• Bu konu 43 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 16 ile 30 arası (toplam 45)
  • Yazar
    Yazılar
  • #814250
    Anonim

      @Huseyni 417851 wrote:

      Hocam haklısınız, yalnız vird-i zebani olarak baktığınızda risaleara.com da devamlı okunan zikir olarak çevrilmiş. Sorularla Risalede de, sık sık tekrar edilen dua, dilde tesbih şeklinde çevrilmiş. Lugat sıkıntısı malesef ki risale sitelerinde de var. Ben gördüklerimi bizzat site yöneticilerine bildiriyorum.

      faris tarafından yazılmıştır..

      @fahris 417826 wrote:

      Hüseyin abi Lugat sadece pencere açmaktır. Nitekim lugatta anlamı verilen bir çok kelimeyi Risale-i Nurda okuduğumuzda o anlamları çok zayıf verdiğini hakikatte daha kuvvetli manalar ve anlamlar çıktığını görebilmekteyiz. Bu nedenle Lugat sadece pencere açmaktadır. Hakika mana ve anlamlar Risale-i Nurları kendi aleminde okumakla intişar etmekdedir. Bu sadeleştirme işine giren zavallılar maalesef hiç kendi alemlerinde okumamışlar.

      Bu arada mesajlarınızı takip ediyoruz..

      #814251
      Anonim

        Orjinal metin: Bir kàtıu’t-tarîke rast gelse, der: “Ben filân reisin ismiyle gezerim.” Şakî def olur gider, ilişemez. Bir çadıra girse o nam ile hürmet görür.

        Sadeleştirilmiş metin: Ne zaman biri yolunu kesse, “Ben filan reisin ismiyle geziyorum.” der, eşkıya da ona ilişemezmiş. Bir çadıra girdiğinde o reisin namıyla hürmet görürmüş.

        • “Bir kàtıu’t-tarîke rast gelse, der: Ben filân reisin ismiyle gezerim.” Ne zaman biri yolunu kesse, “Ben filan reisin ismiyle geziyorum.” der,” şeklinde değiştirilmiş. Cümle baştan aşağıya değişime uğramış. Orjinal risalede “ne zaman” diye bir ifade yok. Ne amaçla ortaya çıktı, neden kondu bilemiyoruz. Bu cümleyi “Bir yolkesen eşkıyaya rast gelse, der: Ben filan reisin ismiyle gezerim. ” şeklinde çevirmekte mi zor ? Bu kadar gereksiz şekilde heryeriyle oynamanın ne alemi var ? Hiç bir şekilde değiştirilmesinden yana değiliz elbette ama ortada yapılmış bir şey var. Bir cümleyi anlaşılır yapmak için en kestirme ve en az zayiatla bunu yapmak varken, neden bütün cümlenin anlamını bozulacak işler yapılıyor. “Bir kàtıu’t-tarîke rast gelse,” Ne zaman biri yolunu kesse,” şimdi bu kısım orjinalinde geçen kısmın yerini tutabilir mi soruyorum ? Üstadın ifadesi “Bir yolkesen eşkıyaya rast gelse” manasını taşırken, sadeleştirilmiş metinde açık bir ifade ile “ne zaman biri yolunu kesse” anlamını taşıyor. “rast gelmek” ile “yol kesmek” aynı şey mi ? “Ben filân reisin ismiyle gezerim.”Ben filan reisin ismiyle geziyorum.” der,” şeklinde değişime uğramış. Ve Üstadın noktayı koyduğu yerde, sadeleştirilmiş metindeki cümle devam ediyor. Yani bir kolaylıktan daha ziyade, anlamayı zorlaştıran, gereksiz, saçma sapan uzun bir cümle var. Hem “gezerim.” “geziyorum.” anlamına nasıl gelir ? Orjinali geniş zamanı ifade ederken, sadeleştirilmiş metin, şimdiki zamandan bahsediyor. “gezerim” i “geziyorum” şeklinde değiştirmek anlamaya nasıl bir katkı sağlayabilir ?

        • “Şakî def olur gider, ilişemez.” eşkıya da ona ilişemezmiş.” şeklinde değişime uğramış. Görünen o ki bu masal hiç bitmeyecek. İki cümlenin anlamı aynı değil bir kere. Üstad şaki nin defolup gideceğini ve ilişemeyeceğini ifade ederken, diğer metinde def olup gitme fiili ortadan tamamen kaldırılmış, sadece ilişemeyeceği ifade edilmiş. Yani cümle katledilmiş. Hem orjinal metinde kesin bir ifade varken, sadeleştirilmiş metinde şüpheci bir yaklaşım var ve “miş” le ifade ediliyor bu şüphe. Üstadın talebelerinin neden cinayet, ihanet gibi sözler sarfettiğini şimdi daha iyi anlıyorum.

        • “Bir çadıra girse o nam ile hürmet görür.Bir çadıra girdiğinde o reisin namıyla hürmet görürmüş.” şeklinde değiştirilmiş. “girdiğinde” “girse” şeklinde değiştirilip, anlamada çığır açılmış ve bu şekilde çok kolay anlaşılabiliyor. “girdiğinde” kelimesini anlamak çok zor ama “girse” denildiğinde kolayca anlıyıveriyoruz. Hem orjinalinde “o reisin namıyla” diye bir ifade yok. Tamamen sonradan ilave edilmiş bir kısım. Ve okuyucuyu, az önce okuduklarını anlamamakla itham eden bir tutum. Çünkü gerideki satırlar zaten bunun izahını yapıyor. Ayrıca bildirmeye gerek olsaydı Üstad bildirirdi. Bir de cümleye tek bir parça halinde bakıldığında, anlaşılmayacak neresi var da değiştirdiniz ki ? “bir” mi anlaşılmıyor, “çadır” mı anlaşılmıyor, “girse” mi anlaşılmıyor, “o” mu anlaşılmıyor, “nam” mı anlaşılmıyor, “ile” mi anlaşılmıyor, “hürmet” mi anlaşılmıyor ve “görür” mü anlaşılmıyor. Burada anlaşılmayan tek bir kelime var mı ? Hem Üstad “görür” diye kesin bir ifade kullanıyor, siz “görürmüş” kullanarak masalınıza devam ediyorsunuz. “görür” ne zamandan beri “görürmüş” oldu yahu ?

        • Yaptığınız iş gerçekten büyük bir faicadır. Biz orjinalini az çok biliyoruz da “bu risale değildir” diyebiliyoruz. Ama ilk defa bilinçsizce, bir tavsiye üzerine bu eserinizi “risale” diye alan bir şahıs, herhalde “birinci söz” den çıkmaya bile tahammül edemeyecektir. Ve orjinalini bilmediğinden bunu risale zannedip, risaleleri bir masal kitabı gibi, kendi söylediğinden kendi bile tereddüt eden bir kitap gibi algılayacaktır. Yazık, çok üzücü şeylere vesile oluyorsunuz..
        #814252
        Anonim
          Orjinal metin: Öteki mağrur, bütün seyahatinde öyle belâlar çeker ki, tarif edilmez. Daima titrer, daima dilencilik ederdi. Hem zelil, hem rezil oldu.

          Sadeleştirilmiş metin: Mağrur olan ise seyahati boyunca öyle belâlar çekmiş ki, tarif edilemez. Daima titremiş, dilencilik etmiş; hem zelil hem rezil olmuş.

          • “Öteki mağrur, bütün seyahatinde”Mağrur olan ise seyahati boyunca” şeklinde çevrilmiş. Orjinalinde anlaşılmayacak hiçbir kelime yok. Olaki “mağrur” anlaşılmadı diyelim. Zaten bu kelimenin muhafaza edildiğini görüyoruz. Yapılan değişiklikler: “öteki” “olan ise” olmuş. “öteki” nin böyle bir anlamı var mı ? “seyahatinde” “seyahati boyunca” olmuş. “Seyahatinde” yi anlamayan insan, “seyahati boyunca” yı anlayacak mı ? Yahu burda değiştirdin madem, anlasınlar diye uğraşıyorsun, “mağrur” u değiştir. Ona hiç dokunmayıp, bütün cümleyi bozmanın alemi ne ?

          • “öyle belâlar çeker ki, tarif edilmez.” “öyle belâlar çekmiş ki, tarif edilemez.” şeklinde değiştirilmiş. “çeker ki” çekmiş ki” olmuş ve “edilmez” “edilemez” olmuş. Orjinal kısma bakalım. Anlaşılmayacak tek bir kelime var mı ? Yok..Sırf bozmak için, “çeker” “çekmiş” ve “edilmez” de “edilemez” olmuş. Yuh..yuh..yuh size..Böyle anlatma kolaylığı mı olur ? Hiç mi ilim tahsil etmediniz, kalem kağıt görmediniz..?

          • “Daima titrer, daima dilencilik ederdi.” “ Daima titremiş, dilencilik etmiş;” şeklinde değiştirilmiş. Geniş zamanla ifade edilen cümle “miş” li geçmiş zamanla ifade edilerek güya anlamada kolaylık sağlanmış. Üstad burda bu cümleyi bitirmiş, bu garipler cümlenin noktasını beğenmemiş olacak ki, devamındaki cümleyle birleştirmek için “;” koyup tek cümle haline getirmiş. Bu kadar da olmaz be kardeşim..

          • “Hem zelil, hem rezil oldu.” “hem zelil hem rezil olmuş.” şeklinde değiştirilmiş. Bir virgülü kaldırıp, bir de masal şeklindeki “muş” lara devam edip kolay anlaşılmasını sağlamışlar..?
          #814253
          Anonim
            Orjinal metin: İşte, ey mağrur nefsim, sen o seyyahsın. Şu dünya ise bir çöldür. Aczin, fakrın hadsizdir. Düşmanın, hâcâtın nihayetsizdir.

            Sadeleştirilmiş metin: İşte ey mağrur nefsim! Sen, o yolcusun. Şu dünya ise bir çöldür. Aczin ve fakrın sınırsızdır. Düşmanların ve ihtiyaçların sonsuzdur.

            • “İşte, ey mağrur nefsim,”İşte ey mağrur nefsim!” şeklinde değişime uğramış. Kelimeler aynı durmakla birlikte, orjinalindeki virgüllerin anlamayı zorlaştırdığı düşünülmüş olacak ki, onlar kaldırılıp, yerine bir adet ünlem işareti konulmuş. Böylece anlaşılması sağlanmış. Ustalık isteyen bir durum, herkes yapamaz..

            • “sen o seyyahsın.” “Sen, o yolcusun.” şeklinde değiştirilmiş.”seyyah” “yolcu” olmuş. Halbuki bu kelimenin anlamı yolcu değil, “seyahat eden, gezgin” dir. Hadi diyelim ki yolcu tuttu, doğru çevrildi. 3 kelimeden oluşan bi cümlenin noktalama işaretlerinden neden rahatsız oluyorsun da kafana göre her tarafına yeni bir işaret koyuyorsun ? Maksat “anlaşılsın” diye hizmette bulunmak mı, yoksa esere düşmanlık yapmak mı ?

            • “Şu dünya ise bir çöldür.” Şu dünya ise bir çöldür.” değiştirilmemiş. Bravo diyoruz ve tebrik ediyoruz. Böyle anlaşıldığı halde değiştirilmeyen sadece 2 cümle var şu ana kadar hatırladığım. Onlarda hepsi 6 kelimeden oluşuyor. Lütufta bulunmuşlar..

            • “Aczin, fakrın hadsizdir.” Aczin ve fakrın sınırsızdır.” şeklinde değiştirilmiş. Buradaki üç kelime de hemen herkesin malumudur. Daha az bilinen hangisidir dersek, herhalde “acz ve fakr” diyeceğiz. Çünkü bunlar bilinmekle birlikte çok kullanılan kelimeler değil. “hadsizdir” i ise herhalde anlamayan yoktur. Çünkü bu hemen herkesin kullandığı bir kelimedir. “Haddini bil” “Haddini aşma” gibi sözün ne anlama geldiğini bilmeyen yoktur tahminim. Bu da o “had” lerden biri. Onu kaldırıp “sınırsız” yapmak, diğer daha az kullanılanlara dokunmamak hangi amaca hizmet ediyor olabilir ? Hem orjinalinde “ve” diye birşey yok. “aczin” den sonra virgül koyup “fakrın” denmiş. Bu şekilde anlaşılmıyor da “aczin ve fakrın” deyince mi anlaşılıyor ?

            • “Düşmanın, hâcâtın nihayetsizdir.” “Düşmanların ve ihtiyaçların sonsuzdur.” şeklinde çevrilmiş. “düşmanın” ne hikmete binaense artık “düşmanların” olmuş. Bu cümlede bilinmeyen tek kelime “hâcât” olabilir. O anlaşıldığı zaman cümlenin her tarafını ilköğretimden çıkan çocuk bile anlar ki siz ilkokul öğrencilerinden ziyade gençleri hedefliyorsunuz. Genç olupta “nihayeti ve düşman”ı bilmeyen kaç insan var ki ?

            • Hem burada risalelerin muhakkak anlaşılması gibi bri yanılgıya düşüyoruz. Anlaşılmasa ne çıkar ? Herkes her okuduğunu hemen anlıyor mu ? Herkes her okuduğunu anlıyorsa neden her sınavda öğrenciler adedince farklı not çıkıyor ? Demek anladıkları dilde olduğu zannedilen şeyleri de anlamayabiliyorlar. Ki bu eserler bir talebenin ya da bir gencin imanını ve ahiretini ilgilendiren bilgilerle dolu. Dünyası için yarı ömründen fazlasını anlamaya veren insan, günde 20 dakika okuyarak bu eserlerden hiçbirşey anlayamaz mı ? Anlamasa da ruhen bir lezzet hissedemez mi ? Yazdığınız Sözleri açın kendiniz bir okuyun, ruhunuza hitab eden bir cümle bulabilecek misiniz ? Aklımıza hitap ediyor derseniz onda da yanılıyorsunuz ? Çünkü akıllıca bir çeviri olmadığını şuraya gelene kadar en az 30 kırk misali ile gösterdik. Bu kadar hatanın hepsi yaklaşık bir sayfa kadar bir kısımda bulunuyor. Ve henüz daha birinci söz bile bitmiş değil.
            #814254
            Anonim

              Orjinal metin: Madem öyledir; şu sahrânın Mâlik-i Ebedî ve Hâkim-i Ezelîsinin ismini al. Ta bütün kâinatın dilenciliğinden ve her hâdisâtın karşısında titremeden kurtulasın.

              Sadeleştirilmiş metin: Madem öyle, bütün kâinata dilencilik etmekten ve her hadise karşısında titremekten kurtulmak için şu çölün Ebedî Mâlik’inin ve Ezelî Hâkim’inin ismini al!

              • “Madem öyledir;” Madem öyle,” ye dönüşmüş. “öyledir” i “öyle” diye çevirmekle anlamaya nasıl bir katkı sağlanabilir ki ? “öyledir” diyor Üstad demek ki “öyledir” ne gerek var değişmeye ? Devamı daha da ilginç ve tuhaf. İki cümle tek cümle ile ifade edilmeye çalışılarak, cümledeki bütün letafet kaybedilmiş.

              • “Malik-i Ebedi” ve “Hakim-i Ezeli” Allah için söylenilen bu ifadeler, gerçek manasını anlatmaktan çok uzak “Ebedi Malik ve Ezeli Hakim” olarak çevrilmiş. Maksat sadeleştirmekse, anlamayı kolaylaştırmak ise, sadece bu ifadeleri tersinden okumak yeterli geliyor mu ? Yani “Allahın hakimiyeti ezelidir” sözünden anlamayan birine “Ezelidir Allahın hakimiyeti” demek çözüm müdür ?

              • “Malik-i Ebedi ve Hakim-i Ezeli” ifadeleri hariç her tarafı anlaşılıyor zaten cümlenin. O ikisini de sadece ters-düz etmişsiniz, “sahra” da olduğu gibi duruyor ? O zaman cümleyi neden bozdunuz ? Neden 2 cümle 1 cümleye dönüştü ?
              #814256
              Anonim
                Orjinal metin: Evet, bu kelime öyle mübarek bir definedir ki, senin nihayetsiz aczin ve fakrın, seni nihayetsiz kudrete, rahmete raptedip Kadîr-i Rahîmin dergâhında aczi, fakrı en makbul bir şefaatçi yapar.

                Sadeleştirilmiş metin: Evet, bu kelime öyle mübarek bir definedir ki, sınırsız aczin ve fakrın ile seni sonsuz kudrete, rahmete bağlayıp Kadîr-i Rahîm’in dergâhında aczi ve fakrı en makbul bir şefaatçi yapar.

                • Koca cümlede değiştirilen iki kelime var. Bunlardan birisi “nihayetsiz” “sonsuz ve sınırsız” olmuş. “Nihayetsiz” in herkesçe bilindiği malumdur. İkinci kelime ise “rabtedip” “bağlayıp” olmuş. “acz” “fakr” “Kadîr-i Rahîm” “dergâh” ve “şefaat” ifadelerinin “nihayetsiz” kelimesinden daha yaygın olduğunu iddia edebilecek olan var mıdır ?

                • “senin nihayetsiz aczin ve fakrın, seni nihayetsiz kudrete, rahmete raptedip” “sınırsız aczin ve fakrın ile seni sonsuz kudrete, rahmete bağlayıp” şeklinde değişmiş. “”senin” orjinalinde baştayken, sadeleştirilmiş metinde daha ileriye alınarak “seni” olmuş. Yani yine gereksiz ve tamamen keyfi bir tasarruf var. Kelimelerin yerleri değiştirilip anlamı kolaylaştıracağını düşünerek sadeleştirme mi olur ? Cümlenin yapısını bozmadan “az bilinen” kelimelerin anlamını vermekten bile acizsiniz. O kadar ilminiz bile yokken, kalkıp Bediüzzaman gibi maneviyatta ve fikriyatta zirve yapmış birinin eserlerini basitleştirmeye çalışıyorsunuz. Gerçi yapamadığınız ortada. Yapabileceğiniz tek şey, bilmeyen ve ilk defa risaleleri sizden duyan kişilerin risalelere bakışını bozmak olur. Yoksa bilen bir kişi şu kitaplarınızı alıp, istifade edeyim diye okumaz. Bilmeyen dahi gerçek Risale-i Nurla kıyas ederek okusa, herhalde Onuncu Söz e gelmeye takat getiremez..
                #814257
                Anonim
                  Orjinal metin: Evet, bu kelime ile hareket eden, o adama benzer ki, askere kaydolur, devlet namına hareket eder, hiçbir kimseden pervâsı kalmaz. Kanun namına, devlet namına der, her işi yapar, her şeye karşı dayanır.

                  Sadeleştirilmiş metin: Bu kelime ile hareket eden, askere kaydolup devlet adına iş gören ve hiç kimseden korkusu olmayan adama benzer. “Kanun namına, devlet namına” der, her işi yapar ve her şeye karşı dayanır.

                  • “Evet, bu kelime ile hareket eden,” “Bu kelime ile hareket eden,” şeklinde değiştirilmiş. Orjinalindeki “Evet” muhtemelen okuyucunun anlaması zorlaşır diye kaldırılmış.

                  • o adama benzer ki, askere kaydolur, devlet namına hareket eder, hiçbir kimseden pervâsı kalmaz. “ “askere kaydolup devlet adına iş gören ve hiç kimseden korkusu olmayan adama benzer.” şeklinde değiştirilmiş. Cümle çoğu yerde olduğu gibi burada da ters-düz edilmiş. Daha mühimi Üstadın burada “hiçbir kimseden pervâsı kalmaz” diye vurgu yaptığı kısım, cümle ters dönünce gizlenmiş. Orjinal metinde kimseden pervası kamlayacağı vurgusu yapılırken, sadeleştirilmiş metinde korkusu olmayan adama benzediği vurgusu yapılmış. Yani adamın neye benzediği ön plana çıkmış. Halbuki cümle Allah adına hareket edenin hiçbir kimseden pervası kalmayacağını anlatıyor, yoksa o adamın korkusuz birine benzediği manası, cümlede birinci derecede murad edilmiş mana değildir. Sonra “devlet namına hareket eder,” devlet adına iş gören” şeklindeki çevirinin kime ne faydası var. “Hareket” hiç bilinmeyen bir kelime mi ki onu “iş gören” olarak çeviriyorsunuz ? Hem “hareket”in manası hangi lugatta iş gören olarak geçiyor gösterebilir misiniz ? Yoksa cümleden anladığınız manaya sadeleştirme mi diyorsunuz ? Ya sizin anlayışınızda problem varsa ? Ki problem olduğu da zaten görülüyor, o halde bu yaptığınızın mesuliyetini hiç düşünmüyor musunuz ?

                  • “Kanun namına, devlet namına der, her işi yapar, her şeye karşı dayanır.” “Kanun namına, devlet namına” der, her işi yapar ve her şeye karşı dayanır.” şeklinde değiştirilmiş. Cümlenin geneli muhafaza edilmekle birlikte, “ve” ilavesi konmuş. Üstad Hazretlerinin her virgülüne, noktasına bile önem verdiği düşünüldüğünde, burdaki noktalama işaretlerinin de değiştirilmesi, yine keyfi tasarruf yapıldığını gösteriyor. Hem şu cümleyi orjinal halinde koysanız anlamayacak insan mı vardır ? “Kanun namına, devlet namına der, her işi yapar, her şeye karşı dayanır.” Bu cümlenin neresi anlaşılmaz ki ? Anlaşılır olduğu halde neden gereksiz ilaveler ve eksiltmeler yapılır ki ?
                  #814258
                  Anonim
                    Orjinal metin: Başta demiştik: Bütün mevcudat lisan-ı hâl ile “Bismillâh” der. Öyle mi?

                    Sadeleştirilmiş metin: Başta demiştik ki: “Bütün varlıklar hal diliyle ‘Bismillah’ der.” Öyle mi?

                    • “Başta demiştik:” “Başta demiştik ki:” olmuş. Allahtan burdaki “başta” yı daha önce yaptıkları gibi “önce” şeklinde değiştirmemişler. Buna rağmen yinede dayanamayıp, kendi yorumlarını katmadan da duramamışlar. Yani illaki bi yeri değişecek cümlenin ki sadeleştirme olduğu belli olsun. Üstad “başta demiştik” diyor, sadeleştirenler “başta demiştik ki” diyor. Anlama bakımından ne kazandırıyor, okuyanların yorumuna bırakıyorum.

                    • Bütün mevcudat lisan-ı hâl ile “Bismillâh” der. Öyle mi?” “Bütün varlıklar hal diliyle ‘Bismillah’ der.” Öyle mi?” şeklinde değiştirilmiş. Şu ana kadar hiç dokunulmayan iki kısa cümle dışında, cümlenin yapısını bozmadan durabildikleri tek satır bu kısım. Tabi ekstradan tırnak içinde aldıkları kısmı saymazsak. Nasıl başka yerlerine dokunmadan durabildiler hayret gerçekten..
                    #814259
                    Anonim

                      Orjinal metin: Evet. Nasıl ki, görsen, bir tek adam geldi, bütün şehir ahalisini cebren bir yere sevk etti ve cebren işlerde çalıştırdı. Yakînen bilirsin, o adam kendi namıyla, kendi kuvvetiyle hareket etmiyor. Belki o bir askerdir, devlet namına hareket eder, bir padişah kuvvetine istinad eder.

                      Sadeleştirilmiş metin: Evet, nasıl ki, bütün şehir ahâlisini zorla bir yere sevk eden ve çalıştıran bir adam görsen onun kendi adına, kendi kuvvetiyle hareket etmediğini, bir asker olduğunu şüphesiz bilirsin. O adam, devlet namına hareket eder ve bir padişahın kuvvetine dayanır.

                      • “Evet.” Evet,” e dönüştürülmüş. Görünüşte aynı, anlamı değiştirecek birşey yok belki ama Üstad noktayı koymuş. Sadeleştirme daha kolay anlatma maksadı taşıyorsa noktayı kaldırıp virgül koymakla bunun olamayacağı kesin. Böyle ayrıntılara takılmak istemezdim ama sadeleştirme denen şeyin aslını zerre kadar muhafaza edemeyeceğini her şekliyle göstermek istiyorum. Gördüğünüz gibi sözde samimi olarak başlayan bir faaliyet, nasıl keyfiyete dönüşmüş. Manayı zorlamayan, aksine kolaylığı sağlayan virgülü noktayı kaldırmanın samimiyetle ne ilgisi var ?

                      • “Nasıl ki, görsen, bir tek adam geldi, bütün şehir ahalisini cebren bir yere sevk etti ve cebren işlerde çalıştırdı. Yakînen bilirsin, o adam kendi namıyla, kendi kuvvetiyle hareket etmiyor.” “nasıl ki, bütün şehir ahâlisini zorla bir yere sevk eden ve çalıştıran bir adam görsen onun kendi adına, kendi kuvvetiyle hareket etmediğini, bir asker olduğunu şüphesiz bilirsin.” şeklinde değiştirilmiş. İki cümle tek cümle yapılmış. Yine cümledeki letafet ve anlam bir nebze bozulmuş. Heleki cümlenin sonundaki kısma “Yakînen bilirsin, o adam kendi namıyla, kendi kuvvetiyle hareket etmiyor.” “bir adam görsen onun kendi adına, kendi kuvvetiyle hareket etmediğini, bir asker olduğunu şüphesiz bilirsin.” “bir asker” nerden ve nasıl girdi çözebilen varsa buyursun söylesin..Yahu bu cümlede asker diye bir kelime geçiyor mu ? Askeri nerden çıkardın, nerden buldun..? Şimdi bu samimiyet mi keyfiyet mi ?

                      • “Belki o bir askerdir, devlet namına hareket eder, bir padişah kuvvetine istinad eder.” “O adam, devlet namına hareket eder ve bir padişahın kuvvetine dayanır.” şeklinde değişmiş. Burda da “orjinalinde “asker” olduğu halde, sadeleştirilmiş metinde “o adam” diye değiştirilmiş. Yani “asker” olmayan cümleye “asker” sokulmuş, “asker” olan cümlede de kaldırılıp yerine “o adam” konulmuş. Buyrun başka bir keyfiyet örneği daha..Hem iki cümle kesinlikle birbirinin aynı değil. Üstadın “belki o bir askerdir” diye başlattığı kısmı sadece “o adam” diye çevirmek, resmen cümleyi imha etmektir. Sonra “devlet namına hareket eder, bir padişah kuvvetine istinad eder.”devlet namına hareket eder ve bir padişahın kuvvetine dayanır.” bu cümlenin orjinalinde anlaşılmayacak tek kısım “istinad eder” kısmı olabilir. O da zaten değştirilmiş. Peki “padişah” neden “padişahın” oldu ve orjinalinde olmayan “ve” nin konulmasındaki hikmet nedir ? Samimiyet mi ? Keyfiyet mi ? Yoksa “ve” olmayınca anlaşılmadığından mı ? Hangisi ?
                      #814260
                      Anonim
                        Orjinal metin: Öyle de, herşey Cenâb-ı Hakkın namına hareket eder ki, zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler, başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar.

                        Sadeleştirilmiş metin: Aynen öyle de, her şey, Cenâb-ı Hakk’ın namına hareket eder. Zerre kadar tohumlar ve çekirdekler, başlarında koca ağaçları taşır, dağ gibi yükleri kaldırır.

                        • Öyle de, herşey Cenâb-ı Hakkın namına hareket eder ki,” “Aynen öyle de, her şey, Cenâb-ı Hakk’ın namına hareket eder.” şeklinde değişmiş. Burada da bir cümle iki cümle yapılmış. Cümleyi ikiye ayırmaktan daha ziyade anlam olarakta birbirinden kopuk 2 cümle halini almış. Sanki ikinci cümle birinci cümle ile alakasız gibi duruyor. Halbuki orjinalinde “ki” den sonra “zerrecikler” diye devam eden kısım, cümlenin baş tarafının neticesidir. Yani herşey Cenab-ı Hakkın namına hareket eder ki, zerrecikler, çekirdekler vs. koca ağaçları başında taşıyıp dağ gibi yükleri kaldırabiliyorlar. Cümle ayrıldığında birinci cümleye atıfta bulunulmayarak, birbirinden bağımsız iki cümle gibi değiştirilmiş. En azından ikinci cümleye Bundan dolayı diye bir giriş yapılabilirdi. Ki bu da işin amacından sapmak olurdu. Geriye tek şık kalıyor, o da aslını muhafaza etmek. Yani bu sadeleştirme işinin başka çıkar yolu yok..Hem orjinalinde cümle “öyle de,” şeklinde başlarken, değiştirilmiş metinde “aynen öyle de” şeklinde başlıyor. Bir önceki cümlede “asker” nerden girdiyse cümleye, herhalde buradaki “aynen” de aynı kapıdan giriş yaptı..Bu satırda da anlaşılmayacak tek bir kelime dahi yok..O halde değiştirmekteki gaye ne ? Samimiyet mi, keyfiyet mi, kolay anlamaya hizmet mi ?

                        • “zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler, başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar.”Zerre kadar tohumlar ve çekirdekler, başlarında koca ağaçları taşır, dağ gibi yükleri kaldırır. ” şeklinde değiştirilmiş. Cümle net olarak anlaşılmasına rağmen, yine değişime uğramış. “taşıyor” “taşır” olmuş, “kaldırıyorlar” “kaldırır” olmuş. “Zerrecikler gibi” “zerre kadar” olmuş. “Zerecikler gibi” nin anlamı nasıl “zerre kadar” olabilir ki ? “gibi” dendiğinde akla ilk gelen şey benzerliktir. Mesela “ben de senin gibiyim” dese birisi, herhalde kimse “ben de senin kadarım” şeklinde anlamaz. Dolayısıyla buradaki değişim anlamı bozan bir değişim. Hem de yapılan değişiklikler tamamen gereksiz ve cümleyi, bırakın anlatmaya yardımcı olmasına; hem yanlış anlaşılmasına, hem de anlamayı zorlaştırmasına sebeb olmuş.
                        #814262
                        Anonim
                          Orjinal metin: Demek herbir ağaç “Bismillâh” der; hazine-i rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor.

                          Sadeleştirilmiş metin: Demek ki, her bir ağaç “Bismillah” diyerek rahmet hazinesinin meyveleriyle ellerini doldurur, bize tablacılık eder.

                          • “Demek herbir ağaç “Bismillâh” der;”Demek ki, her bir ağaç “Bismillah” diyerek” şeklinde değiştirilmiş. “Demek” “Demek ki,” olmuş. “der” “diyerek olmuş. “hazine-i rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor,bizlere tablacılık ediyor.”rahmet hazinesinin meyveleriyle ellerini doldurur, bize tablacılık eder.şeklinde değiştirilmiş. “hazine-i rahmet” ters çevrilerek “rahmet hazinesi” yapılmış. “meyvelerinden” “meyveleriyle” olmuş. “dolduruyor” “doldurur” olmuş. “bizlere” “bize” olmuş. “tablacılık ediyor” “tablacılık eder” olmuş. Ve yine tamamen keyfi ve hiçbir şekilde anlamaya yardımcı olmayacak bir biçimde değişiklikler yapılmış. “hazine-i rahmet” haricinde cümlede anlaşılmayacak tek bir kelime dahi yok. Hatta o dahi anlaşılabilir. Zaten bu kısmı anlaşılsın diye yaptıkları şey sadece o kısmı ters çevirmek. O kadarını okuyucu kendi düşünerekte anlayabilir. Yani bu durumda cümlenin yapısını bozmayı gerektirecek en ufak bir mazeret yok. Buna rağmen cümlenin hemen hemen bütün kelimelerinin katledildiğini görüyoruz. Yani şöyle düşünebiliriz. İlkokula yeni başlayan bir öğrenciye “Ali topu at” diye cümle öğretmeye çalışan bir öğretmenin, bu metodunu faydalı bulmayıp, “yok hocam o cümle öyle kurulmaz, “Ali o yuvarlak şeyi fırlat” demeniz gerekiyor” kabilinden saçma sapan bir çeviri olmuş.

                          • Birinci Sözü sadeleştirilmişinden ilk okuduğumda, çok fazla hatanın çıkacağını düşünmüyordum. Çünkü orjinaline bakmadan okuduğunuzda çok bariz bildiğiniz kısımlar haricinde, fazla değişiklik yok gibi görünüyor. Ama alın satır satır mihenge vurun, her cümlesinde, her satırında ve hatta hemen hemen her kelimesinde o kadar bariz hatalar göreceksiniz ki, bu kadar ağır bir vebali halen umursamadan kaldırabildiklerine hayret etmemek mümkün değil.
                          #814263
                          Anonim
                            Orjinal metin: Herbir bostan “Bismillâh” der, matbaha-i kudretten bir kazan olur ki, çeşit çeşit pek çok muhtelif leziz taamlar, içinde beraber pişiriliyor.

                            Sadeleştirilmiş metin: Her bir bostan “Bismillah” der, içinde çeşit çeşit pek çok leziz yiyeceğin beraber pişirildiği, Cenâb-ı Hakk’ın kudret mutfağından bir kazan haline gelir.

                            • Cümle yine ters-düz edilerek manası ve letafeti bozulmuş. Orjinal cümlede “çeşit çeşit pek çok muhtelif leziz taamlar, içinde beraber pişiriliyor.” vurgusu yapılırken, sadeleştirilmiş metinde “kazan” a vurgu yapılıyor. “Kazan” mana olarak daha ön plana çıkarılmış. Yani “dünyada böyle bir kazan var” anlamı daha hakim sadeleştirilmiş metinde. Orjinalinde ise, her bir bostanın Bismillah demekle, matbaha-i kudretin bir kazanı hükmünde olduğu ve bu kazanın içinde çeşit çeşit, leziz nimetlerin, yiyeceklerin beraber pişirildiği vurgusu yapılıyor. Yani Allahın adıyla hareket eden toprak, bir madde olduğu halde, ondan binbir çeşit yiyecekler, nimetler çıkıyor. Allahın birşeyden herşeyi yapmak kanunu bu misalle gösteriliyor. Sadeleştirenler ise, Allahın bu kanunundan ziyade Allahın kudret mutfağında böyle bir kazanın olduğu, yani toprağın olduğunu anlatıyor. Dolayısıyla zihin, birşeyden herşeyin yapılmasına değil, birşeyden herşey yapılan toprağın mahiyetine kayıyor. Tevhid dersi, eşyanın mahiyeti dersine dönüşüyor.

                            #814264
                            Anonim
                              Orjinal metin: Herbir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar “Bismillâh” der, rahmet feyzinden birer süt çeşmesi olur. Bizlere Rezzak namına en latîf, en nazif, âb-ı hayat gibi bir gıdayı takdim ediyorlar.

                              Sadeleştirilmiş metin: İnek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlardan her biri “Bismillah” diyerek rahmetin feyzinden birer süt çeşmesi olur. Bize hoş, temiz, âbıhayat gibi bir gıdayı Rezzak namına takdim eder.

                              • Herbir inek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlar “Bismillâh” der, rahmet feyzinden birer süt çeşmesi olur.” İnek, deve, koyun, keçi gibi mübarek hayvanlardan her biri “Bismillah” diyerek rahmetin feyzinden birer süt çeşmesi olur.” şeklinde değiştirilmiş. Orjinal cümlenin başındaki “herbir”, sadeleştirilmiş metinde cümlenin ortalarına alınarak, “herbiri” olmuş. “hayvanlar” “hayvanlardan” şekline girmiş. “Bismillâh der,” “”Bismillah” diyerek” yapılmış. “rahmet feyzinden” “rahmetin feyzinden” yapılmış. Cümleyi okuduğunuzda çok düşük bir ihtimal “feyz” kelimesi anlaşılmayabilir. Onunda zaten değiştirilmediğini görüyoruz. O halde hiçbir kelimesinin manasını vermediğiniz bir cümleyi, neden kelimelerin yerlerini değiştirerek katlettiniz ?

                              • “Bizlere Rezzak namına en latîf, en nazif, âb-ı hayat gibi bir gıdayı takdim ediyorlar.”Bize hoş, temiz, âbıhayat gibi bir gıdayı Rezzak namına takdim eder.” Bu cümlede de keyfi değişikliklerin yapıldığını görüyoruz. Cümlede anlaşılamayacak muhtemel kelimeler: “Rezzak”, “lâtif” “nazif”, “âb-ı hayat” ve “takdim” olabilir. Bu kelimelerden sadece “lâtif” “nazif” in değştiğini görüyoruz. “Rezzak”, “âb-ı hayat” ve “takdim” olduğu gibi muhafaza edilmiş. Ancak buna rağmen yani bilinemeyecek bir iki kelimenin anlamı verilmesine rağmen, cümleyi yinede bozmadan duramamışlar. “Bizlere” “bize” olmuş. Üstadın “en lâtif, en nazif” diye vurgu yaptığı kısımdaki “en” ler kaldırılıp, mana sıradanlaştırılmış. Sonra “takdim ediyorlar” “takdim eder” halini alarak bir darbe daha vurulmuş cümleye. Sonra cümlede yine ters-düz yapılarak, mana zayıflatılmış.
                              #814265
                              Anonim
                                Orjinal metin: Herbir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları “Bismillâh” der, sert taş ve toprağı deler, geçer. “Allah namına, Rahmân namına” der; herşey ona musahhar olur.

                                Sadeleştirilmiş metin: Her bir bitkinin, ağacın, otun ipek gibi yumuşak kök ve damarları, “Bismillah” diyerek sert taş ve toprağı deler geçer. “Allah namına, Rahman namına” der, her şey ona itaat eder.

                                • “Herbir nebat ve ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları “Bismillâh” der, sert taş ve toprağı deler, geçer.”Her bir bitkinin, ağacın, otun ipek gibi yumuşak kök ve damarları, “Bismillah” diyerek sert taş ve toprağı deler geçer.” şeklinde değiştirilmiş. Anlaşılmayacak tek kelime bir ihtimal “nebat” olabilir. Ona da lugattan bakılsa cümle çok rahat bir şekilde anlaşılabilir. İlminde bir kıymeti var. Hiç zahmete girmeden rahmet arayanlar kusura bakmasınlar, sadeleştirilmiş metinlerle de hiçbir yere varamazlar. “Ben sadeleştirilmiş eseri okudum ve uçtum” diyen varsa buyursun görelim nasıl uçmuş, bize de öğretsin..”Nebat” kelimesinin manası verilmesine rağmen, yine cümleyi sağından solundan kırpmadan, keyfi değişikliklerle bozmadan duramamışlar. Orjinalinde “nebat ve ağaç ve otların” kısmı sadeleştirilince “her bir bitkinin, ağacın, otun” şeklini almış.

                                • “Allah namına, Rahmân namına” der; herşey ona musahhar olur.” “Allah namına, Rahman namına” der, her şey ona itaat eder.” şeklinde değiştirilmiş. Şükür Allaha cc. ki, bir kelimenin değiştirilmesinden ve birkaç noktalamanın keyfi olarak değiştirilmesinden başka zayiat yok.

                                • Bu kadar bir eseri tahrif etmenizde, samimiyet göremiyorum açıkçası. Allah cc. akıl fikir versin size..Ashab-ı Bedir kardeşimin önceki mesajlardan birinde söylediği gibi, Türklerle anlaşmaya çalışan İngiliz turistleri gibisiniz. Cümleleriniz “sen var beni anlamak, gitmek ben” gibi kurulan cümlelere benziyor aynen. Yaptığınız değişikliklerin makul olan hiçbir tarafı yok. Zerre kadar da bu işe vakıf değilsiniz. Olsaydınız Allah cc. muvaffakiyet verir, bu kadar yerin dibine geçirmezdi. Şu yazdıklarınızı okuyun da oturup halinize ağlayın. Ağlayacak vicdanınız yoksa komedi diye gülün en azından. Samimi olan bir ilkokul talebesi bile bu hataları yapmaz. En azından bilinmeyen kelimelerin manasını verir, gerisini oynamaz. Siz anlaşılan cümleyi de, anlaşılmayan cümleyi de bozmakla hangi samimiyetten bahsediyorsunuz ? Çok rahat anlaşılan bir cümleyi, tersine çevirip başka bir anlam çıkartmaya ne hakkınız var ? Kelimelerin şeklini şemalini beğenmeyip, bir tarafından kırpıp, diğer tarafına ek yapmakla bir fayda mı sağladığınızı düşünüyorsunuz ? Hadi Lem’alar da böyle hatalar yaptınız ve eleştiriler aldınız, Sözlere gelince de mi aklınız başınıza gelmedi, aynı hataları devam ettirdiniz ? Bu nasıl samimiyet ? Bu nasıl hizmet ?
                                #814266
                                Anonim

                                  @fahris 417826 wrote:

                                  Hüseyin abi Lugat sadece pencere açmaktır. Nitekim lugatta anlamı verilen bir çok kelimeyi Risale-i Nurda okuduğumuzda o anlamları çok zayıf verdiğini hakikatte daha kuvvetli manalar ve anlamlar çıktığını görebilmekteyiz. Bu nedenle Lugat sadece pencere açmaktadır. Hakika mana ve anlamlar Risale-i Nurları kendi aleminde okumakla intişar etmekdedir. Bu sadeleştirme işine giren zavallılar maalesef hiç kendi alemlerinde okumamışlar.

                                  Bu arada mesajlarınızı takip ediyoruz..

                                  Elbette söyledikleriniz doğru şeyler. Zaten bu yüzden de her defasında ne olursa olsun, sadeleştirmenin aslını ifade edemeyeceğini söylemeye çalışıyoruz. Ola ki öyle bir bahaneye sığınmış olsalar dahi haklı olamazlar zaten. Çünkü bu kelimeler lugatta geçiyor, risale üzerinde değiştirilmiyor. Aynı manayı ifade eder düşüncesi kesin olsaydı, zaten şimdiye kadar bu iş meşrulaşırdı. Hem öyle manalar vardır ki yerine hangi kelimeyi koyarsanız koyun, aslındaki tadı da vermez, istifadeyi de vermez. Hatta bazı düşünceler, sözle ve yazıyla ifade edilemez. Üstad Hazretleri r.a. olsun diğer büyük İslam Alimleri olsun, maneviyatta o kadar ilerlemişler ki, onların yazıya döktükleri sözlerin manevi zenginliği, bütün insanların istifadesinı, o eserlerden farklı farklı ulvi manalar çıkarmasını netice veriyor.

                                  Üstad Hazretlerinin On Yedinci Lem’adaki şu kısım bile sadeleştirmenin ne kadar manasız olduğunu ve verimsiz olduğunu gösteriyor.

                                  [TAVSIYE]Sana ışıklanan bir nuru tutmak için elini uzatma. Belki gaflet esbabından tecerrüd et, onlara müteveccih ol, dur. Çünkü, ben müşahede ettim ki, marifetullahın şahitleri, burhanları üç çeşittir:

                                  Bir kısmı su gibidir. Görünür, hissedilir, lâkin parmaklarla tutulmaz. Bu kısımda hayalâttan tecerrüd etmek, külliyetle ona dalmak gerektir. Tenkit parmaklarıyla tecessüs edilmez; edilse akar, kaçar. O âb-ı hayat, parmağı mekân ittihaz etmez.

                                  İkinci kısım, hava gibidir. Hissedilir, fakat ne görünür, ne de tutulur. Ona karşı sen, yüzün, ağzın, ruhunla o rahmet nesîmine karşı teveccüh et, kendini mukabil tut. Tenkit elini uzatma, tutamazsın. Ruhunla teneffüs et. Tereddüt eliyle baksan, tenkitle el atsan, o yürür, gider. Senin elini mesken ittihaz etmez, ona razı olmaz.

                                  Üçüncü kısım ise, nur gibidir. Görünür, fakat ne hissedilir, ne de tutulur. Öyleyse, sen kalbinin gözüyle, ruhunun nazarıyla kendini ona mukabil tut ve gözünü ona tevcih et, bekle. Belki kendi kendine gelir. Çünkü nur, elle tutulmaz, parmaklarla avlanmaz. Belki o nur ancak basiret nuruyla avlanır. Eğer haris ve maddî elini uzatsan ve maddî mizanlarla tartsan, sönmese de gizlenir. Çünkü öyle nur, maddîde hapse razı olmadığı gibi, kayda giremez, kesîfi kendine mâlik ve seyyid kabul etmez.[/TAVSIYE]

                                  Risale-i Nur sadeleştirilerek değil, ihlasla okuyarak, hazmederek, ilminden amelle istifade ederek anlaşılır. Onun, kelimelerini değiştirerek anlaşılacağını sananlar, adına ne derlerse desinler, ister samimiyet, ister hizmet, nuru maddiyata hapsetmeye çalıştıklarının farkında bile değiller. Mizanları maddi; değiştirdikleri eser ise maneviyata hitap ediyor. Sanıyorlar ki biz bunları sadeleştirip, daha geniş kitleye hitap edeceğiz, onu dünyaya tanıtacağız. Hurdacı tartısıyla inci tartılıp satıldığı nerde görülmüş ? Kim inanır böyle bir insanın inciyi doğru tarttığına ?

                                15 yazı görüntüleniyor - 16 ile 30 arası (toplam 45)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.