrum olanlara ‘fakir’ deriz. Halbuki, zengin olsun fakir olsun bütün insanların sonsuz denecek kadar ortak ihtiyaçları vardır. Bu yönüyle her iki grup insan da, son derece fakirdir. Buna göre, fakr denilince, “insanın göze, kulağa, ele, ayağa, havaya, suya, güneşe, geceye, gündüze, atmosfere, bedeninde görev yapan her organa ve çevresini kuşatan bütün eşyaya muhtaç olması” anlaşılmalıdır.
Acz’e gelince, bu kavramı, insanın, muhtaç olduğu dahilî ve haricî nimetlerden hiçbirini yapacak güce sahip olmaması şeklinde anlamak gerekir. Dünyayı döndürmeye, yahut kanın deveranını sağlamaya güç yetirememe noktasında, bir bebekle en kuvvetli bir insanın, hiç mi hiç farkı yoktur. Bu işler, bir İlâhî kudret tarafından görülmekte, icra edilmektedir.
İnsandaki sonsuz kusur ve noksanlığa bedel, Allah’ın ‘kemâlat-i Sübhaniyesi’ sonsuzdur. İnsandaki sonsuz fakra bedel, Allah’ın, ‘gına-yı rahmeti’ sonsuzdur. Yani, insan sonsuz fakir ve muhtaç, Allah sonsuz Ganî (zengin) ve Rahîm’dir. Ve insandaki sonsuz âcizliğe bedel Allah sonsuz bir kudret ve kibriya sahibidir.
Nur Külliyatı’ndan Dokuzuncu Sözde de aynı mânâ bir başka şekilde işlenmiş ve namaz tesbihatıyla bu hakikatler arasında harika bir ilgi kurulmuştur.
O dersten öğrendiğimize göre, insan kendi kusurunu, noksanlığını bilerek Rabbini tespih eder ve “Sübhanallah” der.
Fakrına bakarak Rabbinin sonsuz nimetlerini hatırlar ve “Elhamdülillah” der.
Aczini görerek Allah’ın kudret ve azametini düşünür ve “Allah u Ekber” der.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.