- Bu konu 69 yanıt içerir, 4 izleyen vardır ve en son
Anonim tarafından güncellenmiştir.
-
YazarYazılar
-
21 Ağustos 2013: 18:00 #815272
Anonim
Kırk ikinci cümle:
Hem biraderi gibi zahmet ve meşakkat çekmiyor. O.M.Hem kardeşi gibi zahmet ve zorluk çekmez. S.M.
Bu cümlede de anlaşılmayan bir kelime olmamasına rağmen cümlenin her yeri baltalanmış. Bir derece anlaşılma ihtimali olan, “meşakkat” kelimesi dahi cümle içinde “zahmet” kelimesine yakın bir manada olduğu anlaşılır ki, bilinmeyen bir kelime de değildir. “Birader” ise herkesin bildiği bir kelimedir.
Hele ki cümle sonundaki “çekme” fiili, orjinalinde şimdiki zamanla ifade edildiği halde, tahrif edilmiş metinde geniş zamanla ifade edilmesi, hiçbir mazeretle ifade edilebilecek bir şey değildir. Mazeret olmadığına göre, başka gayelere binaen bu faaliyete girişilmiştir.
21 Ağustos 2013: 18:09 #815273Anonim
Kırk üçüncü cümle:
Çünkü nizamı bilir, tebaiyet eder, teshilât görür. O.M.Çünkü düzeni bilir, ona uyar, kolaylık görür. S.M.
Bu cümlede “teshilât” kelimesi çoğul bir ifade iken, tahrif edilmiş metindeki karşılığı olan “kolaylık” kelimesi, tekil olarak ifade edilmiş.
22 Ağustos 2013: 19:33 #815285Anonim
Kırk dördüncü cümle:
Asayiş ve emniyet içinde serbest gidiyor. O.M.Asayiş ve emniyet içinde serbestçe dolaşır. S.M.
Burada fazla söze hacet yok. Zira yapılan değişiklik o kadar lüzumsuzdur ki ve aynı zamanda manaya da etki eden bir değişikliktir.
1. “Gitmek” fiilinin karşılığı “dolaşmak” değildir.
2. “Gidiyor” şimdiki zamanı ifade ederken “dolaşır” geniş zamanı ifade etmektedir.
3. “Serbest” anlaşılmayan bir kelime ise, onu “serbestçe” yaparak anlaşılması sağlanmış olur mu ?
22 Ağustos 2013: 19:45 #815286Anonim
Kırk beşinci cümle:
İşte, bir bahçeye rast geldi. O.M.
Sonra bir bahçeye rast gelir. S.M.
Burda da anlaşılmayan tek kelime olmadığı halde, cümle resmen katledilmiş.1. “İşte” “sonra” şeklinde değiştirilmiş. Birisi işaret sıfatı olarak kullanılıp, bahçeyi nazara verirken, tahrif edilmiş metinde ise zamanı ifade eden alakasız bir “sonra” ifadesi kullanılmıştır.
2. “Rast geldi” “rast gelir” şeklinde değiştirilmiş. Ve yine her zamanki aynı zaman hatası yapılmıştır. Bu kadar sık ve nerdeyse bütün cümlelerde yapılan bu hatanın, iyi niyetten kaynaklanıyor olduğunu düşünemiyorum.
25 Ağustos 2013: 17:48 #815301Anonim
Kırk altıncı cümle:
İçinde hem güzel çiçek ve meyveler var; hem bakılmadığı için murdar şeyler de bulunuyor. O.M.
Bahçede hem güzel çiçek ve meyveler, hem de bakılmaması gereken pis, haram şeyler vardır. S.M.
Burda da anlaşılmayan tek kelime bir ihtimal “murdar” olduğu halde, cümlenin tamamı resmen katledilmiş. Hem iki cümle birbirinden iki ayrı manaya geliyor.1. “İçinde” “bahçede” şeklinde değiştirilmiş. Sadeleştirme maksadıyla zerre kadar ilgisi olamaz bu değişikliğin.
2. Orjinal metnin yapısı hiç bir menfaati olmaksızın bozulmuş. Bunun neticesi olarak lüzumsuz ilave ve eksiltmeler ortaya çıkmıştır.
3. “Hem bakılmadığı için” “hem bakılmaması gereken” şeklinde değiştirilmiş. Bu kısım cümlenin manasını bozmaya yetmiştir. Orjinal metinde bahçedeki bakımsızlığın neticesi olan murdar, pis şeylerden bahsederken, tahrif edilmiş metinde ise bu mana “bakılmaması gereken şeyler” olarak ifade ediliyor. İki mana birbirinden tamamen ayrıdır. Tafsilata lüzum yok.
4. “Murdar şeyler de bulunuyor” “pis, haram şeyler vardır” şeklinde değiştirilmiş. Bu da orjinal metinle alakası olmayan bir değişiklik. Orjinal metinde “haram” la ilgili tek bir kelime yokken, tahrif edilmiş metinde “murdar” a ilaveten “haram” manası da ilave edilmiştir. Bu da muhtemelen bir geride yaptıkları “bakılmaması gereken” hatasının neticesidir. Bunun dahi sadeleştirme dedikleri sahtelik ile ilgisi yoktur. Hem “bulunuyor” u “var” şeklinde ifade etmekte de hiçbir faide yoktur, ekstradan bir kazancı yoktur.
28 Ağustos 2013: 19:51 #815336Anonim
Kırk yedinci ve kırk sekizinci cümleler:
Kardeşi dahi böyle birisine girmişti. Fakat murdar şeylere dikkat edip meşgul olmuş, midesini bulandırmış, hiç istirahat etmeden çıkıp gitmişti. O.M.Kardeşi de böyle bir yere girmişti; fakat pis şeylere dikkat edip onlarla meşgul olmuş, midesini bulandırmış, hiç istirahat edemeden çıkıp gitmişti. S.M.
Bu iki cümlede yine anlaşılmayan ya da anlaşılması bir ihtimal zor olan tek kelime “murdar” kelimesidir. Buna rağmen cümle her zamanki gibi keyfi olarak bozulmuştur.
1. “Kardeşi dahi böyle birisine girmişti” “Kardeşi de böyle bir yere girmişti” şeklinde değiştirilmiş. İlk olarak bu kısa cümlede “dahi” yerine “da” getirilmiş. “Birisine” yerine “bir yere” tercih edilmiş. Bu tercihlerin ne kadar manasız ver yersiz olduğunu çocuklar da anlayabilir.
2. Klasik tezatları olan iki ayrı cümleyi yine manasız bir şekilde tek cümle haline getirmişler.
3. “Meşgul olmuş” “onlarla meşgul olmuş” şeklinde değiştirilmiş. Buradaki “onlarla” ilavesi de manasız ve ekstradan anlayışı kolaylaştıran birşey değildir. Ki zaten cümle anlaşılır bir cümledir.
4. “Hiç istirahat etmeden” “hiç istirahat edemeden” şeklinde değiştirilmiş. Bu kısım manayı kısmende olsa bozan bir değişikliktir, çünkü; “etmeden” dendiğinde kişinin kendi tercihi anlaşılırken, “edemeden” dendiğinde ise başkaları ya da bazı sebebler yüzünden bu istirahatten mahrum olduğu sonucu ortaya çıkıyor. Oysa orjinal metinde bahsedilen kişi kendi tercihiyle bu istirahatten mahrum kalmıştır. Tahrif edilen metinde bu mana tersine döndürülmüştür.
29 Ağustos 2013: 09:31 #815342Anonim
1. “Kardeşi dahi böyle birisine girmişti” “Kardeşi de böyle bir yere girmişti” şeklinde değiştirilmiş. İlk olarak bu kısa cümlede “dahi” yerine “da” getirilmiş. “Birisine” yerine “bir yere” tercih edilmiş. Bu tercihlerin ne kadar manasız ver yersiz olduğunu çocuklar da anlayabilir.
Birisine ve Bir yere kelimeleri;
Bir çok edebiyat profesörlerine sorduğumuzda edebiyata yeni bir ivme vermek yerine zaman geçtikce Türk Edebiyatının kısırlaştığı basitleştiği ortaya çıktığı ifade edilmekte. Ve asrımızın en önemli ve Tarihinde böyle bir edebi bir metine rastlanmayan bir eser olarak kabul görülen Risale-i Nurların edebi ve belagat özelliği ise maalesef böyle katiller tarafından katlediliyor, setrediliyor..
O iki kelimenin edebi belagat özelliği olduğu ve bunun yanısıra kişinin beynini öldürmek yerine kullanmasını sağladığı ise çok aşikardır. Çünkü bir cümlede biryere girdi kelimesi kullanılsa kişi beynini kullanmayacak ezbere iş görecektir. Amma birisine girmişti denilse beynini kullanacaktır nedemek diyecektir. Heyhat..
1 Eylül 2013: 09:51 #815385Anonim
Kırk dokuzuncu, ellinci ve elli birinci cümleler:
Bu zât ise, “Herşeyin iyisine bak” kaidesiyle amel edip, murdar şeylere hiç bakmadı. İyi şeylerden iyi istifade etti. Güzelce istirahat ederek çıkıp gidiyor. O.M.Bu adam ise “Her şeyin iyisine bak” kaidesince amel edip helâl olmayan şeylere hiç bakmaz, iyi şeylerden faydalanır, güzelce istirahat ederek bahçeden çıkıp gider. S.M.
Bu üç cümlede de “murdar” haricinde anlamada zorlanılabilecek ikinci bir kelime yoktur. Ki bu peşpeşe gelen cümlelerde “murdar” kelimesinin iyi ve güzel bir şey olmadığı aşikar belli oluyor. Bir de meselenin bakmak ile ilgili olmasını nazara alırsak, “murdar” ın göze hiçte hoş gelmeyen şeyler olduğu ve haliyle pis veya çirkin şeyler olduğu çok kolay anlaşılabilir. Netice olarak bu cümleler de bir çokları gibi katledilmiştir.1. “Bu zât ise” “bu adam ise” şeklinde değiştirilerek her zamanki gibi manasız bir değişiklik yapılmış.
2. “Kaidesiyle amel edip” “kaidesince amel edip” şeklinde değiştirilmiş. Bunun orjinal metinden daha anlaşılır olduğunu iddia etmek mantık sınırları içinde mümkün değildir.
3. “Murdar şeylere hiç bakmadı” “helâl olmayan şeylere bakmaz” şeklinde değiştirilmiş. “Murdar” kelimesine “helal olmayan şeyler” manası verilmiş. Halbuki bu kelimenin manası “pis” tir. Ki bir önceki cümlede bu kelimeyi “pis” olarak değiştirirlerken, burada “helal olmayan şeyler” olarak değiştirmişlerdir. Bu hem ne kadar istikrarsız ve dikkatsiz olduklarını gösteriyor ve hem de bu çeviriye göre aklımıza pis olarak gelen herşeyin haram olduğu kanaatini veriyor. Acaba öyle midir ?
4. “İyi şeylerden iyi istifade etti” “iyi şeylerden faydalanır” şeklinde değiştirilmiş. Bu kısacık değişiklikte birçok hata var. 1. “İstifade” herkesin malumu olan bir kelimedir. 2. Bu kelimenin buradaki manasının karşılığı verilse dahi bu “faydalanır” değil, “faydalandı” olması gerekirdi. Her zamanki gibi fiilleri sadece orjinalliğini bozmakla değil, aynı zamanda, zaman olarakta bozduklarını gösteren başka bir misal daha. 3. “İyi istifade etti” “istifade etti” şeklinde değiştirilmiş. Bu da hatalı bir değişikliktir. Orjinal metindeki “iyi” yi çıkarmak manayı doğrudan bozan bir eksiltmedir. Çünkü öyle iyi şeyler vardır ki, bunlardan kötü de istifade edileilir. Burada “iyi” kaldırılmakla hangi şekilde istifade edildiği manası muallak bırakılmıştır.
5. “Çıkıp gidiyor” “bahçeden çıkıp gider” şeklinde değiştirilmiş. Orjinal terkib gayet anlaşılır olduğu çocuklarca dahi malumdur. Demek ki tahrifçi girişimciler okuyucularını çocuklar kadar da, zeka yönünden gelişmemiş olduğunu ima ediyorlar. Öyle değilse, diğer sıralanacak maksatlar da bundan daha aşağı kalır cinsten olmayacaktır. Bu kısımda orjinalinde olmayan ve hiç lüzumda olmayan “bahçeden” ilavesi konmuştur. Bununla yetinilmemiş; “gidiyor” “gider” şeklinde değiştirilerek, fiildeki zaman değiştirilmek suretiyle bu kısım tahrif edilmiştir.
6. Yayıncı Notu nda uzun cümlelerin bölünüp aynı malzeme ile yeniden kurulduğunu iddia ettikleri halde, burada da peşpeşe üç cümleyi, dediklerinin aksi yönünde birleştirip tek cümle haline getirerek uzatmışlardır.
2 Eylül 2013: 08:43 #815404Anonim
Elli ikinci cümle:Sonra, git gide, bu dahi evvelki biraderi gibi bir sahrâ-i azîmeye girdi. O.M.
Sonra o da kardeşi gibi büyük bir ovaya varır. S.M.
Cümleye baktığımızda bize yabancı olan sadece “sahrâ-i azîme” terkibi var. Maksat sadece -Risale-i Nurun, Müellifinin ve Varislerinin kabul etmediği- sadeleştirme olsa, bu terkibin manasını vermekle maksat hasıl olmuş olurdu. Demek ki bunun haricindeki değişiklikler, sadeleştirme ihanetinden öte cinayettir, tahriftir. Bu cümle yapılan eksiltmeler ve hatalı değişikliklerle tamamen farklı bir manaya çevrilmiştir.
1. “Sonra, git gide” terkibindeki “git gide” kaldırılmış. Bundan önceki iki yerde “git gide” yi “gide gide” şeklinde değiştirenler, bu cümlede ona da tenezzül etmemişler. Tezat bir görüntü daha sergilemişler.
2. “Bu dahi evvelki biraderi gibi” “o da kardeşi gibi” şeklinde değiştirilmiş. “Bu dahi” yi “o da”, “biraderi” yi “kardeşi” şeklinde çevirmek gibi manasız ve mantığa-mizana sığmayacak değişiklikler yapılmış ki, bunlar çocukların dahi anlayabileceği kelimelerdir. Ayrıca bu terkib içindeki “evvelki” kelimesi tamamen kaldırılmıştır. Kısacası şu kısacık terkibin içinde “gibi” den başka orjinal hiçbirşey bırakılmamış. Maksat sadece sadeleştirme cinayetiyle sınırlı kalmadığı aşikare görünmüyor mu ?
3. “Bir sahrâ-i azîmeye girdi” “büyük bir ovaya varır” şeklinde değiştirilmiş. Burda ki “sâhra-i azîme” terkibinin manasını sadece “büyük ova” ile sınırlamak hatadır. Çünkü “sahra” sadece “ova” demek değildir, “çöl ve meydan” gibi manaları da vardır. Bu kelimelerin hepsini birden vermek okuyucuya bir keyif vermeyeceğinden, orjinali ile bırakıp, okuyucuya kelime öğretmek, lugat zenginliği kazandırmak herhalikarda en sıhhatli yoldur. Ayrıca bu terkibin fiili olan “girdi” nin manası hangi lugatta, hangi TDK sözlüğünde “varır” olarak geçmektedir ? Bu kadar cahilane ya da kasıtlı bir değişiklik olur mu ? Fiilin zamanı değişmekle kalmamış, üstüne bir de tamamen farklı bir fiil getirilmiş. Bir yere varmak oraya girmeyi gerektirir mi ?
3 Eylül 2013: 08:59 #815414Anonim
Elli üçüncü ve elli dördüncü cümleler:
Birden, hücum eden bir arslanın sesini işitti, korktu. Fakat biraderi kadar korkmadı. O.M.
Birden, hücum eden bir aslanın sesini işitir ve korkar, fakat kardeşi kadar değil. S.M.
Bu cümlelere baktığımızda anlaşılmayan tek bir kelime dahi olmadığını görüyoruz. Yapılan değişiklikler:
1. “Sesini işitti, korktu” “sesini işitir ve korkar” şeklinde çevrilmiş. Orjinal kısım gayet net anlaşılmasına rağmen değiştirilmiş ve dahi hatalı çevrilmiştir. Fiillerdeki zaman değiştirilmiş ve metnin anlaşılmasında zerre kadar bir kolaylık sağlamayan “ve” bağlacı konmuştur.
2. “Birader” kelimesi bilinen bir kelime olmasına rağmen yine değiştirilmiş.
3. “Biraderi kadar korkmadı” “kardeşi kadar değil” şeklinde çevrilmiş. Tahrif edilmiş metinde “korkmadı” kısmı tamamen kaldırılmış. Böyle bir değişikliğin metni daha anlaşılır hale getirmekle ne ilgisi olabilir ?
4. Yayıncı Notu nda uzun cümlelerin bölünüp aynı malzeme ile yeniden kurulduğunu iddia ettikleri halde, burada da peşpeşe iki cümleyi, dediklerinin aksi yönünde birleştirip tek cümle haline getirerek uzatmışlardır.
3 Eylül 2013: 09:38 #815415Anonim
Elli dördüncü ve elli beşinci cümleler:
Çünkü, hüsn-ü zannıyla ve güzel fikriyle, “Şu sahrânın bir hâkimi var. Ve bu arslan o hâkimin taht-ı emrinde bir hizmetkâr olması ihtimali var” diye düşünüp tesellî buldu. O.M.
Çünkü hüsn-ü zannıyla, güzel düşünerek, “Şu ovaya hükmeden biri var ve bu aslan onun emri altında bir hizmetkâr olabilir.” deyip teselli bulur. S.M.
Bu cümlelere baktığımızda “hüsn-ü zan, sahrâ ve taht-ı emrinde” terkiblerinin bir derece anlaşılması zor olabilir. Bunlardan “hüsn-ü zan” terkibinin anlaşılacağını düşünmüşler ki değiştirilmemiştir. Diğer kelimelerin anlamları verildikten sonra yine bununla yetinilmemiş ve cümlenin diğer tarafları da baltalanmıştır.
1. “Ve güzel fikriyle” “güzel düşünerek” şeklinde çevrilmiş. Görüldüğü üzere bir önceki cümlede virgül olan yere “ve” bağlacını ilave edenler, burada “ve” bağlacı olan kısmı virgül ile değiştirmişlerdir. Belki gözle farkedilmeyecek ve manaya da etki etmeyecek değişiklikler olabilir. Ancak bunları göstermemizdeki maksad, tahrifçilerin ne kadar keyfi hareket ettiklerini ve hemen her satırda kendileriyle çeliştiklerini ve bunu ya kasten yahut ehil olmadıkları halde yaptıklarını göstermektir. Hem “fikriyle” eğer manası verilmesi gerekse -ki zaten bilinen bir kelimedir- tahrif edilmek suretiyle “düşüncesiyle” şeklinde değişilebilirdi. Fakat öyle dahi yapılmamış, “düşünerek” şeklinde değiştirilmiştir. Burada mana dahi bozulmuştur. Çünkü orjinal metinde nazara verilen, burdaki şahsın güzel fikirli olduğudur. Tahrif edilmiş metinde ise, güzel düşünmüş olması manası vardır.
2. “Şu sahrânın bir hâkimi var” “şu ovaya hükmeden biri var” olarak değiştirilmiş. “Sahrânın sadece “ova” manasına gelmediğini daha önce geçen kısımlarda belirtmiştik. Burda da sadece “ova” olarak değiştirildiğinden mana daraltılmıştır. İkincisi “hakimiyet” kavramını bilmeyen ve Türkçe bilen biri var mıdır ? Hem bu “hâkim” kelimesi, “hüsn-ü zan” dan daha mı az kullanılan ve bilinen bir kelimedir. İşte tezata düştükleri başka bir misal daha. Hem “bir hâkimi” nin karşılığı “hükmeden biri” midir yoksa “bir hükmedeni” midir ? Allah biliyor ya yaptıkları iş kökünden yanlış olduğu için, ister bilerek olsun, ister bilmeyerek, tahrifçiler her satırlarında çamura batmıştır. Allah razı olduğu bir işte, herhaldeki bu kadar gayret gösteren kullarına muvaffakiyet verir. ALLAHU ALEM razı değil ki bu derece batmışlar..
3. “Ve bu arslan o hâkimin” “ve bu aslan onun” şeklinde değiştirilmiş. Çok ince bir değişiklik, “arslan” ın “r” si kaldırılmış. Sonra “o hâkimin” deki “hâkim” dahi kaldırılmış ve “onun” demekle yetinilmiş.
4. Yayıncı Notu nda uzun cümlelerin bölünüp aynı malzeme ile yeniden kurulduğunu iddia ettikleri halde, burada da peşpeşe iki cümleyi, dediklerinin aksi yönünde birleştirip tek cümle haline getirerek uzatmışlardır.
5. “Diye düşünüp tesellî buldu” “deyip teselli bulur” şeklinde değiştirilmiş. Burada da mana bozulmuştur. Çünkü orjinal metinde düşünerek teselli bulmak manası vardır. Tahrif edilmiş metinde ise bir şeyi söyleyerek teselli bulma manası vardır. Hem orjinalinde “buldu” fiili, tahrif edilmiş metinde “bulur” olarak değiştirilmiş ve yine mantıkla izah edilemeyecek bir değişiklik yapılmıştır.
4 Eylül 2013: 11:50 #815437Anonim
Elli altıncı ve elli yedinci cümleler:Fakat yine kaçtı. Ta altmış arşın derinliğinde bir susuz kuyuya rast geldi, kendini içine attı. O.M.
Fakat yine de kaçar ve altmış arşın derinliğindeki susuz bir kuyuya rast gelir, içine atlar. S.M.
Bu iki cümlede bize yabancı olan tek kelime “arşın” kelimesidir. Maksat sadeleştirme ise tek değişikliğin bu olması gerekirdi. Halbuki bu kelime bile olduğu gibi bırakılmıştır. O halde yapılan değişikliklerin manası nedir ? Bir hata neticesi yaptıkları sadeleştirmeyi -kendilerine göre- gerektirecek hemen her cümlede bir ya da birkaç kelime bulunmaktadır ve birçok cümlede ise anlaşılmayan tek kelime dahi yoktur. Oysa ki bu kelimeler haricinde yapılan değişiklikler çok daha fazladır. Demekki sadeleştirme fiili bir hata olmakla birlikte, o hatanın içinde ondan çok daha vahim ve büyük hatalar ya kasten, ya cehalet neticesinde yapılmıştır.
1. “Fakat yine kaçtı” cümlesi müstakil tek cümle iken, “fakat yine de kaçar” şeklinde değiştirilmiş ve cümle “ve” bağlacı konulmak suretiyle devam ettirilmiş. Bu daha önce sıkça belirttiğimiz Yayıncı Notu ndaki izahlarına ters düşen bir durumdur. Hem bu kısa cümle çok net anlaşıldığı halde, “yine” yi “yine de”, “kaçtı” yı “kaçar” şeklinde değiştirmekle tahrif etmişlerdir. Bu değişikliklerin mantıklı hiçbir izahı olamayacağı herkesçe malumdur. Hem eğer ki bunda bir kasıt yoksa, hemen her cümlenin fiillerinde gördüğümüz “di” li geçmiş zaman eklerini, geniş zaman ekleri ile değiştirmek tam bir cehalettir.
2. “Ta altmış arşın derinliğinde” “ve altmış arşın derinliğindeki” şeklinde değiştirilmiş. “Ta” işaret sıfatı tamamen kaldırılmış. Bu manaya kısmen de olsa zarardır. Sonra iki cümle tek cümle yapıldığı için “ve” bağlacı ilave edilmiştir. Hem “derinliğinde” “derinliğindeki” şeklinde değiştirilerek bu 4 kelimelik kısmın 3 kelimesinde 3 hata yapılmıştır. Tahrifçilerin, bu işte ehil oldukları düşüncesiyle bu işe girdikleri malumdur. Peki madem cahil değillerse bu yapılan değişiklikler kasıttan başka ne ile izah edilebilir ?
3. “Bir susuz kuyuya rast geldi” “susuz bir kuyuya rast gelir” şeklinde değiştirilmiş. İki kelimenin yerini değiştirince güya metin anlaşılmazken, anlaşılır hale getirilmiş. Sonra “rast geldi” “rast gelir” şeklinde değiştirilerek, fiildeki zaman yine değiştirilmiştir. Tahrifatın yüzlerce misallerinden birisi daha..
4. “Kendini içine attı” “içine atlar” şeklinde değiştirilmiş. Hem fiildeki zaman değiştirilmiş, hem de mana bozulmuş. Çünkü kendini birşeyin içine atmak, istemeyerek yapılan birşeydir. Bir yandan kişinin kaçtığınıda düşündüğümüzde kontrolsüz bir atlayış olduğu malum olur. Tahrif edilmiş metinde ise bilinçli bir atlama manası verilerek mana katledilmiştir.
7 Eylül 2013: 10:11 #815470Anonim
Elli sekizinci cümle:
Biraderi gibi, ortasında bir ağaca eli yapıştı, havada muallâk kaldı. O.M.
Kardeşi gibi kuyunun ortasında bir ağaca tutunup havada asılı kalır.S.M.
Bu cümlede de bir derece yabancı olduğumuz bir tane kelime var, o da “muallâk” kelimesidir. Ki bu kelime cümle içinde kendi manasını ihtar etmektedir. Öyle ya insan bir şeye tutunup, havada nasıl kalabilir ? Hadi diyelim ki bu hatalarının 1. kademesi olan sadeleştirmedir..O halde diğer değişiklikler hangi maksadla izah edilecektir ?
1. “Birader” “kardeş” olarak değiştirilmiş. Bu basit kelimeyi bilmeyen biri, bir önceki cümlede geçen “arşın” kelimesini nasıl bilebilir ya da nasıl bildiği düşünülebilir ki sabit bırakılmıştır ?
2. “Ortasında” “kuyunun ortasında” şeklinde değiştirilmiş. Zaten bir önceki cümlede malum yerin bir kuyu olduğu bildiriliyor.
3. “Bir ağaca eli yapıştı” “bir ağaca tutunup” şeklinde değiştirilmiş. Bu da manayı etkileyen değişikliklerden. Zira orjinal metinde “el” tektir. Ve yapışma fiili irade ederek yapılan birşey değildir. Tahrif edilmiş metinde ise bilerek tutunmak vardır ve iki elle de tutunmuş olma ihtimali vardır. Hem “yapışmak” fiili “tutunmak” fiilinden daha az bilinen bir fiil değildir. Hem orjinal metinde “yapıştı” olarak geçen fiil, tahrif edilmiş metinde “tutunup” şeklinde değiştirilmek suretiyle cümle devam ettirilmiştir. Bu değişikliklerin zararından başka metnin anlaşılmasına en ufak bir faydası yoktur. Tamamen cehalet; değilse kasıt ürünüdür.
4. “Havada muallâk kaldı” “havada asılı kalır” şeklinde değiştirilmek suretiyle yine fiil geniş zamanla ifade edilmiş. “Kaldı” fiilini “kalır” diye değiştirilmekle daha iyi anlaşılacağını ve aynı manayı muhafaza ettiğini kim iddia edebilir ?
8 Eylül 2013: 19:32 #815479Anonim
Elli dokuzuncu cümle:
Baktı, iki hayvan, o ağacın iki kökünü kesiyorlar. O.M.
Bakar ki, iki hayvan, o ağacın iki kökünü kemiriyor. S.M.
Bu cümle de az da olsa yabancı olduğumuz tek bir kelime yok. Bütün kelimeler ve cümle bir bütün olarak o kadar anlaşılır ki tarife lüzum yok. Madem maksat anlaşılması idi, -bu dahi hata olduğunu tekrar edelim- o halde anlaşılan bu cümle ve bunun gibi cümlelerdeki değişiklikler, hangi hikmetin kapsamına giriyor ?
1. “Baktı” “bakar ki” şeklinde değiştirilmiş. Bu fiilde hem zaman değişmiş olmakla birlikte, hem de sonuna “ki” bağlacı eklenmiş. Hikmetini izah ederlerse memnun kalırız..
2. “Kesiyorlar” “kemiriyorlar” şeklinde değiştirilmiş. Güya Üstad Hazretleri yanlış yazmış, lütfedip hatasını tahsis etmişler..
10 Eylül 2013: 18:57 #815507Anonim
Altmışıncı cümle:
Yukarıya baktı arslan, aşağıya baktı bir ejderha gördü. O.M.
Yukarıya bakar bir aslan, aşağıya bakar bir ejderha… S.M.
Cümle net ve anlaşılır kelimelerden oluşuyor.1. “Yukarıya baktı” “yukarıya bakar” şeklinde değiştirilmiş. Zaman değişikliği..
2. “Arslan” “bir aslan” şeklinde değiştirilmiş. Ekstradan “bir” ilavesi yapılmış.
3. “Aşağıya baktı” “aşağıya bakar” şeklinde değiştirilmiş. Fiilde zaman değişikliği..
4. “Bir ejderha gördü” “bir ejderha…” şeklinde değiştirilmiş. Fiil kaldırılmış.
-
YazarYazılar
- Bu konuyu yanıtlamak için giriş yapmış olmalısınız.