• Bu konu 198 yanıt içerir, 2 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 61 ile 75 arası (toplam 200)
  • Yazar
    Yazılar
  • #823388
    Anonim

      Onyedinci Mektub – Çocuk Ta’ziyenamesi

      Onyedinci Mektub, 1930 yılında Barla’da te’lif edilmiştir.

      ﺑِﺎﺳْﻤِﻪِ
      Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah’ın adıyla.

      ﻭَﺍِﻥْ ﻣِﻦْ ﺷَﻲْﺀٍ ﺍِﻟﺎَّ ﻳُﺴَﺒِّﺢُ ﺑِﺤَﻤْﺪِﻩِ
      Hiçbir şey yoktur ki Allah’ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)

      ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢِ
      Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

      ﻭَﺑَﺸِّﺮِ ﺍﻟﺼَّﺎﺑِﺮِﻳﻦَ ٭ ﺍَﻟَّﺬِﻳﻦَ ﺍِﺫَﺍ ﺍَﺻَﺎﺑَﺘْﻬُﻢْ ﻣُﺼِﻴﺒَﺔٌ ﻗَﺎﻟُﻮﺍ ﺍِﻧَّﺎ ﻟِﻠَّﻪِ ﻭَﺍِﻧَّﺎ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﺭَﺍﺟِﻌُﻮﻥَ
      Sabredenleri müjdele. O sabredenler ki, başlarına bir musibet geldiği zaman ‘Biz Allah’ın kullarıyız; sonunda yine Ona döneceğiz’ derler. (Bakara Sûresi, 2:155-156)

      ﺍَﻟْﺤُﻜْﻢُ ﻟِﻠَّﻪِ
      Hüküm Allah’ındır. (Mü’min Sûresi, 40:12)

      ﻭِﻟْﺪَﺍﻥٌ ﻣُﺨَﻠَّﺪُﻭﻥَ
      Ebediyen yaşlanmayacak olan çocuklar. (Vâkıa Sûresi, 56:17; İnsan Sûresi, 16:19)

      (Mektûbat sh: 78)

      ﻭِﻟْﺪَﺍﻥٌ ﻣُﺨَﻠَّﺪُﻭﻥَ
      Ebediyen yaşlanmayacak olan çocuklar. (Vâkıa Sûresi, 56:17; İnsan Sûresi, 16:19)

      (Mektûbat sh: 79)

      ﺍَﻟْﺤُﻜْﻢُ ﻟِﻠَّﻪِ
      Hüküm Allah’ındır. (Mü’min Sûresi, 40:12)

      (Mektûbat sh: 80)

      ﺍَﻟْﺤُﻜْﻢُ ﻟِﻠَّﻪِ ٭ ﺍِﻧَّﺎ ﻟِﻠَّﻪِ ﻭَﺍِﻧَّﺎ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﺭَﺍﺟِﻌُﻮﻥَ
      Hüküm Allah’ındır. (Mü’min Sûresi, 40:12) Biz Allah’ın kullarıyız; sonunda yine Ona döneceğiz. (Bakara Sûresi, 2:155-156)

      ﺍَﻟْﺒَﺎﻗِﻰ ﻫُﻮَ ﺍﻟْﺒَﺎﻗِﻰ
      Bâkî olan sadece Odur. (Mektûbat sh: 81)

      #823392
      Anonim

        Onsekizinci Mektub

        Onsekizinci Mektup, 1926-1934 yılları arasında Barla’da te’lif edilmiştir.

        ﺑِﺎﺳْﻤِﻪِ ﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﻪُ
        Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah’ın adıyla.

        ﻭَﺍِﻥْ ﻣِﻦْ ﺷَﻲْﺀٍ ﺍِﻟﺎَّ ﻳُﺴَﺒِّﺢُ ﺑِﺤَﻤْﺪِﻩِ
        Hiçbir şey yoktur ki Allah’ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 17:44)

        (Mektûbat sh: 84)

        ﺣَﻘَٓﺎﺋِﻖُ ﺍْﻟﺎَﺷْﻴَٓﺎﺀِ ﺛَﺎﺑِﺘَﺔٌ
        Varlıkların sabit birer hakikati vardır. (Ömer en-Nesefî, el-Akâid, 1)

        ﻟَﻴْﺲَ ﻛَﻤِﺜْﻠِﻪِ ﺷَﻲْﺀٌ
        Onun benzeri hiçbir şey yoktur. (Şûrâ Sûresi, 42:11)

        ﻟﺎَ ﻣَﻮْﺟُﻮﺩَ ﺍِﻟﺎَّ ﻫُﻮَ
        Ondan başka hiçbir mevcut yoktur.

        (Mektûbat sh: 85)

        ﺣَﻘَٓﺎﺋِﻖُ ﺍْﻟﺎَﺷْﻴَٓﺎﺀِ ﺛَﺎﺑِﺘَﺔٌ
        Varlıkların sabit birer hakikati vardır. (Ömer en-Nesefî, el-Akâid,1)

        ﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﻚَ ﻟﺎَ ﻋِﻠْﻢَ ﻟَﻨَٓﺎ ﺍِﻟﺎَّ ﻣَﺎ ﻋَﻠَّﻤْﺘَﻨَٓﺎ ﺍِﻧَّﻚَ ﺍَﻧْﺖَ ﺍﻟْﻌَﻠِﻴﻢُ ﺍﻟْﺤَﻜِﻴﻢُ
        Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Sensin. (Bakara Sûresi, 2:32)

        ﺭَﺑَّﻨَﺎ ﻟﺎَ ﺗُﺰِﻍْ ﻗُﻠُﻮﺑَﻨَﺎ ﺑَﻌْﺪَ ﺍِﺫْ ﻫَﺪَﻳْﺘَﻨَﺎ ﻭَﻫَﺐْ ﻟَﻨَﺎ ﻣِﻦْ ﻟَﺪُﻧْﻚَ ﺭَﺣْﻤَﺔً ﺍِﻧَّﻚَ ﺍَﻧْﺖَ ﺍﻟْﻮَﻫَّﺎﺏُ
        Ey Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalblerimizi sapıklığa meylettirme. Yüce katından bize bir rahmet bağışla. Muhakkak ki veren Sensin, dua edip istediklerimizi bize bağışlayan Sensin. (Âl-i İmrân Sûresi, 3:

        ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺻَﻞِّ ﻭَ ﺳَﻠِّﻢْ ﻋَﻠَﻰ ﻣَﻦْ ﺍَﺭْﺳَﻠْﺘَﻪُ ﺭَﺣْﻤَﺔً ﻟِﻠْﻌَﺎﻟَﻤِﻴﻦَ ﻭَ ﻋَﻠَٓﻰ ﺍَﻟِﻪِ ﻭَ ﺻَﺤْﺒِﻪِ ﺍَﺟْﻤَﻌِﻴﻦَ
        Allahım! Âlemlere rahmet olarak gönderdiğin Efendimize ve bütün âl ve ashabına salât ve selâm et.

        (Mektûbat sh: 86)

        ﻓَﻌَّﺎﻝٌ ﻟِﻤَﺎ ﻳُﺮِﻳﺪُ
        O dilediğini dilediği gibi yapar. (Burûc Sûresi, 85:16; Hûd Sûresi, 11:107)

        ﻛُﻞَّ ﻳَﻮْﻡٍ ﻫُﻮَ ﻓِﻰ ﺷَﺎْﻥٍ
        O her an bir tasarruftadır. (Rahmân Sûresi, 55:29)

        ﻭَﻟِﻠَّﻪِ ﺍﻟْﻤَﺜَﻞُ ﺍْﻟﺎَﻋْﻠَﻰ
        En yüce misaller Allah içindir. (Nahl Sûresi, 16:60)

        (Mektûbat sh: 87)

        ﻗُﻞِ ﺍﻟﻠَّﻪُ ﺛُﻢَّ ﺫَﺭْﻫُﻢْ ﻓِﻰ ﺧَﻮْﺿِﻬِﻢْ ﻳَﻠْﻌَﺒُﻮﻥَ
        Sen ‘Allah’ de, sonra da bırak onları, daldıkları batakta oynayıp dursunlar. (En’âm Sûresi, 6:91)

        ﺭَﺑَّﻨَﺎ ﻟﺎَ ﺗُﺰِﻍْ ﻗُﻠُﻮﺑَﻨَﺎ ﺑَﻌْﺪَ ﺍِﺫْ ﻫَﺪَﻳْﺘَﻨَﺎ ﻭَﻫَﺐْ ﻟَﻨَﺎ ﻣِﻦْ ﻟَﺪُﻧْﻚَ ﺭَﺣْﻤَﺔً ﺍِﻧَّﻚَ ﺍَﻧْﺖَ ﺍﻟْﻮَﻫَّﺎﺏُ
        Ey Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalblerimizi sapıklığa meylettirme. Yüce katından bize bir rahmet bağışla. Muhakkak ki veren Sensin, dua edip istediklerimizi bize bağışlayan Sensin. (Âl-i İmrân Sûresi, 3:

        ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺻَﻞِّ ﻭَ ﺳَﻠِّﻢْ ﻋَﻠَﻰ ﻛَﺎﺷِﻒِ ﻃِﻠْﺴِﻢِ ﻛَﺎﺋِﻨَﺎﺗِﻚَ ﺑِﻌَﺪَﺩِ ﺫَﺭَّﺍﺕِ ﺍﻟْﻤَﻮْﺟُﻮﺩَﺍﺕِ ﻭَ ﻋَﻠَٓﻰ ﺍَﻟِﻪِ ﻭَ ﺻَﺤْﺒِﻪِ ﻣَﺎ ﺩَﺍﻡَ ﺍْﻟﺎَﺭْﺽُ ﻭَ ﺍﻟﺴَّﻤَﻮَﺍﺕُ
        Allahım! Kâinatın tılsımını bizlere açan Efendimize ve âl ve ashabına, yer ve gökler devam ettikçe, mevcudatın zerreleri adedince salât ve selâm et.

        ﺍَﻟْﺒَﺎﻗِﻰ ﻫُﻮَ ﺍﻟْﺒَﺎﻗِﻰ
        Bâkî olan sadece Odur.

        (Mektûbat sh: 89)

        #823393
        Anonim

          Ondokuzuncu Mektub – Mu’cizat-ı Ahmediye (a.s.m.)Risalesi

          Ondokuzuncu Mektub olan Mu’cizat-ı Ahmediye (a.s.m.) Risalesi, 1929 yılında Barla’da te’lif edilmiştir.

          ﺑِﺎﺳْﻤِﻪِ ﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﻪُ
          Her türlü noksan sıfatlardan yüce olan Allah’ın adıyla.

          ﻭَﺍِﻥْ ﻣِﻦْ ﺷَﻲْﺀٍ ﺍِﻟﺎَّ ﻳُﺴَﺒِّﺢُ ﺑِﺤَﻤْﺪِﻩِ
          Hiçbir şey yoktur ki Allah’ı hamd ile tesbih etmesin. (İsrâ Sûresi, 11:44)

          ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢِ
          Rahman ve Rahim Olan Allahın adıyla

          ﻫُﻮَ ﺍﻟَّﺬِٓﻯ ﺍَﺭْﺳَﻞَ ﺭَﺳُﻮﻟَﻪُ ﺑِﺎﻟْﻬُﺪَﻯ ﻭَﺩِﻳﻦِ ﺍﻟْﺤَﻖِّ ﻟِﻴُﻈْﻬِﺮَﻩُ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﺪِّﻳﻦِ ﻛُﻠِّﻪِ ﻭَ ﻛَﻔَﻰ ﺑِﺎﻟﻠَّﻪِ ﺷَﻬِﻴﺪًﺍ ﻣُﺤَﻤَّﺪٌ ﺭَﺳُﻮﻝُ ﺍﻟﻠَّﻪِ
          Bütün dinlere üstün kılmak üzere Resulünü hidayet ve hak din ile gönderen Odur. Buna şahit olarak Allah yeter. Muhammed Allah’ın Resulüdür. (Fetih Sûresi, 48:28-29)

          (Mektûbat sh: 90)

          ﺻَﺪَﻗْﺖَ
          Doğru söyledin.

          (Mektûbat sh: 96)

          ﻟﺎَ ﻳَﻌْﻠَﻢُ ﺍﻟْﻐَﻴْﺐَ ﺍِﻟﺎَّ ﺍﻟﻠَّﻪُ
          Gaybı yalnız Allah bilir. (Neml Sûresi, 21:65; bk. Tirmizi, Sevâbü’l-Kur’ân: 1; Dârimî, Fedâilü’l-Kur’ân: 21)

          ﻭَﻣَﻦْ ﻛَﺬَﺏَ ﻋَﻠَﻰَّ ﻣُﺘَﻌَﻤِّﺪًﺍ ﻓَﻠْﻴَﺘَﺒَﻮَّﺍْ ﻣَﻘْﻌَﺪَﻩُ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺭِ
          Kim bilerek bana yalan isnad ederse (benden yalan bir şey haber verirse) Cehennem ateşindeki yerine hazırlansın. (Buharî, İlim: 38, Cenâiz: 33, Enbiyâ: 50, Edeb: 109; Müslim, Zühd: 12; Ebû Dâvud, İlim: 4; Tirmizî, Fiten: 70, İlim: 8, 13; Müsned, 1:70, 78, 2:159, 171, 3:13, 44, 4:47, 100, 5:292)

          ﻓَﻤَﻦْ ﺍَﻇْﻠَﻢُ ﻣِﻤَّﻦْ ﻛَﺬَﺏَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﻠَّﻪِ
          Allah adına yalan söyleyenden daha zalim kim vardır? (Zümer Sûresi, 39:32)

          ﻓَﺎﺭْﻓَﻖْ ﻭَ ﺑَﻠِّﻐْﻬَﺎ ﻣَﺎْﻣَﻨَﻬَﺎ
          Ona şefkatle muamele et ve onu güveneceği yere götür. (Müsned, 6:393; Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve: 6:410; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 1:234)

          (Mektûbat sh: 97)

          ﺍَﻟﺴَّﺒَﺐُ ﻛَﺎﻟْﻔَﺎﻋِﻞِ
          Bir şeye sebep olan, onu işleyen gibidir. [“Hayrın yolunu gösteren, onu işleyen gibidir” (Feyzü’l- Kadîr, c.3, s. 531, hadîs no: 4250; Keşfü’l-Hafâ, c. 1, s. 399.) hadîsinden alınan bir ölçü.]

          (Mektûbat sh: 98)

          ﺍِﺑْﻨِﻰ ﺣَﺴَﻦٌ ﻫَﺬَﺍ ﺳَﻴِّﺪٌ ﺳَﻴُﺼْﻠِﺢُ ﺍﻟﻠَّﻪُ ﺑِﻪِ ﺑَﻴْﻦَ ﻓِﺌَﺘَﻴْﻦِ ﻋَﻈِﻴﻤَﺘَﻴْﻦِ
          Şu benim oğlum Hasan, seyyiddir. Allah onun vasıtasıyla Müslümanların iki büyük ordusunu barıştıracaktır. (Buharî, Fiten: 20; Sulh: 9; Fedâilu Ashâbi’n-Nebî: 22; Menâkıb: 25; Dârîmî, Sünnet: 12; Tirmizî, Menâkıb: 25; Nesâî, Cum’a: 21; Müsned, 5:38, 44, 49, 51)

          ﺳَﺘُﻘَﺎﺗِﻞُ ﺍﻟﻨَّﺎﻛِﺜِﻴﻦَ ﻭَﺍﻟْﻘَﺎﺳِﻄِﻴﻦَ ﻭَﺍﻟْﻤَﺎﺭِﻗِﻴﻦَ
          Sen, biatını bozan, hak ve adaletten sapan ve dinden çıkan kimselerle savaşacaksın. (el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:139, 140; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 1:138; Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve: 6:414)

          ﻭَﺗَﻨْﺒَﺢُ ﻋَﻠَﻴْﻬَﺎ ﻛِﻠﺎَﺏُ ﺍﻟْﺤَﻮْﺋَﺐِ
          Ona Hav’eb köpekleri havlayacak. (Müsned, 6:52, 91; İbni Hibban, Sahih, 8:258, no: 6697; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:120)

          (Mektûbat sh: 99)

          “Benim Âl-i Beytim, benden sonra

          ﻳَﻠْﻘَﻮْﻥَ ﻗَﺘْﻠﺎً ﻭَ ﺗَﺸْﺮِﻳﺪًﺍ
          yani katle ve belâya ve nefye maruz kalacaklar.”

          (Mektûbat sh: 101)

          #823394
          Anonim

            ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﺑِﺴِﻴﺮَﺓِ ﺍﻟَّﺬَﻳْﻦِ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِﻯ ﺍَﺑِﻰ ﺑَﻜْﺮٍ ﻭَ ﻋُﻤَﺮَ
            Benden sonra Ebû Bekir ve Ömer’in yolu üzere gidin. (Tirmizî, Menâkıb: 16, 31; İbni Mâce, Mukaddime: 11; Müsned, 5:382, 385, 399, 402)

            (Mektûbat sh: 102)

            ﺯُﻭِﻳَﺖْ ﻟِﻰَ ﺍْﻟﺎَﺭْﺽُ ﻓَﺎُﺭِﻳﺖُ ﻣَﺸَﺎﺭِﻗَﻬَﺎ ﻭَﻣَﻐَﺎﺭِﺑَﻬَﺎ ﻭَﺳَﻴَﺒْﻠُﻎُ ﻣُﻠْﻚُ ﺍُﻣَّﺘِﻰ ﻣَﺎ ﺯُﻭِﻯَ ﻟِﻰ ﻣِﻨْﻬَﺎ
            Yeryüzü benim için büzülüp katlandı. Bana onun doğuları ve batıları gösterildi ve ümmetimin mülkü benim için katlanan yerlere kadar ulaşacaktır. (Yani şarktan garba kadar benim ümmetimin eline geçecektir. Hiçbir ümmet o kadar mülk zaptetmemiş). (Müslim, Fiten: 19, 20; Ebû Dâvud, Fiten: 1; Tirmizî, Fiten: 14; İbni Mâce, Fiten: 9; Müsned, 4:123, 278, 284)

            ﻫَﺬَﺍ ﻣَﺼْﺮَﻉُ ﺍَﺑِﻰ ﺟَﻬْﻞٍ، ﻫَﺬَﺍ ﻣَﺼْﺮَﻉُ ﻋُﺘْﺒَﺔَ، ﻫَﺬَﺍ ﻣَﺼْﺮَﻉُ ﺍُﻣَﻴَّﺔَ، ﻫَﺬَﺍ ﻣَﺼْﺮَﻉُ ﻓُﻠﺎَﻥٍ ﻭَ ﻓُﻠﺎَﻥٍ
            Burası Ebû Cehil’in katledileceği yer, burası Utbe’nin katledileceği yer, burası Ümeyye’nin katledileceği yer ve burası da falan ve falanın katledileceği yerlerdir. (Hadis-i bilmânâdır. Müslim, Cihad: 83, Cennet: 16; Ebû Dâvud, Cihad: 115; Nesâi, Cenâiz: 111; Müsned, 1:26, 3:219, 258.)

            ﺍَﺧَﺬَ ﺍﻟﺮَّﺍﻳَﺔَ ﺯَﻳْﺪٌ ﻓَﺎُﺻِﻴﺐَ، ﺛُﻢَّ ﺍَﺧَﺬَﻫَﺎ ﺍِﺑْﻦُ ﺭَﻭَﺍﺣَﺔَ ﻓَﺎُﺻِﻴﺐَ، ﺛُﻢَّ ﺍَﺧَﺬَﻫَﺎ ﺟَﻌْﻔَﺮُ ﻓَﺎُﺻِﻴﺐَ، ﺛُﻢَّ ﺍَﺧَﺬَﻫَﺎ ﺳَﻴْﻒٌ ﻣِﻦْ ﺳُﻴُﻮﻑِ ﺍﻟﻠَّﻪِ
            Revâha aldı, o da vuruldu. Sonra Câfer aldı, o da vuruldu. Ve sonra onu, Allah’ın kılıçlarından bir kılıç eline aldı… (Buharî, Mağâzî: 44; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:298)

            ﺍِﻥَّ ﺍﻟْﺨِﻠﺎَﻓَﺔَ ﺑَﻌْﺪِﻯ ﺛَﻠﺎَﺛُﻮﻥَ ﺳَﻨَﺔً ﺛُﻢَّ ﺗَﻜُﻮﻥُ ﻣُﻠْﻜًﺎ ﻋَﻀُﻮﺿًﺎ
            Hilâfet benden sonra otuz sene sürecek, ondan sonra da saltanat şeklini alacaktır. (Müsned, 5:220, 221)

            ﻭَﺍِﻥَّ ﻫَﺬَﺍ ﺍْﻟﺎَﻣْﺮَ ﺑَﺪَﺍَ ﻧُﺒُﻮَّﺓً ﻭَﺭَﺣْﻤَﺔً ﺛُﻢَّ ﻳَﻜُﻮﻥُ ﺭَﺣْﻤَﺔً ﻭَﺧِﻠﺎَﻓَﺔً ﺛُﻢَّ ﻳَﻜُﻮﻥُ ﻣُﻠْﻜًﺎ ﻋَﻀُﻮﺿًﺎ ﺛُﻢَّ ﻳَﻜُﻮﻥُ ﻋُﺘُﻮًّﺍ ﻭَ ﺟَﺒَﺮُﻭﺗًﺎ
            Bu iş nübüvvet ve rahmetle başladı, sonra rahmet ve hilâfet halini alacak, sonra ısırıcı saltanat şekline girecek, sonra da ceberût ve fesâd-ı ümmet azgınlık meydan alacak. (Kadî Iyâz, eş-Şifâ, 1:340; Müsned, 4:273)

            (Mektûbat sh: 103)

            ﻳُﻘْﺘَﻞُ ﻋُﺜْﻤَﺎﻥُ ﻭَﻫُﻮَ ﻳَﻘْﺮَﺍُ ﺍﻟْﻤُﺼْﺤَﻒَ
            Osman Mushaf okurken şehid edilecek. (el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:103)

            ﻭَﺍِﻥَّ ﺍﻟﻠَّﻪَ ﻋَﺴَﻰ ﺍَﻥْ ﻳُﻠْﺒِﺴَﻪُ ﻗَﻤِﻴﺼًﺎ ﻭَﺍِﻧَّﻬُﻢْ ﻳُﺮِﻳﺪُﻭﻥَ ﺧَﻠْﻌَﻪُ
            Muhakkak ki Cenâb-ı Hak Osman’a halife gömleğini giydirecektir; fakat onlar bu gömleği çıkartmak isteyecekler. (bk. el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:100)

            ﻭَﻳْﻞٌ ﻟِﻠﻨَّﺎﺱِ ﻣِﻨْﻚَ ﻭَ ﻭَﻳْﻞٌ ﻟَﻚَ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ
            Senin yüzünden insanların, insanlar yüzünden de senin vay haline! (el-Askalânî, el-Metâlibü’l-Âliye, 4:21; el-Heysemî, Mecma’u’z-Zevâid, 2108; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:554)

            ﻭَﺍِﺫَﺍ ﻣَﻠَﻜْﺖَ ﻓَﺎَﺳْﺠِﺢْ
            Başa geçtiğin zaman affedici ol ve âdil davran. (el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 5:186; İbni Hacer, el-Metâlibü’l-Â’liye (tahkik: Abdurrahman el-A’zamî), no. 4085)

            ﻳَﺨْﺮُﺝُ ﻭَﻟَﺪُ ﺍﻟْﻌَﺒَّﺎﺱِ ﺑِﺎﻟﺮَّﺍﻳَﺎﺕِ ﺍﻟﺴُّﻮﺩِ ﻭَ ﻳَﻤْﻠِﻜُﻮﻥَ ﺍَﺿْﻌَﺎﻑَ ﻣَﺎ ﻣَﻠَﻜُﻮﺍ
            Abbasoğulları siyah bayraklarla çıkarlar ve öncekilerden çok uzun müddet saltanat sürerler. (Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:338; Müsned, 3:216-218; Beyhakî, Delâili’n-Nübüvve: 6:517)

            (Mektûbat sh: 104)

            ﻭَﻳْﻞٌ ﻟِﻠْﻌَﺮَﺏِ ﻣِﻦ ﺷَﺮٍّ ﻗَﺪِ ﺍﻗْﺘَﺮَﺏَ
            Yaklaşmakta olan bir şerden vay Arapların haline! (Buharî, Fiten: 4, 28; Müslim, Fiten: 1; Ebû Dâvud, Fiten: 1; Tirmizî, Fiten: 23; İbni Mâce, Fiten: 9; Müsned, 2:390, 39; el-Hâkim, el-Müstedrek, 1:108, 4:439, 483)

            ﻟَﻌَﻠَّﻚَ ﺗُﺨَﻠَّﻒُ ﺣَﺘَّﻰ ﻳَﻨْﺘَﻔِﻊَ ﺑِﻚَ ﺍَﻗْﻮَﺍﻡٌ ﻭَﻳَﺴْﺘَﻀِﺮَّ ﺑِﻚَ ﺍَﺧَﺮُﻭﻥَ
            Sen daha çok yaşayacaksın ve ordunun başına geçeceksin. Sonunda; tâ ki, bir kısım milletler senden fayda görecekler, bir kısmı da zarar görecekler… (Buharî, Cenâiz: 36, Menâkıbü’l-Ensâr: 49, Ferâiz: 6; el-Hafâci, Şerhu’ş-Şifâ, 3:209; A’liyyü’l-Karî, Şerhu’ş-Şifâ, 1:699; Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ, 1:94)

            ﺍُﺛْﺒُﺖْ ﻓَﺎِﻧَّﻤَﺎ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﻧَﺒِﻰٌّ ﻭَ ﺻِﺪِّﻳﻖٌ ﻭَ ﺷَﻬِﻴﺪٌ
            Sâkin ol! Zira senin üstünde bir peygamber, bir sıddık ve şehid vardır. (Buharî, Fedailü’s-Sahâbe:5,1; Ebû Dâvud, Sünnet, 8; Tirmizî, Menakıb: 11, 18; Müsned, 3:112, 5:331; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:450, 451 (verilen bu kaynaklarda “iki şehid” tabiri geçmektedir))

            (Mektûbat sh: 105)

            ﺍَﻧْﺖِ ﺍَﻭَّﻝُ ﺍَﻫْﻞِ ﺑَﻴْﺘِﻰ ﻟُﺤُﻮﻗًﺎ ﺑِﻰ
            “Âl-i Beytimden, herkesten evvel vefat edip bana iltihak edeceksin” Buharî, Menâkıb: 25, Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe: 101; İbni Mâce, Cenâiz: 64; Müsned, 6:240, 282, 283; Kadî İyâz, eş-Şifâ, 1:340

            ﺳَﺘُﺨْﺮَﺝُ ﻣِﻦْ ﻫُﻨَﺎ ﻭَﺗَﻌِﻴﺶُ ﻭَﺣْﺪَﻙَ ﻭَﺗَﻤُﻮﺕُ ﻭَﺣْﺪَﻙَ
            Buradan çıkarılacak, tek başına yaşayacak ve tek başına öleceksin. (el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:345; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:343; Aliyyü’l-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, 1:700; el-Askalânî, el-Metâlibü’l-Â’liye, 4:116, no. 4109; İbni Kesir, el-Bidâye ve’n-Nihâye, 5:8-9; el-Askalânî, el-İsabe: 4:64)

            #823395
            Anonim

              ﺭَﺍَﻳْﺖُ ﺍُﻣَّﺘِﻰ ﻳَﻐْﺰُﻭﻥَ ﻓِﻰ ﺍﻟْﺒَﺤْﺮِ ﻛَﺎﻟْﻤُﻠُﻮﻙِ ﻋَﻠَﻰ ﺍْﻟﺎَﺳِﺮَّﺓِ
              Rüyâmda ümmetimin gazilerini gördüm. Tahtlarına oturmuş padişahlar gibi denizde savaşarak yollarına devam ediyorlardı. (Buharî, Ta’bîr: 12; Cihad: 3, 8, 63, 15; İsti’zân, 41; Müslim, İmâret: 160, 161; Ebû Dâvud, Cihad: 9; Tirmizî, Fedâilü’l-Cihad: 15; Nesâî, Cihad: 40; İbni Mâce, Cihad: 10; Dârîmî, Cihad: 28; Muvatta’, Cihad: 39; Müsned, 3:240, 264 …; el-Elbânî, Sahîhu’l-Câmi’i’s-Sağîr, 6:24, no: 6620; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:556)

              ﻳَﺨْﺮُﺝُ ﻣِﻦْ ﺛَﻘِﻴﻒَ ﻛَﺬَّﺍﺏٌ ﻭَ ﻣُﺒِﻴﺮٌ
              “Sakif kabilesinden biri dâvâ-yı nübüvvet edecek ve biri hunhar zalim zuhur edecek” Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe: 229, Tirmizî, Fiten: 44, Menâkıb: 73; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:450, 4:254

              ﺳَﺘُﻔْﺘَﺢُ ﺍﻟْﻘُﺴْﻄَﻨْﻄِﻴﻨِﻴَّﺔُ ﻓَﻨِﻌْﻢَ ﺍْﻟﺎَﻣِﻴﺮُ ﺍَﻣِﻴﺮُﻫَﺎ ﻭَﻧِﻌْﻢَ ﺍﻟْﺠَﻴْﺶُ ﺟَﻴْﺸُﻬَﺎ
              İstanbul fethedilecektir. Onu fethedecek olan kumandan ne güzel kumandan ve onun ordusu ne güzel ordudur. (el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:422; Buharî, Târihü’s-Sağîr, no. 139; Müsned, 4:335; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 6:218)

              ﺍِﻥَّ ﺍﻟﺪِّﻳﻦَ ﻟَﻮْ ﻛَﺎﻥَ ﻣَﻨُﻮﻃًﺎ ﺑِﺎﻟﺜُّﺮَﻳَّﺎ ﻟَﻨَﺎ ﻟَﻪُ ﺭِﺟَﺎﻝٌ ﻣِﻦْ ﺍَﺑْﻨَٓﺎﺀِ ﻓَﺎﺭِﺱَ
              Eğer din, Ülker Takımyıldızında bile olsaydı, Fars’tan bazı kimseler ona ulaşıp alabileceklerdi. (Buharî, Tefsir: 62; Tirmizî, 41. sûrenin tefsiri: 3)

              (Mektûbat sh: 106)

              ﻋَﺎﻟِﻢُ ﻗُﺮَﻳْﺶٍ ﻳَﻤْﻞَﺀُ ﻃِﺒَﺎﻕَ ﺍْﻟﺎَﺭْﺽِ ﻋِﻠْﻤًﺎ
              Kureyş’in âlimi yeryüzünün tabakalarını ilimle dolduracaktır. (el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 2:53, 54)

              ﺳَﺘَﻔْﺘَﺮِﻕُ ﺍُﻣَّﺘِﻰ ﺛَﻠﺎَﺛًﺎ ﻭَﺳَﺒْﻌِﻴﻦَ ﻓِﺮْﻗَﺔً ﺍَﻟﻨَّﺎﺟِﻴَﺔُ ﻭَﺍﺣِﺪَﺓٌ ﻣِﻨْﻬَﺎ. ﻗِﻴﻞَ ﻣَﻨْﻬُﻢْ؟ ﻗَﺎﻝَ ﻣَﺎ ﺍَﻧَﺎ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻭَ ﺍَﺻْﺤَﺎﺑِﻰ
              Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. İçlerinden birisi fırka-i nâciyedir. ‘Onlar kimdir?’ dediler. Buyurdu ki: Bana ve Ashabıma tâbi olanlardır. (Ebû Dâvud, Sünnet: 1; İbni Mâce, Fiten: 17; Tirmizî, Îmân: 18; Müsned, 2:232, 3:120, 148; Ali el-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, 1:679)

              ﺍَﻟْﻘَﺪَﺭِﻳَّﺔُ ﻣَﺠُﻮﺱُ ﻫَﺬِﻩِ ﺍْﻟﺎُﻣَّﺔِ
              Kaderiye fırkası, bu ümmetin mecûsîleridir. (4:150; el-Hâkim, el-Müstedrek, 1:85; Ebû Dâvud, Sünnet: 5; Süyûti, el-Fethu’l-Kebîr, 3:23; Müsned, 2:86, 125, 5:406)

              ﻟَﻬُﻢْ ﻧَﺒْﺰٌ ﻳُﻘَﺎﻝُ ﻟَﻬُﻢُ ﺍﻟﺮَّﺍﻓِﻀِﻴَّﺔُ
              Onların bir lâkabı vardır ki, onlara Rafizî denilir. (Müsned, 1:103)

              (Mektûbat sh: 107)

              ﺍِﺫَﺍ ﻣَﺸَﻮُﺍ ﺍﻟْﻤُﻄَﻴْﻄَٓﺎﺀَ ﻭَﺧَﺪَﻣَﺘْﻬُﻢْ ﺑَﻨَﺎﺕُ ﻓَﺎﺭِﺱَ ﻭَﺍﻟﺮُّﻭﻡِ، ﺭَﺩَّ ﺍﻟﻠَّﻪُ ﺑَﺎْﺳَﻬُﻢْ ﺑَﻴْﻨَﻬُﻢْ ﻭَ ﺳَﻠَّﻂَ ﺷِﺮَﺍﺭَﻫُﻢْ ﻋَﻠَﻰ ﺧِﻴَﺎﺭِﻫِﻢْ
              “Ne vakit size Fars ve Rum kızları hizmet etti; o vakit belânız, fitneniz içinize girecek, harbiniz dahilî olacak, şerirleriniz başa geçip hayırlılar ve iyilerinize musallat olacaklar” (Tirmizî (tahkik: Ahmed Şâkir), no. 2262; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 10:232, 23 ; Kadı İyaz, Şifa, 1:237)

              ﻭَﺗُﻔْﺘَﺢُ ﺧَﻴْﺒَﺮُ ﻋَﻠَﻰ ﻳَﺪَﻯْ ﻋَﻠِﻰٍّ
              “Hayber Kal’asının fethi Ali’nin eliyle olacak.” (Buharî, Cihad: 102,143, el-Mağâzî: 38; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe: 34, 35; Müsned, 2:484, 5:333; Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve: 4:205)

              ﻟﺎَ ﺗَﻘُﻮﻡُ ﺍﻟﺴَّﺎﻋَﺔُ ﺣَﺘَّﻰ ﺗَﻘْﺘَﺘِﻞَ ﻓِﺌَﺘَﺎﻥِ ﺩَﻋْﻮَﺍﻫُﻤَﺎ ﻭَﺍﺣِﺪَﺓٌ
              Müslümanlardan aynı dâvâya sahip iki büyük topluluk birbiriyle savaşmadıkça kıyamet kopmaz. (Müslim, Fiten: 4; İbni Hibban, Sahih, 8:259; Ali el-Karî, Şerhu’ş-Şifâ, 1:704; el-Elbânî, Sahi-hü’l-Câmî, 6:174, no. 7294)

              (Mektûbat sh: 108)

              ﺍِﻥَّ ﻋَﻤَّﺎﺭًﺍ ﺗَﻘْﺘُﻠُﻪُ ﺍﻟْﻔِﺌَﺔُ ﺍﻟْﺒَﺎﻏِﻴَﺔُ
              “Bâği bir taife Ammâr’ı katledecek.” Buharî, Salât, 63; Müslim, Fiten: 10, 12, 13; Tirmizî, Menâkıb: 34; Müsned, 2:161, 164, 206, 3:5, 22, 28, 91, 4:197, 199, 5:215, 306, 307, 6:289, 300, 311, 315; Kettânî, Nazmü’l-Mütenâsir, 126; İbni Hibban, Sahih, 8:260; el-Hâkim, el-Müstedrek, 2:155, 3:191, 397; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:339; es-Sâ’âtî, el-Fethü’r-Rabbânî, 23:142

              ﺍِﻥَّ ﺍﻟْﻔِﺘَﻦَ ﻟﺎَ ﺗَﻈْﻬَﺮُ ﻣَﺎ ﺩَﺍﻡَ ﻋُﻤَﺮُ ﺣَﻴًّﺎ
              “Hazret-i Ömer sağ kaldıkça içinizde fitneler zuhur etmez.” (Buharî, Mevâkît, 4; Menâkıb: 25, Fiten: 22; Müslim, Îmân: 231, Fiten: 21; İbni Mâce, Fiten: 9; Müsned, 5:401, 405)

              #823396
              Anonim

                ﻭَﻋَﺴَﻰ ﺍَﻥْ ﻳَﻘُﻮﻡَ ﻣَﻘَﺎﻣًﺎ ﻳَﺴُﺮُّﻙَ ﻳَﺎ ﻋُﻤَﺮُ
                Yâ Ömer! Gün gelir, bu adam seni sevindirecek bir duruma gelir. (Ali el-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, 1:704; el-Hafâcî, Şerhu’ş-Şifâ, 3:218; el-Askalânî, el-İsâbe, 2:93-94; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:282)

                ﻛَﻴْﻒَ ﺑِﻚَ ﺍِﺫَﺍ ﺍُﻟْﺒِﺴْﺖَ ﺳُﻮَﺍﺭَﻯْ ﻛِﺴْﺮَﻯ
                “Kisrânın iki bileziğini giyeceksin.” Kisra’nın iki bileziğini taktığın zaman nasıl olacaksın bilir misin?” (Ali el-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, 1:703, el-Askalânî, el-İsâbe, no. 3115)

                ﺍَﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻟِﻠَّﻪِ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﺳَﻠَﺒَﻬُﻤَﺎ ﻛِﺴْﺮَﻯ ﻭَﺍَﻟْﺒَﺴَﻬُﻤَﺎ ﺳُﺮَﺍﻗَﺔَ
                Bu iki bileziği Kisrâ’dan alıp Sürâka’ya giydiren Allah’a hamd olsun. (Ali el-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, 1:703, el-Askalânî, el-İsâbe, no. 3115; Kâd-ı Iyâz, eş-Şifâ, 1:344)

                ﺍِﺫَﺍ ﺫَﻫَﺐَ ﻛِﺴْﺮَﻯ ﻓَﻠﺎَ ﻛِﺴْﺮَﻯ ﺑَﻌْﺪَﻩُ
                “Kisrâ-yı Fars gittikten sonra daha kisrâ çıkmayacak.” (Buharî, İmân: 31; Müslim, Fiten: 16; Tirmizî, Fiten: 41; Müsned, 2:233, 240, 5:92, 99; Kâd-ı Iyâz, eş-Şifâ, 1:337; el-Mubârekforî, Tuhfetü’l-Ahvezî, 6:462, 663 Buharî, İmân: 31; Müslim, Fiten: 76; Tirmizî, Fiten: 41; Müsned, 2:233, 240, 5:92, 99; Kâd-ı Iyâz, eş-Şifâ, 1:337; el-Mubârekforî, Tuhfetü’l-Ahvezî, 6:462, 663)

                (Mektûbat sh: 109)

                ﻳَﺎْﻛُﻠُﻪُ ﻛَﻠْﺐُ ﺍﻟﻠَّﻪِ
                Allah’ın bir iti onu yiyecek. (el-Hafâcî, Şerhu’ş-Şifâ, 3:139; Ali el-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, 1:664)

                (Mektûbat sh: 110)

                ﺿِﺮْﺱُ ﺍَﺣَﺪِﻛُﻢْ ﻓِﻰ ﺍﻟﻨَّﺎﺭِ ﺍَﻋْﻈَﻢُ ﻣِﻦْ ﺍُﺣُﺪٍ
                Birinizin dişi, Cehennemde Uhud Dağından daha büyük olacaktır. (Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 4:342, el-Hafâci, Şerhu’ş-Şifâ, 3:203; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 8:289-290, 8:290; Tebrîzî, Mişkâtü’l-Mesâbîh, 3:103)

                (Mektûbat sh: 111)

                ﺍِﻧَّﻚَ ﺗَﺠِﺪُﻩُ ﻳَﺼِﻴﺪُ ﺍﻟْﺒَﻘَﺮَ
                Onu yabânî öküz avlarken bulacaksın. (Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:344; Hafâci, Şerhu’ş-Şifâ, 3:218; Ali el-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, 1:704; İbnü’l-Kayyım, Zâdü’l-Meâd, 5:538-539; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:519; İbni Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, 4:30)

                ﻳُﻮﺷِﻚُ ﺍَﻥْ ﻳَﻜْﺜُﺮَ ﻓِﻴﻜُﻢُ ﺍﻟْﻌَﺠَﻢُ ﻳَﺎْﻛُﻠُﻮﻥَ ﻓَﻴْﺌَﻜُﻢْ ﻭَﻳَﻀْﺮِﺑُﻮﻥَ ﺭِﻗَﺎﺑَﻜُﻢْ
                İçinizde Arap olmayan milletlerin çoğalacağı günler yakındır. Onlar sizin gelirlerinizi ve herşeyinizi gözünüz önünde yiyecekler ve ensenize vuracaklar. (Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:341; Hafâci, Şerhu’ş-Şifâ, 3:194; Aliyyü’l-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, 1:692; el-Heysemî, Mecme’u’z-Zevâid, 1:310; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:519; Müsned, 2:288, 296, 304, 324, 377, 520, 4:66, 5:38)

                ﻫَﻠﺎَﻙُ ﺍُﻣَّﺘِﻰ ﻋَﻠَﻰ ﻳَﺪِ ﺍُﻏَﻴْﻠِﻤَﺔٍ ﻣِﻦْ ﻗُﺮَﻳْﺶٍ
                Ümmetimin helâki, Kureyş’in birkaç küçük gencinin (sefihlerinin) elleriyle olacak. (Buharî, Menâkıb: 25; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:419, 521, 512; Müsned, 2:288, 296, 301, 304, 324, 377, 520, 536, 4:66, 5:38; İbni Hibban, Sahih, 8:215, 252)

                ﺍِﻥَّ ﻗُﺮَﻳْﺸًﺎ ﻭَﺍْﻟﺎَﺣْﺰَﺍﺏَ ﻟﺎَ ﻳَﻐْﺰُﻭﻧِﻰ ﺍَﺑَﺪًﺍ ﻭَﺍَﻧَﺎ ﺍَﻏْﺰُﻭﻫُﻢْ
                “Bundan sonra onlar bana değil, belki ben onlara hücum edeceğim.” (Buharî, Meğâzî: 29; Müsned, 4:262, 6:394; İbni Hibban, Sahih, 6:272)

                (Mektûbat sh: 112)

                ﺍِﻥَّ ﻋَﺒْﺪًﺍ ﺧُﻴِّﺮَ ﻓَﺎﺧْﺘَﺎﺭَ ﻣَﺎ ﻋِﻨْﺪَ ﺍﻟﻠَّﻪِ
                Allah bir kulunu serbest bıraktı. O da, Allah katındakini seçti. (Buharî, Menâkıbu’l-Ensâr: 45; Salât: 80, Fedâilü’s-Sahâbe: 3; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe: 2; Tirmizî, Menâkıb: 15; Ebû Dâvud, Mukaddime: 14; Müsned, 3:18, 478, 4:211, 5:139; İbni Hibban, Sahih, 8:200, 9:58)

                ﻳَﺴْﺒِﻖُ ﻋُﻀْﻮٌ ﻣِﻨْﻪُ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟْﺠَﻨَّﺔِ
                Onun bir uzvu kendisinden önce Cennete gider. (Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:343; Ali el-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, 1:102; Hafâci, Şerhu’ş-Şifâ, 3:214; el-Heysemî, Mecme’u’z-Zevâid, 9:398; Askâlânî, el-Metâlibü’l-Âliye, 4:91, no. 4047)

                (Mektûbat sh: 113)

                ﺍَﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻟِﻠَّﻪِ ﻫَﺬَﺍ ﻣِﻦْ ﻓَﻀْﻞِ ﺭَﺑِّﻰ
                Allah’a hamd olsun. Bu Rabbimin ihsânıdır.

                ﺗَﺤَﻠَّﻘُﻮﺍ ﻋَﺸَﺮَﺓً ﻋَﺸَﺮَﺓً
                “Onar onar halka olunuz.”

                (Mektûbat sh: 114)

                ﺍُﺩْﻉُ ﺛَﻠﺎَﺛِﻴﻦَ ﻣِﻦْ ﺍَﺷْﺮَﺍﻑِ ﺍْﻟﺎَﻧْﺼَﺎﺭِ
                Ensar’ın ileri gelenlerinden otuz kişi çağır.

                ﺍُﺩْﻉُ ﺳِﺘِّﻴﻦَ
                Altmış kişi çağır.

                ﺍُﺩْﻉُ ﺳَﺒْﻌِﻴﻦَ
                Yetmiş kişi çağır.

                (Mektûbat sh: 115)

                ﻟَﻮْ ﻟَﻢْ ﺗَﻜِﻠْﻪُ َﻟﺎَﻛَﻠْﺘُﻢْ ﻣِﻨْﻪُ ﻭَ ﻟَﻘَﺎﻡَ ﺑِﻜُﻢْ
                “Eğer kile ile tecrübe etmeseydiniz, hayatınızca size yeterdi.” (Müslim, Fedâil: 3, no. 2281; Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve: 6:114)

                (Mektûbat sh: 118)

                ﻫَﻞْ ﻣِﻦ ﺷَﻲْﺀٍ؟
                “Birşey var mı?”

                ﺧُﺬْ ﻣَﺎ ﺟِﺌْﺖَ ﺑِﻪِ ﻭَﺍﻗْﺒِﺾْ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻭَﻟﺎَ ﺗَﻜُﺒَّﻪُ
                Getirdiğin şeyi al götür. Onu tut muhafaza et ve boşaltma. (Tirmizî, Menâkıb: 41, no. 3839; Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve: 6:110 (muhtelif tariklerle); Müsned, 2:352; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:295; es-Sâ’âtî, el-Fethü’r-Rabbânî, 22:56; Tebrîzî, Mişkâtü’l-Mesâbîh, 3:191 no. 5933)

                ﺑَﻘِﻰَ ﺍَﻧَﺎ ﻭَﺍَﻧْﺖَ ﻓَﺎﺷْﺮَﺏْ
                Geriye seninle ben kaldık, iç. (Buharî, Rikâk: 11; Tirmizî, Sıfatü’l-Kıyâme: 36, no. 2411; Müsned, 2:515; Tirmizî (tahkik: Ahmed Şâkir), no. 2419; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:15; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:296)

                (Mektûbat sh: 119)

                ﻭَﻣَﻦْ ﻛَﺬَﺏَ ﻋَﻠَﻰَّ ﻣُﺘَﻌَﻤِّﺪًﺍ ﻓَﻠْﻴَﺘَﺒَﻮَّﺍْ ﻣَﻘْﻌَﺪَﻩُ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺭِ
                Kim bilerek bana yalan isnad ederse (benden yalan bir şey haber verirse) Cehennem ateşindeki yerini hazırlasın. (Buharî, İlim: 39; Cenâiz: 33; Enbiyâ: 50; Edeb: 109; Müslim, Zühd: 12; Ebû Dâvud, İlim: 4; Tirmizî, Fiten: 10, İlim: 8, 13; Tefsir: 1; Menâkıb: 19; İbni Mâce, Mukaddime: 4; Dârîmî, Mukaddime: 25, 46; Müsned, 1:70, 78)

                (Mektûbat sh: 120)

                #823397
                Anonim

                  ﺟَﺰَﺍﻫُﻢُ ﺍﻟﻠَّﻪُ ﺧَﻴْﺮًﺍ ﻛَﺜِﻴﺮًﺍ
                  Allah onları bol hayırla mükâfatlandırsın.

                  (Mektûbat sh: 121)

                  ﻧَﺎﺩِ ﺑِﺎﻟْﻮُﺿُﻮﺀِ
                  “Abdest almak için nida et”

                  ﺭِﺩْﻧَﺎ ﺑِﺠَﻔْﻨَﺔِ ﺍﻟﺮَّﻛْﺐِ
                  Yani, kafilenin büyük teştini (tekne) getir.

                  (Mektûbat sh: 122)

                  ﻳُﻮﺷِﻚُ ﻳَﺎ ﻣُﻌَﺎﺫُ ﺍِﻥْ ﻃَﺎﻟَﺖْ ﺑِﻚَ ﺣَﻴَﺎﺓٌ ﺍَﻥْ ﺗَﺮَﻯ ﻣَﺎ ﻫَﻬُﻨَﺎ ﻗَﺪْ ﻣُﻠِﺊَ ﺟِﻨَﺎﻧًﺎ
                  Bu eser-i mu’cize olan mübarek su devam edip, buraları bağa çevirecek; ömrün varsa göreceksin.

                  (Mektûbat sh: 123)

                  ﺍِﺣْﻔَﻆْ ﻋَﻠَﻰَّ ﻣِﻴﻀَﺌَﺘَﻚَ ﻓَﺴَﻴَﻜُﻮﻥُ ﻟَﻬَﺎ ﻧَﺒَﺎٌ ﻋَﻈِﻴﻢٌ
                  “Kırbanı sakla, onun büyük işi var.”

                  ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺻَﻞِّ ﻭَ ﺳَﻠِّﻢْ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻭَ ﻋَﻠَﻰ ﺍَﻟِﻪِ ﺑِﻌَﺪَﺩِ ﻗَﻄَﺮَﺍﺕِ ﺍﻟْﻤَٓﺎﺀِ
                  Allahım, suyun damlaları adedince Ona ve âline salât ve selâm eyle!

                  ﺍِﺫْﻫَﺒِﻰ ﻓَﺎِﻧَّﺎ ﻟَﻢْ ﻧَﺎْﺧُﺬْ ﻣِﻦْ ﻣَٓﺎﺋِﻚِ ﺷَﻴْﺌًﺎ ﻭَﻟَﻜِﻦَّ ﺍﻟﻠَّﻪَ ﺳَﻘَﻴﻨَﺎ
                  Senin suyundan almadık, belki Cenab-ı Hak bize hazinesinden su içirdi.

                  (Mektûbat sh: 124)

                  ﻭَﻳُﻨَﺰِّﻝُ ﻋَﻠَﻴْﻜُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀِ ﻣَٓﺎﺀً ﻟِﻴُﻄَﻬِّﺮَﻛُﻢْ ﺑِﻪِ
                  Sizi temizlemek için üzerinize gökten yağmur indirmişti. (Enfâl Sûresi, 8:11)

                  (Mektûbat sh: 125)

                  ﻳَﺎ ﺭَﺏِّ ﺍَﺭِﻧِﻰ ﺍَﻳَﺔً ﻟﺎَ ﺍُﺑَﺎﻟِﻰ ﻣَﻦْ ﻛَﺬَّﺑَﻨِﻰ ﺑَﻌْﺪَﻫَﺎ
                  Ey Rabbim, bana öyle bir mu’cize göster ki, bundan böyle beni yalanlayanlara aldırmayayım. (İbni Mâce, Fiten: 23, no. 4028; Dârîmî, Mukaddime: 3; Müsned, 1:223, 3:113, 4:111; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:302; Ali el-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, 1:620; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 9:10; el-Hindî, Kenzü’l-Ummâl, 2:354)

                  ﺍَﻳْﻦَ ﺗُﺮِﻳﺪُ
                  Nereye gidiyorsun?

                  (Mektûbat sh: 126)

                  ﻫَﻞْ ﻟَﻚَ ﺍِﻟَﻰ ﺧَﻴْﺮٍ ﻣِﻦْ ﺫَﻟِﻚَ؟
                  “Ondan daha iyi bir hayr istemiyor musun?”

                  ﺍَﻥْ ﺗَﺸْﻬَﺪَ ﺍَﻥْ ﻟﺎَٓ ﺍِﻟَﻪَ ﺍِﻟﺎَّ ﺍﻟﻠَّﻪُ ﻭَﺣْﺪَﻩُ ﻟﺎَ ﺷَﺮِﻳﻚَ ﻟَﻪُ ﻭَﺍَﻥَّ ﻣُﺤَﻤَّﺪًﺍ ﻋَﺒْﺪُﻩُ ﻭَﺭَﺳُﻮﻟُﻪُ
                  Allah’tan başka hiçbir ilâh olmadığına, Onun bir olduğuna, hiçbir şeriki bulunmadığına ve Muhammed’in, Onun kulu ve resulü olduğuna şehadet etmendir.

                  ﻫَﺬِﻩِ ﺍﻟﺸَّﺠَﺮَﺓُ ﺍﻟﺴَّﻤُﺮَﺓُ
                  Şu Semure ağacı, şu esmer ağaç..

                  ﻗُﻞْ ﻟِﺘِﻠْﻚَ ﺍﻟﺸَّﺠَﺮَﺓِ ﺭَﺳُﻮﻝُ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﻳَﺪْﻋُﻮﻙِ
                  Şu ağaca, ‘Resulullah seni çağırıyor’ de.

                  ﺍَﻟﺴَّﻠﺎَﻡُ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﻳَﺎ ﺭَﺳُﻮﻝَ ﺍﻟﻠَّﻪِ
                  Selâm sana ey Allah’ın Resûlü!

                  ﺍِﻟْﺘَﺌِﻤَﺎ ﻋَﻠَﻰَّ ﺑِﺎِﺫْﻥِ ﺍﻟﻠَّﻪِ
                  (Allah’ın izniyle) “Üstüme birleşiniz.”

                  (Mektûbat sh: 127)

                  ﻳَﺎ ﺟَﺎﺑِﺮُ ﻗُﻞْ ﻟِﻬَﺬِﻩِ ﺍﻟﺸَّﺠَﺮَﺓِ ﻳَﻘُﻮﻝُ ﻟَﻚِ ﺭَﺳُﻮﻝُ ﺍﻟﻠَّﻪِ: ﺍِﻟْﺤَﻘِﻰ ﺑِﺼَﺎﺣِﺒَﺘِﻚِ ﺣَﺘَّﻰ ﺍَﺟْﻠِﺲَ ﺧَﻠْﻔَﻜُﻤَﺎ
                  “Ey Cabir! Şu ağaca söyle: Resülullah arkanızda def’i hâcet yapmak için arkadaşınla bir araya gelmeni istiyor.” Müslim, Zühd. 74,4: 2306)

                  ﻫَﻞْ ﺗَﺮَﻯ ﻣِﻦْ ﻧَﺨْﻞٍ ﺍَﻭْ ﺣِﺠَﺎﺭَﺓٍ
                  Ağaç veya taş gibi birşeyler görüyor musun?

                  ﺍِﻧْﻄَﻠِﻖْ ﻭَﻗُﻞْ ﻟَﻬُﻦَّ ﺍِﻥَّ ﺭَﺳُﻮﻝَ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﻳَﺎْﻣُﺮُﻛُﻦَّ ﺍَﻥْ ﺗَﺎْﺗِﻴﻦَ ﻟِﻤَﺨْﺮَﺝِ ﺭَﺳُﻮﻝِ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﻭَﻗُﻞْ ﻟِﻠْﺤِﺠَﺎﺭَﺓِ ﻣِﺜْﻞَ ﺫَﻟِﻚَ
                  Git ve ağaçlara de ki: “Resulullah’ın haceti için birleşiniz” ve taşlara da de: “Duvar gibi toplanınız.”

                  ﻗُﻞْ ﻟَﻬُﻦَّ ﻳَﻔْﺘَﺮِﻗْﻦَ
                  Onlara söyle, ayrılsınlar.

                  (Mektûbat sh: 128)

                  ﺍِﻧَّﻬَﺎ ﺍِﺳْﺘَﺎْﺫَﻧَﺖْ ﺍَﻥْ ﺗُﺴَﻠِّﻢَ ﻋَﻠَﻰَّ
                  O ağaç, Cenab-ı Hak’tan istedi ki, bana selâm etsin.

                  ﻳَﻘُﻮﻝُ ﺳَﻔِﻴﻬُﻨَﺎ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺷَﻄَﻄًﺎ
                  Bizim beyinsizimiz ise Allah hakkında yalan yanlış şeyler söylüyor. (Cin Sûresi, 72:4)

                  ﺍَﺭَﺍَﻳْﺖَ ﺍِﻥْ ﺩَﻋَﻮْﺕُ ﻫَﺬَﺍ ﺍﻟْﻌِﺬْﻕَ ﻣِﻦْ ﻫَﺬِﻩِ ﺍﻟﻨَّﺨْﻠَﺔِ ﺍَﺗَﺸْﻬَﺪُ ﺍَﻧِّﻰ ﺭَﺳُﻮﻝُ ﺍﻟﻠَّﻪِ؟
                  “Ben bu ağacın şu dalını çağırsam, yanıma gelse, benim Resülullah olduğuma iman edecek misin?”

                  (Mektûbat sh: 129)

                  ﺣَﻨِﻴﻦُ ﺍﻟْﺠِﺬْﻉِ
                  Kuru hurma direğinin inlemesi.

                  (Mektûbat sh: 130)

                  ﺟِﺬْﻉُ ﺍﻟﻨَّﺨْﻞِ
                  Kuru hurma kütüğü..

                  ﺍِﻥَّ ﻫَﺬَﺍ ﺑَﻜَﻰ ﻟِﻤَﺎ ﻓَﻘَﺪَ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺬِّﻛْﺮِ
                  Onun mevkiinde okunan zikir ve hutbedeki zikr-i İlâhînin iftirakındandır ağlaması.

                  ﻟَﻮْ ﻟَﻢْ ﺍَﻟْﺘَﺰِﻣْﻪُ ﻟَﻢْ ﻳَﺰَﻝْ ﻫَﻜَﺬَﺍ ﺍِﻟَﻰ ﻳَﻮْﻡِ ﺍﻟْﻘِﻴَﺎﻣَﺔِ ﺗَﺤَﺰُّﻧًﺎ ﻋَﻠَﻰ ﺭَﺳُﻮﻝِ ﺍﻟﻠَّﻪِ
                  “Ben onu kucaklayıp teselli vermeseydim, Resulullahın iftirakından kıyamete kadar böyle ağlaması devam edecekti.”

                  ﺍِﻥْ ﺷِﺌْﺖَ ﺍَﺭُﺩُّﻙَ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟْﺤَﺎﺋِﻂِ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﻛُﻨْﺖَ ﻓِﻴﻪِ ﺗَﻨْﺒُﺖُ ﻟَﻚَ ﻋُﺮُﻭﻗُﻚَ ﻭَﻳَﻜْﻤُﻞُ ﺧَﻠْﻘُﻚَ ﻭَﻳُﺠَﺪَّﺩُ ﺧُﻮﺻُﻚَ ﻭَﺛَﻤَﺮُﻙَ ﻭَﺍِﻥْ ﺷِﺌْﺖَ ﺍَﻏْﺮِﺳُﻚَ ﻓِﻰ ﺍﻟْﺠَﻨَّﺔِ ﻳَﺎْﻛُﻞُ ﺍَﻭْﻟِﻴَٓﺎﺀُ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﻣِﻦْ ﺛَﻤَﺮِﻙَ
                  İstersen seni eski yerine nakledeyim. Orada kök salar, büyüyüp gelişirsin, yaprakların tazelenir ve defalarca meyve verirsin. Eğer Cenneti istersen seni Cennette dikeyim; orada meyvelerinden Allah’ın sevgili kulları yer.

                  ﺍِﻏْﺮِﺳْﻨِﻰ ﻓِﻰ ﺍﻟْﺠَﻨَّﺔِ ﻳَﺎْﻛُﻞُ ﻣِﻨِّﻰ ﺍَﻭْﻟِﻴَٓﺎﺀُ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﻓِﻰ ﻣَﻜَﺎﻥٍ ﻟﺎَ ﻳَﺒْﻠَﻰ
                  “Cennette beni dik ki, benim meyvelerimden, Cenâb-ı Hakkın sevgili kulları yesin. Hem bir mekân ki, orada bekà bulup, çürümek yoktur.”

                  ﻗَﺪْ ﻓَﻌَﻠْﺖُ
                  Öyle yaptım.

                  (Mektûbat sh: 131)

                  ﺍِﺧْﺘَﺎﺭَ ﺩَﺍﺭَ ﺍﻟْﺒَﻘَٓﺎﺀِ ﻋَﻠَﻰ ﺩَﺍﺭِ ﺍﻟْﻔَﻨَٓﺎﺀِ
                  Bâki olan âhireti fâni dünyaya tercih etti.

                  (Mektûbat sh: 133)

                  ﺍَﻟﺴَّﻠﺎَﻡُ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﻳَﺎﺭَﺳُﻮﻝَ ﺍﻟﻠَّﻪِ
                  Selâm sana ey Allah’ın Resûlü!

                  ﺍِﻧِّﻰ َﻟﺎَﻋْﺮِﻑُ ﺣَﺠَﺮًﺍ ﻛَﺎﻥَ ﻳُﺴَﻠِّﻢُ ﻋَﻠَﻰَّ
                  Şüphesiz bana selâm veren bir taş biliyorum. (Müslim, Fedâil: 2; Tirmizî, Menâkıb: 5; Müsned, 5:89, 95, 105; İbni Hibban, Sahih, 8:139)

                  ﻟَﻤَّﺎ ﺍﺳْﺘَﻘْﺒَﻠَﻨِﻰ ﺟَﺒْﺮَٓﺍﺋِﻴﻞُ ﺑِﺎﻟﺮِّﺳَﺎﻟَﺔِ ﺟَﻌَﻠْﺖُ ﻟﺎَ ﺍَﻣُﺮُّ ﺑِﺤَﺠَﺮٍ ﻭَﻟﺎَ ﺷَﺠَﺮٍ ﺍِﻟﺎَّ ﻗَﺎﻝَ ﺍَﻟﺴَّﻠﺎَﻡُ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﻳَﺎ ﺭَﺳُﻮﻝَ ﺍﻟﻠَّﻪِ
                  Cebrâil bana vahiy getirmeye başladıktan sonra hangi taşın ve hangi ağacın yanından geçsem, bana mutlaka ‘Esselâmü aleyke yâ Resulallah’ derlerdi. (Kadı İyâz, eş-Şifâ, 1:301; Hafâcî, Şerhu’ş-Şifâ, 3:71; el-Heysemî, Mecme’u’z-Zevâid, 8:259)

                  ﻳَﺎ ﺭَﺏِّ ﻫَﺬَﺍ ﻋَﻤِّﻰ ﻭَﺻِﻨْﻮُ ﺍَﺑِﻰ ﻭَ ﻫَﺆُﻟﺎَٓﺀِ ﺑَﻨُﻮﻩُ ﻓَﺎﺳْﺘُﺮْﻫُﻢْ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺭِ ﻛَﺴَﺘْﺮِﻯ ﺍِﻳَّﺎﻫُﻢْ ﺑِﻤُﻠﺎَٓﺋَﺘِﻰ
                  Yâ Rabbi! Bu benim amcamdır ve babamızın öz kardeşidir. Bunlar da onun çocuklarıdır. Ben abâmla onların üzerlerini örttüğüm gibi, sen de onları örterek ateşten koru. (Beyhâkî, Delâilü’n-Nübüvve, 6:71)

                  (Mektûbat sh: 134)

                  ﺍُﺛْﺒُﺖْ ﻳَﺎ ﺍُﺣُﺪُ ﻓَﺎِﻧَّﻤَﺎ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﻧَﺒِﻰٌّ ﻭَ ﺻِﺪِّﻳﻖٌ ﻭَ ﺷَﻬِﻴﺪَﺍﻥِ
                  Dur ey Uhud! Şüphesiz üzerinde bir peygamber, bir sıddık ve iki şehid var.

                  ﻳَﺎ ﺭَﺳُﻮﻝَ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺍِﻟَﻰَّ
                  Ey Allahın Resulü bana gel. (Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:308; Hafâci, Şerhu’ş-Şifâ, 3:75)

                  ﻭَﻣَﺎ ﻗَﺪَﺭُﻭﺍ ﺍﻟﻠَّﻪَ ﺣَﻖَّ ﻗَﺪْﺭِﻩِ ﻭَﺍْﻟﺎَﺭْﺽُ ﺟَﻤِﻴﻌًﺎ ﻗَﺒْﻀَﺘُﻪُ ﻳَﻮْﻡَ ﺍﻟْﻘِﻴَﺎﻣَﺔِ ﻭَﺍﻟﺴَّﻤَﻮَﺍﺕُ ﻣَﻄْﻮِﻳَّﺎﺕٌ ﺑِﻴَﻤِﻴﻨِﻪِ
                  Onlar Allah’ın kudret ve azametini hakkıyla bilemediler. Halbuki kıyamet gününde yeryüzü bütünüyle Onun tasarrufundadır; gökler de Onun kudretiyle dürülmüştür. (Zümer Sûresi, 39:67)

                  ﺍِﻥَّ ﺍﻟْﺠَﺒَّﺎﺭَ ﻳُﻌَﻈِّﻢُ ﻧَﻔْﺴَﻪُ ﻭَﻳَﻘُﻮﻝُ ﺍَﻧَﺎ ﺍﻟْﺠَﺒَّﺎﺭُ ﺍَﻧَﺎ ﺍﻟْﺠَﺒَّﺎﺭُ ﺍَﻧَﺎ ﺍﻟْﻜَﺒِﻴﺮُ ﺍﻟْﻤُﺘَﻌَﺎﻝُ
                  Cebbâr olan Allah kendini tâzîm ediyor ve buyuruyor ki: Cebbar Benim, Cebbar Benim; herşeyden büyük ve herşeyden yüce olan Benim.

                  (Mektûbat sh: 135)

                  ﺟَٓﺎﺀَ ﺍﻟْﺤَﻖُّ ﻭَﺯَﻫَﻖَ ﺍﻟْﺒَﺎﻃِﻞُ ﺍِﻥَّ ﺍﻟْﺒَﺎﻃِﻞَ ﻛَﺎﻥَ ﺯَﻫُﻮﻗًﺎ
                  Hak geldi, bâtıl yok oldu. Muhakkak ki bâtıl yok olup gidicidir. (İsrâ Sûresi, 11:81)

                  ﻭَﻣَﺎ ﺭَﻣَﻴْﺖَ ﺍِﺫْ ﺭَﻣَﻴْﺖَ ﻭَﻟَﻜِﻦَّ ﺍﻟﻠَّﻪَ ﺭَﻣَﻰ
                  Attığın zaman sen atmadın; ancak Allah attı. (Enfâl Sûresi, 8:17)

                  (Mektûbat sh: 136)

                  #823398
                  Anonim

                    ﺷَﺎﻫَﺖِ ﺍﻟْﻮُﺟُﻮﻩُ
                    Bu yüzler kahrolsun.

                    ﻭَﻣَﺎ ﺭَﻣَﻴْﺖَ ﺍِﺫْ ﺭَﻣَﻴْﺖَ ﻭَﻟَﻜِﻦَّ ﺍﻟﻠَّﻪَ ﺭَﻣَﻰ
                    Attığın zaman sen atmadın; ancak Allah attı. (Enfâl Sûresi, 8:17)

                    ﺍِﺭْﻓَﻌُﻮﺍ ﺍَﻳْﺪِﻳَﻜُﻢْ ﺍِﻧَّﻬَﺎ ﺍَﺧْﺒَﺮَﺗْﻨِﻰ ﺍَﻧَّﻬَﺎ ﻣَﺴْﻤُﻮﻣَﺔٌ
                    Ellerinizi çekin. (kaldırın) Yani, pişirilen keçi bana der ki: “Ben zehirliyim.” (Mektûbat sh: 137)

                    ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠَّﻪِ
                    Allah’ın adıyla.

                    (Mektûbat sh: 138)

                    ﺍَﻧَﺎ ﺍﺑْﻦُ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﺳَﺎﻟَﺖْ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﺨَﺪِّ ﻋَﻴْﻨُﻪُ ٭ ﻓَﺮُﺩَّﺕْ ﺑِﻜَﻒِّ ﺍﻟْﻤُﺼْﻄَﻔَﻰ ﺍَﺣْﺴَﻦَ ﺍﻟﺮَّﺩِّ ﻓَﻌَﺎﺩَﺕْ ﻛَﻤَﺎ ﻛَﺎﻧَﺖْ ِﻟﺎَﻭَّﻝِ ﺍَﻣْﺮِﻫَﺎ ٭ ﻓَﻴَﺎ ﺣُﺴْﻦَ ﻣَﺎ ﻋَﻴْﻦٍ ﻭَﻳَﺎ ﺣُﺴْﻦَ ﻣَﺎ ﺭَﺩّ
                    “Ben öyle bir zâtın hafidiyim ki: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm onun çıkmış gözünü yerine koyup, birden şifa buldu. En güzel göz o olmuş.”

                    (Mektûbat sh: 139)

                    ﻓَﺎﻧْﻄَﻠِﻖْ ﻭَﺗَﻮَﺿَّﺎْ ﺛُﻢَّ ﺻَﻞِّ ﺭَﻛْﻌَﺘَﻴْﻦِ ﻭَﻗُﻞِ ﺍﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺍِﻧِّﻰ ﺍَﺳْﺌَﻠُﻚَ ﻭَﺍَﺗَﻮَﺟَّﻪُ ﺍِﻟَﻴْﻚَ ﺑِﻨَﺒِﻰِّ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﻧَﺒِﻰِّ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﺔِ ﻳَﺎ ﻣُﺤَﻤَّﺪُ ﺍِﻧِّﻰ ﺍَﺗَﻮَﺟَّﻪُ ﺑِﻚَ ﺍِﻟَﻰ ﺭَﺑِّﻚَ ﺍَﻥْ ﻳَﻜْﺸِﻒَ ﻋَﻦْ ﺑَﺼَﺮِﻯ ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺷَﻔِّﻌْﻪُ ﻓِﻰَّ
                    Şimdi git, abdest al. Sonra iki rekât namaz kıl ve de ki: ‘Allah’ım! Hâcetimi sana arz ediyor ve nebiyy-i rahmet olan Peygamberin Muhammed ile Sana teveccüh ediyorum. Yâ Muhammed! Gözümden perdeyi kaldırması için Senin Rabbine Seninle teveccüh ediyorum. Allahım, onu bana şefaatçi kıl.’ (bk. Tirmizî, Deavât: 118; İbni Mâce, İkame: 189; Müsned: 4-138)

                    (Mektûbat sh: 140)

                    ﻭَﻣَﺎ ﺭَﻣَﻴْﺖَ ﺍِﺫْ ﺭَﻣَﻴْﺖَ
                    Attığın zaman da sen atmadın… (Enfâl Sûresi, 8:17)

                    ﻭَ ﺍﻧْﺸَﻖَّ ﺍﻟْﻘَﻤَﺮُ
                    Ay yarıldı. (Kamer Sûresi, 54:1)

                    (Mektûbat sh: 141)

                    ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺍﺷْﻔِﻪِ
                    Allah’ım ona şifa ver.

                    (Mektûbat sh: 142)

                    ﺍَﻧْﺖَ ﺭَﺳُﻮﻝُ ﺍﻟﻠَّﻪِ
                    Sen Allah’ın Resulüsün.

                    ﺍَﺷْﻬَﺪُ ﺍَﻧَّﻚَ ﺭَﺳُﻮﻝُ ﺍﻟﻠَّﻪِ
                    Senin Allah Resulü olduğuna şehadet ederim.

                    ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺍﻗْﻄَﻊْ ﺍَﺛَﺮَﻩُ
                    Allahım, onun yerden izini kes.

                    (Mektûbat sh: 144)

                    ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺍَﻋِﺰَّ ﺍْﻟﺎِﺳْﻠﺎَﻡَ ﺑِﻌُﻤَﺮِ ﺍﺑْﻦِ ﺍﻟْﺨَﻄَّﺎﺏِ ﺍَﻭْ ﺑِﻌَﻤْﺮِﻭ ﺍﺑْﻦِ ﺍﻟْﻬِﺸَﺎﻡِ
                    Allahım, İslâmiyeti Ömer ibni’l-Hattâb veya Amr ibni’l-Hişâm (Ebû Cehil) ile aziz eyle.

                    ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﻓَﻘِّﻬْﻪُ ﻓِﻰ ﺍﻟﺪِّﻳﻦِ ﻭَﻋَﻠِّﻤْﻪُ ﺍﻟﺘَّﺎْﻭِﻳﻞَ
                    Allahım! Onu dinde fakîh kıl ve ona tefsir ilmini öğret. (Buharî, Vudû’: 10, İlim: 11, Fedâilü’l-Eshâb: 24; Müslim, Fedâilü’s-Sahâbe: 138; İbni Hibban, Sahih, 9:98; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:327; Ali el-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, 1:661; Hafâcî, Şerhu’ş-Şifâ, 3:130; İbnü’l-Esîr, Câmiu’l-Usûl, 9:63; Müsned, 1:264, 314, 328, 330; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4:534)

                    ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺍَﻛْﺜِﺮْ ﻣَﺎﻟَﻪُ ﻭَﻭَﻟَﺪَﻩُ ﻭَﺑَﺎﺭِﻙْ ﻟَﻪُ ﻓِﻰ ﻣَﺎ ﺍَﻋْﻄَﻴْﺘَﻪُ
                    Allahım! Onun malını ve evlâdını çoğalt. Ve ona ihsan ettiğin nimetlere bereket ver.

                    (Mektûbat sh: 145)

                    ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺍَﺟِﺐْ ﺩَﻋْﻮَﺗَﻪُ
                    Allahım, onun duasını kabul eyle. (Tirmizî, Menâkıb: 27, no. 3151; İbn-i Hibbân, Sahih, no. 12215; el-Hâkim, el-Müstedrek, 3:499; Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ, 1:93, Ebû Nuaym, Delâilü’n-Nübüvve, 3:206; el-Elbânî, Mişkâtü’l-Mesâbîh, 3:251, no. 6116; el-Mubârekforî, Tuhfetü’l-Ahvezî, 10:253-254, no. 3835; Ahmed ibni Hanbel, Fedâilü’s-Sahâbe, 2:150, no. 1038; İbnü’l-Esîr, Câmi’u’l-Usûl, 10:16, no. 6535)

                    ﺍَﻓْﻠَﺢَ ﺍﻟﻠَّﻪُ ﻭَﺟْﻬَﻚَ ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺑَﺎﺭِﻙْ ﻟَﻪُ ﻓِﻰ ﺷَﻌْﺮِﻩِ ﻭَ ﺑَﺸَﺮِﻩِ
                    Allah onun yüzünü ak etsin. Allahım, onun tenini ve saçını mübarek kıl.

                    ﺑَﻠَﻐْﻨَﺎ ﺍﻟﺴَّﻤَٓﺎﺀَ ﻣَﺠْﺪُﻧَﺎ ﻭَﺳَﻨَٓﺎﺋُﻨَﺎ ٭ ﻭَ ﺍِﻧَّﺎ ﻧُﺮِﻳﺪُ ﻓَﻮْﻕَ ﺫَﻟِﻚَ ﻣَﻈْﻬَﺮًﺍ
                    “Şerefimiz göğe çıktı, biz daha üstüne çıkmak istiyoruz!”

                    ﺍِﻟَﻰ ﺍَﻳْﻦَ ﻳَٓﺎ ﺍَﺑَﺎ ﻟَﻴْﻠﺎَ؟
                    Yani: Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm latife olarak dedi: “Gökten öbür tarafa nereyi istiyorsun ki, şiirinde orayı niyet ediyorsun?”

                    ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟْﺠَﻨَّﺔِ ﻳَﺎ ﺭَﺳُﻮﻝَ ﺍﻟﻠَّﻪِ
                    Nâbiga dedi: “Göklerin fevkinde Cennet’e gitmek istiyoruz.”

                    ﻟﺎَ ﻳَﻔْﻀُﺾِ ﺍﻟﻠَّﻪُ ﻓَﺎﻙَ
                    Yani, “Senin ağzın bozulmasın.”

                    (Mektûbat sh: 146)

                    #823399
                    Anonim

                      ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺍﻛْﻔِﻪِ ﺍﻟْﺤَﺮَّ ﻭَﺍﻟْﻘَﺮَّ
                      “Ya Rab! Soğuk ve sıcağın zahmetini ona gösterme.”

                      ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﻟﺎَ ﺗُﺠِﻌْﻬَﺎ
                      “Açlık elemini ona verme.”

                      ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﻧَﻮِّﺭْ ﻟَﻪُ
                      Allahım, onu nurlandır.

                      ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﻣَﺰِّﻗْﻪُ
                      “Yâ Rab! Nasıl mektubumu paraladı, sen de onu ve onun mülkünü parça parça et.”

                      (Mektûbat sh: 147)

                      ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺳَﻠِّﻂْ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻛَﻠْﺒًﺎ ﻣِﻦْ ﻛِﻠﺎَﺑِﻚَ
                      Yani: “Yâ Rab! Ona bir itini musallat et.”

                      ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﻟﺎَ ﺗَﻐْﻔِﺮْ ﻟِﻤُﺤَﻠِّﻢِ
                      Allahım, Muhallim’i affetme.

                      ﻛُﻞْ ﺑِﻴَﻤِﻴﻨِﻚَ
                      “Sağ elinle ye.”

                      (Mektûbat sh: 148)

                      ﻟﺎَ ﺍَﺳْﺘَﻄِﻴﻊُ
                      “Sağ elimle yapamıyorum.”

                      ﻟﺎَ ﺍﺳْﺘَﻄَﻌْﺖَ
                      Yapamayasın! “Kaldıramayacaksın.”

                      (Mektûbat sh: 151)

                      ﻛَﻐُﺮَّﺓِ ﺍﻟْﻔَﺮَﺱِ
                      Yani, doru atın alnındaki beyaz gibi.

                      (Mektûbat sh: 154)

                      ﻭَﺟَﺪْﺕُ ﻓَﺮَﺳَﻚَ ﺑَﺤْﺮًﺍ
                      Yani: “Senin atın sarsmadan, gayet çabuktur.”

                      (Mektûbat sh: 155)

                      ﻟَﺒَّﻴْﻚَ ﻭَ ﺳَﻌْﺪَﻳْﻚَ
                      Buyrun! Emredin.

                      ﻟَﻮْ ﻧَﺎﺳَﺒَﺖْ ﻗَﺪْﺭَﻩُ ﺍَﻳَﺎﺗُﻪُ ﻋِﻈَﻤًﺎ ٭ ﺍَﺣْﻴَﻰ ﺍﺳْﻤُﻪُ ﺣِﻴﻦَ ﻳُﺪْﻋَﻰ ﺩَﺍﺭِﺱَ ﺍﻟﺮِّﻣَﻢِ
                      Yani: “Eğer alâmetleri, onun kadrine muvafık derecesinde azametini ve makbuliyetini gösterse idiler; değil yeni ölmüşler, belki onun ismiyle, çürümüş kemikler de ihya edilebilirdi.”

                      ﻣُﺤَﻤَّﺪٌ ﺭَﺳُﻮﻝُ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﻭَﺍَﺑُﻮ ﺑَﻜْﺮِ ﺍﻟﺼِّﺪِّﻳﻖُ ﻭَﻋُﻤَﺮُ ﺍﻟﺸَّﻬِﻴﺪُ ﻭَﻋُﺜْﻤَﺎﻥُ ﺍﻟْﺒَﺮُّ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢُ
                      Muhammed Allah’ın Resulüdür. Ebû Bekir Sıddıktır. Ömer şehiddir. Osman ise, şefkatli ve iyilikseverdir. (Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:320; Ali el-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, 1:649; İbni Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, 6:157-158)

                      (Mektûbat sh: 156)

                      ﺍَﻧْﺼِﺘُﻮﺍ ﺍَﻧْﺼِﺘُﻮﺍ
                      Susunuz, susunuz!..

                      ﻣُﺤَﻤَّﺪٌ ﺭَﺳُﻮﻝُ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺍَﻟﺴَّﻠﺎَﻡُ ﻋَﻠَﻴْﻚَ ﻳَﺎ ﺭَﺳُﻮﻝَ ﺍﻟﻠَّﻪِ
                      Muhammed Allah’ın Resûlüdür, Selâm sana ey Allah’ın Resûlü!

                      ﻣَﺎ ﺍْﻟﺎِﺳْﻠﺎَﻡُ ﻭَﻣَﺎ ﺍْﻟﺎِﻳﻤَﺎﻥُ ﻭَﻣَﺎ ﺍْﻟﺎِﺣْﺴَﺎﻥُ
                      “İman, İslâm, ihsan nedir? Tarif et.”

                      (Mektûbat sh: 158)

                      ﻭَﺍﻟﻠَّﻪُ ﻳَﻌْﺼِﻤُﻚَ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ
                      Allah seni insanlardan koruyacaktır. (Mâide Sûresi, 5:67)

                      (Mektûbat sh: 159)

                      ﻟﺎَ ﺗَﺤْﺰَﻥْ ﺍِﻥَّ ﺍﻟﻠَّﻪَ ﻣَﻌَﻨَﺎ
                      Üzülme! Allah bizimle beraberdir.

                      ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺍﻛْﻔِﻨِﻴﻪِ ﺑِﻤَﺎ ﺷِﺌْﺖَ

                      Allahım! Dilediğin bir şeyle beni ondan kurtar.

                      (Mektûbat sh: 160)

                      #823400
                      Anonim

                        ﺍِﻧَّﺎ ﺟَﻌَﻠْﻨَﺎ ﻓِﻰ ﺍَﻋْﻨَﺎﻗِﻬِﻢْ ﺍَﻏْﻠﺎَﻟﺎً ﻓَﻬِﻰَ ﺍِﻟَﻰ ﺍْﻟﺎَﺫْﻗَﺎﻥِ ﻓَﻬُﻢْ ﻣُﻘْﻤَﺤُﻮﻥَ ٭ ﻭَﺟَﻌَﻠْﻨَﺎ ﻣِﻦْ ﺑَﻴْﻦِ ﺍَﻳْﺪِﻳﻬِﻢْ ﺳَﺪًّﺍ ﻭَﻣِﻦْ ﺧَﻠْﻔِﻬِﻢْ ﺳَﺪًّﺍ ﻓَﺎَﻏْﺸَﻴْﻨَﺎﻫُﻢْ ﻓَﻬُﻢْ ﻟﺎَ ﻳُﺒْﺼِﺮُﻭﻥَ
                        Biz onların boyunlarına öyle halkalar geçirdik ki, çenelerine kadar dayanır da hakka boyun eğmezler. Bir de önlerine bir sed, arkalarına bir sed çekip gözlerini kapattık; artık hakkı görmezler. (Yâsin Sûresi, 36:8-9)

                        ﺗَﺒَّﺖْ ﻳَﺪَﺍ ﺍَﺑِﻰ ﻟَﻬَﺐٍ

                        Elleri kurusun Ebû Leheb’in! (Tebbet Sûresi, 111:1)

                        ﺣَﻤَّﺎﻟَﺔَ ﺍﻟْﺤَﻄَﺐِ
                        Odun hammalı. (Tebbet Sûresi, 111:4)

                        (Mektûbat sh: 161)

                        ﻭَﺍﻟﻠَّﻪُ ﻳَﻌْﺼِﻤُﻚَ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ
                        Allah seni insanlardan koruyacaktır. (Mâide Sûresi, 5:67)

                        ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟﻨَّﺎﺱُ ﺍﻧْﺼَﺮِﻓُﻮﺍ ﻓَﻘَﺪْ ﻋَﺼَﻤَﻨِﻰ ﺭَﺑِّﻰ ﻋَﺰَّ ﻭَﺟَﻞَّ
                        Ey insanlar! Dağılın. Benim Rabbim azze ve celle beni hıfzediyor.”

                        (Mektûbat sh: 162)

                        ﻗُﻞْ ﻓَﺎْﺗُﻮﺍ ﺑِﺎﻟﺘَّﻮْﺭَﻳﺔِ ﻓَﺎﺗْﻠُﻮﻫَٓﺎ ﺍِﻥْ ﻛُﻨْﺘُﻢْ ﺻَﺎﺩِﻗِﻴﻦَ
                        De ki: Getiriniz ve okuyunuz eğer doğru sözlü iseniz. (Âl-i İmrân Sûresi, 3:93)

                        ﻗُﻞْ ﺗَﻌَﺎﻟَﻮْﺍ ﻧَﺪْﻉُ ﺍَﺑْﻨَٓﺎﺀَﻧَﺎ ﻭَﺍَﺑْﻨَٓﺎﺀَﻛُﻢْ ﻭَﻧِﺴَٓﺎﺀَﻧَﺎ ﻭَﻧِﺴَٓﺎﺀَﻛُﻢْ ﻭَﺍَﻧْﻔُﺴَﻨَﺎ ﻭَﺍَﻧْﻔُﺴَﻜُﻢْ ﺛُﻢَّ ﻧَﺒْﺘَﻬِﻞْ ﻓَﻨَﺠْﻌَﻞْ ﻟَﻌْﻨَﺔَ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟْﻜَﺎﺫِﺑِﻴﻦَ
                        “De ki: Tevrat’ınızı getiriniz, okuyunuz. Geliniz çocuklarımızı ve çocuklarınızı, kadınlarımızı, kadınlarınızı alıp, Cenâb-ı Hakkın dergâhına el açıp, yalancılar aleyhinde lânetle dua edeceğiz” Âl-i İmrân Sûresi, 3:61

                        (Mektûbat sh: 164)

                        ﻗَﺮِﻳﺐٌ ﻇُﻬُﻮﺭُ ﻧَﺒِﻰٍّ ﻫَﺬَﺍ ﺩَﺍﺭُ ﻫِﺠْﺮَﺗِﻪِ
                        Bir peygamberin zuhuru yakındır. Burası da onun hicret yeridir. (Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve: 1:367, 2:526, 6:240-249; el-Hindî, Kenzü’l-Ummâl, 11:401, 12:390-408; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:364; Ali el-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, 1:739-743; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 8:240)

                        ﻭَﺍﻟﻠَّﻪِ ﻫُﻮَ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﻋَﻬَﺪَ ﺍِﻟَﻴْﻜُﻢْ ﻓِﻴﻪِ ﺍﺑْﻦُ ﻫَﻴْﺒَﺎﻥ
                        Vallahi İbn-i Heyban’ın haber verdiği zât budur.

                        (Mektûbat sh: 165)

                        ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺍﺑْﻌَﺚْ ﻟَﻨَﺎ ﻣُﻘِﻴﻢَ ﺍﻟﺴُّﻨَّﺔِ ﺑَﻌْﺪَ ﺍﻟْﻔَﺘْﺮَﺓِ
                        Allahım! Fetretten sonra bize Sünneti ihyâ edecek olan zâtı gönder. (Yusuf Nebhânî, Hüccetullah ale’l-Âlemîn, 104, 115)

                        ﻗَﺎﻝَ ﺍﻟْﻤَﺴِﻴﺢُ ﺍِﻧِّﻰ ﺫَﺍﻫِﺐٌ ﺍِﻟَﻰ ﺍَﺑِﻰ ﻭَ ﺍَﺑِﻴﻜُﻢْ ﻟِﻴَﺒْﻌَﺚَ ﻟَﻜُﻢُ ﺍﻟْﻔَﺎﺭَﻗْﻠِﻴﻄَﺎ
                        Yani: “Ben gidiyorum, tâ size Faraklit gelsin!” Yani, Ahmed gelsin.

                        ﺍِﻧِّﻰ ﺍَﻃْﻠُﺐُ ﻣِﻦْ ﺭَﺑِّﻰ ﻓَﺎﺭَﻗْﻠِﻴﻄًﺎ ﻳَﻜُﻮﻥُ ﻣَﻌَﻜُﻢْ ﺍِﻟَﻰ ﺍْﻟﺎَﺑَﺪِ
                        “Ben Rabbimden; hakkı bâtıldan farkeden bir peygamberi istiyorum ki, ebede kadar beraberinizde bulunsun.

                        ﺍَﻟْﻔَﺎﺭِﻕُ ﺑَﻴْﻦَ ﺍﻟْﺤَﻖِّ ﻭَ ﺍﻟْﺒَﺎﻃِﻞِ
                        Hak ile bâtılın arasını ayıran.

                        ﺍِﻥَّ ﺍﻟﻠَّﻪَ ﻗَﺎﻝَ ِﻟﺎِﺑْﺮَﺍﻫِﻴﻢَ ﺍِﻥَّ ﻫَﺎﺟَﺮَ ﺗَﻠِﺪُ ﻭَﻳَﻜُﻮﻥُ ﻣِﻦْ ﻭَﻟَﺪِﻫَﺎ ﻣَﻦْ ﻳَﺪُﻩُ ﻓَﻮْﻕَ ﺍﻟْﺠَﻤِﻴﻊِ ﻭَﻳَﺪُ ﺍﻟْﺠَﻤِﻴﻊِ ﻣَﺒْﺴُﻮﻃَﺔٌ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﺑِﺎﻟْﺨُﺸُﻮﻉِ
                        “Hazret-i İsmail’in vâlidesi olan Hacer, evlâd sahibesi olacak ve onun evlâdından öyle birisi çıkacak ki, o veledin eli, umumun fevkinde olacak ve umumun eli huşu’ ve itaatle ona açılacak.”

                        ﻭَﻗَﺎﻝَ ﻳَﺎ ﻣُﻮﺳَﻰ ﺍِﻧِّﻰ ﻣُﻘِﻴﻢٌ ﻟَﻬُﻢْ ﻧَﺒِﻴًّﺎ ﻣِﻦْ ﺑَﻨِﻰ ﺍِﺧْﻮَﺗِﻬِﻢْ ﻣِﺜْﻠَﻚَ ﻭَﺍُﺟْﺮِﻯ ﻗَﻮْﻟِﻰ ﻓِﻰ ﻓَﻤِﻪِ ﻭَﺍﻟﺮَّﺟُﻞُ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﻟﺎَﻳَﻘْﺒَﻞُ ﻗَﻮْﻝَ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰِّ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﻳَﺘَﻜَﻠَّﻢُ ﺑِﺎِﺳْﻤِﻰ ﻓَﺎَﻧَﺎ ﺍَﻧْﺘَﻘِﻢُ ﻣِﻨْﻪُ
                        Allah (c.c.): Ya Musa dedi.. “Benî İsrail’in kardeşleri olan Benî İsmail’den senin gibi birini göndereceğim. Ben sözümü onun ağzına koyacağım, benim vahyimle konuşacak. Onu kabul etmeyene azab vereceğim.”

                        (Mektûbat sh: 166)

                        ﻗَﺎﻝَ ﻣُﻮﺳَﻰ ﺭَﺏِّ ﺍِﻧِّﻰ ﺍَﺟِﺪُ ﻓِﻰ ﺍﻟﺘَّﻮْﺭَﻳﺔِ ﺍُﻣَّﺔً ﻫُﻢْ ﺧَﻴْﺮُ ﺍُﻣَّﺔٍ ﺍُﺧْﺮِﺟَﺖْ ﻟِﻠﻨَّﺎﺱِ ﻳَﺎْﻣُﺮُﻭﻥَ ﺑِﺎﻟْﻤَﻌْﺮُﻭﻑِ ﻭَﻳَﻨْﻬَﻮْﻥَ ﻋَﻦِ ﺍﻟْﻤُﻨْﻜَﺮِ ﻭَﻳُﺆْﻣِﻨُﻮﻥَ ﺑِﺎﻟﻠَّﻪِ ﻓَﺎﺟْﻌَﻠْﻬُﻢْ ﺍُﻣَّﺘِﻰ ﻗَﺎﻝَ ﺗِﻠْﻚَ ﺍُﻣَّﺔُ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ
                        Mûsâ dedi ki: ‘Ey Rabbim, ben Tevrat’ta, insanlara iyiliği emredip onları kötülükten sakındırmak için çıkarılmış, Allah’a iman eden hayırlı bir ümmetin vasıflarını gördüm. Onu benim ümmetim yap.’ Allah buyurdu ki: ‘O, Muhammed ümmetidir.’ (Ali el-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, 1:146; Yusuf Nebhânî, Hüccetüllah ale’l-Âlemîn, 101-118; Tevrat, Eş’ıyâ, Ishah, 42)

                        ﻳَﺎ ﺩَﺍﻭُﺩُ ﻳَﺎْﺗِﻰ ﺑَﻌْﺪَﻙَ ﻧَﺒِﻰٌّ ﻳُﺴَﻤَّﻰ ﺍَﺣْﻤَﺪَ ﻭَﻣُﺤَﻤَّﺪًﺍ ﺻَﺎﺩِﻗًﺎ ﺳَﻴِّﺪًﺍ ﺍُﻣَّﺘُﻪُ ﻣَﺮْﺣُﻮﻣَﺔٌ
                        Yâ Davud! Senden sonra, Ahmed, Muhammed, Sâdık ve Seyyid olarak anılacak bir peygamber gelecek. Onun ümmeti Allah’ın rahmetine mazhar olacak. (Halebî, es-Sîretü’l-Halebiye, 1:353; Kandehlevî, Hayâtü’s-Sahâbe, 1:18; İbni Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, 2:326; Ali el-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, 1:139; Nebhânî, Hüccetüllah ale’l-Âlemîn, 122)

                        ﻳَٓﺎ ﺍَﻳُّﻬَﺎ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰُّ ﺍِﻧَّﺎ ﺍَﺭْﺳَﻠْﻨَﺎﻙَ ﺷَﺎﻫِﺪًﺍ ﻭَﻣُﺒَﺸِّﺮًﺍ ﻭَﻧَﺬِﻳﺮًﺍ ﻭَﺣِﺮْﺯًﺍ ﻟِـْﻠﺎُﻣِّﻴِّﻴﻦَ ﺍَﻧْﺖَ ﻋَﺒْﺪِﻯ ﺳَﻤَّﻴْﺘُﻚَ ﺍﻟْﻤُﺘَﻮَﻛِّﻞَ ﻟَﻴْﺲَ ﺑِﻔَﻆٍّ ﻭَﻟﺎَ ﻏَﻠِﻴﻆٍ ﻭَﻟﺎَ ﺻَﺨَّﺎﺏٍ ﻓِﻰ ﺍْﻟﺎَﺳْﻮَﺍﻕِ ﻭَﻟﺎَ ﻳَﺪْﻓَﻊُ ﺑِﺎﻟﺴَّﻴِّﺌَﺔِ ﺍﻟﺴَّﻴِّﺌَﺔَ ﺑَﻞْ ﻳَﻌْﻔُﻮ ﻭَﻳَﻐْﻔِﺮُ ﻭَﻟَﻦْ ﻳَﻘْﺒِﻀَﻪُ ﺍﻟﻠَّﻪُ ﺣَﺘَّﻰ ﻳُﻘِﻴﻢَ ﺑِﻪِ ﺍﻟْﻤِﻠَّﺔَ ﺍﻟْﻌَﻮْﺟَﺎﺀَ ﺑِﺎَﻥْ ﻳَﻘُﻮﻟُﻮﺍ ﻟﺎَٓ ﺍِﻟَﻪَ ﺍِﻟﺎَّ ﺍﻟﻠَّﻪُ
                        Ey Peygamber! Muhakkak ki Biz seni bir şahit, bir müjdeleyici, bir sakındırıcı ve ümmîler için bir dayanak olarak gönderdik. Sen Benim kulumsun ve Resûlümsün sana “Mütevekkil” ismini verdim. Sen ne katı kalbli, ne huysuz ve ne de sokaklarda böbürlenerek yürüyen biri değilsin. Sen kötülüğe kötülükle de karşılık vermezsin. Sen affeden ve bağışlayan bir peygambersin. Eğriliğe girmiş olan halk onunla yolunu doğrultuncaya ve ‘Lâilâhe İllallâh’ deyinceye kadar Allah o peygamberin ruhunu almaz. (Buharî, Büyû’: 5; Burhâneddin Halebî, es-Sîretü’l-Halebiye, 1:346; Dârîmî, Mukaddime: 2; Kandehlevî, Hayâtü’s-Sahâbe, 1:11; İbni Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, 2:326; Nebhânî, Hüccetüllah ale’l-Âlemîn, 105, 135; el-Acurrî, eş-Şerî’a, 444, 452; Kastalânî, el-Mevâhibü’l-Ledünniye, 6:192)

                        (Mektûbat sh: 167)

                        #823401
                        Anonim

                          ﻣُﺤَﻤَّﺪٌ ﺭَﺳُﻮﻝُ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﻣَﻮْﻟِﺪُﻩُ ﺑِﻤَﻜَّﺔَ ﻭَﻫِﺠْﺮَﺗُﻪُ ﺑِﻄَﻴْﺒَﺔَ ﻭَﻣُﻠْﻜُﻪُ ﺑِﺎﻟﺸَّﺎﻡِ ﻭَﺍُﻣَّﺘُﻪُ ﺍﻟْﺤَﻤَّﺎﺩُﻭﻥَ
                          Muhammed, Allah’ın Resulüdür. Mekke Onun doğum yeri, Medine hicret yeri, Şam Onun mülküdür. Ümmeti ise hamd edici kimselerdir. (Dârîmî, Mukaddime: 2; Halebî, es-Sîretü’l-Halebiye, 1:346-351; Ali el-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, 1:139; Nebhânî, Hüccetüllah ale’l-Âlemîn, 116; Ebû Nuaym, Delâilü’n-Nübüvve, 1:72

                          ﺍَﻧْﺖَ ﻋَﺒْﺪِﻯ ﻭَﺭَﺳُﻮﻟِﻰ ﺳَﻤَّﻴْﺘُﻚَ ﺍﻟْﻤُﺘَﻮَﻛِّﻞَ
                          Sen benim kulum ve Resûlümsün. Sana Mütevekkil ismini verdim. (Buharî, Büyû’: 5; Burhâneddin Halebî, es-Sîretü’l-Halebiye, 1:346; Dârîmî, Mukaddime: 2; Kandehlevî, Hayâtü’s-Sahâbe, 1:17; İbni Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, 2:326; Nebhânî, Hüccetüllah ale’l-Âlemîn, 105, 135; el-Acurrî, eş-Şerî’a, 444, 452; Kastalânî, el-Mevâhibü’l-Ledünniye, 6:192)

                          ﻋَﺒْﺪِﻯَ ﺍﻟْﻤُﺨْﺘَﺎﺭُ ﻟَﻴْﺲَ ﺑِﻔَﻆٍّ ﻭَﻟﺎَ ﻏَﻠِﻴﻆٍ
                          Seçkin kulum, ne katı kalpli ne de huysuz ve geçimsiz biridir. (Dârîmî, Mukaddime: 2; Nebhânî, Hüccetüllah ale’l-Âlemîn, 105, 119; Ali el-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, 1:739)

                          ﻣَﻌَﻪُ ﻗَﻀِﻴﺐٌ ﻣِﻦْ ﺣَﺪِﻳﺪٍ ﻳُﻘَﺎﺗِﻞُ ﺑِﻪِ ﻭَﺍُﻣَّﺘُﻪُ ﻛَﺬَﻟِﻚَ
                          Onun demirden bir asâsı, yani kılıcı olacak ve onunla savaşacak. Ümmeti de onun gibi olacak. (Nebhânî, Hüccetüllah ale’l-Âlemîn, 99, 114)

                          ﻭَ ﻣَﺜَﻠُﻬُﻢْ ﻓِﻰ ﺍْﻟﺎِﻧْﺠِﻴﻞِ ﻛَﺰَﺭْﻉٍ ﺍَﺧْﺮَﺝَ ﺷَﻄْﺎَﻩُ ﻓَﺎَﺯَﺭَﻩُ ﻓَﺎﺳْﺘَﻐْﻠَﻆَ ﻓَﺎﺳْﺘَﻮَﻯ ﻋَﻠَﻰ ﺳُﻮﻗِﻪِ ﻳُﻌْﺠِﺐُ ﺍﻟﺰُّﺭَّﺍﻉَ ﻟِﻴَﻐِﻴﻆَ ﺑِﻬِﻢُ ﺍﻟْﻜُﻔَّﺎﺭَ
                          Onların İncil’deki vasıfları da şöyledir: Filizini çıkarmış, sonra git gide kuvvet bulmuş, kalınlaşmış ve gövdesi üzerinde yükselmiş bir ekine benzerler ki, ekincilerin pek hoşuna gider. Allah’ın onları böylece çoğaltıp kuvvetlendirmesi, kâfirleri öfkeye boğmak içindir. (Fetih Sûresi, 48:29)

                          (Mektûbat sh: 168)

                          ﺫَﻟِﻚَ ﻣَﺜَﻠُﻬُﻢْ ﻓِﻰ ﺍﻟﺘَّﻮْﺭَﻳﺔِ
                          Onların Tevrat’taki vasıfları budur. (Fetih Sûresi, 48:29)

                          (Mektûbat sh: 170)

                          “Kütüb-ü enbiyada, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın Muhammed, Ahmed, Muhtar mânâsında Süryânî ve İbrânî isimleri var.”

                          ﻣﺸَﻔَّﺢْ
                          Hazret-i Şuayb’ın suhufunda Muhammed manasında.

                          ﻣﻨْﺤَﻤَﻨَّﺎ
                          Tevrat’ta Muhammed manasında,

                          ﺣِﻤْﻴَﺎﻃَﺎ
                          Nebiyy-ül Haram manasında.

                          ﺍَﻟْﻤُﺨْﺘَﺎﺭْ
                          Zebur’da (seçilmiş) ismiyle müsemmadır.

                          ﺍَﻟْﺨَﺎﺗَﻢُ ﺍﻟْﺨَﺎﺗَﻢْ
                          Tevrat’ta.

                          ﻣُﻘِﻴﻢُ ﺍﻟﺴُّﻨَّﺔِ

                          Tevrat’ta ve Zebur’da.

                          ﻣَﺎﺯْﻣَﺎﺯْ
                          Suhuf-u İbrahim ve Tevrat’ta.

                          ﺍَﺣْﻴَﺪْ
                          Tevrat’ta.

                          ﺍِﺳْﻤِﻰ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍَﻥِ ﻣُﺤَﻤَّﺪٌ ﻭَ ﻓِﻰ ﺍْﻟﺎِﻧْﺠِﻴﻞِ ﺍَﺣْﻤَﺪُ ﻭَ ﻓِﻰ ﺍﻟﺘَّﻮْﺭَﻳﺔِ ﺍَﺣْﻴَﺪُ
                          Benim ismim Kur’ân’da Muhammed, İncil’de Ahmed, Tevrat’ta Ahyed’dir. (Nebhânî, Hüccetüllah ale’l-Âlemîn, 108, 112; Halebî, es-Sîretü’l-Halebiye, 1:353; el-Envârü’l-Muhammediyye mine’l-Mevâhibü’l-Ledünniyye, s. 143 (İbn-i Abbas’dan r.a rivayet olunmuştur)

                          ﺻَﺎﺣِﺐُ ﺍﻟْﻘَﻀِﻴﺐِ ﻭَ ﺍﻟْﻬَﺮَﺍﻭَﺓِ
                          Yani “seyf ve asâ sahibi.”

                          ﺻَﺎﺣِﺐُ ﺍﻟﺘَّﺎﺝْ
                          “Tac” sahibi. Tâc, imame yani sarık demektir. Kat’î olarak “Resul-i Ekrem” (Aleyhissalâtü Vesselâm) demektir.

                          ﺍَﻟﺒَﺎﺭَﻗْﻠِﻴﻂْ
                          veyahut

                          ﺍَﻟﻔَﺎﺭَﻗْﻠِﻴﻂْ

                          İncil tefsirlerinde, “Hak ve bâtılı birbirinden tefrik eden hakperest.”

                          (Mektûbat sh: 171)

                          ﻭَﺍِﺫْ ﻗَﺎﻝَ ﻋِﻴﺴَﻰ ﺍﺑْﻦُ ﻣَﺮْﻳَﻢَ ﻳَﺎ ﺑَﻨِٓﻰ ﺍِﺳْﺮَٓﺍﺋِﻴﻞَ ﺍِﻧِّﻰ ﺭَﺳُﻮﻝُ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺍِﻟَﻴْﻜُﻢْ ﻣُﺼَﺪِّﻗًﺎ ﻟِﻤَﺎ ﺑَﻴْﻦَ ﻳَﺪَﻯَّ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺘَّﻮْﺭَﻳﺔِ ﻭَﻣُﺒَﺸِّﺮًﺍ ﺑِﺮَﺳُﻮﻝٍ ﻳَﺎْﺗِﻰ ﻣِﻦْ ﺑَﻌْﺪِﻯ ﺍﺳْﻤُﻪُ ﺍَﺣْﻤَﺪُ
                          Hani Meryem oğlu İsa ‘Ey İsrailoğulları,’ demişti. ‘Ben, daha önce indirilen Tevrat’ı doğrulamak ve benden sonra gelecek Ahmed isminde bir peygamberi müjdelemek üzere size Allah tarafından gönderilmiş bir peygamberim.’ (Saf Sûresi, 61:6)

                          ﺍُﻣَّﺘُﻪُ ﺍﻟْﺤَﻤَّﺎﺩُﻭﻥَ
                          Onun ümmeti, hamd edici kimselerdir. (Dârîmî, Mukaddime: 2)

                          ﺍﻳﺘﻮﻥ
                          Bir oğlan,

                          ﺍﺯﺭﺑﻴﻮﻥ
                          İbrahim neslinden ola

                          ﭘﺮﻭﻓﺘﻮﻥ
                          Peygamber ola,

                          ﻟﻮﻏﺴﻠﻴﻦ
                          Yalancı olmaya,

                          ﺑﻨﺖ
                          Onun

                          ﺍﻓﺰﻭﻟﺎﺕ
                          mevlidi Mekke ola,

                          ﻛﻪ ﻛﺎﻟﻮﺷﻴﺮ
                          sâlihlikle gelmiş ola,

                          ﺗﻮﻧﻮﻣﻨﻴﻦ
                          Onun mübarek adı

                          ﻣﻮﺍﻣﻴﺖ
                          Ahmed Muhammed ola.

                          ﺍﺳﻔﺪﻭﺱ
                          Ona uyanlar,

                          ﺗﺎﻛﺮﺩﻳﺲ
                          Bu cihan ıssı olalar.

                          ﺑﻴﺴﺖ ﺑﻴﺚ

                          dahi, ol cihan ıssı ola.

                          (Mektûbat sh: 172)

                          #823402
                          Anonim

                            ﺷَﻬِﺪْﺕُ ﻋَﻠَﻰ ﺍَﺣْﻤَﺪَ ﺍَﻧَّﻪُ ﺭَﺳُﻮﻝٌ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺑَﺎﺭِﻯ ﺍﻟﻨَّﺴَﻢِ

                            ﻓَﻠَﻮْ ﻣُﺪَّ ﻋُﻤْﺮِﻯ ﺍِﻟَﻰ ﻋُﻤْﺮِﻩِ ﻟَﻜُﻨْﺖُ ﻭَﺯِﻳﺮًﺍ ﻟَﻪُ ﻭَﺍﺑْﻦَ ﻋَﻢٍّ


                            “Ben Ahmed’in (A.S.M.) risaletini tasdik ediyorum. Ben onun zamanına yetişseydim, ona vezir ve ammizade olurdum.” (Yani, Ali gibi ona fedai bir hâdim olurdum.)

                            (Mektûbat sh: 173)

                            ﺍَﺭْﺳَﻞَ ﻓِﻴﻨَﺎ ﺍَﺣْﻤَﺪَ ﺧَﻴْﺮَ ﻧَﺒِﻰٍّ ﻗَﺪْ ﺑُﻌِﺚَ ٭ ﺻَﻠَّﻰ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺍﻟﻠَّﻪُ ﻣَﺎ ﻋَﺞَّ ﻟَﻪُ ﺭَﻛْﺐٌ ﻭَ ﺣُﺚَّ

                            Gönderilenlerin ve peygamberlerin en hayırlısı olarak Ahmed’i (a.s.m.) bize gönderdi. Kàfileler onun için yollara düştükçe ve bu teşvik edildikçe Allah ona rahmet eylesin. (Süyûtî, el-Fethu’l-Kebîr, 2:133; İbni Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, 2:230; Kadı Iyâz, eş-Şifâ, 1:363; Ali el-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, 1:140; Taberanî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, 12:1254; Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve: 2:101; Ebû Nuaym, Delâilü’n-Nübüvve, 1:105.)

                            ﻋَﻠَﻰ ﻏَﻔْﻠَﺔٍ ﻳَﺎْﺗِﻰ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰُّ ﻣُﺤَﻤَّﺪٌ ﻓَﻴُﺨْﺒِﺮُ ﺍَﺧْﺒَﺎﺭًﺍ ﺻَﺪُﻭﻗًﺎ ﺧَﺒِﻴﺮُﻫَﺎ
                            “Füc’eten, Muhammed-ün Nebi gelecek, doğru haberleri verecek.”

                            ﺍِﺫَﺍ ﻭُﻟِﺪَ ﺑِﺘِﻬَﺎﻣَﺔَ ﻭَﻟَﺪٌ ﺑَﻴْﻦَ ﻛَﺘْﻔَﻴْﻪِ ﺷَﺎﻣَﺔٌ ﻛَﺎﻧَﺖْ ﻟَﻪُ ﺍْﻟﺎِﻣَﺎﻣَﺔُ ﻭَﺍِﻧَّﻚَ ﻳَﺎ ﻋَﺒْﺪَ ﺍﻟْﻤُﻄَّﻠِﺐِ ﻟَﺠَﺪُّﻩُ
                            Yani: “Hicaz’da bir çocuk dünyaya gelir. Onun iki omuzu arasında hâtem gibi bir nişan var. İşte o çocuk umum insanlara imam olacak!” Sonra gizli Abdülmuttalib’i çağırmış, “O çocuğun ceddi de sensin”

                            ﺑَﺸِّﺮْ ﻳَﺎ ﻣُﺤَﻤَّﺪُ ﺍِﻧِّﻰ ﺍَﺷْﻬَﺪُ ﺍَﻧَّﻚَ ﺍَﻧْﺖَ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰُّ ﺍﻟْﻤُﻨْﺘَﻈَﺮُ ﻭَﺑَﺸَّﺮَ ﺑِﻚَ ﻋِﻴﺴَﻰ
                            Müjde, ya Muhammed (a.s.m.). Ben şehadet ederim ki, beklenen ve İsa’nın (a.s.) müjdelediği peygamber sensin. Yani: “Telaş etme, o halet vahiydir. Sana müjde! İntizar edilen Nebi sensin! İsa, seninle müjde vermiş.”

                            (Mektûbat sh: 174)

                            ﻭَﺍﻟَّﺬِﻯ ﺑَﻌَﺜَﻚَ ﺑِﺎﻟْﺤَﻖِّ ﻟَﻘَﺪْ ﻭَﺟَﺪْﺕُ ﺻِﻔَﺘَﻚَ ﻓِﻰ ﺍْﻟﺎِﻧْﺠِﻴﻞِ ﻭَﺑَﺸَّﺮَ ﺑِﻚَ ﺍﺑْﻦُ ﺍﻟْﺒَﺘُﻮﻝِ
                            Yani: Allah’a yemin olsun ki, Seni hak ile gönderdi. “Ben senin sıfatını İncil’de gördüm, iman ettim. İbn-i Meryem, İncil’de senin geleceğini müjde etmiş.”

                            ﻟَﻴْﺖَ ﻟِﻰ ﺧِﺪْﻣَﺘَﻪُ ﺑَﺪَﻟﺎً ﻋَﻦْ ﻫَﺬِﻩِ ﺍﻟﺴَّﻠْﻄَﻨَﺔِ
                            Yani: “Keşki şu saltanata bedel Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm’ın hizmetkârı olsaydım. O hizmetkârlık, saltanatın pek fevkindedir.”

                            (Mektûbat sh: 175)

                            ﻫَﺪَﻯ ﺍﻟﻠَّﻪُ ﻋُﺜْﻤَﺎﻧًﺎ ﺑِﻘَﻮْﻟِﻰ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟَّﺘِﻰ ﺑِﻬَﺎ ﺭُﺷْﺪُﻩُ ﻭَ ﺍﻟﻠَّﻪُ ﻳَﻬْﺪِﻯ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟْﺤَﻖِّ
                            Allah, Osman’a, ona söylediğim bir sözle hidâyet nasip etti. Hakka eriştiren ancak Allah’tır. (Süyûtî, el-Hasâisü’l-Kübrâ, 1:258)

                            ﻳَﺎ ﺫَﻳَﺎﺏُ ﻳَﺎ ﺫَﻳَﺎﺏُ ﺍِﺳْﻤَﻊِ ﺍﻟْﻌَﺠَﺐَ ﺍﻟْﻌُﺠَﺎﺏَ

                            ﺑُﻌِﺚَ ﻣُﺤَﻤَّﺪٌ ﺑِﺎﻟْﻜِﺘَﺎﺏِ ﻳَﺪْﻋُﻮ ﺑِﻤَﻜَّﺔَ ﻓَﻠﺎَ ﻳُﺠَﺎﺏُ


                            Ey Zeyâb, ey Zeyâb! Acaibin en acibine kulak ver: Muhammed kitapla gönderildi; Mekke ahalisini çağırıyor, ama onu dinlemiyorlar. (Halebî, es-Sîretü’l-Halebiye, 1:335-331; Süyûtî, el-Hasâisü’l-Kübrâ, 1:358; Nebhânî, Hüccetüllah ale’l-Âlemîn, 181)

                            ﺟَﺎﺀَ ﺍﻟْﺤَﻖُّ ﻓَﺴَﻄَﻊَ ﻭَ ﺩُﻣِّﺮَ ﺑَﺎﻃِﻞٌ ﻓَﺎﻧْﻘَﻤَﻊَ
                            Hak geldi, nur saçtı. Bâtıl ise, mahvoldu, kökü kazındı. (Ali el-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, 1:148; Süyûtî, el-Hasâisü’l-Kübrâ, 1:252)

                            (Mektûbat sh: 176)

                            ﻫَﺬَﺍ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰُّ ﺍﻟْﻤُﺮْﺳَﻞُ ﺟَٓﺎﺀَ ﺑِﺎﻟْﺤَﻖِّ ﺍﻟْﻤُﻨْﺰَﻝِ
                            Şu gönderilen Peygamber, indirilmiş hak bir kitap getirdi. (Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve: 2:255; Halebî, es-Sîretü’l-Halebiye, 1:325; İbni Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, 2:337; el-Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 8:242; Ali el-Kari, Şerhu’ş-Şifâ, 1:141; Süyûtî, el-Hasâisü’l-Kübrâ, 1:252-271)

                            ﺍَﻭْﺩَﻯ ﺿِﻤَﺎﺭُ ﻭَﻛَﺎﻥَ ﻳُﻌْﺒَﺪُ ﻣُﺪَّﺓً ﻗَﺒْﻞَ ﺍﻟْﺒَﻴَﺎﻥِ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﺒِﻰِّ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ
                            Yani: “Muhammed gelmeden evvel bana ibadet ediliyordu, şimdi Muhammed’in beyanı gelmiş; daha o dalalet olamaz.” Hazret-i Ömer, İslâmiyetten evvel saneme kesilen bir kurbandan böyle işitmiş:

                            ﻳَﺎ ﺍَﻝَ ﺍﻟﺬَّﺑِﻴﺢِ ﺍَﻣْﺮٌ ﻧَﺠِﻴﺢٌ ﺭَﺟُﻞٌ ﻓَﺼِﻴﺢٌ ﻳَﻘُﻮﻝُ ﻟﺎَٓ ﺍِﻟَﻪَ ﺍِﻟﺎَّ ﺍﻟﻠَّﻪُ
                            Ey kurban kesenler! Mühim bir iş var, bir adam fasih bir lisanla ‘Lâ ilâhe illâllah’ diyor. (Buharî, Menâkıbü’l-Ensâr: 35; es-Sâ’âtî, el-Fethü’r-Rabbânî, 20:2030)

                            ﻣُﺤَﻤَّﺪٌ ﻣُﺼْﻠِﺢٌ ﺍَﻣِﻴﻦٌ
                            Muhammed, ıslah edici ve emîndir.

                            (Mektûbat sh: 177)

                            ﺍَﻟَﻢْ ﺗَﺮَ ﻛَﻴْﻒَ
                            Görmedin mi (Rabbin, Allah) fil ashabına ne yaptı!

                            (Mektûbat sh: 179)

                            ﺍِﻗْﺘَﺮَﺑَﺖِ ﺍﻟﺴَّﺎﻋَﺔُ ﻭَ ﺍﻧْﺸَﻖَّ ﺍﻟْﻘَﻤَﺮُ
                            Kıyamet yaklaştı, ay yarıldı. (Kamer Sûresi, 54:1)

                            (Mektûbat sh: 180)

                            ﻓَﻜَﺮَﺑْﺖُ ﻛَﺮْﺑًﺎ ﻟَﻢْ ﺍَﻛْﺮُﺏْ ﻣِﺜْﻠَﻪُ ﻗَﻂُّ ﻓَﺠَﻠَّﻰ ﺍﻟﻠَّﻪُ ﻟِﻰ ﺑَﻴْﺖَ ﺍﻟْﻤَﻘْﺪِﺱِ ﻭَﻛَﺸَﻒَ ﺍﻟْﺤُﺠُﺐَ ﺑَﻴْﻨِﻰ ﻭَﺑَﻴْﻨَﻪُ ﺣَﺘَّﻰ ﺭَﺍَﻳْﺘُﻪُ ﻓَﻨَﻌَﺘُّﻪُ ﻭَ ﺍَﻧَﺎ ﺍَﻧْﻈُﺮُ ﺍِﻟَﻴْﻪِ
                            Yani: “Onların tekziblerinden ve suallerinden pek çok sıkıldım. Hattâ öyle bir sıkıntı hiç çekmemiştim. Birden Cenab-ı Hak, Beyt-ül Makdis’i bana gösterdi; ben de Beyt-ül Makdis’e bakıyorum, birer birer herşey’i tarif ediyordum.”

                            (Mektûbat sh: 181)

                            ﺳَﻤِﻌْﻨَﺎ ﻭَ ﺍَﻃَﻌْﻨَﺎ
                            İşittik ve itaat ettik. (Bakara Sûresi, 2:285)

                            ﺍَﻟْﺤَﻤْﺪُ ﻟِﻠَّﻪِ ﻋَﻠَﻰ ﺍْﻟﺎِﻳﻤَﺎﻥِ ﻭَﺍﻟْﺎِﺳْﻠﺎَﻡِ
                            İmân ve İslâm nimetinden dolayı Allah’a hamd olsun.

                            (Mektûbat sh: 183)

                            ﻭَﺛَﺎﻣِﻨُﻬُﻢْ ﻛَﻠْﺒُﻬُﻢْ
                            Sekizincileri köpekleridir… (Kehf Sûresi, 18:22)

                            ﻗِﻄْﻤِﻴﺮٍ
                            Kıtmîr: Ashab-ı Kehf’in köpeklerinin adı. (Fâtır Sûresi, 35:13)

                            ﻣُﺤْﻀَﺮُﻭﻥَ
                            Hazır bulundurulanlar. (Yâsin Sûresi, 36:32, 53, 75)

                            ﻣَﺜْﻨَﻰ
                            İkişer. (Sebe Sûresi, 34:46; Nisâ Sûresi, 4:3)

                            (Mektûbat sh: 184)

                            ﻗُﻞْ ﻟَﺌِﻦِ ﺍﺟْﺘَﻤَﻌَﺖِ ﺍْﻟﺎِﻧْﺲُ ﻭَﺍﻟْﺠِﻦُّ ﻋَﻠَٓﻰ ﺍَﻥْ ﻳَﺎْﺗُﻮﺍ ﺑِﻤِﺜْﻞِ ﻫَﺬَﺍ ﺍْﻟﻘُﺮْﺍَﻥِ ﻟﺎَ ﻳَﺎْﺗُﻮﻥَ ﺑِﻤِﺜْﻠِﻪِ
                            “De ki: And olsun, eğer bu Kur’ân’ın benzerini getirmek için insanlar ve cinler bir araya toplanıp da hepsi birbirine yardımcı olsalar, yine de onun benzerini getiremezler. (İsrâ Sûresi, 11:88)

                            ﺍَﻳْﻦَ ﺍﻟﺜَّﺮَﺍ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺜُّﺮَﻳَّﺎ
                            Yer nerede, Süreyyâ yıldızı nerede!

                            (Mektûbat sh: 187)

                            ﺍﻟٓﻢٓ ٭ ﺫَﻟِﻚَ ﺍﻟْﻜِﺘَﺎﺏُ ﻟﺎَ ﺭَﻳْﺐَ ﻓِﻴﻪِ
                            Elif lâm mim. Şu yüce kitap ki, onda asla şüphe yoktur. (Bakara Sûresi, 2:1-2)

                            (Mektûbat sh: 188)

                            ١ ﺳُﺒْﺤَﺎﻥَ ﻣَﻦْ ﺷَﻬِﺪَ ﻋَﻠَﻰ ﻭَﺣْﺪَﺍﻧِﻴَّﺘِﻪِ ﻭَﺻَﺮَّﺡَ ﺑِﺎَﻭْﺻَﺎﻑِ ﺟَﻤَﺎﻟِﻪِ ﻭَﺟَﻠﺎَﻟِﻪِ ﻭَﻛَﻤَﺎﻟِﻪِ ﺍَﻟْﻘُﺮْﺍَﻥُ ﺍﻟْﺤَﻜِﻴﻢُ ﺍﻟْﻤُﻨَﻮَّﺭُ ﺟِﻬَﺎﺗُﻪُ ﺍﻟﺴِّﺖُّ ﺍَﻟْﺤَﺎﻭِﻯ

                            ٢ ﻟِﺴِﺮِّ ﺍِﺟْﻤَﺎﻉِ ﻛُﻞِّ ﻛُﺘُﺐِ ﺍْﻟﺎَﻧْﺒِﻴَٓﺎﺀِ ﻭَﺍْﻟﺎَﻭْﻟِﻴَٓﺎﺀِ ﻭَﺍﻟْﻤُﻮَﺣِّﺪِﻳﻦَ ﺍﻟْﻤُﺨْﺘَﻠِﻔِﻴﻦَ ﻓِﻰ ﺍْﻟﺎَﻋْﺼَﺎﺭِ ﻭَﺍﻟْﻤَﺸَﺎﺭِﺏِ ﻭَﺍﻟْﻤَﺴَﺎﻟِﻚِ ﺍﻟْﻤُﺘَّﻔِﻘِﻴﻦَ ﺑِﻘُﻠُﻮﺑِﻬِﻢْ ﻭَﻋُﻘُﻮﻟِﻬِﻢْ ﻋَﻠَﻰ ﺗَﺼْﺪِﻳﻖِ ﺍَﺳَﺎﺳَﺎﺕِ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍَﻥِ ﻭَﻛُﻠِّﻴَّﺎﺕِ ﺍَﺣْﻜَﺎﻣِﻪِ ﻋَﻠَﻰ ﻭَﺟْﻪِ ﺍْﻟﺎِﺟْﻤَﺎﻝِ ﻭَﻫُﻮَ ﻣَﺤْﺾُ ﺍﻟْﻮَﺣْﻰِ ﺑِﺎِﺟْﻤَﺎﻉِ ﺍﻟْﻤُﻨْﺰِﻝِ ﻭَﺍﻟْﻤُﻨْﺰَﻝِ ﻭَﺍﻟْﻤُﻨْﺰَﻝِ ﻋَﻠَﻴْﻪِ

                            ٣ ﻭَﻋَﻴْﻦُ ﺍﻟْﻬِﺪَﺍﻳَﺔِ ﺑِﺎﻟْﺒَﺪَﺍﻫَﺔِ ﻭَﻣَﻌْﺪَﻥُ ﺍَﻧْﻮَﺍﺭِ ﺍْﻟﺎِﻳﻤَﺎﻥِ ﺑِﺎﻟﻀَّﺮُﻭﺭَﺓِ

                            ٤ ﻭَﻣَﺠْﻤَﻊُ ﺍﻟْﺤَﻘَٓﺎﺋِﻖِ ﺑِﺎﻟْﻴَﻘِﻴﻦِ

                            ٥ ﻭَﻣُﻮﺻِﻞٌ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟﺴَّﻌَﺎﺩَﺓِ ﺑِﺎﻟْﻌَﻴَﺎﻥِ ﻭَﺫُﻭ ﺍْﻟﺎَﺛْﻤَﺎﺭِ ﺍﻟْﻜَﺎﻣِﻠِﻴﻦَ ﺑِﺎﻟْﻤُﺸَﺎﻫَﺪَﺓِ

                            ٦ ﻭَﻣَﻘْﺒُﻮﻝُ ﺍﻟْﻤَﻠَﻚِ ﻭَﺍْﻟﺎِﻧْﺲِ ﻭَﺍﻟْﺠَﺎﻥِّ ﺑِﺎﻟْﺤَﺪْﺱِ ﺍﻟﺼَّﺎﺩِﻕِ ﻣِﻦْ ﺗَﻔَﺎﺭِﻳﻖِ ﺍْﻟﺎَﻣَﺎﺭَﺍﺕِ

                            ٧ ﻭَﺍﻟْﻤُﺆَﻳَّﺪُ ﺑِﺎﻟﺪَّﻟﺎَٓﺋِﻞِ ﺍﻟْﻌَﻘْﻠِﻴَّﺔِ ﺑِﺎِﺗِّﻔَﺎﻕِ ﺍﻟْﻌُﻘَﻠﺎَٓﺀِ ﺍﻟْﻜَﺎﻣِﻠِﻴﻦَ ﻭَﺍﻟْﻤُﺼَﺪَّﻕُ ﻣِﻦْ ﺟِﻬَﺔِ ﺍﻟْﻔِﻄْﺮَﺓِ ﺍﻟﺴَّﻠِﻴﻤَﺔِ ﺑِﺸَﻬَﺎﺩَﺓِ ﺍِﻃْﻤِﺌْﻨَﺎﻥِ ﺍﻟْﻮِﺟْﺪَﺍﻥِ

                            ٨ ﻭَﺍﻟْﻤُﻌْﺠِﺰَﺓُ ﺍْﻟﺎَﺑَﺪِﻳَّﺔُ ﺍﻟْﺒَﺎﻗِﻰ ﻭَﺟْﻪُ ﺍِﻋْﺠَﺎﺯِﻩِ ﻋَﻠَﻰ ﻣَﺮِّ ﺍﻟﺰَّﻣَﺎﻥِ ﺑِﺎﻟْﻤُﺸَﺎﻫَﺪَﺓِ

                            ٩ ﻭَﺍﻟْﻤُﻨْﺒَﺴِﻂُ ﺩَﺍﺋِﺮَﺓُ ﺍِﺭْﺷَﺎﺩِﻩِ ﻣِﻦَ ﺍْﻟَﻤَـَﻠﺎِ ﺍْﻟﺎَﻋْﻠَٓﻰ ﺍِﻟَﻰ ﻣَﻜْﺘَﺐِ ﺍﻟﺼِّﺒْﻴَﺎﻥِ ﻳَﺴْﺘَﻔِﻴﺪُ ﻣِﻦْ ﻋَﻴْﻦِ ﺩَﺭْﺱٍ ﺍَﻟْﻤَﻠَٓﺌِﻜَﺔُ ﻣَﻊَ ﺍﻟﺼَّﺒِﻴِّﻴﻦَ

                            ٠١ ﻭَ ﻛَﺬَﺍ ﻫُﻮَ ﺫُﻭ ﺍﻟْﺒَﺼَﺮِ ﺍﻟْﻤُﻄْﻠَﻖِ ﻳَﺮَﻯ ﺍْﻟﺎَﺷْﻴَٓﺎﺀَ ﺑِﻜَﻤَﺎﻝِ ﺍﻟْﻮُﺿُﻮﺡِ

                            ﻭَﺍﻟﻈُّﻬُﻮﺭِ ﻭَﻳُﺤِﻴﻂُ ﺑِﻬَﺎ ﻭَﻳُﻘَﻠِّﺐُ ﺍﻟْﻌَﺎﻟَﻢَ ﻓِﻰ ﻳَﺪِﻩِ ﻭَﻳُﻌَﺮِّﻓُﻪُ ﻟَﻨَﺎ ﻛَﻤَﺎ ﻳُﻘَﻠِّﺐُ ﺻَﺎﻧِﻊُ ﺍﻟﺴَّﺎﻋَﺔِ ﺍﻟﺴَّﺎﻋَﺔَ ﻓِﻰ ﻛَﻔِّﻪِ ﻭَﻳُﻌَﺮِّﻓُﻬَﺎ ﻟِﻠﻨَّﺎﺱِ

                            ١١ﻓَﻬَﺬَﺍ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍَﻥُ ﺍﻟْﻌَﻈِﻴﻢُ ﺍﻟﺸَّﺎﻥِ ﻫُﻮَ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﻳَﻘُﻮﻝُ ﻣُﻜَﺮَّﺭًﺍ ﺍَﻟﻠَّﻪُ ﻟﺎَٓ ﺍِﻟَﻪَ ﺍِﻟﺎَّ ﻫُﻮَ ﻓَﺎﻋْﻠَﻢْ ﺍَﻧَّﻪُ ﻟﺎَٓ ﺍِﻟَﻪَ ﺍِﻟﺎَّ ﺍﻟﻠَّﻪُ


                            1- İşte şu tefekkür-ü Arabînin tercümesi ve meali şudur ki, yani: Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’ın altı ciheti parlaktır ve nurludur. Evham ve şübehat içine giremez. Çünki arkası Arş’a dayanıyor; o cihette nur-u vahiy var. Önünde ve hedefinde saadet-i dâreyn var. Ebede, âhirete el atmış; Cennet ve saadet nuru var. Üstünde sikke-i i’caz parlıyor. Altında bürhan ve delil direkleri var. İçi hâlis hidayet. Sağı
                            ﺍَﻓَﻠﺎَ ﻳَﻌْﻘِﻠُﻮﻥَ (Akıl etmezler mi? (Yâsin Sûresi, 36:68) ler ile ukûlü istintakla “Sadakte” dedirtiyor. Solunda; kalblere ezvak-ı ruhanî vermekle, vicdanları istişhad ederek “Bârekâllah” dediren Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan’a hangi köşeden, hangi cihetten evham ve şübehatın hırsızları girebilir?

                            2- Evet Kur’an-ı Mu’ciz-ül Beyan asırları, meşrebleri, meslekleri muhtelif olan enbiyanın, evliyanın, muvahhidînin kitablarının sırr-ı icma’ını câmi’dir. Yani bütün o ehl-i kalb ve akıl, Kur’an-ı Hakîm’in mücmel ahkâmını ve esasatını tasdik eder bir surette, o esasatı kitablarında zikredip kabul etmişler. Demek onlar, Kur’an şecere-i semavîsinin kökleri hükmündedirler. Hem Kur’an-ı Hakîm, vahye istinad ediyor ve vahiydir. Çünki Kur’anı nâzil eden Zât-ı Zülcelal, mu’cizat-ı Ahmediye (A.S.M.) ile, Kur’an vahiy olduğunu gösterir, isbat eder. Ve nâzil olan Kur’an dahi, üstündeki i’caz ile gösterir ki, Arş’tan geliyor. Ve münzel-i aleyh olan Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm’ın bidayet-i vahiydeki telaşı ve nüzul-i vahiy vaktindeki vaziyet-i bîhuşu ve herkesten ziyade Kur’ana karşı ihlas ve hürmeti gösteriyor ki: Vahiy olup ezelden geliyor, ona misafir oluyor.

                            3- Hem o Kur’an bilbedahe mahz-ı hidayettir. Çünki onun muhalifi, bilmüşahede küfrün dalaletidir. Hem bizzarure Kur’an envâr-ı imaniyenin madenidir. Elbette envâr-ı imaniyenin aksi, zulümattır. Çok Sözlerde bunu kat’î olarak isbat etmişiz. 4- Hem Kur’an bilyakîn hakaikın mecma’ıdır. Hayalât ve hurafat, içine giremez. Teşkil ettiği hakikatlı âlem-i İslâmiyet, izhar ettiği esaslı şeriat ve gösterdiği âlî kemalâtın şehadetiyle, âlem-i gayba ait olan bahislerinde dahi, âlem-i şehadetteki bahisleri gibi, ayn-ı hakaik olduğunu ve içinde hilaf bulunmadığını isbat eder.

                            5- Hem Kur’an bil’ayan ve şübhesiz, saadet-i dâreyne îsal eder, beşeri ona sevkeder. Kimin şübhesi varsa, bir defa Kur’anı okusun ve dinlesin ne diyor? Hem Kur’anın verdiği meyveler; hem mükemmeldir, hem hayatdardır. Öyle ise, Kur’an ağacının kökü hakikattadır, hayatdardır. Çünki meyvenin hayatı, ağacın hayatına delalet eder. İşte bak; her asırda ne kadar asfiya ve evliya gibi mükemmel ve kâmil zîhayat ve zînur meyveler vermiş.

                            6- Hem hadsiz müteferrik emarelerden neş’et eden bir hads ve kanaatla, Kur’an hem ins, hem cinn, hem meleğin makbulü ve mergubudur ki; okunduğu vakit onlar iştiyakla pervane gibi etrafına toplanıyorlar.

                            7- Hem Kur’an vahiy olmakla beraber, delail-i akliye ile teyid ve tahkim edilmiş. Evet kâmil ukalânın ittifakı buna şahiddir. Başta ülema-i ilm-i Kelâmın allâmeleri ve İbn-i Sina, İbn-i Rüşd gibi felsefenin dâhîleri müttefikan esasat-ı Kur’aniyeyi usûlleriyle, delilleriyle isbat etmişler. Hem Kur’an, fıtrat-ı selime cihetiyle musaddaktır. Eğer bir ârıza ve bir maraz olmazsa; herbir fıtrat-ı selime onu tasdik eder. Çünki itminan-ı vicdan ve istirahat-ı kalb, onun envârıyla olur. Demek fıtrat-ı selime, vicdanın itminanı şehadetiyle, onu tasdik ediyor. Evet fıtrat, lisan-ı haliyle Kur’ana der: “Fıtratımızın kemali sensiz olamaz!” Şu hakikatı çok yerlerde isbat etmişiz.

                            8- Hem Kur’an bilmüşahede ve bilbedahe, ebedî ve daimî bir mu’cizedir. Her vakit i’cazını gösterir. Sair mu’cizat gibi sönmez, vakti bitmez, ebedîdir.

                            9- Hem Kur’anın mertebe-i irşadında öyle bir genişlik var ki; birtek dersinde, Hazret-i Cibril (A.S.), bir tıfl-ı nevresîde ile omuz omuza o dersi dinler, hisselerini alırlar. Ve İbn-i Sina gibi en dâhî feylesof, en âmi bir ehl-i kıraatla diz dize aynı dersi okurlar, derslerini alırlar. Hattâ bazan olur ki; o âmi adam, kuvvet ve safvet-i iman cihetiyle, İbn-i Sina’dan daha ziyade istifade eder.

                            10- Hem Kur’anın içinde öyle bir göz var ki; bütün kâinatı görür, ihata eder ve bir kitabın sahifeleri gibi kâinatı göz önünde tutar, tabakatını ve âlemlerini beyan eder. Bir saatin san’atkârı nasıl saatini çevirir, açar, gösterir, tarif eder; Kur’an dahi, elinde kâinatı tutmuş öyle yapıyor. 11- İşte şöyle bir Kur’an-ı Azîmüşşan’dır ki
                            ﻓَﺎﻋْﻠَﻢْ ﺍَﻧَّﻪُ ﻟﺎَٓ ﺍِﻟَﻪَ ﺍِﻟﺎَّ ﺍﻟﻠَّﻪُ der, vahdaniyeti ilân eder.

                            ﻓَﺎﻋْﻠَﻢْ ﺍَﻧَّﻪُ ﻟﺎَٓ ﺍِﻟَﻪَ ﺍِﻟﺎَّ ﺍﻟﻠَّﻪُ
                            (Bil ki Allah’tan başka ilâh yoktur. (Muhammed Sûresi, 47:19)

                            (Mektûbat sh: 191)

                            ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺍﺟْﻌَﻞِ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍَﻥَ ﻟَﻨَﺎ ﻓِﻰ ﺍﻟﺪُّﻧْﻴَﺎ ﻗَﺮِﻳﻨًﺎ ﻭَ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻘَﺒْﺮِ ﻣُﻮﻧِﺴًﺎ ﻭَ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻘِﻴَﺎﻣَﺔِ ﺷَﻔِﻴﻌًﺎ ﻭَ ﻋَﻠَﻰ ﺍﻟﺼِّﺮَﺍﻁِ ﻧُﻮﺭًﺍ ﻭَ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺭِ ﺳِﺘْﺮًﺍ ﻭَ ﺣِﺠَﺎﺑًﺎ ﻭَ ﻓِﻰ ﺍﻟْﺠَﻨَّﺔِ ﺭَﻓِﻴﻘًﺎ ﻭَ ﺍِﻟَﻰ ﺍﻟْﺨَﻴْﺮَﺍﺕِ ﻛُﻠِّﻬَﺎ ﺩَﻟِﻴﻠﺎً ﻭَ ﺍِﻣَﺎﻣًﺎ ٭ ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﻧَﻮِّﺭْ ﻗُﻠُﻮﺑَﻨَﺎ ﻭَ ﻗُﺒُﻮﺭَﻧَﺎ ﺑِﻨُﻮﺭِ ﺍْﻟﺎِﻳﻤَﺎﻥِ ﻭَ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍَﻥِ ﻭَ ﻧَﻮِّﺭْ ﺑُﺮْﻫَﺎﻥَ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍَﻥِ ﺑِﺤَﻖِّ ﻭَ ﺑِﺤُﺮْﻣَﺔِ ﻣَﻦْ ﺍُﻧْﺰِﻝَ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﺍﻟْﻘُﺮْﺍَﻥُ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻭَ ﻋَﻠَٓﻰ ﺍَﻟِﻪِ ﺍﻟﺼَّﻠﺎَﺓُ ﻭَ ﺍﻟﺴَّﻠﺎَﻡُ ﻣِﻦَ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﻦِ ﺍﻟْﺤَﻨَّﺎﻥِ ﺍَﻣِﻴﻦَ

                            Allahım! Kur’ân’ı bize dünyada bir dost, kabirde ünsiyetli bir yoldaş, kıyamette bir şefaatçi, sırat üzerinde bir nur, Cehennem ateşine karşı bir siper ve örtü, Cennette bir refik, bütün hayırlara bir delil ve imam kıl. Allahım! Kalblerimizi ve kabirlerimizi iman ve Kur’ân nuruyla nurlandır. Üzerine Kur’ân indirilen Zâtın -Rahmân-ı Hannân’ın salât ve selâmı onun ve âlinin üzerine olsun – hakkı ve hürmeti için, bize Kur’ân’ın burhanlarını aydınlat. Âmin.

                            (Mektûbat sh: 194)

                            ﺳَﻤِﻌْﻨَﺎ ﻭَ ﺍَﻃَﻌْﻨَﺎ
                            İşittik ve itaat ettik. (Bakara Sûresi, 2:285)

                            (Mektûbat sh: 195)

                            ﻓَﺎﻋْﻠَﻢْ ﺍَﻧَّﻪُ ﻟﺎَٓ ﺍِﻟَﻪَ ﺍِﻟﺎَّ ﺍﻟﻠَّﻪُ
                            Bil ki Allah’tan başka ilâh yoktur. (Muhammed Sûresi, 41:19)

                            ﺍَﻟﻠَّﻬُﻢَّ ﺻَﻞِّ ﻭَ ﺳَﻠِّﻢْ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻭَ ﻋَﻠَٓﻰ ﺍَﻟِﻪِ ﻋَﺪَﺩَ ﺣَﺴَﻨَﺎﺕِ ﺍُﻣَّﺘِﻪِ
                            Allahım! Ona ve âline, ümmetinin hasenâtı adedince salât ve selâm et.

                            ﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﻚَ ﻟﺎَ ﻋِﻠْﻢَ ﻟَﻨَٓﺎ ﺍِﻟﺎَّ ﻣَﺎ ﻋَﻠَّﻤْﺘَﻨَٓﺎ ﺍِﻧَّﻚَ ﺍَﻧْﺖَ ﺍﻟْﻌَﻠِﻴﻢُ ﺍﻟْﺤَﻜِﻴﻢُ
                            Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Sensin. (Bakara Sûresi, 2:32)

                            (Mektûbat sh: 196)

                            ﻭَ ﺍَﻣَّﺎ ﺑِﻨِﻌْﻤَﺔِ ﺭَﺑِّﻚَ ﻓَﺤَﺪِّﺙْ
                            Rabbinin nimetine gelince, onu minnet ve şükranla an. (Duhâ Sûresi, 93:11)

                            (Mektûbat sh: 197)

                            #823403
                            Anonim

                              Mu’cizat-ı Ahmediye’nin Birinci Zeyli

                              (Ondokuzuncu Söz, Risalet-i Ahmediyeye (A.S.M.) dair olduğundan; âyet ve hadis mealleri, bu kitabın Sözler,19. Söz kısmında verilmiştir. Oraya bakılsın.)

                              (Mektûbat sh: 207)

                              Şakk-ı Kamer Mu’cizesine Dairdir

                              ﺑِﺴْﻢِ ﺍﻟﻠَّﻪِ ﺍﻟﺮَّﺣْﻤَﻦِ ﺍﻟﺮَّﺣِﻴﻢِ
                              Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla

                              ﺍِﻗْﺘَﺮَﺑَﺖِ ﺍﻟﺴَّﺎﻋَﺔُ ﻭَ ﺍﻧْﺸَﻖَّ ﺍﻟْﻘَﻤَﺮُ ٭ ﻭَﺍِﻥْ ﻳَﺮَﻭْ ﺍَﻳَﺔً ﻳُﻌْﺮِﺿُﻮﺍ ﻭَ ﻳَﻘُﻮﻟُﻮﺍ ﺳِﺤْﺮٌ ﻣُﺴْﺘَﻤِﺮٌّ
                              Kıyamet yaklaştı, ay yarıldı. Onlar ise, ne zaman bir mu’cize görseler yüz çevirir ve ‘Bu daimî bir sihirdir’ derler. (Kamer Sûresi, 54:1-2)

                              ﻭَ ﺍﻧْﺸَﻖَّ ﺍﻟْﻘَﻤَﺮُ
                              Ve Ay yarıldı. (Kamer Sûresi, 54:1)

                              (Mektûbat sh: 208)

                              ﻭَ ﻳَﻘُﻮﻟُﻮﺍ ﺳِﺤْﺮٌ ﻣُﺴْﺘَﻤِﺮٌّ
                              Bu daimî bir sihirdir’ derler. (Kamer Sûresi, 54:2)

                              (Mektûbat sh: 210)

                              ﻭَ ﺍﻧْﺸَﻖَّ ﺍﻟْﻘَﻤَﺮُ
                              Ve Ay yarıldı. (Kamer Sûresi, 54:1)

                              ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻭَﻋَﻠَٓﻰ ﺍَﻟِﻪِ ﺍﻟﺼَّﻠﺎَﺓُ ﻭَﺍﻟﺘَّﺴْﻠِﻴﻤَﺎﺕُ ﻣِﻠْﺎَ ﺍْﻟﺎَﺭْﺽِ ﻭَﺍﻟﺴَّﻤَﻮَﺍﺕِ
                              Ona ve âline, yer ve gökler dolusunca salât ve selâm olsun.

                              ﺳُﺒْﺤَﺎﻧَﻚَ ﻟﺎَ ﻋِﻠْﻢَ ﻟَﻨَٓﺎ ﺍِﻟﺎَّ ﻣَﺎ ﻋَﻠَّﻤْﺘَﻨَٓﺎ ﺍِﻧَّﻚَ ﺍَﻧْﺖَ ﺍﻟْﻌَﻠِﻴﻢُ ﺍﻟْﺤَﻜِﻴﻢُ
                              Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki ilmi ve hikmeti herşeyi kuşatan Sensin. (Bakara Sûresi, 2:32)

                              (Mektûbat sh: 211)

                              #823404
                              Anonim

                                Mu’cizat-ı Ahmediye (a.s.m.) Zeylinin Bir Parçasıdır

                                ﻭَ ﺍﻧْﺸَﻖَّ ﺍﻟْﻘَﻤَﺮُ
                                Ve Ay yarıldı. (Kamer Sûresi, 54:1)

                                (Mektûbat sh: 214)

                                ﺍَﻟﺴَّﺒَﺐُ ﻛَﺎﻟْﻔَﺎﻋِﻞِ
                                Bir şeye sebep olan, onu işleyen gibidir. [“Hayrın yolunu gösteren, onu işleyen gibidir” (Feyzü’l- Kadîr, c.3, s. 531, hadîs no: 4250; Keşfü’l-Hafâ, c. 1, s. 399.) hadîsinden alınan bir ölçü.]

                                ﺍَﻟْﺒَﺎﻗِﻰ ﻫُﻮَ ﺍﻟْﺒَﺎﻗِﻰ
                                Bâkî olan sadece Odur.

                                ﺍَﻟْﻔَﻀْﻞُ ﻣَﺎ ﺷَﻬِﺪَﺕْ ﺑِﻪِ ﺍْﻟﺎَﻋْﺪَٓﺍﺀُ
                                “Fazilet odur ki; düşmanlar dahi onu tasdik etsin.”

                                ﻭَﻗَﺪْ ﺍِﻋْﺘَﺮَﻑَ ﺣَﺘَّﻰ ﻋُﻠَﻤَٓﺎﺀُ ﺍﻟْﻐَﺮْﺏِ ﺑِﺴُﻤُﻮِّ ﻣَﺒَﺎﺩِﻯ ﺍْﻟﺎِﺳْﻠﺎَﻡِ ﻭَﺻَﻠﺎَﺣِﻬَﺎ ﻟِﻠْﻌَﺎﻟَﻢِ… ﻗَﺎﻝَ ﻋَﻤِﻴﺪُ ﻛُﻠِّﻴَّﺔِ ﺍﻟْﺤُﻘُﻮﻕِ ﺑِﺠَﺎﻣِﻌَﺔِ ﯦِﻴﻴَﻨَﺎ َﺍْﻟﺎُﺳْﺘَﺎﺫُ ﺷَﺒُﻮﻝْ ﻓِﻰ ﻣُﺆْﺗَﻤَﺮِ ﺍﻟْﺤُﻘُﻮﻗِﻴِّﻴﻦَ ﺍﻟْﻤُﻨْﻌَﻘَﺪِ ﻓِﻰ ﺳَﻨَﺔِ ﴿٧٢٩١﴾ ﺍِﻥَّ ﺍﻟْﺒَﺸَﺮِﻳَّﺔَ ﻟَﺘَﻔْﺘَﺨِﺮُ ﺑِﺎِﻧْﺘِﺴَﺎﺏِ ﺭَﺟُﻞٍ ﻛَﻤُﺤَﻤَّﺪٍ ﴿ﻉ ﺹ ﻡ﴾ ﺍِﻟَﻴْﻬَﺎ ﺍِﺫْ ﺍِﻧَّﻪُ ﺭَﻏْﻢَ ﺍُﻣِّﻴَّﺘِﻪِ ﺍِﺳْﺘَﻄَﺎﻉَ ﻗَﺒْﻞَ ﺑِﻀْﻌَﺔِ ﻋَﺸَﺮَ ﻗَﺮْﻧًﺎ ﺍَﻥْ ﻳَﺎْﺗِﻰ ﺑِﺘَﺸْﺮِﻳﻊٍ ﺳَﻨَﻜُﻮﻥُ ﻧَﺤْﻦُ ﺍْﻟﺎَﻭْﺭُﻭﺑَﺎﺋِﻴِّﻴﻦَ ﺍَﺳْﻌَﺪَ ﻣَﺎ ﻧَﻜُﻮﻥُ ﻟَﻮْ ﻭَﺻَﻠْﻨَﺎ ﺍِﻟَﻰ ﻗِﻴْﻤَﺘِﻪِ ﺑَﻌْﺪَ ﺍَﻟْﻔَﻰْ ﻋَﺎﻡٍ ﻭَ ﻗَﺎﻝَ ﺑَﺮْﻧَﺎﺭْﺩ ﺷَﻮْ : ﻟَﻘَﺪْ ﻛَﺎﻥَ ﺩِﻳﻦُ ﻣُﺤَﻤَّﺪٍ ﴿ﻉ ﺹ ﻡ﴾ ﻣَﻮْﺿِﻊَ ﺍﻟﺘَّﻘْﺪِﻳﺮِ ﺍﻟﺴَّﺎﻣِﻰ ﺩَٓﺍﺋِﻤًﺎ ﻟِﻤَﺎ ﻳَﻨْﻄَﻮِﻯ ﻋَﻠَﻴْﻪِ ﻣِﻦْ ﺣَﻴَﻮِﻳَّﺔٍ ﻣُﺪْﻫِﺸَﺔٍ ِﻟﺎَﻧَّﻪُ ﻋَﻠَﻰ ﻣَﺎ ﻳَﻠُﻮﺡُ ﻟِﻰ ﻫُﻮَ ﺍﻟﺪِّﻳﻦُ ﺍﻟْﻮَﺣِﻴﺪُ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﻟَﻪُ ﻣَﻠَﻜَﺔُ ﺍﻟْﻬَﻀْﻢِ ِﻟﺎَﻃْﻮَﺍﺭِ ﺍﻟْﺤَﻴَﺎﺓِ ﺍﻟْﻤُﺨْﺘَﻠِﻔَﺔِ ﻭَﺍﻟَّﺬِﻯ ﻳَﺴْﺘَﻄِﻴﻊُ ﻟِﺬَﻟِﻚَ ﺍَﻥْ ﻳَﺠْﺬِﺏَ ﺍِﻟَﻴْﻪِ ﻛُﻞَّ ﺟَﻴْﻞٍ ﻣِﻦَ ﺍﻟﻨَّﺎﺱِ ﻭَ ﺍَﺭَﻯ ﻭَﺍﺟِﺒًﺎ ﺍَﻥْ ﻳُﺪْﻋَﻰ ﻣُﺤَﻤَّﺪٌ ﴿ﻉ ﺹ ﻡ﴾ ﻣُﻨْﻘِﺬَ ﺍْﻟﺎِﻧْﺴَﺎﻧِﻴَّﺔِ ﻭَ ﺍَﻋْﺘَﻘِﺪُ ﺍَﻥَّ ﺭَﺟُﻠﺎً ﻣِﺜْﻠَﻪُ ﺍِﺫَﺍ ﺗَﻮَﻟَّﻰ ﺯَﻋَﺎﻣَﺔَ ﺍﻟْﻌَﺎﻟَﻢِ ﺍﻟْﺤَﺪِﻳﺚِ ﻧَﺠَﺢَ ﻓِﻰ ﺣَﻞِّ ﻣُﺸْﻜِﻠﺎَﺗِﻪِ ﻭَﺍَﺣَﻞَّ ﻓِﻰ ﺍﻟْﻌَﺎﻟَﻢِ ﺍﻟﺴَّﻠﺎَﻣَﺔَ ﻭَﺍﻟﺴَّﻌَﺎﺩَﺓَ ﴿ﻳَﻌْﻨِﻰ ﺍﻟْﻤُﺴَﺎﻟَﻤَﺔَ ﻭَﺍﻟﺼُّﻠْﺢَ ﺍﻟْﻌُﻤُﻮﻣِﻰَّ﴾ ﻭَﻣَﺎ ﺍَﺷَﺪَّ ﺣَﺎﺟَﺔَ ﺍﻟْﻌَﺎﻟَﻢِ ﺍَﻟْﻴَﻮْﻡَ ﺍِﻟَﻴْﻬَﺎ

                                (Mektûbat sh: 215)

                                Tercümesinin bir hülâsası:

                                Evet garb üleması ve feylesofları itiraf ve ikrar etmişler ki: “İslâmiyetin kanunları, yüksek bir tarzda âlemin ıslahına kâfidir.”

                                Hem Külliyet-ül Hukuk Kongresinin cem’iyetinde, bütün hukukiyyunun toplandığı o kongrede 1921 senesinde onun reisi feylesof üstad Shebol demiş ki: “Muhammed’in (A.S.M.) beşeriyete intisabıyla bütün beşeriyet muhakkak iftihar eder. Çünki o Zât ümmi olmasıyla beraber, onüç asır evvel öyle bir şeriat getirmiş ki; biz Avrupalılar iki bin sene sonra onun kıymetine ve hakikatine yetişsek, en mes’ud, en saadetli oluruz.”

                                İkincisi veyahut Nur Çeşmesi’nin âhirine ilâve edilenlerle kırkbeşincisi olan Bernard Shaw demiş: “Din-i Muhammedî’nin (A.S.M.) en yüksek makam-ı takdire çıkmasının sebebi: Gayet acib ve sağlam bir hayatı temin etmesidir. Bana açılan budur ki: O din tek, yekta, emsalsiz bir din-i ferîd olup, bütün muhtelif ayrı ayrı hayatın etvarlarını ve çeşitlerini hazmettiriyor. Yani, ıslah ve istihale tarzında tasfiye ve terakki ettiriyor. Hem Muhammed’in (A.S.M.) dini öyle bir dindir ki, insanın ayrı ayrı bütün milletlerini kendine celbedebilir. Ben görüyorum ve itikad ediyorum ki: Beşere vâcibdir ki desin: “Muhammed (A.S.M.) insaniyetin halaskârıdır. Ve halaskârlık namı, ona verilmek lâzımdır.”

                                Hem diyor: “Ben itikad ediyorum ki: Muhammed’in misli, yani sîretinde, tarzında bir adam şimdiki yeni âleme reis olsa, hükmetse; bu yeni âlemin müşkilâtını halledip, bu yeni karmakarışık âlemde müsalemet-i umumiyeye ve saadet-i hayatın husulüne sebeb olacak. Evet, bu yeni âlemin müsalemet ve saadet-i hayatiyeye ne kadar şedid ihtiyacı var olduğunu herkes anlar!”

                                (Mektûbat sh: 216)

                                #823405
                                Anonim

                                  Âyet-ül Kübra Risalesinin Risalet-i Ahmediyeden bahseden Onaltıncı Mertebesi

                                  ﻭَ ﺍﻧْﺸَﻖَّ ﺍﻟْﻘَﻤَﺮُ
                                  Ay yarıldı. (Kamer Sûresi, 54:1)

                                  ﻭَﻣَﺎ ﺭَﻣَﻴْﺖَ ﺍِﺫْ ﺭَﻣَﻴْﺖَ ﻭَﻟَﻜِﻦَّ ﺍﻟﻠَّﻪَ ﺭَﻣَﻰ
                                  Attığın zaman da sen atmadın, ancak Allah attı. (Enfâl Sûresi, 8:17)

                                  (Mektûbat sh: 221)

                                  ﻟﺎَٓ ﺍِﻟَﻪَ ﺍِﻟﺎَّ ﺍﻟﻠَّﻪُ ﺍﻟْﻮَﺍﺟِﺐُ ﺍﻟْﻮُﺟُﻮﺩِ ﺍﻟْﻮَﺍﺣِﺪُ ﺍْﻟﺎَﺣَﺪُ ﺍﻟَّﺬِﻯ ﺩَﻝَّ ﻋَﻠَﻰ ﻭُﺟُﻮﺏِ ﻭُﺟُﻮﺩِﻩِ ﻓِﻰ ﻭَﺣْﺪَﺗِﻪِ ﻓَﺨْﺮُ ﺍﻟْﻌَﺎﻟَﻢِ ﻭَ ﺷَﺮَﻑُ ﻧَﻮْﻉِ ﺑَﻨِﻰ ﺍَﺩَﻡَ ﺑِﻌَﻈَﻤَﺔِ ﺳَﻠْﻄَﻨَﺔِ ﻗُﺮْﺍَﻧِﻪِ ﻭَ ﺣِﺸْﻤَﺔِ ﻭُﺳْﻌَﺔِ ﺩِﻳﻨِﻪِ ﻭَ ﻛَﺜْﺮَﺓِ ﻛَﻤَﺎﻟﺎَﺗِﻪِ ﻭَ ﻋُﻠْﻮِﻳَّﺔِ ﺍَﺧْﻠﺎَﻗِﻪِ ﺣَﺘَّﻰ ﺑِﺘَﺼْﺪِﻳﻖِ ﺍَﻋْﺪَﺍﺋِﻪِ ﻭَ ﻛَﺬَﺍ ﺷَﻬِﺪَ ﻭَ ﺑَﺮْﻫَﻦَ ﺑِﻘُﻮَّﺓِ ﻣِﺄَﺕِ ﺍﻟْﻤُﻌْﺠِﺰَﺍﺕِ ﺍﻟﻈَّﺎﻫِﺮَﺍﺕِ ﺍﻟْﺒَﺎﻫِﺮَﺍﺕِ ﺍﻟْﻤُﺼَﺪِّﻗَﺔِ ﺍﻟْﻤُﺼَﺪَّﻗَﺔِ ﻭَ ﺑِﻘُﻮَّﺓِ ﺍَﻟﺎَﻑِ ﺣَﻘَﺎﺋِﻖِ ﺩِﻳﻨِﻪِ ﺍﻟﺴَّﺎﻃِﻌَﺔِ ﺍﻟْﻘَﺎﻃِﻌَﺔِ ﺑِﺎِﺟْﻤَﺎﻉِ ﺍَﻟِﻪِ ﺫَﻭِﻯ ﺍْﻟﺎَﻧْﻮَﺍﺭِ ﻭَ ﺑِﺎِﺗِّﻔَﺎﻕِ ﺍَﺻْﺤَﺎﺑِﻪِ ﺫَﻭِﻯ ﺍْﻟﺎَﺑْﺼَﺎﺭِ ﻭَ ﺑِﺘَﻮَﺍﻓُﻖِ ﻣُﺤَﻘِّﻘِﻰ ﺍُﻣَّﺘِﻪِ ﺫَﻭِﻯ ﺍﻟْﺒَﺮَﺍﻫِﻴﻦِ ﻭَ ﺍﻟْﺒَﺼَﺎﺋِﺮِ ﺍﻟﻨَّﻮَّﺍﺭَﺓِ

                                  Allah’tan başka ilâh yoktur. O Vâcibü’l-Vücud ve Vâhid-i Ehad ki, Kur’ân’ının azamet-i saltanatı ve dininin haşmet-i vüs’ati ve kemâlâtının kesreti ve hattâ düşmanlarının tasdikiyle dahi ahlâkının ulviyetiyle, fahr-i âlem ve şeref-i nev-i benî Âdem olan zât (a.s.m.), Onun vahdet içindeki vücub-u vücuduna delâlet eder. Kezâ, o zât (a.s.m.), zâhir ve bâhir ve musaddık ve musaddak yüzlerce mu’cizâtının kuvvetiyle ve dininin sâti’ ve kàti’ binlerce hakaik-i diniyesinin kuvvetiyle ve Ehl-i Beytinin icmâıyla ve basar sahibi Ashabının ittifakıyla ve ümmetinden burhan ve nuranî basiret sahibi muhakkiklerin tevafukuyla, Onun vahdet içindeki vücub-u vücuduna şehadet ve onu ispat eder.

                                  ﺍَﻟْﺒَﺎﻗِﻰ ﻫُﻮَ ﺍﻟْﺒَﺎﻗِﻰ
                                  Bâkî olan sadece Odur.

                                  (Mektûbat sh: 222)

                                15 yazı görüntüleniyor - 61 ile 75 arası (toplam 200)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.