- Bu konu 43 yanıt içerir, 3 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
4 Haziran 2013: 16:40 #814277
Anonim
Orjinal metin: Evet, havada dalların intişarı ve meyve vermesi gibi, o sert taş ve topraktaki köklerin kemâl-i suhuletle intişar etmesi ve yeraltında yemiş vermesi, hem şiddet-i hararete karşı aylarca nâzik, yeşil yaprakların yaş kalması, tabiiyyunun ağzına şiddetle tokat vuruyor, kör olası gözüne parmağını sokuyor ve diyor ki:
Sadeleştirilmiş metin: Evet, dalların havada büyümesi ve meyve vermesi gibi, o sert taş ve toprağın altındaki köklerin kolayca yayılması ve yer altında yemiş vermesi, hem o nazik, yeşil yaprakların, sıcaklığın şiddetine karşı aylarca yaş kalması da her şeyi tabiata bağlayanların ağzına şiddetli bir tokat vuruyor. Kör olası gözlerine parmağını sokuyor ve diyor ki:
- “Evet, havada dalların intişarı ve meyve vermesi gibi,” “Evet, dalların havada büyümesi ve meyve vermesi gibi,” şeklinde değiştirilmiş. Bu kısacı kısımda anlaşılmayan tek kısım “intişar” kelimesi. Bununda çevrildiğini görüyoruz. Ancak ne hikmetse manasıyla hiç alakası olmayan bir şekilde değiştirilmiş bu kelime. “İntişar” kelimesi:“Yayılmak, dağılmak; üremek.” gibi anlamlara geliyor. Görüldüğü gibi bu kelimenin “büyümek” diye bir manası yok. İnsan zahmet eder de bi lugata bakar. Bu kısımda başka anlaşılmayan hiçbir kelime olmadığı halde, sırf bişeyleri değiştirmiş olalım maksadıylamıdır bilinmez, “havada dalların” diye geçen kısım “dalların havada” şeklinde değiştirilmiş. Vardır bunun da ilimde bir karşılığı elbet..
- “o sert taş ve topraktaki köklerin kemâl-i suhuletle intişar etmesi ve yeraltında yemiş vermesi,” “o sert taş ve toprağın altındaki köklerin kolayca yayılması ve yer altında yemiş vermesi,” şeklinde değiştirilmiş. Bu kısımda anlaşılamayacak kadar bize yabancı olacak, “kemâl-i suhulet” ve “intişar” var. “İntişar” burada manalarından biri olan “yayılmak” la değiştirilmiş. Aynı cümlenin gerisindeki “intişar” “büyümek” diye çevrilirken, devamındaki “intişar” “yayılmak” ile çevriliyor. “Azami dikkat ve titizlik” diye önsöze yazdıkları söz aklıma geldi. Sizce burda nasıl bir dikkat, daha doğrusu azami dikkat var ? İki defa aynı cümlede geçen bir kelime nasıl oluyor da birinde hiç alakası olmayan bir kelime ile, diğerinde manalarından biri olan bir kelime ile ifade ediliyor ? Bu yapılan “azami dikkatsizlik” ya da “bozmak için azami gayret” değildir de nedir ? Sonra “kemâl-i suhulet” nasıl olur da “kolayca” olur ? Hiç akıl, fikir olmasa, sözlükten baksalar şu kelimelerin manalarına yine öyle bir mana çıkaramazlardı. “kemal” “Olgunluk, mükemmellik, eksiksizlik, tamlık.” gibi manalara geliyor. “Suhulet” “kolaylık” anlamındadır. Cümlenin içinde geçen manasına göre “kemâl” in karşılığı “mükemmellik ya da tamlık” olabilir. Buna göre “kemâl-i suhuletle” nin manası “mükemmel bir kolaylıkla” ya da “tam bir kolaylıkla” olabilir. “Tam bir kolaylıkla” ile “kolayca” kelimesi aynı mı ? Bu ifade eksik ve cılız kalmıyor mu orjinali karşısında ? Sonra orjinalinde “topraktaki köklerin” “toprağın altındaki köklerin” şeklinde çevrilmiş. Yahu hiç mi insafınız yok. “topraktaki köklerin” neresi anlaşılmaz ki “toprağın altındaki köklerin” diye değiştiriyorsunuz onu. Bari anlamını vermediğiniz kelimeleri olsun muhafaza etseydiniz olmaz mıydı ? Bu kadar mı bu eserlerden intikam alma derdindesiniz ? Hem “topraktaki köklerin” demekle maksat gayet net bir şekilde anlaşılıyor. Altını üstünü karıştırmaya ne gerek var ? “Bardakta su var” ı beğenmeyip, “bardağın içinde su var” demekle aynı şey bu yaptığınız..Şimdi siz ve sizin destekçileriniz hariç, kim buna çıkıpta samimiyet diyebilir ? Hizmet diyebilir ?
- “hem şiddet-i hararete karşı aylarca nâzik, yeşil yaprakların yaş kalması,” “hem o nazik, yeşil yaprakların, sıcaklığın şiddetine karşı aylarca yaş kalması da” şeklinde çevrilmiş. Bilinmeyen tek bir kelime dahi yok bu kısımda. Burada günlük hayatta en az kullanılan, bir ihtimal “hararet” olabilir. Buna rağmen herkesin bildiği bir kelimedir. Dolayısıyla şurayı anlamayacak kimse yoktur. Hal böyleyken cümleyi keyfi olarak ters-düz etmek ve sonuna da “da” eklemek, ancak ve ancak hedeflediği kitlenin aklıyla sorunu olduğunu düşünenlerin ve cehaletin ürünü olabilir..
- “tabiiyyunun ağzına şiddetle tokat vuruyor, kör olası gözüne parmağını sokuyor ve diyor ki:” “her şeyi tabiata bağlayanların ağzına şiddetli bir tokat vuruyor. Kör olası gözlerine parmağını sokuyor ve diyor ki:” şeklinde değiştirilmiş. Burda da sadece ve sadece “tabiiyyun” kelimesinin dilimizde çok bilinen bir kelime olmadığını söyleyebiliriz..O halde sadeleştirme mantığına göre bu kelimenin manası verildiğinde, cümle anlaşılır olacaktır. Fakat gel gör ki, bu kısım baştan aşağı katledilmiş. Ve bahsettiğimiz “tabiiyyun” kelimesi saçma sapan bir manaya çevrilmiş. Bu kelimenin “tabiatçılar, materyalistler, tabiata tapanlar” gibi karşılıkları vardır. Risale-i Nur da bunların hakkında sıkça derslere rastlanabilir. Yirmi Üçüncü Lem’a baştan sona bu mesele ile alakadardır. Lem’aları sadeleştirmeselerdi, herkes o dersten, tabiatı da, tabiiyyunu da anlayabilirdi. Burda ise bu kelimenin manası “her şeyi tabiata bağlayanların” şeklinde çevrilmiş. Şimdi kendimi bu kitabı okuyan biri olarak düşündüğümde maalesef bu mananın içinden çıkamıyorum. Her şey tabiata nasıl bağlanır ? Bi kere bağlamak neyi anlatıyor ? Googleye yazdım, “tabiata bağlamak” diye birşey göremedim. Tabiatperest, materyalist şeklinde çevrilse bir nebze manaya yardımcı olunabilirdi. Çünkü en azından bunların googlede karşılıkları mevcut.. Sonra “ağzına şiddetle tokat vuruyor,” “ağzına şiddetli bir tokat vuruyor.” olmuş. “ağız” “şiddet” “bir” “tokat” “vurmak” bunlardan bir tanesini bilmeyen insan var mıdır ? Zaten ki hiçbirinin manası verilmemiş normal olarak..Peki öyleyse neden saçma sapan ekler yapıyosun be kardeşim..? Neden ters-düz ediyorsun her tarafını cümlenin ? Orjinalindekini anlamayan adam, sizin çevirdiğiniz saçmalığımı anlıyacak ? Yoksa sizin işiniz sadeleştirme adı altında, saçmalamak ve sinsice o cümlelerdeki tesiri kırmak mıdır ? Yazık sizin aklınıza..Hem Üstad “vuruyor” dan sonra virgül koymuş, bitirmemiş, devam etmiş. Siz burda cümleyi noktalamakla, devamındaki kısmı ayrı bir cümle yapmakla, manaya hizmet ettiğinizi mi sanıyorsunuz ?
- “kör olası gözüne parmağını sokuyor ve diyor ki:” Kör olası gözlerine parmağını sokuyor ve diyor ki:” şeklinde değiştirilmiş. Dünyada Türkçe bilen kime sorarsanız sorun “göz” hiç bir zaman “gözler” manasına gelmez. Edebiyattan en kadar yoksun olduğunuzun farkında mısınız ? Hem burda Üstad tabiatın gözünden bahsederken çok ince bir mesaj da veriyor. Şöyle ki; tabiata tapanların, tabiatperestlerin Allah inancı olmadığından, sadece dünyaya nazar ettiklerinden, onların o bakış tarzını, muhtemeldir ki bir “göz” le ifade etmiştir. Hatta Deccal için tek gözlü denir. Manası maddi olsa herkes onu bilir, görür, farkeder. Burda da mecazi bir mana kullanılmış olmalı ki, Deccal tek gözlüdür, ahireti görmez, sadece dünyaya nazar eder..Şimdi sizin yaptığınıza ne demek gerekiyor bu durumda ? Gözünüzü dünya hırsı mı bürüdü ki sadece işin maddi kısmına bakar oldunuz ? “Göz” ü “gözler” e çevirmekle kastınız, maksadınız ne ? Hem aklen hiç makul bir iş mi bu ? Allah’tan devamındaki “parmağını” parmaklarını” yapmamışsınız..Lutfetmişsiniz..
4 Haziran 2013: 16:41 #814278Anonim
Orjinal metin: En güvendiğin salâbet ve hararet dahi emir tahtında hareket ediyorlar ki, o ipek gibi yumuşak damarlar, birer Asâ-yı Mûsâ (a.s.) gibi 1 فَقُلْناَ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَ emrine imtisal ederek taşları şak eder.
Sadeleştirilmiş metin: “En güvendiğin sertlik ve sıcaklık bile bir emirle hareket ediyor ve o ipek misali yumuşak damarlar, Hazreti Musa’nın (aleyhisselam) asâsı gibi, فَقُلْناَ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَ emrine uyarak taşları yarıyor.- “En güvendiğin salâbet ve hararet dahi emir tahtında hareket ediyorlar ki,” “En güvendiğin sertlik ve sıcaklık bile bir emirle hareket ediyor” şeklinde değiştirilmiş. En başta şunu söyleyim ki, orjinal metnin sonundaki “ki” her zaman için uyuyan insanı uykudan kaldırmak, manaya dikkati çekmek, dinleyicinin ya da okuyucunun gafletini dağıtmak gibi sebeblerden kullanılır. Cümle bir nebze uzun olduğundan, bu ek cümleye hem letafet kazandırıyor, hem de okuyucuyu uyandırma vazifesini üstlenmiş diyebiliriz. Başka hikmetleri de olabilir. Şimdi burdaki “ki” yi sadeleştirilmiş metinde kaldırarak bu cümle anlatılabilir mi ? Ya da çyle diyelim, “ki” eki nin olması cümlenin anlaşılmamasına zerre kadar etki edebilir mi ? Değill engel olmak, anlaşılmasına kuvvet verir. Bu durumda sadece bu “ki” ekinin bile kaldırılması, cümlenin daha zor anlaşılmasını netice vermiştir..Sonra “salabet” çok bilinen bir kelime değildir. Zaten “sertlik” olarak değiştirilmiş. Gerçi sadece “sertlik” değil, aynı zamanda “sağlamlık” ı da ifade eder. Hatta kullanıldığı cümleye göre başka manalara da gelmesi muhtemeldir. Bu hemen hemen her kelime için de böyledir. Bir yerde “a” manasına gelen kelime, başka bir cümlede “b” manasına da gelebilir. Her ne ise; hadi bu kelimenin manasını verdiniz..hemen “salabet”in devamındaki “hararet”ten ne istediniz ? “Hararet”i bilmeyen insan mı var yahu ? Hatta bir ortam gerildiğinde, “sıcaklık bi milyon” diyen kimseye rastlayamazsınız..Ama “hararet bir milyon diyene çok rastlanır” Sonra havalar az bi ısınıp, bunaltıcı olmaya başladığı vakit, bu kelimeyi hemen hemen herkes kullanır ve manasını da bilir..He derseniz ki “biz ilkokul çocuklarına da hitap edeceğiz” Hiç endişe etmeyin onlar için. Çünkü onlara bir iki defa nasıl anlayacaklarını anlatsanız, hiç böyle aslından çok uzak bir eseri okumaya ve böyle bir esere müracaat etmeye gerek duymazlar. Sonra “hararet”in hemen arkasından gelen “dahi” yi “bile” diye çevirmekte nasıl bir fayda düşündünüz. Yahu ilkokulda öğreniyor çocuk “dahi” nin ne olduğunu. Öğretmen bir cümlede “de” ekinin “dahi” “bile” manalarına geldiğini daha ilkokulun ilk sınıflarında öğretiyor zaten. Bunun değiştirilmesi, düpedüz keyfiyetin tezahürüdür. Aslında bu yaptığınız daha çok manaları içeriyor da, dilim varmıyor söylemeye..Sonra “emir tahtında hareket ediyorlar ki,” “bir emirle hareket ediyor” şeklinde değiştirilmiş. Burdaki “taht” ı hiç çevirmeseniz de, “emir” kelimesini okuyan, bu kısmı anlar. Hadi çevirdiniz, “taht” ın burdaki karşılığı “emir” e ilave ettiğiniz “le” mi ? Yani “emir tahtında” demek “emirle” mi demektir ? Yoksa “emir altında” mıdır ? “Emirle” ile “Emir altında olmak” aynı şey midir ? Hem “emir tahtında” yani “emir altında” dendiği zaman akla ilk gelen şey, emir altında olanın, kimin emrinin altında olduğudur. Yani zihinleri tevhide çeviren bir ifadedir. “Emirle” dendiğinde ise akla ilk gelen mana, emrin ne olduğudur..Düşünün, tefekkür edin…Yine Üstad bu kısmın sonunda “hareket ediyorlar ki,” dediği halde ve bunun anlaşılmayacak tek bir harfi bile olmadığı halde, “hareket ediyor” şeklinde değiştirilmiş. “ediyorlar” çokluğu anlatırken, “ediyor” aynı manayı vermez.
- “o ipek gibi yumuşak damarlar, birer Asâ-yı Mûsâ (a.s.) gibi” “ve o ipek misali yumuşak damarlar, Hazreti Musa’nın (aleyhisselam) asâsı gibi,” şeklinde değiştirilmiş. Bu kısmın başına “ve” ilave edilerek başlanmış. Gereksiz, manaya katkısı olmayan, fazladan bir “ve”..Sonra “o ipek gibi” kısmı “o ipek misali” olmuş. Siz bana bu eserlerden okumak isteyen ve “anlamıyorum” diyen ve “gibi” nin manasını bilmeyen insanların listesini yapın, ben ömrümü o kişilere “gibi” nin manasını öğretmeye hazırım şimdiden..Sonraki kısımda “yumuşak damarlar” aynen muhafaza edilmiş. Aslında “gibi” yi çeviren kişinin bu kısmı da çevirmesi lazım. Mesela “yumuşak” yerine “esnek” filan konabilirdi..”gibi”yi anlamayan “yumuşak” ı ne bilsin, “damar” ı ne bilsin ? Sonra “birer Asâ-yı Mûsâ (a.s.) gibi” kısmı “Hazreti Musa’nın (aleyhisselam) asâsı gibi,” şeklinde çevrilerek bu kısmın manası da zayi edilmiş Baştaki “birer” tamamen kaldırılmış. Mana yine değişmiş. Orjinal cümlede ipek gibi yumuşak damarların Hazret-i Musa nın asasına benzediği vurgusu varken, sadeleştirilmiş metinde bu mana değişiyor ve daha çok Hazreti Musanın asası önplana çıkıyor. Dikkatle okuyanlar ne demek istediğimi anlayacaktır. Sonra orjinalindeki “(a.s.)” “aleyhisselam” olarak değiştirilmiş. “(a.s.)” yi bilmeyen de var demek ki.
- “1 فَقُلْناَ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَ emrine imtisal ederek taşları şak eder.” “فَقُلْناَ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْحَجَرَ emrine uyarak taşları yarıyor.” şeklinde değiştirilmiş. “İmtisal” ve “şak eder” kısımlarının manaları verilmiş Ancak yine keyfi bir tasarruf görüyoruz ki “şak eder” “yarar, böler” manalarına gelir. Hangi edebiyatçıya sorarsanız sorun hiçbir zaman “yarıyor, bölüyor” gibi manallara gelmez. Yani orjinalinde geniş zaman fiili kullanılmış, siz kalkıp bunu şimdiki zaman fiili ile anlatıyorsunuz..Yoksa kitabın altına sadece isminizi yazdınız da, hiç edebiyat , lugat görmemiş kişilere mi emanet ettiniz bu işi ?
8 Haziran 2013: 14:19 #814326Anonim
Orjinal metin: Ve o sigara kâğıdı gibi ince, nâzenin yapraklar, birer âzâ-yı İbrahim (a.s.) gibi, ateş saçan hararete karşı 2 يَا نَارُ كُونِى بَرْداً وَسَلاَماً âyetini okuyorlar.Arapça metnin meali: : “(Biz ateşe şöyle ferman ettik: ) ‘Ey ateş, serin ve selâmetli ol.” Enbiyâ Sûresi, 21:69.
Sadeleştirilmiş metin: O sigara kâğıdı gibi ince, nazenin yapraklar ise Hazreti İbrahim’in (aleyhisselam) azaları gibi, ateş saçan sıcaklığa karşı يَا نَارُ كُونِي بَرْدًا وَسَلَامًا عَلَى إِبْرَاهِيمَ ayetini okuyor.”
Arapça metnin meali: “(Biz ateşe şöyle ferman ettik: ) ‘Ey ateş, İbrahim’e karşı serin ve selâmetli ol.” Enbiyâ Sûresi, 21:69.
- “Ve o sigara kâğıdı gibi ince, nâzenin yapraklar,” “O sigara kâğıdı gibi ince, nazenin yapraklar ise” şeklinde çevrilmiş. Çok fazla kullanmadığımız “nazenin” haricinde anlaşılmayan bir kelime yok. O kelime de “nazik” kelimesini hem suretiyle, hem de o kısımda geçen diğer kelimelerin yardımıyla hatıra getiriyor. Zaten bu kelime çevrilmemiş. Buna rağmen, baştaki “ve” uçurulmuş, yok edilmiş. “Ve” nin eksiltilmesiyle cümle gerideki cümleden bağımsız gibi bir hal almış. Sonra “yapraklar” ın sonuna “ise” ilave edilmiş. Herhalde “”ve” yi eksilttik, bari yerine bişey koyalımda eksik kalmasın” diye düşündüler..
- “birer âzâ-yı İbrahim (a.s.) gibi, ateş saçan hararete karşı 2 يَا نَارُ كُونِى بَرْداً وَسَلاَماً âyetini okuyorlar.” “Hazreti İbrahim’in (aleyhisselam) azaları gibi, ateş saçan sıcaklığa karşı يَا نَارُ كُونِي بَرْدًا وَسَلَامًا عَلَى إِبْرَاهِيمَ ayetini okuyor.” şeklinde değiştirilmiş. “âzâ-yı İbrahim (a.s.) gibi,” “Hazreti İbrahim’in (aleyhisselam) azaları gibi,” olmuş.Orjinalinde olmayan Hazreti” cümle anlaşılmaz düşüncesiyle ilave edilmiş. “âzâ” kelime olarak aynı şekilde durmasına rağmen, yeri değiştirildiğinde anlaşılması murad edilmiş. Yani “âzâ-yı İbrahim (a.s.)” denince anlaşılmayan kısım ne hikmetse “Hazreti İbrahim’in (aleyhisselam) azaları” denince anlaşılıyor. Hem Üstadın sadece (a.s.) olarak verdiği kısmı beğenmeyip, (aleyhisselam) yapmışlar. Orjinal cümlede malum yaprakların her birinin âzâ -yı İbrahim (a.s.) gibi şiddetli hararete karşı, ayetin ‘Ey ateş, serin ve selâmetli ol.’ kısmını lisan-ı halleriyle okudukları vurgusu varken, sadeleştirilmiş metinde ayete yapılan “ala İbrahim” ilavesi, dikkati “yaprakların” üzerinden çekip, Hazret-i İbrahim (a.s.) üzerine yoğunlaştırıyor. Yine orjinalindeki “birer” herhalde anlamayı zorlaştıran birşeydi ki kaldırılmış. Halbuki şu kısımda anlaşılmayan hiçbirşey yok ve aslını muhafaza etmekte de hiçbir zorluk yok. “Hararet” gibi çok bilinen kelime bile “sıcaklık” olmuş. Sonra “âyetini okuyorlar” “ayetini okuyor” denmekle cümleye bir darbe daha vurulmuş. “Okuyorlar” “okuyor” ile aynı şey mi ?
8 Haziran 2013: 14:20 #814327Anonim
Orjinal metin: Madem her şey mânen “Bismillâh” der; Allah namına, Allah’ın nimetlerini getirip bizlere veriyorlar.
Sadeleştirilmiş metin: Madem her şey mânen “Bismillah” der, Allah’ın nimetlerini O’nun namına getirip bize verir.- Cümlenin ilk kısmı muhafaza edilmekle birlikte, ikinci kısmı tamamen lüzumsuz yere bozulmuş ve mana kısmen de olsa zayi edilmiş. Cümlenin tamamına baktığımızda anlaşılmayacak tek bir kelime göremiyoruz. Bütün kelimeler ve tamamen anlaşılır şekilde. O halde cümleyi bozanların ne mazeretleri olabilir bilemiyorum. Şu cümlenin anlaşılmayacağı nasıl düşünülebilir ? Bunu anlamayan okuyucu neyi anlayabilir ? Bunu anlamayanın kitap okumasına ne gerek var ? Dahası belki anlaşılmaz diye oynadığınız kısmı ne kadar anlatabilmişsiniz, daha doğrusu anlatabilmiş misiniz ? Orjinal metinde “Allah namına, Allah’ın nimetlerini getirip bizlere veriyorlar.” “Allah’ın nimetlerini O’nun namına getirip bize verir.” şeklinde çevrilmekle daha mı açıklayıcı olmuş, yoksa manayı körelten bir değişim mi olmuş ? “Allah” lafzının yerine “O” zamirini koymakla cümleyi anlaşılır hale mi getirmiş oldunuz ? “Allah namına, Allah’ın nimetlerini” “Allah’ın nimetlerini O’nun namına ” şeklinde ters çevirmekle marifet mi işlediniz ? Hem hangisi daha hoş okunuyor ve daha anlaşılır ? Sonra “getirip bizlere veriyorlar.” “getirip bize verir.” aynı mı ? “bizlere” yi “bize”, “veriyorlar” ı “veriyor” yapmanın ne anlamı, ne faydası, manaya ne katkısı var ? Burda anlaşılmayan kelime mi var ki, onları hiç alakası olmayan şekilde değiştiriyorsunuz ? Üstadın çoğul kullandığı ifadeler ve şimdiki zamanla ifade ettiği kısımlar size ve okuyucuya ne zararı var ?
8 Haziran 2013: 14:21 #814328Anonim
Orjinal metin: Biz dahi “Bismillâh” demeliyiz.
Sadeleştirilmiş metin: Biz de “Bismillah” demeliyiz.
- Yine bir önceki cümle gibi tamamen net bir şekilde anlaşılmasına rağmen, buradaki “dahi” yi kaldırıp yerine “de” koymak, ancak kıskançlığın alameti olabilir. Aynı zamanda okuyucuyu aptal yerine koymak ve “biz dahi” yi anlamayacak kadar akılsız yerine koymaktır. Sizin Risalelere, Üstada ve varislerine, talebelerine saygınız olmadığı gibi, okuyucunuza dahi saygınız yok.
8 Haziran 2013: 14:22 #814329Anonim
Orjinal metin: Allah namına vermeliyiz, Allah namına almalıyız.
Sadeleştirilmiş metin: Allah adına vermeli, Allah adına almalıyız.
- Aynen önceki cümleler gibi tamamen net bir şekilde anlaşılan cümle. Buna rağmen yine bozulmuş, yine bozulmuş. İki tane “namına” “adına” olmuş. Tamamen lüzumsuz bir değişiklik ki, zaten bir sonraki cümlede geçen “namına” olduğu gibi muhafaza edilmiş. Yani bu cümlede “anlaşılmaz” diye çevirilen “namına”, devamındaki cümlede “anlaşılır” olduğu düşünülerek muhafaza edilmiş. Sonra “vermeliyiz” “vermeli” olmuş.
8 Haziran 2013: 14:22 #814330Anonim
Orjinal metin: SUAL: Tablacı hükmünde olan insanlara bir fiyat veriyoruz. Acaba asıl mal sahibi olan Allah ne fiyat istiyor?
Sadeleştirilmiş metin: Soru: Tablacı hükmündeki insanlara bir fiyat veriyoruz. Acaba asıl mal sahibi Cenâb-ı Hak bizden karşılık olarak ne istiyor?- Bu iki cümlede anlaşılmayan tek bir kelime yok görüldüğü gibi. Buna rağmen keyfi değişiklikler yapılmış. Mesela baştaki “SUAL” hemen herkesin malumu olan bir kelime olduğu halde, “Soru” olarak değiştirilmiş. Burda sadeleştirmeden ziyade, bilineni de unutturma gayreti görüyoruz. Yoksa bilinen bir şeyi başka bilinen bir manaya çevirmekte ne hikmet olabilir ? Sonra “Tablacı hükmünde olan insanlara bir fiyat veriyoruz.” “Tablacı hükmündeki insanlara bir fiyat veriyoruz.” şeklinde çevrilmiş. Hiçbir fark yok gibi görünüyor ama maalesef var. Bu işe el atan şahıs manası bu kadar açık ve net olan bu cümleninde genleriyle oynamadan duramamış. “hükmünde olan” “hükmündeki” şeklinde değiştirilmiş. Daha önce belirtmiştim. Bu şahısların “olan” la bir derdi var diye. Şu ana kadar 2 adet “olan” uçurulmuş. “hükmünde olan” ı “hükmündeki” ile değiştirmekte herhalde müellifini kıskanmaktan kaynaklanan bir durum.
- “Acaba asıl mal sahibi olan Allah ne fiyat istiyor?” “Acaba asıl mal sahibi Cenâb-ı Hak bizden karşılık olarak ne istiyor?” şeklinde değiştirilmiş. Bir önceki cümlede olduğu gibi “olan” bu cümlede de kaldırılmış. Sonra “Allah” lafzı yerine “Cenâb-ı Hak” koyulmuş. Orjinalinde olmayan “bizden” ilave edilmiş. Sonra bir önceki cümlede olduğu gibi muhafaza edilen “fiyat” hemen devamındaki bu cümlede “karşılık” olarak değiştirilmiş. “Fiyat” ın bu manaya geldiğini anlamamak için herhalde akılsız olmak gerek. Çünkü hem gerideki cümle, hem bundan sonraki cümle ve hem de bu cümle “fiyat” ın ne manaya geldiğini anlamak için kafi geliyor. Yani şurada yapılan değişiklikler, eksiltmeler ve ilaveler o kadar lüzumsuz, o kadar saçma ki hiçbir şekilde bu yapılan işte, samimi niyet arama ihtimali bırakmıyor.
8 Haziran 2013: 14:23 #814331Anonim
Orjinal metin: ELCEVAP: Evet, o Mün’im-i Hakikî, bizden o kıymettar nimetlere, mallara bedel istediği fiyat ise üç şeydir: Biri zikir, biri şükür, biri fikirdir.
Sadeleştirilmiş metin: Cevap: Evet, nimetlerin asıl sahibi Allah, o kıymetli nimetlere, mallara karşılık üç şey istiyor: Zikir, şükür ve fikir.
- “ELCEVAP: Evet, o Mün’im-i Hakikî,” “Cevap: Evet, nimetlerin asıl sahibi Allah,” şeklinde değiştirilmiş. Gerideki cümlenin sual olduğunu anlayan herkes, devamındaki “elcevap” ın cevap olduğunu anlayacaktır. Hatta “suali anlamazlar” diye “soru” şeklinde çevirdikten sonra, buradaki “elcevap” ın cevap olduğunu anlamamak için, akıldan mahrum olmak gerektir. Yani “cevap” “elcevap” değişikliği tamamen lüzumsuz bir değişikliktir. Lüzumsuzluktan öte tahrif etmenin adıdır. Cümlede bize yabancı olan tek kısım “Mün’im-i Hakikî” dir. Onun haricinde anlaşılmayan tek kelime yoktur. Buna rağmen yine cümlenin hemen her yeri keyfi bir şekilde oynanmıştır. Ayrıca “Mün’im-i Hakikî” en basit manada “gerçek nimet verici Allah” demektir. “Mün’im” “nimet veren” demektir. “Nimetlerin sahibi” demek değildir. “Sahip olmak”la “vermek” tamamen ayrı manalardır. Sonra “bizden o kıymettar nimetlere,” “o kıymetli nimetlere,” şeklinde çevrilmiş. “bizden” uçurulmakla, “kıymettar” “kıymetli” yapılmakla tamamen tahrifat ve keyfi tasarrufat yapılmıştır. Hem yapı olarakta “bizden o kıymettar nimetlere,” ifadesi “o kıymetli nimetlere,” ifadesine göre daha latif durmaktadır. Hem “bizden” zamiriyle okuyucuya, istenen şeylerin muhatabının, kendisi olduğunu ihtar ediyor. Yani “nimeti size veriyorum, şükrü de sizden istiyorum” manasını ihtar ediyor. Sadeleştirilmiş metinde bu ihtar “o kıymetli nimetlere” şeklinde çevrilmekle tamamen kaybolmuş. Sonra “mallara bedel istediği fiyat ise üç şeydir:” “mallara karşılık üç şey istiyor:” şeklinde çevrilmiş. Yine tamamen gereksiz ve keyfi tasarrufat, tahrifat yapılmış. “bedel” in manasının “karşılık” olduğunu bilmeyen insan, kusura bakmayın, sizin cehaletle dolu kitaplarınızı almayı da aklına getiremez. Hem “istediği fiyat ise üç şeydir:” “üç şey istiyor:” gibi çok kısır bir manaya çevrilmiş. Hem yapı bozulmuş, hem “fiyat” uçurulmuş.
- “Biri zikir, biri şükür, biri fikirdir.” “Zikir, şükür ve fikir.” Tamamen keyfen katledilmiş bir cümle daha..Manayı çok etkileyip etkilememesi de mühim değil. Sonuçta aynı şeyi anlatan anlaşılır bir cümle varken, değiştirmenin sebebi nedir ? Hem daha latif olan aslını lüzumsuz yere bozma sebebi nedir ? Asıl cümlenin yanında “zikir, şükür ve fikir.” kıyasa tabi tutmak gerekirse, inciyle çakıl taşının farkı gibidir..Biri daha hayattar ve canlı bir cümle iken; diğeri soluk, sönük ve kof bir ifadedir.
8 Haziran 2013: 14:23 #814332Anonim
Orjinal metin: Başta “Bismillâh” zikirdir.
Sadeleştirilmiş metin: Başta “Bismillah”, zikirdir.
- Bir virgül haricinde orjinali muhafaza edilmiş. Aynen muhafaza edilen nadir cümlelerden biri..
8 Haziran 2013: 14:23 #814333Anonim
Orjinal metin: Âhirde “Elhamdülillâh” şükürdür.
Sadeleştirilmiş metin: Sonda “Elhamdülillah”, şükürdür.
- Sadece “âhirde” “sonda” olarak değiştirilmiş. Üç cümleyi beraber düşündüğümüzde, cümle başlarındaki “başta” “ortada” yı okuyan kişi, bu cümlenin başındaki “âhirde” nin “sonda” olduğunu anlayabilir ve bilmediği bir kelimeyi daha öğrenmiş olur. Zaten Risale-i Nur’un bir özelliği de budur. Bilinmeyen kelimeleri cümle aralarına serpiştirip, bilinen kelimelerden mana öğretme özelliğini haizdir. Düzenli ve samimane okuyan herkes bunu bilir.
8 Haziran 2013: 14:24 #814334Anonim
Orjinal metin: Ortada, bu kıymettar harika-i san’at olan nimetler Ehad, Samed’in mucize-i kudreti ve hediye-i rahmeti olduğunu düşünmek ve derk etmek fikirdir.
Sadeleştirilmiş metin: Ortada bu kıymetli, sanat harikası nimetlerin, Ehad ve Samed bir Zât’ın kudretinin mucizesi ve rahmetinin hediyesi olduğunu düşünmek ve anlamak ise fikirdir.
- “Ortada, bu kıymettar harika-i san’at olan nimetler” “Ortada bu kıymetli, sanat harikası nimetlerin, şeklinde değiştirilmiş. Cümlenin tamamında genel olarak, anlaşılması zor olan kısımlar değiştirilmeyip, tersinden yazmakla kolayca anlaşılması murad edilmiş. Mesela “mucize-i kudreti” “kudretinin mucizesi”, “hediye-i rahmeti” “rahmetinin hediyesi” “harika-i san’at” “sanat harikası” şeklinde değiştirilmiş. Kelimelerin manaları bilindikten sonra, bunları tersine çevirmeseniz de anlaşılabilir. Kelimelerin manaları bilinmediğinden böyle çevrilmişse, manası bilinmeyen kısmı ters çevirmenin hiç bir faydası olmayacaktır. Az bilinen ya da bilinmeyen kısımlardan hiç biri anlam olarak değiştirilmemesine rağmen, alıntı olan kısmın her tarafında oynamalar yapılmış. “kıymettar” “kıymetli”, “harika-i san’at” “sanat harikası” olmuş. Orjinalindeki “olan” burada da kaldırılmış. “Nimetler” “nimetlerin” yapılmış.
- “Ehad, Samed’in mucize-i kudreti ve hediye-i rahmeti olduğunu düşünmek ve derk etmek fikirdir.” “Ehad ve Samed bir Zât’ın kudretinin mucizesi ve rahmetinin hediyesi olduğunu düşünmek ve anlamak ise fikirdir.” Burada anlaşılamayacak olan “Ehad” “Samed” gibi Allah’ın isimlerinden sonra bir de “derk etmek” fiili var. “Ehad” ve “Samed” zaten değiştirilmemiş. Herhalde lugatte karşılığını bulamadılar ya da çok uzun manaları ihtiva ettiğinden, kitabı şişirmek istemediler. “derk etmek” fiili “anlamak” olarak değiştirilmiş. Bir nebze isabetli bir çeviri olsa da, derk etmek anlamadan biraz daha ileri bir manadır. Yani “iyice anlamak, idrak etmek, algılamak” gibi manalara gelir. Zaten “derk etmek” ten önceki “düşünmek” bu fiilin manasının, biraz daha “derinlemesine anlamak” olduğu kanaatini veriyor. Bir şeyi yüzeysel anlamakla, derinlemesine anlamak aynı şey olmasa gerektir. Bunun haricindeki kelimelerde ve Allah’ın isimlerinde anlam olarak bir değiştirme olmamasına rağmen, cümlenin yapısı ve letafeti burada da tahrifata uğramış. “Ehad, Samed’in” Ehad ve Samed”, “mucize-i kudreti” “kudretinin mucizesi”, “hediye-i rahmeti” “rahmetinin hediyesi” şeklinde değ işikliklere uğramış. Bu bir satırlık cümlede yapılan lüzumsuz ilaveler: “Ehad, Samed’in” ““Ehad ve Samed bir Zât’ın” hem “ve”, hem “bir”, hem “Zât” ın fazladan ve tamamen gerksiz ilaveler. 2 kelime ile anlaşılan yeri 5 kelime ile anlatmaya çalışmak, tahrifattan da ziyade israftır. Allah israftan bizi nehyediyor. Eğer anlaşılmayan bir şey varsa bu iki ismin manası olabilir; o manaları vermeyip, 3 ilave yapmakla bu isimleri anlatmış, anlaşılmasını sağlamış olamazsınız. Kendinizi ve okuyucularınızı kandırmayın. Aldatan bizden değildir..Sonra “derk etmek fikirdir.” “anlamak ise fikirdir.” buradaki “ise” hem gereksiz, hem de fazladan bir ilavedir. Manayı anlamaya yardımcı olacak hiçbir yanı yoktur. “Derk etmek” in zaten manası yarım yamalakta olsa verilmiş iken, önüne bir de “ise” ilave etmek akıllıca değildir, israftır.
8 Haziran 2013: 14:26 #814335Anonim
Orjinal metin: Bir padişahın kıymettar bir hediyesini sana getiren bir miskin adamın ayağını öpüp hediye sahibini tanımamak ne derece belâhet ise, öyle de, zahirî mün’imleri medih ve muhabbet edip Mün’im-i Hakikîyi unutmak, ondan bin derece daha belâhettir.
Sadeleştirilmiş metin: Bir padişahtan kıymetli bir hediye getiren miskin bir adamın ayağını öpüp hediyenin sahibini tanımamak ne kadar ahmaklık ise, nimetlerin görünüşteki sahiplerini yüceltip sevmek ve asıl sahibi olan Allah’ı unutmak, ondan bin derece daha büyük bir ahmaklıktır.
- “Bir padişahın kıymettar bir hediyesini sana getiren” “Bir padişahtan kıymetli bir hediye getiren” şeklinde değiştirilmiş. Bu kısımda anlaşılmayan, az bilinen tek bir kelime dahi yok. Daha önce belirttiğimiz gibi, “kıymettar” ı anlamak için lugata bile bakmaya gerek yok. Cümle içinde çok rahatça anlaşılabileceği gibi, “kıymet” kısmı bilindiğinden “tar” eklenmekle, “kıymetli” olacağı da anlaşılır. Bu kelimeyi bilinmeyen kelimeler sınıfında saysak dahi, sadece onu değiştirmekle, geri kalan kısmı muhafaza edilmesi gerekirdi. Maalesef, bu kısmın her yeri değiştirildiği gibi mana dahi tahrife uğramış. Bir padişahın kıymettar bir hediyesini bana getirenle, bir padişahtan kıymetli bir hediye getiren tamamen farklı şeyler. Birinci cümlede, hediye padişahtan geldiği gibi, hediyenin sahibi dahi padişahtır. Cümlenin başındaki “bir padişahın” hediye sahibinin padişah olduğunu gösteriyor. Tahrifatlı sözde bu manayı göremiyoruz. Hediye sadece padişahtan gelmiş o kadar. Orjinal cümlede “kıymettar bir hediyesini” demekle yine hediye sahibinin padişah olduğu vurgusu tekrarlanıyor. Yani Risale-i Nur’un her tarafı zihinleri tevhide çeviriyor. Tahrif edilmiş kısımda yien bu mana yok. Sadece “kıymetli bir hediye” denmekle yetinilmiş. Ve yine orjinal cümlede hediye getirilen kişinin bizzat okuyucuya ve dinleyene hitap ettiği görülüyor. Yani bunu kim okursa en başta ona ve onu dinleyene ders veriyor. Gelen hediyenin muhatabının bu kişiler olduğunu ihtar ediyor. Tahrif edilmiş kısımda kıymetli hediye sadece geliyor, nereye gittiği, kime geldiği belli değil. Dolayısıyla okuyan kişinin kendini muhatap almasına mani bir mana çıkıyor ortaya.
- “bir miskin adamın ayağını öpüp” “miskin bir adamın ayağını öpüp” Burada anlaşılmayan bir kelime yine yok. Kıskançlık had safhaya ulaşmış oalcak ki, burayı da ters çevirmekle tahrif etmişler. “bir miskin adamın” “miskin bir adamın” şeklinde çevrilmekle Nurların anlaşılmasına hizmet etmek fikri, tahrifatı yapan kişileri çok komik durumlara düşürüyor.
- “hediye sahibini tanımamak ne derece belâhet ise,” “hediyenin sahibini tanımamak ne kadar ahmaklık ise,” şeklinde çevrilmiş. Lüzumsuz ilaveler ve hatalı değişiklikler yapılmış. Baştaki “hediye sahibini” “hediyenin sahibini” yapılmış. Hiç gerekte yok, manaya katkısı da yok. “ne derece” nin bu cümle içinde ne olduğunu anlamayacak adam zaten akıldan mahrumdur. Akıldan mahrum olana çeviri yapmanın lüzumu yok. Hem “derece” nin “kadar” diye bir karşılığı da yok. “Belâhet” i ise sadece “ahmaklık” olarak çevirmek manayı kısırlaştırır. Bu kelimenin diğer manaları da burada murad edilmiş olabilir. Mesela “düşüncesizlik” gibi.
- “öyle de, zahirî mün’imleri medih ve muhabbet edip Mün’im-i Hakikîyi unutmak,” “nimetlerin görünüşteki sahiplerini yüceltip sevmek ve asıl sahibi olan Allah’ı unutmak,” şeklinde çevrilmiş. En baştaki hem cümlenin gerisindeki kısmına atıf niteliğinde olan, hem de okuyanı ve dinleyeni uyarıcı özelliği olan “öyle de” kaldırılmış. Bu hizmet değil, hezimettir. Sonra “zahirî mün’imleri” ““nimetlerin görünüşteki sahiplerini” demek değildir. Bu mana da olabilir ancak bu kelime ile ilgili kısımların geneline baktığımızda, anlatılmak istenen, nimeti zahirdeki verenlerden bilmemek gerektiği manası hakimdir. Yani burada en öne çıkan mana “görünüşteki ya da görünürdeki nimet vericileri” dir. Pazardaki satıcı, üzümün çöpü, tarlaya atılan tohumun kalitesi, yağmurun verimli yağması gibi. “medih ve muhabbet edip” “yüceltip sevmek ” şeklinde çevrilmiş. Yine mana bozulmuş. “Medih” in “yüceltmek” diye bir manası yoktur. “Medih” az çok bildiğimiz “medhetmek” ve “övmek” gibi manalara gelir. “Mün’im-i Hakikîyi unutmak,” “ve asıl sahibi olan Allah’ı unutmak,“ Yine aynı hata burada da devam ediyor. Hem hatalı çevirilerle hem de lüzumsuz ilavelerle bu kısımda bozulmuş, tahrif edilmiş. Cümledeki, Cenab-ı Hakkın insana nimet vermesi fiili tamamen unutturulmuş, o mana kaybedilmiş. Sadece Allah’ın nimetlerin sahibi olduğu manası öne çıkarılmış. Yazık..
- “ondan bin derece daha belâhettir.” “ondan bin derece daha büyük bir ahmaklıktır.” Aynı cümlede geçen bir önceki “derece” yi değiştiren zihniyet, buradaki “derece” yi değiştirmemiş. “daha belâhettir.” “daha büyük bir ahmaklıktır.” şeklinde çevrilmiş. Her tarafı hata olan bir değişiklik daha. Haydi diyelim ki “belâhet” in tek manası “ahmaklık” olsun, “büyük” nerden çıktı, “bir” nerden çıktı ? Talihsiz zavallılar, bu kadar mı akıl fukarasısınız ?
8 Haziran 2013: 14:27 #814336Anonim
Orjinal metin: Ey nefis!
Sadeleştirilmiş metin: Ey nefis!
- Orjinaliyle muhafaza edilmiş ender cümlelerden. Bu şekilde orjinal kalan cümle sayısı yanlış hatırlamıyorsam 5 i geçmiyor. Özet olarak açacağımız konuda bunu göreceğiz Allah’ın izniyle..
8 Haziran 2013: 14:27 #814337Anonim
Orjinal metin: Böyle ebleh olmamak istersen, Allah namına ver, Allah namına al, Allah namına başla, Allah namına işle, vesselâm.
Sadeleştirilmiş metin: Böyle ahmak olmamak istersen, Allah namına ver, Allah namına al, Allah namına başla, Allah namına işle vesselam.
- Bu da sadece “ebleh” kelimesi haricinde orjinalliği muhafaza edilen ender cümlelerden birisi. “Ebleh” kelimesinin tek manasının “ahmak” olmadığından daha önce bahsetmiştik. Manayı bozan bir çeviri olmasa da, eksilten bir değişiklik diyebiliriz..
26 Ekim 2013: 11:55 #815871Anonim
“avam lisanıyla” ibaresi “herkesin anlayacağı bir dille” olarak değiştirilmiştir. Bu noktaya çok dikkat lazımdır. Zira sadeleştiriciler dahi bu ibareyi “herkesin anlayacağı bir dille” olarak değiştirmişlerdir. Demek ki bu sekiz söz zaten herkesin anlayacağı bir dille yazılmıştır. Bakınız sadeleştiriciler “avam lisanı” ibaresini “herkesin anlayacağı bir dille” şeklinde değiştirmekle aslında kendi yaptıkları değişikliklerle çelişmektedir. Zira avama lisanıyla anlatılan bir şeyi hemen hemen herkes anlar. Dolayısıyla bu eserleri de hemen hemen herkes rahatlıkla anlayabiliyor. Zira avam lisanıyla yazılmıştır. Devamında “kim isterse beraber dinlesin” denilmek suretiyle dinlemek isteyenin rahatlıkla anlayabileceğine vurgu yapılmıştır. Daha Birinci Söz’e girmeden yapılan bu ikazdan sonra bu eserlerin avam lisanıyla yani herkesin anlayacağı bir dille yazıldığı anlaşılmaktadır. Yani sadeleştiricilerin “anlaşılmıyor” diye serrişte ettikleri fikirleri daha 1.paragrafta eserin müellifi tarafından çürütülmektedir. Hem sadeleştiriciler dahi “herkesin anlayacağı bir dille” dedikleri halde lüzumsuz sadeleştirme yoluna gitmeleri müthiş bir tezattır.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.