• Bu konu 69 yanıt içerir, 4 izleyen vardır ve en son Anonim tarafından güncellenmiştir.
15 yazı görüntüleniyor - 16 ile 30 arası (toplam 71)
  • Yazar
    Yazılar
  • #814999
    Anonim

      Yirmi beşinci cümle:

      “Kuyunun duvarına baktı, gördü ki, ısırıcı muzır haşarat, etrafını sarmışlar

      Sonra adam kuyunun duvarına baktı, gördü ki etrafını ısırıcı, zararlı böcekler sarmış

      Cümle içinde anlaşılmayan bir kelime, bu dile en yabancı olan biri için, belki “muzır” kelimesi olabilir. Hatta o dahi cümle içinde çok kolay anlaşılabilen bir kelimedir. Şu ana kadar gösterdiğimiz cümlelerden çoğunluğu kolay anlaşılan cümlelerdir. O halde yapılan değişiklikler iyi niyetle yapılmış değişiklikler değildir.

      1. Cümlenin başına orjinalinde olmayan “sonra adam” terkibi konmuş. Okuyucusunu balık hafızalı olmakla itham eden bir vakıa daha..Aynı zamanda keyfi tahrif ve tahribin bir misali daha..

      2. Cümlenin ikinci kısmı daha önce de benzerlerine sık rastladığımız ters-düz edilmek suretiyle bozulmuş. Bir tahrif ve tahrib misali daha..

      3. “Haşarat” ın manası “böcekler” olarak verilmiş. Bu kelimenin manası “zararlı ve zehirli böcekler” dir. Tahrif edilmiş metindeki “zararlı” “muzır” ın karşılığı olarak verilmiştir. Eğer bu kelimenin manası olarak verilmişse, bu kez orjinalindeki “muzır” kelimesi cümleden kaldırılmıştır. Hem manaya kısmen etki eden hem de keyfi bir tahrib ve tahrif misali daha..

      4. Manayı bozmasa da sondaki “sarmışlar” “sarmış” şeklinde çevrilmiş. Zaten bu işi sadece manayı bozmak için yapmadıkları da belli. Maksat bu güzide eserlerin her cümlesinde ya da kelimesinde keyfi tasarruf yapıp, ondaki tesiri kırmak, güzellikleri ortadan kaldırmak, hissiyatı tahrik eden unsurları yok etmek. Tahrif edilmiş metnin ikinci defa ele alınıp okunacak bir cazibesi yoktur. Orjinalindeki bütün cazibe, bu çakma metinlerde tamamen yok edilmiştir. Orjinali ile kıyas edildiğinde ,zerre kadar üslupta güzellik, belagat, cezalet, halavet yoktur.

      #815014
      Anonim

        Yirmi altıncı cümle:

        Ağacın başına baktı, gördü ki, bir incir ağacıdırO.M.

        Ağacın başına bakınca onun bir incir ağacı olduğunu fark etti” S.M.

        Cümlede anlaşılmayan bir kelime olmadığı herkesin malumudur. Buna rağmen, ne kadar cahilane, ne kadar hainane ve ne kadar rezilane değişiklikler yaptıklarına bir bakın.

        1. Cümlenin yapısı tamamen bozulmuş ve hatta manası dahi kısmen bozulmuştur. Cümleye orjinalinde olmayan bir “onun” ilavesi konmuş. Bunu ağaca işaret etmek için koymuşar muhtemelen. Zaten cümlenin başı “ağacın” diye başlıyor, böyle saçma ikinci bir kelime koymaya ne lüzum vardır ?

        2. Cümlenin yapısının bozulmasıyla birlikte, kelimelerdeki değişiklikleri de beraberinde getirmiştir. Tafsilata lüzum yok.

        3. “Gördü ki” “fark etti” olarak çevrilmiş. Görmekle farketmenin aynı şey olduğunu kim iddia edebilir ? Mesela birşeyi farketmek için sesini duymak, ya da ona dokunmak kafi gelebilir. Yani görmeden de bir şey farkedilebilir. Oysa orjinal cümlede görmek, bakmanın neticesidir. Yani ağacın başına bakmış, incir ağacı olduğunu görmüş; farketmiş değil. Hem görmeyi anlamayan okuyucu kardeşim, farketmeyi nasıl anlayacaktır ? Bu tahrifçilerin okuyucularına bir hakaretidir ve sadeleştirme adı altında yaptıkları ihanetin, cinayetin, cehaletin, rezaletin adıdır.

        #815019
        Anonim

          Yirmi yedinci cümle:

          Fakat, harika olarak, muhtelif çok ağaçların meyveleri, cevizden nara kadar, başında yemişleri varO.M.

          Fakat alışılmadık bir şekilde, o ağacın dallarında cevizden nara kadar pek çok çeşit meyve vardı
          S.M.

          Orjinal cümlede anlaşılmaması çok düşük bir ihtimal olan sadece ve sadece “muhtelif” kelimesi vardır. O halde baştan sonra değişen bu cümle tamamen bir tahrifin, tahribin, ihanetin, cinayetin ve kastın neticesidir. Bu cümlede öyle değişiklikler yapılmış ki, işin içinden çıkılır gibi değil. Hangi kelime hangi kelimenin karşılığı o dahi belli olmuyor. Böyle bir saçmalığa sadeleştirme adını vermek bile, sadeleştirmeye hakarettir.

          1. “Fakat, harika olarak” “fakat alışılmadık bir şekilde” şeklinde değiştirilmiş. Tahrif ve tahribata bir misal daha..Aynı zamanda hedef kitleyi “harika” yı anlamayacak kadar, cahil olmakla itham.

          2. “Muhtelif çok ağaçların meyveleri” terkibinin karşılığını bulamadım. Cümle o kadar karıştırılmış ki, bu terkibin manası olarak neresi verilmiş belli değil. Bir ihtimal “pek çok çeşit meyve” olarak verilmiş. Eğer o değilse “o ağacın dallarında” olarak verilmiş. Eğer ikinci ihtimalse, bu kez orjinalindeki “başında yemişleri” kısmı tamamen kaldırılmış. Hem hangisi olursa olsun, orjinal terkibin manasını vermekten uzaktır. “muhtelif çok ağaçların meyveleri” “çeşitli çok ağaçların meyveleri” demektir. Tahrif edilmiş metinde böyle bir terkibi gören var mı ?

          3. “Başında yemişleri var” terkibinin manası “başında meyveleri var” dır. Tahrif edilmiş metinde böyle bir terkib var mı ?

          4. Sondaki “var” “vardı” şeklinde değiştirilmiş. Bu zaten klasik bir vaka tahrifçiler için. Onlarca misalini daha önce gördük.

          #815041
          Anonim

            On üçüncü cümle:

            “İşte bu adam, dereden tepeden aşıp, git gide ta hâli bir sahrâya girdi” O.M.

            “İşte bu adam, dereler tepeler aşıp gide gide ıssız bir ovaya vardı” S.M.

            Burada “tâ” edatı çıkarılmıştır. Bu mesele gerçekten mühimdir. Çünkü bu edat Farsça olup zaman ve mekanca mesafeyi ifade etmek için kullanılır. Bu Söz’de 2 defa çıkarılmış, bir yerde bu kelimenin karşılığı olmayan “sonra” kelimesi ile değiştirilmiş, 3. ve 6. Söz’lerde de çıkarılmıştır. Yapılan bu işin sadeleştirme ile alakası olmayıp, doğrudan doğruya eseri tahrip etmeye yönelik bir harekettir. Yapılan bu iş büyük bir cinayettir.

            “hâli bir sahra” ifadesinde “sahra” kelimesinin burada ovadan daha ziyade çöl manasında olduğu anlaşılıyor.

            #815042
            Anonim

              Yirmi birinci cümle:

              “Yukarıya baktı, gördü ki, arslan, nöbetçi gibi kuyunun başında bekliyor” O.M.

              “Adam yukarıya baktı, gördü ki, aslan bir nöbetçi gibi kuyunun başında duruyor” S.M.

              “Nöbet” kelimesi için “beklemek” kelimesi yani “nöbet beklemek” daha uygun olduğu halde sadeleştirilmiş metinde “nöbet durmak” manası verilmiştir. Bu ise hem alışılmadık hem de kulağa hoş gelmeyen bir ifadedir. Zaten metinde anlaşılmayan tek bir kelime yok. öyle ise yapılan her değişiklik sadeleştirme olmayıp, tahribattır.

              #815046
              Anonim

                Yirmi sekizinci cümle:

                İşte, şu adam, sû-i fehminden, akılsızlığından anlamıyor ki, bu adi bir iş değildir” O.M.

                İşte şu adam, anlayışsızlığından ve akılsızlığından, bunun basit bir iş olmadığını fark edemedi” S.M.

                Bu cümlede tek anlaşılmayan terkib “sû-i fehminden” terkibidir. Bu da cümle içinde anlaşılabilmektedir. Dolayısıyla bunun dışında yapılan değişiklikler, doğrudan tahrif ve tahrib hesabına geçmektedir ve öyle değerlendirilir.

                1. “Sû-i fehm” terkibi “anlayışsızlık” olarak çevrilmiş. “Sû” nun manası “kötü”, “fehm” in manası ise “anlayış” tır. Bu terkibin manası “kötü anlayış” tır. “Anlayışsızlık” akıl eksikliğinin neticesidir. “Kötü anlayış” ise insanın bakış açısıyla ilgili bir durumdur. Yani akılsızlıkla ilgili değildir. Orjinal metindeki “akılsızlık” “sû-i fehm” den kaynaklı bir akılsızlık olması muhtemeldir ki, hemen bu terkibin ardından kullanılmıştır. Yani o adam hakikatte akıllıdır, ancak aklını kötüye kullanmasından dolayı “akılsız” tabir edilmiştir Allahu alem. Ebu Cehil çok akıllı olmasına rağmen, aklını batıla kullanmasından dolayı “Cehaletin babası” ünvanını almıştır. İşte burdaki akılsızlık buna benzer bir akılsızlığı ifade eder. Tahrif edilmiş metinde ise adamın tamamen “akılsız” olduğu manası hakimdir. Bu ise manayı tamamen bozan bir değişikliktir.

                2. “Anlamıyor ki” “fark edemedi” şeklinde çevrilmiş. Orjinal metinde “sû-i fehm ve akılsızlığın” ifadeleri “anlamıyor ki” yi gerekli hale getirmiştir. Tahrif edilmiş metinde ise “anlayışsızlık ve akılsızlığın” neticesi “fark edememek” olmuştur. “Anlamak” akılla, aklın kullanımıyla ilgili bir durumken, “fark etmek” sadece akılla ilgili bir durum değildir. Bu da manayı tamamen bozan bir değişikliktir.

                3. Cümlenin son kısmı, muhtemelen ihanete, cinayete, tahrife ve tahribe bir delil daha olması için değiştirilmiştir. Çünkü “bu adi bir iş değildir” anlaşılmayan bir terkib değildir. Bunu “bunun basit bir iş olmadığını” şeklinde çevirmek, ters-düz yapmak, metni anlaşılır hale getirmek değildir.

                #815064
                Anonim

                  Yirmi dokuzuncu, otuzuncu ve otuz birinci cümleler:

                  Bu işler tesadüfî olamaz. Bu acip işler içinde garip esrar var. Ve pek büyük bir işleyici var olduğunu intikal etmedi. O.M.

                  Bu tuhaf hadiselerin arkasında garip sırların ve pek büyük bir işleyicinin var olduğunu kavrayamadı; oysa bu işler tesadüfi olamaz. S.M.


                  Öncelikle bu cümlede anlaşılma ihtimali zor olan tek kelimenin “intikal” olduğunu belirtelim. Fakat bu kelimenin manasından başka şu kısımda değişmeyen yer kalmamış. Dolayısıyla anlaşılan diğer kısımları, anlaşılsın diye değiştirmek, bu işi yapanların niyetlerinin, samimi olduğuna inanmayı, imkansız hale getiriyor.

                  1. Yayıncı notundan:

                  “Anlamayı kolaylaştıracağı düşünülen yerlerde, kelimelerin bugünkü karşılıklarının seçilmesinin yanında, uzun cümleler bölündü ve aynı malzemeyle yeniden kuruldu.”

                  Yayıncı kuruluşun yalanının en bariz ortaya çıktığı kısımlardan birisi de bu kısım. Güya anlamayı kolaylaştırsın diye uzun cümleleri kısaltıklarını, hem dahi kelime karşılıklarının verildiği yalanını ve aynı malzeme ile yeniden kurulduğunu söylüyorlar. Yaptıkları iş ise tersini söylüyor. Burada 3 tane kısa ve anlaşılır cümle, anlaşılmasın, iyice karışsın, bozulsun diye, uzun tek bir cümleye dönüştürülmüş. Ki 3 cümleyi ayrı ayrı okuduğunuzda anlama sorunu ile karşılaşmazsınız. Hem sadece kelime karşılıkları verilmiyor, cümleler resmen altüst ediliyor, tamamen keyfi ve lüzumsuz hiçbir fayda sağlamayan, aksine cümleyi daha da anlaşılmaz hale getiren şekillerde değiştiriliyor.

                  Bahsettiğimiz “intikal etmedi” ifadesi dahi, geriden gelen cümlelerden ve cümlenin içindeki olumsuzluk ifadelerinden gayet net bir şekilde anlaşılmaktadır. Tahrif edilmiş metinde ise farklı bir anlatım tarzı var. Cümleyi uzun bir cümle yaptıkları dahi yetmemiş, başıyla sonunu yer değiştirmek, ters-düz etmek suretiyle cümlelerin yapısını tamamen bozmuşlar. Tahrifçiler cümleyi uzatmakla hem fazladan ilavelere gerek duymuşlar, hem de anlaşılmasına en ufak bir katkı sağlamamışlardır.

                  2. “Bu işler tesadüfî olamaz” cümlesi orjinaldeki yerinden alınıp, sona getirilmiş ve “oysa bu işler tesadüfi olamaz” şeklinde değişime uğramış. Cümlelerin yapısını bozmak, başka değişiklikleri de gerekli hale getirdiği burdan anlaşılabilir. “Oysa” ilavesi bu lüzumsuz değişikliğin bir neticesidir.

                  3. “Bu acip işler içinde garip esrar var” “Bu tuhaf hadiselerin arkasında garip sırlar….var” şeklinde değiştirilmiş. “Acip” kelimesinin lugattaki karşılığı “tuhaf” değil, “hayret verici, şaşırtıcı şey” dir. Her tuhaf şeyin insanı şaşırttığı ve hayrete düşürdüğü söylenebilir mi ? Sonra “işler içinde” “hadiselerin arkasında” şeklinde değiştirilmesi ne kadar saçmadır, herkes anlayabilir. Öncelikle “işler ve içinde” kelimelerinin anlaşılmayan kelimeler olduğunu tahrifçi zihniyetten başka kim iddia edebilir ? Ve bunların yerine getirilen “hadise ve arka” kelimeleri bunlardan daha anlaşılır kelimeler midir ? Sonra “iş” in anlamı, “hadise” midir ? Hem “içinde” nin anlamı hangi lugatta “arkasında” diye geçer ? Birşeyin “içinde” olmakla “arkasında” olmak aynı şey midir ? Bu değişiklikler yapılırken sadeleştirme niyeti bile olmadığı açık ve net değil mi ? Ve bu niyetle yapılmadığı ortaya çıktıktan sonra, buna ihanet, tahrip, tahrif, cinayet, hıyanet, kıskançlık, cehalet isimlerinden birini vermek lazım gelmez mi ?

                  #815188
                  Anonim

                    Otuz ikinci cümle:

                    Şimdi bunun kalbi ve ruh ve aklı şu elîm vaziyetten gizli feryad ü figan ettikleri halde, nefs-i emmâresi, güya birşey yokmuş gibi tecâhül edip, ruh ve kalbin ağlamasından kulağını kapayıp, kendi kendini aldatarak, bir bahçede bulunuyor gibi, o ağacın meyvelerini yemeye başladı. O.M.

                    Kalbi, ruhu ve aklı şu elemli vaziyetten içten içe feryat ettiği halde, nefs-i emmaresi, güya bir şey yokmuş gibi bilmezden gelerek ruhunun ve kalbinin ağlamasına kulağını tıkayıp kendini aldattı, adam sanki bir bahçedeymişçesine o ağacın meyvelerini yemeye başladı. S.M.

                    Bu uzun cümlede, anlaşılamayacak tek bir kelime “tecâhül” kelimesidir. Bunun dışındaki “elîm, feryad ü figan ve nefs-i emmâre” kelime ve terkibleri çok kullanılmasa da bilinen kelimelerdir. Buna rağmen cümlenin hemen her tarafı değiştirilmiş, tahrif edilmiştir.

                    1. Baştaki “şimdi bunun” kısmı kaldırılmış. Daha önce de bu değişikliğin tersine şahit olmuştuk. İşte tahrifçilerin keyfen bu işi yaptıklarına bir delil daha. Yirmi üçüncü, yirmi dördüncü ve yirmi beşinci cümleleri hatırlayalım..

                    Yirmi üçüncü ve yirmi dördüncü cümle:

                    “Başını kaldırmış, otuz arşın yukarıdaki ayağına takarrüp etmiş. Ağzı kuyu ağzı gibi geniştir.” O.M.

                    “Ağzı, kuyu ağzı gibi geniş olan o ejderha başını kaldırmış, adamın otuz arşın yukarıdaki ayağına yaklaşmıştı.” S.M.

                    Yirmi beşinci cümle:

                    “Kuyunun duvarına baktı, gördü ki, ısırıcı muzır haşarat,etrafını sarmışlar”

                    Sonra adam kuyunun duvarına baktı, gördü ki etrafını ısırıcı, zararlı böcekler sarmış”

                    Bu cümlelerde “adam” diye gerideki cümlelerde belirtilmesine rağmen, ayrıca belirtme gereği duydukları halde, bu otuz ikinci cümlede neden “şimdi bunun” terkibini kaldırmışlardır ? Bu yaptıkları tamamen keyiflerine göre davrandıklarını göstermiyor mu ? Müellifinin “adam” diye belirtmediği yerlerde belirteceksin, “adam” diye belirttiği yeri de kaldıracaksın, sonra da buna iyi niyet diyeceksin..İnsan iyi niyet beslediği, saygı duyduğu müellifin, nerde “adam” diye belirtip, nerde belirtmeyeceğine karışır mı ?

                    2. “Kalbi ve ruh ve aklı”, “kalbi, ruhu ve aklı” şeklinde değiştirilmiş. Manayı çok, belki de hiç etkilemiyor olabilir, ama bir o kadar da gereksiz ve keyfi bir değişiklik olduğu aşikar bellidir.

                    3. “Elîm” yerine “elemli” kelimesi tercih edilmiş. Gayet kolay anlaşılabilecek bir kelimedir. Eğer ki bu kelime anlaşılmıyorsa, “elemli” de anlaşılmayan bir kelimedir.

                    4. “Gizli feryad ü figan ettikleri halde” “içten içe feryat ettiği halde” şeklinde değiştirilmiş. Buradaki değişiklikler de yapılan işin samimiyetten ziyade keyfiyet olduğunu gösteriyor. Mesela “gizli” kelimesine “içten içe” şeklinde mana verilmiş. Cümle içindeki manası bu şekilde olması muhtemeldir, ancak “gizli” kelimesini anlamıyacak birinin, kitap okuyabildiğini de sanmıyorum. Ya da “gizli” kelimesini bilmeyen insan hangi kelimeleri biliyor olabilir ? Mesela bu cümledeki “vaziyet, ruh” gibi kelimeleri biliyor olabilir mi ?

                    Sonra “feryad ü figan” “feryad” mı demektir ? “Feryad” demek ise, orjinalinde kelimenin arkasına “ü figan” ilavesi boşuna mı yapılmış ? Ordaki “ü figan” ilavesi, Allahu alem, feryadın şiddetine bir vurgu manası taşır. Tahrif edilmiş metinde ise, sadece “feryat” denmekle bu mana daraltılmıştır.

                    Sonra “ettikleri halde” yerine “ettiği halde” tercih edilmiş. Bu da keyfiyetin delillerinden. Yani bu işte keyfiyet, samimiyetin önüne geçmiş, her satırda görüyoruz.

                    5. “Ruh ve kalbin ağlamasından kulağını kapayıp” “ruhunun ve kalbinin ağlamasından kulağını tıkayıp” şeklinde değiştirilmiş. Hem mana kısmen bozulmuş, hem tamamen lüzumsuz değişiklikler yapılmış. “Ruh ve kalbin ağlamasından” terkibi, misal verilen kişi üzerinden, onun gibi olanların haline atıfta bulunuyor. “Ruhunun ve kalbinin ağlamasından” terkibi ise, sadece kişinin kendine has olan bir halini belirtiyor. Bu da manayı kısmen bozan bir değişikliktir. Ve orjinal kısımda anlaşılmayan bir kelime olmadığı halde bu lüzumsuz değişiklikler yapılmıştır. Tamamen anlaşılması zor olan bir yerde, cümlenin manasına etki eden bir değişiklik, hata olmakla beraber, bir derece mazur görülebilir. Ancak hiç anlaşılmayan bir kelime olmadığı halde, hem değişiklik yapmak, hem de manaya etki etmek, iyi niyetli olduğunu söylemekle veyahut muhtelif mazeretlerle telafi edilemez.

                    Hem “kulağını kapayıp” yerine “kulağını tıkayıp” konulmuş. “Kapamak” fiil olarak, belki günde yüzlerce kez yaptığımız bir iştir. Ağzımızı kaparız, gözümüzü kaparız, kapıyı kaparız vs.. Tıkamak fiili ise o kadar hayatımızın içinde olan birşey değildir. Şimdi insaf ehline soralım. Burdaki “kapayıp” ı “tıkayıp” yapmanın kime nasıl bir faydası vardır ? Sadeleştirilmiş eseri savunanlardan biri çıksın desin ki, “ben “tıkayıp” şeklinde okuduğumda daha iyi anladım.” İşte bariz keyfiyet misallerinden biri daha. Bu kadar basit kelimeleri sırf bişeyleri değiştirmiş olmak için değiştirenlere “samimiyet” kelimesi hiç mi hiç yakışmıyor..Hele ki “iyi niyetli” vasfı asla yakışmıyor. İnşaallah bu hatalarını kendileri de itiraf edip bu faaliyetlerinden vazgeçerler..

                    6. “Kendini aldatarak” “kendini aldattı” şeklinde değiştirilmiş. Bu değişiklikle hem cümlenin şekli şemali de bozulmuş ve hem de çok lüzumsuz bir iş yapılmış. Zira cümleyi bu şekilde değiştirmenin ekstradan bir fayda sağladığını kimse iddia edemez.

                    7. “Bir bahçede bulunuyor gibi” “adam sanki bir bahçedeymişçesine” şeklinde değiştirilmiş. Orjinalinde olmayan “adam” buraya konmuş. Cümlenin başında da tersi bir durum mevcuttu. Yine fazladan bir “sanki” ilave edilmiş. Ve “bahçede bulunuyor gibi” “bahçedeymişçesine” şeklinde değiştirilerek, katmerli bir tahrifat daha yapılmış. Oysa orjinal kısımda hem anlaşılmayan kelime yoktur, hem de gayet düzgün bir terkibtir. Tahrif edilmiş metinde ise hem fazladan ilaveler yapılmış ve hem de okuması bile sıkıcı olan çok saçma değişiklikler yapılmıştır.

                    #815193
                    Anonim

                      Otuz üçüncü cümle:

                      Halbuki o meyvelerin bir kısmı zehirli ve muzır idi. O.M.

                      Halbuki o meyvelerin bir kısmı zehirli ve zararlıydı. S.M.

                      Bu kısa cümledeki tek değişiklik “muzır” kelimesine “zararlı” manası verilmek suretiyle yapılmıştır. Sadeleştirme adı altında yapılan her fiilin hata olduğunu hatırlatmakla beraber, bu değişikliğin cümlenin manasını ya da yapısını bozmadan yapılan, ender değişikliklerden olduğunu söyleyebiliriz.

                      #815195
                      Anonim

                        Otuz dördüncü cümle:
                        Bir hadis-i kudsîde Cenâb-ı Hak buyurmuş: اَناَ عِنْدَ ظَنِّ عَبْدِى بِى Yani, “Kulum Beni nasıl tanırsa, onunla öyle muamele ederim.” O.M.

                        Bir kutsî hadiste Cenâb-ı Hak اَناَ عِنْدَ ظَنِّ عَبْدِى بِى yani “Kulum beni nasıl tanırsa ona öyle muamele ederim.” buyurmuş. S.M.


                        Cümle içinde bilinmeyen sadece “hadis-i kudsî” terkibi olabilir. Onun da manasının verilmediğini görüyoruz. Buna rağmen yine keyfi ve lüzumsuz değişikliklere gidilmiş..

                        1. “Hadis-i kudsî” “kutsî hadis” şeklinde değiştirilmiş. Her iki şekilde de aynı manayı verdiğinden ve aynı şekilde anlaşıldığından, lüzumsuz bir değişiklik olmuş.

                        2. “Buyurmuş” fiili cümlenin ilk kısmından kaldırılıp, sonuna konulmuş. Tamamen keyfi ve lüzumsuz bir değişiklik daha.

                        3. Orjinalindeki “onunla” “ona” şeklinde değiştirilmiş. Müellifini yanlış yazmakla itham eden ya da dikkatsizlik sonucu ortaya çıkan bir bir değişiklik olsa gerek.

                        #815206
                        Anonim

                          Otuz beşinci cümle:

                          İşte bu bedbaht adam, sûizan ve akılsızlığıyla, gördüğünü adi ve ayn-ı hakikat telâkki etti ve öyle de muamele gördü ve görüyor ve görecek. O.M.

                          İşte bu talihsiz adam, su-i zannı ve akılsızlığı yüzünden şahit olduğu hadiseleri basit ve hakikat zannetti, öyle de muamele gördü, görüyor ve görecek! S.M.

                          Cümle içinde bilinmeyen ya da az bilinen kelimeler: “bedbaht, sûizan, ayn-ı hakikat, telâkki” kelimeleridir. Dolayısıyla bu kelimelerin manaları verildiğinde, en az hata ile, hata olan sadeleştirme maksadı yerine gelmiş olur. Demek ki fazladan yapılan değişiklikler, sadeleştirmeden başka gayelerin de olduğunu gösteriyor.

                          1. “Sûizan ve akılsızlığıyla” “su-i zannı ve akılsızlığı yüzünden” şeklinde değiştirilmiş. Orjinalinde anlaşılmayan birşey var mıdır soruyoruz ? Ve tahrif edilmiş metinde, hem kelimelere ilave koymak, hem de orjinalinde olmayan “yüzünden” ilavesini koymak, hangi hikmete binaendir ? “Sûizan” kelimesinin bile anlamı verilmezken, diğer değişikliklerle bu kısmın daha iyi anlaşılacağı nasıl söylenebilir ?

                          2. “Gördüğünü” “şahit olduğu hadiseleri” şeklinde değiştirilmiş. Yine soruyoruz; orjinalinin neresi anlaşılmıyor ve “görmek” fiili mi yoksa “şahit olmak” fiili mi daha çok bilinir, tahrifçiler ve onları savunanlar, ellerini vicdanlarına koyup cevap versinler ? En iyi bildiğimiz tek bir kelimeyi, daha az bilinen kelimelerle uzatmaktaki maksad nedir ?

                          3. “Ve ayn-ı hakikat telâkki etti” “ve hakikat zannetti” şeklinde değiştirilmiş. “Ayn-ı hakikat” “gerçeğin, hakikatin ta kendisi, hakikatın aynısı” manasındadır. Demek ki bu işi yaparken, azami dikkat ve titizlik gösterilmemiştir. Ve bu söyledikleri söz bir yalandan ibarettir.

                          4.

                          Ve öyle de muamele gördü ve görüyor ve görecek.

                          “öyle de muamele gördü, görüyor ve görecek!

                          Yine soruyoruz, buradaki “ve” bağlaçlarının ne zararı vardı ki, ya da metnin anlaşılmasına ne manisi vardı ki kaldırıldı ? “Çok önemli bir değişiklik değil” diyenlere cevabımız; Önemli değilse neden değiştirildi ?

                          #815224
                          Anonim

                            Otuz altıncı cümle:

                            Ne ölüyor ki kurtulsun, ne de yaşıyor; böylece azap çekiyor. O.M.

                            Ne ölüp kurtuluyor ne de yaşıyor, böylece azap çekiyor. S.M.

                            Bu cümlede anlaşılmayan tek bir kelime dahi yoktur. Buna rağmen cümlede değişikliğe gidilmesindeki maksat nedir ? Maksat anlamaksa buyrun anlaşılan bir cümle karşımızda duruyor, o halde neden değiştirilsin ?

                            1. “Ne ölüyor ki kurtulsun” “ne ölüp kurtuluyor” şeklinde değiştirilmiş. Orjinalinde anlaşılmayan nedir ve yerine getirilen terkibin anlaşılması için getirdiği fayda nedir ?

                            #815225
                            Anonim

                              Otuz yedinci ve otuz sekizinci cümle:

                              Biz de şu meş’umu bu azapta bırakıp döneceğiz. Ta öteki kardeşin halini anlayacağız. O.M.

                              Biz de şu uğursuzu azap içinde bırakıp öteki kardeşin haline bakacağız: S.M.

                              Bu iki cümlede anlaşılması zor olan tek kelime “meş’um” kelimesidir. Dolayısıyla bu kelimenin manası verildiğinde, anlaşılmaya yönelik gaye yerine gelmiş olacaktır. O halde sadece bu kelime için yapılan tahrifata göz atalım ki tek gayenin anlaşılması olmadığını bir kez daha görelim..

                              1. “Bu azapta bırakıp” “azap içinde bırakıp” şeklinde değiştirilmiş. Orjinalinde anlaşılmayan ne var ki böyle bir değişikliğe gerek duyulmuştur ?

                              2. 2 cümleyi tek cümle yapmakta nasıl bir faide vardır ? Hem bu kolay olanı zorlaştırmak değil midir ? Ki zaten Yayıncı Notu nda burada yapılanın tersini, yani uzun cümlelerin bölündüğünü söyleyenler siz değil miydiniz ?

                              3. “Ta” işaret sıfatının kaldırılmasındaki hikmet nedir ?

                              4. “Halini anlayacağız” “haline bakacağız” şeklinde değiştirilmiş. Anlamakla bakmak aynı şey midir ? Dahası orjinalindeki hangi kelime anlaşılmıyor ki böyle saçma ve lüzumsuz bir değişikliğe gidilmiştir ?

                              #815230
                              Anonim

                                Otuz dokuzuncu ve kırkıncı cümleler:

                                İşte şu mübarek akıllı zât gidiyor. Fakat biraderi gibi sıkıntı çekmiyor. O.M.

                                İşte sağ yolda giden şu mübarek, akıllı adam, kardeşi gibi sıkıntı çekmez. S.M.

                                Orjinal cümlelerde anlaşılmayan tek kelime yoktur.

                                1. İki cümle tek cümleye dönüştürülmüş. Bu da Yayıncı Notu ndaki uzun cümleleri böldükleri yönündeki beyanatlara zıt bir durum. Aksine kısa olan yerleri uzattıklarına daha çok şahit oluyoruz.

                                2. Cümledeki anlatım tarzı tamamen değiştirilmiş. Aynı şeyi anlatsa da hiç lüzumu olmadığı halde üslub bozulup değiştirilmiş. Mesela orjinalinde birleşik olan “İşte şu” ile “mübarek” arasına “sağ yolda giden” gibi alakasız bir terkib konulmuş. Hatta orjinalinde hiç olmayan bir terkib bu aynı zamanda. Orjinal metinde mübarek akıllı zâtın gittiğinden bahsediliyor, tahrif edilmiş metinde ise sağ yolda gittiğinden bahsediliyor.

                                3. “Akıllı zât” “akıllı adam” olarak değiştirilmiş. “Zât” nasıl bilinmeyen kelimeler arasında olabilir hayret ?

                                4. “Fakat” bağlacı tamamen kaldırılmasında nasıl bir hikmet olabilir ya da bu bağlacı okuyanların cümleyi anlayamayacaklarını iddia edip kaldırana ahmak dense çok mu olur ?

                                5. Eğer “birader” bilinmeyen bir kelime olarak düşünülmüşse, “mübarek” ondan daha da çok bilinmeyen bir kelimedir, ama “mübarek” kelimesi olduğu gibi yerinde duruyor. Hatta İngilizce bilip Türkçeyi az çok bilen biri bile okusa, “birader” i anlar ama mübareği anlamayabilir. Çünkü İngilizcede “brother” “kardeş, erkek kardeş” gibi anlamlara gelir. Az çok bir çağrışım yapması mümkündür. Kısacası şu iki cümlede anlaşılmayan tek bir kelime olmadığı halde, yapılan değişiklikler ne ile izah edilebilir ?

                                6. “Sıkıntı çekmiyor” ile “sıkıntı çekmez” aynı şey midir ? En azından zaman olarak aynı manayı mı ifade ediyor ? Orjinal halinde anlaşılmayacak neresi var bu kısmın ? Fiillerin zamanları ile oynamak ve onları değiştirmek anlamayı nasıl kolaylaştırabilir ? Evet tahrifçiler bu saçmalıklarının hiçbirisine cevap veremezler. Çünkü bu konuda konuşsalar mantıklı izahı olmadığndan daha da maskara olacaklardır.

                                #815264
                                Anonim

                                  Kırk birinci cümle:

                                  “Çünkü güzel ahlâklı olduğundan güzel şeyleri düşünür, güzel hülyalar eder, kendi kendine ünsiyet eder.” O.M.

                                  “Güzel ahlâklı olduğundan güzel şeyler düşünür, güzel hülyalar kurar, iç huzuruna erer.” S.M.

                                  Bu cümle içinde anlaşılması diğerlerine göre bir derece zor olan sadece “ünsiyet” kelimesidir. Haliyle bu kelimenin manası verildiğinde sadeleştirme dedikleri hatalı maksatları yerine gelmiş olacaktır. Ancak bu cümlede de öyle olmadığını görüyoruz. Belki anlaşılamayacak olan tek kelime o olmasına rağmen, cümlenin diğer anlaşılan kısımlarında da değişikliğe gidilmiştir hem de faydasından çok zararı olan değişiklikler. Demekki “anlaşılsın diye yapıyoruz” sözleri boşadır, doğru değildir.

                                  1. “Çünkü güzel ahlaklı olduğundan” “güzel ahlaklı olduğundan” şeklinde değiştirilmiş. “Çünkü” bağlacı kaldırılmış ve mana kısmen bozulmuştur. Ve kaldırılma sebebinin, ne edebiyat kuralları çerçevesinde, ne de sadeleştirme mazereti altında hiçbir şekilde izahı mümkün değildir.

                                  2. “Güzel şeyleri düşünür” “güzel şeyler düşünür” şeklinde değiştirilmiş. Haydi bunda hüsn-ü zan edelim, bir harf gözden kaçtı diyelim.

                                  3. “Güzel hülyalar eder” “güzel hülyalar kurar” şeklinde değiştirilmiş. Hiçbirşekilde anlaşılmasına katkı sağlamayan bir değişiklik. Ve dahi “eder” anlaşılmayacak bir fiil değil. Hem dahi “kurar” ın manası “eder” değil.

                                  4. “Kendi kendine ünsiyet eder” “iç huzuruna erer” şeklinde değiştirilmiş. İç huzuruna ermekle, kendi kendine ünsiyet etmenin, dostluk etmenin ne ilgisi var ? Anlaşılan tahrifçiler kelime manalarını vermeyi de bırakmışlar, cümleden anladıklarını yazmaya başlamışlar.

                                15 yazı görüntüleniyor - 16 ile 30 arası (toplam 71)
                                • Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.